Gaston Bachelard - Mekanın Poetikası (İthaki) - Notlar
Mütercim: Alp Tümertekin, İthaki Yayınları, 2. Baskı, 2014
Giriş
…bir filozof, poetik hayal gücünün ortaya koyduğu sorunları
incelemek istediğinde, sahip olduğu bilgileri unutmak, tüm felsefi araştırma
alışkanlıklarını bir yana bırakmak zorundadır.
…poetik hayal, kendine özgü bir varlığa, kendine özgü bir
dinamizme sahiptir.
…poetik bir hayalin varlığının gerçek ölçülerini /
yankılanmada [retentissement] bulacağımızı ümit ediyoruz. Poetik hayal, bu yankılanmada
bir varlık sesi [sonorite] kazanacaktır.
Şiirsel hayal, geçmişin bir yankısı değil, bir
"anda" doğan yeniliktir.
Poetik hayal, psişizmin bir anda ortaya çıkan rölyefidir...
Şiir felsefesi, poetik edimin geçmişi olmadığını, en azından hazırlık ve ortaya
çıkış evresinin izlenebileceği bir yakın geçmişi olmadığını kabul etmek
zorundadır.
Bir imge, tekil bir bilinçte doğsa da "başka ruhları ve
yürekleri" etkileme gücüne sahiptir.
Sanat eserinin psikanalizi, nesnesinden uzaklaşmış olur...
Şair de klinik bir vaka haline gelir... Bizim için hayalin tüm yaşamı, şimşek
gibi bir anda çakmasındadır.
…şiirin bir zihin [esprit] fenomenolojisi1 olmaktan çok bir
ruh [ame] fenomenolojisi olduğunu söylemek gerekir.
Pierre-jean Jouve şöyle yazar: "Şiir, bir biçimin
kapısını açan ruhtur." Ruh, kapı açar.
İfade, varlığı yaratır.
Sanat, yaşamın yoğunlaşmış ve yenilenmiş bir formudur.
Geometricinin ölçtüğü boş mekanın aksine, fenomenoloji
"yaşanmış mekanı" ve mekanın insani değerini inceler.
Ev, insan ruhunun analiz aletidir. Mahzeninden çatısına
kadar ruhun topoğrafyasını yansıtır.
Birinci Bölüm: Mahzenden Tavanarasına Ev, Kulübenin Anlamı
Ev bize, hem dağınık hayaller hem de bir hayaller bütünü
sunar.
Ev, insanın dünyadaki ilk evrenidir.
İnsan 'dünyaya fırlatılmış' bir varlık olmaktan önce, evin
beşiğine yatırılmış bir varlıktır. Kurduğumuz düşlerdeki ev hep büyük bir
beşiktir.
Anılarımız zamanın akışında değil, mekanın
"peteklerinde" saklanır. Zaman geçip gider ama mekan anıyı dondurur.
Ev, dikey bir varlık olarak hayal edilir. Aşağıdan yukarı
yükselir.
Dikeylik, mahzen ile tavanarasının kutupsallığıyla
sağlanmıştır. Bu kutupsallığın izleri o kadar derindir ki hayal gücünün
fenomenolojisi için, bir bakıma iki farklı eksen oluştururlar. Gerçekten de
çatının akılsallığı ile mahzenin akıldışılığı, neredeyse hiçbir yorum
gerektirmeksizin karşı karşıya konulabilir.
Çatıya doğru yükseldikçe tüm düşünceler de açıklık kazanır.
Tavanarasında, çatı iskeletinin sağlam yapısını tüm çıplaklığıyla görmek
hoşumuza gider.
…mahzen öncelikle evin karanlık varlığıdır, yeraltı
güçlerinden pay alan varlıktır. Mahzenin düşünü kurduğumuzda derinliklerin
akıldışılığıyla uzlaşırız.
Ev, yoğunlaşmış bir varlık olarak hayal edilir.
Ev, sadece bedeni değil, ruhun düş kurma yetisini de kanatları
altına alır.
Yaşadığımız ilk ev bir "diyagram" gibidir.
Biz, o evde ikamet etme işlevlerinin diyagramıyız; bütün
öteki evler de, temel bir motifin çeşitlemelerinden başka bir şey değildir.
Şehirdeki evlerin ne mahzeni ne de tavanarası vardır. Asfaltla
yere sabitlenmiş, köksüz yapılardır.
Asansörler, merdivenin o "kahramanlık" ve yükseliş
duygusunu yok eder.
Paris'te ev yoktur... Evin kökü yoktur. Gökdelenlerin
mahzeni yoktur... Evim denen yer de, basit bir yataylıktan başka bir şey
değildir.
Kulübe hayali, her türlü lüksten arınmış, "mutlu bir
yoksulluğun" ve mutlak yalnızlığın simgesidir.
Lamba, evin gözüdür
Kulübe veya tek bir lamba gibi basit hayaller, tüm gereksiz
ayrıntıları silerek ruhun derinliklerinde bir "yankı" uyandırır ve
varoluşun en güvenli merkezini belirler.
İkinci Bölüm: Ev ve Evren
Kış, evin içsel değerini artırır. Kar, dış dünyayı silerek
evi bir "korunma merkezi" haline getirir.
Kar, dış dünyayı tek bir renge indirgeyerek evreni susturur.
Bu kozmik olumsuzlama, dış dünyanın varlığını azaltırken içselliği çoğaltır.
Rilke / fırtına şehirde korku salar, kırda ise doğanın
misafiri gibi karşılanır.
Ev, sakini için hem koruyucu bir "zırh" (hücre)
hem de ucu bucağı olmayan bir "dünya"dır. Duvarlar, hayal gücünün
isteğine göre yoğunlaşır ya da gevşer.
William Goyen'e göre, doğduğumuz ev biz doğmadan önce
kimliksiz bir yokluktur. Ev, bizim soluğumuzla var olur ve soluğumuzla yokluğa
indirgenebilir.
İyi uyumak için bir krizalit (koza) gibi daralmış bir odaya,
İyi düşlemek için ise okyanusa tepeden bakan kulelere
ihtiyaç vardır.
Pencereleri aç / evi genişlet…
Eski bir mobilyayı cilalamak, o nesneyi sadece parlatmak
değil, onu yeniden yaratmak ve ona insani bir onur vermektir.
Çocuk mutluysa sağlam, köklü, bacasından dumanlar tüten
"sıcak" bir ev çizer.
Resimlerdeki "kapı tokmağı" misafirperverliği
işaret eder.
Üçüncü Bölüm: Çekmece, Sandıklar ve Dolaplar
Bergson için çekmece, "ölü düşünceleri" saklayan
basit bir polemik aracıdır.
Bir dolabın içine ancak ruhsuz biri rastgele bir şey
tıkıştırabilir.
Dolapta düzen hüküm sürer
Dolap, herkesin rastgele açamayacağı, ailenin tarihini saklayan
bir hiyerarşidir.
Şairler için hafıza,
Kendimi sakladığım yerim ben
Dördüncü Bölüm: Kuş Yuvası
Yuva, sadece dallardan yapılmış bir nesne değil,
"ikamet etme işlevinin" en saf, en hayvansı ve en kozmik tezahürüdür.
Quasimodo için katedral bir evden öte; bir yumurta, bir yuva
ve bir kabuktur.
Canlı, barınağının biçimini alır.
İnsanlar her şeyi yapmayı becerir, kuş yuvasından başka
Yuva, dışarıdan örülen bir duvar değil, içeriden kuşun
göğsüyle bastırarak, dönerek ve sıkıştırarak biçim verdiği bir kovuktur.
Beşinci Bölüm: Kabuk
Paul Valéry'nin deniz kabukları
Ev, canlının bizzat kendisidir.
Kabuk "bedeni", içindeki yumuşakça ise
"ruhu" temsil eder.
Salyangozun sarmal yapısı, düşmana karşı bir labirent görevi
görür.
Altıncı Bölüm: Köşeler
…köşe, birçok bakımdan yaşamı reddeder, yaşamı kısıtlar,
yaşamı saklar. Köşe, bu durumda, Evrenin olumsuzlanmasıdır.
Kelimeler de eve benzetilir,
Kelimeleri ev biçimine inşa ederiz,
Giriş kat: kelimenin genel anlamını ifade eder, herkesin
kullandığı anlamlar burada kümelenir.
Merdivenler: Burada kelimelerden kavramsal, düşünsel
soyutlamalar üretilir.
Mahzen: Kelimelerin kökeni, etimolojisi burada incelenir.
Yedinci Bölüm: Minyatür
Hayal gücünün nesneleri küçültme eğilimi
Bir şeye dikkatle bakmak, onu büyütür.
Işık, merkeziliğin ilkesidir (güneş, ocak, lamba…)
(Cyrano) Bu elma, başlı başına küçük bir evrendir; öteki
bölümlerinden daha sıcak olan çekirdek, çevresine kendi küresini koruyan
sıcaklığı yayar; bu tohum, bu anlayışa göre, bu küçük dünyanın küçük güneşidir
Edgar Allan Poe’nun Usher Evi'nin Çöküşü
Duvardaki çatlak / minyatür
Sekizinci Bölüm: İçsel Uçsuz Bucaksızlık
Uçsuz bucaksızlık, düşlemenin felsefi bir kategorisidir
Uçsuz bucaksızlık bir nesne değil, hayal kuran bilincimizin
bir özelliğidir.
Ormanın uçsuz bucaksızlığı coğrafi
bir bilgiden ziyade bir izlenimler bütünüdür.
(Ormanın ya da denizin uçsuz bucaksızlığı artık yeterli
değil, bu nedenle uzaya ihtiyaç duyduk, çünkü sonsuzluk düşüncesi, onu
nesneleştirmek istedi)
Uçsuz bucaksız olan bir nesne olmadığına göre, uçsuz
bucaksız olanın fenomenolojisi de bizi dolandırmadan hayal kuran bilincimize
yollar
Engin sözcüğü varoluş duygusunun uçsuz bucaksızca arttığını
hissettirir
Dışımızdaki mekan nesneleri ele geçirir, dile getirir: Bir
ağacı var etmek istiyorsan, iç mekanla kuşat onu
Kuşlar içimizden uçar, ağaç içimizde büyür.
Bakışıyla Evren'e huzur getirdiğini sanırsınız.
Hülyalarını bu bakışa teslim edecek bir düşçü, yayılıp giden
tarlaların uçsuz bucaksızlığını daha güçlü bir vurguyla yaşayacaktır.
Çöl ve okyanus gibi mekânlar, içerisinin mekânına eklenerek
içsel varlığın yoğunluğunu artırır.
Dokuzuncu Bölüm: İçerisi İle Dışarısının Diyalektiği
Filozof, dışarısı ve içerisi ile varlığı ve varlık-olmayanı
düşünür. Böylece en derin metafizik de örtük bir geometriye, düşünceyi (istesek
de istemesek de) mekanlaştıran bir geometriye kök salmış olur.
Metafizikçi bir şeyleri resmetmese, düşünebilir miydi? Açık
ile kapalı, onun gözünde birer düşüncedir.
Felsefe dili varlığı bir yere sabitleyerek onun içsel
dinamizmini yok eder.
İnsan varlığı sabit bir merkez değildir; bir sarmal gibi
sürekli kendi çevresinde döner, merkezden kaçar veya merkeze koşar.
Fazla mekan bizi, yeteri kadar mekan olmadığından daha çok
boğar.
Onuncu Bölüm: Yuvarlağın Fenomenolojisi
Bilimsel ve felsefi kültür bizi dondurur. Yeni hayallerin
sarsıntısını hissetmek için "eriştiğimiz olgunluğu üstümüzden
atmamız" gerekir.
Kuşlar ve ağaçlar
Varlık Yuvarlaktır
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder