25 Ocak 2015 Pazar

Spinoza

Baruch De Spinoza (1632-1677)

Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Amsterdam’da doğdu.
Hahamlık eğitimi alırken, Bruno ve Descartes etkisiyle felsefeye yöneldi.
Bruno’nun mistisizmiyle Descartes’ın rasyonalizmi arasında özgün bir sentez yaptı.
Ethika isimli eserinde bütünlüklü bir evren sistemi inşa etmeye girişmiştir.
Gözlük camı yontarak geçimini sağlayan Spinoza’nın ölümüne sebep veremdir.

Yöntem ve Bilgi Anlayışı
Öklid geometrisinde tanım, aksiyom ve postulatlardan yola çıkılarak geometri teoremlerinin tanım ve kanıtlarına ulaşılır. Descartes, bilgi için bu yöntemi, geometrik yöntemi önermiş ancak uygulamamıştır. Spinoza ise bu yöntemi ilke edinmiştir. Ethica adlı eserinde bu yöntemi kullanmış ve tutarlı bir sistem ortaya koymaya çalışmıştır.

İdelerin düzeni ve bağlantısı, nesnelerin düzeni ve bağlantısı ile bir ve aynı şeydir. Spinoza, evren ve bilgi konusundaki görüşlerini bu geometrik şemaya uygun olarak oluşturur.

Descartes, evrende ruh ve madde olmak üzere iki sonlu töz, bir de bunları meydana getiren sonsuz bir töz (Tanrı) olduğunu savunmuştu. Spinoza, bu düalist anlayışı bırakarak sonsuz Tanrı’nın evrenin biricik tözü olduğunu savundu. Ona göre töz, sistemin en başındaki birincil aksiyomdur.

Töz varlığını kendisine borçludur, tözü var eden başka bir varlık yoktur. Spinoza’ya göre bu kavramı karşılayan tek gerçeklik Tanrı’dır.
Töz, yani Tanrı kendisini sonsuz sayıdaki sıfatları (attributa) aracılığıyla belli eder. Biz insanlar bu sonsuz sayıdaki sıfatlardan sadece ikisini algılayıp bilebiliriz; bunlar da madde ve ruhtur.
Bunlar birbirine karışmaz, her biri kendi yolunda devam eder.
Ruh sıfatının sonsuz modusu düşünme (cogitatio), madde sıfatının sonsuz modusu ise uzamdır (extensio).

Doğada var olan her şey Tanrı’nın özünden zorunlulukla çıkar. Tanrı’nın özgür istenci yoktur; her şey onun varlığından taşarak oluşur. Böylece evrende her şey birbiri tarafından belirlenmiş biçimde meydana gelir.
Spinoza bu bağlamda tam bir panteisttir: Buna göre her şey Tanrı’dadır, Tanrı, her şeydedir.

Spinoza’ya göre evren, gerçekliği her şeyin birbirine bağlı olduğu çok sıkı bir sistemdir. Bu gerçekliği dile getiren doğruluk da özünde tek bir doğruluktur. Bu da doğruluk ölçütü tutarlılık olan bir düşünce sisteminin özelliğidir.
Spinoza gerçeklik derecelerine karşılık gelen bir bilgi derecelenmeleri kuramı ortaya koymuştur (Tanrı / Ruh-Madde / sonsuz moduslar / sonlu moduslar – nicelik).

Bilgi Derecelenmeleri
Duyusal Bilgi (İmgelem Bilgisi)
Duyu deneyimi en düşük bilgi derecesidir. Bu bilginin oluşumunda imgelemgücü ağır basar. Bu kaynakların her ikisi de  (duyu ve imgelem) insandan insana değişen ve gerçek bilgiyi anlatmayan tümel kavramların (tümellerin) oluşturulmasına yol açabilirler. Spinoza bunlara kendi terimiyle genel kavramlar demektedir.

Bilimsel Bilgi (Us Bilgisi)
Deneyim esnasında aklın belirleyiciliği ortak kavramları da üretir. Ortak kavramlar, Spinoza’nın açık ve seçik olarak nitelendirdiği birincil niteliklerin kavramlarına karşılık gelirler. Spinoza bunları tümellerden ayırır. Çünkü onlar ussal sezgilerin nesneleridirler ve bilimlerin başlangıç noktasını sağlarlar. Bu bilginin dili matematikseldir ve bu özellik onu ortak kavramlarla birlikte nesnel kılmaktadır.

Tanrı Bilgisi (Tam Bilgi)
Spinoza Tanrı bilgisini sezgi ya da intuition bilgisi olarak da niteler. Felsefenin asıl amacı bu bilgi sistemine ulaşmaktır. Çünkü evren sisteminin zorunlu yapısına boyun eğebilmek için tüm gerçekliği sonsuzluk kipi altında (sub specie aeternitatis) görebilmek demektir.

Spinoza bilgiyi, aşağıdan yukarıya üç ayrı bölümde inceler. En altta duyu deneyimleriyle elde edilen duyusal bilgi, ikinci aşamada aklın oluşturduğu ortak kavramlara dayanan bilimsel bilgi, en üstte ise Tanrı’nın sezgi yoluyla elde edilen tam bilgisi bulunur.

Zihin-Beden Paralelizmi
Spinoza’ya göre ruh ve madde ayrı tözler değil, tek tözün sıfatları, yani tözün özünü oluşturan temel nitelikleridir.
İnsan türü sayıca bir tek modusu anlatır. Biz bu modusu bir uzam modusu olarak da, zihin modusu olarak da düşünebiliriz.
Spinoza’ya göre zihin bedenin kavramıdır ve bedendeki oluşumların zihinde mutlaka bir kavramı, idesi olmalıdır (çifte görünüm kuramı). Bu durumda zihin ve bedenin işlemde bulunduğu yapı bir ve aynı yapıdır. Yani zihin ve beden bu anlamda özdeş şeylerdir; bir bakıma tek bir tözdürler ve bu töz de Tanrı’dır. Burada insanlık, Tanr’ının sonlu versiyonu olarak karşımıza çıkar.

Spinoza’nın felsefesi Tanrı ile evreni bir, aynı ve özdeş gören panteist bir felsefedir. Spinoza’nın evren kuramı, skolastik düşünceyle Hıristiyanlığın bir sentezidir (Spinoza Yahudi’dir).
Aristoteles’in mantığında her basit önermenin bir özne ve bir yüklem içermesi, gerçeklikte de tözler ve onların yüklemleri arasında temel bir ayrıma işaret eder.
Spinoza Descartes’ın madde ve zihin ayrımına karşın tek bir töz olduğunu savunmuştur. Bu tek tözü de Tanrı olarak tanımlamıştır.

Spinoza’nın görüşüne göre, zihin ve beden tek bir tözün, yani Tanrı’nın iki ayrı yönü ya da görünüşüdür.
Descartes’in sisteminde sonlu töz olan “uzam” Spinoza’da Tanrının sonsuz sıfatlarından biridir, yani “Tanrı uzamlı varlıktır”
Tanrının özünün bize kendini gösterdiği ikinci biçimiyse “ruh”tur.
Düşünce de “Tanrının bir sıfatıdır, Tanrı düşünen varlıktır.”
Uzam ve düşünme hiçbir ortak nitelik taşımadığı için, zihin ve beden alanları nedensel olarak kapalı sistemlerdir. Uzamlı her şey yalnızca uzam niteliğinin bir sonucudur. Benzer biçimde, her ide zorunlu olarak düşünme niteliğinden çıkar.

Bedenin Bir İdesi Olarak Zihin
Zihin, genel olarak düşünür, özel olarak kavramlar oluşturur.
Her maddesel şey onu temsil eden ya da ifade eden kendisine özgü bir ideye sahiptir. Çünkü bu ide Tanrının sonsuz sıfatlarından biri olan düşünmenin belli bir halidir ve sonsuz ideler serisi Tanrının zihnini ya da sonsuz bir zihni oluşturur.
Doğadaki her cisme karşılık gelen bir ide olduğu, her ide için de ideye karşılık gelen bir cisim olduğuna göre, bu cisim insan varlığı için bedendir. İnsan bedeninin idesi de dolayısıyla zihindir
Ruh, kendi kendisini ancak bedenin duygulanışlarının fikirlerini kavraması bakımından bilir.
Descartes’da maddesel şeylerin ve zihinsel şeylerin düzeni birbirinden ayrıyken Spinoza’da bunlar aynıdır ve insan zihni ile bedeni hakkındaki bilgi de Tanrı’ya bağlıdır.

Spinoza’nın Felsefesinde Duyguların Rolü
Zihnimiz ve zihnimizdeki olaylar, Tanrının sıfatlarından birisi olan düşünmeye bağlı idelerin nedensel bağlantıları içinde varolduğu için, eylemlerimiz ve isteklerimiz de zorunlu olarak diğer doğal olaylar gibi belirlenmiştir. Ruh düşünmenin gerektirilmiş tavrı olduğu için, onun, şunu bunu istemek ya da istememek gibi özgür iradesi olamaz. Ruhta istemek istememek gibi hiçbir mutlak yeti olmamasından hareketle Spinoza, “irade ve zihnin tek ve aynı şey olduğu” sonucuna varır.
Bütün duygulanışlarımız aşk, öfke, haset, kıskançlık, gurur, nefret vb. ”başka tekil şeyler gibi aynı tabiat zorunluluğu ve aynı tabiat erdemine uyarak meydana gelirler.”
Duygulanışlar, etkiler ya da eylemler (actions) ve edilgiler ya da tutkular (passions) olmak üzere ikiye ayrılır.
Etkin olduğumuzda da edilgin olduğumuzda da zihinsel ya da fiziksel yetilerimizde ya da varlığımızı devam ettirme gücümüzde, bir artış ya da eksiliş meydana gelir. Bu yeti, en temel ve ilk ilke olan, varlığımızı koruma ilkesidir.
Spinoza, duygulanışları genel olarak ruhun upuygun olmayan (bulanık) ideleri olarak tanımlar. “Duygulanışlarına bağlı olan insanın kendi kendine bağlı olmadığını” söyler.

Duygulanışların bizi ezmesine, bize hâkim olmasına izin verdiğimiz ölçüde edilgin oluruz. Upuygun fikirlere sahip olmak, bu fikirler bağlamında hareket etmek de etkin olmak, yani erdemli olmak demektir.

Spinoza’nın Etik Görüşleri
Spinoza, insana Doğa’nın özsel bir parçasıymış gibi bakar. İnsanlar doğadaki katı
belirlenmişliğin dışında kalabildiklerini düşünmekten hoşlanırlar. Bu nedenle özgür olduklarını ve seçim yapabildiklerini düşünürler. Oysa her olgu gibi her eylemin de zorunlu bir nedeni vardır. Doğanın ya da evrenin zorunlu bağlantısı içinde zaten başka türlüsü düşünülemez.
Bu önermelere paralel olarak Spinoz’nın etik anlayışı da doğacıdır.
Tüm insanlar doğalarının bir parçası olarak yaşamda kalmaya ya da varlıklarını sürdürmeye çaba gösterirler. Spinoza bu çaba göstermeye ‘conatus’ adını vermektedir.
Conatus zihin ve bedene göndermede bulunduğu zaman appetite adını almakta, bu appetite bilinçli hale geldiğinde arzu (desire) denen durum doğmaktadır. Kendini koruma ve yetkinleştirme bakımından daha yüksek derecede bilinçli hale geldiğimizde haz, bu yetkinleşmede bir düşüş olduğunda acı yaşarız. Spinoza, iyiyi ve kötüyü de haz ve acı kavramları ile ilişkili olarak tanımlar. Tözsel olarak iyi ve kötü yoktur; hoşlandığımız ve istediğimiz şeylere iyi, hoşlanmadıklarımıza kötü deriz. Böylece iyilik ve kötülük öznel bir değerlendirmeyi yansıtır.
Arzularımız belirlenmiş olduğu için yargılarımız da belirlenmiş olur.

Tüm arzu ve eylemlerimiz dışsal güçler tarafından belirleniyorsa insanın etik bir varlık olması üzerine ne söylenebilir? Spinoza, “kendi tavır ve tutumlarımızı kontrol edebiliriz” der.
Ahlaksallık bulanık idelerin bulunduğu aşağı bilgi düzeyinden sezginin geçerli olduğu en üst düzeydeki Tanrı bilgisine doğru hareket ederek bilgimizi geliştirmekle olanaklı olur.
Her şeyi zorunluluk kipi altında görmeyi başardığımız sürece, akıl, heyecanlar üzerinde daha çok güç kazanır ve insanın onların oyuncağı olma olasılığı azalır.
Tutkular, sadece bilgiden yoksun olduğumuz zaman bizi kendilerine köle yaparlar. Ancak “İnsan” olma, bir imkân olarak bütün insanlarda mevcuttur.
Bu tür bir bilgiden Tanrı idesinin eşlik ettiği bir mutluluk doğar; bu mutluluk Tanrı sevgisidir. Bu onun sonsuz olduğunu anlamak ve her şeyi bu sonsuzluk kipi altında görebilmektir. Ahlaklılığın bu yolu oldukça çetindir ama insan bu yoldan asla vazgeçmemelidir.

Spinoza’nın Politik Kuramı
Spinoza’nın politik görüşleri etiğinin temel kavramları üzerinde yükselir ve Hobbes’un politik görüşleriyle uyum sergiler. Her insan hayatta kalmak için çaba harcar (Conatus). Bu çaba güç kavramını içerir. Denebilir ki “güçlü olmak erdemdir.” Bedenin ve zihnin gücünü azaltan her şey kötü, artıran herşey iyidir.

Conatusun gerektirdiği bu atılımlar tek birey açısından düşünüldüğünde bencillik gibi görünebilir. Ancak insan, anarşi ve karmaşanın yarattığı kötülüklerden kaçınmak için başka insanlarla örgütlü bir toplumsal düzen içinde yaşamak yoluna gitmelidir. Bu durumda insanlar aralarında bir sözleşme yapmak gerekir. Toplumsal sözleşme bireyin öz çıkarlarını koruma konusundaki aydınlanmış tutumuna dayanır.
Teolojik-Politik İnceleme’de Spinoza “en ussal devlet en özgür olanıdır” der.
Özgürce yaşamak aklın kılavuzluğu altında yaşamanın en yetkin düzeyini gösterir ve bu tür bir yaşam biçimi en iyi güvencesini demokraside bulur. Ona göre demokrasi tüm hükümet biçimleri içinde en doğal olanı ve bireysel özgürlükle en uyumlu olanıdır.
---

Modern Felsefe
Editör: Prof. Dr. Sara Çelik & Yrd. Doç. Dr. Serdar Uslu
Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2588
Haziran 2012
-
Zihin Felsefesi
Doç. Dr. Kamuran Gödelek
Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2337
Ocak 2013, Eskişehir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder