3 Temmuz 2019 Çarşamba

Bir İttihatçı Eğitimci Ahmet Şükrü Bey


Bir İttihatçı Eğitimci Ahmet Şükrü Bey - Doktora tezi 
Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2012
Osmanlı Devleti’nin son dönem Maarif Nazırlarından Ahmet Şükrü Bey 1875 (1291) senesinde Kastamonu’da doğmuştur.
…iptidai ve rüştiye tahsilini Kastamonu’da, ortaöğrenimini ise Trabzon İdadisinde tamamlamıştır. Darülmualliminden de aliyyülâlâ derece ile 22 Ocak 1895’te mezun olmuştur.
…öğretmenlik mesleğine intisap eden Ahmet Şükrü Bey’in ilk görev yeri, Selanik İdadisidir.
…öğretmenlik görevlerinden istifa ederek 9 Haziran 1901 ile 28 Şubat 1902 tarihleri arasında İşkodra Valisi Müşir Kazım Paşa’nın hususi kâtipliğinde istihdam edilmiştir. 28 Şubat 1902’de Hicaz Demiryolu Nezareti Kâtip ve Muakkipliğine tayin olunmuştur. 1 Eylül 1903’te İstanbul’da Darülhayr Muhasebe Memuriyeti refakatine görevlendirilmiştir.
Ekim 1909’da Selanik Maarif Müdürlüğüne tayin edildi.
Ağustos 1910’da Siroz Mutasarrıflığına görevlendirilmiştir.
…itilafçılar iktidara gelince onu İstanbul’dan uzaklaştırmak istemişler ve Ağustos 1912’de Saruhan Mutasarrıflığına göndermişlerdir.
Babıali Baskını ile ittihatçıların yönetimi ele alması sonucu kurulan Mahmut Şevket Paşa kabinesinde Ahmet Şükrü Bey Maarif Nazırlığı görevine getirilmiştir.
1914 seçimlerine katılarak memleketi Kastamonu’dan mebus seçilmiştir.
Ahmet Şükrü Bey bakanlık görevlerinden ayrıldıktan sonra mebusluk görevini sürdürmüş (…) Bu esnada ticari faaliyetler içerisinde yer almıştır.
…yurt içinde ve yurt dışında sigorta işleri yapmak üzere 99 seneli ve 150 bin lira sermayeli “İttihad-ı Millî Osmanlı Sigorta Şirketi” adı altında bir şirket kurmuştur.
…merkezi İstanbul’da olmak üzere 50 sene süreli ve 300 bin lira sermayeli “Trakya Tütün Ticaret ve Ziraatı Osmanlı Anonim Şirketi” adıyla bir şirket daha kurmuştur.
Mütareke Dönemi’ndeki Zaman gazetesinin sahibi olmuştur.
Aralık 1918’de Meclis-i Mebusanın feshi ile Ahmet Şükrü Bey’in mebusluk vazifesi de sona ermiştir.
Mart 1919’da tutuklanarak önce Bekirağa Bölüğüne hapsedilmiş ardından mayıs sonlarında İngilizler tarafından Malta’ya sürülmüştür. Esaretten kurtulduktan sonra İstanbul’dan uzak kalan Ahmet Şükrü Bey İzmit’e yerleşmiş ve İzmit livası il daimî heyetinde bulunmuştur.
Mayıs 1923’te Trabzon’a vali olarak atanmıştır.
İkinci Meclis için yapılan seçimlerde yine Mustafa Kemal Paşa tarafından Kocaeli (İzmit) mebusu seçtirilmiştir.

1924 Kasımında kurulan ilk muhalefet partisinin içinde yer alan Ahmet Şükrü Bey (…) İzmir Suikastı teşebbüsüyle ilgili görülmüş, sorgu ve muhakemeler sonucunda birinci derecede suçlu olduğu sabit bulunarak 13/14 Temmuz 1926’da idam edilmiştir.

Bir muhalif fırkanın teşekkülü ve böylece ülkede çok partili yaşama geçiş, hayli girift hadiseler üzerine vuku bulmuştur.
Bu cümleden olarak ilk ihtilaf Rauf Bey ile İsmet Paşa arasında Lozan Konferansı görüşmeleri esnasında ortaya çıktı. Mustafa Kemal Paşa, bu hadisede İsmet Paşa’nın yanında yer aldı. Rauf Bey, İsmet Paşa ile aralarında oluşan vaziyet ve kendisine yapılan tarizler üzerine artık beraber çalışamayacaklarını ve yüz yüze gelemeyeceklerini, sulhu imzalayan İsmet Paşa’nın tatbikini de kendisinin yapmasına fırsat vermek düşünceleri ile hükûmetten çekilme kararı aldı (s. 311).

İzmir Suikastı
Suikast tertibinin elebaşlarından olduğuna inanılan Ahmet Şükrü Bey’in (…) olayda önemli parmağı olduğu tespit edilmişti. Ahmet Şükrü Bey o esnada İstanbul’daydı.
TBMM Başkanı Kazım(Özalp) Paşa’nın kendisini davet ettiği söylenmiş ve bu suretle zabıtaca evinden alınmaya çalışılmıştır.
Ahmet Şükrü Bey ilk sorgulamasında mebusluk dokunulmazlığını öne sürerek susma yolunu tercih etti.
Meclis başkanı Kazım Paşa’dan geldi. O, tutuklu vekillerle ilgili çok tartışılacak şu düşünceleri ileri sürerek meclisi toplantıya çağırmaya lüzum görmedi: Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 17. Maddesine göre kendisine cürüm isnat edilen bir mebus zanlı olarak sorgulanamaz, muhakeme edilemez ve tutuklanamaz ise de “cinayi cürmümeşhut” istisnadır. Anlaşıldığına göre suikastçılar görüşmüşler, düşünmüşler, tertibat yapmışlar ve her türlü vasıtayı hazırlayarak tatbike geçmişlerdir (s. 367).

İstiklal Mahkemesi Başkanı Ali Bey’in Vakit gazetesine verdiği demeçte, suikast teşebbüsüne nasıl gelindiğinin kısa bir öyküsü yer alıyordu.
Mahkeme Başkanına göre, Lozan Konferansı’nın sonlarında “mücadele-i milliye rüesası” arasında çekişme ve yanlış anlaşılma belirtileri baş gösteriyor. Cumhuriyet’in ilanını müteakip Rauf Bey’in durumu ortaya çıkıyor. Öte yandan o ana kadar gözlemleyen ve sâkıt bir hâlde bekleyen Cavit, Hüseyin Cahit ve Kara Kemal Beyler gibi eski İttihat ve Terakki reisleri bu vaziyet karşısında kendileri için bir şeyler düşünüyorlar. CHF’ye dönüşen Müdafaa-i Hukuk içine Ahmet Şükrü ile İsmail Canbolat Beyleri özel bir surette sokuyorlar ve 1924 senesi ortasında bir fırka kurmayı düşünüyorlar. Böylece bu iki şahıs ile diğer bazı arkadaşları yeni fırka teşkilini tasviple ilk TBMM’de ortaya çıkan İkinci Grubu da yanlarına alıyorlar. Böylece İkinci Grubun önde gelenleri ile Ahmet Şükrü ve Kara Kemal Beyler pek çok kez Terakkiperverin teşkiline beraber çalışıyorlar. Mahkeme Başkanına göre Kazım Karabekir, Refet ve Ali Fuat Paşalar o gün bu durumu görebilselerdi böyle bir hâle düşmeyebilirlerdi. Takdir kabiliyeti gösteremiyorlar. Ayrıca bir taraftan eski İttihat ve Terakki ile İkinci Grubun tesiri altında bir entrika çemberi içine dâhil oluyorlar, doğrudan doğruya bir fırka kurmaya cesaret edemeyen adamların önüne geçip Terakkiperver Fırkasını meydana getiriyorlar. Bu şekilde bir tarafta Gazi ve İsmet Paşa’dan meydana gelen inkılâp Cumhuriyet Fırkası, diğer taraftan içinde komitecilik, yağmacılık ruhu taşıyan ve ne olursa olsun iktidara geçmeğe arzulu zümreler ile bazı sebeplerden çoğunluk partisinden ayrılmış şahıslardan oluşan Terakkiperver Fırka karşı karşıya geliyorlar. Bu iki fırka siyaset sahnesinde bazı mücadele ve münakaşaya giriyorlar. Fakat Terakkiperverler hiçbir zaman muvaffak olamıyorlar. Bu nedenle, Terakkiperverler, içyüzlerinde etken olan şahsi maksatlarına erişmek için gayrimeşru yollar aramaya başlıyorlar. Nitekim Şeyh Sait İsyanı ile bunu takip eden şapka isyanlarını, çoğunluk fırkasına karşı azınlık fırkası ve içindeki tahripçi unsurların için oynadıkları rollerin doğal bir neticesi olarak görmek zorunludur. Şimdi aynı unsurlar iktidar mevkini elde etmek için herhangi bir karışıklık ve değişiklikle iktidara gelemeyeceklerini düşündüklerinden suikaste karar veriyorlar.
Ocak 1925’te suikast teşebbüsünün fiilen neticelendirilme zamanı, Anadolu’da ortaya çıkarılan şapka isyanlarına günü gününe tesadüf ediyor. Bu noktada Ali Bey, vaktiyle memleketi hırs ve keyiflerine göre istedikleri gibi tasarruf etmiş olan eski iaşeciler içerisine mücadele-i millîye rüesasından bazılarının bilerek bilmeyerek karışmış olması, vatanın uygunsuz kaderi için çok elimdir, diyerek şunu söylemiştir: “facianın iç safhası olan bu ciheti de ariz ve amik tetkik ve tahlil ederek bu gibi anasır-ı muzırrayı bir daha memlekette mazarrat ikana muktedir olamayacak bir şekilde tasfiye etmeğe çalışacağız”. Mahkeme Başkanı son olarak muhakemelerini yaptıkları kişilerin dahi bu hususta ne derecede ilgileri bulunduğunu derinlemesine sorguladıklarını, bunların da alakalarına göre vaziyetlerinin tespit edilerek ellerinden geldiği kadar bütün safahatın içyüzünü millete tüm açıklığı ile göstermeğe çalışacaklarını söylüyordu (Vakit,  no. 3051, 1 Temmuz 1926, s. 1-2.).

İdamı istenilenler arasında yer alan Ahmet Şükrü Bey, iddianameye karşı son müdafaasını yaptı.
İdamı hükümleri 14 Temmuz 1926 sabaha karşı saat ikide infaz edilmiştir. Ahmet Şükrü Bey’in asılması sırasında bir aksilik yaşanmış ve darağacının ipi vücudunun ağırlığına dayanamayarak kopmuştur. Bunun üzerine diğer bir darağacına taşınarak orada asılmıştır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder