11 Ekim 2025 Cumartesi

Mekanın Poetikası (İthaki) - Notlar

Gaston Bachelard - Mekanın Poetikası (İthaki) - Notlar

Mütercim: Alp Tümertekin, İthaki Yayınları, 2. Baskı, 2014

 


Giriş

…bir filozof, poetik hayal gücünün ortaya koyduğu sorunları incelemek istediğinde, sahip olduğu bilgileri unutmak, tüm felsefi araştırma alışkanlıklarını bir yana bırakmak zorundadır.

 

…poetik hayal, kendine özgü bir varlığa, kendine özgü bir dinamizme sahiptir.

…poetik bir hayalin varlığının gerçek ölçülerini / yankılanmada [retentissement] bulacağımızı ümit ediyoruz. Poetik hayal, bu yankılanmada bir varlık sesi [sonorite] kazanacaktır.

Şiirsel hayal, geçmişin bir yankısı değil, bir "anda" doğan yeniliktir.

Poetik hayal, psişizmin bir anda ortaya çıkan rölyefidir... Şiir felsefesi, poetik edimin geçmişi olmadığını, en azından hazırlık ve ortaya çıkış evresinin izlenebileceği bir yakın geçmişi olmadığını kabul etmek zorundadır.

 

Bir imge, tekil bir bilinçte doğsa da "başka ruhları ve yürekleri" etkileme gücüne sahiptir.

 

Sanat eserinin psikanalizi, nesnesinden uzaklaşmış olur... Şair de klinik bir vaka haline gelir... Bizim için hayalin tüm yaşamı, şimşek gibi bir anda çakmasındadır.

 

…şiirin bir zihin [esprit] fenomenolojisi1 olmaktan çok bir ruh [ame] fenomenolojisi olduğunu söylemek gerekir.

Pierre-jean Jouve şöyle yazar: "Şiir, bir biçimin kapısını açan ruhtur." Ruh, kapı açar.

 

İfade, varlığı yaratır.

Sanat, yaşamın yoğunlaşmış ve yenilenmiş bir formudur.

 

Geometricinin ölçtüğü boş mekanın aksine, fenomenoloji "yaşanmış mekanı" ve mekanın insani değerini inceler.

Ev, insan ruhunun analiz aletidir. Mahzeninden çatısına kadar ruhun topoğrafyasını yansıtır.

 

Birinci Bölüm: Mahzenden Tavanarasına Ev, Kulübenin Anlamı

Ev bize, hem dağınık hayaller hem de bir hayaller bütünü sunar.

 

Ev, insanın dünyadaki ilk evrenidir.

İnsan 'dünyaya fırlatılmış' bir varlık olmaktan önce, evin beşiğine yatırılmış bir varlıktır. Kurduğumuz düşlerdeki ev hep büyük bir beşiktir.

 

Anılarımız zamanın akışında değil, mekanın "peteklerinde" saklanır. Zaman geçip gider ama mekan anıyı dondurur.

 

Ev, dikey bir varlık olarak hayal edilir. Aşağıdan yukarı yükselir.

Dikeylik, mahzen ile tavanarasının kutupsallığıyla sağlanmıştır. Bu kutupsallığın izleri o kadar derindir ki hayal gücünün fenomenolojisi için, bir bakıma iki farklı eksen oluştururlar. Gerçekten de çatının akılsallığı ile mahzenin akıldışılığı, neredeyse hiçbir yorum gerektirmeksizin karşı karşıya konulabilir.

Çatıya doğru yükseldikçe tüm düşünceler de açıklık kazanır. Tavanarasında, çatı iskeletinin sağlam yapısını tüm çıplaklığıyla görmek hoşumuza gider.

…mahzen öncelikle evin karanlık varlığıdır, yeraltı güçlerinden pay alan varlıktır. Mahzenin düşünü kurduğumuzda derinliklerin akıldışılığıyla uzlaşırız.

 

Ev, yoğunlaşmış bir varlık olarak hayal edilir.

Ev, sadece bedeni değil, ruhun düş kurma yetisini de kanatları altına alır.

 

Yaşadığımız ilk ev bir "diyagram" gibidir.

Biz, o evde ikamet etme işlevlerinin diyagramıyız; bütün öteki evler de, temel bir motifin çeşitlemelerinden başka bir şey değildir.

 

Şehirdeki evlerin ne mahzeni ne de tavanarası vardır. Asfaltla yere sabitlenmiş, köksüz yapılardır.

Asansörler, merdivenin o "kahramanlık" ve yükseliş duygusunu yok eder.

 

Paris'te ev yoktur... Evin kökü yoktur. Gökdelenlerin mahzeni yoktur... Evim denen yer de, basit bir yataylıktan başka bir şey değildir.

 

Kulübe hayali, her türlü lüksten arınmış, "mutlu bir yoksulluğun" ve mutlak yalnızlığın simgesidir.

Lamba, evin gözüdür

 

Kulübe veya tek bir lamba gibi basit hayaller, tüm gereksiz ayrıntıları silerek ruhun derinliklerinde bir "yankı" uyandırır ve varoluşun en güvenli merkezini belirler.

 

İkinci Bölüm: Ev ve Evren

Kış, evin içsel değerini artırır. Kar, dış dünyayı silerek evi bir "korunma merkezi" haline getirir.

Kar, dış dünyayı tek bir renge indirgeyerek evreni susturur. Bu kozmik olumsuzlama, dış dünyanın varlığını azaltırken içselliği çoğaltır.

 

Rilke / fırtına şehirde korku salar, kırda ise doğanın misafiri gibi karşılanır.

 

Ev, sakini için hem koruyucu bir "zırh" (hücre) hem de ucu bucağı olmayan bir "dünya"dır. Duvarlar, hayal gücünün isteğine göre yoğunlaşır ya da gevşer.

 

William Goyen'e göre, doğduğumuz ev biz doğmadan önce kimliksiz bir yokluktur. Ev, bizim soluğumuzla var olur ve soluğumuzla yokluğa indirgenebilir.

 

İyi uyumak için bir krizalit (koza) gibi daralmış bir odaya,

 

İyi düşlemek için ise okyanusa tepeden bakan kulelere ihtiyaç vardır.

 

Pencereleri aç / evi genişlet…

 

Eski bir mobilyayı cilalamak, o nesneyi sadece parlatmak değil, onu yeniden yaratmak ve ona insani bir onur vermektir.

 

Çocuk mutluysa sağlam, köklü, bacasından dumanlar tüten "sıcak" bir ev çizer.

Resimlerdeki "kapı tokmağı" misafirperverliği işaret eder.

 

Üçüncü Bölüm: Çekmece, Sandıklar ve Dolaplar

Bergson için çekmece, "ölü düşünceleri" saklayan basit bir polemik aracıdır.

 

Bir dolabın içine ancak ruhsuz biri rastgele bir şey tıkıştırabilir.

Dolapta düzen hüküm sürer

 

Dolap, herkesin rastgele açamayacağı, ailenin tarihini saklayan bir hiyerarşidir.

Şairler için hafıza,

 

Kendimi sakladığım yerim ben

 

Dördüncü Bölüm: Kuş Yuvası

Yuva, sadece dallardan yapılmış bir nesne değil, "ikamet etme işlevinin" en saf, en hayvansı ve en kozmik tezahürüdür.

Quasimodo için katedral bir evden öte; bir yumurta, bir yuva ve bir kabuktur.

 

Canlı, barınağının biçimini alır.

İnsanlar her şeyi yapmayı becerir, kuş yuvasından başka

 

Yuva, dışarıdan örülen bir duvar değil, içeriden kuşun göğsüyle bastırarak, dönerek ve sıkıştırarak biçim verdiği bir kovuktur.

 

Beşinci Bölüm: Kabuk

Paul Valéry'nin deniz kabukları

Ev, canlının bizzat kendisidir.

 

Kabuk "bedeni", içindeki yumuşakça ise "ruhu" temsil eder.

Salyangozun sarmal yapısı, düşmana karşı bir labirent görevi görür.

 

Altıncı Bölüm: Köşeler

…köşe, birçok bakımdan yaşamı reddeder, yaşamı kısıtlar, yaşamı saklar. Köşe, bu durumda, Evrenin olumsuzlanmasıdır.

 

Kelimeler de eve benzetilir,

Kelimeleri ev biçimine inşa ederiz,

Giriş kat: kelimenin genel anlamını ifade eder, herkesin kullandığı anlamlar burada kümelenir.

Merdivenler: Burada kelimelerden kavramsal, düşünsel soyutlamalar üretilir.

Mahzen: Kelimelerin kökeni, etimolojisi burada incelenir.

 

Yedinci Bölüm: Minyatür

Hayal gücünün nesneleri küçültme eğilimi

 

Bir şeye dikkatle bakmak, onu büyütür.

 

Işık, merkeziliğin ilkesidir (güneş, ocak, lamba…)

 

(Cyrano) Bu elma, başlı başına küçük bir evrendir; öteki bölümlerinden daha sıcak olan çekirdek, çevresine kendi küresini koruyan sıcaklığı yayar; bu tohum, bu anlayışa göre, bu küçük dünyanın küçük güneşidir

 

Edgar Allan Poe’nun Usher Evi'nin Çöküşü

Duvardaki çatlak / minyatür

 

Sekizinci Bölüm: İçsel Uçsuz Bucaksızlık

Uçsuz bucaksızlık, düşlemenin felsefi bir kategorisidir

Uçsuz bucaksızlık bir nesne değil, hayal kuran bilincimizin bir özelliğidir.

Ormanın uçsuz bucaksızlığı coğrafi bir bilgiden ziyade bir izlenimler bütünüdür.

(Ormanın ya da denizin uçsuz bucaksızlığı artık yeterli değil, bu nedenle uzaya ihtiyaç duyduk, çünkü sonsuzluk düşüncesi, onu nesneleştirmek istedi)

 

Uçsuz bucaksız olan bir nesne olmadığına göre, uçsuz bucaksız olanın fenomenolojisi de bizi dolandırmadan hayal kuran bilincimize yollar

 

Engin sözcüğü varoluş duygusunun uçsuz bucaksızca arttığını hissettirir

 

Dışımızdaki mekan nesneleri ele geçirir, dile getirir: Bir ağacı var etmek istiyorsan, iç mekanla kuşat onu

 

Kuşlar içimizden uçar, ağaç içimizde büyür.

 

Bakışıyla Evren'e huzur getirdiğini sanırsınız.

Hülyalarını bu bakışa teslim edecek bir düşçü, yayılıp giden tarlaların uçsuz bucaksızlığını daha güçlü bir vurguyla yaşayacaktır.

 

Çöl ve okyanus gibi mekânlar, içerisinin mekânına eklenerek içsel varlığın yoğunluğunu artırır.

 

Dokuzuncu Bölüm: İçerisi İle Dışarısının Diyalektiği

Filozof, dışarısı ve içerisi ile varlığı ve varlık-olmayanı düşünür. Böylece en derin metafizik de örtük bir geometriye, düşünceyi (istesek de istemesek de) mekanlaştıran bir geometriye kök salmış olur.

 

Metafizikçi bir şeyleri resmetmese, düşünebilir miydi? Açık ile kapalı, onun gözünde birer düşüncedir.

 

Felsefe dili varlığı bir yere sabitleyerek onun içsel dinamizmini yok eder.

 

İnsan varlığı sabit bir merkez değildir; bir sarmal gibi sürekli kendi çevresinde döner, merkezden kaçar veya merkeze koşar.

 

Fazla mekan bizi, yeteri kadar mekan olmadığından daha çok boğar.

 

Onuncu Bölüm: Yuvarlağın Fenomenolojisi

Bilimsel ve felsefi kültür bizi dondurur. Yeni hayallerin sarsıntısını hissetmek için "eriştiğimiz olgunluğu üstümüzden atmamız" gerekir.

 

Kuşlar ve ağaçlar

 

Varlık Yuvarlaktır

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder