10 Haziran 2022 Cuma

Ulrich Bröckling - Disiplin - Notlar

Ulrich Bröckling  - Disiplin - Notlar

Askeri İtaat Üretiminin Sosyolojisi ve Tarihi

Disziplin, Soziologie und Geschichte militärischer Gehorsam Produktion

2. basım, 2008, Ayrıntı Yayınları

 


Önsöz

Kitap; erkeklerin/insanların hangi mekanizmalarla asker haline getirildiğini, emredildiğinde öldürmeyi ve kendi canlarını tehlikeye atmayı kabul edecek şekilde nasıl disipline edildiklerini inceler.

 

Asker üretimi sadece bedensel şartlandırmadan ibaret değildir; askere alınmadan önce başlayan ve terhis sonrasında da süren ideolojik bir seferberliği gerektirir.

 

Askerlerin bir vatana olduğu kadar bir "düşmana" (iç veya dış) ihtiyacı vardır. Sanayileşme ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte "körü körüne itaat"ten ziyade, teknik araç ve silahları uzmanlıkla kullanabilecek "işlev disiplini" önem kazanmıştır.

 

Yeniçeri Ocağı'nın 1826'da kaldırılmasının ardından Sultan II. Mahmud, Batılı anlamda ordu reformu için Prusya'dan subay talep etti. Helmuth von Moltke ve beraberindeki subaylar Osmanlı ordusunda danışmanlık yaptı.

Farklı ülkelerden alınan usuller ve ordu yapısındaki belirsizlikler nedeniyle bu ilk misyon pratikte başarısız oldu.

 

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı yenilgisinden sonra Colmar von der Goltz (Goltz Paşa) liderliğinde yeni bir askeri misyon geldi.

Sultan II. Abdülhamid'in olası bir askeri darbe korkusu nedeniyle manevraları ve cephane kullanımını kısıtlaması, Alman subayların hareket alanını daralttı.

Yerel dirençle karşılaşsa da Goltz Paşa, genç subaylar (ileride Jön Türkler ve II. Meşrutiyet kadroları) üzerinde kalıcı bir etki bıraktı.

I. Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında ordunun yönetimi büyük ölçüde Alman komutanlara bırakıldı.

 

Giriş

Robert Musil: Askerlikte, en kusursuz düzene ulaştığımız bu kurumda nasıl oluyor da her an can ver­ meye hazır olmak zorunda oluşumuzu normal karşılıyoruz? Ne­ denini, niçinini ifade edemiyorum. Düzen, bir biçimde ölme ve öldürme ihtiyacına dönüşüyor.

 

Yeniçağ devletinin doğuşu, şiddet kullanma tekelini kendi eline alan ve daimi orduyu kuran merkezi egemenlikle doğrudan ilişkilidir. Hobbes’un Leviathan modeli, bu şiddet tekelini kurarak içerideki savaşı sonlandırırken devletin, tebaasının hayatı ve ölümü üzerinde karar verme hakkını (ius ad bellum) da beraberinde getirir.

 

Ordunun temel işlevi fiziksel şiddet uygulamak veya bu tehdidi etkin şekilde hissettirmektir. Bu durum, sivil hayattaki öldürme yasağı ile askere verilen şiddet kullanma izni arasında yapısal bir çelişki doğurur. Askeri alandaki itaat talebinin ödünsüz ve katı olmasının temelinde ölüm gerçeği yatar; ölümle burun buruna yaşayan bu insanların çok özel bir tarzda sosyalleştirilmeleri gerekir.

Askerlik kurumu sosyal disiplin kurmanın laboratuvarı olarak belirir.

 

Disiplinin kuramsal temelleri

Max Weber, disiplini Batı rasyonelleşmesinin özneyle ilişkili boyutu olarak inceler. Bürokrasi ve rasyonel egemenlik, davranışları önceden öngörülebilen disipline edilmiş bireyler üretir ve bu rasyonel yapı en nihayetinde "çelik sertliğinde bir kabuğun" içinde birleşir. Weber için ordu, disiplinin en tipik kaynağıdır.

 

Norbert Elias, uygarlaşma sürecinde disiplini bireyin "kendisini kısıtlamasını gerektiren sosyal zorlama" olarak görür. Şiddetin devlet tekelinde toplanmasıyla paralel olarak bireyde otomatik işleyen bir "psişik kendini zorlama aygıtı" gelişir. Elias’a yönelik eleştiriler, onun tarihi doğrusal bir ilerleme olarak görmesini ve bu süreçle iç içe geçen barbarlıkları sadece "geçici geri düşüşler" olarak küçümsemesini hedef alır.

 

Gerhard Oestreich, "sosyal disiplin kurma" kavramını tarihsel bir derinlikle ele alır ve bu sürecin monarşik yönetimler tarafından "yukarıdan aşağıya" yürütülen bir egemenlik pratiği olduğunu savunur.

 

Michel Foucault, disiplini egemenlikten farklı "bir iktidar tipi" olarak tanımlar. Egemenlik hakları ve yasalar evrenselleşirken, disiplin bireyselleştirir ve doğrudan insan bedenine nüfuz ederek onu parçalara ayırıp yeniden kurgular. Foucault'ya göre her okul, manastır, cezaevi ve kışla disipline sokan gücün birer atölyesidir.

 

Erving Goffman, kışlaları, psikiyatri kliniklerini ve cezaevlerini "total kurumlar" başlığı altında laboratuvarlar olarak inceler. Bu kurumlarda eski kimlikler öldürülerek kurumun ilkeleri boş bir levha (tabula rasa) üzerine yazılır. Hubert Treiber ve Heinz Steinert ise bu modeli orduya uygulayarak, askerin acemi eğitiminde karşılaştığı ve içinden çıkamadığı "normlar tuzağını / kapanını" deşifre etmişlerdir.

 

Bu inceleme, askeri alanın ötesine taşıp fabrikasyon asker "imalatının" çeşitli biçimlerini, devlet anayasası, ordu yasası ve savaş gerçekliğiyle bir bütün olarak ele almaya çalışacaktır.

 

I. Bedenin Şartlandırılıp Yönlendirilmesi 1: İlkçağ Ruhundan Disiplinin Doğuşu

Askeri Disiplinin Bir Laboratuvarı

XVI. yüzyılın sonlarında, özellikle Oranya ordusunda modern askeri disiplin adeta yeniden icat edilmiştir.

Oranyalı Moritz ve Wilhelm Ludwig von Nassau'nun getirdiği yenilikler, Antik Roma ve Yunan savaş yazarlarının (Ailiannos, Polybios) hümanist filologlar eşliğinde incelenmesiyle ortaya çıkmıştır; bu yönüyle modern orduların kaynağında bir Rönesans vardır. Savaşın bilimselleştirilmesiyle, şövalye usulü bireysel dövüşün yerini yeniden önemli hale gelen piyade birliği (phalanx) almıştır.

Oranya reform ordusunda bedensel kütle anlayışı yerini, her askerin bir çark dişlisi gibi eğitilmesini gerektiren "bedenlerden oluşmuş makine" ilkesine bırakmıştır.

 

Askerlerin hızlı ve senkronize hareket etmesi için Ailiannos'un Taktik metni çevrilerek uyumlu bir komuta dili oluşturulmuştur.

Hollanda'nın zengin kentli tüccar sınıfı, askerlerin maaşlarını düzenli ödeme gücüne sahip olduğu için askeri hizmeti sözleşmeli, disiplinli bir çalışmaya dönüştürmeyi başarmıştır.

Hollanda ordusunda ise 'işveren tarafı' yükümlülükler yerine getirilebildiğinden, 'işçilerinden' eyaletlerde olduğundan daha fazla savaşma cesareti beklenmekteydi.

 

İsyancı Paralı Askerler

Paralı askerleri düzenli ödeme yapmadan bir arada tutmanın ve komuta etmenin imkansızlığını en net İspanya ordusu göstermiştir.

Gümüş gelirlerine rağmen emperyalist harcamaları karşılayamayan İspanya Krallığı'nın yaşadığı mali krizler, 1589-1607 yılları arasında büyük isyan dalgalarına yol açmıştır. Bu isyanlar organize işçi hareketlerini andıran bir model izliyordu: Askerler hizmeti reddediyor, subayları kovuyor ve kendi seçtikleri liderlere mutlak yetki veriyorlardı.

İsyancılar bir şehri işgal edip çevre köyleri haraca bağladıktan sonra hükümete ödenmemiş maaşlarının verilmesi ve genel af talebini içeren listeler iletiyorlardı.

 

İspanyol komutanlar askeri güçle dize getiremedikleri bu tecrübeli asilerle uzlaşmak zorunda kalıyor ve şehirlere yönelik yağmalara göz yumuyorlardı. Bu dönemde bir diğer kurtuluş yolu da firardı; sivil halk nezdinde hiçbir koruması olmayan serseriler olarak görülen firariler, çoğunlukla düşman tarafına geçerek Oranya ordusuna katılıyorlardı.

 

Bir Disiplin Teorisyeni Olarak Justus Lipsius

Avrupa'da şiddetin yayılması, laik devletçilik arayışları ile yöntemli yaşamanın teknolojilerini bir araya getirmiştir. Bu geçiş döneminin en önemli temsilcisi olan Justus Lipsius’un kaleme aldığı Politicorum ve De constantia eserleri, Oranya ordu reformunun teorik programını oluşturmuştur.

Lipsius, Yeni Stoacı felsefeden yola çıkarak heyecan ve duyguları denetleme erdemini (constantia) savunmuştur. Bu ahlaki düzlemde, Constantia, özerklik ile tabiliği bir bütün içinde gerçekleştirmelidir.

Lipsius, prenslere daimi milis gücü (miles perpetuus) kurmalarını ve askere alırken sıkı sağlık ve psikolojik muayeneler yapmalarını önermiştir. Lipsius askeri disiplini sistematik bir matris şeklinde dörde ayırır:

Exercitium (avareliği önleyen günlük düzenli egzersizler ve talimler),

Ordo (hiyerarşik düzen ile yürüyüş ve ordugah düzenleri),

Coerctio (askerin kendi kendini kısıtlaması ve cezalandırma sistemi),

Exempla (tarihsel örnekler, askeri nişanlar ve ödüllendirme yöntemleri).

Bu rasyonel disiplin anlayışı, paralel bedensel ve psikoteknik prosedürler içermesi yönüyle Cizvit tarikatının hiyerarşik yapılanması (miles christianus) ile büyük benzerlikler taşır.

 

Oranyalıların Ordu Reformu

Oranya prenslerinin reformu; askeri kıtaların kademelendirilmesi, sevk-idaresi, eğitilmesi ve oluşturulması olmak üzere dört alanı kapsar.

Ordunun temel birimi 135 kişiden oluşan bölüklere ayrılmış, subay sayısı artırılmış ve düzenli talimler zorunlu kılınmıştır. Muharebe meydanında 50 kişilik hantal kütleler yerine, arka arkaya 10 sıra halinde dizilen esnek birimler ve salvo atışı sistemi kurulmuştur. Her bir asker, hem tek kişi olarak hem de büyük bir birliğin parçası olarak icraatını, etkisini ortaya koymak durumundaydı artık.

Bu esnek makine modelinde, askerin cephe hattını terk etmesi bir firar değil, taktiksel çarkın işleyişi haline gelmiştir.

İnsanın çalışmasını en küçük hareket öğelerine ayırıp en yüksek verimle birleştiren bu yaklaşım nedeniyle Prens Moritz, Frederick W. Taylor’ın (bilimsel yönetim) öncüsü olarak kabul edilmiştir.

 

Yöneticilerin İtaat Üretme İmkanlarının Sınırları

Otuz Yıl Savaşları'ndan sonra geçici paralı askerlerin yerini uzun vadeli sözleşmeli daimi ordular almaya başlamıştır.

Bu süreçte ordugahlardaki seyyar satıcı kadınlar uzaklaştırılmış ve ordu katıksız bir erkek kolektifine dönüşmüştür. Ancak maaş ödemelerindeki kronik gecikmeler disiplini baltalamaya devam etmiş, sivil halkın yağmalanması adeta bir geçim yöntemi haline gelmiştir.

 

Ordudan ayrılan askerlerin edindikleri askeri disiplini sokaklarda örgütlü hayatta kalma ve soygun çeteleri kurmak için kullanmaları, feodal beyler için ciddi güvenlik krizleri yaratmıştır. Savaş, kendi ikmalini ve maliyetini yağma yoluyla karşılamak zorunda kaldığı için yıkıcı bir kısırdöngüye dönüşmüştür.

 

II. Bedenin Şartlandırılıp Yönlendirilmesi 2: Talim- Terbiye Ustaları ve Firariler

Prusya Askeri Mutlakiyetçiliği

Prusya, XVIII. yüzyılın en tipik askeri devletidir ve ordu, bu sosyal sistemin kurulması ve ayakta tutulmasının hem bahanesi hem de temelidir.

Toprak soyluları subay olarak görevlendirilerek hanedanlık devletine entegre edilmiştir.

I. Friedrich Wilhelm'in yaklaşımına göre devletin selameti iki ana direğe dayanır: Olağanüstü büyük, muazzam ve korkutucu bir ordu ve büyük bir hazine.

 

Devlet bürokrasisi, hazine gelirleri ve manüfaktür teşvikleri tamamen orduyu beslemek ve büyütmek amacıyla rasyonalize edilmiştir; öyle ki devlet gelirlerinin %76 ila %86'sı askeri harcamalara ayrılmıştır.

 

Zorla Askere Alma Uygulamasından Kanton Sistemine Göre Asker Yetiştirmeye Geçiş

Daimi ordunun büyümesi (1713'te 38 binden 1786'da 195 bine) personel ihtiyacını artırmış, bu da askere alma yöntemlerinin vahşileşmesine yol açmıştır. Askere alma komandoları kurnazlık, hile, sahtekarlık ve açık fiziksel zorbalıkla acemi avına çıkmıştır. Bu baskılar Mark Kontluğu'nda (1720) kiliseden zorla adam kaçırmaya kadar varmış ve kanlı halk ayaklanmalarını tetiklemiştir.

 

Zorbalık nedeniyle genç erkeklerin sınır dışına kaçması ülke nüfusunun ve vergi gelirlerinin azalmasına yol açınca, 1733'te "Kanton Sistemi" yürürlüğe konmuştur. Bu sistemle her erkek kantonuna askeri hizmet vermekle yükümlü kılınmış, temel eğitimin ardından dokuz-on ay izinli sayıldıkları bir mekanizma kurulmuştur. Ancak sistem sınıfsal eşitsizlikler üzerine kuruluydu; soylular, zengin burjuvaların oğulları, çiftlik sahipleri ve merkantilist manüfaktüristler askerlikten muaftı, bu yüzden ordunun yükü yoksul kırsal kesimin sırtındaydı.

 

Otto Büsch’e göre, soylu subayların kendi topraklarındaki köylüleri askere alması, askeri komuta yetkisiyle feodal ağalık erkinin örtüşmesini sağlamıştır. Kanton sistemi, firarı önlemek amacıyla babaları ve köy cemaatlerini kolektif olarak sorumlu kılan işlevsel bir denetim mekanizması kurmuştur.

 

Askerin Terbiye Edilmesi

Acemi erleri işe yarar askerlere dönüştüren unsur vatanseverlik değil, geliştirilmiş denetleme, gözetleme ve şartlandırıcı terbiyeydi. Prusya disiplini; Oranya, İsveç ve Fransız eğitim yöntemlerini mükemmelleştirmiştir. Savaş, matematiksel bir koordinat sistemi gibi ele alınarak rastlantıların dışlanması amaçlanmıştır.

II. Friedrich'e göre, boyun eğmek zorunda olanların, astların, üstler karşısında akıl yürütme, mantık arama gibi bir hakları yoktur. Şef emredince ötekiler itaat etmek zorundadır.

Eğitimle aceminin sivil kimliği tamamen silinerek bacakların bükülmediği, gövdenin gergin tutulduğu stereometrik bir askeri beden inşa ediliyordu. Saniyelerle hesaplanmış doldurma ve hareket aşamaları, bedeni silahla bütünleştirerek bir "ateş etme otomatına" dönüştürüyordu.

Muharebede hedef gözeterek nişan almanın yerini, salvo atışlarının sürelerini kısaltma ve tek bir ses çıkaracak şekilde senkronize etme kaygısı almıştır. Hat taktiği, tüm bacakların aynı anda kaldırıldığı, dirsek temasının hiç kaybedilmediği kusursuz bir saat mekanizması disiplini gerektiriyordu.

 

Ceza Ritüelleri

Korku, acemilerin içine daha eğitim aşamasında yerleştirilirdi; subaylar ve astsubaylar sopa taşır ve istediklerini dövebilirlerdi. En sık uygulanan ceza, askerin çıplak sırtına tüm alay üyeleri tarafından mızrak saplarıyla vurulmasını içeren koridordan koşma cezasıydı. Ağır suçlarda uygulanan bu infaz ritüeli, zedelenmiş egemenliğin suçlunun bedeni üzerinde sembolik olarak yeniden tesis edilmesini sağlıyordu. Cezasını çeken veya affedilen askerin topluluğa geri dönmesi için şerefinin iade edildiği arkaik, tiyatral ritüeller uygulanırdı.

 

Firarın Önlenmesi

Cezadan duyulan korku aynı zamanda kaçma isteğini de körüklüyordu. Savaş ortamında firarlar katlanarak artıyordu; nitekim Yedi Yıl Savaşları'nda 80 bin Prusya askeri firar etmişti.

II. Friedrich'in generallere yönelik yönergesinde yer alan 14 maddenin tamamı firarı önlemeye odaklanmıştır (orman yakınında kamp yapmamak, askerleri sık sık yoklamak, tahıl yerlerine nişancılar dikmek vb.).

Firar sorunu nedeniyle generallerin manevra ve arazi seçim hakları ciddi şekilde kısıtlanmıştır.

Gözetim ve firarı engelleme sorumluluğu sivil halka ve köy cemaatlerine de yayılmıştır; nitekim bugünkü pasaport kontrolünün kökeninde bu askeri firar takip sistemleri yatar.

 

"Policy Bilim" ve "Firar Salgını"

Aydınlanmacı mutlakiyetçilik, tebaasının çıkarlarını devletin gücünü artırmak amacıyla kullanmaya çalışmıştır; bunun en önemli temsilcisi Johann Heinrich Gottlob von Justi’dir. Justi, firarları önlemek için yabancı askerlerin koşullarının iyileştirilmesini, düzenli maaş ödenmesini ve hizmetini tamamlayan askerlerin göçmen olarak toprağa yerleştirileceği bir yaşlılık güvence sistemi önermiştir.

 

Asker hayatının 'doğal olarak sadece bir ars moriendi (ölme sanatı)' olduğunu Justi de biliyordu ve asker olmak istememeyi olağan karşılıyordu. Justi'nin "Policey" bilimi, rasyonalist düzen ile monarkın otoritesini birleştirmeyi hedefler. Policey bilimi bireysel sapmaları düzeltmekle uğraşmaz, istatistiksel yöntemlerle "firar salgınına" karşı biyo-politik emniyet tedbirleri ve yönlendirmeler geliştirir.

 

III. Tutkuların, Duyguların Harekete Geçirilmesi: Vatanseverler ve Partizanlar

"Savaşçı ve Vatansever Coşkunluğun Tohumları"

Disipline edilmiş askeri makinenin işlemesi için tüm tutkuların bastırılması gerekiyordu; ancak makineler işlese de kendiliklerinden savaşamazlardı. Cumhuriyetçi Fransa’nın neredeyse hiç eğitim almamış gönüllü taburları, taşıdıkları ahlaki ve coşkulu güçle 20 Eylül 1792'de Valmy'de Prusya’nın üstün disiplinli askeri makinesini geri çekilmeye zorlamıştır.

Napoleon ile birlikte savaş, halkın davası haline gelerek mutlak kusursuzluğuna ve yıkıcı doğasına yaklaşmıştır.

Yeni dönemde rasyonel geometrik formalizmin yerini tutkuların ve coşkunun (enthuisiazm) harekete geçirilmesi hedefi almıştır. Entelektüeller, sivil ve askeri zorlamaların yerine bireylerde gönüllü bağlılık ve fedakarlık uyaracak moral-pedagojik bir vatanseverlik eğitimini savunmuşlardır. Vatan sevgisi artık ulusal devletten ziyade ahlaki bir şifre olarak kurgulanmıştır.

 

Thomas Abbt ve Vatan Uğruna Canını Vermek

Thomas Abbt, 1761'de yayımladığı Vatan Uğruna Canını Vermek Üzerine kitabıyla vatanseverlerin savaş için harekete geçirilmesini savunmuştur. Kitap sıradan askerler için değil, burjuva entelektüellerini vatansever kılmak için kaleme alınmıştır. Abbt'ın söylemi belirgin bir nekrofil mantık taşır: Vatandaş ancak asker olarak yaşamını yitirdiği anda, devlete her şeyini feda etmeye hazır olduğunu gerçekten kanıtlamış oluyor. Abbt, Romalıları örnek göstererek canını feda etmeyi dinsel ve cinsel metaforlarla yüklü bir ölüm kültüne dönüştürür. Bu vatanseverlik tutkusu, kralın kendisini tehlikeye atarak askere örnek olduğu imitatio regis modeliyle körüklenir. Ancak Christoph Martin Wieland, Alman vatanseverliğinin moda haline gelmiş erdemiyle alay ederek, ortak bir düşman olmadıkça soyut vatan sevgisinin Alman topraklarında yapay kalacağını savunmuştur.

 

Kurtuluş Savaşı Milliyetçiliği

Almanya'da milliyetçilik heyecanının yükselişi, Prusya'nın 1806'da Jena ve Auerstedt'te uğradığı ağır yenilginin bir ürünüdür.

Bir Alman ulusu oluşturabilmek için düşmanlığın ulusallaştırılması ve Fransız nefreti kurucu unsur olarak kullanılmıştır. Vatan sevgisinin kanıtı, "Fransız haşaratının" kökünü kazıyacak bir yok etme hırsına ve ölüm temasına odaklanmıştır. Johann Gottlieb Fichte’ye göre, dilde arındırma hareketiyle en eski ve köken dil olan canlı Alman dili özgürleştirilmeli ve yabancı bulaşmalardan korunmalıdır.

Savaşta ölüm, ulusal şehitlerin kutsama ritüeline dönüştürülmüştür.

Ernst Moritz Arndt, Alman Askerine Kısa Dersler kateşizminde, Napoleon'a karşı savaşmayı reddeden prensleri hain ilan ederek, krallara değil ölümsüz olan ülkeye ve halka sadakati savunmuştur.

 

İsyan Planları

Gneisenau ve Scharnhorst gibi reformcu subaylar, ulusal coşku ile askeri disiplini bağdaştırmak amacıyla krala halk ayaklanması planları sunmuşlardır. Gneisenau'nun önerisi, Fransız işgali altında krallık düzenini korurken, aynı zamanda monarşik kuralları askıya alan bir "örgütlü düzensizlik" ve isyan durumu çağrısıydı.

17 yaşından büyük her erkeğin silahlanması, işbirlikçi yöneticilerin azli, din adamlarının isyanı örgütlemesi ve partizan savaşının başlatılması planlanmıştır. Bu kuraldışı partizan savaşı tasarımları, insanları makine olarak görmek yerine bireysel güçleri canlandırmayı hedeflemiştir.

 

Napoleon'a Karşı Savaş

Prusya Kralı III. Friedrich Wilhelm, kargaşa ve cumhuriyetçilik kokusu aldığı halk savaşı planlarına büyük bir şüpheyle yaklaşmıştır. Ancak Fransız ordusunun Rusya'da yenilmesinin ardından, General Yorck'un itaatsizlik ederek imzaladığı tarafsızlık anlaşmasıyla kral, savaşa girmek zorunda kalmıştır.

 

Savaş sürecinde kanton muafiyetleri kaldırılmış ve genel askerlik hizmeti yürürlüğe konmuştur. "Landsturm" kararnamesiyle partizan savaşı yetkisi sadece ordu komutanlarına verilerek devlet denetimine alınmıştır. Ancak gönüllü birliklerde ve Landsturm bünyesinde firarlar, pasif direniş ve Polonyalı nüfusun kura çekimlerine karşı isyanları büyük sorunlar yaratmıştır.

 

IV. Kitlelerin Denetimi 1: "İç Düşmana" Karşı Mücadele

Almanya'da 1815-1848 Döneminde Ordu ve Ayaklanmalarla Mücadele

Şiddet tekelinin iki boyutu vardır: dış düşmana karşı savunma ve içerideki asileri pasifize etmek. Restorasyon döneminde yoksulluk (pauperizm), gıda isyanları, makine kırıcılık, vergi protestoları ve dinsel kavgalar hızlı bir artış göstermiştir. Güvenlik güçleri bu amorf kitle hareketlerini anarşi ve kaos olarak algılamış ve ordu müdahalesini kural haline getirmiştir.

Prusya devlet bürokrasisi, toplumsal huzuru sağlamak için askeri mantığa göre şekillenmiş bir "kale sağlamlaştırma pratiği" (Festungspraxis) geliştirmiştir. Sivil polis gücü yetersiz olduğu için asayiş askere bırakılmıştır.

Ayaklanmalarla mücadelede en çok süvariler ve süngüler kullanılmış, 1844 Silezyalı dokumacıların isyanında ise işçilerin üzerine salvo ateşi açılarak 11 kişi öldürülmüştür.

Subayların haysiyet ve şeref anlayışına göre, hor gördükleri alt tabakanın hesabı kısa yoldan dürülmeliydi; ancak bu kaba şiddet protestoların daha da radikalleşmesine yol açmıştır.

 

Acemi Erlerin Eğitimi ve Disiplin Altına Alınma Pratiği

Mülk sahibi sınıfları alt tabakanın komünist asiliklerinden korumak için körü körüne itaate ve homojen bir subay/astsubay kadrosuna ihtiyaç vardı.

Rütbe yükselme şansı olmayan çavuş ve onbaşılar, kaba kuvvete eğilimli, sadık bir "devlet hizmetkarı ruhu" taşıyorlardı.

Erlerin eğitiminde sivil benlik kışlada yok edilerek yerine üniformayla belirlenmiş askeri rol geçiriliyordu. Satın alma veya para karşılığı kendi yerine başkasını askere gönderme imkanı sınıflar arası uçurumu derinleştirmiştir. Disiplin çabaları artık fiziksel bedenden ziyade ruha ve "politik bakımdan güvenilirlik" üretmeye yönelmiştir. Prens Wilhelm'e göre, monarşinin tehlike anında orduya güvenebilmesi için uzun hizmet süresi, disiplin ve körü körüne itaat şarttır.

 

Liberal Ordu Eleştirisi ve Anayasa Yemini Kavgası

Politik liberalizm, ordunun baş rakibi olarak ortaya çıkmıştır. Cari von Rotteck, Muvazzaf Ordular ve Ulusal Milis manifestosunda profesyonel askerliğe karşı çıkmış ve mecburi askerliğin tüm toplumu militarize ederek devleti bir savaş karargahına dönüştüreceği uyarısında bulunmuştur.

Rotteck daimi ordular yerine sadece savaşta çağrılan bir ulusal milis kuvveti önermiştir. Bu dönemdeki çatışmanın merkezinde, ordunun kral üzerine mi yoksa anayasa üzerine mi yemin edeceği sorusu (Heereseid) yer almıştır.

Liberaller yemini anayasa üzerine yaptırarak orduyu sivilleştirmek isterken, askeri kesim çifte yeminin komuta birliğini bozacağını ve askeri "anayasacı madrabazların" oyuncağı haline getireceğini savunarak buna şiddetle karşı çıkmıştır.

 

İç Düşmanın İnşası

Restorasyon ordusu, vatan tutkusunun yerine körü körüne tabi olma mecburiyetini koymuştur. Bu düzen içinde, kargaşaların sosyal nedenleri gizlenerek komplo teorileri üretilmiş ve "iç düşman" kurgusu yaratılmıştır. Carl Eduard Pönitz’in Der Soldat und seine Pflichten (Asker ve Görevleri) eğitim kitabında iç düşman; halkı kandıran komünist melekler, yabancı kışkırtıcılar ve Yahudi ajanlar olarak tasvir edilmiştir. Pönitz'e göre, düzene başkaldıran ve sivil mülkiyete kasteden bu odaklar artık bu ülkeden değildir ve bağışlanmayı hak etmezler.

 

Devrime Karşı Savaş

1848 devrimi patlak verdiğinde asiler başlangıçta kolay zaferler kazanmış, barikatlar kurmuş ve köylüler tapu kayıtlarını yakmıştır. Berlin'de ordu ile halk arasında barikat çatışmaları yaşanmış, ancak General von Prittwitz askerlerin kendi kardeşleriyle savaşarak disiplinin çökmesini önlemek için birlikleri geri çekmiştir.

 

Paris'te Haziran kargaşasının Savaş Bakanı Cavaignac tarafından topçu ateşiyle kanla bastırılması, düzenli ordunun barikatlar karşısındaki teknolojik üstünlüğünü kanıtlamış ve burjuvaziyi komünizm korkusuyla gericilerin yanına itmiştir.

Karşı-devrim orduları 1849'dan itibaren sokak ve ev savaşlarında acımasız sertlik yöntemleri uygulamıştır. Albay Griesheim, Gegen Demokraten helfen nur Soldaten bildirisiyle demokratlarla askerler arasındaki her türlü iletişimi yasaklamıştır.

Ele geçirilmiş bir evde ya da barikatta karşılaştığınız elinde silah bulunan her isyancı... hemen oracıkta öldürülmelidir talimatı verilmiştir.

 

Baden'de Askeri İsyan

1849 Mayısı'nda Rastatt kalesinden başlayarak Baden ordusunun tamamı isyan etmiş ve geçici devrim hükümetine tabi olmuştur.

İsyancı askerlerin yayımladığı Rastatt dilekçesinde, dayak ve kötü muamelenin son bulması, şikayet hakkı ve "kendi ocağını savunan halka karşı savaşmama" kararlılığı vurgulanmıştır.

Karşı-devrimci subaylar bu isyanı politik bir cumhuriyetçilikten ziyade her türlü disiplinin ve ahlakın kaotik bir çöküşü, alkol ve subay nefretinin esrikleşmesi olarak yorumlamışlardır. Prusya alayları Baden’i işgal etmiş, Rastatt kalesini kuşatarak devrimi kanlı bir şekilde bastırmış ve elebaşlarını idam etmiştir. Prusya Savaş Bakanı, ihanetin anılarını silmek için isyancı Baden alaylarının tüm formasyonlarını, isimlerini ve üniformalarını tamamen yok etmiştir. Bu askeri hezimet, 1860 Ordu Reformu'nun ve sivil hayattan tecrit edilmiş 3 yıllık kesintisiz hizmet modelinin temel gerekçesini oluşturmuştur.

 

V. Kitlelerin Denetimi 2: İtaatkar Antimilitarizm

Egemen Devletçi Ve Devrimci Savaş Söylemi

Michel Foucault, yeniçağda savaşa ilişkin iki temel söylem biçimi tanımlar. Egemenlik söylemi, polisiye ve profesyonel önlemlerle savaşı devletleştirirken, devrimci söylem savaşta "sürekli bir sosyal ilişkiyi" ve "kurumların ve düzenin itici gücünü" görür.

 

Devrimci söylemde rakip kurallar içindeki bir oyuncu değil, "sadece düşman, kayıtsız şartsız düşman" olarak tanımlanır.

XIX. yüzyılda bu iki söylem milliyetçi ve biyolojist bir yapıda birleştirilmiştir. Sosyal demokrasi hareketi içerisinde de egemenlik söyleminin etkisi görülmüş, Karl Marx'ın "insanın aşağılaştırılmış, köleleştirilmiş, kendi kaderine terk edilmiş, hor görülen bir varlık olmasına yol açan bütün ilişki ve şartları yıkması" biçimindeki devrimci buyruğunun yerini yavaş yavaş politik ve rasyonel iktidar incelemeleri almıştır.

Sınıfsal nefreti körüklemek yerine "sosyalist mücadele güçlerinin" inşasına ağırlık verilmiş, parti sloganları "itaat etmeye gönüllü ve razı olunmaması halinde, en ateşli mücadele isteğinin bile anlamsız ve etkisiz kalacağını" öne sürerek bireysel başkaldırıları dışlamıştır.

Karl Kautsky gibi kuramcılar, örgütlenmeyi "tek'in bir çoğunluğa tabi olması, kişisel özgürlüğünün sınırlandırılması" olarak görmüştür.

 

Kaiser İmparatorluğunda Militarizm

Reich elitleri, sosyal demokrat harekete karşı güçlü devleti dinî-politik bir Katechon (kızıl tufanı önleyici baraj) olarak konumlandıran bir karşı söylem geliştirdiler. Bu iklimde ordu, vatanseverlik erdemlerini aşılayan bir "eğitim okulu" işlevi gördü.

Burjuvazi ise mülksüz kitlelerin ayaklanmasından duyduğu korku nedeniyle daimi orduyla barıştı.

Subay açığı karşısında soyluluk esasının yanı sıra "soylu ruh" kriteri getirilerek burjuva çocuklarına da subaylık yolu açıldı. Yedek subaylık kurumu, burjuvaziyi militarist uzlaşmaya dahil etmenin bir aracı oldu.

 

Dışa karşı kitle ordusu kurma zorunluluğu ile içe karşı "muhafız birliği" (güvenilir kadro) koruma paradoksu, Caprivi'nin genel askerlik tasarısında üç yıllık hizmet süresinin savunulmasıyla aşılmaya çalışıldı. Disiplinin sağlanmasında bedenin terbiyesi ve şartlandırıcı talimler en zorlu koşullarda bile "rutin itaatkarlığı sağlama" işlevini korudu. Ordu yönetimi, kışlaya sızan sosyal demokrat fikirleri önlemek için garnizon komutanları vasıtasıyla sivil hayatı da kapsayan sistematik gözetim, yasak ve arama önlemlerine başvurdu.

 

Proletarya Yurtseverliği ve Parlamenter Antimilitarizm

Sosyal demokratlar, meclis bütçe komisyonlarını orduyu eleştirmek ve genel halk silahlanmasına çağrı yapmak için bir kürsü olarak kullandılar. Partinin temel ilkesi "bu sisteme, ne tek kuruş ne de tek bir adam" parolasıydı. Egemenlik söyleminin nüfuz etmesiyle birlikte SPD, ulusal değerleri reddetmek yerine yorumunu değiştiren bir strateji izledi. Demokratik ve sosyal entegrasyona dayalı bir "halk birliği" (Volksgemeinschaft) kavramını savundular.

 

Komünist Manifesto'daki "İşçilerin vatanı yoktur" sözünü Kautsky, "işçilerin henüz bir vatanı yok; ama, işgal ederek kendilerine bir vatan edinmek istiyorlar" şeklinde yeniden yorumladı. Parlamentoda acemi erlere yapılan kötü muameleleri ("askerlere yapılan kötü muamelelerin skandallaştırılması") sürekli gündem yaparak kamuoyunu etkilediler.

Gustav Noske gibi sağ kanat isimler ordu disiplini ile parti disiplinini bağdaştırırken, sol kanat ile "vatan savunması" çerçevesinde sert fikir çatışmaları yaşandı.

 

Karl Liebknecht ve "Herveizm"

Karl Liebknecht, parlamentoyla sınırlı antimilitarizmi kışla dışındaki gençlik ajitasyonuyla tamamlamak istese de yasaya aykırı her türlü davranıştan kaçınılmasını savundu. Fransa'da Gustave Hervé'nin başını çektiği, savaş durumunda askeri grev ve firarı savunan radikal antimilitarist hareketi ("Herveizm") takdirle karşılamakla birlikte, Almanya için "tehlikeli yanılsamalara" yol açtığını belirtti.

Liebknecht, anarşist antimilitarizmi ütopik bularak reddetti ve sosyal demokrat antimilitarizmi "askeri ruhun yavaş yavaş organik yoldan ayrıştırılması ve etkisizleştirilmesi" olarak tanımladı. Ancak revizyonist kanat (Wolfgang Heine gibi), bu tür ajitasyonların gençleri ulusal savunma görevinden soğutacağından ve partiye zarar vereceğinden endişe ediyordu.

1907 Stuttgart Enternasyonal Kongresi'nde de savaşın engellenmesi için askeri grev önerileri reddedilerek genel kriz döneminde kapitalist sınıf tahakkümünün yıkılmasını öngören uzlaşmacı bir metin onaylandı.

 

Sosyal Demokrasi ve 1914 Ağustosu

1914 yılında genel seferberlik ilan edildiğinde, SPD yönetimi "savaşın çarpıcı gerçekliği" karşısında pes etti ve savaş harcamalarına onay verdi. Yıllarca "vatansız serseriler" olarak aşağılanmış olmanın yarattığı eziklikle, vatansever olarak ne kadar güvenilir olduklarını kanıtlama yarışına girdiler. Parti yandaşlarını hiçbir zaman itaatsizliğe yönlendirmediği için kitleler endişeli ve teslimiyetçi bir çaresizlikle savaşa katıldı. Örgüt güvenliğini en üst ilke yapan politik model nedeniyle, SPD "Tehlike saatinde vatanı kendi kaderine terk etmeme" vaadini yerine getirerek egemenlik söylemine tamamen entegre oldu.

 

VI. Sinirlerin Disiplin Altına Alınması: Makinelerle Sürdürülen Savaş ve Askeri Psikiyatri

Cephe Deneyimi

I. Dünya Savaşı'nda cepheye giden askerler, sürekli top ateşi tehdidi altında, uykusuzluk, rutubet ve ölüm korkusuyla karşı karşıya kaldılar. Sanayileştirilmiş bu malzeme savaşında bireysel kahramanlık mitleri ve "akıllı" davranarak kurtulma yeteneği tamamen geçerliliğini yitirdi. On binlerce insan kendilerini gerideki görünmez buyurucuların uzaktan yönlendirdiği, "yerlerine yenisi konabilecek ve gelişigüzel oradan oraya kaydırılabilecek" birer savaş malzemesi olarak algıladı. Siperlerde geçici dayanışmalar ve "yaşa ve yaşat" (live and let live) sistemleri gelişse de sanayileştirilmiş savaşın getirdiği yalnızlaşma ve dehşet kitleler halinde sinir çöküntülerine ve nevrotik semptomlara yol açtı.

 

Savaşın Nevroz Konusunda Öğrettikleri

Ruhları askeri ihtiyaçlar doğrultusunda tıp teknikleriyle biçimlendirmek nörolog ve psikiyatristlerin görevi haline geldi.

Oppenheim'ın omurilik ve beyindeki fiziki tahribatı esas alan travmatik nevroz tezine karşı, savaşın ilerleyen yıllarında nevrozların tamamen psikojenik olduğu ve temelinde "muharebe meydanına geri dönme" korkusunu barındıran bir "hastalığa sığınma" (histeri) olduğu görüşü kabul gördü.

Doktorlar vatanseverlik kaygılarıyla, "vatanlarımızın ve birleşmiş ordularımızın vurucu gücünü ve yeteneğini korumayı" asıl kaygı olarak görerek hastaları hızla cepheye döndürmek üzere sıkıştırdılar.

 

Savaş Nevrotiklerine Karşı "Sefer"

Hastalık bir irade sorunu olarak tespit edilince tedavi de doktor ile hasta arasında bir cezalandırma mücadelesine dönüştü. Göz boyayıcı bir terimle "aktif terapi" denen acı verici elektroşok uygulaması (Kaufmann kürü) standart hale getirildi. Bu kürde, "şokun yol açtığı muazzam acı, bütün negatif arzuların tasarımlarını ve düşünceleri bastırır" ilkesiyle hastanın iradesi kırılmaya çalışılıyordu.

Max Nonne ise hastaları çırılçıplak soyarak hipnotik telkin ve askeri rütbe otoritesiyle mutlak itaate zorlamıştır. Tedaviye karşı pasif direnç gösteren veya isyan çıkaran hastalar ise askeri mahkemelere ve ağır yaptırımlara çarptırılmıştır.

 

Psikanaliz ve "Savaş Nevrozları"

Resmi askeri tıp, psikanalizin "hastalığa sığınma" (hastalıktan çıkar sağlama) tezlerini kabul etti.

Ancak Freud'un, hekimin hastayı himaye ederek usulca çekilmesi gerektiği yönündeki uyarısı askeri makamlarca dikkate alınmadı; "halk sermayesini korumak" adına zorlayıcı aktif tedavi sürdürüldü.

Ernst Simmel, analizci-arındırıcı hipnozu kullanarak travmatik anıları deşarj eden hızlı bir tedavi yöntemi geliştirdi.

Simmel, Kaufmann'ın işkence yöntemlerini eleştirse de onun psikanalitik tedavisi de nihayetinde hastayı "savaş görevini yeniden üstlenmeyi mümkün kılacak bir sağlığa" kavuşturmayı hedefliyordu.

 

Ayıklamanın Mantığı

Tedavi edilen hastaların cepheye döndükten sonra tekrar hastalanması üzerine nörologlar, bunları cephe gerisindeki lojistik veya silah üretim alanlarında kullanma ve "emeklilik maaşı nevrozunu" önlemek için tazminat haklarını iptal etme yolunu seçtiler.

Sosyal-Darwinci bir mantıkla, "halkın gücünü kemiren parazitlerin" ayıklanması gerektiği fikri tıp çevrelerinde yaygınlaştı. Bu doğrultuda, orduya uyum sağlayamayacak "ruhsal-zihinsel yeterliliği" olmayan unsurların daha baştan taranarak elenmesi boşluksuz bir sistem haline getirildi.

 

İtaatsizliğin Hastalık Sayılması

Askeri mahkemelerde hekimlerin "konstitüsyonel psikopati" teşhisi koyması disiplin sorunlarını tıbbi bir vaka haline getirdi. Bu psikiyatrik söylem askeri mercilere stratejik bir avantaj sağladı; savaşma isteksizliğini bireysel bir patoloji olarak yorumlayarak "dirençleri politik nedenlere bağlamaktan kurtulma" imkanı getirdi. Böylece yasal normların ihlali, bir kişilik bozukluğu ve "anormal zihinsel, ruhsal durum" olarak tescillendi.

 

"Ödlek Kaytarıcılar" ve Askeri Komiserler

1918 ilkbahar taarruzunun başarısızlığı ve ikmal çöküşüyle birlikte orduda disiplin tamamen bozuldu ve örtük bir askeri grev başladı.

 

Savaşın son aylarında yaklaşık 750 bin ila 1 milyon asker ortalıktan kayboldu. Subaylar, estirecekleri terörün ayaklanmaya yol açacağından korktukları için çaresiz kaldılar. Kasım ayındaki devrimle kurulan askeri komiserlikler (sovyetler), askeri tutsakları serbest bıraktı ve subayların apoletlerini söktü. Eski titreme hastalarının askeri komiserler olarak karşılarına çıkması askeri psikiyatristlerde derin bir hayal kırıklığı ve travma yarattı.

 

VII. Güvenilmez Olanın İmhası: Topyekûn Seferberlik, Topyekûn Devlet, Topyekûn Savaş

İki Savaş Arası Dönemin "Topyekünlük" Öğretileri

Yenilginin ardından ordunun üst kademesi, çöküşün sorumluluğundan kaçmak için sırttan hançerlenme masalını (Dolchstoßlegende) yaydı ve suçu sosyalist "yıkıcılara" attı.

İki savaş arası dönemde generaller, Ernst Jünger ve Hitler, yenilginin asıl sebebinin "halkın ruhsal ve manevi birliğinin" eksikliği olduğu dersini çıkardılar.

 

Sanayi savaşı toplumun büyük bir silahlanma fabrikasına dönüştürülmesini, "beşikteki çocuğu bile kapsayacak şekilde" herkesin seferber edilmesini gerektiriyordu.

Ernst Jünger, yeni asker tipini "en az miktardaki ideolojinin en üst düzeydeki verimlilikle birleştiği" serinkanlı bir makine-insan olarak tanımladı.

Sosyolog Hans Freyer savaşı devletin "asıl varlığının yükseltilmesi" ve telosu olarak kuramlaştırırken, Ludendorff ise topyekûn savaşı yönetecek, ırksal homojenliğe dayalı mutlak yetkili bir Başkomutan (Mareşal) figürünü savundu. Bu doğrultuda Yahudiler, marksistler ve pasifistler, halk birliğinden sökülüp atılması gereken düşmanlar (antitez) olarak kurgulandı.

 

Topyekûn Tahakkümün Mekanizmaları

Nasyonal sosyalist egemenlik, karizmatik bir Führer'in iradesini en radikal biçimde gerçekleştirmek için birbiriyle yarışan rakip aygıtların polikratik yapısına dayanıyordu.

Maiyetin eylemlerinde "yapman gerekir" buyruğunun yanına "yapmaya iznin var" serbestisi getirilerek mutlak itaat, icranın zevkiyle birleştirildi.

Bedenin terbiyesinden bilinçdışının disipline edilmesine kadar tüm seferberlik teknikleri radikalleştirildi ve bu sürecin nihai ürünü olarak organize terörün mekanı olan toplama kampları yaratıldı.

 

Militarize Edilmiş Toplum

1935'te mecburi askerlik hizmeti yeniden yürürlüğe kondu ve kadınlar da savunma gücü bünyesinde ("memleketteki eksilmiş erkek gücünün boşluğunu doldurmak") üzere istihdam edildi. SA'nın tasfiyesinden sonra SS kendi askeri birliklerini kurdu. Gençler, Hitler Gençliği ve Çalışma Hizmeti bünyesinde "Führer'in askerleri" olarak beden ve dünya görüşü eğitiminden geçirildi. Siyasal yaşamın aynılaştırılması kapsamında kitleler üniforma içine sokuldu, geçit törenleri ve "dik (kaz) adımlarla yürüyüş egzersizleri" Alman ruhunun ve iradesinin sembolü olarak kurumsallaştırıldı.

 

Seleksiyon I: Ayıklama ve İmha

Nasyonal sosyalist devlet, genel askerlik yasasını ırkçı kriterlere göre düzenleyerek "hizmet hakkından men" uygulamasını getirdi. Bu doğrultuda "Alman olarak ölünebilirdi, Yahudi olarak ise zaten ölünmeliydi" düsturu benimsendi. I. Dünya Savaşı psikiyatristlerinin sosyal-Darwinci fikirleri "ötanazi" cinayetleriyle hayata geçirilerek sakat ve uyumsuzlar bertaraf edildi.

Kışlalarda "problemli çocuk" olarak görülen, düzeni bozan ve topluluk güdüsüyle hareket etmeyen askerler, askeri psikiyatristlerce tasnif edilerek çürüğe çıkarıldı ya da toplama kamplarında çalışarak yok edilmeye gönderildi.

Savaş sırasında klasik nevrozlar yerine psikosomatik mide ve dolaşım şikayetleri artınca, "mide taburları" veya "NP-dolaşım sistemleri" kuruldu.

Terapilere cevap vermeyen hastalar ise divanıharbe verilmekle veya akıl hastanelerinde ölüme terk edilmekle tehdit edildi.

 

Seleksiyon II: Führer'lerin Seçimi

Ordunun hızla büyümesi ve Doğu cephesindeki büyük kayıplar, aristokratik subay seçimi yerine başarı ilkesine dayalı seçimi zorunlu kıldı.

Subay adayları, karakter tespiti ve liderlik yeteneklerini ölçen kapsamlı psikolojik yeterlilik sınavlarına ("Führer testleri") tabi tutuldu.

Bu testlerde adayın Prusya askeri irade anlayışına uygunluğu, bedensel ve ruhsal gerilim altındaki tepkileri gizli kameralarla izlenerek ölçüldü.

Ancak 1942 yılında Doğu cephesindeki ağır kayıplar nedeniyle bu bilimsel psikolojik sınavlar kaldırılarak, savaşın sert şartlarında ayakta kalabilen "emret komutanım" tipi pratik subayların seçimine geçildi.

 

Ruhsal, Zihinsel Seferberlik

Yeni nesil subaylar, kendilerini doğrudan nasyonal sosyalist dünya görüşüyle özdeşleştiriyordu.

Doğu'da savaşın sertleşmesi ve yeni bir 1918 sendromu korkusu karşısında, eratın zihnine savaşı bir dünya görüşü olarak kazımak amacıyla "nasyonal sosyalist önderlik subayları" (NSFO) kuruldu.

Bu subaylar, askerleri "ya zafer ya Sibirya" korkusuyla doldurarak ve düşmanın barbarlık tehditlerini göstererek mücadele azmini diri tutmaya çalışmışlardır.

 

Askeri Hukukun Terörü

Askeri hukukçular, "ordunun gücünü zayıflatma" (Wehrkraftzersetzung) suçu kapsamında, rejime yönelik en ufak eleştirel açıklamayı, vicdani reddi veya düşman radyolarını dinlemeyi idamla cezalandırdılar.

En az 30 bin Wehrmacht mensubu bu yasaya göre mahkum edilmiş ve 5 bini idam edilmiştir. Savaş sonuna doğru askeri mahkemeler firarilik suçlamasıyla 23 bin idam kararı vermiş ve 15 binini infaz etmiştir.

 

Firarilerin Yalnızlığı

II. Dünya Savaşı'ndaki firari sayısı 300 bin ila 500 bin civarına ulaşarak I. Savaş'ı aşmıştır. Ancak bu itaatsizlikler, yaygın arkadaş ihbarları ve yoğun terör nedeniyle kolektif bir ayaklanmaya dönüşememiş, bireysel ve tekil eylemler olarak kalmıştır. Kaçan asker, despotik askeri kolektiften çıkarak "kendi kendilerini çöle gönderen" mutlak bir yalnızlığa ve vatansızlığa mahkum olmuştur.

 

Suç, Cinayet ve İtaat Göstermeye Hazır Olmak

Savaş sonrasında yaratılan "temiz Wehrmacht" efsanesinin aksine, ordu kitle imha operasyonlarında, Yahudilerin toplanmasında ve sivil katliamlarında aktif rol oynamıştır.

Askerler amansız bir "Yahudi avına" çıkmış, 3 milyondan fazla Sovyet esirini açlığa ve ölüme terk etmiştir.

Cinayet emirlerini yerine getirmeyen tek bir askerin bile ağır ceza aldığına dair hiçbir kanıt bulunamamıştır.

Askerler, arkadaş grubunun baskısı (grup normu) ve nasyonal sosyalist "değersiz varlık" propagandasının etkisiyle caniyane eylemleri birer "görev" olarak yerine getirmişlerdir.

Wehrmacht'ın son ana kadar dağılmadan savaşması, işledikleri suçların büyüklüğü nedeniyle "kendi hiddetinden kurtulanların intikamından korkması" ve çaresizliği ile açıklanmaktadır.

 

VIII. İnsanların İkame Edilmesi: Korkutup Sindirme Sistemi ve Askerlerin Demode Olması

Atom Silahları Ortamı

Nükleer imha araçları ve bilgisayar kumandalı savaş çağında, askeri süreçlerin hızlanması savaşı insan unsurundan arındırmaktadır.

 

Karar sürelerinin bilgisayarlara devredilmesiyle insan artık bir risk faktörü haline gelmiş, adamsız "akıllı" füzeler çağına girilmiştir.

Bu durum, Günther Anders'in deyimiyle "insanın antika haline gelmesini" tescillemiştir.

 

Federal Almanya'nın Yeniden Militarize Edilmesi

Potsdam'daki silahsızlandırma kararından 10 yıl sonra, Soğuk Savaş'ın etkisiyle Federal Almanya ordusu (Bundeswehr) kuruldu.

Başbakan Adenauer militarize olmayı tam bağımsız bir devlet kurma kozu olarak kullandı.

"Temiz Wehrmacht" efsanesi korunarak kurulan bu yeni ordu, geçmişteki gibi emperyalist yayılma değil, NATO bünyesinde bir "teknokratik ordu" olarak işlev gördü. Halkın büyük çoğunluğu ise savaştan kaçınma ve nükleer imha korkusuyla silahlanmaya karşı çıktı.

 

Caydırma Yönteminin Paradoksu ve İç Yönetim Üzerine Koparılan Kavga

Nükleer caydırıcılık ordusu, "savaşmaya mecbur kalmamak için savaşabilmeyi öğrenmek" gibi çelişkili bir görev üstlenmiştir. Bu paradoks orduda "Gelenekçiler" (Heinz Karst) ile "Reformcular" (Wolf Graf von Baudissin) arasında "iç yönetim" (Innere Führung) tartışmasını başlattı.

Baudissin, "üniformalı vatandaş" idealiyle askerin ikna ve bireysel sorumluluğa dayalı "içten yönetilen" bir itaat göstermesini savunuyordu.

Karst ise bu modeli "sivilleştirilmiş" ve savaşma kabiliyeti düşük bularak, geleneksel itaat, şeref ve fedakârlık gibi feodal askeri erdemleri savunmuştur.

 

Görevin Teknikleştirilmesi

Bundeswehr'de askeri disiplini asıl dönüştüren şey, görevin yüksek düzeyde teknikleşmesidir.

Standart piyadenin yerini 250 farklı sivil mesleğe denk düşen işleri yapan teknik uzmanlar almıştır.

Emir-komuta zinciri yerini, astın inisiyatif ve doğaçlama yapmasını gerektiren "görevi çözme" (hedef odaklı) taktiğine bırakmıştır.

Otorite, subayın rütbesinden ziyade teknik uzmanların bilgi birikimine kaymış, subay bir "işletme yöneticisi" haline gelmiştir.

 

Disipline Etme Söylemi Olarak Askeri Sosyoloji

Sosyoloji, ordudaki uyum sorunlarını, birincil grupların moralini ve "normdan sapma" (firar vb.) durumlarını inceleyen "ordu yönetiminin bir yardımcı bilimi" haline gelmiştir.

Sosyologlar istatistiki verilere dayanarak bir ortalama firari modeli kurgulamış ve itaatsizlikleri "maddi ve akli açıdan geri kalmışların başvurduğu bir kaytarmacılık" olarak tanımlamışlardır.

 

Meşrulaştırılmış Ret

Federal Almanya Anayasası (Madde 4/3), vicdani ret hakkını güvenceye almıştır. İleri teknoloji çağında ordunun tüm genç erkeklere ihtiyacı kalmadığı için, ret hakkı "dişlinin arasındaki kıymıkları" (motive edilemeyen unsurları) uzak tutan bir filtre görevi görmüştür.

Retçiler sivil hizmetlerde ("Zivi") ucuz emek gücü olarak istihdam edilmiş ve zamanla toplumda saygın birer sosyal işçi haline gelmişlerdir. Karar verme süreçlerinde artık vicdandan ziyade bireysel kar-zarar hesapları rol oynamaktadır.

 

Savaşın Geri Dönüşü

1989'da Doğu Bloku'nun çöküşüyle Bundeswehr düşmansız kalmış, ancak 1992'den itibaren coğrafi sınır olmaksızın global müdahale ("out-of-area") yetkileri tanımlanmıştır.

Savaş, "barışı koruma" veya "silahlı sosyal hizmet" maskesi altında geri dönmüştür.

Zorunlu askerliğin 10 aya indirilmesiyle ordu, gönüllü profesyoneller ve kısa dönem zorunlu askerler olarak bölünmüştür.

 

IX. Sonuç tezleri

Askeri itaat, devletin örgütlü şiddeti ile gönüllü ya da zoraki işbirliği yapmak demektir. Asker; öldürmeyi ve ölmeyi kabul ederek devletin şiddet tekelini ve yaşam-ölüm üzerindeki egemenliğini pekiştirir. Asker birbiriyle değiştirilebilir hale getirilerek "insan malzemesi" en üst düzeyde verimlilikle işlenir.

 

Disiplin, insan davranışlarını öngörülebilir kılmayı hedefler; ancak bunu yaparken insan eylemlerindeki rastlantısallık tehlikesini de kabul etmek zorundadır. Disipline etme eylemi, asla ulaşılamayacak olan tam ve homojen bir düzen ütopyası adına, sürekli "düzensizlik" tehdidine karşı verilen bitmeyen bir mücadeledir.

 

Askeri eylem iki unsurdan oluşur: Savaşma eylemi (Clausewitz'in ikili mücadelesi) ve etkin şiddet kullanımı.

Savaş, etkin bir şiddet uygulamasıdır; savaşı hedef alan disiplin duygu durumlarını körükleyen "sıcak" bir yapıdayken, şiddet kullanımını denetleyen itaat tipi ise duyguları dizginleyen "soğuk" bir yapıdadır.

 

Askeri disiplin tarihi bedensel terbiyeden ideolojik şartlandırmaya ve nihayet teknik uzmanlaşmaya evrilmiştir.

 

Teknoloji geliştikçe, emirlerin kapsamı daralmış ve bireysel sorumluluk gerektiren "görevi çözme" modeli ön plana çıkmıştır.

 

İtaatsizlik yöntemleri geliştikçe, devletin de ayıklama, psikiyatrik tecrit ve hukuki yaptırım sistemleri radikalleşmiştir.

18. Yüzyıl: Beden cezaları ve mal varlığına el koyma.

19. Yüzyıl: Ordunun bir "topyekun kurum" haline getirilmesi.

20. Yüzyıl / I. Dünya Savaşı: Askeri psikiyatrinin devreye girmesi ve "savaş nevrotiklerinin" ayıklanması.

Nazi Dönemi: Güvenilmeyen unsurların fiziksel olarak yok edilmesi.

Modern Dönem (Almanya Örneği): Vicdani ret hakkı ile isteksiz mükelleflerin ordudan uzaklaştırılıp kamu hizmetine yönlendirilmesi.

 

Tarih boyunca itaat üretimi üç farklı model izlemiştir: mutlakıyet çağının "mekanik" modeli, I. ve II. Dünya Savaşı döneminin "enerjetik" modeli ve iletişim çağının "sibernetik" modeli.

 

Orduya yönelik muhalefet geçmişte makineyi durdurma ("dişlilerin arasına kum kaçması") veya enerjiyi kesme ("savaş çıktı ama kimse gitmiyor") modellerine dayanıyordu. Ancak sibernetik çağda bu eleştiri biçimleri geçerliliğini yitirmiştir. Günümüzün karmaşık ve teknolojik askeri sistemlerine karşı yapılabilecek en uygun benzetme, sistemi çökertmeksizin sonsuz bir döngüde çalıştırıp kilitleyen bir "bilgisayar virüsü" metaforudur.

 

6 Haziran 2022 Pazartesi

Baltasar Gracián - Düşmanını Nasıl Kullanırsın - Notlar

Baltasar Gracián - Düşmanını Nasıl Kullanırsın - Notlar

How to use your enemies, Penguin, London, 2015

 


Yalnız başına aklı başında olmaktansa, kalabalıkla birlikte delirmek daha iyidir...

 

Tüm kartları açık etmemek, niyetleri hemen ilan etmemek hayranlık ve merak uyandırır. Açıkça ilan edilen kararlar eleştiriye ve dirençle karşılaşmaya açıktır.

 

Üst kademedekilere/yöneticilere karşı üstünlük sergilemek tehlikelidir. Tavsiyeler, bir öğüt gibi değil; unutulan bir şeyi hatırlatır gibi verilmelidir.

 

Tahmin edilebilir olmak rakiplere avantaj sağlar. Hedefleri gizlemek için eylem biçimlerini sürekli yenilemek gerekir.

 

Bütün yetenekleri tek seferde sergilememek, her zaman keşfedilecek yeni bir taraf bırakmak sürdürülebilir saygı getirir.

 

Kurnaz stratejist, insanların kendisine minnet duymasındansa, kendisine ihtiyaç duymalarını sağlar. İhtiyaç bittiğinde saygı da biter.

 

Bilge ve zeki insanlarla vakit geçirmek dostluğu bir eğitime dönüştürür.

Talihsizliği ve cehaleti bir kusur haline getirenlerden uzak durulmalıdır.

 

Her insanın motive olduğu bir tutkusu (zevk, çıkar, itibar) vardır. Bu itici gücü bilmek, iradelerin anahtarına sahip olmaktır.

 

Başlangıçtaki alkışlardan ziyade, sahneden çekilirken arkada bırakılan izlenim ve özlem esastır.

 

Başarılı bir sonuç elde edildiğinde yöntem sorgulanmaz; hedefe ulaşmak itibarsızlığı önler ve pragmatik bilgeliği doğrular.

 

Zorlu durumlar, doğrudan çatışma yerine zekice bir espri, konuyu değiştirme veya bilmezlikten gelme taktikleriyle savuşturulmalıdır.

 

Farklı mizaçtaki insanlarla iletişim kurarken onların yapısına göre şekil almak, esneklik göstermek insanları kazanmanın anahtarıdır.

 

İşitilen her şey doğrudan doğru bilgi değildir.

 

Akıllı insan için düşmanların eleştirisi dalkavukların övgüsünden daha yararlıdır. Kin ve kıskançlık, hataları görmeyi sağlayan dürüst bir ayna işlevi görür.

 

Belirsizlik ve merak, kesin kanıtlardan daha fazla saygı yaratır.

 

Arzuları açık etmek rakiplere koz verir; hataları açık etmek ise itibarı zedeler. Hata yapmak insani bir durumdur ancak asıl ahmaklık yapılan hatayı gizlemeyi başaramamaktır.

 

Bilgi ve davranış bile çağın ruhuna uyarlanmalıdır. Dönemin şartları göz önüne alınmalı, genel kabul gören uygulamalara göre hareket edilmelidir.

 

Fırtınalı ve kriz dolu anlarda müdahale etmek durumu daha da kötüleştirebilir. Bulanık bir suyu temizlemeye çalışmak yerine kendi haline bırakmak berraklaştırır; zamanın akışına teslim olmak bazen en büyük zafere götürür.

 

Şansın ve zihinsel berraklığın dönemsel olduğunu kabullenmek gerekir. İşlerin kötü gittiği günlerde ısrar etmek yerine geri çekilmeli, "şanslı yıldızın" parladığı anlar kollanmalıdır.

 

Tek bir kaynağa veya tek bir kişiye bağımlı kalmamak esastır.

 

İlişkilerde cam gibi hassas ve alıngan olmak hem kişiye hem çevresine zarar verir. Eleştirilere ve şakalara karşı dayanıklılık elmas gibi sağlam olmalıdır.

 

İstediğinizi elde etmek için karşınızdakine onun kendi çıkarını koruyormuş izlenimi verin; verilen hissedilen fayda, iradeyi ele geçiren en etkili yemdir.

 

"Ne sevgi ne de nefret sonsuza dek" anlayışıyla, bugünün dostuna bir gün düşman olabilecekmiş gibi temkinli yaklaşılmalı; düşmanlara ise her zaman uzlaşma kapısı bırakılmalıdır.

 

İyilikler abartılı boyutta değil, küçük miktarlarda ve sık sık yapılmalıdır. İnsanları kaldıramayacakları büyük yükümlülükler altına sokmak minnettarlık yerine düşmanlık yaratır.

 

Her an ulaşılabilir veya her işe müdahil olmamak gerekir. "İnsanları aç bırakmak" (arzuyu canlı tutmak), saygı ve ilgiyi artıran bir püf noktasıdır.

 

5 Haziran 2022 Pazar

Rene R. Khawam - Hileler Kitabı - Notlar

Rene R. Khawam - Hileler Kitabı - Notlar

Arap Kültüründe Siyasi Stratejiler

Le Livre des Ruses; La strategie politique des Arabes

Mütercim: Menekşe Tokyay, Kırmızı Kedi Yayınları, 2011

 


Sunuş

Arap ülkelerinin 20. yüzyıldaki hızlı ekonomik ve siyasi yükselişi bir tesadüf değildir. Kökleri Orta Çağ'a uzanan derin bir siyaset ve diplomasi geleneğine dayanır.

 

Batı zihninde "hile", sinsice kandırma veya aldatma olarak görülür. Oysa Arapçada hila; "insan gücünden tasarruf etmek için kullanılan mekanizma/makine" ve "amaca ulaşmak için kullanılan en incelikli, zarif ve etkili yöntem" anlamına gelir.

 

İslam siyaset geleneğinde kaba kuvvet, kılıç çekmek ve kan dökmek acizlik ve kolaycılık olarak görülür; saygınlıktan yoksundur.

Şiddet yerine ikna ve telkin esastır.

 

Eser; Meda'ini, Ebu Mihnef ve El-Kelbi gibi klasik dönem Müslüman tarihçilerin günümüze ulaşamayan kayıp yapıtlarından alıntılar ve tanıklıklar içerir.

Paris Ulusal Kütüphanesi'nde yer alan (Mss. No: 3548) 1061/1651 tarihli el yazması nüshaya dayanır. Yazarının kimliği kesin olmamakla birlikte 13. yüzyılın sonu veya 14. yüzyılın başında yaşadığı; muhtemelen geniş kütüphanelere erişimi olan gezgin bir bilgin olduğu tahmin edilmektedir.

 

Yazarın Önsözü

Yazar, eseri hizmetinde bulunduğu Ulu Emir Es'ad el-Din (Sa'd el-Din) Sümbül adına kaleme aldığını belirtir.

Yazar, kendisinden önce bu konuda yazılan eserleri (Meda'ini, El-Esma'i, İbnü'l-Hatib gibi isimlerin yapıtlarını) yüzeysel ve yetersiz bulduğunu, bu yüzden konuyu ilk kez bu kadar kapsamlı sistemleştiren kişinin kendisi olduğunu ifade eder.

Çalışmasını hazırlarken faydalandığı devasa kütüphane ve kaynak birikimini listeler. Yazarın aktardığı pek çok eser günümüze ulaşamamış kayıp metinlerdir

 

Yazarın "hile" kelimesine yüklediği anlam akıl, incelik, strateji, diplomasi, pratik zeka ve kaba kuvvet kullanmadan çözüme ulaşma sanatıdır.

 

1. Aklın Nitelikleri ve Bu Konuda Söylenenler

Akıl, insanoğlunu diğer canlılardan ayıran ilahi bir yetenektir.

 

Lider/savaşçı metaforu üzerinden aklın uzuvları

Başı ve Gözleri: Arzu yollarını kapama yeteneği.

Dili: İçtenliğidir

Elleri ve ayakları: Merhamet ve barışı simgeler

Silahları ve Arabası: Tatlı dillilik.

Mızrağı ve Zırhı: Önsezi ve bilge kişileri ziyaret etmek.

Hazinesi: İnsanlığın edindiği kültür.

 

Pisagor aklı, meseleleri kararlılıkla ele almak olarak tanımlar.

Sokrates aklı geceyi aydınlatan bir ışık, cehaleti ise gündüzü karartan bir karanlık olarak tasvir eder.

Platona aklı, nesnelerin ardındaki "gizli nihai amacı" görme yetisi olarak ifade eder ve akıldan doğan erdemleri sıralar.

 

Dini bir rivayete göre Allah, aklı yarattığında ona "İlerle" ve "Geri git" emrini vererek aklı sınar: Akıl bu emre tam olarak itaat eder. Bunun üzerine Allah'ın yaratılmışlar içinde en çok aklı sevdiğini bildirir.

 

Cebrail, Hz. Adem'e "Akıl, edep ve dindarlık" arasında bir seçim yapmasını söyler. Hz. Adem'in aklı seçmesi üzerine edep ve dindarlık "Biz aklın olduğu yerden ayrılamayız" diyerek aklın yanında kalır.

 

Akıllı insana hasredilen erdemler ve bunların faydaları

Hoşgörü: Öfkeye kapılmamak ve anlaşmazlıkları tatlıya bağlamak.

Dindarlık: Yoksul veya zayıf olunsa dahi itibar ve içsel zenginlik kazanmak.

Ölçülülük: Asgariyle yetinmek, kararlı ve sabırlı olmak.

Alçakgönüllülük (Mütevazılık): Erdemli olmak ve derin düşünebilmek.

Edepli Olmak: Nefsi ve tensel istekleri denetim altında tutmak.

Sebat Etmek: Zamanı lehe kullanmak, baskıları yok etmek ve iç huzuruna ermek.

İyilikseverlik ve Sürekli İyilik: Kötülükten uzak durmak.

Nasihatleri Kabul Etmek.

 

2. Hileye Başvurmaya Teşvik ve Hile Yapma Yöntemi

Hile, akıl yürütme ve zeka gerektirir.

Hayvan ihtidaları hile değildir. Bunlar Allah'ın hayvanlara bahşettiği doğal içgüdü ve rehberliktir.

 

Savaş, hiledir / düşmanı yanıltmaktır

 

Savaşa doğrudan ve körlemesine girmek yerine düşmanı kurnazlıkla yenmenin yollarını bulmak gerekir. Böylece kanlı bir çarpışmadan çok daha etkili ve az kayıpla sonuca ulaşılabilir.

 

Aristoteles'in İskender'e tavsiyesi, zorunlu kalmadıkça doğrudan savaşa girmemek, hedeflere "savaş oyunları" (diplomatik/stratejik hileler) ile ulaşmaktır.

 

Türkler arasında bir komutanın 8 hayvanın niteliğini taşıması gerektiği söylenir: Horozun yiğitliği, aslanın atılganlığı, yabandomuzunun saldırı gücü, turna kuşunun dikkati, karganın tedbirliliği, kurdun ataklığı, tilkinin kurnazlığı ve devenin dayanıklılığı.

 

3. Allah'ın Hikmeti, İnayeti ve Kullarının İyiliği İçin Her Şeyi Kusursuzca Düzene Koyması

İbrahim'in Ölümü

Allah, İbrahim Peygamber'in canını ancak kendisi talep ettiğinde alacağına söz vermiştir.

Ölüm vakti geldiğinde, yaşlılıktan yemek yemekte bile zorlanan, lokmaları sakalına döken hırpani bir ihtiyar kılığında melek gönderilir.

İbrahim bu durumu görünce, o yaşa gelip bu acizliğe düşmeden canının alınmasını diler ve ruhu teslim alınır.

 

Yakup'un Dileği

Yakup, 12 erkek evlada sahip olup Kudüs'e sağ salim varırsa birini kurban etmeyi adamıştır.

Yolda çoban kılığında bir melek onunla güreşir ve Yakup'u yere serer.

Melek, Yakup'a yenildiği için adağından muaf tutulduğunu bildirir.

 

Musa'nın Kurtuluşu

Firavun rüyasında Kudüs'ten gelen bir ateşin sarayını yaktığını görür.

Rahipler, Yakup'un soyundan gelecek bir oğlanın onu mahvedeceğini söyleyince Firavun 600,000 bebeği katlettirir.

Musa'nın annesi onu bir sandığa koyup nehre bırakır.

Sandığı yapan marangoz, sırrı Haman'a ihbar etmek üzereyken yer tarafından yutulma tehlikesi yaşar, tövbe ederek kurtulur ve Musa aracılığıyla İslam'ı ilk kabul eden kişi olur.

Musa, Firavun'un kızlarını şifaya kavuşturur ve böylece saraya alınır.

Musa'nın hiçbir sütanneyi emmemesi sağlanarak, öz annesinin saraya sütanne olarak girmesi ve çocuğunu ücret alarak büyütmesi sağlanır.

 

Musa ve Firavun'un Sakalı

Çocuk Musa, Firavun'un sakalını çekip boynunu incitecek kadar sert hamle yapınca Firavun şüphelenir. Asiye'nin kurguladığı "kor ve mücevher" testinde Cebrail, Musa'nın elini kora yönlendirir; dili yanan Musa'nın canı kurtulur.

 

Musa'nın Görevi

Âsanın yılana/ejdere dönüşmesi: Allah, Musa'nın Firavun'un önünde dehşete kapılıp kaçmaması için bu mucizeyi önceden çölde kendisine göstermiştir.

 

Çok Pahalı Bir İnek

Anne-babasına saygılı bir genç, babası uyuduğu için kasanın anahtarını alıp ticareti tamamlayamaz.

Faili meçhul bir cinayet işlendiğinde, katilin bulunması için kurban edilecek özel ineğin nitelikleri tam da bu hayırlı gencin ineğine uydurulur.

İnek, derisi dolusu altın karşılığında gençten satın alınır.

İneğin bir parçası maktule vurulduğunda ölü dirilir, katilin adını açıklayıp tekrar ölür. Böylece hem cinayet çözülür hem de babasına itaat eden genç muazzam bir servete kavuşur.

 

Taşın Araya Girmesi

İsrailoğulları, Musa'nın başka yerde yıkanmasından ötürü bulaşıcı hastalığı olduğunu düşünürler.

Musa nehirde yıkanırken elbiselerini koyduğu taş kayıp gider. Musa peşinden koşarken çırılçıplak kalır ve tüm kavim onun bedeninde hiçbir kusur olmadığını görür.

 

Taşan Suyun Yuttuğu Firavun

Musa ve kavmi Kızıldeniz'e ulaştığında deniz 12 yola ayrılır.

Firavun ve ordusu sulara dalarak boğulur.

Firavun, efendisine nankörlük eden köle hakkında daha önce kendi el yazısıyla "Boğularak öldürülmelidir" kararını yazmıştır. Cebrail, boğulma anında bu belgeyi Firavun'un yüzüne tebliğ ederek ilahî adaleti tecelli ettirmiştir.

 

Musa'nın Öfkesi

Hz. Musa bir öfke anında kavminin yapıp ettikleri yüzünden Nil'in taşmaması ve yağmur yağmaması için dua eder. İsrailoğulları susuzluktan kırılma noktasına gelip Allah'a içtenlikle yakardıklarında, Allah nehir yatağını yükselterek suları tarlalara yayar.

Hz. Musa'nın "Sözünden döndün" sorusu üzerine Yüce Allah; ne yağmur yağdırdığını ne de Nil'i kendi kendine yükselttiğini, sadece kullarının duasına icabetle zemin seviyesini artırdığını belirtir. Böylece hem Musa'ya verilen söze sadık kalınmış hem de kulların duası karşılıksız bırakılmamıştır.

 

Harun'un Ölümü

Hz. Musa ve Hz. Harun dolaşırken dağda ışık saçan bir mağara bulurlar. İçeride "Boyu boyuna uygun olana aittir" yazılı bir yatak vardır. Yatak Hz. Musa'ya uzun gelirken Hz. Harun'a tam uyar.

Harun yatağa uzanır ve Azrail canını alır.

 

Musa'nın Ölümü

Canını almaya gelen Azrail'i ilk görüşte tanımayan Hz. Musa meleğe vurur. Allah meleğin gözünü iyileştirir ve Yeşu bin Nun'u peygamber tayin eder.

Yeşu'nun kendisine vahiy aktarmaması üzerine Hz. Musa peygamberlik ve dünya bağlarından sıyrılarak ölümü arzular.

Çölde meleklerin kendisi için kazdığı muazzam güzellikteki mezarı gören Hz. Musa, denemek için çukura uzandığında Azrail ruhunu teslim alır.

 

Ölüm Bulutu

Şuayip'in duasıyla cezalandırılan asiler, 7 günlük sıcağın ardından serin bir bulutun altına sığındıklarında gökten ateş yağdırılarak helak edilirler.

 

Kötülük Sorunu

Üzeyir Peygamber, masum çocukların neden helak edildiğini sorgulayınca, Allah onu çöle gönderir. Onu ısıran tek bir karınca yüzünden 3000 karıncayı ezdiğinde Allah, "Ey Üzeyir, seni sadece tek bir karınca ısırdı. Niçin üç bin tanesini ezdin?" diyerek ilahi adaletin sırrını öğretir.

 

Şöhret

Hz. Davut, kendisinden önceki peygamberler gibi adının hayırla anılmasını diler. Allah, diğer peygamberlerin büyük çilelerden geçtiğini hatırlatır ve onu da sınayacağını bildirir.

Dua ederken karşılaştığı altın ve mücevher kaplı güvercini yakalamak isterken terastan bahçeyi görür ve Uri'nin yıkanan eşine gözü kayar.

Uri'yi savaşta en ön safta ölüme gönderip karısıyla evlenir.

 

İnsan kılığında gelen iki melek, biri 99 koyuna sahipken diğerinin tek koyununa göz diken adamın hikayesini anlatır. Davut hemen hüküm verip adamı suçlayınca, melekler göğe yükselerek ona kendi yaptığı hatayı hatırlatır.

Hatasını anlayan Hz. Davut gözyaşlarıyla toprağı sulayacak kadar secdede ağlar. Uri'nin mezarına gidip helallik ister; nihayetinde Allah, ahirette Uri'ye büyük mükafatlar vererek onun da Davut'u affetmesini sağlayacağını müjdeler.

 

Tarafsız Yargılama

Yeremya, kavminin yok olmaması için Allah'a yakarır ve Allah da ona "Sen izin vermedikçe onları helak etmeyeceğim" buyurur.

Nebukadnezar ordusuyla şehre yaklaşırken insan kılığında bir melek Hz. Yeremya'ya gelir. Kendi akrabalarına sürekli iyilik yaptığını ama karşılığında kötülük gördüğünü söyleyerek ne yapması gerektiğini sorar. Yeremya sabretmesini öğütler. Melek üçüncü gelişinde, yakınlarının artık Allah'ı öfkelendirecek büyük bir günah işlediğini söyler.

Yeremya öfkeyle "Eğer senin öfkeni tetikleyecek şeyler yapıyorlarsa onları helak et!" diyerek hüküm verir. Bu söz üzerine şehir üzerine şimşekler çakar ve helak başlar. Yeremya şaşırıp ağladığında, ses ona kendi verdiği hüküm yüzünden bu cezanın tecelli ettiğini bildirir. Allah, peygamberine verdiği "Sen onay vermeden helak etmeyeceğim" sözünü melek vasıtasıyla adil bir yargılama üzerinden gerçekleştirmiştir.

 

İsa'nın Kurtuluşu

Yahudiler İsa'yı öldürmek için tuzak kurarlar. İsa'yı 30 gümüşe ihbar eden hain havari içeri girdiğinde, Allah İsa'yı göğe yükseltir ve hainin yüzünü İsa'nın suretine çevirir. Yahudiler kendi adamlarını İsa sanıp çarmıha gererler.

 

Yunus'un Hıncı

Yunus Peygamber, Ninova halkının helak olacağını umarak kentten ayrılır ve Dicle kıyısında bekler. Ancak kavim pişmanlık duyup tepeye çıkarak samimiyetle tövbe eder ve Allah azabı üzerlerinden kaldırır.

Şehrin kurtulduğunu öğrenip öfkelenen Hz. Yunus gemiye biner. Kasırga çıkınca kura çekilir; üç kez kura ve denize atılan tahta testlerinde onun adı çıkar. Denize atıldığında balık onu yutar. Balığın karnında "Senden başka ilah yoktur, ben zalimlerden oldum" diyerek tövbe eder.

 

Karaya tüysüz/zayıf düşen Yunus'a Allah bir asma kabağı, su ve süt veren bir ceylan ihsan eder. 40 gün sonra bunlar yok olunca Yunus üzülür. Allah, Ninova'daki 100 bin insanın helakına üzülmeyip bir kabağa üzülmesini sitem eder.

Ninova'ya dönen Yunus, kaldığı evdeki çömlekçiye Allah'ın emriyle "Tüm çömleklerini kır" der. Çömlekçi emeğini çöpe atmamak için öfkeyle Yunus'u evden kovar. Allah bunun üzerine kavrayış dersini verir: "Çömlekçi bir altınlık kilden vazoları için öfkelendi; ben kendi yarattığım, bana tapan 100 bin insanı nasıl helak edeyim?" Hz. Yunus ilahî merhametin derinliğini kavrar.

 

Mağara

Hz. Peygamber ve Hz. Ebubekir'i takip eden müşrikler mağara kapısına kadar gelirler.

Allah'ın emriyle mağara girişine örümcek ağ örer, güvercin yuva yapıp kuluçkaya yatar. Müşrikler bu durumu görünce "Burada olsalar ağ bozulur, kuş kaçardı" diyerek geri dönerler. Allah en basit araçlarla elçisini korumuş ve inkarcıların aklını kör etmiştir.

 

4. Meleklerin ve Cinlerin Hileleri

Habil'in Mezarı

Cebrail ve Mikail karga kılığında dövüşüp biri diğerini gömerek Kabil'e kardeşini nasıl gömeceğini öğretirler.

 

İbrahim'in Konukseverliği

Misafir sevgisiyle bilinen Hz. İbrahim, evine gelen insan kılığındaki melekler için semiz bir buzağı pişirtir. Ancak konukların yemeğe el uzatmadığını görünce içine bir korku düşer.

Cebrail'in emriyle pişmiş buzağı canlanıp annesini emmeye gidince meleklerin kimliği anlaşılır. Melekler, ona bilge bir evlat (Hz. İshak) müjdesini verirler.

 

Samimi bir Dostluk

Cebrail ve Mikail, İbrahim'in dostluğunu sınamak için her Allah'ı öven ilahi okurlar. Zikri tekrar işitmek isteyen İbrahim’den karşılık olarak tüm sürülerini, çocuklarını ve en sonunda kendisini köle olarak isterler; İbrahim tereddütsüz kabul eder.

 

Lut'un Üç Bedduası

Melekler, Lut Aleyhisselam kendi kavmine üç kez beddua etmedikçe helakı gerçekleştirmemekle görevlendirilir.

İnsan kılığında gelen güzel melekleri korumaya çalışan Hz. Lut, çirkin isteklerle kapıya dayanan sapkın kavmine tekrar tekrar beddua eder. Cebrail kanadıyla saldırganların gözlerini kör eder ve sabaha karşı Hz. Lut ile ailesini (ihanet eden karısı hariç) şehirden çıkararak kavmi helak eder.

 

Yakup'un Dönüşü

Hz. Yakup, 40 yıl sonra kavuştuğu oğlu Hz. Yusuf'un yanından ayrılıp atalarının (Hz. İbrahim ve Hz. İshak) mezarlarını ziyaret etmek ister.

Kudüs'te meleklerin kazdığı hazırlığı incelerken kendisine sunulan ölüm kadehini içer ve babasının yanına gömülür.

 

Azrail ile Musa

Azrail Hz. Musa'nın canını almak istediğinde; Musa ağzı, gözleri, kulakları, elleri ve ayaklarıyla Allah ile temas kurduğunu/ayetlere dokunduğunu söyleyerek canının o yollardan alınmasına izin vermez.

Azrail, Musa'ya "Sarhoş gibisin, yaklaş da nefesini koklayayım" diyerek onu ikna eder. Musa yüzüne doğru üflediğinde Azrail o anda ruhunu kabzeder.

 

İblis'in Kıskançlığı

Adem’e secde etmediği için kovulduğu cennete girmek isteyen İblis, 4 ayaklı güzel bir yılanın ağzına gizlenir.

Adem ve Havva'yı "ebedilik ağacı" ve ölümsüzlük vaadiyle (ve Allah adına yemin ederek) kandırır. Yasak meyveyi yiyen çift cennetten yeryüzünün farklı yerlerine (Serendib ve Cidde) sürgün edilir.

 

İlk Cinayet

Kabil kardeşini nasıl öldüreceğini bilemezken, İblis bir kuşun başını taşla ezerek ona cinayeti öğretir. Kabil de uykudaki Habil'in başını taşla ezer.

Kaçıp Aden'e yerleşen Kabil'i kandıran İblis, "Habil'in kurbanını ateş kabul etti, sen de ateşe tapmalısın" diyerek yeryüzünde ateşe tapan ilk insanı ve tapınağı ortaya çıkarır.

 

İblis Nuh'un Gemisinde

Nuh Peygamber hayvanları gemiye bindirirken, İblis erkek eşeğin kuyruğundan tutarak onun binmesini engeller.

Hz. Nuh çaresiz kalarak eşeğe "Yukarı çıksana, ey İblis!" deyince, İblis Hz. Nuh'un ağzından çıkan bu izni (emri) fırsat bilip gemiye biner. Sitem edilince de yetkiyi peygamberin kendi sözünden aldığını savunur.

 

İnsanlar Arasından Verilen Kurbanlar

İblis, Babil kralı El-Dahhak’ın sarayına aşçı kılığıyla girer. İnsanlara et yemeyi öğretme bahanesiyle önce yumurta, sonra tavuk, koyun ve sığır kestirerek kan dökme arzusu uyandırır.

Kralı memnun eden İblis, ödül olarak onun omuzlarını öper ve öptüğü yerden yılan/sülük benzeri yaratıklar çıkar. İblis, bu yılanların sadece insan beyni ile besleneceğini söyleyerek ortadan kaybolur.

Kral her gün 4 adamın katledilmesini emreder. Ancak merhametli yeni vezir, öldürülecek 4 kişiden ikisini kurtarıp yerlerine koç beyni koyarak yılanları besler; kurtardığı kişileri dağlara kaçırır. Metindeki söylenceye göre, dağda saklanan bu kişilerin soyu Kürtleri oluşturur.

 

Mancınığın İcadı

İbrahim'in atılacağı ateş o kadar büyüktür ki yakınlaşmak imkansızdır.

İblis, yaşlı bir marangoz kılığında Nemrut'a gelir ve daha önce bilinmeyen mancınık planını kuma çizerek ateşin uzağından insan fırlatma tekniğini öğretir.

 

Lut Kavminin Eşcinselliği

Bahçıvan bir kavim olan Lut halkı, meyve bahçelerine girerek meyveleri toplayan genç çocuklardan/yumurcaklardan mustariptir. İblis, ceza olarak hırsızlık yapanları "yere yatırıp öpmeyi" tavsiye eder. İblis daha sonra şeytanlarından birini yetişkin erkek kılığına sokarak yere yatırıp öper. İnsanlara sürekli aynı şekilde görünerek onlara bu davranışı normalleştirir.

 

Zina

Adem'in soyundan gelen ve dağda (yakışıklı erkekler / çirkin kadınlar) ile ovada (güzel kadınlar / çirkin erkekler) yaşayan iki topluluk vardır.

Genç erkek kılığına giren İblis, kaval benzeri bir çalgı icat ederek çıkardığı melodiyle insanları etrafına toplar. Bayramlarda müziğin ve dansın etkisiyle ahlakdışı hareketleri süsleyip güzel gösterir; böylece iki topluluk arasında zinanın tohumlarını eker.

 

Masaj

Hadramavt bölgesinde yaşayan ve ziraatla uğraşan Rass halkı, zamanla puta tapmaya ve eş değişimine başlar.

İblis güzel bir kadın kılığına girerek kocasıyla yaşadığı anlaşmazlığı bahane ederek kadınlarla yakınlaşır, onlara masajı öğretir. Böylece kadınlar erkekleri terk edip kendi aralarında sapkınlığa yönelerek bütün halk helaka sürüklenir.

 

Kefil

İlyas, ecel vakti geldiğinde sorar:

"Üç şeyi yapacağına dair benim önümde kefil olacak kişiyi halefim yapacağım. Gün boyunca oruç tutması, gece boyu dua etmesi ve aralarında anlaşamayan insanlara hakkaniyetli bir hüküm vermesi gerekiyor." Zülkifl, bu şartları yerine getireceğini söyler ve İlyas’a halef olur.

İblis, onu sözünden döndürmek için şeytanlarını gönderir ama sonuç alamaz. Sonunda bizzat kendi musallat olur fakat Zülkifl’i sözünden döndüremez.

 

Zenginlik Hevesi

İblis, Karun'u ibadetten uzaklaştırmak için önce cuma günleri, sonra haftada iki gün çalışmaya teşvik eder. Çalışıp zenginleşen Karun, kibirlenir ve zenginlik hırsıyla helak olur.

 

Bakire ile Aziz

Aziz Barsisa'ya, savaşa giden üç kardeş tarafından güzel kız kardeşleri emanet edilir.

İblis, Barsisa'yı yönlendirir, kızla zina eder. Hamile kalan kızdan doğan bebeği ve ardından kadını öldürüp gömer.

İblis bu olanları rüyalarında kardeşlere bildirir.

Çarmıha gerilmek üzere olan Barsısa'nın yanına gelen İblis, "Allah'ı inkar et, seni kurtarayım" der. Barsisa inkar edince İblis onu yüzüstü bırakıp kaçar.

 

Çalınan Yüzük

Hz. Süleyman’ın, üzerinde Allah'ın en yüce ismi (İsm-i Azam) yazılı olan yüzüğünü hileyle ele geçiren İblis tahta geçer. Süleyman'ı 40 gün çölde sürgünde kalır.

 

Evlilik Niyeti

Belkıs ile Hz. Süleyman evlenirse, cinlere dair tüm sırların ortaya çıkacağından ve onların soyunun cinlere sonsuza dek hükmedeceğinden korkan cinler bir hileye başvurur.

Cinler, Belkıs’ın bacaklarının tüylü ve ayaklarının eşek ayağına benzediği yalanını yayarak Hz. Süleyman’ı tiksindirmeye çalışır. İfrit Şakir, billur/camdan bir zemin yaptırarak altından su akıtır. Belkıs elbisesini kaldırınca ayaklarının mükemmel, ancak bacaklarının tüylü olduğu görülür.

İfrit Şakir, tüy dökücü macunu (arsenik/ağda karışımı) icat ederek Belkıs'ın bacaklarını pürüzsüzleştirir.

 

Büyü Kitapları

Asaf bin Barkiya'nın yazdığı ilim/dua metinlerini ve büyü formüllerini cinler gizlice Hz. Süleyman’ın tahtının altına gömerler.

Hz. Süleyman’ın vefatından sonra İblis insan kılığında gelerek tahtın altındaki bu kitapları çıkarır ve "Süleyman hükümranlığını bu büyü kitaplarıyla sağladı" diyerek halkı kandırır.

 

İblis'in Hırsı

İblis, Hz. Eyyub’un şükrünü bozmak için sırayla onun develerini, koyunlarını, ekinlerini, sarayını yıkar, tüm çocuklarını felaketlerle yok eder.

Eyyub, her defasında "O zaten Allah'ındı, hamdolsun" diyerek sabreder.

İblis bu kez Hz. Eyyub’un bedenine ağır bir hastalık verir. Hz. Eyyub çöplükte yaşamak zorunda kalır, bedeninde yaralar açılır ancak zikri kesmez.

 

İblis, Hz. Eyyub’un eşini kandırarak Hz. Eyyub'a batıl bir deva (bir sincabı kurban etme veya saçını satma) önermesini sağlar. Hz. Eyyub bunun Şeytan'ın bir tuzağı olduğunu anlar ve Rabbine sığınır. Eşine kızarak iyileşince ona 100 sopalık (kayış) yeminini yerine getireceğini söyler.

 

Hıristiyanların Yoldan Sapması

İblis, insanlar arasına nifak sokmak için Hz. İsa'nın gösterdiği mucizeleri öne sürerek "Bu insan olamaz ya Tanrı'dır ya da Tanrı'nın oğludur" fikrini ortaya atar.

Bu vesvese üzerine insanlar Hz. İsa'nın kimliği konusunda tartışmaya başlar ve bölünürler.

 

Testereyle Biçilmiş Ağaç

Kral Herod'un çocukları katletme emri üzerine Hz. Zekeriya, oğlu Hz. Yahya'yı korumak için saklamaya çalışır ve peşine düşen askerlerden kaçarken bir ağacın yarılmasıyla onun içine gizlenir.

İblis, ihtiyar kılığında askerlere icat ettiği testereyi vererek ağacı ve Hz. Zekeriya'yı ikiye biçtirir. Zekeriya’nın cesedini bir kuyuya atarlar. Kuyudan durmaksızın fışkırır. Bu kan, Buhtünnasr (Nebukadnezar) şehri kuşatıp binlerce kişiyi katledene kadar kesilmez.

 

İhtilaf

Şeytan, Allah'ı zikretmek ve Kur'an okumak için toplanan ihlaslı topluluğu yoldan çıkarmak için yakınlardaki başka bir topluluğu kışkırtır. Aralarında kargaşa ve cinayet çıkarır. İbadet edenler onları ayırmaya çalışırken kavgaya dahil olur; cemaat dağılır ve zikir meclisleri son bulur.

 

Put-Ağaç

Bir adam Allah'tan başkasına tapılan bir ağacı kesmek üzere yola çıkar. İblis karşısına çıkar fakat adamın niyeti sırf Allah rızası olduğu için İblis onu yenemez. Şeytan adama "Ağacı kesme, sana her gün yastığının altına iki altın koyayım" der ve adamı ikna eder.

Adam bir gün altın bulamayınca öfkeyle ağacı kesmeye gider. Ancak bu kez niyeti Allah rızası değil, parasını alamamanın hırsıdır. İblis adamı kolayca yere çalar ve "İlk geldiğinde öfken Allah içindi, sana gücüm yetmedi. Bu kez para için geldin ve bana teslim oldun" der.

 

Kan Tadı

Emevilerin Irak Valisi Haccâc b. Yûsuf (El-Haccâc) doğduğunda anne sütü emmez. Hekim kılığına giren İblis, bebeğe kara oğlak, teke ve kara yılan kanı içirilmesini tavsiye eder. Kan emdikten sonra süt emmeye başlayan Haccâc, büyüdüğünde tarihe geçen kan dökücü bir zalim haline gelir.

 

Aldatılan Münzevi

200 yıl ibadet eden bir sofu, Şeytan'a karşı direncini görmek ister. İblis onun karşısına çıkarak "Daha 200 yıl ömrün var, önce hayatın zevklerini tat, sonra yine ibadet edersin" telkininde bulunur.

Sofu, ömrünün ilk yarısını günah ve zevk içinde geçirmeye karar verip ibadethanesini terk eder ancak aynı gece ölür.

 

5. Peygamberlerin Hileleri

Hileyle Elde Edilen Bir Sonsuzluk

Hz. İdris, yanına gelen Ölüm Meleği (Azrail) ile arkadaş olur. İbadetindeki ihlası artırmak amacıyla Azrail'den canını almasını ister; Allah'ın izniyle ölür ve tekrar diriltilir. İbadete devam eder.

Hz. İdris Cehennem'in azaplarını görmek için Ölüm Meleğinden kendisini Cehenneme götürmesini ister. Örtüler kalkınca, İdris, orada bulunan korkunç şeyleri görür.

Dünyaya dönen Hz. İdris ibadete devam eder.

Hz. İdris, Ölüm Meleğinden bu defa kendisini Cennete götürmesini ister.

Cennetin kapısına vardığında Allah’ın verdiği izinle Tuba ağacının dalına asılarak cennete girer. Cennet kapısının bekçisi Rıdvan'a "Ben daha önce bir kez öldüm... Allah Teala, ölümün benim üzerimde iki kez hükmetmesine izin vermez" diyerek oradan ayrılmaz.

 

Putlar

Hz. İbrahim, putları kırıp baltayı en büyük putun boynuna asarak "Bunu tanrılarımıza kim yaptı?" diyen halka aklın yolunu gösterir.

 

Sara'nın Yemini

Sara, Hacer'in hamileliğini kıskanarak onun bir uzvunu keseceğine dair yemin eder. Hz. İbrahim, yeminin hayırlı bir şekilde yerine gelmesi için Hacer'in sünnet edilmesini tavsiye eder ve böylece yemin bozulmadan ifa edilmiş olur.

 

İshak'ın Hayır Duası

Yaşlanıp gözleri zayıflayan Hz. İshak, oğlu İş (Esav)'den av eti getirmesini ister ve ona bereket duası edeceğini söyler.

Tüysüz bir bedene sahip olan Hz. Yakub, annesinin yönlendirmesiyle üzerine keçi derisi geçirerek babasına yemek sunar. Hz. İshak, dokunduğunda onu Esav sanarak peygamberlik ve krallık nesli için dua eder.

 

Yusuf’un Erkek Kardeşleri

Gördüğü rüyadan ötürü kardeşleri Yusuf'u kıskanır.

"Onu koruruz, gezsin oynasın" diyerek babaları Yakub’u ikna edip Hz. Yusuf'u yanlarına alırlar.

Yehuda'nın önerisiyle onu derin bir kuyuya atarlar; gömleğini bir koyunun kanına bulayarak babalarına "Onu kurt yedi" yalanını söylerler.

Kuyudan geçen kervan tarafından çıkarılan Hz. Yusuf, kardeşleri tarafından "kaçak bir köle" olarak tanımlanır ve yirmi gümüş paraya Mısır'a gidecek kervana satılır.

 

Adil Yusuf ve Erkek Kardeşleri

Kenan bölgesini vuran şiddetli kıtlık üzerine Hz. Yakub, oğullarını erzak satın almaları için Mısır'a gönderir.

Yusuf, kardeşlerini tanır fakat onlar Yusuf’u tanımaz. Kardeşlerinden bir sonraki gelişlerinde küçük kardeşleri Bünyamin'i de getirmelerini şart koşar; aksi takdirde zahire alamayacaklarını bildirir. Paralarını ise gizlice yüklerinin içine geri koydurur.

 

Kardeşler, babaları Hz. Yakub'u zorlukla ikna ederek Bünyamin'i yanlarına alırlar.

Mısır'a vardıklarında Yusuf, Bünyamin'i yanına oturtur. Talimatıyla kralın değerli su kabı (su maşrapası) Bünyamin'in yüküne gizlenir. Kervan hareket ettikten sonra Mısırlı görevliler arkalarından yetişerek hırsızlık suçlamasında bulunur. Aranan kap Bünyamin'in heybesinden çıkınca Bünyamin Mısır'da alıkonur.

 

Kardeşlerden Yehudâ öfkelenir, güç gösterisi yapar. Yusuf, kendi oğluna Yehudâ'nın sırtına dokunmasını emrederek onun öfkesini yatıştırır.

Yusuf ayağını yere vurarak mermer döşemeyi çatlatır.

 

Yusuf, parmağıyla su kabına vurarak çıkan tiz sesleri dinler ve maşrapanın "geçmişte Yusuf'a yapılan tuzağı, onun kuyuya atılışını ve 20 gümüş paraya satılışını haber verdiğini" söyler.

Yusuf, kuyu zamanında Yehudâ tarafından yazılan köle satış sözleşmesini çıkarıp gösterince kardeşler büyük bir şok yaşar.

 

Yusuf başındaki tacı çıkarınca kardeşleri onu tanır yaptıklarından pişmanlık duyarlar.

Yusuf, kuyuya atıldığı zaman giydiği gömleği babasına götürmelerini söyler.

Yakub yüzünü Yusuf’un gömleğine yumunca, ağlamaktan kapanmış olan gözleri yeniden görmeye başlar.

Yakub tüm ailesini toplayarak Mısır'a gelir.

 

Davut ve Kayınpederi

Davut’un Calut’u (Goliath) öldürüp halkın sevgisini kazanması üzerine Kral Şaul (Talut), onu kıskanır ve kızıyla evli olmasına rağmen öldürmek ister.

Şaul'un kızı Davut'a durumu bildirir. Davut yatağa kendisi yerine bir şarap tulumu koyarak (başka bir rivayete göre zırh giyerek) Şaul'un ilk hamlelerini boşa çıkarır.

Davut, gizlice saraya girer. Şaul'un yastığının yanına oklar saplar, ibriğini alır ve sakalından keserek oradan ayrılır. Kralı öldürebilecekken canını bağışlamış olması Şaul’un kalbinin yumuşatır.

 

Süleyman ve Cinler

Süleyman, rüzgarlardan, duydukları her şeyi kendisine taşımalarını söyler. Böylece İblis’in cinlerle yılda bir kez yaptığı toplantıda neler konuştuğunu öğrenir.

İblis, cinlerin Süleyman'ın emrinde çalışırken akşamları dinlenebildiklerini, boş dönüp dayak yemediklerini öğrenince onlara "Henüz büyük zulme uğramamışsınız" der. Konuşulanları öğrenen Süleyman Peygamber, cinlerin üzerindeki baskısını artırır. Sonraki yıl toplantı yine İblis’in aynı sözleriyle tamamlanır. Süleyman Peygamber baskıyı biraz daha artırır. Üçüncü yılda da aynı şeyler olur. Dördüncü yılın toplantısında İblis cinlerin üzerindeki baskının dayanılmayacak seviyeye ulaştığını, böylece kurtuluş umabileceklerini bildirir. Rivayete göre bu toplantıdan sonra Süleyman Peygamber cinleri serbest bırakmıştır (Başka bir rivayete göre dördüncü yıl tamam olmadan Süleyman Peygamber vefat etmiştir). 

 

İki Anne ve Süleyman

Bir çocuğu kurt kaptıktan sonra geriye kalan tek bebek için iki kadın kavga eder. Davut Aleyhisselam çocuğu yaşlı kadına vermek ister.

Süleyman Aleyhisselam "Çocuğu ikiye bölelim" diyerek annelik iddiasındaki kadınları sınar. Gerçek anne çocuğunun ölmesindense diğer kadına verilmesini razı görerek annelik şefkatini ortaya koyar. Süleyman Aleyhisselam da çocuğu ona verir.

 

Süleyman ve Kazlar

Kazları çalınan bir adam Süleyman'a başvurur. Süleyman halkı toplayıp "Aranızda başındaki kaz tüyleriyle camiye girenler var" deyince, suçlu refleksle elini başına götürünce hemen yakalanır.

 

İsa ve Üç Somun Ekmek

İsa Aleyhisselam bir yoldaşıyla yola çıkar. Üç ekmekten birini gizlice yiyen yoldaş, İsa'nın gösterdiği mucizelere (körün gözünü açma, felçliyi iyileştirme, suda yürüme) rağmen ekmeği yediğini inkar eder.

İsa yolda üç külçe altın bulur. Yoldaşına der ki: "Biri senin, biri benim olacak."

Yoldaşı, peki ya üçüncüsü, diye sorunca İse, yedikleri 1’er somuna karşılık sadece 1’er külçeyi alabileceklerini söyleyince yoldaşı, üçüncü külçeyi alabilmek umuduyla kayıp üçüncü somunu yediğini itiraf eder. Bunun üzerine İsa, üçü de senin olsun deyip adamın yanından ayrılır.

Adam külçeleri yerinden kaldıramaz. Bir süre sonra yanına gelen üç kişi adamı öldürür. Sonra bu üç kişi de altınlar yüzünden birbirini öldürür.

 

Siman Petrus Antakya'da

İsa Aleyhisselam'ın Antakya'ya gönderdiği Barnabas ve Pavlus zindana atılınca, baş havari Siman Petrus tüccar/yabancı kılığında şehre girer.

Kralın güvenini kazanır. Zindandaki elçiler ile kralın gözü önünde mucizeler sergiler (ölü bir genci diriltirler). Dirilen ölü, cehennemden haberler getirir. Petrus kral ve halkının iman etmelerini sağlar.

 

Hacer-ül Esved'in Yerleştirilmesi

Kâbe tamiri sırasında Hacer-ül Esved'i yerine kimin koyacağı konusunda tartışma çıkar. Hz. Muhammed bir örtü serip taşı ortasına koyar, her kabile reisinden örtünün bir ucundan tutmasını ister. Taşı hep birlikte kaldırırlar, ardından kendi elleriyle yerine yerleştirir. Böylece tartışmaların önüne geçilerek herkesi memnun eden bir çözüm bulunmuş olur.

 

Mağaradaki Sığınak

Mekkeli müşriklerin suikast hazırlığı yaptığını öğrenen Resulü Ekrem, kendisi gibi görünmesini sağladığı Hz. Ali’yi yatağına yatırıp gizlice evden ayrılır. Müşriklerin evi kuşatıp, Ali’nin onları oyalamış olması sayesinde Resulü Ekrem oradan uzaklaşmıştır.

 

Eziyet Edilen Adam

Komşusunun haksızlıklarından şikâyet eden bir adama Hz. Muhammed (s.a.v.), evindeki eşyaları çıkarıp yola koymasını söyler. Yoldan geçenler durumu öğrenince zalim komşuya lanet etmeye başlarlar. Tepkilerden ve toplum baskısından korkan komşu, adama gelip özür diler ve bir daha haksızlık yapmayacağına söz verir.

 

Kaçak

Peşindeki düşmanlardan kaçan bir adam Hz. Muhammed'den yardım ister. Hz. Muhammed adama koşmaya devam etmesini söyler ve kendisi adamın geçmediği başka bir yere oturur. Takipçiler gelip adamı sorunca "Burada durduğumdan beri kimse önümden geçmedi" diyerek yemin eder. Adamlar başka yola saparlar ve kaçan adam kurtulur.

 

Gizli Bir Kaçış

Namaz sırasında abdesti bozulan bir kişinin burnunu tutarak sanki burnu kanıyormuş gibi cemaatten ayrılmasını tavsiye eder.

 

Yaşlı Kadınlar

Yaşlı kadınlar cennete girmeyecek / cennete yaşlı olarak değil, kırk yaşında gençleşerek girecekler

 

Gözdeki Leke

Her insanın gözünde siyahın yanında beyaz bir kısım vardır ya…

 

Yavru Deve

Her deve nihayetinde başka bir devenin yavrusudur.

 

Mucizeli Mum

Sahtekâr El Yarbuyi, demir bir oku veya kilden mumu ateşle yakma gücü olduğunu iddia eder. Üzerlerine yağ sürdüğü nesneler ateşe tutulduğunda alev alır.

 

Ateşin İnişi

Urfa ve Kudüs'teki bazı kiliselerde bekçiler, kandil fitillerini balsam yağı ve uçucu neft ile hazırlayıp gizli iplerle kubbeye bağlar. Bekçi çatıdan fitilleri gizlice ateşleyince alevler ip boyunca aşağı inip kandilleri yakar ve halka "gökten ateş indi" süsü verilir.

 

Yeniden Çıkan Saçlar

Peygamberlik iddiasındaki Yalancı Müseylime saçı olanı kel yapabileceğini, kel olanın ise saçlarını çıkarabileceğini iddia eder.

Bu söylediklerini şöyle yapar:

Saç dökme hilesi için kaz yağı, engerek zehri ve kunduz böceği tozunu karıştırır.

Kel adamların saçını çıkarmak için ise yumurta sarısı, koyun yağı, baykuş yumurtası, yanık kemik tozu ve spermi bakır kapta pişirip başa sürer.

 

Aslanlara Yem Olmaktan Nasıl Kurtulunur?

Peygamberlik iddiasındaki Kuhays el Kilabi, aslanların kendisini yemeyeceğini iddia eder. Sıçan yağı, mercan, acı hıyar yağı, adasoğanı vb. maddeleri susam yağında haşlayıp vücuduna sürer. Bu keskin ve itici koku yüzünden aslanlar ondan kaçar.

 

Yanmayan Elbiseler

Peygamberlik iddiasındaki Ebu Cavana, beyaz kitre zamkı, ebegümeci ve amyantı yumurta akıyla karıştırıp vücuduna ve elbisesine sürer. Sonra da ateş üzerinde yürüyüp ateşte yanmadığını iddia eder.

 

Şişedeki Yumurta

Sahte peygamberlerden Hanzala bin Yezid el Kufi, yumurtayı bozmadan şişeye sokup çıkarmayı mucize olarak gösterir.

Yumurtayı şarap sirkesi ve amonyaklı tuzda 3 gün bekleterek yumuşatır, yarıya kadar su dolu şişenin ağzından içeri iter. Suya değen yumurta katılaşarak şişenin şeklini alır.

 

Böğüren Boğa

Sahte peygamberlerden Zaradaşet, bakırdan bir boğa heykeli yapar. Bu heykele gizli bir körükle hava üflenince boğanın heykelin ağzından ve burun deliklerinden hava çıkar. Hava akımı böğürtü sesini verir. Bu şekilde böğüren boğayı peygamberlik alameti olarak takdim eder.

 

Sihirli Heykel

Sahte peygamberlerden Musab bin Zübeyir, gizli bir tünele içerisine girilebilen bir heykel/put yaptırır. Adamlarından biri gizlice heykelin içinde saklanır. Putperestler istek ve dileklerini bu heykele, puta arz eder. Kimin ne söylediğinin haberini alan Zübeyir, edindiği bilgilerle bu kişileri etkilemeye çalışır.

 

Düşüncelerin Aktarımı

Başka bir sahte peygamber, iş birlikçisiyle kendi arasında şifreli bir dil icat eder; işbirlikçi kalabalığın içerisinde kimin ne konuştuğunu öğrenip, uzaktaki efendisine işaretlerle haber verir. Sonra bu sahtekâr, bilgisini edindiği kişiye sen böyle böyle söyledin diyerek o kişiyi etkilemeye çalışır.

 

6. Halifelerin, Kralların ve Sultanların Hileleri

Kılavuz

Ebu Bekir: "Bana izlenecek yolu gösteren bir kılavuzdur" demiş

 

Zarar Görmüş Manto

(Ömer bin Hattab)

 

Nasıl satılır?

 

Havadisleri Yayma Yöntemi

Sır tutamayan kişiye söyle…

 

Savaşan Domuzlar

Dişi fil dövülen domuzların çığlıklarını işitince ürküp geri çekilir.

 

Muğlak Bir Cümle

"Tek bir kişi öldürülmeyecek" / o tek kişi hariç herkes ölür.

 

Kayıp Adam Olayı

Caminin farklı köşelerinde sorgulanan kişiler, suçlarını itiraf etmiş.

 

Aşık Kız

Kadının elbisesindeki lekenin, sıcak suya batırılınca yumurta akı olduğu ortaya çıkar.

 

Zarar Ziyan Tahmini

Göze gelen taşın görme yetisine verdiği zararın tespiti…

 

 Oğlunu İnkar Eden Ana

Hz. Ali, mirasa konmak için oğlunu reddeden kadını, oğlanla evlendireceğini söyleyerek gerçeği itiraf ettirir.

 

Kadın ve iki dolandırıcı

Biriniz yokken diğerinize parayı teslim etmesi, kadın açısından yasal olmaz.

 

İktidarsız koca

Sen iktidarsızsın; bu şüphe götürmez.

 

Sözde iktidarsız adam

 

Irzına geçilmiş öksüz kız

Yalancı şahitleri odanın farklı yerlerine dağıtır ve kılıcını çekerek onları ayrı ayrı sorgular. Korkudan gerçeği itiraf eden tanıklar sayesinde kız aklanır; iftiracılar cezalandırılır.

 

Bir fil, nasıl tartılır?

Kullanılan taşların ağırlığı, filin ağırlığına eşit olacaktır.

 

Yanlış bilgi

Muaviye, Sıffın Savaşı sırasında Ali ordusunun içine asılsız bir haber yayarak onları konuşlanacakları yerden uzaklaştırır. Ali'nin ordusu boşalan yeri işgal etmeye giderken Muaviye su kenarını ele geçirerek ordunun su ikmali yapmasını engeller.

 

Bir müttefikin azli

Muaviye, Ali'nin Mısır valisi Kays bin Said'i gözden düşürmek için ona mektuplar yazar ve sanki Kays kendi tarafına geçmiş gibi Suriye kentlerinde dedikodu yayar. Bu haberleri alan Ali, Kays'ı görevden azledip yerine Muhammed bin Ebu Bekir'i atar ancak daha sonra Mısır'da isyan çıkınca Kays'ı azlettiğine pişman olur.

 

Zorunlu bağış

Muaviye, kendisinden para isteyen Karab adlı adama Mısır Emiri Amr bin el-As'a götürmesi için bin altınlık bir pusula yazar. Amr ödemeyi reddedince Muaviye, Karab'a geri dönüp Mısır'da kabileleri toplayarak Amr'ın Taif'teki mallarını yağmalayacağı dedikodusunu yaymasını öğütler. Korkuya kapılan Amr parayı öder.

 

Erken ölüm

Muaviye, Kufe'ye kendi ölüm haberini göndererek Ali'nin tepkisini ölçmek ister. Ali bu haberlere inanmayarak Muaviye'nin henüz ölmeyeceğini haykırır. Ancak Ali'nin bu kesin tavrı halk ve arkadaşları arasında "Muaviye'nin yenilmezliği" algısı yaratır; insanlar Ali'yi terk edip Muaviye'nin yanında saf tutar.

 

Bir antlaşmadan sıyrılma yöntemi

Ali öldürüldükten sonra yerine geçen Hasan, iç savaş istemediği için Muaviye ile anlaşmaya varır. Muaviye, Hasan'a en alta mührünü bastığı boş bir kâğıt gönderip "şartları sen yaz" der. Ancak Hasan yeni şartları yazıp kâğıdı saklayınca, Muaviye onun daha önce yazdığı eski (daha az cömert) mektubundaki şartları dayatır. Sonuçta Muaviye hiçbir şey vermez.

 

Son hile

Muaviye ölüm döşeğindeyken oğlu Yezid'e, kendisini mezara sadece Amr bin el-As'ın indirmesini ve Amr Yezid'in hilafetini kabul etmedikçe mezardan çıkmasına izin vermemesini, direnirse öldürmesini vasiyet eder. Amr kılıç zoruyla biat etmek zorunda kalır.

 

Zehirli süt

Son Emevi halifesi Mervan, zindanda tuttuğu Abbasi ailesi lideri İbrahim ile esir Suracil arasındaki yakın dostluktan korkar. İçine zehir kattığı sütü "arkadaşın Suracil gönderdi" diyerek İbrahim'e içirtip onu katleder.

 

Tanıksız bir ölüm

Halife Mansur, İbnü'l Mukaffa'yı gizlice öldüren Sufyan'ın yasal ceza almasını engellemek için mahkemede tanıklık edecek kişileri ayrı bir odaya alır. Onları, eğer şahitliklerinde diretirlerse kendilerini öldürmekle tehdit ederek ifadelerinden caydırır.

 

Sarhoş şairin cezası

Mansur, sarhoş yakalandığında cezalandırılmamayı talep eden şair İbni Harama'nın isteğini dolaylı yoldan çözer. Medine valisine yolladığı emirde "şairi sarhoş getirene yüz, şaire seksen kırbaç vurulmasını" emreder. Cezadan korkan muhafızlar şairi ihbar edemez.

 

Yatıştıran koku

Mansur, evinden iz bırakılmadan hırsızlık yapılan bir adama keskin kokulu özel bir parfüm hediye eder. Adamın karısı parfümü hırsızlık ortağı olan sevgilisine verir. Şehrin kapılarını tutan muhafızlar bu sıra dışı kokuyu yayan sevgiliyi yakalar, çalınan mallar sahibine iade edilir.

 

Danışma

Mansur, Ebu Müslim'i öldürme planını Yezid bin Ebu Ubeyd'e danışır. Yezid planı onaylayınca Mansur onu sertçe azarlayarak kovar. Mansur'un amacı, planın dışarıya sızmasını ve Ebu Müslim'in kaçıp saklanmasını önlemek için "onu öldürmek istemiyormuş" gibi görünmektir.

 

Dinar kullanımı

Mansur, Kufe halkına kişi başı beş parça gümüş dağıtır, böylece şehir nüfusunu tam tespit eder. Ardından herkesten kırk parça altın vergi toplayarak pazar ve hendek inşaatında kullanır.

 

Kazara gerçekleşen bir ölüm

Mansur, isyan eden amcası Abdullah'ı tuzlu taşlardan yapılmış temeli olan bir eve hapseder. Evin her gün bol suyla yıkanmasını emreder; çözülen tuz temelleri eritir, ev çöker ve amcası "kazara" ölmüş gibi görünür.

 

Gizli misyon

Mansur, amcasının oğullarının iktidarı ele geçirme planlarını öğrenmek için Ukba bin Müslim'i kılık değiştirmiş bir Horasan elçisi olarak mektup ve parayla Abdullah bin Hasan'a gönderir. Ukba, Abdullah'ın güvenini kazanıp planlarını öğrenir ve Mansur'un hac sırasında onu yakalamasını sağlar.

 

Katilden kurtulmanın bir yolu

Bahçede silahsızken kılıçlı bir Harici esirin saldırısına uğrayan Halife el-Hadi, soğukkanlılığını koruyarak aniden arkasını işaret edip "Hey sen, şunun kellesini kes" diye bağırır. Harici arkasına dönüp bakınca Hadi onu yere serip kılıcıyla öldürür.

 

Bir hastanın gerçek durumu

Harun el-Reşid, hastalığı sırasında kendisini sürekli teselli eden hekimi Bahtişu'nun dürüstlüğünü ölçmek için kendi idrarını "oğlumun idrarı" diyerek başka bir bilge vasıtasıyla hekime gönderir. Hekim idrar sahibinin öleceğini söyler; Reşid hekimin yalan söylediğini anlar.

 

Değerli taşların fiyatlarında indirim

Değerli taşların fiyatını düşürmek isteyen Halife el-Memun, bir yüzük taşını parçalatır ve değerinin yok olduğunu gösterir. Altını parçaladığında ise değerinin neredeyse hiç düşmediğini kanıtlar. Bu görüş piyasaya yayılınca değerli taş fiyatları düşer ve Memun ucuza taş alır.

 

Güce erişmiş bir muhalif

El-Memun, Horasan Valisi Abdullah bin Tahir'in sadakatini test etmek için bir meczup kılıklı ulağı bozguncu propaganda notlarıyla valiye gönderir. Vali Abdullah, bu kışkırtmaya kapılmayıp ulağı uyararak sınır dışı eder; Memun valinin sadakatinden emin olur.

 

Sahte itiraflar

Halife el-Mutadid, dostu Hamdun'un oğluna hazineden doğrudan para veremeyince bir hile tasarlar. Vezirinin önünde Hamdun ile gizlice konuşup vezire rahatsız bakışlar atar. Vezir kendisi hakkında komplo kurulduğunu sanarak Hamdun'u evine davet eder ve ona binlerce altın değerinde hediye ve para verir. Hamdun yemine sadık kalarak hileyi vezire açıklar.

 

Sarayda bir skandal

El-Mutadid, gece vakti içoğlanları arasında yaşanan ahlaksız bir duruma şahit olur ancak karanlıkta suçluyu göremez. Uyuyan gençlerin yanına gidip kalplerini kontrol eder; korkudan kalbi son derece hızlı çarpan genci yakalayıp suçunu itiraf ettirir ve başını vurdurur.

 

Dalkavuğun tedirginliği

Hamdun, kumarda kazandığı parayı şarap ve et dışında harcarsa karısını boşayacağına yemin etmiştir. Mutadid ile oynayıp yetmiş bin gümüş kazanır. Mutadid "yeminini bozma diye kumar borcumu ödemeyeceğim ama sana hazineden yetmiş bin gümüş hediye edeceğim" diyerek dostunu kurtarır.

 

Korkunç bir ceza

 

El-Mutadid, büyük bir suç işleyen adamın tüm beden deliklerini kapatıp pamukla sararak güneşe bırakır; adam şişerek feci şekilde ölür.

 

Hünerli bir ölüm

El-Mutadid, İsmail bin Bilal'i cezalandırmak için canlı süngerlerle ve suyla dolu toprak bir vazoya adamın başını daldırarak havasızlıktan ölmesini sağlar.

 

Rüzgardan ölmek

El-Mutadid, suçlu bir adamın makatına yangın söndürme körüğü yerleştirip adam patlayana kadar hava basarak onu öldürtür.

 

Kasti yangın

El-Mutadid, Zenciler karşısında pusuya düşme tehlikesi yaşayınca kendi ordugahında büyük bir yangın çıkartır. Zenciler kendi şehirlerinin yandığını düşünerek kaçışır; Mutadid'in ordusu kaçanları yakalayıp öldürür.

 

Kayda değer bir hırsızlık

Mutadid'in ordusuna dağıtılacak altınlar çalınır. Munis hırsızı yakalar fakat hırsız her türlü ağır işkenceye rağmen suçunu kabul etmez. Halife Mutadid devreye girer; hırsızı tedavi ettirip iyileştirir, ardından on gün boyunca uykusuz bırakır. Tam sızacakken aniden uyandırıp parayı bölüşmeyi teklif edince, hırsız uyku sersemliğiyle suç ortaklarının ve paranın yerini söyler. Ortaklar yakalanıp çarmıha gerilir.

 

Komplo

Halife el-Kahir, kendisine karşı kurulan saray komplosunu sezinler. Komplocuları yüksek göreve getireceği vaadiyle saraya ayrı ayrı çağırıp pusu kurdurarak hepsini tek tek tutuklatır.

 

Samimi bir danışman

Bu hediyeyi senin için istemiştim.

 

Alışkanlığın gücü

Eşyaların çalındığı deponun penceresinden kimin girebileceğini test eder. Sadece hırsız olan hizmetçi içeri girmeyi başarır; yakalanarak suçunu itiraf eder ve çarmıha gerilir.

 

Ekonomik savaş

İskender, surlarla kaplı güçlü bir kenti ele geçiremeyince kente gizli tüccarlar yollayıp yüksek fiyattan tüm buğday stoklarını satın aldırır. Ardından buğdayları yaktırıp kenti tekrar kuşatır; kıtlık yaşayan halk kapıları açar.

 

Mülteciler

İskender, kuşatacağı kentin çevresindeki köylülerin gözünü korkutarak onları kente sığınmaya mecbur bırakır. Kent nüfusu aniden iki katına çıkınca buğday stokları hızla tükenir ve kuşatma kısa sürede başarıya ulaşır.

 

Güzel ve zengin bir kraliçe

Kraliçe Kaydafa, İskender'in portresini gizlice çizdirir. İskender kraliçenin oğlunu esir alıp vezir kılığına bürünerek elçi olarak saraya gider. Kraliçe portreden onu tanır ancak müttefiklerin öfkesinden korumak için bunu saklar. İskender kurnaz hilelerle kraliçenin ordusunu teslim alır ve onunla evlenerek krallıkları birleştirir.

 

Çok yumurtlayan tavuk

Hindistan kralı Furus haraç isteyince İskender "tavuk öldü" der. Furus'un savaş fillerine karşı, içi boş ve kükürtlü bakırdan atlılar inşa ettirip içini ateşle ısıttırır. Sıcak bakır atlara çarpan filler yanarak geri kaçar ve kendi ordularını ezer.

 

Cesurca bir ziyaret

İskender, kral Darius'un kampına ulak kılığında sızar; ziyafette ikram edilen altın bardakları elbisesinin koluna saklar. Tanındığını anlayıp kaçar. Ertesi gün Darius'un ordusuna "güvenliğini garanti ettiğim Acemler ayrılıp bir tarafa gitsin" diye bağırarak orduda hainlik şüphesi yaratır ve onları kaçırtır.

 

Etrafa korku salan şampiyon

Bizans kralı, kuşattığı şehirde yenilmez olan Aktar'ı alt etmek için kendi kahramanı Arsilaus'a "kardeşini Aktar esir aldı" yalanını yayar. Arsilaus öfkeyle Aktar'ı esir alıp getirir; Aktar öldürülünce kentin cesareti kırılır ve fetholunur.

 

Güzel prenses

Şehriyar Zülcenah, Semerkand'ı almak için zeki prensese evlilik teklif eder ve çeyiz olarak içi ikişer silahlı adam dolu dört bin kasa gönderir. Gece yarısı borazan çalınca kasalardaki adamlar çıkıp kapıları açar ve şehir fethedilir.

 

Kaygısız bir kral

Behram-ı Gur, Türk Hakanı 300 bin askerle saldırınca eğlencesini bozmaz gibi yapar, avlanma bahanesiyle Azerbaycan dağlarına gider. Gece vakti binlerce şahin, köpek ve yırtıcı hayvanı serbest bırakıp yedi bin tamburu birden çaldırarak devasa bir ordunun geldiği illüzyonunu yaratarak Hakan'ı kaçırtıp öldürür.

 

Donanımlı deli

Behram-ı Gur, isyancı bir prensin ilerleyişini durdurmak için meczup kılığında tek başına düşman kampı yakınında avlanır ve yüzlerce hayvanı üst üste yığar. Yakalanıp kralın önüne çıkarılınca dikiş iğnelerini zırha saplayarak şov yapar. Kendisinin ülkedeki en acemi okçu olduğunu söyleyerek düşman kralı korkutup geri çekilmesini sağlar.

 

İki arkadaş ve kral

Hüsrev Perviz, çok iyi anlaşan iki dosttan birini kenara çekip "diğerini öldüreceğim ama bu bir sır" der. Eğer o dost sırrı saklamayıp arkadaşına söyler ve arkadaşı sarayda soğuk davranmaya başlarsa, Hüsrev sır sızdıranı saraydan sürüp cezalandırır.

 

Sadık hizmetçi

Hüsrev Perviz, saraya aldığı yeni bir adamın iffetini ölçmek için ona cariyelerini gönderir. Adam cariyenin tuzağına düşüp kralın av seyahati sırasında zina planı yapar ve hasta numarası çeker. Hüsrev hileyi anlayıp adamı kızgın demirle dağlatıp sürgün eder.

 

Ölümcül kılıç

Hüsrev, sarayında bir genç kızla yakaladığı aşığı doğrudan öldürmeyip Bizans'a gönderir. Ona üzerinde Hüsrev ve gencin fısıldaşırken çizilmiş resmi olan özel bir kılıç verir ve Bizans kralına satmasını ister. Bizans kralı kılıçtaki resmi görünce genci casus sanıp çarmıha gerer.

 

Rüzgarın hazinesi

Hüsrev'in komutanı Şahrbaraz, Bizans gemilerinin fırtınayla kıyıya vurması sonucu "Rüzgar Hazinesi"ni ele geçirir. Hüsrev kıskançlıkla onu yok etmek ister, Şahrbaraz ise Bizans kralı Sezar (Heraklius) ile gizlice mektuplaşarak Hüsrev'e karşı ittifak kurar. Hüsrev'in oğlu Kavad tahta geçer ve babasını hapseder.

 

Çekirdekli meyve

Hüsrev Anuşirvan, Arap kralı el-Numan'a çekirdeği çıkarılıp badem konmuş meyvelerden ikram eder. Durumu bilmeyen Numan çekirdekli meyveleri yutup alay konusu olunca sinirlenip Araplara yağma emri verir. Hüsrev "şaka yapmıştık" diyerek para verip Numan'ı yatıştırır.

 

Değerli taşlarla bezeli toprak yol

Yenilen bir kral, kaçarken peşindeki takipçiler oyalansın diye yola sahte yakutlar, inciler ve altın kaplama paralar saçar. Takipçiler bunları toplarken kral kaçıp kurtulur.

 

Zirvede diplomasi

Çin kralı, İskender'in çadırına gece yarısı ulak kılığında girerek bizzat kendisinin kral olduğunu açıklar ve anlaşma teklif eder. Ertesi gün devasa ordusunu İskender'e göstererek teslim oluşunun çaresizlikten değil bilgeliğinden olduğunu kanıtlar.

 

Dolambaçlı hareket

Bizans kralı, topraklarını işgal eden Acem ordusunun arkasındaki köyleri yağmalamak için elli bin süvariyi gemiyle gönderir. Köylerinin ve ailelerinin tehlikede olduğunu duyan Acem askerleri düzensizce geri çekilirken Bizanslılar tarafından yok edilir.

 

Kızgın bir vali

Ermeni kralı, ani öfke patlamaları yaşayan Vali el-Aşkurî'yi pusuya düşürmek için koyunlarını kurban ettirir. Haberi alan vali, askerlerini beklemeden öfkeyle yola çıkar ve pusuya düşerek öldürülür.

 

Nehrin aşılması

Müizzüddevle, nehrin doğu kıyısına geçmek için sahte geçiş noktalarında davul ve borazan çaldırıp kayıkları taşır gibi yaparak düşmanı oyalarken, asıl birliklerini nehrin başka bir noktasından sessizce karşıya geçirtir.

 

Ziyafet

Kuteybe bin Müslim, Semerkand'ı kuşatırken oğlunu evlendirme bahanesiyle büyük bir ziyafet vereceği ve ordusunun sarhoş olacağı söylentisini yayar. Gece baskınına gelen Semerkand askerlerini pusuya düşürüp yok eder ve onların kıyafetleriyle şehre girerek kapıları açtırır.

 

İç savaş ve Araplar

Bizans imparatoru, Arapların iç savaşından faydalanıp onlara saldırmak isteyen kurmaylarına bir ders verir. İki köpeği dalaştırır, ardından aralarına bir tilki salınca köpeklerin kavgayı bırakıp ortak düşman olan tilkiyi öldürdüğünü gösterir.

 

Bir teyit

Bir kral, ülkedeki tüm evlerin durumunu öğrenmek için hasta numarası yapıp "bana harabe evden getirilen bir taş gerekir" der. Tüm ülkede harabe ev bulunamayınca kral ülkesinde tam bayındırlık ve eşitlik olduğunu anlayıp huzur bulur.

 

Sandıklar

Kuteybe, Buhara'yı kuşatırken içine silahlı adamlar koyduğu büyük sandıkları "çekiliyorum, bunları emanet saklayın" diyerek şehre teslim eder. Gece yarısı sandıklardan çıkan askerler kapıları açar ve şehir fethedilir.

 

Sahte belge

Adudüddevle, temelleri kazarken bulduğu eski paralara dayanarak, Süryanice ve Grekçe dillerinde gelecekte kendisinin bu toprakları yöneteceğini söyleyen sahte kehanet parşömeni hazırlatır. Sırrın sızmaması için belgede emeği geçen Katolikos ve ressamı gizlice öldürtür.

 

İyi yüreklilik sayesinde elde edilen iktidar 

Adudüddevle, kuzeni Bahtiyar'ın askerlerine isyan çıkartıp kendisini "iyi niyetli bir arabulucu" gibi göstererek Bahtiyar'ın görevden ayrılmasını ve esir alınmasını sağlar, Bağdat'ı ele geçirir.

 

Görgü tanığı olmayan hırsızlık

Hac dönüşü kolyesini emanet ettiği ilaç satıcısı tarafından dolandırılan adama Adudüddevle şöyle yardım eder; hacıya dükkanın karşısında oturmasını, dördüncü gün kendisi büyük kortejiyle geçerken ona itibar göstereceğini söyler. Hükümdarın hacıya saygı gösterdiğini gören ilaç satıcısı korkudan kolyeyi hemen iade eder; satıcı çarmıha gerilir.

 

Öldürülen esir

Evini gizlice seyreden esiri tuzağa düşürüp çukura gömen bir kocayı yakalamak için Adudüddevle, cami müezzinine ezanı geç okutmasını ve kapısına gelen ilk kişiyi bildirmesini emreder. Gelen kişi katil koca çıkar; Adudüddevle namusunu savunan kocayı haklı bulup serbest bırakır.

 

Hırsızlardan kurtulmanın yolu

Yol kesen Kürt eşkıyalarından kurtulmak isteyen Adudüddevle, zehirli ve enfes kokulu pastalar yüklü bir katırı kervana yerleştirir. Kürtler kervanı soyup pastaları yiyince oracıkta zehirlenip ölür; kervandakiler mallarını geri alır.

 

Toprağın hırsızlığına uğrayan adam

Hacı, parasını gömdüğü keneotu bitkisinin yerinde yeller estiğini görünce Adudüddevle'ye şikayete gider. Adudüddevle şehirdeki hekimleri toplayıp keneotunu kimin için ilaç olarak yazdıklarını sorar. Seyisin çaldığı ortaya çıkar.

 

Zorlu bir hesap

Bir tüccar, benekli giysisinin her beneği için bir koyun istemektedir ancak kimse benek sayısını tam hesaplayamaz. Kral her beneğin üzerine bir nohut konulmasını söyler; böylece koyunlar nohut karşılığı tek tek sayılarak hesaplanır.

 

Gizli bahçe

İsmaililerin kralı (Hasan Sabbah tarzı lider), banotuyla sarhoş ettiği müritlerini cennet gibi donatılmış bir bahçede uyandırıp onlara cennet vaat eder. Müritleri, suikast görevlerini gözü kapalı yerine getirerek cennete geri dönmek ister.

 

Konuşan kafa

İsmaililerin kralı, derin bir çukur, deri kilim ve leğen kullanarak sanki kesik bir kafa konuşuyormuş gibi illüzyon hazırlar. İnsanlar bu mucize karşısında krala körü körüne sadakatle bağlanır.

 

Bir yemini bozmamanın yolu

Abraha, Habeşistan kralının vekili Arbat'ı öldürünce Habeş kralı Negus öfkeyle "onun kanını toprağa akıtıp saçlarını keseceğine" yemin eder. Abraha krala toprak dolu deri çanta, saçından bir tutam ve bir şişe kan göndererek kralın yeminini bozmadan bağlılığını kazanır.

 

Bir katilin ortaya çıkarılması

Züheyr, oğlu Şas'ın kaybolması üzerine Banu Gani kabilesinden şüphelenir. Yaşlı kadınları ellerine eritilmiş domuz yağı vererek kabilelere parfüm takası için yollar. Katil avcının karısı, kocası tarafından öldürülen Şas'tan kalan krallara layık parfümü takas etmek isteyince katil deşifre edilir.

 

Dişi develer ve yavruları

Züheyr, Lukayt'ın kuşatmasından kurtulmak için dişi develeri ve yavrularını beş gün susuz bırakıp yavruları salar. Düşman yavruları kesip yerken ordu dar geçide girer. Züheyr susuz ve çıldıran develeri dar geçide salarak düşman ordusunu tamamen ezip yok eder.

 

Kavun çiftçisi

Celalüddevle, kavunları gasp edilen bir köylüye, hırsızlığı yapan esiri hediye eder. Esirin gerçek sahibi olan mabeyinci, esiri geri kurtarmak için köylüye üç yüz altın ödemek zorunda kalır ve köylü zengin olur.

 

Bir tecavüz

Kızına tecavüz edildiğini iddia eden babaya Celalüddevle kılıç kınlama testi uygular. Kını sürekli sallayarak kılıcın girmesini zorlaştırır ve kızın rızası olmadan tecavüzün olamayacağını kanıtlar. İkisini evlendirerek başlık parasını öder.

 

Zehirli arpa

Kuşatılan bir sultan, defne yaprağıyla haşlanmış zehirli arpa dolu saman heybelerini geride bırakıp kaçma numarası yapar. Düşman atları bu arpaları yiyip zehirlenince sultan geri dönüp galip gelir.

 

Sahte külçeler

Maaş isteyen askerlere hazinedeki sahte altın kaplama bakır külçeleri gösteren sultan, altınların basılması için süre ister. Vergiler toplanana kadar zaman kazanıp askerlerin maaşını öder.

 

Takviye güçler

Nuh, amcası İbrahim'e karşı savaşırken gece vakti gürültülü ve davullu sahte bir takviye kuvvet mizanseni hazırlar. Askerlerin cesareti yerine gelince savaşı kazanıp amcasını esir alır.

 

Sırdaş

İbni Sunbur, Karmatilerin lideri Ebu Tahir'e sadece babasının bildiği gizli sırları söyleyerek güven kazanır ve bu sayede baş düşmanı Ebu Hafs el-Şarik'i ve diğer emirleri öldürtür.

 

Bir mahkumun hapisten kaçışı

Kalede hapis yatan el-Merzuban, annesinin sahte borç davası bahanesiyle gönderdiği tüccar kılıklı adamlar ve kalenin gardiyanının güzel esirini pahalı hediyelerle elde etmesi sayesinde gardiyanı öldürüp kaleden kaçmayı başarır.

 

Gizli ganimet

El-Hibabi, ganimeti kendisinden saklayan yoldaşlarını cezalandırmak için çöle kendisi gizlice mücevher gömer. Ardından kardeşleri öldürttükten sonra gömdüğü yeri tam tarif ederek her şeyi bildiği algısı yaratır; herkes ganimetleri teslim eder.

 

Nam sahibi olmak

Zenc lideri Ali bin Muhammed, Samarra'da dindar kılıkta dolaşıp esirlerin zincire vurulmasını engelleyen resmi ferman alır. Esirlerin gözünde adil bir kahraman olarak yükselip arkasına aldığı büyük kitleyle isyan çıkartarak büyük katliamlar ve yağmalar gerçekleştirir.

 

7. Vezirlerin, Valilerin ve İdari Memurların Hileleri

Gözden Düşen Vezir

İftiraya uğrayan vezir vahşi köpeklerin önüne atılarak öldürülmeye mahkûm edilir. Cezanın infazından önce, ailesiyle ilgilenmek, işlerini yoluna koymak için 10 gün mühlet alır. Köpeklerin bakıcısı olan Baş Zağarcı'yı ikna ederek 10 gün boyunca köpeklerle bizzat ilgilenir. İnfaz günü köpeklerin önüne atıldığında, köpekler ona saldırmaz, kuyruklarını sallayarak oyunlar oynar.

 

Eski Elyazması

Kehanet kitapları yazarak ün kazanmış El Danyali'ye, el Hüseyin bin el Kasım'ın fiziksel özelliklerini (boyu, bıyığı, yüzündeki izler) tarif eden sahte "eski" bir elyazması bölümü hazırlatır. Bu sahte elyazmasında, bu tasvire uyan kişinin vezir olması halinde Abbasi halifesi el Muktedir'in tüm işlerinin rast gideceği ve düşmanlarını yeneceği iddia edilir. Bu hileyle el Hüseyin vezir olur.

 

Hekim ve Piskopos

Pers hükümdarı Sabur (Şahpur), yanına zeki, basiretli vezirini alır ve kılık değiştirerek Doğu Roma topraklarına sızar.

Vezir, keşiş kılığına girip cerrahlık yapan bir hekim olarak tanıtır kendini. Kısa zamanda kendini sevdirir ve patriğin yakınlığını kazanır. Sabur, bilge bir kişi onu tanıdığı için esir edilir. Vezir, uzun mücadeleler sonunda, muhafızların yiyeceklerine uyku ilacı/zehir katarak zindandaki Sabur’u kurtarır.

 

Yay İmalatçısı 

Kral, bir yaşlı adamı "Allah benim efendimdir" dediği için cezalandırmak ister…

 

Bir Kadının Merakı

İskender, güzelliğiyle meşhur el-Garra Kraliçesi'ni merak edip ulak kılığında adaya gider. Fakat yakalanıp esir düşer.

Danışmanı Hızır tüccar kılığına girerek değerli eşyalarla dolu gemisiyle adaya gelir. Kraliçe'yi gemisindeki malları incelemeye davet eder. Kraliçe gemide mallara dalmışken gemiler denize açılır. Tuzağa düşen Kraliçe, Hızır’ın zekâsını kabul eder; İskender’in teklifiyle iman edip onunla evlenir.

 

Elçilik Görevi

Halife Mansur, Ali bin Musa’yı halifelik vasiliğinden çıkarmak ister ancak Ali bunu reddeder. Halid bin Bermeki, yanına aldığı 30 kişilik grupla Ali’nin yanına gider. Ali talebi tekrar reddetmesine rağmen Halid, Halife’ye giderek Ali’nin görevi bırakmayı "kabul ettiğini" söyler. Ali karşı çıkınca da tanıklarıyla Ali'nin önceden söz verip döndüğünü iddia eder. Böylece Halife el-Mehdi'nin veliahtlığı kesinleşir.

 

Bir Adın Lekelenmesi

Halife Mansur, askerlerin Ebu Müslim’e olan aşırı bağlılığından rahatsız olur. Halid bin Bermeki'nin tavsiyesiyle Halife, Ebu Müslim’e bir emir göndererek ordudaki sadece öz Arapları tutmasını, Arap olmayanları ordudan çıkarmasını ister. Ebu Müslim bunu uygulamaya başlayınca ordu karışır ve askerler Ebu Müslim'e "Sen de İsfahanlısın (Arap değilsin), o halde sen de ayrıl" diyerek tepki gösterir.

Ebu Müslim kendisine kurulan komployu ve bu hilenin arkasında Halid'in olduğunu anladığında artık çok geçtir; tüm gücü ve şöhreti elinden alınmıştır.

 

Marifetli Bir Yanıt

Firavun'un veziri Assım bin Malik, gizlice Musa ve Harun'un Allah'ına iman etmektedir. Kıskanç bir saray mensubu bu durumu fark edip firavuna ihbarda bulunur. Firavun, suçlamayı doğrulamak için dindar kırk adamın şahitliğini ister ve şahitler vezirin inancını doğrular.

Vezir Assım, firavundan bu kırk adama kendilerini kimin yaratıp yaşattığını sormasını talep eder. Şahitler "Sen, ey kral hazretleri" yanıtını verdiğinde, vezir firavunu köşeye sıkıştıran bilgece ve çift anlamlı bir cevap verir.

Ey sen, kral hazretleri, bu sözleri de belgelenmiş bir yanıt olarak kabul et; onları yaratan, beni de yarattı; onlara var olma imkanı sağlayan, bana da sağladı; onları yaşatan beni de yaşattı, onları öldürecek olan beni de öldürecek.

Firavun, vezirin bu cevabı kendisini övmek amacıyla verdiğini düşünerek ikna olur; ihbarcıyı affeder ve veziri daha da yüksek bir mevkiye getirir.

 

Kazançlı Bir İşlem

Müzisyen İbrahim bin İshak el Mavsili, Yahya bin Halid bin Bermek'ten maddi yardım ister. Kasasında nakit parası olmayan Yahya, İbrahim'e çok kazançlı bir ticaret kurnazlığı öğretir.

Mısırlı bir ulağın, İbrahim'in çok sevdiği bir esiri satın alıp Yahya'ya hediye etmek istediğini belirtir. İbrahim, esiri Mısırlı ulağa fahiş bir fiyat olan yirmi bin altına satar. Daha sonra Yahya esiri İbrahim'e iade eder ve bu sefer de aynı yöntemi Acem ulağı üzerinde denemesini söyler. İbrahim esiri bu kez de otuz bin altına Acem ulağına satarak inanılmaz bir servet elde eder.

 

Vergi Kaçakçılığı

Hamid bin el Abbas hapse atıldığında, üzerinde büyük vergi borçları baskısı vardır. Bu cezadan kurtulmak için arkadaşına sahte bir mektup yazar ve aile fertlerini doyurmak için bin altın borç ister; arkadaşı da arkasına "değerli bir teminat olmadan borç veremeyeceğini" yazarak mektubu iade eder. Hamid bu çaresizlik mektubunu saçlarının arasına gizler. Ertesi gün vezir Ali bin el Cehm kendisinden vergi talep ettiğinde bu mektubu çıkarıp gösterir.

Vezir, Hamid'in düştüğü bu yoksulluk karşısında utanarak onu ödemesi gereken büyük meblağdan tamamen muaf tutar.

 

Sahte Mektup

Muhallebi, düşman komutanı Sabur’un zehirli oklar atan ustası Eyyub’u saf dışı bırakmak için bir plan yapar. Eyyub’un ağzından yazılmış gibi duran ve ona hizmetlerinden dolayı ödüller vaat eden sahte bir mektup hazırlatır. Mektubu taşıyan ulak bilerek Sabur’un askerlerine yakalanır. Mektubu okuyan Sabur, usta Eyyub’un kendisine ihanet ettiğini sanarak onu öldürtür ve savaşı kaybeder.

 

İlgili Bir Vezir

Kalleşliğiyle bilinen Vezir Madaveyh, Zenc kralına giderek Kaydam köyü halkının dinden çıktığını ve cezalandırılması gerektiğini söyler. Sonra kralı ikna ederek "Onları öldürmek yerine ağır vergilere bağlayalım" der. Yönetimi eline alan Madaveyh, köylülerden 20 bin altın vergi toplayıp parayla kaçar ve Ahvaz’a yerleşip ömrünün sonuna kadar bu servetle yaşar.

 

Kırbaçlanan Adam

Masrur'un veziri general Naim bin el Ferec, isyancı Buharalı Takin'in planlarını öğrenmek için cesur bir hile tasarlar. Masrur'un kendisini sahte bir sebeple kırk kırbaç cezasına çarptırıp ahıra hapsetmesini ister. Geceleyin güya kaçarak Takin'e sığınır ve kırbaç izlerini göstererek Masrur'un bir despot olduğunu iddia eder. Takin ona tamamen güvenir ve tüm isyan planlarını açıklar.

 

Yeteneksiz Bir Komutanın Atanması

Fadıl bin Sehl (Du'l-Riyasetin), askeri sefer sırasında rakibi Ali bin İssa'yı tamamen yok etmek amacıyla bir entrika hazırlar.

Horasan sakinlerinin Ali'den nefret ettiğini yayarak onun ideal komutan adayı olduğuna dair idari konseyi ikna eder.

Ali bin İssa bu hileli yönlendirmeyle sefere gönderilir ve planlandığı gibi büyük bir başarısızlığa uğrayarak hayatını kaybeder.

 

Olaylardan Çıkarılan Ders

 

Ordunun Zayıflaması

Halife Mansur'un askerleri isyan edip sarayı kuşattığında, Kaytani bin el Abbas orduyu bölmek için nifak tohumları ekmeyi önerir.

Ordu hiziplere bölünerek kendi arasında savaşmaya başlar, böylelikle halife Mansur'un tehlikeye giren otoritesi yeniden güvence altına alınır.

 

Erzak Hesaplamasında Hata

Çin kralının veziri, Çin'i işgal eden ve ordusuyla kurak topraklarda ilerleyen Yemen kralı Şamir'i (Şahmir Ebu Karib) durdurmak için yüzünü yaralayarak güya Çin kralı tarafından cezalandırılmış gibi Şamir'e sığınır.

Su kaynağına ulaşmak için sadece üç aşamalık yol kaldığını söyleyerek ordunun az miktarda su almasını sağlar.

Vezirin gösterdiği yönde ilerleyen ordu, suyun bitmesiyle çölde susuz kalır ve Şamir ile ordusu susuzluktan kırılır.

 

Alışkanlığın Gücü

Komutan Hartama, Kufe kuşatması sırasında kenti doğrudan ele geçiremeyince şöyle bir hileye başvurur.

Askerlerine her gün kente saldıracakmış gibi yapıp geri çekilme emri verir. Bu emir günler boyunca tatbik edilir. Kent sakinleri başlangıçta her seferinde silahlanıp savunma yapsa da zamanla bu sahte saldırılardan bıkarlar ve rehavete kapılırlar.

Kent halkının bu duruma alıştığını ve artık savunma pozisyonu almadığını gören Hartama, gerçek bir saldırıyla kenti kolayca fetheder.

 

Zorlu Bir Askeri Sefer

Cafer bin Muhammed el Aşat, İfrikiye'deki isyanı bastırmak için sınırda susuz bir çölün arkasındaki dağlık su kaynağına yerleşir.

Ordusunu üç gruba ayırıp düşmana kademeli saldırılar düzenler.

Düşman askerleri her gelen gruba karşı savaşmak için şehirden uzaklaşarak yorulur ve susuz kalır; Cafer'in dinlenmiş ana ordusu ise susuz ve bitkin düşmanı kolayca mağlup ederek kenti ele geçirir.

 

Düşmana Sığınan Kaçaklar

Muhammed bin Yusuf (Ebu Said), Bizans kralına sığınan ve orada büyük itibar gören on bin süvari askerin oluşturduğu tehdidi yok etmek için Bizans kralına gönderilmek üzere kaçaklar tarafından yazılmış gibi sahte bir mektup hazırlar; mektupta kaçaklar savaş anında Bizans kralına arkadan saldırıp Muhammed'e teslim olacaklarını söylemektedirler.

Bizans kralı muharebe esnasında hiçbir suçu olmayan bu on bin askerin tamamını katleder.

 

Bir İsyanı Bastırmak İçin

Vali Muhammed bin Musa, şehre musallat olan asileri halletmek için adamlarını sahte satıcılar olarak lezzetli yiyeceklerle asilerin kampına gönderir; ancak para yerine asilerin silahlarını rehin almalarını emreder.

 

Bir Varsayım Sonucu Gözden Düşme

Muhammed bin İbrahim el Tahiri, gücü ve itibarı hızla artan Emir Afşin'i halife el Mutasım'ın gözünden düşürmek için Afşin'e giderek halifenin ona karşı gizlice suikast ve zarar verme hazırlıkları yaptığını fısıldar.

 

Altın Paraların Gizlendiği Yer

 

Kendine Has Bir Zengin

 

Bir Hakimin Gözden Düşmesi

İtibarı yüksek hakim Vaki'nin babası Kuran, dilbilgisi veya hadis hakkında hiçbir şey bilmeyen yoksul biridir.

 

Sahte Suçlama

Vali Ebu'l Abbas Ahmed, emrindeki askeri erzakları gizlice satarak kırk bin altın para kazanır. Hırsızlığı gizlemek için vezire bir mektup yazarak, erzakların göçebe Araplar tarafından yağmalandığını ve bölge korumasından sorumlu Vassif'in buna göz yumduğunu iddia eder.

 

Taşınma

İsfahan valisi Ebu'l Hüseyin, görevinden alındığını öğrenince inanılmaz boyuttaki değerli porselen ve inci koleksiyonunu gizlice yakınlarının evlerine taşır.

 

İlginç Bir Ceza

Ekmeği parçalar; büyük bir lokma haline getirir ve konuğunun ağzına doğru götürür. Beriki ağzını açar; ama vergi memuru lokmayı kendi ağzına atar.

 

Bir Kentin Teslim Oluşu

Erdebil’e sığınan İbn Deysem’i kuşatan Vezir Muhammed bin Ahmed, kuşatma uzayınca Acem Valisi Merzuban ile gizlice iş birliği yapar.

Vali Merzuban ve kentin önde gelenleri, İbn Deysem’e halkın erzak bittiği için isyan edeceğini ve pes etmesi gerektiğini söyleyerek moralini bozar. İbn Deysem barış yapmak için valinin yanına bir heyet gönderir. Vezir Muhammed, Merzuban'a heyeti hapsetmesini söyler. Heyetten haber alamayan ve kentin kontrolden çıktığını düşünen İbn Deysem, kenti teslim etmek zorunda kalır.

 

Bir Valinin Atanması

Yezid bin el Muhallab, kendisini Horasan valiliğine getirmesi için Abdullah bin el Ahtam ile yüz bin gümüş para karşılığında anlaşır.

İbn el Ahtam halife Süleyman bin Abdülmelik'e diğer tüm güçlü adayları kötüler.

Halife ikna olarak bu önemli göreve Yezid bin el Muhallab'ı atar.

 

Hilebaz Bir Vergi Memuru

 

Hakaretler

Bir sultan, seyislerin ahırdaki hayvanlara "Ey sen, bilmem ne! Hey sen, bilmem ne!" diyerek hakaret ettiğini duyup öfkelenir ve onlara ağır hapis ve sopa cezası verir…

 

Kralın Kurtuluşu

Gazne hükümdarı Mahmud bin Sebük Tigin, veziri el Kufi ile avlanırken kendisini tanımayan bir grup düşman tarafından kuşatılır.

Düşmanlar veziri tanır ve onu ölümle tehdit eder.  

Vezir, krala bir ulak göndermeyi teklif eder. İlk gönderdiği ulağı "beceriksiz" diyerek geri çağırır ve kılık değiştirmiş olan gerçek kralı işaret ederek onu ulak olarak gönderir.

Gerçek kral bu sayede güvenli bölgeye kaçar; vezir daha sonra düşmana kaçanın kral olduğunu açıklayarak onları şoka uğratır ve müzakerelerle kendini de kurtarır.

 

Sözde Yoksulluk

Ömer bin Ubeyde zindandan kaçıp Halife Hişam’a sığınır. Halife canını bağışlar ancak biriken vergilerini ödemesini şart koşar.

 

Bir Konuşma Tarzı

Zalim vali el-Haccac, astı Cabir’den cezalandırmak istediği bir adamı getirmesini emreder. Cabir adama zarar gelmesini istemez.

Cabir, adama öyle bir edebi tasvir yapar ki (yatağında başı sallanan, gıdım gıdım su içen, avret yeri açılan biri gibi anlatır) Haccac adamın hasta ve ölmek üzere olduğunu sanıp takibi bırakır.

 

Bir Bağlılık Yemini

Tahtımdan feragat edip, çivili bir kemer takıp, çileciler gibi dünyayı tavaf etmek istiyorum. Ben gidersem sen ne yaparsın?

 

Okuma Yazması Olmayan Bir Vali

Vali Amr bin Hubeyra okuma yazma bilmemektedir. Mektup geldiğinde odasına çekilip hizmetçi kadına okutmakta, yanıtı da ona yazdırıp katiplere vermektedir.

 

Arap Esirlerin Fidyeyle Kurtulması

Esir olarak satın aldığım bu kişileri şu anda serbest bıraktığıma da tanıklık edin.

 

Samimiyetin Kanıtı

Kralın en sevdiği varlığı olan eşinden bile tereddütsüz vazgeçtiğini gören vezir, onun samimiyetine inanır ve ölene dek krala bu kutsal yolculukta eşlik eder.

 

Sahte İkmal

Bir şehri kuşatan düşman ordusu yüzünden çaresiz kalan bir sultanın veziri şöyle bir çare bulur: Vezir, 100 heybe buğdayı şiddetli dizanteriye/ishale yol açan mahmude otuyla karıştırıp kervanla şehirden çıkartır. Kuşatmacı düşman askerleri kervana el koyup buğdaydan ekmek yapıp yerler. Tüm ordu ağır şekilde hastalanıp hareket edemez hale gelince sultan saldırır ve kuşatmayı bitirip zafer kazanır.

 

8. Hakimlerin, Saygın Tanıkların ve Savcıların Hileleri

Tilkiden daha kurnaz

Üstündeki tüniği çıkarıp kolları sarkacak şekilde bir sazın üzerine asar ve üzerine takkesini koyarak orada dua ediyormuş izlenimi verir. Kendisi gizlenerek tilkinin bu tuzağa yaklaşmasını bekler.

 

Dişi devenin satılması

Şüreyh bir dişi deveyi satarken, alıcının devenin sütü, yürüyüşü, gücü ve yaşı hakkındaki sorularına ucu açık ve aldatıcı yanıtlar verir…

 

Namussuz bir emanetçi

Hakim Ravah bin Ebu'l Hayn el Kaysı, bir katibe emanet ettiği parayı geri alamayan ve inkarla karşılaşan bir adamın davasını çözer.

 

Ağacın tanıklığı

Hakim Ebu Yusuf, şahidi olmayan bir emanet para davasında, paranın verildiği yerdeki ağacın şahitlik yapması için şikayetçiyi ağaçtan bir yaprak getirmeye gönderir. Bu sırada davalıyı yanında tutar. Bir süre sonra davalıya hasmının ağaca ulaşıp ulaşmadığını sorar; davalı gayriihtiyari "Hayır, yolun yarısına bile varamamıştır" diyerek kendini ele verir.

 

Hakim ve karısı

Hakimin karısı, kocasına kendisi için bir kadın esir almasını söyler ve biriktirdiği parayı verir.

Hakim karısının parasını ayrı bir cebe koyar; esiri kendi şahsi parasıyla ve kendi adına satın alır. Karısı esiri kendi hizmetçisi sanırken, hakim karısının kendisini reddettiği zamanlarda gizlice esir kızla yatar.

 

Hızlı Bir Müdahale

Emir el-Afşin, kıskandığı komutan Ebu Dulaf’a iftira atarak onu idama mahkûm eder.

 

Üçkağıtçı Bir Hakem

İki adam bir dişi koyunun mülkiyeti üzerine kavgaya tutuşur ve yoldan geçen birini hakem tayin ederler.

Hakem, taraflara kararına uyacaklarına ve aksi halde karılarını boşayacaklarına dair yemin ettirir.

"Bu koyun bana aittir" diyerek kararı açıklar ve koyunu alıp gider.

 

Hakim ve Kuzeni

 

Aklın Yolu Bir

Bir panayırda adamın biri başka birinin kısrağının tayını çalıp kendi ineğinin sütüyle besler. Bir yıl sonra tay ineğin peşinden gittiği için hırsız tayın kendisine ait olduğunu iddia eder.

 

Bilinçli Yapılan İş

Yazı taklidi hilesi

 

Sözleşmesiz Satış

 

Evlilik ve Pişmanlık

 

Alacaklılardan Nasıl Kaçılır?

 

Belagatin Zararları

El-Rahci kalabalığın önünde belagatine güvenip böbürlenerek konuşurken hırsına yenik düşer; Halife'nin hazinesinden izin almadan milyonlarca altın aldığını ağzından kaçırır.

 

Hediyelerin Doğru Kullanımı

 

İyi İlişkilerin Yarattığı Endişe

 

Aşık Bir Kadın

 

Kalpazanın Becerisi

Sahte mektupla hazineyi ele geçiren kalpazan…

 

Mutsuz Koca

 

Tanıklığın Reddi

Başkasının Malı

 

Güzel Bir Gösteri

 

Saçların Tanıklığı

İki adam desenli ipek bir tunik ile Rum tarzı bir gömleğin mülkiyeti üzerine kavga eder. İkisi de her iki giysinin kendisine ait olduğunu savunur.

Hakim İlyas bin Muaviye su ve tarak getirir. Adamların saçlarını ıslatıp taratır. Birinin başından tuniğin ince iplik lifleri, diğerinin başından gömleğin lifleri çıkar. Böylece giysilerin gerçek sahiplerini tespit edip eşyaları teslim eder.

 

Dilsiz Sanık

Dikenli dal satan bir adam, yoldan geçerken yüküyle bir kadının pahalı peçesini yırtar. Kadın adama dava açar.

Hakimin savcısı akrabası olan satıcıya mahkemede dilsiz taklidi yapmasını söyler. Kadın hakime "Bu adam dilsiz değil, yolda 'Çekilin!' diye bağırıyordu" deyince hakim: "Eğer bağırdıysa uyarı yaptığı için sorumsuzdur; dilsizse zaten yargılanamaz" diyerek kadının davayı kaybetmesini sağlar.

 

Öç Alma Hakkı

Babasını öldüren bir çocuğun amcası, sırf mirasa el koymak için yeğeninin kısas edilerek (kendi eliyle) öldürülmesini talep eder ve uzlaşmayı reddeder.

Hakim bir katibini görevlendirir. Amca tam çocuğu öldürecekken katip araya girip "Babayı ben öldürdüm!" der. Plan gereği çocuk hemen "Seni bağışlıyorum" diyerek katibi azat eder. Katip babanın katili olarak bağışlandığı için dava hukuken düşer; çocuk hem ölümden kurtulup mirası alır hem de amcası eli boş kalır.

 

9. Hukukçuların Hileleri

Bir yemini tutmak için

Hırsızların canını bağışlaması karşılığında onları ihbar etmeyeceğine dair karısı üzerine yemin eden adama Ebu Hanife yol gösterir.

Komşuları toplatıp bir aracıya "Hırsızın bu mu?" diye sordurur; masumlar için "hayır" diyen adam, suçlu olanlar için sessiz kalarak yemini bozmadan hırsızları ifşa eder.

 

Telafi

Çölün ortasında bir göçebe Arap'tan 5 gümüş paraya su alan Ebu Hanife, adama yağlı un yedirip aşırı susamasını sağlar.

Ardından suyu ona tekrar 5 gümüş paraya satarak parasını geri alır.

 

Para nasıl geri alınır?

Ödediğin başlık parasını al ve kızımızı burada bırak.

 

Doğru bilgiler

Elinin altındakini bana on bin gümüş para karşılığında satar mısın?

 

Adsız kahraman

 

Dikkatsizce edilmiş bir yemin

 

Yemek ve yememek

Yemininden muaf olmak için hurmanın yarısını yiyip, geri kalanını yere atacaksın.

 

Sudaki kadın

Bu suda kalsan da çıksan da seni boşayacağım…

 

El merdiveni üzerindeki kadın

 

Kadın ve cevizler

Yediğim cevizlerin sayısını bilmezsen seni boşarım…

 

Hırsızlıkla suçlanan kadın

Allah şahidimdir, ben çaldım! Allah şahidimdir, ben çalmadım!

 

Su bardağı tutan kadın

 

Merdiven üzerindeki adam

 

Şahinin üzerindeki adam

 

Bir nişan

Müslüman ol ve şarap iç / Şimdi şarap içersen, sana yasaların belirlediği cezayı uygulayacağız... Eğer İslam'dan vazgeçersen de, seni öldürürüz.

 

İki gün

Sana istediğin parayı iki günün birinde ödeyeceğim.

 

Benzer yanıtlar

Boş ol üç beyanla.

 

Tuzlu ve tuzsuz yemek

 

10. Çilecilerin ve Dindarların Hileleri

Koltuk değnekli adam

Kudüs'te haklının dokunabildiği sihirli altın zincir önünde, emanet aldığı değerli taşı geri vermeyen dindar, taşı koltuk değneğinin içine gizler.

Yemin ederken değneği hasmına tutturup "mücevheri iade ettim" diye yemin ederek zincire dokunmayı başarır.

 

Fare

Mısırlı Du'l Nun'dan Allah'ın ismini öğrenmek isteyen müride içinde fare olan kapalı bir tepsi verilir.

Mürit merak edip açınca fare kaçar ve Du'l Nun, bir farenin emanet edilemeyeceği birine ilahi sırların verilemeyeceğini söyler.

 

Hırsızlara karşı koruma

Kervana saldıran hırsızlara banotu içeren pastalar ikram ederek onları uyuşturan ve kervanın güvenliğini sağlayan sufi şeyhi…

 

Junus'un hıncı

Hıristiyanlardan nefret eden Yahudi Junus, Hıristiyanlığı tahrif etmek için Hıristiyan olur.

İbadet yönünü doğuya çevirir, domuz etini helal kılar, İsa'yı Tanrı ilan eder ve üç bilgine farklı teolojik sırlar verip intihar ederek Hıristiyanları Nasturiler, Yakubiler ve Melkitler olarak üçe böler.

 

Çilecinin orucu

Hallac-ı Mansur ve müridinin hapisteyken hiç yemek yemiyormuş gibi görünüp gizlice tuvalete bırakılan kırmızı kuru üzüm, badem ve şekerli hamur karışımını yiyerek oruç tutmaya güya devam etmesi…

 

Olağanüstü balık

Hallac-ı Mansur'un susuz bir dağ kasabasında dua ederek canlı balık getirdiğini iddia etmesi, ancak müridin evdeki gizli kapıdan geçilen havuzlu bahçeyi bulup hileyi ifşa etmesi…

 

Müridin şifası

Hallac-ı Mansur'un bir müridini şehre gönderip kör ve felçli taklidi yaptırması, ardından kendisi gelip dua ederek onu mucizevi şekilde iyileştirmesi…

 

Fırındaki oğlak

Hallac-ı Mansur'un fırında canlı oğlak pişirip otlatıyor gibi göstermesi, aslında iki benzer oğlak kullanarak birini pişirip diğerini canlı tutması…

 

Lezzetli su

Testinin iç çeperine gül suyu ve şekerli yoğun bir hamur sıvayarak normal suyu gül şurubuna dönüştürme hilesi…

 

Majestelerinin evi

Oturduğu tahtın altından geçen havalandırma kanalı sayesinde elbiselerini hava ile şişirerek heybetli ve iri görünmesi hilesi…

 

Güneşin batıdan yükselişi

Işık illüzyonu…

 

Boyu uzayan adam

Ayaklarına bağladığı uzun tahta bastonlar (nalınlar) ve uzun elbiselerle boyunu uzatan adam…

 

Gökten inen ses

Elbiselerinin altında sakladığı iç içe geçen üfleme borularıyla duvarın üzerinden sesini ileterek gökten ses geliyormuş hissi yaratma hilesi…

 

Kaynar suyun içinde banyo

El Anbar'da Ömer adında birinin çiçek özlü merhemler ve soğuk su püskürtme hilesiyle elini kaynar yağa sokup yıkaması…

 

Cennet için bir güvence

Peygamber'den kısas isteyen Akkaşa'nın, Peygamber'in çıplak karnına kendi karnını değdirerek cehennem ateşinden korunma hilesi yapması…

 

Dirilen müneccim

Bahayarbad el Mecusi'nin mezardan gizli tünelle evine kaçıp iki ay sonra "ben dirildim" diyerek peygamberlik iddia etmesi…

 

Kötülük, kötülüğü doğurur

Kralın yanındaki dürüst adamı kıskanan vezirin, adama sarımsaklı yemek yedirip krala "nefesinizden tiksiniyor" demesi ve adamın sarımsak kokmasın diye elini ağzına götürmesini kanıt göstermesi…

Kral buna inanır ve adama infaz emri içeren kapalı bir kağıt vererek muhafızbaşına gönderir. Yolda vezir, kağıtta büyük bir ödül yazıldığını sanarak açgözlülükle kağıdı adamdan zorla alır. Muhafızbaşı, mektuptaki emri uygulayarak veziri öldürür, derisini yüzüp samanla doldurarak şehir kapısına asar.

…