26 Ekim 2017 Perşembe

Ksenophon - Anabasis

Ksenophon - Anabasis
Onbinlerin Dönüşü


Ksenophon, İ.Ö. 430 yılında, Atina yakınlarında doğdu. Sokrates’in öğrencileri arasına katıldı. İ.Ö. 404 yılında, Peloponez Savaşı sona ermiş, Isparta’ya yenilen Atina, çok kötü şartlarla bir barış imzalamak zorunda kalmıştı. Üç yıl sonra, İran kralı Artakserkses’in kardeşi genç Kyros, Ispartalı kuvvetler ve paralı askerler yardımıyla, tahtı zorla ele geçirmek amacını güderek harekete geçti. Ksenophon, Kyros’un düzenlediği bu sefere katıldı (İ.Ö. 401 -400). Anabasis’ te, Yunanlı olmayan başka kuvvetlerin yani «Barbarların» da katıldığı ve Batı Anadolu’daki Sardes’den başlayarak Güney Mezapotamya’daki Kunaksa’ya kadar varan ve burada Kral Artakserkses’e karşı verilen meydan savaşında Kyros’un ölümüyle ama Yunanlıların zaferiyle sonuçlanan; daha sonra Yunan ordusunun yani Onbinlerin, tek başına, Anadolu içinden geçip Kuzeydoğuya yürüyerek yeniden Karadeniz kıyılarından anayurtlarına dönerken geçirdikleri akıl almaz serüvenler dile getirilmiştir.
…başlangıçta, bir çeşit «savaş muhabiri» görevini yerine getiren Ksenophon, Yunan ordusunun komutanları tuzağa düşürülüp öldürülünce, birliklerin başına seçilen beş kişi arasında yer alır.

Birinci Kitap
Dara ile Parysatis’in iki oğulları oldu; bunların büyüğü Artakserkses, küçüğü Kyros’du.
Dara ölünce, Artakserkses tahta çıktı.
Tissaphernes, Kyros’a iftira eder
Artakserk ses ona inandı ve öldürtmek amacıyla kardeşini tutuklattı;
(Annesinin ricası üzerine Kyros serbest bırakıldı. İki kardeş arasındaki husumet bu şekilde başladı. Kyros vakit kaybetmeden asker toplamaya başladı. Bunda başarılı da oldu. Topladığı askerlerle birlikte Pers ülkesine doğru yola çıktı.)

Kyros’la ordusu, askerler daha ileri gitmeyi kabul etmedikleri için, Tarsus’ta yirmi gün kaldı; gerçekten de, askerler Kralla savaşmağa götürüldüklerinden kuşkulanmağa başlamışlardı.

Askerler Fırat Nehrinin kıyılarına ulaştıklarında Kyros onlara amacının kralla çarpışmak olduğunu açıkladı.
Kyros, Babil ülkesine varır varmaz her askere beş gümüş mina vermeğe ve lonia’ya dönmelerini sağlayıncaya kadar tam ücret ödemeğe söz verdi. Yunan askerlerinin çoğu, bu vaatlere inandı.
(Babil’e vardıklarında) Kralın savaşmak için ordusuyla geleceğini tahmin ediyordu. Klearkhos’u sağ kanada, Thessalia’lı Menon’u sol kanada komuta etmekle görevlendirdi; kendisi de birliklerini düzene soktu.

Gece yapılan denetimde Yunanlılardan on bin dört yüz ağır piyade ve iki bin beş yüz hafif piyade, Kyros’un Barbarlarından ise yüz bin kişi ve yirmi kadar tırpanla donatılmış savaş arabası sayıldı. Düşmanların bir milyon iki yüz bin askeri ve tırpanla donatılmış iki yüz savaş arabası olduğu söyleniyordu. Ayrıca Artagerses komutası altında Kralın önünde dizilmiş altı bin süvarileri vardı. Kralın ordusunda her biri üç yüz bin kişiye komuta eden dört başkomutan bulunuyordu: Abrokomas, Tissaphernes, Gobryos ve Arbakes.

Kyros arabasından yere at­ladı, zırhını sırtına geçirdi, atma bindi, kargılarını eli­ne aldı ve herkesin silahlanıp safına geçmesini buyur­du. Bunun üzerine çarçabuk savaş düzenine geçildi.

Kyros’un Yunanlıları toplayıp düşmanın çığlıklar atarak saldıracağını anlatırken söyledikleri doğru çıkmadı; çünkü düşman haykırmıyor, tersine elden geldiğince ses çıkarmadan sakin ve ağır bir görünüşle saf halinde ilerliyordu.

Yunanlılar ansızın zafer türkülerini söylemeğe başlayıp düşmanın üstüne yürümek için harekete geçtiler.
Barbarlar geri dönüp kaçmağa başladılar.
…bu savaşta, sol kanatta bir askerin okla yaralanması dışında hiç bir başka Yunanlı yaralanmadı.
Kyros, büyük bir sevince kapılmıştı
(Kralın askerleri) Yunanlıları çembere almak ister gibi bir çevirme hareketine girişti.
Yunan birliklerine arkadan saldırıp bozguna uğratmasından korkan Kyros, atını dosdoğru onun üstüne sürdü ve altı yüz süvarisiyle Kralın önünde dizilmiş birliklere saldırarak altı bin süvarisini dağıttı.
Krala saldırdı, göğsünden mızrakladı ve zırhını delip onu yaraladı.
Ama Krala vurduğu sırada kendi de şiddetle savrulan bir harbeyle gözünün altından yaralandı.
Kyros öldü ve en ileri gelen beylerinden sekizi onun cesedi üstüne devrildi.
Kyros’un sonu böyle oldu. (s. 45)

Kral ile adamları, kovalamağa devam ederek Kyros’un ordugâhına saldırdılar.
Kralla birlikleri, ordugâhta pek çok ganimet buldular
Yunanlıların çoğu akşam yemeği yemediler; öğle yemeği de yememişlerdi; çünkü Kral öğlen yemeği molasından önce görünmüştü.

İkinci Kitap
Öğle vakti yaklaştığında, Kralın ve Tissaphernes’in gönderdiği Barbar elçiler göründü.
Kralın, savaşı kazandığı ve Kyros’u öldürdüğü için Yunanlıları silâhlarını bırakıp kendilerine iyi davranılması amacıyla kendisinden aman dilemelerini istediği söylediler.
…sonra Atinalı Theopompos söz aldı: «Phalinos, şu anda gördüğün gibi silâhlarımızdan ve cesaretimizden başka şeyimiz yok. Silâhlarımızı elimizde tutmakla, cesaretimizden de yararlanabileceğimizi düşünüyoruz; silâhlarımızı teslim edersek, hayatlarımızı da kaybedebiliriz. Bu yüzden elimizde kalan tek şeyi size teslim edeceğimizi sanma: sizi yenip sizin silâhlarınızı elinizden almak için elimizde tutuyoruz onları.»

«Kalırsak mütareke, ilerler ya da gerilersek savaş.»

Bir gün önce Yunanlılara silâhlarını teslim etmeleri için haber göndermişken gün doğar doğmaz bir uyuşmaya varmak için elçiler yolladı.

…koşullar kabul edildi; Tissaphernes ile Kralın kayınpederi yemin ettiler ve sağ ellerini Yunan komutan ve yüzbaşılarına uzatıp el sıkıştılar.

Bundan sonra, yan yana konaklamış olan Yunanlılarla Ariaios, Tissaphernes’i yirmi günden fazla beklediler.
O andan itibaren Ariaios ile arkadaşlarının Yunanlıları daha az önemsedikleri anlaşıldı.

Klearkhos, Tissaphemes ile yüz yüze konuşup bu güvensizliklere bir savaş çıkmasına yol açmadan son vermenin iyi olacağım düşündü.
Tissaphernes, «Komutanların ve yüzbaşılarınla ordugâhıma gelirsen, senin bana ve komuta ettiğim orduya karşı kötü tasarılar beslediğini söyleyenleri herkesin önünde açıklarım,» dedi.
Tissaphernes’in çadırının kapısına vardıklarında, komutanlar Boiotia’lı Proksenos, Thessalia’lı Menon, Arkadia’lı Agias, Lakonia’lı Klearkhos ve Akhaia’lı Sokrates içeri alındı; yüzbaşılar kapıda kaldılar. Birkaç saniye sonra verilen tek bir işaretle, içeri girenler yakalanıp dışardakiler öldürüldü. Sonra Barbar süvarileri ovaya atılıp rastladıkları tüm Yunanlıları (gerek özgür, gerek köle) öldürdüler.

Üçüncü Kitap
…kendimizi savunma çarelerini ne hazırlayan var ne de düşünen ve sanki dinlenmeğe vaktimiz varmış gibi uzanmış yatıyoruz.
(Ksenophon bir söylev çeker) Onu dikkatle dinledikten sonra Boiotia lehçesiyle konuşan Apollonides diye biri dışında, subayların tümü başlarına geçmesini istediler.

Klearkhos’un yerine Dardanos’lu Timasion, Sokrates’in yerine Akhaia’lı Ksanthikles, Agias’ın yerine Arkadia’lı Kleanor, Menon’un yerine Akhaia’lı Philesios ve Proksenos’un yerine Atinalı Ksenophon komutan seçildiler.

Mithradates onlara Kralın isteğine karşın kurtulmalarının imkânsız olduğunu kanıtlamağa çalıştı. Casusluk için gönderildiği anlaşıldı.

Dağlara ilerleyip Kardukh’lar ülkesine girmeleri gerektiğini düşünüyorlardı

Dördüncü Kitap
Kardukh’lar köylerini boşaltıp karıları ve çocuklarıyla tepelere kaçtılar. Alınacak pek çok yiyecek vardı; evlerde de bir yığın tunç kap kacak bulunuyordu. Yunanlılar hiç birini almadılar, köylüleri de kovalamadılar. (s. 113)

Düşman hep çarpışarak ve tüm dar geçitleri önceden ele geçirerek yollarını kesmeğe uğraşıyordu.

Yunanlılar o gün de, Kentrites (Botan Çayı) ırmağının aştığı ovaya hakim köylerde açık ordugâh kurdular; iki yüz ayak genişliğinde olan bu ırmak, Armenia’yı Kardukh’lar ülkesinden ayırır.

Karlı dağlarda soğuk, açlık ve hastalıktan dolayı kayıplar verirler. Nihayet bir Armenia şehrinde dinlenebilirler. İyice dinlendikten sonra yola devam ederler.

Taokh’lar ülkesine vardılar. (s. 138)

Ordan Khalyb’ler ülkesinde yedi günde elli fersenk aşıldı. Khalyb’ler aralarından geçtikleri halkların en savaşçılarıydı ve Yunanlılarla göğüs göğüse savaştan kaçmıyorlardı. Karınlarının altına kadar inen keten zırhlar ve etek yerine sık örülmüş ip eteklikler giyiyorlardı. Ayrıca bacak zırhları, miğferleri ve bellerinde Lakonia hançeri uzunluğunda kılıçları vardı.

Yunanlılar bu ülkeden çıkınca dört yüz ayak eninde olan Harpasos (Çoruh Nehri) ırmağının kıyısına vardılar. Sonra Skythen’ler ülkesine girip ovada dört konakta yirmi fersenk aşarak köylere vardılar ve üç gün kalarak erzak sağladılar.
Oradan günde yirmi parasange aşıp Gymnias adlı zengin ve kalabalık bir şehre ulaştılar. (s. 141)

Beşinci gün Thekhes adlı dağa vardılar. İlk askerler doruğa varır varmaz büyük bir çığlık yükseldi (denizi gördüler). (s. 142)

Yunanlılar oradan Makron’lar ülkesinde üç günde on fersenk aştılar. İlk gün, Makron’larla Skythen’ler arasında sınırı çizen ırmağa vardılar.
Sorgun ağacından kalkanlarla ve mızraklarla silahlanmış olan ve kıldan elbiseler giyen Makron’lar, ırmak geçidinin öbür kıyısında savaş düzeninde beklemekteydiler.
(Makronlarla savaşmamak üzere bir anlaşma yaptılar) Makron’lar Yunanlılara bir Barbar mızrağı Yunanlılar da onlara bir Yunan mızrağı verdiler. «Ülkemizde kullanılan teminatlar bunlardır,» dediler.

(Makronlar) Kolkh’ların sınırına kadar üç gün eşlik ettiler. O zaman Yunanlılar kendilerini Kolkh’ların savaş düzeninde bekledikleri bir dağın karşısında buldular. (s. 144)

Doruğa ulaşan Yunanlılar bol erzak dolu birçok köyde konakladılar. Bu köylerde onları şaşırtan bir tek şeyle karşılaştılar: birçok kovan vardı ve bu kovanlardaki peteklerden bal yiyen askerler kustular, ishal oldular ve içlerinden hiç biri ayakta duramıyordu; az yiyenler körkütük sarhoş olmuş insanlara, çok yiyenlerse azgın çılgınlara, hattâ can çekişen insanlara benziyorlardı. Bu durumda birçoğu bir bozgun sonrasındaymış gibi yere serilmiş büyük bir umutsuzluk başlamıştı. Ertesi gün kimsenin ölmediği görüldü ve sarhoşluk yaklaşık olarak bir gün önce başladığı saatte geçti. Üçüncü ve dördüncü gün müshil almış gibi bitkin düşmüş halde ayaklandılar. Oradan iki günde yedi fersenk aşıp deniz kıyısında Yunan şehri Trapezos’a ulaştılar. Pontos Eukseinos kıyısındaki bu şehir Sinope’nin Kolkh ülkesindeki kolonisidir. Orda otuz gün kadar Kolkh köylerinde kaldılar. Bu köyleri üs gibi kullanarak Kolkh’lar ülkesini talan ettiler. Trapezos’lular, onları şehirlerine kabul edip konukseverlik armağanı olarak öküzler, arpa unu ve şarap verdi… (s. 146)

Beşinci Kitap
Aynı gün içinde yiyecek aramağa gidip ordugâha dönmek imkânsızlaştığından Ksenophon birkaç Trapezos’luyu kılavuz alarak ordunun yarısıyla Dril’lerin (Driller, Espiye-Tirebolu bölgesinde yaşamışlar) üstüne yürüdü öbür yansını da ordugâhta bıraktı. (s. 151)

Bu halk dağlık ulaşılması güç bir bölgede oturuyordu ve Pontos’un en savaşçı halkıydı.

…yola çıkmak gerektiğine karar verildi. Hastalar, kırk yaşını aşkın askerler’, çocuklar, kadınlar ve değersiz tüm yükler gemilere yüklendi.
Öbürleri yola koyuldular: yol onarılmıştı. Üç günlük yürüyüşten sonra Kolkh’lar ülkesinde, deniz kıyısında Sinope’nin kolonisi olan Yunan şehri Kerasus’a varıldı. (s. 156)

Orada üç gün kaldılar. Silâh altındaki askerin sayımı yapılıp denetlendi: sekiz bin altı yüz kişi çıktı. Ordudan geri kalan buydu: öbürlerinin bir kısmı düşmanlar tarafından öldürülmüş, bir kısmı kar yüzünden, birkaçı da hastalıktan ölmüştü. (s. 158)

Mossynoik’lerin sınırına varılınca (…) düşman mı yoksa dost mu sayılmaları gerektiğini sormak için elçi gönderildi. Yunanlıların geçmesine izin vermeyeceklerini söylediler.

(Mossynoikler birbirleriyle kavgalıydı. Yunan askerleri, taraflardan biriyle ittifak kurdu)
Tümünün sarmaşık yaprakları biçiminde ve beyaz öküz postuyla kaplı kalkanları vardı; sağ ellerinde aşağı yukarı dokuz ayak uzunluğunda, bir ucunda bir mızrak demiri, öbür ucunda bir topuz olan bir kargı tutuyorlardı. Dizlerini bulmayan ve kalın çuval bezi kadar sık dokunmuş tünikler giymişlerdi. Başlarında Paphlagonia’lılarınki gibi deriden yapılmış ortasında bir sorguç bulunan ve tıpkı bir üç kademeli tacı andıran miğferler vardı. Ayrıca demir baltalar taşıyorlardı. İçlerinden biri başlayınca, öbürleri de şarkı söylemeğe koyuldu ve şarkıya ayak uydurarak Yunanlıların sıralarını ve çatılmış silâhlarını aşıp, hemen düşmanın alınması en kolay görünen kalesine saldırdılar. Kale Mossynoik’ler ülkesinin en yüksek yerinde bulunan ve «anaşehir» dedikleri şehrin önündeydi. Mossynoik’ler bu kale yüzünden birbirleriyle savaşmaktaydılar; çünkü onu hangisi ele geçirirse tüm Mossynoik’lerin efendisi sayılıyordu. (s. 160)

Yunanlılar kaleleri yağmalayıp evlerde Mossynoik’lerin dediğine göre babadan oğula geçen ekmek dolu ambarlar ve ayrıca yeni hasat edilmiş buğdayla, özellikle kızılca buğdayla birlikte saklanmış saman sapı buldular. Ayrıca tuzlanarak küplere bastırılmış yunusbalığı eti, çanaklarda yunusyağı vardı; Mossynoik’ler bu yağı Yunanlıların zentinyağı kullanması gibi kullanırlar. Ambarlarda yassı ve dilimsiz pek çok ceviz vardı (Ksenophon’un bir tür ceviz olduğunu zannettiği aslında kestanedir); başlıca besinleriydi bu; kaynatıp ekmek gibi pişiriyorlardı. Şarap da bulundu; sertliği yüzünden biraz kekreydi; su katılınca hafif hoş kokulu bir şarap oluyordu. (s. 162)

Mossynoik’ler, Yunanlıların yanlarından getirdikleri fahişelerle herkesin gözü önünde birleşmeğe çalışıyorlardı; âdetleri böyleydi. (s. 163)

Yunanlılar gerek dost gerek düşman Mossynoik’lerin ülkesinde sekiz gün yürüdükten sonra, Khalyb’ler ülkesine vardılar. Fazla kalabalık bir halk olmayan Khalyb’ler, Mossynoik’lerin boyunduruğu altında yaşıyor, özellikle demir işçiliğiyle geçiniyorlardı. Oradan Tibaren’lerin ülkesine vardılar.  Tibaren’lerin ülkesi çok daha düzdü ve deniz kıyısındaki şehirleri daha az tahkim edilmişti.
…iki günlük yürüyüşten sonra Tibaren’lerin topraklarındaki Sinope kolonisi Kotyora’ya varıldı. (s. 164)

Altıncı Kitap
Yunanlılar da ellerinde yeterince gemi olduğuna karar vererek denize açılıp Papblagonia’yı sollarında bırakarak elverişli rüzgâr altında bir gün bir gece yol aldılar. Ertesi gün, Sinope’ye varıp Sinope’nin limanı Harmene’de demirlediler. Sinope, Paphlagonia’dadır ama Miletos kolonisidir. Şehir halkı Yunanlılara konukseverlik armağanı olarak üç bin kile arpa unu ve bin beş yüz ölçek şarap yolladılar. (s. 187-188)

…ordu üç kümeye bölünmüş oldu.
Ksenophon denize açılıp Thrakia ile Herakleia topraklarının sınırı yakınma çıktı; sonra yoluna karadan devam etti.

(Üçe bölünen ordu Kalpe’de tekrar bir araya geliyor. Daha sonra Bithynialılarla çarpıştılar, kayıplar verdiler)

Yedinci Kitap
Ordu Boğazı geçer.
…Yunanlılar Pergamon’a döndüler.


---
Türkçeleştiren: Tanju Gökçöl
Hürriyet Yayınları

Eylül 1974

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder