25 Nisan 2018 Çarşamba

Samsun Tarihi


Ali Sarcan - Samsun Tarihi


Gaşka / Kuşar
Dündartepe, diğer adı Öksürüktepe, Öksürüktepe denmesinin nedeni bölgede öksürük hastalarına iyi gelen bir yatır olmasından dolayıdır (s. 10).

Karadeniz / Ahşayena: Pers dilinde “karanlık” manasındadır.
Yunanlılar buraya misafirsevmez manasında “Akseinos” dediler.
Belki huyu değişir diye sonradan, “Pont Euksinos” denmiştir ki bu da misafirperver manasındadır (s. 17).

Hypsikrata / Mithridates’in odalığı Amazon kadını

Strabon, meşhur Coğrafya’sında Havza kaplıcalarından söz eder.

Ladik / Laodika, 4. Mithridates’in annesidir. Şehri ilk olarak Laodika kurmuştur (s. 19).

Timur, bölgeyi işgali sırasında Ladik’i kuşatmış ancak yakıp yıkmamıştır.

(Samsun ve çevresinin 1. yüzyıldaki durumu için: Strabon, X II, 3, 36)
Burada öküz ve at sürüleri dolaşır. Darı çok bol…
Alçak tepeler meyve ağaçlarıyla dolu…
Kıyı bölgelerindeki koyunların tüyleri sık ve ipek gibiymiş… (s. 69)

Samsun’un en eski mahalleleri, Hançerli, Pazar, Kaleiçi, Çayıriçi, Cedit, Meğde…

(Tütünden önce) Şehrin çevresindeki tepeler zeytin ağaçlarıyla doluydu (s. 108).

(18 yüzyıl ortalarında) Kahvelerde tütün içmek için çubuklar kullanılırdı. Boyu 1 metre olan çubuklar 25 cm boyundaki parçaların birleştirilmiş haliydi. Çubuğun bittiği yerde makaraya benzer delikli bir marpucu yani lülesi vardı. Tütünler buraya koyulup içilirdi.
Bu çubuklar kahvehanenin dolabında saklanırdı.
O zamanlar çay bugünkü gibi meşhur değildi. Kahve ve tütün içilirdi.

Gençlerin kendi kahveleri vardı. Bu kahveler mahalle aralarında olurdu. Gençler, yetişkinlerin gittikleri kahvelere gitmezlerdi.

(Giyim)
O yıllarda çakşır ve mintan giyerdi genç erkekler. Çakşırlar, çuhadan ve kazmirden yapılırdı. Ayaklarında yemeni veya yanları düğmeli iskarpin benzeri ayakkabılar giyerlerdi.
Bazı gençler ve bilhassa yaşlılar maddi durumlarına göre bellerine Trablus ve Horasan kuşakları / şalları sararlardı.
Kabadayı geçinen gençler bellerine çift veya tek namlulu tabanca, kama ve sürmene bıçağı takarlardı. Başlarındaki kırmızı fese de yemeni dolamak bir ara mahalli adet halini almıştı.
İhtiyarlar sırtlarına gocuk veya sako giyerlerdi (s. 111).

Kadınlar sen git ben geliyorumdan başka bindallı ve alayüç etekler giyinirlerdi. Dudu burnu ve kutnu kumaşlardan elbiseler giyinilirdi.
Üzerlerine Trabzon ve Rize’de imal edilen kaşık sapı denilen çarşaflar giyilirdi.
Giyinecekleri gömlekleri, yatak çarşaflarını, peşkirleri ve sair ihtiyaçlarını kendi tezgâhlarına dokurlardı.

Kadınlar, geceleri bir yakınını ziyarete gideceği zaman ekseriyetle kafile halinde gezerlerdi. Bu gezmelerde çarşı içinden geçmemeye dikkat ederlerdi.

Uzun kış gecelerinde belli bir evde toplanan insanlar, yer ocağındaki ateşin etrafına minderler serip oturur ve saatlerce sohbetler ederdi. Dışarıda kar, tane taneyse, temiz bir kaba doldurularak üzerine pekmez katılarak karıştırılırdı. Buna pekmez dondurması veya kar helvası denirdi.

Geç saatlere kadar devam eden sohbetlerin sonunda misafirler uğurlanırken ev sahibi sokağa çıkıp 30-40 metre eşlik ederdi uğurlarken misafirini.

---
Sarcan, Ali. (1966), Samsun Tarihi, Kültür Matbaası, Ankara

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder