12 Ekim 2017 Perşembe

Yurt Ansiklopedisi - Rize Maddesi

Yurt Ansiklopedisi, Rize Maddesi, 9. Cilt, s. 6341-6437


Doğu Karadeniz Bölgesinin en yüksek kesiminde yer alan Rize (…) 3.920 km2 olan yüzölçümüyle Türkiye topraklarının % 0,5’ini kaplar.

İlin en yüksek noktası Kaçkar Dağlarıdır (Rize’deki en yüksek noktası 3.737 m’dir).

Rize il topraklarının büyük bölümü, yıkanmış, sıklaşmış, balçıklaşmış ama orman oluşumuna elverişli ve derinliği az topraklardır. Topraklar, yağışların bolluğu ve akarsuların taşımasıyla önemli ölçüde yoksullaşmıştır. Yıkanmayla toprağın bileşimindeki kireç, potasyum ve azot önemli ölçüde azalmıştır. Mineral içeriği bakımından yoksullaşan topraklar, fiziksel olarak da değişikliğe uğramış asitli nitelik kazanmıştır. (s. 6343)

Rize yöresini de kapsayan bölge Pontus Krallığı döneminde Sannika, Roma döneminde Pontos Poemoniacus adları ile anılıyordu. Bizanslılar ise bu bölgeye Khaldia adını vermişlerdi. Osmanlı döneminde yöre Lazistan olarak adlandırılmış, Milli Mücadele döneminde de bu ad korunmuştur.

MÖ. 2 binin başlarında bölgede hayvancılıkla geçinen toprağa topluluklar yaşıyordu. Bunlarla ilgili bulgular Rize’de değil Gürcistan topraklarındadır.
…yörede yaşayan topluluklardan Mossinoikler, sazlık bölgelerde kazıkların üstüne “kelif” adını verdikleri kulübeler kurmuşlardı.

(MÖ. 7. yüzyıldan sonra) Kolkhiler bir kadın tanrıya tapıyorlardı. Kendir yetiştiriyor ve bunun liflerinden dokudukları kumaşları Karadeniz kıyısındaki öbür kentlere satıyorlardı.

Persler bütün Anadolu’yu kontrol altına aldıkları dönemde Çoruh vadisindeki Kolkhilere tam olarak boyun eğdiremediler.
Yöre halkına bu sert doğasından ötürü Yunan kolonicileri Makron (Kocakafalı) diyorlardı. (s. 6352)

Kronik
MÖ. 700-180 Koloniler dönemi
MÖ. 180-65 Pontos Krallığı
10-395 Roma İmparatorluğu
395’ten sonra Doğu Roma İmparatorluğu
646 Arapların bölgeye akınları başladı
737 Rize kısa süre için Arap egemenliğine geçti
1075 Türk boyları kısa süre için Rize’ye hakim oldu
1098 Danişmentler kısa süre bölgeye egemen oldu
1204 Trabzon Rum İmparatorluğu kuruldu
1456 Trabzon Rumları Osmanlı devletine vergi ödemeye başladı
1461 Osmanlı Devleti bölgeyi fethetti
1571 Atina (Pazar ilçesi) Abazalarca yağmalandı
1622 Mapavri (Çayeli) korsanlarca yağmalandı, halk tutsak edildi
1817 Tuzcuoğlu Memiş Ağa isyan etti
1818-1821 Kalcıoğlu Osman Bey ile Ahmet Ağa isyan etti
1832-1834 Tahir, Abdülkadir e Abdülaziz ağaların isyanı
1878 Rize, Lazistan sancağının merkezi oldu
9 Mart 1916, Ruslar Rize’yi işgal etti
2 Mart 1918, Rize Ruslardan kurtarıldı. (s. 6353)

Kıt topraklar üzerinde yoğun bir nüfus barındıran Rize ilinde halk çaydan önce geçimini il içinden sağlayamıyordu. Ana ürün olarak mısır üretimi ilin ancak birkaç aylık gereksinimini karşılıyordu. Dolayısıyla il halkı geçimin sağlamak için il dışına gitmek, gurbetçilik yapmak zorunda kalıyordu. 1917 Rus Devrimi öncesinde gurbetçiler için ilk adres Rusya idi. Rizeliler Rusya’ya ticaret ve işçilik için gidiyorlardı. Devrimden sonra bu imkân ortadan kalktı ve Rize halkı ekonomik anlamda çok ciddi sıkıntılar yaşadı. Ekonomik sorunun çözümü için çare aranırken çay ziraatı öneriler arasında öne çıktı. (s. 6366)

Bölgedeki ilk yerleşimciler ilkel kabilelerdi. Bölgedeki ilk kültür varlıkları Yunan kolonicileriyle ve yine bu dönemde ticaret amacıyla bölgeye gelen denizciler eliyle oluştu.

İlin belirgin özelliklerinde biri dış çevreyle sürekli ve yoğun ilişkidir.
Toplumsal yapıda köklü değişimler yaratan çay ekimi öncesinde deniz, ana geçim kaynağıydı. Evin erkeği gurbettedir. Kadın ve evin diğer fertleri ise, başsız/erkeksiz kaldıkları için içe kapanıktırlar. Yörenin dağınık yerleşim düzeni de içe kapanmayı yaratmaktadır. Kapalı yapıda toplumsal değerler ve ilişkiler büyük ölçüde geleneksel-dinsel düşüncelerle biçimlenmektedir.

Çay üretiminin teşvik edilmesi, Rize ilinde diğer ürünlerin gözden düşmesine neden olmuştur. Mısır ekilen alanlar yavaş yavaş yerlerini çay bahçelerine bıraktı. Çay bahçelerindeki verimi arttırmak üzere kullanılan sun’i gübreler, toprağın organik yapısında dezenformasyona yol açtı. Bunun neticesinde pek çok meyve artık yetişmez oldu. (s. 6413)

Laz için başlık bir süs değil şemsiyedir.

İlin kimi kesimlerinde zıpka körüklü-kaytanlı gibi adlarla anılmaktadır.
Altı ince köseleden çizmelere “sabuk” denir. (s. 6414)

İlde çok rastlanan böğürtlene “fikoki” denir. (s. 6416)

Yakın döneme değin yöre “din adamı” yetiştiren bir merkez durumundaydı.

Çamlıhemşin’e bağlı Yaylaköy yakınlarındaki “Şehitler Mezarı” çocuk, kısmet açma gibi dileklerle de ziyaret edilir.

Dut ağacının kutsiyeti vardır. Minare bulunmayan bir yerde müezzin, elini dut ağacına dayayarak ezan okur. (s. 6416)

Kısır kadın için ilaç
…balıkyağıyla maydanoz kavrulur ve ılıkken, arkaüstü yatırılan kadının rahmine konur.
Mangalda kömür yakılır, ateşine balıkyağı dökülür. Kısır kadın, mangalın sıcağına çömelir.
İyice kızdırılan taş, bir kaba konup üzerine tereyağı dökülür. Kısır kadın buğusuna oturtulur.

Doğumu kolaylaştırmak için gebeyi kilim ya da yorgan içinde sallamak, karnına zeytinyağı sürmek gibi yöntemlere başvurulur.

Lohusa ziyaretinden sonra bebek ağlarsa nazar değdiğine inanılır. Bir tas suda üç parça köz söndürülür, su çocuğa içirilir.
Ateşe tuz atma, kurşun dökme gibi uygulamalara da rastlanır. (s. 6417)

İlde en gelişmiş dokuma türü bezdi. Kenevir ipliğinden dokunan bu bezler iç çamaşırı yapımında kullanılırdı. Dokunan Rize bezleri birçok dış ülkede de alıcı bulurdu.
Gereğince güneş alamadığından üretilen kenevirin lifleri sertleşmiyor bu nedenle kenevir ince bez dokumasında da kullanılabiliyordu.

Sepetler kullanımlarına göre toka, meyve sepeti, kaşıklık, garnal gibi adlar alır.
Toka daha çok çay ve fındık taşımada kullanılır.

Örgü koltuk sandalye ve iskemle yapımı, Pazar’ın Yavuz, Tütüncüler köyleriyle Çamlıhemşin’in Köprübaşı köyünde yaygındır.
Kalkandere ve çevresinde oturma yeri buzağı derisiyle kaplı iskemleler daha çok alıcı bulur.

Dokumacılık (…) en canlı dönemini 1700’lerde yaşadı. Bu yıllarda il, dış pazarlarda Trabzon bezi, imparatorluk içindeyse Rize bezi denilen dokumalarıyla ünlenmişti. Bunlarda kenevir ipliği kullanılıyordu.
Kenevir ipliğiyle dokunan bezler, teri çabuk kuruttuğu, havsız olduğu için birçok dış ülkede de alıcı buluyordu. (s. 6418)

İnce kenevir ipliğiyle dokunan bezler uzun yıllar ketenden sanılmış bu adla anılmıştır. Bu bezlere hâlâ keten (yöre ağzıyla “ketan”) denmektedir. (s. 6419)

Rize ağzı kendi içinde bölgelere ayrılır.
Birinci gurubu Rize merkez, Kalkandere ve İkizdere ilçeleri oluşturur.
Birinci ağız bölgesini diğerlerinden ayıran iki önemli özellik vardır. Bunlardan ilki öbür ağızlarda “r” ünsüzü normaline göre daha arkada boğumlanır ayrıca tonsuzlaşırken “r” sesi bu bölgede olduğu gibi korunur.
İkinci önemli özellik birinci tekil kişi, ikinci tekil kişi ve ikinci çoğul kişi ekleri (…) bölgede olduğu gibi korunmakta, öbür bölgelerde bu kuruluş em-sen-siz biçimlerine dönüşmektedir.

İkinci ağız yöresi Çayeli ilçesi ve çevresini kapsar.
Bölgede ora, bura, nere zarfları yaklaşma ve bulunma hali ekleri almaksızın yer ve yön anlatımı gösterecek biçimde kullanılır.
Hece vurgusu adıyla da anılan tonlama bu yörede özellikle soru tümcelerinde dikkat çekicidir.

Üçüncü ağız yöresini Çamlıhemşin-Pazar ve Hemşin ilçeleri oluşturur.
E/a değişimi: düz, geniş-ince e ünlüsünün kalınlaştığı görülür. Dârâler (dereler), aski (eski) gibi…
A, o, e ünlülerinin darlaşması: Hınçar (hançer), tupli (toplu) gibi… (s. 6424)

Deyimler
Acıyı yemek (aci yedi)
Aldi beni yürekten (endişeli bekleyişi anlatır)
Bacak cermek (inat etmek)
Dil içeri koymamak (hiç susmayan, gevezeler için söylenir)
Fesi kizardi (çok utandı)
Mimden almak (ufak şeyleri bahane edip söylenmek)
Şardetmek (yemin etmek) (s. 6425)

Oyunlar
Vurdum sordum oyunu
Kış gecelerinde evlerde oynanır. Çocuklar ayaklarını ortaya uzatarak çember oluşturacak biçimde otururlar. Biri tekerlemeyle oyuna başlar:
“Mesel mesel malî mesel
Dil oynar damak çeser
Buni bilene soralum
Oyunumuzi kuralum”

Her sözcükte birinin ayağını göstererek elini oyuncuların ayağında gezdirir. En son kimi işaret etmişse onu kaldırır, üç kere yere vurup sorar:
Dibek başına vardın mı?
Vardım
Dibekte darımı gördün mü?
Gördüm
Yaş mıydı kuru muydu?
Yaştı
Benim darım kuruydu ya, diyerek ayağını kaldırır, tabanıyla üç kez daha yere vurur, sormaya devam eder:
Deremene vardın mı?
Vardım
Unumu gördün mü?
Gördüm
Darı mıydı buğday mıydı?
Darıydı
Benim unum buğdaydı ya, diyerek yine vurur, sorularını sürdürür. Sorular bitince oyuncuyu iterek “deremene var gel, unumuzu al gel” der. Oyuncu ev içinde dolanıp gelir. Sorular tekrar başlar:
Deremen tenha mıydı?
Kalabalıktı
Git şimdi tenhalaşmıştır, unumu öğüt, ekmeğimi yap, kıtırını el getir yiyelim. Oyuncu bu defa evden çıkıp kendi evine gider. Kıtır ekmeği alıp gelir. Oyuna katılan tüm çocuklar ekmeği bölüşerek yerler. Oyun böyle biter.

Miras oyunu
Bilye/misket yerine fındıkla oynanan bir oyundur. Üç fındık yan yana bitiştirilip bunların üzerine dördüncü bir fındık konur. Her oyuncu bu şekilde fındıklarını dizer. Daha sonra ellerindeki, altı düzleştirilmiş fındığı bilye olarak kullanarak fındık dizisini vurmaya çalışırlar. Karavana atış yapan sırasını kaybeder. Vurulan fındıklar kazanılmış olur. (s. 6428)

Edebiyatta Rize
Abdülhak Hamit Tarhan, yazılarında şehre kaygıyla yaklaşır. Kentin bakımsızlığından söz eder.
Talip Apaydın, O Güzel İnsanlar adlı kitabında “Çay Ağacı” adlı öyküde çay tarımının başlangıcını anlatır. (s. 6432)

İsmail Habib Sevük, Yurddan Yazılar adlı eserinde Rize’nin doğasından söz eder.

Zeyyat Selimoğlu, Kavganın Sonu ve Başı adlı kitabında Rize’nin köylerini ve insanını anlatır.
Zeyyat Selimoğlu, Direğin Tepesinde Bir Adam adlı kitabındaki öykülerinde Rize’yle ilgili motiflere yer verir.

Yılmaz Çetiner, Bir Yudum Çay adlı eserinde çay üretiminin Rize ekonomisine etkilerinden söz eder.

Ümit Kaftancıoğlu, Çarpana adlı eserinde Pazar ilçesinde pazar yerlerinde öte beri satarak kazandığı parayı kumar oynayabilsin diye kocasına veren çileli kadınları anlatır.

Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Anıların İzinde adlı eserinde Rize’yle ilgili anı ve gözlemlerini anlatır. (s. 6432)

---
Anadolu Yayıncılık

1983

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder