13 Nisan 2014 Pazar

Sencer Divitçioğlu – Ortaçağ Türk Toplumları Hakkında

Sencer Divitçioğlu – Ortaçağ Türk Toplumları Hakkında


Nasıl Bir Tarih?
Tarih, ilk elde, günümüzde yaşayan tarihçinin geçmişte yaşamış olan başkasını okuyarak yaptığı bir bilimdir. (s. 13)

Tarihçi incelediği başkasıyla zaman içinde, yani artsüremli; antropolog, incelediği başkasıyla mekân içinde, yani eşsüremli mesafeleştiğinden, metodolojik açıdan bu iki bilim dalı birbirini tamamlar.

…doğa bilimlerinde yasalar egemenken, toplum bilimlerinde yorumlar geçerlidir.

Kabaca bu demektir ki, doğa bilimlerinde gelecek için asla belirsizlik, toplum bilimlerinde geçmiş için asla belirlilik hali söz konusu olamaz. (s. 14)

Nasıl Bir Tarih?

Osmanlı Toplumunun Kuruluş Sürecini Açıklama Yolunda Kullanılacak Bir Model
Tarihin antropolojiyle öğür olabilmesi şundan dolayı mümkündür: tarih, araştırmacıya göre araştırmacıdan zamanla uzaklaşmış toplumlarla ilgili olarak (artsürem), antropoloji gene araştırmacıya göre ondan mekânla uzaklaşmış toplumlarla ilgili olarak (eşsürem) yapılan çalışmalardır. (s. 37)

Vanbery’ye göre19. yüzyılın ikinci yarısında Türkmen boyları kesili uruk yapısı gösterip, türelere ayrılıyorlardı.
Bundan dolayı, tireler arasında sosyal farklılık ortaya çıkmaz. (s. 40)

Risaletü’l İslam’da İktisat
Risaletü’l İslam adlı kitapta iktisadi meslekler zikredilmiş, mesleklerin sıral bir değerlendirilmesi yapılmıştır.
Yazar, Risaletü’l İslam’ı Yakup Bey bin Yahşı’ya ithaf etmiştir. (s. 43)

Eser Yakup Bey’e 1342 yılından sonra ithaf edilmiş olmalıdır.
Bilgil kim kesb ve kazanç mertebeler üzerindedir.
Kesbin yeğreği ve helalrağı gazilikten sonra gelen kâfir malıdır.
Andan sonra bezirgânlıktan gelen maldur ve andan sonra ekincilikten gelen maldur ve dahı san’atdan gelen maldur.” (s. 44)

Risaletü’l İslam yazarı bu örgütü (Ahileri) hor görüp, esnafı iktisadi mesleklerin en alt sırasına yerleştirmiştir.

(Bunun nedeni) fütüvvet ilkelerinden kaynaklanan düşük bir üretim ve iktisadi işlevinden çavdırılmış bir esnaf örgütü imgesi… Sanırım bu durum, onların iktisadi kesimler arasında en alt sıraya itilmelerine neden olmuştur. (s. 47)

Savaş kesiminin ticaret, tarım ve zanaat kesimlerini peşinden sürüklediği önermesi Risaletü’l İslam yazarının, örtgün ya da açgın bir biçimde, iktisadi faaliyetlerde devlete öncelik tanımasına yol açar. (s. 51)

Batı Çoğulcu Devleti versus Osmanlı Bütüncül Devleti (14-15. Yüzyıllar)
14-15. yüzyıllar (…) hem iki yüzyıldır feodal üretim tarzını arkalarında bırakan Fransız ve İngiliz toplumlarının yeni bir devlet yapısına geçmesini hazırlayan bir dönemdir, hem de Osmanlı toplumunun Selçuklu’dan aktardığı devlet aygıtını kendi toplumuna uyarlamaya çalıştığı bir dönemdir.

Geç ortaçağ Fransız ve İngiliz toplumlarında (…) üç meslek ya da zümre vardır; Din adamları (Oratori), soylu savaşçılar (Bellatori), köylüler ya da halk (Laborati). (…) bu üç zümreye Fransızlar trois ordes (ya da trois états), İngilizler three estates derler. Türkçesi üçlü zümredir.
Üçlü zümre teriminin ilk kullanılışı 9. yüzyılda başlıyor. İngiltere’de Wessex Kralı Alfred, Latinceden çevrilen bir kitabı okurken sayfalarından birine şu notu derkenar etmiş “Hıristiyan toplumu üç direk üzerinde oturur: oratori, bellatori ve laborati.” (s. 58)

Osmanlı yerel yönetimleri merkezi yönetimin küçük bir kopyası gibi kurulmuştur.
Osmanlı toplumunda devlet, divan-ı hümayun ile reaya arasında siyasal temas kuramadığı gibi, taşra yönetimi dahi bu teması sağlayamamıştır. Bundan dolayı (…) reayanın tepkisi daima yansız kalmıştır. (s. 66)

Eylemin Fransa’da ve İngiltere’de işbirlikçi, Osmanlı toplumunda ise işbirliksiz (çünkü, reaya zümresi kolektif eyleme katılamaz) bir ortamda gelişmesi, merkez, ve yerel meclislerin, Fransız ve İngiliz toplumlarında “üçlü zümreden seçilmişler meclisi”ni yaratırken, Osmanlı toplumunda, “sultanın gölgesi altında oluşan ilmiye-seyfiye koalisyonundan atananlar meclisi”ni meydana getirmiştir. (s. 67)

Oyun Teorisi Bağlamında Celali İsyanları (1596-1611)
Devlet
16. yüzyılın ilk yarısında başlayan reaya çiftbozanı ve tımarlı sipahi ile kapıkulu zümreleri arasında ortaya çıkan ciddi ihtilaflara ne taraflı ne de tarafsız kalarak, onların softa ve levent adları altında ateşli silahlarla pusatlanıp, çatışmayı kanlı bir ayaklanmaya (eşkıyalık olarak alınız) dönüştürmesine göz yummuştur. (s. 71)

Selçuklu ve Osmanlı Sosyal Kuruluşlarında Ortak Canon

Karluklardan Karahanlılara
766 yılında Taraz ve Balasagun (Kuz Ordu) ellerine geçti (Karlukların).

Satuk Buğra Han’ı Müslüman yapan (…) belki de oğlu Nasr b. Nur’dur.

Satuk Buğra Han, yüzyılın ilk on yılında, Maverahünnehir’de İslam’a karşı bütün şiddetiyle savaşan amcası Oğulcak’a rağmen 940’larda İslam’ı seçti. Müslüman adı Abdülkerim’i aldı. (s. 106)

Kün Togdı
Kün – Gün – Güneş
Büyük dinlerde tanrıların gözü olarak değerlendirilir. Sürya adındaki güneş, Ahura Mazda’nın gözüdür. Yunanlılar’da Helios, Zeus’un gözüdür. (s. 111)

Bilge’nin adı öğdülmüş “övülmüş” demektir. Öğdülmiş “ukuş”u temsil ettiğine göre, asıl övülen akıldır.

Yusuf’a göre ukuş ve bilgi, erdemli olmanın iki şartıdır.

(2329)
Kara karnı todsa tili başsarır
Basa tutmassa bek özi erk sürer

Halkın karnı doysa, dili başkaldırır
Baskı altında tutmazsa bey, erke özenir.
Kutadgu Bilig

Kök Türk devlet / toplum yapısı şu elemanlardan oluşur
Kağan / han: Egemenlik hakkının temsilcisidir.
Kengeş / bürokrasi:
Ak budun / kara budun
Dış sömürü / iç sömürü: göçebe yerleşik kümeler. (s. 138)

Karahanlılar’da Akrabalık Yapısı Üzerine
10 yüzyıllara Karlıklardaki akrabalık yapısı hakkında elimizde bulunan biricik denebilecek belge Ebu Dülef’den geliyor.
“Karlukların kadınları güzel ve iffetsizdir. Karılarını çok az kıskanırlar. Onların reisinin karısı, kızı veya kız kardeşi yabancı bir kafile gelince kafilenin yanına gider. Hoşuna giden bir adam görürse onu evine götürür ve ihsanda bulunur; misafir eder.
Misafir evde kaldıkça kadının kocası karısına yaklaşmaz.” (s. 153)

DLT’de soy ilişkileri bağlamında ata tarafı akrabalar üzerinde hiç durulmamış, buna karşılık, ananın erkek kardeşi dayı / togay ile kız kardeşi / küküy (teyze) ve onun oğlu çıkan zikredilmiştir. (s. 165)

Kök Türk sıhriyet ilişkileri
Yurç / kayınbirader
Keling / gelin
Küdegü / güveyi
Konuşan kadın / tüngür
Konuşan erkek / er – koca
Yenge / ağabeyin karısı
Yezne / ablanın kocası
Baldız
Namiza / bacanak
Yotuz / karı / eş
Kadın / kayın (s. 168)

Kapitalizm Öncesi Üretim Tarzları (Göçebe Üretim Tarzı)

Yapı Kredi Yayınları

Nisan 2001

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder