5 Temmuz 2019 Cuma

Ali Naci Karacan’ın Gözüyle Lozan Konferansı ve İsmet Paşa


Yrd. Doç. Dr. Fatih Tuğluoğlu - Ali Naci Karacan’ın Gözüyle Lozan Konferansı ve İsmet Paşa

Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S 53, (Lozan Antlaşması Özel Sayısı), 2013, s. 285-328

Milli mücadele yıllarında halkın büyük saygı duyup itibar ettiği Osmanlı saltanatına karşı herhangi bir girişimde bulunulmamış ve milli hareketin amacının padişahı kurtarmak olduğu ısrarla anlatılmaya çalışılmıştır.

Konferansta Türk tezini savunacak heyete verilecek talimatname hükümetçe hazırlanmış ve Misak-ı Milliye uygun bir şekilde barış yapılması için dikkat edilmesi gereken asgari şartlar tespit edilmek istenmiştir.

Ali Naci Karacan, Türk basın tarihinde önemli bir mevkie sahiptir. 1896-1955 yılları arasında yaşayan ve lise çağlarından itibaren yazıları Servet-i Fünun ve Rubab Dergilerinde yayınlanan Karacan, Mondros Mütarekesi’nden sonra Akşam Gazetesinde Milli Mücadeleyi destekleyen yazılar kaleme almıştı. Lozan’a giden Türk heyeti ile birlikte Konferansın ikinci döneminde Lozan’da bulunmuştu. Daha sonraları İkdam, Tan, İnkılap ve Bugün Gazetelerini çıkarmış ancak asıl şöhretini 1950’li yıllarda kurduğu ve bugüne kadar gelen Milliyet Gazetesi ile elde etmiştir.

İsmet Paşa 11 Kasım akşamı Lozan’a ulaştığında konferansın 20 Kasım tarihine ertelendiğini öğrenmişti. Paşayı karşılamaya gelen Fransız Konsolosu seyahatin Paris’e kadar uzatılmasını önermişse de İsmet Paşa Lozan’a inme kararı almıştı.

O dönemde İsviçre kamuoyu, Türkiye konusunda hiç iyi olmayan bir düşüncelere sahipti.
Lozan’a gelen Amerikalı ve Avrupalılar da bu propagandalardan etkilenmekteydiler.
İsmet Paşa Lozan’a ulaştığı gün, kendisini Paris’e davet eden Fransa Devlet Başkanı Raymond Poincare ile görüşmek üzere 14 Kasım’da beraberine Münir, Tevfik ve Atıf Beyleri alarak Paris’e gitmişti.

Barış konferansından istediği sonucu alamaz ise kuvvet kullanma taraftarı olan
İngilizlere karşın Türkiye’de büyük yatırımları olan ve Düyun-ı Umumiye’nin en büyük alacaklısı olan Fransa’nın uzlaşmacı bir yol izleyeceği düşünülmekteydi.

Ali Naci Karaca’a göre İngiliz Başdelegesi Lord Curzon uluslar arası siyasetin en kurt politikacılarından biri olmakla bilinmekte, her şeye yukarıdan bakma ve yüksekten konuşma meraklısıydı.

Konferansın ismi “Doğu İşleri Konferansı” olarak belirlenmişken İsmet Paşa’nın itirazıyla “Yakındoğu İşleri Hakkında Lozan Konferansı” olması kararlaştırılmıştı.

Ali Naci Karacan, Konferansın müzakereler dışındaki saatlerin Müttefikler Başdelegelerin özel görüşmelerine ayrıldığını yazmaktadır.

Boğazlar Meselesi
19. yy. boyunca Boğazların statüsü konusunda İngiliz-Rus rekabeti yaşanmıştı. O dönemde İngiltere boğazları Rusya’ya kapatmaya çalışırken Rusya ise her vesile ile boğazların açılmasında ve serbest geçişte ısrar ederdi. Fakat Lozan günlerinde tarafların pozisyonu değişmiş ve beklentileri de farklılaşmıştı. Sovyet Rusya, boğazlardan geçişi sınırlayarak Karadeniz üzerinden kendisine gelecek muhtemel tehlikeleri önlemeye çalışmakta Lord Curzon’un temsil ettiği İngiltere ise boğazların serbestliğini aynı zamanda askerden arındırılmasını savunmaktaydı.

Lord Curzon’un başkanlık ettiği askerlik ve topraklar komisyonu (1.Komisyon) boğazlar meselesinin ilk görüşmesine 4 Aralık 1922’de başlamıştı.

Balkan ülkelerinin desteğini alan Müttefikler ise boğazların askerden arındırılarak bir komisyon tarafından yönetilmesini, savaş gemilerinin geçişinin Türkiye’nin savaştaki pozisyonuna göre belirleneceği bir teklifi önermekteydi.

9 Aralık’ta yaptığı toplantıda İsmet Paşa, boğazlar konusundaki Türk tezini açıklamıştı. Paşa’ya göre; boğazlar bölgesinin silahsızlandırılması Marmara, Trakya ve İstanbul’un güvenliğini tehlikeye düşürecekti.
Boğazlar toplantısının sonucunda Türkiye kendi güvenliğini sağlamak şartıyla boğazlardan geçişin serbest olmasını kabul edeceğini açıklamaktaydı.

31 Ocak günü
Lord Curzon’un bir oldubitti yaratarak “vaktimiz yok, antlaşmayı imza edeniz!” sözüne karşı Türk heyeti teklif edilen projenin tam 26 noktasına itiraz edecekti. Kabul edilmeyen en önemli husus Musul’un geleceği konusuydu. Yunanistan’dan tazminat talebi, Düyun-ı Umumiye, imtiyazlar, Trakya ve Gelibolu’da bulundurulacak asker sayısı ve Türkiye’de yaşayan yabancıların tabi olacakları adli usul de diğer anlaşmazlık konularını oluşturmaktaydı
Türk heyeti, Müttefiklerin projesine karşın kendi projesini hazırlamış ve 4 Şubat Pazar günü Müttefiklere ulaştırmıştı.
Lord Curzon, daha fazla görüşmeye vakit olmadığını söyleyerek İsmet Paşa’nın kesin cevap vermesini istemişti. Fakat İsmet Paşa, Türk hâkimiyetine aykırı hiçbir kaydı kabul etmeyeceği söyleyerek Müttefik önerisini reddetmişti.
Konferans 4 Şubat Pazar günü Lord Curzon’un Lozan’dan ayrılması ile fiilen kesilmişti.

Lozan Barış Konferansının yarıda kalması üzerine Ankara’ya dönen Türk heyeti, görüşmeler ve genel vaziyet hakkında TBMM’de bilgi vermişti.
Mecliste görüşmeler 24 Şubat ile 6 Mart arasında yapılan gizli oturumlarda müzakereler değerlendirilmiş ve tartışmalar yaşanmıştı.

Meclis’in delege heyetine verdiği güvenoyu üzerine Müttefiklerin antlaşma projesine cevap verme kararı alınmıştı. Vekiller Heyetinin hazırladığı 8 Mart 1923 tarihli cevabi nota ve antlaşma projesi İngiltere, Fransa ve İtalya’ya İstanbul’da bulunan temsilcileri vasıtasıyla ulaştırılmıştı. 100 sayfa uzunluğunda antlaşma projesi ve 15 sayfalık notada da Türkiye’nin barışa ulaşmak için yaptığı fedakârlıklar anlatılmıştı.

Müttefikler, Türk projesini notasını aldıktan sonra Londra’da görüşme yapmaya ve Türkiye’ye karşı cephe birliği sağlamlaştırmaya çalışmışlardı. 28 Mart’ta cevap vererek 23 Nisan 1923’de Lozan’da toplanmayı önermişlerdi.

Fransız Dış İşleri Bakanlığının fikirlerine tercüman oldukları iddiasıyla yayınlanan haberlerde: “…Türkiye hükümeti birkaç ay evvelinden şüphesiz daha zayıftır. Bugünkü meclisin vaziyeti muvakkattir. Yeni meclis ise şimdikinden daha iyi olmayacaktır. İsmet Paşa yeni meclisin tesiri altında müzakereleri idare edecektir. Türkler, Yunan ordusuna karşı taarruza geçecek kudrette değildirler. Bu hal Türk murahhaslarını Lozan’da bir hal çaresi aramaya mecbur edebilir…”

İkinci dönem toplantıları 23 Nisan pazartesi günü saat 17’de Chateau d’Ouchy’de başlamıştı.

İsmet Paşa, artık fedakârlık yapmak niyetinde görünmemekteydi ve Müttefikler arasında verilmek istenen görüntünün aksine bir cephe birliği bulunmamaktaydı. Karacan’ın ifade ettiği şekliyle bu durumun sebepleri şunlardı: İngiltere ve Türkiye arasında anlaşmazlığa sebep olan konular Konferansın birinci döneminde gündeme gelmiş ve çözüm yoluna girmişti. Sıkıntılı ve halen çözümlenmemiş maddeler nedeniyle İngiltere’nin Türkiye’yi savaşla tehdit etmesi mümkün görünmemekteydi.

Sovyet Rusya’yı temsil eden Vorovski’nin öldürülmesi, Türkiye’de tedirginliğe neden oldu…

Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yy’ın ikinci yarısından itibaren aldığı dış borçların ve faizlerin nasıl ve hangi para ile ödeneceği meselesi tüm konferans boyunca tartışılan bir meseleydi.

Ali Naci Karacan, Konferansın en şiddetli ve en sert tartışmaların yaşandığı dönem olarak 23 Haziran-17 Temmuz tarihlerini vermektedir.

Antlaşmanın imzasının ardından İkdam Gazetesinin 24 Temmuz 1923 tarihli sayısında Ankara’da 101 pare top atışı yapılacağı ve ertesi günün de sulh bayramı olarak kutlanacağı ifade edilmiştir.

Osmanlı borçlarının hangi para birimi ile ödeneceği konusunda Fransızların uzlaşmaz tutumu nedeniyle Konferans uzamıştı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder