5 Temmuz 2019 Cuma

Lozan Barış Konferansı’nın ilk aşaması ve konferansın kesintiye uğradığı dönemde Yunanistan


Çiğdem Kılıçoğlu Cihangir - Lozan Barış Konferansı’nın ilk aşaması ve konferansın kesintiye uğradığı dönemde Yunanistan 
Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S. 53, (Lozan Antlaşması Özel Sayısı), 2013, s. 129-154

20 Kasım 1922’de toplanan Lozan Barış Konferansı’nda Yunanistan bir yandan konferansta kendisinden istenen taleplerle yüzleşmiş, diğer yandan iç politikada bu felaketten sorumlu tutulanlarla hesaplaşma yoluna gitmiştir.

Şubat 1923’te çıkmaza girmiş ve görüşmelere Nisan 1923’e kadar ara verilmiştir. Bu ara dönemde Türkiye Lozan Konferansı’nda dile getirdiği taleplerinden vazgeçmezken, Yunanistan Trakya ordusunu yeniden yapılandırarak Türk taleplerine karşı bir baskı unsuru yaratmaya çalışmış,

Yunanistan’ın 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgali ile başlayan süreç, Yunanistan cephesinde Megali İdea doğrultusunda işgal sahasını genişleterek bünyesine yeni topraklar katma çabasına girmiştir.
10 Ağustos 1920’de İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında Sevr Barış Antlaşması imza edilmiştir.
Yunanistan’da coşkuyla karşılanan Sevr Antlaşması’nı Türkiye hiçbir zaman uygulamamıştır.
Kasım 1920’de yapılan genel seçimlerde göstermiş, seçim sonucunda iktidara Venizelos karşıtı Kral yanlıları taşınmıştır.
Kral yanlılarının Küçük Asya’daki Yunan ordusuna atadığı yeni komutanlarla Ocak 1921’de Türklere karşı ileri harekâta geçilmiş, ancak Yunan ordusu Eskişehir’in batısında İnönü’de durdurulmuştur.
İtilaf Devletleri bir durum değerlendirmesi yapmak ve Sevr Antlaşması’nı yeniden gözden geçirmek için 21 Şubat-10 Mart 1921 tarihleri arasında Londra’da bir barış konferansı düzenlemişlerdir. Konferansta Sevr Antlaşması koşulları kısmen yumuşatılmış bir biçimde Türk tarafına sunulmuş, ancak müzakereler sonuçsuz kalmıştır.
Yunan ordusu, özellikle 1921 yılının Ağustos ve Eylül aylarında gerçekleşen Sakarya Meydan Muharebesi ve 1922 Ağustosundaki Türk Büyük Taarruzu sonrasında kesin bir yenilgiyle geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Aleksandros Pallis, 1915-1922 yıllarında Yunanistan’ı ve Yunanistan’ın Anadolu macerasını konu edindiği kitabında, Anadolu felaketinden, Kral Konstantinos, dönemin başbakanlarından Dimitrios Gounaris ve arkadaşları kadar Venizelos’u da sorumlu tutmaktadır. Ancak onların sorumluluk payının Yunanistan’ı hem Birinci Dünya Savaşı’nda hem de Türk-Yunan Savaşı’nda “bir piyon gibi” öne süren büyük devletlerin yöneticilerininkinden çok daha az olduğunu ifade etmektedir. İstanbullu tarihçi Stefanos Yerasimos, Yunanların yenilgisinin sorumluluğunu İngiltere’nin omuzlarına yükleyerek, İngiltere’nin Ortadoğu politikasının bedelini, hem Yunanistan’ın hem de Küçük Asya’da yaşayan Rumların çok pahalı ödediklerini ifade etmektedir (Stefanos Yerasimos, Milliyetler ve Sınırlar, (Çev. Şirin Tekeli), 6.B., İletişim Yayınları, İstanbul, 2010, s. 77.).

Yenilginin ardından 10/23 Eylül 1922’de Midilli ve Sakız adasında başlayan askeri hareket kısa sürede bütün Yunanistan’ı etkisi altına almıştır.
14/27 Eylül’de Kral Konstantinos ikinci kez tahttan indirilmiştir.

Yunanistan tarihine “Altılar Davası/İ Diki ton Eksi” olarak geçen bu süreçte Anadolu Seferi’ne çıkan komutanlar, sefer sırasında iş başında olan başbakan ve bakanlar askeri mahkemede yargılanmışlardır.

İhtilal Komitesi’nin ilk işlerinden biri de Paris’te bulunan Venizelos’u bilgilendirmek olmuştur. İhtilal Komitesi üyeleri, kendisinden yurtdışında Yunanistan’ı temsil etmesini talep etmiş ve bu konuda kendisine duydukları güveni dile getirmişlerdir.

Venizelos, Atina’ya gönderdiği 3 Ekim 1922 tarihli telgrafında, Yunanistan’ın askeri ve diplomatik açılardan tamamıyla yalnız kaldığı gerekçesini öne sürerek İhtilal liderlerine düşmanca davranışlardan vazgeçmelerini söylemiş, onları Mudanya Konferansı’na katılmaya, Doğu Trakya’yı boşaltmaya ve Trakya’da bulunan Yunan ordusunu yeni baştan düzenlemeye çağırmıştır.

Mudanya Mütarekesi’nin imzalanmasının ardından Yunanistan Doğu Trakya’dan Müttefiklerin yardımıyla çekilmeye başlamıştır.

Barış konferansına her ülkeden, biri kabine bakanı olmak koşuluyla iki temsilcinin çağrılması kararı verilmiş olmasına rağmen, Yunanistan Lozan’da toplanan bütün heyet başkanlarının aksine hiçbir resmi görevi olmayan ve Atina’ya danışmadan her türlü belgeyi kesin olarak imzalama yetkisine sahip olan Venizelos’u Yunan heyetinin başkanı olarak belirlemiştir.

Lozan Konferansı öncesinde ve esnasında önemli bir tartışma konusu halini alan Trakya sorunu, Lozan Konferansı’nın ilk aşamasında bir çözüme bağlanamamıştır.

30 Ocak 1923 tarihinde Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol ile Sivil Rehinelerin Geri Verilmesine ve Savaş Tutsaklarının Mübadelesine İlişkin Türk-Yunan Anlaşması imzalanmıştır.

Lozan Barış Konferansı kapitülasyonlar, özellikle adli kapitülasyonlar konusunda çıkmaza girerek 4 Şubat’ta kesilmiştir.

Venizelos konuya ilişkin Lozan’dan Atina’ya gönderdiği telgrafta, “Eğer Trakya’ya başarıyla saldıracak yetenekli bir ordumuz varsa Türklerin inadını kırabiliriz. Onların karşısında müttefikler uzlaşmacı, teslimiyetçi görünüyorlar.”

(konferansın kesintiye uğradığı dönemde) Müttefikler de Trakya ordusunu müzakerelerin bir silahı gibi kullanmışlardır.

Yunanistan ile Türkiye arasında Mart ayında karşılıklı teklifler sunulmuştur. Hazırlanan Türk tasarısında Yunanistan’dan savaş tazminatı isteğinin yinelenmesi, Yunanistan’ın tasarıya tepki göstermesine yol açmıştır. Nitekim Yunan basını da savaş tazminatının çok ağır olduğunu ve Yunanistan’ın yeniden savaşa girmeyi bu tazminatı ödemeye tercih ettiğini sütunlarına taşımıştır.

Yunanistan, içinde bulunduğu trajik durumu gizlemek istercesine Trakya ordusunu güçlendirerek adeta savaş çanları çalmaya başlamıştır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder