6 Aralık 2018 Perşembe

Ali Çelik - Trabzon Çaykara Halk Kültürü


Ali Çelik - Trabzon Çaykara Halk Kültürü

Çaykara ilçesi dahilindeki Haldizen (Demirkapı) köyünün isminin Turani kavimlerden olan Khalby (veya daha sonraları Khaldie) kavminden geldiği kuvvetli bir ihtimaldir (s. 21).

(Turani kavimlerin bölgedeki yer adlarında izini sürüyor / s. 24))
Uz: Uzmesaheo / Yomra
Uz: Arsin / Oğuz
Guzari: Akçaabat / Adacı mahallesi, Benlitaş mahallesi

Peçenek: Nefs-i Paçan / Çaykara, Maraşlı
Paçan: Çaykara / Koldere

Maklar: Makavla / Sürmene, Petekli
Makdanos / Çaykara, Soğanlı

Çikler: Zigana / Çiganoy vadisi (Maçka)
Çikoli / Sürmene, Yokuşbaşı
Çikaren / Dernekpazarı, Dağeteği köyünün bir mahallesi

Kumanlar: Kumanit / Sürmene, Çavuşlu
Kumanit / Of, Kumludere
Kumandanoz / Tonya
Kumano / Vakfıkebir

(288 nolu Tahrir Defteri’ne göre)
Çaykara ilçesinin bulunduğu bölgede dokuz köy mevcut,
Gorgora (Eğridere), Holaysa (Yeşilalan), Paçan (Maraşlı), Yente (Çayıroba), Haldizen (Demirkapı), İbsil (Arpaözü), Aso (Derindere), Aşağı Ogene (Köknar) ve Yukarı Ogene (Karaçam) (s. 30)

Bu dokuz köyde tahminin olarak 1359 kişi yaşamakta,

Of kazasının bütününde özellikle 18. yüzyılda yaygınlaşan eşkıyalık hareketleri, sosyo-ekonomik açıdan köyleri harabeye çevirmiştir.
Bu kargaşaların önünü almak için alınan tedbirlerden biri 1709 / 1121 tarihinde bazı köylerin Karadeniz’in Kafkasya kıyılarındaki Anagra (Gagra) kalesine sürülmesidir (s. 38).

19. yüzyılda Tuzcuoğlu isyanlarıyla sarsılmış bu bölge…
(Tuzcuoğlu Memiş Ağa) İsyan sırasında 1816’da kısa bir süre Trabzon’u ele geçirmiştir.
Hükûmet üzerine yürüdükten sonra önce Rize’ye çekilen Tuzcuoğlu, son olarak Of’ta Çakıroğlu İsmail Ağa’ya sığınmıştır.

Halk Edebiyatı
(Çaykara yöresinde söylenen türküler daha ziyade manilerle kurulur. Yörede maniler de zaten “türkü” sözüyle ifade edilir, ayrıca “mani söylemek” deyişi duyulmaz.)

Yöresel türküleri atma türkü, takma türkü, uzun türkü ve mektup türküleri şeklinde tasnif edebiliriz. (s. 55)

Türkü yakmak yerine türkü atmak ifadesi ikame ediliyor…
Atma türkülerdeki kafiye düzeni mani kalıbına göre değil a, b, c, b, kalıbına göredir.

Diktum yaruma mintan
Astara bak astara
İki türki söyledum
Ettum seni maskara

Elumdeki sigara
Düşti gömüldü kara
Sen türkü bilmeyursun
Defol ordan maskara

Benum gibi türkici
Bulunmaz buralara
Yarun sizun köydeyum
Görinma oralara (s. 59)

Türküler
Gurbet, sevda, horon, yayla türküleri (75-86)

Denizin dalgasını
Dereler savuşturur
Ayrilmişim yarumdan
Bizi kim kavuşturur

Şekil olarak koşma ile aynıdır,
Konu ve ezgileriyle koşmadan ayrılırlar,
Savaş, ölüm, ayrılık ve afet gibi olaylar için destanlar söyleniştir.

Ağıt: bu terimin yanında “ağlama” terimi de kullanılır.

Ölenin ardından ağıt söylemeyi meslek edinen kişilere ağlayıcı denir.

Atasözü
Domuz derisinden post devlet adamından dost olmaz
Güvenme dostuna saman doldurur postuna

Bilmeceler
Ufak ufak tespihler, uzak yoldan gelmişler, bizum evun ustine, biraz horon etmişler (Yağmur).

Yer altina bin kuzi, arayun bulun bizi (Patates).

Efsaneler
Taş Kesilen Adam
Yeni gelin kaynanasını istemez. Kocasından annesini baltayla kesmesini ister. Adam “olur mu öyle şey” dese de karısına laf dinletemez. Karısı “ya anan ya ben” diye inat eder. Adam sonunda karısının dediğini yapmaya razı olur.
Annesine “hayde ormana gidelim” der. İkisi birlikte yola çıkarlar.  Ormana vardıklarında oğul anasına esas maksadını anlatır. Anası şaşırır ama bakar çare yok, “peki” der oğluna. “Evvela iki rekât namaz kılayım, sağa doğru selam verirken baltayı vurursun başıma,” der. 
Kadın namaza durur. Namazı bitirip sağa selam verir, bir şey olmaz. Sola selam verir yine bir şey olmaz. Kalkıp döner arkasına, bir de ne görsün, oğlu eli havada taş kesilmiş (s. 118).

Anaso Köyünün Adıyla İlgili Efsane
Çambaşı Köyünün eski adıdır Anaso.
Anaso köyünün bulunduğu yerin yukarısında daha evvel ormanlık alan yokmuş. Dağdan çığ kopmuş, çığ yamaçtan aşağıya köye doğru inmiş ve 500 haneli köyü dereye dökerek silip süpürmüş. Çığdan sadece bir hane kurtulmuş. Hanedeki karı-koca yeni bir yurtluk bulmak üzere yola koyulmuşlar. Yolda giderken “ena son,” “bir yeter” manasında gaipten bir ses duymuşlar. Bu sesi hayırlı bir işaret olarak kabul edip bu yeri yurt tutmuşlar. Bugünü Anaso köyünün halkı bu bir haneden türemiş. Ena son sözü de zaman içinde Anaso şeklini almıştır.
Köy halkı zamanla tarla, bahçe açmak için ağaçlık alanı açmış. Ormanlık alanın bugünkü sınırına vardıklarında tanımadıkları biri karşılarına çıkıp “son son” demiş. Bu söz “yeter yeter” demekmiş. Köy halkı bu sözün ilahi bir işaret olduğuna inanıp ormanı kırmaya son verme kararı almışlar. İçlerinden biri bu karara uymayıp ormanı kırmak istediğinde ağaca baltayı vurduğu anda elinin kuruduğu görülmüş. Bu sebeple Anaso köyünde ormandan çalı bile kesilmez (s. 129-130).

Karısından Korkmayan Adam
Adamın biri gitmiş camiye. Cemaat dağılmadan adam çıkmış camiden gelmiş eve. Karısı sormuş “neden erken döndün” diye. Adam cevap vermiş: “hoca dedi karısından korkmayan Müslüman değil, şu değil bu değil, ben de çıktım camiden.” Karısı sormuş; “peki sen korkmuyor musun karından?” Adam; “yok” demiş “ne korkması,” Karısı demiş; “iyi tamam.”
Bu konu kapandı.
Yapılacak işlerden konuştular. Karısı; “herif yarın şu tarlayı sürsen fena olmaz,” dedi. Adam dedi; “tamam.”
Karısı kocasının “karıdan korkmam” sözünü taktı kafaya. İlla kocasına bir iş edecek. Gitti balıkçıdan aldı üç tane balık. Balıkları gitti gömdü tarlaya.
Kocası çift sürerken sabana takıldı balıklar. Çıkardı baktı taze balık. Balıkları aldı gitti eve. Karısına; “tarladan balık buldum, pişir bunları da yiyelim.” Kendi döndü tarlaya çalışmaya devam etti. Yemek vakti gelince geldi eve baktı ne balık bir başka bir şey.
Dedi karısına; “balıkları pişirmedin mi?”
Karısı; “Ne balığı?” diye cevap verdi.
“Yahu tarladan çıkardığım balıkları pişir diye verdim ya sana, işte o balıklar.”
Karısı; “O” dedi “Eyvah, bizim herif kayıp etti.”
Adam sinirlendi; “Deli miyim den, ne kaybetmesi,” dedi ve bir tokat attı karısına.
Karısı koştu evden dışarıya, seslendi komşularına; “Komşular yetişin, bizim adam kaybetti, daldı bana,”
Komşular koşup geldiler.
Adam dedi; “Yahu yok bir şey, ben tarladan çıkardım üç tane balık, getirdim karıma,” diye başladı anlatmaya.
“O” dedi komşular, “hakkatten bu adam kayib etti, tarlada balık ne arar,”
Öyledir böyledir adamı karakola götürdüler. Adam yine tarladan çıkan balıkları anlatınca bunu tımarhaneye yolladılar.
Tımarhanede gün aşırı soruyorlar adama; “Nasılsın, iyi misin,” o yine başlıyor tarladan çıkan balıkları anlatmaya. O böyle söyleyince doktorlar diyor; “Sen iyi değilsin, biraz daha yatacaksın.” Aklını kayıp etti diye iğnesi de yapıyorlar tabii.
Günler geçti böyle bir iki, sonra karısı bunu acıdı, gitti ziyaretine.
“Herif,” dedi, “çıkarayım mı seni buradan,”
Adam dedi; “Nasıl çıkaracaksın beni?”
Karısı iyice tembihledi kocasına; “Sana bir şey sorduklarında bir daha balıklardan söz etme doktorlara, o zaman seni salarlar,”
Sabahtan geldi gene doktorlar sordular adama durumunu. Adam bu defa balıklardan söz etmedi. Ertesi sabah yine aynı, doktorlar baktı balık lafı etmiyor. Dediler bu adam iyileşti. Salıverdiler onu evine.
Eve döndüğünde karısı sordu kocasına: “Herif gel bakalım buraya. Sen şimdi karılardan korkuyor musun yoksa korkmuyor musun?”
Adam baktı böyle karısına şaşkın şaşkın.
Karısı anlattı ona, dedi; “Herif uyuma, seni o mahpusa koyan benim. O balıkları tarlaya koyan benim, sonra onları afiyetle yiyen de benim. Hastanede iğneleri yiyen sen, sonra seni oradan kurtaran gene ben.” Adam sonunda anladı bu işlerden ne ders almak gerektiğini (s. 147-148).

Baba Nasihati
Vaktun bi zamanina yaşli bi adam, elmeği yakin, oğli bakayi babasina. Oğli demiş; “baba sen eliyisun, bağa şiniye kada hiç nasihat etmedun, bi nasihat et bağa da,”
Babası; “o zaman bi nasihat edeyim sağa; hoçumet adamindan dost etma,” bi da demiş; “soradan cormelan aliş-veriş etma,” bi da demiş; “kariya sirruni verma. Aha,” demiş; “sağa nasihatum buladu, bu dedumlerumi tutarsan evel Allah sağa hiçbir şe olmaz.”
Yaşli adam elmiş, aradan zaman ceçmiş.
Oğul evlenmiş, karakol kumandaninlan da çok iyi ahbab olmiş. Bi tane soradan cormelan da çok alış-verişi var. Bi cun adamun aklina, ne kada zaman sora çim bilu, babasinin nasihatlari celmiş. Babasinin sozlerini sinamak için bak nele etmiş.
Bi cun tüfeğini hazirlayu, karisina; “Kari,” demiş, “benum bi hasmum var cideyirum oni vurmağa. Beni çimseye dema.”
Adam citmiş. Tabii duşmani bi şesi yok. Deneyecek ya karisini, citti bi koyun aldi, çesti oni, surdi kanlarini ustine, sora koyuni comdi ahirun içine, celdi eve. Karisina tembi etti; “Kari, ben duşmanumi vurdum, elisini da ahira comdum, sakin haa, çimseya dema bulari.”
Başka bir cun aliş-veriş ettuğu soradan cormeye citmiş. Veresiye mal almiş ondan, demiş oğa; “parasini sora verum sağa,” Oyle çikmiş dönmiş eve.
Eve çi celdi, kariyi deneyecek ya, demiş karisina; “Cit su cetu bağa, oyle bağirmiş karisina. Karisi da bu boyle sert konuşti diye karşu komiş oğa. Sora adam bi tokat atmiş karisina.
Kari tokati yedi diyine bağirmiş adama; “seni pis katil,” doğri koşmiş karakola. O kumandana anlatmiş kocasini, “birini vurdi, cesedini da ahira comdi,” diye anlatmiş her ettuğuni.
O arkadaş olduğu kumandan çikmiş celmiş eve sürati zeyir. Hemen tutmişler adami katil diye, ellerini çelepçelemiş. Polisle almiş cideyiçen adami, yol ustune o aliş-veriş ettuği tuçanun ağirinden ceçmişle. O adam cormiş bunun elleri çelepçeli, çikmiş yola, demiş buğa; “nere cideyisun,” demiş buda; “aldile beni eletiyile mapusa,” bu telaşlanmış, “evela benum parami ver sora cit.”
“Ula,” demiş bu; “bakalum canumi kultarabilece miyim, hele bi cidelum sora veruruk daa parani,”
Hebiri; “yok, olmaz, illa da parami ver,” demiş.
Oyle idi böyle idi, buni elettiler karakola, bi cuzel doğdiler, sora bu anlatti nere comduğuni, eletti polisleri koyuni comduğu ahira. Polisle ceset arayiçen açu baktile koyun. Ne ceset ne bişe. Kumandan anladi işi, başladı buyuk altindan culmağa. Ama tabii nafile…
Adam anlatti babasinin nasihatlerini. Sora dedi o arkadaş olduğu kumandana; “kariya sir verdum, o citti dedi beni size, soradan cormelan ticaret ettum, hen dar zamanuma daldi boğazuma, hoçumet adamindan da dost etma demişi di babam… heycidi, senlan yeduğumuz ayri citmeyidi, karakola çi duştum nele ettun bağa, ya bi da essehten suçli olaydum çimbilu daha nele edeceyidun bağa.” (s. 149-150)

Fıkralar
Hacı Şükür
Hacı Şükür köy yolunda yürürken bir grup çocuk da peşine takılır. O sırada jiple yoldan geçen kaymakamın dikkatini çeker bu durum. Çocukların niçin bu adamu takip ettiğini merak etmiş. Yanındakilere sorar: Kimdir bu adam, tanınmış biri midir?
Arabadakiler adamı tanımadıkları için cevap veremezler. Kaymakam arabayı durdurup yanındakilerden birini çocukların yanın yollamış.
Eleman gidip sormuş çocuklardan birine:
-       Yavrum niçin bu adamın peşinden gidiyorsunuz?
-       Bu adam bizim köyün bakkalıdır, cebi de deliktir. Biz yola düşen bozuk paraların peşinden gidiyoruz (s. 154).

Köyün Zengini
Köyün birinde zengin bir adam varmış. Adam çok zenginmiş ama erkek çocuğu yokmuş. Arkadaşlarından biri bir gün ona, senin erkek çocuğun yok, benim oğlanlardan birini vereyim sana da malını, mirasını eniştelerin yemesin, demiş.
Zengin adam cevap vermiş: Doğru dedin, Oğullarından birini bana ver, ama onu üvey ana eline bırakma, anasını da onunla birlikte yolla bana.
(Haşim Albayrak, Öz Türkçe Karadeniz Fıkraları, İstanbul, 1998, 2. Cilt, s. 8)

8 Dil Bilen Papağan
İş adamının biri yurt dışından dönüşte çok para ödeyerek aldığı papağanı şoförüyle eve yollamış. Kendisinin işleri varmış, akşamdan evvel eve dönemeyecek. Adamın karısı uzun yoldan dönen kocası için yemek telaşında. Eve gönderilen papağanı cins bir tavuk zannederek kesip pişirmiş.
Adam akşam olup da sofraya oturunca, karısının tavuk diye pişirdiğinin, gönderdiği papağan olduğunu anlamış. Sinirlenerek söylenmiş karısına:
-       Yahu bir papağanı tavuktan ayırt edemedin mi? Ona ben kaç para ödedim haberin var mı? Tam sekiz dil biliyordu o papağan.
Karısı hiç istifini bozmadan cevap vermiş:
-       Madem biliyordu sekiz dil, ben onu keserken niye bana bir şey demedi?
(Haşim Albayrak, Fıkralarla Konuşan Karadeniz, İstanbul, 1997 (s. 105)

Kabadayı
Kendini kabadayı sanan biri yolda yürürken ensesine bir tokat patlamış.
“Vay, anam!” deyip hiddetle arkasını dönmüş. Bakmış dev gibi bir adam. Bozuntuya vermeden sert bir sesle:
-       Bana bak, ciddi mi vurdun yoksa şaka mı?
-       Ciddi vurdum ne olacak?
-       İyi o zaman, ben de şaka sandım. Böyle şakalara hiç tahammül edemem, ama madem ciddi vurdun o zaman mesele yok,” deyip yoluna devam etmiş.

Törenler
Evliliğin üzerinden belli bir zaman geçtiği halde gelinin çocuğu olmuyorsa, erkek ikinci defa evlenir. Dolayısıyla çocuk olsun diye başvurulan çeşitli yöntemler vardır.
Ziyaret yerlerine gitmek,
Çam dallarının uç kısımları kesilir. Bu parçalar kaynar su dolu leğene atılır. Buhar çıkmaya başlayınca kadın bunun üzerine oturur.

Karı-koca geç bir saatte, kimselere görünmeden bir köprünün altında yıkanırlar.

Hamile kadın rüyasında kuşak ya da silah görürse bu rüya kadının erkek çocuk doğuracağına yorulur.

Ebe olacak kişinin dürüst, ahlaklı, namazlı-niyazlı, temiz ve güzel olması umulur/istenir.
Doğacak çocuk ebesinin huylarını alır, ona benzer.

Çocuk kötü kokmasın diye ilk yıkama suyuna tuz katılır.

Çocuk doğduktan hemen sonra emzirilmez. Sabırlı bir insan olması için doğumdan sonra bir namaz vakti geçmesi beklenir ve bundan sonra emzirilir (s. 205).

Uzungöl’de bebeğin ilk banyo suyu, yörede şifalı olduğuna inanılan hekim suyu adlı pınardan alınır / Her yıl Mayıs Yedisinde de bu suyun başına gidilir.

Lohusalığın ilk günlerinde anneye acı ve kuru yiyecek verilmez. Ekseriyetle sulu ve sütlü yiyecekler verilir.

Çocuk basılmasın diye doğar doğmaz yüzüne odun isi sürülür.
Çocuk basılırsa ocak zinciri halka şekline sokularak çocuk bunun içinden geçirilir.

Çaykara ve çevresinde sünnet töreni yapılmaz (s. 212).

Arazilerin bölünmemesi için akraba evliliği yaygındır.

Evlilik çeşitleri

Kız çalışkan olacak, edine dolgun olacak, oğlandan küçük olacak, ailesine de bakılırdı, hülasa insan olacak

Oğlan-kız anlaşarak kaçarlarsa buna “uyma” denir

Kız istenir, ev sahibi süre ister, birkaç gün sonra ikinci ziyaret gerçekleşir, ev sahibi soğuk davranırsa bakarlar ki bu iş olmaz, sözü geçen biri ikna edemezse kızın babasını/anasını bu işten vazgeçilir.

Kız verilirse söz kesilir. Söz kesilirken kız tarafı isteklerde bulunur. Bu isteklerde aşırıya gidildiği olur ve bu yüzden bazen görüşmeler bozulur. 

Başlık parası / süt hakkı

Söz kesme bazı köylerde nişan olarak da kabul edilir.

Kına gecesi düğünden bir gün evvel yapılır.
Gelin kıbleye dönükken önce sağ eli olmak üzere eline kına yakılır.

Düğünün baş yemeği arpa çorbası, bunun ardından baklava ikram edilir.

Kız evden çıkarken kapı kesmek ve bahşiş almak adettir.

Gelin eve girdikten sonra büyüklerinin elini öper. Oturduğu yerde kucağına silah konur.

Akşama nikah kıyılır. Nikâhta kızın elleri düzünün üstünde ve parmaklarının arası açık olmalıdır.

Nikâhtan sonra gelin odasına geçer. Bir müddet beklerler (gelin belki oğlanı beğenmez, kaçar diye de beklerler).

Düğünden sonraki yedinci günde kız evine ziyarete gidilir. Buna yedi düğünü de denir.

Askerlik
Asker uğurlama şenlikli olur, adeta asker düğünüdür.
Askerlik şubesinin önüne çalgı ile horon oynayarak gidildiği olur.
Teskeresini alıp köyüne dönenler için de eğlence tertip edilir.

Ölüm
Ölüm döşeğindeki hastaya zemzem suyu verilir. Yanında Kur’an okunur.
Cenaze günü fitreleri dağıtılır. Çocuklara şeker dağıtılır.
Cenaze gömüldükten sonra telkin yapılır.

İnanmalar
Ay batarken başlanan işler iyi sonlanmaz, hitama ermez.

Yağmur duası, yapılacaksa Kuşmer yaylasında, komarluk dağı üzerindeki mescitte yapılır (s. 246).

Yağmur duasında eller açık ve yere doğru bakacak şekilde dua edilir.

Sonbaharda güneşli bir günde birden yağmur yağarsa buna şeytan düğünü denir (s. 246).

Kalandar’ın ilk günü nasıl geçerse yılın da öyle geçeceğine inanılır.
Sabahları çeşmelerden su alınır. Suyun başına haşlanmış mısır bırakılır. Çeşmeden alınan suyla evin dört bir yanı ıslatılır.

Albastı – Al karısı
Lohusaların korktuğu bir varlıktır. Sadece insanlara değil, yeni doğum yapan tüm canlılara zarar verir. Fırsatını bulursa yeni doğanı boğacağına inanılır.

Cadı / Cazu
Kiraz ayının 24. akşamı, cazuların emirler almak için Kırım’a gittiğine inanılır. Yaşı ilerlemiş kadınların cazuluk yaptığına/yapabileceğine inanılır.

Cazulara kuyruklu da denir. Bunların kuyruk sokumunda 2-3 parmak uzunluğunda kuyrukları olduğu söylenir.

Cazuların bir diğer adı mayısadır.


Sobanın üzerinde gereksiz yere ne kadar uzun süre kaynarsa düşman o kadar çok artar.

Baykuş uğursuz sayılır.

Kargaların vurulması iyi tutulmaz, bazı yerlerde günah sayılır.

Yarasa kemiğinin dil altına koyulması kişiyi görünmez yapar. Bu kemiği elde etmek için yarasa tutulur. Horoz ötüşünün duyulmayacağı uzaklıkta bir akarsuyun kenarına götürülerek orada pişirilir. Daha sonra parçalanıp suya atılır. Kemiklerinden hangisi akıntının aksine yüzerse o kemik tılsımlı kabul edilir.
Yarasa kanadı cinci hocalar tarafından büyü yapmak için kullanılır (s. 260).

Soğan ve sarımsak kabuğu yakılmaz, yakılırsa o hane fakirleşir.

Ceviz veya incir ağaçlarının diplerine çöp döken veya bu ağaçların diplerinde uyuyan kişiler çarpılır.

Ayna düşürüp kıran kız, yedi yıl daha evlenemez.

Sacayağın üzerinde oturanın çocuğu olmaz.

Süpürge üzerinde oturanın boyu kısa kalır.

Gelin, kına yakılırken avcuna konan parayı gerdek gecesi güveyin arka cebine koyarsa güveyi hiçbir zaman parasız kalmaz.

Bayramlar
Bayram öncesinde temizlik yapılır,

27 Şubat’ta Çaykara’nın Rus işgalinden kurtuluşunun yıldönümü kutlanır,

Sultan Murat yaylası, halk arasında anlatılan rivayete göre, Sultan 4. Murat bir Cuma günü ordusuyla birlikte buradan geçerken burada konaklamıştır. Ordu, Cuma namazını da burada kıldığı için, zaman içinde yaylaya bir de cami yapılmıştır.
Yaylanın yakınında bir de Sultan Murat Şehitliği vardır. Seferberlikte Ruslara karşı savaşan şehitlerimiz burada metfundur. Şehitlerden ötürü buraya Şüheda Tepesi ve Şehit Dağı da denir (s. 266).
Her yıl 23 Haziran’da şehitleri anma törenleri düzenlenir.

Karakonçilo
Kalandar’ın ilk gecesi çocukların/gençlerin evlerden bir şeyler toplamak için yaptıkları oyundur.
Kılık değiştirmiş oyuncularla oynanır. Biri ihtiyar kılığına girer. Elinde çuval ve değnek bulunur.
İkinci oyuncu kadın kılığına girer. Üçüncü ise başına ve sırtına koyun postu geçirip Karakonçilo rolünü oynar. Postun üzerinde ziller de vardır. Yırtık bir pantolon giyinir. Yüzünü siyaha boyar. Böylece korkunç görünür. Elindeki değneğe de çiviler saplar.
Oyuncular sırayla evleri gezerler. Hanelerin kapısı önünde horon oynayıp işaret yoluyla isteklerini belirtirler. Kapıdakilere bir şey vermek istemeyen hane sahiplerinin karşısına Karakonçilo çıkar, değneğini gösterir, korkunç sesler çıkarıp ev sahiplerini korkutmaya, eğlendirmeye çalışır.

Kalandar
Kalandar’ın ilk gecesinde oynanan bir oyundur. Karakonçilo oyunu gibidir. Hem yem yıl tebrik edilir hem de evlerden yine bir şeyler toplanır.

Çalgılar
Çaykara ilçesinin çalgıları kemençe ve kavaldır.
Kaval, yol havalarının çalınmasına uygundur. Yayla yollarında kaval çalınır. Yörede kavallar sert bir ağaç olan şimşirden oyulur. Dillidir ve 6 deliklidirler.
Kavalların 40 cm kadardır. Boyları uzun olduğu için sesleri kalındır.

Kız horonlarında figürler daha yumuşaktır. Kız horonları akıcı ve zariftir. Trabzon’un batısındaki ilçelerde kız horonlarında eller/kollar göğüs hizasından yukarıya kaldırılmaz. Çömelme hareketleri de görülmez. Akçaabat, Maçka civarındaki kız horonlarında kollar yükseğe kaldırılmaktadır.

Halk Oyunları Hakkında
Karadeniz halk oyunlarını gözlemlediğimizde doğu ile batı arasında bazı farklılaşmalar dikkat çeker. Oyunun temposu doğuya gidildikçe çabuklaşır, karmaşıklaşır. Batıdaki oyunlar birbirlerine çok benzer. Doğuda kılık da değişir.
Çok sıcak olan yerlerde danslar akıcıdır. Kaslar fazla zorlanmaz.
Soğuk yerlerde hareketler güçleşir, kaslar gerilir.
Ekili alanların dar olduğu yerlerde oyunlar halka biçiminde sıraya girilerek oynanır. Dansçılar bulundukları yerin dışına fazlaca çıkmazlar (s. 302-303).

Doğanın yapısı yöre insanını hareketli kılmıştır. Bu hareketlilik oyunlarda da gözlenir.

Fidefter Oyunu
Çelik-çomak oyununun değişik bir biçimidir.
Fidefterin hazırlanması için fındık ağacından dört adet uzun, dört adet da kısa çubuklar kesilir. İki uzun iki kısa tahta çubuktan bir dikdörtgen, diğer iki uzun iki kısa tahta çubuktan başka bir dikdörtgen elde edilir. Bu iki araç, biri dik, öteki yatay gelecek şekilde birbirlerinin içine sokulur ve fidefter elde edilmiş olur. Fidefter, üzerine çelik konulan araçtır ve oyunun başlangıç noktasıdır.
Oyuncular iki gruba ayrılır. Gruplardan biri fidefterin başında kalır. Bu gruptan bir oyuncu elindeki sopayla fidefterin üzerine koydukları çeliği karşıdaki gruba doğru fırlatır. Karşı grup çeliği yere düşmeden yine ellerindeki sopayla karşılamak zorundadır. Eğer vurursa kazanır, vuramazsa kaybeder.
Çeliğe vuramadığı durumda, çeliğin düştüğü yer ile fidefterin arasındaki mesafe ölçülmek suretiyle de yarışmaya devam edilebilir.
Oyunun sonunda kaybeden taraf, kazananları sırtında taşır (s. 317-318).

Giyim
Oğluk: Peştamal
Lahuri: Şal yapımında kullanılan pamuklu kumaş türü

Erkek giysileri: aba, başlık, fes, kukulet, papah (Yünden örülen başlık), sarık, cepken, yelek, gömlek, don, iç donu, içlik, şalvar, zıpka, kuşak, çarık, mes

Kadın giysileri: çember, keşan, yaşmak, alaca (renkli entari), entari, fistan, fermane (Kollu ve işlemeli yelek), yelek, şalvar, kuşak, oğluk (Peştamal), uçkurlu don, çorap, çarık, lastik, kundura, yemeni

El sanatları
Yayık, külek, kertel, tırmık, tırpan, balta, sofra, kaşık, maşa, sandık…

Kremul: Ateşlik/ocak zinciri

Hekimlik
Nazar için köz üzerine mısır unu serpilerek bir örtü altında nazarlı kişi tütsülenirse nazar dağılır.

Ağrıyan yerlere bardak vurarak tedavi yapılır.

Burnu kanayan hastanın sağ elinin selçe parmağına kırmızı ip bağlanır (s. 342).

Sivilce: Damar otu yaprakları sivilcenin üzerine sürülür. Üzerine kaymak sürülürse sivilce boşalır.

Ezilme, çürük, ödem: Arpa kepeği sirke ile yoğrularak elde edilen macun çürüyen yere sürülür/sarılır.
Dağlanan damar otu çürük yere kapatılır.

Mide ağrılarına karşı: Isırgan otu kaynatılır. Soğuduktan sonra bu sudan her sabah içilir.

Romatizma: Ağrıyan yere koyunyünü sarılır.

Kanama: Kanı durdurmak için sinir otu ezilir kanayan yaraya bastırılır.
Yeni açılmış yarayı kapatmak için: tereyağında eritilen şeker ağda yapılarak yaranın üzerine sürülür.

Çatlak tedavisinde çam reçinesi kullanılır.

Halk takvimi
Aylar: Kalandar, küçük, mart, abril, mayıs, kiraz, çürük, ağustos, istavrit, koç, üzüm, sığırkoyan

Mart ayında tarlalar bellenir.
Nisan ekin ekilir.
Mayıs, yayla hazırlıkları başlar
Çürük ayının ortasında yaylada çürük ortası / ot şenliği yapılır.
Eylül, yayla dönüşü
Ekim, yaprak toplanır
Kasım, odun vs hazırlanır

Yemek
Bezergenaşi: Tavadaki suyun içine yağ eritilir. Kurç (yağsız peynir) ve biraz da mısır ekmeği doğranarak pişirilir. Genelde kahvaltıda tercih edilir.

---
Doğu Kütüphanesi, 2005, İstanbul

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder