Tolkien etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tolkien etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2022 Perşembe

Güç Yüzüklerine Dair

 J.R.R. Tolkien - Akallabeth ve Güç Yüzüklerine Dair



Akallabêth Númenór'un Yıkılışı

Eldar arasında denir ki, İnsanoğlu, Morgoth'un Gölgesi döneminde dünyaya gelmiş ve hızla onun boyunduruğu altına girmiş…

...içlerinden bazıları kötülüğe sırtlarını dönerek akrabalarının topraklarını terk etmiş batıya doğu ilerlemişler…

Sindar dilinde Edain diye isimlendirildiler; çünkü Eldar'la dost ve yandaş oldular, Morgoth'a karşı yapılan savaşa büyük kahramanlıklar gösterdiler.

Batı'nın Efendileri / Morgoth uzaklaştırıldığında gelecek çağar hakkında konuşmak için divan topladılar.

Númenóreanlar, İnsanlar Arasındaki Krallar

Valar, her ne kadar Dúnedain'i uzun bir yaşamla ödüllendirmiş olsa da sonunda üzerlerine çöken yaşamın yorgunluğunu yok etmemişlerdi ve onlar ölüyorlardı hatta Eärendil soyundan gelen kralları bile; onların yaşam süresi Eldar'ın gözünde kısacıktı. Böylece üzerlerini bir gölge kapladı: belki de Morgoth'un iradesi işbaşındaydı ve hâlâ dünyanın içinde dolaşıyordu. Númenóreanlar, İnsanoğlunun yazgısına karşı ve aslında daha çok batıya yelken açmalarını engelleyen Yasak'a karşı önce kalplerinde konuşmaya, sonra da açık açık söylenmeye başladılar.

…yılların sürekli artan yüküne dayanabilenler…

Gölge'nin kalplerinizde yeniden doğup büyümesinden korkarız.

Yasağı açıkça çiğnemeye ya da konulan sınırların ötesine yelken açmaya cesaret edemiyorlardı.

Sauron, bu Çağda, Orta Dünya'da yeniden canlanıp harekete geçmiş ve Morgoth tarafından beslenen kötülüğe geri dönmüş ona hizmet ederek kudretli bir hale gelmişi.

İnsanların Kralı Ar-Pharazôn / kudret ve hükümdarlık arzusuyla doldu.

…ordusunun başına geçip Doğu'ya yelken açtı.

…haberciler göndererek Sauron'a huzuruna gelip sadakat yemini etmesini emretti.

Ar-Pharazôn tamamen kanmamışı, aklına Sauron'un ve içtiği sadakat andının daha iyi korunabilmesi için onun ve Orta Dünya'daki tüm hizmetkârlarının rehine olarak yaşmak üzere Númenór'a götürülmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu Sauron'un razı olduğu bir tutsaklıktı,

Ar-Pharazôn sordu: "Karanlığn Efendisi kimdir?"

…onun adı Melkor

Böylece Kral Ar-Pharazôn, önce gizlice, kısa süre sonra da halkının gözleri önünde açıkça Karanlığa ve Efendi Melkor'a tapınmaya başladı…

Sauron, sarayın bahçesinde büyüyen Ak Ağaç'ı, Güzel Nimloth'u kesmesi için Kralı zorladı, çünkü o Eldar ve Valinor'un ışığının anısıydı.

Isildur muhafızları aşarak Ağaç'tan bir meyve kopartıp gitmek için döndü.

Isildur sonunda güçlükle Rómenna'ya döndü, meyveyi Amandil'in ellerine teslim etti ve gücü onu terk etti. Sonrasında meyve gizlice ekilip Amandil tarafından kutsandı; ilk sürgünü çıktı ve baharda filizlendi. İlk yaprağını açtığında, uzun süredir yatmakta olan ölmeye çok yakınlaşmış Isildur ayağa kalktı ve yaraları onun için bir daha sorun yaratmadı.

Kral, Sauron'a boyun eğerek Ak Ağaç'ı kesti ve ardından atalarının sadakatlerine tamamen yüz çevirdi.

Sauron, Númenórean kenti Altın Armenelos'un ortasındaki bir tepenin üzerine görkemli bir tapınak inşa ettirdi

Sauron sunaktaki ilk ateş Nimloth'tan kesilen parçalarla tutuşurdu

Sauron'un gücü her geçen gün arttı, tapmakta kendilerini Ölüm'den kurtarması için kan akıtarak, işkenceler ve büyük kötülükler yapılarak insanlar Melkor'a kurban edildi.

…kadim günlerin müşfik krallarının anıları dünyadan silindi, sayısız korkunç öyküyle karardı.

…ölümün gölgesinde yürüyen Ar-Pharazôn, Sauron'a kulak verdi; Valar'a karşı nasıl savaş açabileceğini yüreğinde uzun uzun düşünüp tartmaya başladı.

Amandil Kralın tasarılarının farkına vararak ümitsizliğe kapıldı

Sevdiğiniz her şeyi kaybedecek ve yaşarken ölümü tadacak, başa bir yerlerde sürgün topraklarını arayacaksınız.

Amandil, geceleyin küçük bir gemiyle yelken açtı, önce doğuya dümen kırdı, bir süre o yönde gidip ardından batıya döndü.

Númenór'un üzerine en korkunç gece kapandı.

Ar-Pharazôn'un donanması engin denizlerden gelip, Avallóne'yi ve Eressëa adasını tamamen kuşattı

Manwë, Ilúvatar'a seslendi, Ilúvatar kudretini gösterip dünyanın biçimini değiştirdi…

Bütün Númenórean gemileri dipsiz derinliklere gömüldü, boğuldular ve sonsuza dek yutuldular. Aman topraklarına ayak basan Ar-Pharazôn ve ölümlü savaşılar yıkılan tepelerin altına gömüldüler: denir ki, Son Savaşa ve Hüküm Günü'ne dek Unutulmuş Mağralar'da hapis kalacaklardı.

Sauron / ölümlü bir beden değildi; ruhu derinliklerden yükseldi, bir gölge, kara bir rüzgâr olarak denizin üzerinden geçerek Orta Dünya'ya, Mordor'a, evine döndü. Barad-dûr'da, yüce Yüzük'ünü yeniden taktı…

…dalgalara gömülen Mar-nu-Falmar hakkında konuşular, Eldarin dilinde Atalante denilen Akallabêth, Yıkılış hakkında…

 

Güç Yüzüklerine ve Üçüncü Çağa Dair

Çok eskiden Beleriand'da yaşayan Sindar halkı tarafından Gorthaur diye anılan

Sauron adlı bir Maia vardı. Arda'nın başlangıcında Melkor onu baştan çıkararak kendisine bağladı ve böylece Düşman'ın hizmetkârlarının en kudretlisi ve en güveniliri oldu, üstelik birçok biçime bürünebildiği için de en tehlikelisiydi, isterse, en uyanıkları bile aldatabilecek kadar soylu ve güzel görünebiliyordu.

 

Sauron'a kulak verdiler ve bilgisi engin olduğu için ondan çok şey öğendiler. O günlerde Ost-in-Edhil demircileri, daha önce yarattıkları her şeyi aşılar; Güç Yüzükleri'ni yaptılar.

Elfler birçok yüzük yaptı; ama Sauron gizlice, diğer tüm yüzüklere hükmedecek olan Tek Yüzük'ü yaptı

Elfler ondan kaçtı; yüzüklerinin üç tanesini kurtarıp uzaklaşırdılar, sakladılar.

Üç, en son yapılan en büyük güce sahip yüzüklerdi. Narya, Nenya ve Vilya

 

İsildur ve Anârion güneye doğu sürüklenmiş sonunda gemilerini, Rhovanion'dan doğup, Belfalas Körfezi'nde batı denizine akmakta olan Ulu Nehir Anduin'e getirmişlerdi; o topraklarda daha sonra Gondor diye isimlendirilen bir krallık kurdular

Sauron, yanında büyük bir güçlü Gondor krallığına saldırdı, Minas Ithil'i ele geçirip orada büyüyen Isildur'un Ak Ağacı'nı yok etti.

Elendil ve Gil-galad birlikte divan topladılar, çünkü artık Sauron'un çok güçlendiğini, karşısına birlik olarak çıkmazlarsa, onun teke tek savaşlarda tüm düşmanlarını yenebileceğini anlamışlardı. Böylece Son İttifak diye anılan bu Birlik'i kurdular, Elfler ve İnsanlardan büyük bir ordu oluşturarak Orta Dünya'nın doğusuna doğu yürüyüş geçtiler

Gil-galad ve Elendil'in ordusu zafer kazandı

Sauron'un kalesini kuşattılar; kuşatma yedi yıl boyunca sürdü

…sonunda kuşatma öylesine daraltıldı ki Sauron'un kendisi öne çıkarak saldırdı; Gil-galad ve Elendil'le boğuştu, ikisini de öldürdü, Elendil'in kılıcı yere düşen bedeninin altında kalarak kırıldı. Ama Sauron da yere yıkılmışı ve Isildur, kırılmış Narsil'in kabza parçasıyla Hükmeden Yüzük'ü Sauron'un elinden keserek aldı.

Böylece En Eski Günler'in ve Karanlık Yıllar'ın ardından Dünya'nın Üçüncü Çağ başladı

 

…kötülük gizlice Kara Diyar'a yeniden girdi, Gorgoroth'un külleri soğuk bir rüzgâr tarafından karışılırdı, karanlık şekiller orada topladı.

…bir gece vakti Gölge Dağları'nı aşarak Mordor'dan çıktılar ve Minas Ithil'e yerleştiler

Bundan sonra orası Büyü Kulesi, Minas Morgul diye anılacaktı

Gil-galad'ın ölümünün ardından Efendi Elrond, bütün Üçüncü Çağ boyunca Imladris'te yaşadı, orada pek çok Elfi ve Orta Dünya'nın tüm halkları arasında bilgili ve güçlü olanları orada bir araya getirdi

Elflerin hiç kirletmeden korudukları Üç Yüzük hakkında, Bilgeler arasında dahi, tek bir sözcük bile açıkça konuşulmuyordu

Elfler anladı ki Safir Yüzük, Yarmavadi'nin aydınlık topraklarında, gökyüzündeki yıldızlarının evinin üzerinde en fazla parlaklığı erişiği Elrond'un yanındaydı; oysa Serttaş Yüzüğü, Galadriel Hanım'ın yaşdığı Lórien Diyarı'ndaydı. Doriath'lı Celeborn'un karısı ve Ormanlık Elflerinin kraliçesi olan Galadriel, aslında Noldor halkındandı, Valinor'daki günlerden önceki Gün'ü de hatırlıyordu, Orta Dünya'da kalan tüm Elflerin en güzeli, en kudretlisiydi. Ama Kızıl Yüzük'ün nerede olduğu yüzüğün kendisine emanet edildiği bilinen Círdan, Elrond ve Galadriel dışında kimse tarafından anlaşılamayacaktı.

 

Kasvetormanı / Sauron'un gölgesi ve dönüşünün işretiydi.

Kasvetormanı'nda ilk gölgeler hissedilmeye başlanırken İnsanlar tarafından Büyücüler diye isimlendirilen Istari, Orta Dünya'nın batısında ortaya çıktı.

Orta Dünya halkları onlara birçok isim verdi, çünkü gerçek isimlerini açıklamamışlardı. Reisleri Elflerin Mithrandir ve Curunír, Kuzeyin İsanları'nın Gandalf ve Saruman diye isimlendirdikleriydi.

…sonunda Gölge döndü ve kudreti giderek büyüdü; işe o zaman Ak Divan diye anılan Bilgeler Divanı'nın ilki toplandı, divana Elrond, Galadriel, Círdan ve diğer Eldar efendilerinin yanı sıra Mithrandir ile Curunír katıldı.

Eski Sauron'un marifetleri üzerine en çok çalışan olduğu için Curunír (o zamanlar Ak Saruman'dı) reisleri olarak seçildi. Galadriel, aslında Divan başkanının Mithrandir olmasını diliyordu ve Saruman onlara biraz tepeden bakıyordu, çünkü kibiri ve hükmetme arzusu çok büyümüşü; ama Mithrandir görevi reddetti

"Ama Tek hâlâ kayıp," dedi Mithrandir,

Curunír, onun aleyhinde konuştu

Elrond'un yüreği şüpheye düşü ve Mithrandir'e dedi ki: "Yine de Tek'in bulunacağı kehanetini söylüyorum, ardından tekrar savaş gelecek ve savaşa birlikte bu Çağda bitecek. Doğusu böylece, ikinci karanlık sona erecek, biraz tuhaf bir rastlantı bizi kurtaracak ama ne olduğunu göremiyorum."

"Dünya'nın tuhaf rastlantıları pek çoktur," dedi Mithrandir, "ve Bilgeler sendelediğinde yardım çoğunlukla zayıfın ellerinden gelir."

Dol Guldur'a saldırdılar ve Sauron'u kalesinden sürdüler, Kasvetormanı kısa bir süre için yeniden güzelleşti. Ama saldırılan çok geçti. Çünkü Karanlık Efendi bunu önceden görmüş tüm hazırlıklarını çoktan tamamlamışı; ve onun Dokuz Hizmetkâr'ı, Ulairi, gelişinin hazırlarını yapmak için önceden gitmişi. Bu yüzden kaçış bir hileydi, kısa süre içinde geri döndü, Bilgeler onu engelleyemeden Mordor'daki krallığına yeniden girdi ve Barad-dûr'un karanlık kulelerini bir kez daha yükseltti. Ve o yıl Ak Divan son kez toplandı, Curunír Isengard'a çekildi ve kendisinden başa kimseyi dinlemedi.

Tek Yüzük yeniden bulunmuştu

Yüzük, onların araştırmaya başlamalarından uzun zaman önce, Nehir'in kıyısına yerleşmiş küçük bir balıkçı topluluğundan biri tarafından bulunarak Kralların Gondor'da çöküşünden önce Anduin'den uzaklaştırılmıştı

…orkların takibinden kurtulmak için yeryüzünün derinliklerine kaçan bir yolcu tarafından yeniden bulunana dek ve çok uzak bir ülkeye gitti, tam olarak Eriador'un batısına yerleşmiş olan Küçük Halk, Buçukluklar, Periannath diyarına.

…

Isildur'un Varisi, İnsanoğlu'nun hükümdarlığını eline geçirdiğinde, Batı'nın egemenliği ona geçtiğinde, Üç Yüzük'ün kudreti de sona ermiş İlkdoğanlar için dünya yaşanıp grileşişi. O dönemde Noldor'un sonuncuları da Gri Limanlar'dan yelken açarak Orta Dünya'yı sonsuza dek terk ettiler.

 

Yılların Öyküsü (Batı Ülkeleri Kronolojisi)

İlk Çağ Valinor Ordusu'nun Thangoridrim'i yıktığı ve Morgoth'un devrilişiyle sonuçlanan Ulu Savaşla sona erdi.

 

İkinci Çağ Morgoth'un hizmetkârı Sauron'un ilk yeniliş ve Tek Yüzük'ün elinden alınışıyla sona erdi.

O günler, Orta Dünya'daki İnsanlar için karanlık yıllardı, ama Númenór'un görkemli yıllarıydı.

Elf kadınlarının en yücesi olan Galadriel / Nargothrond Kralı olan ve yaşamını Barahir oğu Beren'i korumak için feda eden, İnsanların Arkadaş Felagund Finrod'un kız kardeşiydi.

Yıl 1500: Sauron'un öğrettikleriyle Elf demircileri ustalıklarının zirvesine ulaştı. Güç Yüzükleri'ni dövmeye başladılar, y. 1590 Üç Yüzük'ün yapımı Eregion'da tamamlandı, y. 1600 Sauron, Orodruin'de Tek Yüzük'ü dövdü. Barad-dûr'u tamamladı.

Yıl 2251: Tar-Atanamir tahta çıktı. Númenóreanlar arasında bölünmeler ve isyan başladı. Yaklaşık bu dönemde Dokuz Yüzük'ün köleleri olan Nazgûl ya da Yüzüktayfları ilk kez görüldü.

Yıl: 3319 Ar-Pharazôn, Valinor'a saldırır. Nümenor'un sulara gömülüş. Elendil ve oğulları kaçar.

Yıl: 3429 Sauron, Gondor'a saldırır. Minas Ithil'i ele geçirir ve Ak Ağaç'ı yakar.

Sauron, Elendil ve Gil-galad tarafından ölümleri pahasına yere yıkılır. Isildur, Tek Yüzük'ü alır. Sauron kaçar ve Yüzüktayfları gölgelerin içine çekilir.

 

Üçüncü Çağ

Yaklaşık olarak bin yıl geçtiğinde Ulu Yeşilorman'ın üzerine ilk gölge düşü; Istari ya da büyücüler Orta Dünya'da görülmeye başlandı.

Yüzükler Eldar'ın en güçlü üç kişisinin ellerindeydi: Gil-galad, Galadriel ve Círdan.

Gil-galad, ölmeden önce yüzüğünü Elrond'a vermişi; Círdan da daha sonra Mithrandir'e.

 

Yüzük Savaşı'yla sona erdi; ama Dördüncü Çağ Efendi Elrond'un ayrılışına kadar başlamadı

…

Türkçeleştiren: Funda Önkol & Çetin Şen

Altıkırkbeş Yayınları, 2000

 

22 Temmuz 2020 Çarşamba

J. R. R. Tolkien - Silmarillion

 J. R. R. Tolkien - Silmarillion

Önsöz

Silmarillion Eski Günler'in, Dünya'nın İlk Çağı'nın bir dökümüdür. Yüzüklerin Efendisinde Üçüncü Çağ'ın sonundaki önemli olaylar anlatılmıştı; ama Silmarillion'daki hikâyeler çok daha eski bir geçmişe, Orta Dünya'da yaşayan ilk Karanlık Efendi Morgoth'a ve Silmaril'leri geri almak için onunla savaşan Yüce Elfler'in zamanına dayanan efsanelerdir.

 

Kitap, The Silmarillion olarak adlandırılmasına rağmen yalnızca Quenta Silmarillion’ı veya Silmarillion’ı değil, diğer dört kısa çalışmayı da içeriyor. Girişte anlatılan Ainulindale ve Valaquenta aslında Silmarillion ile yakından ilgili, ama sonuna eklenen Akallabeth ve Güç Yüzüklerine Dair tamamen ayrı ve bağımsızlar.

…

 

Ainulindale

(Ainulindale: Tolkien’in Orta Dünya’nın yaratılışını konu edinen anlatısının ismi. Kelime anlamı “Ainur’un şarkısı/müziği”)

 

Önce Eru vardı, Tek Olan, Arda'da Ilûvatar diye isimlendirilen; ve ilk önce düşüncesinden doğurduğu Ainur'u, Kutsal Olanlar'ı yarattı ve onlar, hiçbir şey yaratılmadan önce onunlaydılar.

 

Kutsal Olanlar'ı yarattı…

Müziğin temalarını oluşturarak onlarla konuştu; ve onlar Eru'nun huzurunda şarkı söylediler…

 

Sonra Ilûvatar konuştu ve dedi ki: "Ainur güçlüdür ve aralarında en güçlüsü Melkor'dur…”

(Melkor için tafsilat: https://ortadunya.fandom.com/wiki/Melkor)



Ilûvatar'ın Çocukları, Elfler ve İnsanlar'dır, İlkdoğanlar ve Takipçiler.

 

(Melkor) Ama Ilûvatar'ın Elflere ve İnsanlara bahşetmeye söz verdiği ihsanları kıskanmıştı, Elfleri ve İnsanları kendi iradesine boyun eğdirmeyi arzuladı; buyruk altında olanlara ve hizmetkârlara sahip olmayı, Efendi diye çağrılmayı ve diğer güçlerin üzerinde bir güç olmayı diledi.

 

Valaquenta

(Önceki bölümde yaratılış anlatıldı, bu bölümde ise kozmogonide bahsi geçen varlıklardan söz ediliyor.)

 

Elfler, bu ruhların arasındaki Ulular'a, Arda'nın Güçleri, Valar ismini verdi ve İnsanlar da onlara genellikle tanrılar diye seslendi.

 

Melkor, zaman içinde Valar arasında sayılmamış ve adı Dünya üzerinde anılmamıştır.

 

Her şeyin sonunda Melkor'a adı verildi, Güç içinde yükselen. Ama ceza olarak bu isimle hiç anılmadı; Elfler arasında onun kötülüğü yüzünden en çok acı çekenler olan Noldor halkı, bu ismi kullanmayıp onu Dünya'nın Karanlık Düşmanı, Morgoth, diye andılar.

 

İhtişam ve kibir yüzünden kendisi dışındaki her şeyi hor görmeye başladı, harap eden ve merhametsiz bir ruh. Bilinçli bir şekilde, utanmaz bir yalancı olana dek, sahip olduklarını sapkınca bir kötülüğe dönüştürüp kendi arzuları için kullandı. Işık için duyduğu tutkuyla başladı, ama ona sadece kendisi sahip olamayınca, ateş ve öfke sayesinde büyük bir yangına dönüşüp Karanlık'ın içine girdi.

 

Ama yalnız değildi. Birçok Maia, büyüklük günlerindeki ihtişamına kapılıp ona olan sadakatlerini koruyarak karanlığının içinde kaldı…

Bu ruhlar arasında en korkunç olanları Valaraukar'dı, ateşin kırbaçları, Orta Dünya'da onlara dehşetin ifritleri, Balrog denir.

Onun Hizmetkârları arasında en bilineni, Eldar'ın Sauron dediği, Zalim Gorthaur'du.

 

Silmaril'lerin Tarihi

Silmariller: Valinor'un İki Ağacı Laurelin ve Telperion'un özlerinden, Feanor tarafından yapılan mücevherlerdir.

 

Birinci Bölüm

Günlerin Başlamasına Dair

Bilgeler arasında denir ki, İlk Savaş, Arda tamamen şekillenmeden, dünyada daha hiçbir şey yetişmeden ya da yürümeden önce başlamış ve hâkimiyet uzun süre Melkor'da kalmış.

 

… Aulé, etraflarını kuşatan denizlerin ortasına kurduğu Orta Dünya'nın aydınlanması için iki kudreti lamba yapmış.

Lambaların birini Orta Dünyanın kuzeyine yakın bir yerde yükseltip adına Illuin demişler; diğeri de güneyde yükselmiş ve adına Ormal denmiş

 

Illuin'in ışığı yüzünden uzaklardan, kuzeydeki Melkor'dan yansıyan gölgenin farkına varamamışlar; oysa o, Boşluk'un Gecesi kadar karanlık bir hale gelmiş.

 

Melkor, Illuin'in ışınlarının soğuk ve loş olarak ulaştığı karanlık dağların eteklerinde kocaman bir kale yapmak için dünyanın derinliklerini kazmaya başlamış. Bu güçlü kale Utumno diye isimlendirilir.

 

Melkor, Valar daha hazırlanamadan savaşmak için atılıp ilk darbeyi indirmiş; Illuin ve Ormal'ın ışıklarına saldırıp sütunlarını yerle bir etmiş, lambalarını kırmış. Bu kudretli sütunların yıkılması sırasında yer yarılmış, denizler gürültüyle taşmış; lambalar dışarı döküldüklerinde Dünya'nın üzerine yok edici bir alev akmış.

İşte Arda Baharı böylece sona ermiş.

 

…Valar evlerini güçlendirmek amacıyla denizin kıyılarının üstünde Pelöri'yi, Aman Dağları'nı, dünyadaki en yüksek dağları yükseltmişler. Ve Pelori'nin üzerinde yüce bir zirve varmış, Manwe tahtını onun doruğuna yerleştirmiş. Elflerin o kutsal dağa verdikleri isim Taniquetil'dir veya Ebedi Beyazlık…

 

Valar, Pelöri'nin duvarları ardındaki, Valinor diye isimlendirilen bölgeyi toprakları ilan etmişler

Valinor, Arda Baharı'ndaki Orta Dünya'dan bile daha güzel olmuş,

…

Yavanna'nın şarkısı dışında hiçbir ses yokmuş. Onun şarkısıyla büyüyen fidanlar uzayıp güzelleşmiş ve çiçek vermeye başlamış; böylece Valinor'un İki Ağacı dünyaya uyanmış.

 

Bir tanesi koyu yeşil yapraklarının altında gümüş gibi parıldarmış, sayısız çiçeklerinin her birinden gümüş ışıklı bir çiy durmaksızın düşer ve altındaki toprak kıpırdayan yapraklarının gölgeleriyle beneklenirmiş. Diğeri yeni açmış bir kayın ağacı gibi açık yeşil yapraklar doğuruyormuş; uçları parıldayan altından. Çiçekler dallarında sarı alev kümeleri gibi sallanır, her biri kıpkırmızı boynuz biçimine dönüşüp toprağa altın yağmurlar akıtırmış, ağacın çiçeklerinden büyük bir ısı ve pir ışık yaydırmış. İlki Valinor'da Telperion denilmiş, Silpion veya Ninquelöte ya da birçok isim daha; diğeriyse Laurelin'miş, Malinalda veya Culürien ya da şarkıda söylenen başka birçok isim.

 

İşte böylece başlamış Valinor’un Mutluluk Günleri ve yine böylece başlamış Zaman’ın Sayımı.

 

Değerli taşları yapmayı ilk becerenler de gene Noldor'du; ve bu taşların en güzelleri Silmaril'lerdir, ki artık kayıplar.

 

 

İkinci Bölüm

Aule ve Yavanna’ya Dair

…Cüceler, Orta Dünya'nın karanlığında Aule tarafından yaratılmış

 

Khazad-dûm'daki konaklarında oturan ve Elflere en çok dostluk gösteren bu soyun babası Durin'dir.

 

Üçüncü Bölüm

ElfLerin Gelişine ve Melkor’un Esaretine Dair

Melkor, Aman'dan gelebilecek herhangi bir saldırıya karşı koyabilmek için denizin kuzeybatı kıyılarından çok uzakta olmayan bir kale ve silah deposu yaptı. Bu kale Melkor'un yardımcısı Sauron tarafından yönetildi; ve Angband diye isimlendirildi.

 

Dünya'nın Çocukları, Ilüvatar'ın Ilkdoğanlar'ı uyanmış. Yıldızlarla aydınlanan Cuivienen gölünün, Uyanış Suyu'nun yanında Ilüvatar'ın uykusundan uyandılar; ve henüz Cuivienen'in yanında sessizce yaşarlarken gözleri her şeyden Önce gökteki yıldızları gördü. Bu yüzden yıldız ışığını daima sevdiler

Elflerin duyduğu ilk ses, akan suyun, taşın üzerine çarpan suyun sesiydi.

Kendilerine Quendi dediler, seslerle konuşanları belirtmek için…

Orome, Quendi'yi sevdi, onları kendi dillerinde Yıldızların Halkı anlamına gelen Eldar diye isimlendirdi…

 

Elflerin en kadim şarkıları, Cuivienen tepelerinde yürüyen veya birdenbire yıldızların üzerinden geçen gölge şekillerden; ve gezinenleri yakalayarak parçalayıp yutmak için izleyen vahşi atı üzerindeki karanlık Süvari'den bahsederler…

 

Meikor'un eline düşen Elfler; Utumno yıkılmadan önce orada hapsedildi, kötülüğün ağır sanatlarıyla bozulup köleleştirildi; ve Melkor işte böyle yetiştirdi, Elflerle alay edip onlara imrenen ve zamanla en korkunç düşmanları olan iğrenç Ork ırkını…

 

Dördüncü Bölüm

Thingol ve Malian’a Dair

Melian, Yalar soyundan bir Maia'ydı. Lörien bahçelerinde yaşardı, tüm halkı arasında Melian'dan ne daha güzeli, ne daha bilgesi, ne de büyülü şarkılar söylemekte daha yeteneklisi vardı.

(Thingol ve Malian, gri elflerin ataları)

 

Beşinci Bölüm

Eldamar’a ve Eldalie Prenslerine Dair

 

Altıncı Bölüm

Feanor'a ve Melkor’un Serbest Bırakılmasına Dair

(Feanor bir elf, silmarilleri yapan usta.)

…Melkor yüreğinde en çok Eldar'dan nefret ediyordu

 

Yedinci Bölüm

Silmarillere ve Noldor’un Huzursuzluğuna Dair

Silmaril'ler

Üç büyük mücevher biçimindeydiler. Ama onların hangi maddeden yapıldığı / bilinemeyecektir.

Silmaril'ler kendi ışımaları sayesinde Varda'nın yıldızları gibi parlıyorlardı; dahası aslında canlı varlıklar oldukları için, ışıktan haz duyuyor, onu alıp öncesinden daha şaşırtıcı renkler içinde geri veriyorlardı.

 

Melkor, Silmaril'ler için hırs beslemeye başladı, onların parlaklığından aklında kalanlar yüreğini kemiren bir aleve dönüştü.

 

Sekizinci Bölüm

Valinor'un Kararışına Dair

(Melkor, Ungoliant aracılığıyla Valinor’un iki ağacını yok etti)

 

Dokuzuncu Bölüm

Noldor'un Kaçışına Dair

Ağaçlar'ın Işığı söndü, o şimdi sadece Feanor'un Silmaril'lerinde yaşıyor.

 

…ancak bir hırsız, diğer hırsızları ortaya çıkaracaktır!

 

Feanor ayağa kalktı, Manwe'nin huzurunda elini kaldırarak Melkor'u, Dünya'nın Kara Düşmanı, Morgoth diye anarak lanetledi; ve o, bundan sonra Eldar arasında sadece bu isimle anıldı.

 

Ungoliant. "Ama Formenos'un büyük hazinesi senin değil; hepsi benim olacak. Onu iki elinle vereceksin."

Sonra Morgoth zorunlu olarak yanındaki taşları birer birer, kin güderek ona verdi; ve o hepsini yuttu, taşların güzellikleri yeryüzünden yok oldu. Ungoliant daha da büyüyüp karardı ama hırsı dinmemişti. "Bir elinle verdin" dedi; "sadece solla. Sağ elini de aç."

Morgoth, kristal bir kutunun içinde kilitli olmalarına rağmen Silmaril'leri sağ elinde sıkıca tuttu, Silmaril'ler onu yakmaya başladı, acıyla elini sıktı; ama açmayacaktı. "Hayır!" dedi. "Sen görevini yerine getirmedin. Sana verdiğim görev benim kudretimle tamamlandı. Sana daha fazla ihtiyacım yok. Bu şeylere ne sahip oldun ne de gördün. Onlar sonsuza kadar benim olacak."

Ama Ungoliant daha da büyümüştü ve Melkor, kendisinden alınan güç yüzünden küçüldü; Melkor'un karşısında yükseldi, bulutuyla onu örttü, boğmak için yapışkan ağlarla sardı. Morgoth dağlarda yankılanan korkunç bir çığlık attı. O yüzden bu andan sonra orası Lammoth diye adlandırıldı; çünkü sesinin yankısı oraya yerleşti ve sonra kim o topraklarda yüksek sesle bağırırsa onları uyandırır, dağlar ve deniz arasında kalan kıraç topraklar acı içindeki seslerle dolardı.

 

Morgoth, Angband'da kendisi için demirden büyük bir taç yapıp kendini Dünya'nın Kralı diye adlandırdı. Bunun simgesi olarak da tacına Silmaril'leri yerleştirdi.

 

Feanor şehirde belirip herkesi Tuna'nın üstündeki Kralın yüce meydanında toplanmaya çağırdı

…babasının katledilmesi ve Silmaril'lerin çalınması yüzünden kederden çılgın gibiydi. Şimdi Finwe öldüğü için Noldor krallığı üzerinde hak iddia ediyor…

 

Hepsi durup sessizce bekledi ve başından sonuna kadar tüm Noldor orduları, bu sesin söylediği Kuzey'in Kehaneti ve Noldor'un Kadersizliği diye adlandırılan laneti ve kehaneti duydu.

(Valar konuştu) "Sayısız gözyaşı dökeceksiniz. Valar, Valinor'u size karşı kapatacak ve sizi dışarıda bırakacak, böylece ağıtınızın yankısı bile dağları aşamayacak. Valar'ın gazabı Batı'dan Doğu'nun en ucuna dek Feanor hanedanı üzerinde yayılacak, onları izleyenlerin de üzerlerine yayılacak. Yeminleri onları sürükleyecek, onlara ihanet edecek, izlemeye ant içtikleri hazineler asla ele geçirilemeyecek. İyi başlayan her şey kötü bitecek; Akrabanın akrabaya ihanetiyle, ihanete uğrama korkusu doğacak. Onlar sonsuza dek Mahrum Edilenler olacak.”

 

Onuncu Bölüm

Sindar'a Dair

(Sindar / Gri Elflerin adı. Bunlara Alacakaranlık Elfleri de deniyor.)

 

On Birinci Bölüm

Güneş'e, Ay'a ve Valimor'un Saklanışı’na Dair

 

 

On İkinci Bölüm

İnsanlara Dair

Eldar tarafından İkinci Halk, Atani diye isimlendirilmişler…

 

Elfler ölümsüzdü ve bilgelikleri çağdan çağa artıp durdu, ne bir hastalık ne de bir veba onlara ölüm getirdi.

Elfler, onların ölümünün ardından ruhlarına ne olacağını bilmezdi.

 

Eli bir Silmaril'e değmiş olan Barahir oğlu Beren dışında kimse ölülerin konaklarından geri dönmedi; ama o da daha sonra ölümlü İnsanlarla asla konuşmadı.

 

On Üçüncü Bölüm

Noldor'un Dönüşüne Dair

…dağları aşacakları yokuşa geldiklerinde, Feanor onlara durmalarını emretti; çünkü yaraları ölümcüldü ve zamanının geldiğini biliyordu.

…öldü; ama ne gömüldü ne de bir mezartaşı oldu, çünkü ruhu öylesine ateş kesilmişti ki ayrılırken bedenini küle çevirdi ve duman halinde uzaklara taşındı; bunun benzeri bir daha ne Arda'da göründü ne de ruhu Mandos'un salonlarını terk etti. Böylece Noldor'un en kudretlisinin sonu geldi,

 

Morgoth, düşmanlarının gücünü ve uyanıklığını denemek istemiş.

Bu, Beleriand Savaşları'nın Üçüncüsüymüş ve ona Muhteşem Savaş, Dagor Aglareb denmiş.

Bu bir zafermiş, ama hem de bir uyarı; prensler bunu dikkate almışlar, bundan sonra ittifaklarını sağlamlaştırıp güçlendirerek ve muhafızlar yerleştirerek dört yüz Güneş Yılı'na yakın süren Angband Kuşatması'nı düzenlemişler.

 

On Dördüncü Bölüm

Beleriand ve Ülkelerine Dair

Melkor, geçmiş çağlarda dünyanın kuzeyinde, kalesi Utumno'yu çevreleyip korusun diye Demir Dağlar'ı, Ered Engrin, yükseltmişti; ve büyük bir kavisle doğudan batıya, daima soğuk toprakların sınırları üzerinde dikildiler.

 

On Beşinci Bölüm

Beleriand'daki Noldor'a Dair

Turgon'un gizli Tumladen, düzlüğünü nasıl keşfettiği anlatılır

…tepenin üzerindeki pınarlar yüzünden şehrin adına Valinor'lu Elflerin dilinde Suyun Müziğinin Kayası anlamında Ondolinde denir ama isim Sindar dilinde değişerek Saklı Kaya, Gondolin, olmuş.

 

On Altıncı Bölüm

Maeglin’e Dair

(Turgon’un kardeşi Aredhel Gondolin’den ayrılır. Ormanda karanlık elf Eöl Aredhel’i görür ve arzular. Nihayet evlendiler. Maeglin bu ikisinin oğludur. Yıllar sonra Aredhel, oğluyla birlikte Gondolin’e geri döner.)

 

On Yedinci Bölüm

İnsanların Batı’ya Gelişine Dair

Eldar'ın dil becerisi diğer tüm halkların ötesindeydi…

Ossiriand'lı Yeşil Elfler, İnsanların gelişiyle sıkıntıya düşmüşlerdi…

…Thingol'un kızı Lûthien'in aşkını kazanan Barahir oğlu Tek-elli Beren'di ve öldükten sonra geri dönecekti; onların soyundan Eârendil ile karısı Elwing ve tüm Nûmenor Kralları doğdu.

 

On Sekizinci Bölüm

Beleriand’ın Yıkımı ve Fingolfin’in Ölümüne Dair

…başladı büyük savaşların dördüncüsü Ani Alev Savaşı, Dagor Bragollach.

Noldor kalesine saldırıp, Angband üzerindeki ittifakı kırdılar, Noldor ve yandaşları olan Gri Elfleri ve İnsanları buldukları yerde katlettiler.

Beleriand'da savaş bir daha asla tamamen sona ermedi; ama Morgoth'un hücumu azaldığında, baharın gelişiyle birlikte Ani Alev Savaşı bitmiş kabul edildi. Böylece Angband Kuşatması bitti; Morgoth'un düşmanları dağılıp birbirlerinden ayrıldı.

 

Fingölfin / tek başına Angband kapılarına geldi, borusunu üfledi ve pirinç kapılara bir kez daha şiddetli bir darbe indirerek teke tek bir dövüş için Morgoth'a meydan okudu. Ve Morgoth da geldi.

Bu onun savaşlar boyunca kalesinin kapılarından son çıkışı olacaktı ve denir ki dövüşe gönüllü gelmemiş; çünkü kudreti dünyadaki her şeyin üstünde olsa da Valar'a karşı korkunun ne demek olduğunu biliyordu. Ama reislerinin gözü önündeki bu meydan okumayı reddedemezdi

Morgoth yedi kez keskin acı çığlıkları attı ki Angband orduları dehşet içinde yüzükoyun kapaklandı, çığlıklar Kuzey diyarlarında yankılandı.

Ama Kral sonunda yoruldu…

 

Fingolfın son ve umutsuz bir darbe vurmak için Ringil'le ayağını yardı, kapkara

bir kan ve dumanlar fışkınp Grond'un çukurlarını doldurdu.

Fingolfin, Yüce Nordor Kralı, eski Elf krallarının en gururlusu, en cesuru böylece öldü.

 

Thorondor, Crissaegrim'in zirvelerindeki yuvasından hızla gelerek Morgoth'un üzerine saldırıp yüzünü yaraladı. Thorondor'un kanatlarının hareketi, Manwe'nin rüzgârlarının gürültüsü gibiydi, bedeni güçlü pençeleriyle yakalayıp Ork kargılarının üzerinden hızla havalanarak Kral'ı uzaklara taşıdı. Ve onu Gondolin'in saklı vadisine kuzeyden bakan bir dağın zirvesine bıraktı; ve Turgon gelip babasının üzerine yüce bir kurgan dikti. Bir daha hiçbir Ork, Fingolfin dağının üzerinden aşmaya ya da mezarına yaklaşmaya cesaret edemedi, ta ki Gondolin'in kıyameti gelip soydaşlarının arasında ihanet doğana dek. Morgoth o günden sonra daima tek ayağı aksayarak yürüdü, yaralarının acısı iyileştirilemedi; ve yüzünde Thorondor'un yaptığı yara izi kaldı.

 

Minas Tirith, Orklara karşı dayanıyordu. Ama sonunda, Fingoifin'in ölümünün ardından, Morgoth'un en büyük ve en kofkunç hizmetkârı Sindar dilinde adına Gorthaur denen Sauron, Tof Sirion üzerindeki kulenin muhafızı Orodreth'in karşısına çıktı. Sauron, korkunç kudretin büyücüsü haline gelmişti, gölgelerin ve hayaletlerin efendisi, akılda iğrenç, güçte zalim, dokunduğunu biçimsizleştiren, hükmettiğinde boyun eğdiren, kurtadamların efendisi; egemenlik alanı işkenceydi. Savunanların üzerine karanlık bir korku bulutu çökertip saldırarak Minas Tirith'i ele geçirdi; ve Orodreth, Nargothrond'a kaçtı.

 

Barahir oğlu Beren, büyük zorluklarla da olsa tek basına Doriath'a ulaştı.

 

On Dokuzuncu Bölüm

Beren ve Luthien’e Dair

…hikâyelerin hâlâ en güzeli Beren ve Lûthien'in hikâyesidir.

 

Orklar şafaktan önceki sessiz saatlerde gelip Dorthonlion'lu İnsanları şaşırtarak biri dışında hepsini öldürdüler. Barahir oğlu Beren, babası tarafından Düşman'ın yollarını gözetlemek için tehlikeli bir göreve gönderilmişti

 

Beren babasının kemiklerini gömüp üzerine taşlardan bir kurgan yaparak önünde intikam yemini etti.

Orkların peşine düştü

Orkların reisleri yaptıklarıyla övünüyordu ve görevlerinin tamamlandığını Sauron'a kanıtlamak için kestiği Barahir'in elini kaldırdı; Felagund'un yüzüğü o eldeydi.

(Beren saklandığı) Bir kayanın ardından fırlayıp reisi öldürdü, eli ve yüzüğü alarak (kaçtı).

 

Bu olayın ardından dört yıl boyunca Beren, Dorthonion'da tek başına bir kaçak olarak dolaştı; ama kuşların, hayvanların dostu oldu ve unlar da ona yardım edip ihanet etmediler, o zamandan itibaren ne et yedi ne de Morgoth'un hizmetinde olmayan bir canlıyı öldürdü.

…tek başına yaptığı yiğitlikler Beleriand'ın her yerine yayıldı,

Orklar onu aramaktansa yaklaştığı söylentisiyle bile kaçtılar. Bu yüzden üzerine Sauron'un yönettiği bir ordu gönderildi.

Beren çok sert bir şekilde sıkıştırılıp Dorthonion'dan kaçmaya zorlandı.

Güneye yaptığı yolculuk korkunçtu. Ered Gorgoroth'un uçurumları dimdikti ve eteklerinin altında Ay'ın yükselişinden önceye uzanan gölgeler vardı.

Bu yolculuk Beren'in görkemli işleri arasında en önemsizi olarak sayılmaz ama, dehşet aklına dönmesin diye yolculuğunu kimseye anlatmadı; kimse nasıl bir yol bulduğunu, böylece daha önce İnsan ya da Elfin ayak basmaya cesaret edemediği yollarla Doriath'ın sınırlarına nasıl ulaştığını öğrenemedi.

…yaşlanıp ezilmiş olarak Doriath'a geldiği söylenir. Ama yazın Neldoreth ormanında dolaşırken, bir akşam ay doğarken, Esgalduin'in kıyısındaki açıklıkta solmayan çimenler üzerinde dans eden Thingol ve Melian'ın kızı Lûthien'e rastlamış. Acısının tüm anıları ondan uzaklaşmış ve bir büyüye kapılmış çünkü Lûthien, Ilûvatar'ın Çocukları'nın en güzeliydi.

Onu yüreğinde Gri Elf dilinde bülbül anlamına gelen, alacakaranlığın kızı, Tinûviel diye isimlendirdi, çünkü onun ismini bilmiyordu.

 

Beren yanına gitti. Ama Beren'e bakarken, yazgısı üzerine çöktü ve adamı sevdi; ama şafak sökerken adamın kollarının arasından kayıp yeniden yok oldu. Beren o anda, mutluluk ve kederden öldürülmüş biri gibi bayılıp yere yığıldı; sanki gölgenin dipsiz uçurumunda süzülüyorcasına uykuya daldı, uyandığında kaskatıydı, boş bir yürekle terk edilmişti.

Ozan Daeron da Lûthien'e âşıktı ve Beren'le buluşmalarını izleyip onları Thingol'e ihbar etti. O zaman Kral öfkeyle doldu,

…hizmetkârlarını onu yakalayıp bir suçlu gibi Menegroth'a getirmeleri için yolladı; Lûthien onlardan önce davranıp Beren'i saygın bir konuk gibi Thingol'ün huzuruna getirdi.

(Beren) "Yazgım, Ey Kral, Elflerin çok azının cesaret edeceği tehlikelerden geçirerek beni buraya sürükledi. Ve burada aslında aramadığımı buldum…”

(Thingol) Benim için elinde Morgoth'un tacından bir Silmaril getir; o zaman, eğer isterse Lûthien elini seninkinin üzerine koyabilir…”

Beren güldü. "Küçük bir değere," dedi, "Elf kralları kızlarını satıyor: değerli taşlara ve beceriyle yaratılan şeylere. Ama eğer isteğin buysa Thingol, yerine getireceğim. Yeniden karşılaştığımızda elim Demir Taç'tan alınma bir Silmaril'i tutacak; sen Barahir oğlu Beren'e son kez bakmadan."

 

Felagund, Beren ve yanlarında on yoldaşları birlikte Nargothrond'dan yola çıktılar

Sauron onların gizliliklerini açığa çıkardı,

…karanlıkta parlayan iki göz gördüler ve bir kurtadam, yoldaşlardan birini yuttu; ama hiçbiri efendilerine ihanet etmedi.

Sauron, Beren'i çukura attığında Lûthien'in yüreğine bir korku çöktü; danışmak için Melian'a gittiğinde, Tol-in-Gaûrhoth zindanlarında kurtulma umudu olmadan yattığını öğrendi. Lûthien, yeryüzünde başka kimseden ona yardım gelmeyeceğini anlayarak, Doriath'dan kaçıp ona ulaşmaya karar verdi; ama Daeron'dan yardım istedi ve o da Kral'a kızının amacını ihbar etti. Thingol korku ve şaşkınlıkla doldu; çünkü o gökyüzünün ışıklarından, Lûthien'inden mahrum kalamazdı ve onu zaptedemeyeceği için, kaçmasından ve mutluluğunun solmasından korkarak kaçamayacağı bir ev inşa edilmesini sağladı.

Menegroth'un kapılarından çok uzakta olmayan, Neldoreth Ormanı'nda ağaçların en yücesi vardı

Ve o, Hirilorn denen görkemli bir kayın ağacıydı,

Çok yukarıda, Hirilorn'un gövdeleri arasına ağaç bir ev inşa edilip Lûthien'in orada yaşaması sağlandı

(Lûthien) büyü bilgilerini kullanarak saçlarının çok fazla uzamasını sağladı, saçlarından güzelliğini bir gölge gibi çevreleyen koyu bir pelerin ördü ve onu bir uyku büyüsüyle yükledi. Kalan saç tellerindi bir ip sarıp penceresinden aşağı uzattı; ve ağacın altında oturan hafızlar, ipin ucu üstlerinde sallanırken derin bir uykuya daldılar Sonra Lûthien hapishanesinden inip gölgeli cübbesinin içinde gizlenerek tüm gözlerden kaçtı ve Doriath'dan yok oldu.

…

Lûthien kandırıldı; çünkü aniden onu yakalayıp pelerinini aldılar, kapıları geçmesine, Celegorm ve Curufin dışında biriyle konuşmasına izin verilmedi.

(…kurt köpeklerinin lideri Huan) onu gizli yollarla Nargothrond'dan çıkardı, birlikte kuzeye kaçtılar…

Lûthien geldi ye Sauron'un adasına yönelen köprü üzerinde durup hiçbir taş duvarın engelleyemediği bir şarkı söyledi. Beren onu duydu, düş gördüğünü sandı; çünkü yıldızlar üzerinde parıldıyor, ağaçlarda bülbüller şakıyordu.

(Sauron) köprüye bir kurt yolladı. Ama Huan onu sessizce öldürdü. Sauron teker teker diğerlerini de gönderdi; Huan onları teker teker boğazlayıp öldürdü. Sonra Sauron, kötülük kadar kadim, korkutucu bir hayvan olan Draugluin'i, Angband'daki kurtadamların efendisi ve babasını gönderdi.

Draugluin kaçıp kuleye sığınarak Sauron'un ayaklan dibinde öldü; ölürken efendisine dedi ki: "Huan orada!" Sauron, o ülkede herkesin bildiği gibi, Valinor'un kurt köpeği için emredilen yazgıyı biliyordu, bunu kendisinin başarabileceğini düşündü. Bu yüzden bir kurtadam suretine bürünerek kendini dünya üzerinde yürümüş en güçlü kişi yaptı; ve kazanmak için köprünün ağzına ilerledi.

…ne büyücülük ne büyü, ne pençe ya da zehir, ne şeytanın marifeti ne de hayvan kuvveti Valinor'lu Huan’ı yenemezdi; düşmanı boğazından yakalayıp altına aldı. Sonra Sauron, biçim değiştirerek yılan suretine ve ardından alışılmış suretine dönüştü; ama bedenini tamamen terk etmeden Huan'ın kavrayışından kurtulamazdı.

Lûthien yanına geldi / "Kulenin yönetimini bana teslim etmedikçe çıplak varlığın, orada ebediyyen Morgoth'un gözleriyle delinecek ve aşağılanmanın eziyetine katlanacak."

Sauron kabul etti, Lûthien adanın ve oradaki her şeyin yönetimini aldı; ve Huan onu serbest bıraktı.

Beren ve Tinûviel Lûthien yeniden özgürdüler

"Şu ikisi arasından seçmelisin Beren: macerandan ve yemininden vazgeçip yeryüzü üzerinde bir gezgin hayatı aramak; ya da sözünü tutup tahtının üzerindeki karanlığın kudretiyle mücadele etmek. Ama her iki durumda da seninle geleceğim ve kaderimiz aynı olacak."

 

Celegorm ve Curufin ormandan hızla at sürerek geçiyordu; kardeşler onları uzaktan görüp tanıdılar. Sonra Celegorm atını çevirip Beren'i devirmeyi amaçlayarak üzerine mahmuzladı

Curufin bulutların ve göğün altında Beren'i lanetledi. "Hızlı ve acı bir ölüme git" dedi.

Celegorm sanki gidiyorlarmış gibi onu terkisine aldı; Beren de sözlerine aldırmadan onlara sırtını döndü. Ama Curufin, utanç ve kötülükle dolarak Celegorm'un yayını aldı ve giderlerken arkasına bir ok attı; ok, Lûthien'e yöneltilmişti. Huan atılarak onu ağzıyla yakaladı; Curufin yeniden attı ve Beren, Lûthien'in önüne geçti, ok göğsüne saplandı.

Huan'in Feanor oğullarını kovaladığı, onların da korku içinde kaçtıkları anlatılır; ve döndüğünde Lûthien'e ormandan şifalı bir bitki getirir. Kız o yaprakla Beren'in kanamasını durdurur, hüneri ve sevgisiyle onu iyileştirir; böylece sonunda Doriath'a dönerler.

Beren, Lûthien'in artık güvende olduğunu bilerek bir sabah gün doğmadan kalkar ve onu Huan'a teslim eder; ardından o hâlâ çimenler üzerinde uyurken büyük bir keder içinde ayrılır.

…tek başına, son tehlikenin eşiğinde dikilirken, Lûthien ve göklerin ışıklarını övmek için Ayrılış Şarkısı'nı yazar; artık sevgiye ve ışığa elveda demesi gerektiğine inanıyordur.

Ve onu kimlerin duyabileceğine aldırmadan yüksek sesle söyledi, çünkü ümitsizdi ve hiçbir kaçış aramadı.

Ama Lûthien şarkıyı duyar ve beklenmedik bir şekilde ormandan geçerek gelirken yanıt olarak şarkı söyler. Çünkü Huan, bir kez daha onun atı olmaya razı olarak hızla Beren'in peşinden gelmektedirler.

Böylece Beren ve Lûthien, çölün ve ormanın arasında yeniden buluştu. Beren bir süre için sessiz ve mutluydu; ama sonra Lûthien'i yolculuğundan vazgeçirmeye çalıştı.

"Şimdi Thingol'e verdiğim sözü üç kez lanetleniyorum, seni Morgoth'un gölgesi altına getirmektense, Menegroth'da beni öldürmüş olmasını diliyorum."

Beren, Lüthien'in, ikisinin de üzerinde uzanan yazgıdan ayrılamayacağını kavradı ve artık vazgeçirmeye çalışmadı. Huan'ın öğüdü ve Lüthien'in ilmiyle Draugluin'in suretine büründü, kız da Thuring-wethirin kanatlı kötülüğüne. Beren bakıldığında, gözlerindeki gerçekten zalim ama masum bir ruh parıltısı dışında, tüm yönleriyle bir kurtadam olmuştu; ve yanında katlanmış kanatlarıyla tutunan yarasa benzeri bir yaratık gördüğünde bakışlarında dehşet vardı.

…

Kapıda hakkında hiçbir şey bilinmeyen bir nöbetçi olduğu için ümitsizliğe kapıldılar.

(Carcharoth) Morgoth, Huan'ın yazgısını hatırlayıp Draugluin'in neslinden yavrular arasından birini seçti; kendi eliyle canlı etle besleyip gücünü onun üzerine yaydı. Kurt hiçbir ine sığmayana kadar hızla büyüdü, Morgoth'un ayaklarının dibinde iri cüssesiyle ve daima açlık içinde uzandı. Orada cehennemin ateşi ve acıları içine yerleşti, güçlü, korkunç ve işkence edilmiş yok edici bir ruhla doldu.

…eski ilahi ırktan bir güç inerek Lüthien'e sahip oldu, büründüğü iğrenç sureti terk ederek Carcharoth'un gücü önünde küçük ama parlak ve korkutucu bir şekilde dikildi. Elini kaldırarak ona uyumasını emretti ve dedi ki: "Ey kederli ruh, şimdi karanlık bir unutuşun içine gir, bir süre için yaşamın korkunç yazgısını unut." Ve Carcharoth, sanki üzerine yıldırım düşmüş gibi yıkıldı.

 

Morgoth'un huzuruna ulaştılar.

Morgoth kızın güzelliğine baktı, ölümcül bir şehvete kapıldı ve Valinor'dan kaçtığından beri yüreğine düşenlerden daha karanlık bir plan tasarlamaya başladı. Böylece kendi kötülüğüyle ayartıldı,

Tüm saray uykuya daldı, ateşler soluklaşıp söndü; ama Morgoth'un başındaki taçta bulunan Silmaril'ler, aniden beyaz alev ışıltılarıyla parıldadı; tacın ve mücevherlerin üzerine, arzu, korku ve özen gösterip korumanın ağırlıklarıyla yüklü bir dünya yerleştirilmiş gibiydi ki bu Morgoth'un iradesinin bile taşıyamayacağı bir ağırlıktı ve başını öne eğdirdi.

Morgoth aniden, toprak kaymasına uğrayan bir tepenin akışı gibi devrildi, tahtının üzerinden bir şimşek gibi savrulup cehennemin zeminine yüzükoyun uzandı. Demir tacı başından çıkarak yuvarlandı. Artık her şey hareketsizdi.

Beren ölü bir hayvan gibi yere uzanmıştı; ama Lûthien eliyle dokunarak onu kaldırdı ve kurt kılığından sıyrıldı. Bıçağı Angrist'i çekti; ve onu zapteden demir pençelerden bir Silmaril kesti.

Onu avucunun içine kapatırken bedeninden bir parıltı fışkırdı, eli ışıldayan bir lamba gibi oldu; ama mücevher dokunmasına izin verip canını yakmadı.

Kapı'da kaçamayacaklan bir engel vardı; Carcharoth uykusundan uyanmış, Angband'ın eşiğinde öfke içinde dikiliyordu. Onun farkına varmalarından önce, onları gördü ve koşarlarken önlerine atladı.

Carcharoth kutsal mücevhere baktı ve korkmadı, içindeki yok edici ruh ani bir ateş gibi canlandı; birden eli ağzının içine alarak bileğinden ısırdı. Ruhu bir acı aleviyle doldu, Silmaril melun etini yaktı.

Uluyarak önlerinden kaçtı, Kapı'nın önündeki vadinin yamaçları işkencesinin feryadıyla yankılandı. Deliliği öyle dehşet vericiydi ki vadide yaşayan ya da oraya yönelen yolların üzerinde olan Morgoth'un tüm yaratıkları kaçıştı; yoluna çıkan tüm canlıları öldürdü ve dünyanın üzerine Kuzey'den bir yıkım boşaldı.

Morgoth'un orduları uyanmıştı. Böylece Simaril macerası yıkım ve ümitsizlik içinde sona ermişe benziyordu; ama o anda vadinin yamaçlarının yukarısında, kuzeye doğru rüzgârdan daha hızlı kanatlarıyla uçan üç güçlü kuş belirdi. Tüm kuşların ve hayvanlar Beren'in yakınında dolaşması ve yardıma ihtiyaç duyduklarında haber verilmesi istenmişti ve Huan ona yardım etmeleri gerekebileceğinden her şeyin izlenmesini emretmişti.

Thorondor ve kulları / Lûthien ve Beren'i yerden kaldırıp bulutların içinde taşıdılar.

Bundan sonra Beren, Tek-elli, Erchamion diye adlandırıldı; acısı yüzüne kazınmıştı. Ama Lûthien'in aşkı sayesinde yeniden hayata dönmüştü,

Beren, Lûthien'i babası Thingol'un tahtının önüne götürdü

"Sözüme uyarak döndüm. Şimdi benim olduğunu iddia etmek için geldim."

Ve Thingol yanıtladı: "Macerandan ve yemininden ne haber?"

Ama Beren dedi ki: "Tamamlandı. Şimdi bir Silmaril elimde."

O zaman Thingol dedi ki: "Onu bana göster!"

Thingol'e bu İnsan'ın diğer ölümlü İnsanlardan farklı olduğunu gördü ve Lûthien'in sevgisi yeni ve tuhaf bir şey gibi geldi; yazgılarının dünyanın hiçbir gücüyle engellenemeyeceğini anladı. Bu yüzden sonunda onun arzusunu kabullendi ve Beren, babasının tahtının huzurunda Lûthien'in elini tuttu.

Carcharoth her gün Menegroth'a yaklaşırken, hikâyelerin hayvan takiplerinin en tehlikelisi diye anlattığı Kurt'un Avlanışı'na hazırlandılar.

(Carcharoth) Thingol'un üzerine atladı. Beren hızla Thingol'ün önüne elinde mızrağıyla geçti ama Carcharoth onu yana sürükleyip yere yıktı ve göğsünü ısırdı. O anda Huan çalılıktan fırlayıp Kurt'un üzerine atladı, şiddetle dövüşerek yere düştüler

Huan, Carcharoth'u öldürdü; ama orada, Doriath ormanında, uzun süre önce söylenmiş yazgısı da tamamlanmıştı; ölümcül yaralar almış, Morgoth'un zehiri içine işlemişti. Beren'in yanına gelip yere yığıldı, üçüncü kez sözcüklerle konuştu; ölmeden önce Beren'e elveda dedi. Beren konuşmadı ama elini kurt köpeğinin başına koydu, böylece ayrıldılar.

(Kurdun karnını yardılar) Silmaril orada göz önüne çıkmış olarak durdu, ışığı çevrelerindeki ormanın gölgelerini doldurdu. Sonra Mablung korku içinde onu hızla alıp Beren'in eline yerleştirdi; ve Beren, Silmaril'in dokunuşuyla canlanıp onu yukarıya kaldırarak Thingol'e almasını söyledi. "Şimdi Macera başarıldı," dedi, "yazgım tamamlandı"; ve bir daha hiç konuşmadı.

 

(Lûthien) Orada kollarını Beren'e dolayıp Batı Denizi'nin ötesinde kendisini beklemesini söyleyerek öptü; ve Beren, ruhu kendini terk etmeden önce kızın gözlerine baktı.

 

Lûthien, Batı'nın konakları ötesinde, dünyanın sınırları üzerindeki Mandos'un salonlarına, Eldalie'nin kararlaştırılmış yerine geldi.

Mandos'un huzurunda diz çöküp ona şarkı söyledi.

Lûthien'in Mandos'un huzurunda söylediği şarkı, sözcüklerle dokunmuşların en güzeli, dünyada duyulabilecek en kederli şarkıydı.

 

Mandos merhamete geldi, daha önce hiç böyle hareket etmemişti ve sonra da etmeyecekti.

Ilûvatar'ın hükmü altında dünyayı yöneten Valar Efendisi Manwe'ye gitti; ve Ilûvatar'ın arzusunun vahiy edildiği en derin yer olan düşüncesinde Manwe bir çözüm aradı.

(İki seçenek vardı Valimar’da sonsuza dek yaşamak fakat Beren olmadan ya da Orta Dünya'da Beren’le birlikte bir ömür fakat ölümsüzlük olmadan)

Kutlu Diyar'ı terk ederek ve orada yaşayanlarla ilgili akrabalık haklarından vazgeçerek ikinci tercihi seçti

Böylece Eldalie arasında gerçekten ölen sadece o oldu ve uzun zaman önce dünyayı terk etti.

…

 

Yirminci Bölüm

Beşinci Savaş: Nirnaeth Arnoediad'a Dair

Denir ki Beren ve Lûthien'in kuzeydeki topraklara dönerek bir süre erkek ve kadın olarak birlikte yaşamış; ve yeniden Doriath'da: ölümlü bedenlerine bürünmüşler. Onları görenler hem sevinç hem de korkuyla dolmuş; Lûthien Menegroth'a giderek elinin dokunuşuyla Thingol'un kışını düzeltmiş. Melian onun gözlerine bakmış, orada yazılı hükmü okuyup dönüp gitmiş; çünkü aralarında dünyanın sonunun ötesine uzanan bir ayrılığın doğduğunu anlamış ve o anda hiçbir kaybedişin kederi Maia Melian'ın kederinden daha ağır değildi.

 

Feanor oğlu Maedhros, Morgoth'un zaptedilemez olmadığını anlayarak dua etti; çünkü Beren'in ve Lûthien'in yaptıkları Beleriand'ın her yerinde birçok şarkıda anlatılmıştı.

 

Savaşın dördüncü gününde Anfauglirh düzlüğünde. Sayısız Gözyaşı, Nirnaeth Arnoediad başladı, hiçbir şarkı ya da hikâye Onun tüm kederini kapsayamaz.

Morgoth son gücünü ortaya sürdü, Angband boşaltılmıştı. Kurtlar ve kurtbinicileri geldiler, Balroglar, ejderler ve ejderlerin babası Glaurung geldi.

 

Cücelerin kralı Azaghâl Glaurung’un karnını deldi.

Sonra Cüceler Azaghâl'ın bedenini kaldırıp uzağa taşıdılar; yavaş adımlarla, bu sanki ülkelerindeki bir cenaze töreniymiş gibi pes seslerle ağıt söyleyerek arkasından yürüdüler, artık düşmanlarına dikkat etmiyorlardı; ve kimse onları durdurmaya cesaret edemedi.

 

Balroglann Efendisi Gothmog / Fingon'a yöneldi.

Gothmog kara baltasıyla ona vurdu ve yarıldığında Fingon'un miğferinden beyaz bir alev fışkırdı. Yüce Noldor Kralı böylece öldü

 

…altıncı günde / Huor gözüne saplanan zehirli bir okla öldürüldü, Haddr'un tüm yiğit İnsanları etrafında bir yığın halinde katledildiler; ve Orklar başlarını kesip günbatımında, altından bir tepecik gibi yığdılar.

Hepsinin sonunda Hurin tek başına ayaktaydı.

Hurin'in her kesip öldürüşünde "Aure entuluva! Gündüz yeniden gelecek!" diye bağırdığı şarkılarda söylenir. Bunu yetmiş kez haykırmış; ama sonunda Morgoth'un emriyle canlı yakalamaları gerektiği için kollarına yapışmışlar, ama o baltasıyla onları kesmeye devam etmiş ta ki büyük bir Ork yığınının altında kalıncaya dek. Sonra Gothmog onu bağlayıp aşağılamalar içinde Angband'a sürükledi.

 

Morgoth'un zaferi görkemliydi ve tasarısı, kalbini fethedecek bir şekilde gerçekleşmişti; çünkü İnsanlar, İnsanların canlarını alıp Eldar'a ihanet etmiş, ona karşı birleşmesi gerekenler arasında korku ve nefret uyanmıştı. O günden itibaren Elf yürekleri, Edain'in Üç Hanedanı'ndan olanlar dışında, İnsanlara yabancılaştı.

 

Şimdi Mongoth'un düşüncesi Turgon'un üzerinde yoğunlaştı; çünkü düşmanları içinde yakalamayı ya da yok etmeyi en çok istediği, Turgon ondan kaçmıştı. Bu düşünce onu tedirgin etti, zaferini gölgeledi, çünkü güçlü Fingolfin hanedanından gelen Turgon, şimdi hakkı olarak tüm Noldor'un Kralı olmuştu…

 

Yirmi Birinci Bölüm

Turambar Túrin'e Dair

(Sayısız Gözyaşı Savaşından sonra annesi Morwen, Túrin için endişelendi ve oğlunu Doriath'a gönderdi. Thingol onu oğlu gibi yetiştirdi. Kralın dostlarından biriyle tartıştı ve sonra bu kişinin ölümünden sorumlu tutuldu. Bunun üzerine Doriath’dan ayrıldı.

Thingol Túrin’i bulması için Beleg’i görevlendirir. Beleg Túrin’i buldu fakat geri dönmeye ikna edemedi. Uzun zaman sonra orkların elinde tutsak olan Túrin’i kurtaran yine Beleg oldu fakat elleri bağlı halde baygın olan ve kendine geldiği anda Beleg’i düşman sanan Túrin, eline geçirdiği kılıçla Beleg’i öldürdü.

Túrin Nargothrond'a gider ve burada Kara Kılıç lakabıyla anılır. Burada orklara karşı bir savaşı kumanda eder. Açık bir alanda düşmanla çarpışır fakat orkların başındaki ejder Glaurung, meydandaki herkesi alevleriyle yok eder ve böylece Nargothrond yok olur.

Túrin, ailesini tekrar bulabilmek ümidiyle Dor-lómin'e geri döndü. Burada kardeşi Nienor'la karşılaştı. Nienor, Túrin Dor-lómin’den ayrıldıktan sonra doğmuştu. Kardeş olduklarını bilmiyorlardı. Túrin, karşılaştığı ve bu kıza Nîniel adını verdi ve onunla evlendi.

Túrin Kılıcı Anglachel ile Glaurung’un karnını deldi. Yaralanan ejder, bakışlarıyla Túrin’i esir etti. Nienor dehşet içinde onlara bakarken ejder, Nienor’a Túrin’le kardeş olduklarını söyledi. Nienor kıyısında durduğu nehre atlayarak intihar etti.

Ejderin büyüsünden kurtulan Túrin gerçeği kabullenmek istemedi. Fakat korkunç yazgısını uzun süre yadsıyamadı. Ejder leşinin olduğu yere döndü. Kendini kılıcının üzerine bırakarak intihar etti.)

 

Yirmi İkinci Bölüm

Doriath'ın Yıkılışına Dair

Böylece bitti Turambar Tûrin'in hikâyesi; Ama Morgoth uyumadı, ne de kötülüğe ara verdi, Hador hanedanıyla işi henüz bitmemişti. Hûrin'in elinin altında, Morwen'in de yabanda bilinçsizce dolaşmasına rağmen, onlara karşı kötülüğe doymamıştı.

 

(Hûrin) Tûrin'in ölümünün üzerinden bir yıl geçmişti. Yirmi sekiz yıl boyunca Angband'da esir tutulmuş ve gittikçe artan bir eziyetle davranılmıştı.

 

Cücelerin Gerdanlığı, Nauglamir. Hurin, sert ve acı sözlerle onu Thingol'un ayaklarının önüne fırlattı.

 

Hûrin / Sonra dönüp Bin Mağara'dan çıktı ve onu görenler yüzünün önünde geriledi; ve kimse gidişine karşı koymadı, nereye gittiğim kimse bilmedi.

 

(Thingol) Nauglamir'i yeniden yapacak, içine Silmaril'i yerleştireceklerdi.

Arzusu başarıldı,

Thingol onu alıp boynun etrafına takmaya hazırlandı; ama Cüceler onu bırakmadı,

(Kral) Doriath'dan gitmelerini emretti. Cücelerin şehveti Kral'ın sözleriyle hiddetlenerek alevlendi; etrafını kuşatıp onu yakaladılar ve o dururken onu katlettiler.

Sonra Cüceler Nauglamır'i alıp Menegrpth'dan çıkarak doğuya Region'a doğru kaçtılar. Ama haberler ormanda hızla yayıldı

Nauglamir yeniden ele geçirilip keskin bir keder içinde Kraliçe Melian'a getirildi.

Melian, Orta Dünya'dan yok oldu, batı denizinin ötesindeki Valar diyarına geçti,

 

Cüceler yollarında ilerleyip büyük köprüyü geçerek Menegorth'a girdiler; ve orada, Eski Günler'in kederli olayları içindeki en keder verici şey oluştu. Çünkü Bin Mağara'da savaş vardı, birçok Elf ve Cüce öldürülmüştü; bu unutulmayacaktı.

Ağır Elli Mablung öldü; ve Silmaril alındı.

 

Sarn Athrad'da, Beren son savaşını yaptı ve Nogrod Efendisi'ni öldürüp ondan Cücelerin

Gerdanlığı'nı söküp aldı; ama ölürken tüm hazineyi lanetledi.

Beren Nauglamir'i alarak Tol Galen'e döndü.

…kolyeyi ve ölümsüz mücevheri boynuna taktığında Lûthien'in görüntüsü, Valinor diyarının dışında oluşan en büyük güzelliğe ve görkeme ulaşmıştı;

 

Dior, anne ve babasının Morgoth'un dehşetinden umudun ötesine geçerek getirdikleri Silmaril'e uzun süre baktı; ölümün onların üzerine böylesine çabuk ulaşması yüzünden kederi büyüktü. Bilgeler, Silmaril'in onların sonunu hızlandırdığını söyler

Sonra Dior kalkıp Nauglamir'i boynuna taktı

 

Feanor oğullarının yemini tekrar uykudan uyandı.

Dior'la Bin Mağara'da savaştılar; böylece Elf in Elf tarafından ikinci kıyımı gerçekleşti.

Dior ve karısı Nimloth da katledildi,

Doriath harap edildi ve asla yeniden yükselmedi. Ama Feanor oğulları aradıkları şeye ulaşamadı; çünkü halkın geri kalanı onlardan önce kaçmıştı ve aralarında Dior'un kızı Elwing de vardı, yanlarında. Silmaril'i taşıyarak deniz kıyısına Sirion'un deltalarına geldiler.

 

Yirmi Üçüncü Bölüm

Tuor'a ve Gondolin’in Yıkılışına Dair

Hûrin'in kardeşi Huor'un Sayısız Gözyaşı Savaşı'nda öldürüldüğü anlatıldı; ve o yılın kışında karısı Rian, Mithrim'in yabanında bir oğul doğurdu, ona Tuor adı verildi

Tuor, Gondolin'de kaldı,

Maeglin'in saklı nefreti daha da büyüdü, çünkü ona, Gondolin Kralı’nın tek varisine sahip olmayı her şeyden çok arzuluyordu.

Tuor, Kral'ın beğenisini kazanarak öyle yükseldi ki orada yaşadığı yedi yılın sonunda Turgon, onun kızının elini tutmasını reddetmedi

Sonraki yılın baharında Tuor ile Celebrindal Idril'in oğulları Yarı Elf Eerendil, Gondolin'de doğdu

Maeglin'in Orklar tarafından yakalanıp Angband'a götürülmesi gerçekleşti. Maeglin güçsüz ya da korkak değildi, ama işkence ruhunu yıldırdı, Morgoth'a Gondolin'in yerini, ulaşılıp saldırılabilecek yolları açıklayarak hayatını ve özgürlüğünü satın aldı.

Morgoth kimse ihanetinden şüphelenmesin diye onu Gondolin'e gönderdi, böylece zamanı geldiğinde Maeglin saldırıya içeriden yardım edecekti;

Earendil'in yedi yaşına bastığı yıl, Morgoth sonunda hazırdı,

Ecthelion'un, Balrog Efendisi Gothmog'la Kral'ın meydanındaki döğüşü ki her biri diğerini öldürdü,

Tuor, Maeglin'le şehrin surlarında döğüşüp onu aşağı fırlattı,

Gondolin'in kalanları dağları aşıp Sirion Vadisi'ne ulaştı…

 

Yirmi Dördüncü Bölüm

Earandil’in Yolculuğuna ve Öfke Savaşına Dair

Eârendil, sonra Sirion deltası civarına yerleşen halkın efendisi oldu; Zarif Elwing'i eş olarak aldı ve o da ona Yarı Elfler denen Elrond ile Elros'u doğurdu.

 

Eârandil, Cîrdan'ın yardımıyla şarkıdaki gemilerinin en güzeli olan Köpükçiçeği'ni, Vingilot, inşa etti

 

…oğullarının esareti için Earendil ve Elwing'in kederi çok büyüktü, öldürüldüklerinden korkuyorlardı; ama öyle değildi. Çünkü Maglor, Elros ve Elrond'a acımıştı,

 

Manwe hükmünü verdi, dedi ki: "Bu meselede hüküm kudreti bana verildi. İki Akraba'nın sevgisi için cesaret edip giriştiği tehlike ne Eârendil'e ulaşacak ne de ona duyduğu sevgi yüzünden tehlikeye atılan karısı Elwing'e; ama onlar bir daha asla Dış Topraklar'daki Elf ya da İnsanlar arasında yürüyemeyecekler. Ve onlar hakkındaki kararım şu: Eârendil'e, Elwing'e ve oğullarına özgürce hangi soyun kaderlerine katılacakları, hangisinin altında yargılanacaklarını seçme hakkı verilecektir."

Elwing, Lûthien yüzünden, Ilûvatar'ın İlk Çocukları arasında yargılanmayı seçti

 

Batı ve Kuzey ordularının karşılaşması Ulu Savaş, Öfke Savaşı diye adlandırıldı. Morgoth'un Saltanatının tüm gücü savaşa girdi, sayıları o denli fazlaydı ki Anfauglith savaşa yetmedi; ve tüm Kuzey savaşla alevler içinde kaldı.

 

Morgoth korktu ve kendisi başlarına geçmeye cesaret edemedi. Düşmanlarının üzerine hazırladığı son korkunç saldırıyı saldı, Angband'ın çukurlarından, daha önce görülmeyen kanatlı ejderler fırladı; bu korkutucu ordunun saldırısı öyle ani ve yıkıcıydı ki Valar ordusu geri sürüldü, çünkü ejderler büyük gök gürlemeleriyle, şimşeklerle ve ateşten bir fırtına içinde gelmişti.

Ama Eârendil, beyaz alevle ışıldayarak ulaştı, Vingilot'un çevresinde göklerin tüm büyük kuşları toplanmıştı ve reisleri Thorondor'du, havada tüm gün ve karanlık bir şüphe gecesinin sonuna kadar savaş yapıldı. Güneşin yükselmesinden önce Eârendil, Kara Ancalagor'u, ejder ordusunun en güçlüsünü öldürüp onu gökyüzünden aşağıya fırlattı; ve ejder, Thargorodrim kulelerinin üzerine düştü, kuleler yıkılıp parçalandı. Sonra güneş yükseldi ve Valar ordusu galip geldi, ejderlerin hemen hemen tamamı yok edildi; Morgoth'un tüm çukurları parçalanıp üstleri açıldı, Valar'ın kudreti dünyanın derinliklerine dek indi. Orada Morgoth kovuğunda duruyordu ve hâlâ cesur değildi. Madenlerinin en derinlerine kaçtı, barış ve af için yalvardı; ama ayakları kesilip yüzü koyun yere savruldu. Daha önce yapıldığı gibi Angainor ile zincirlendi ve demir tacı boynuna takılacak bir tasma olarak yeniden dövüldü, başı dizlerinin üzerine eğilmişti. Ve Morgoth'ta kalan iki Silmaril, tacından alındı, gökyüzü- nün altında lekesizce parladılar; Eönwe onları alıp korudu.

 

Feanor oğulları / Silmaril'leri nasıl ele geçirecekleri hakkında konuştular. Kendilerini gizleyerek geceleyin Eönwe'nin kampına geldiler, Silmâril'lerin korunduğu yere sokuldular; ve muhafızları katlederek mücevherleri ele geçirdiler.

Ama mücevher, dayanılmaz bir acı içinde Maedhros'un elini yaktı. Eönwe’nin söylediği gibi mücevherin üzerindeki hakkının hükmünü yitirdiğini ve yeminin boşuna olduğunu anladı. Acı ve keder içinde olarak kendini alevle dolu dipsiz bir yarığa attı, böylece sona geldi; taşıdığı Silmaril, Dünya'nın bağrına gömüldü.

Ve denir ki, Maglor, taşadığı Silmaril'in ona verdiği acıya dayanamamış; sonunda onu Deniz'e fırlatmış, ondan sonra keder ve pişmanlık içinde dalgaların yanında şarkılar söyleyerek daima kıyılarda dolaşıp durmuş.

Ve böylece Silmaril'lerin uzun süre sonra yurtlarını bulmaları gerçekleşmişti: biri gökyüzünde, biri dünyanın yüreğindeki ateşlerde ve biri de suların derinliklerinde.

 

Valar, Morgoth'u, Dünya'nın Duvarları'nın ötesine, Karanlık'ın Kapısı'ndan Zamandışı Boşluk'a itti; o duvarlara sonsuza dek bir nöbetçi yerleştirildi, ve Eârendil gökyüzünün surlarını izlemeye devam ediyordu.

 

Burada sona eriyor SILMARILLION.

Maceranın devamı için Güç Yüzüklerine Dair

 

…

Türkçeleştiren: Serap Erincin - Hakan Aytutucu

Altıkırkbeş Yayınları

2. basım, 2001

1 Haziran 2020 Pazartesi

Müzik vs. Kurgu / Orta Dünya / Fangorn Ormanı / Entler / The Last March Of The Ents


The Last March Of The Ents




Fangorn Ormanı

Fangorn Ormanı, Dumanlı Dağların güney sınırının doğusundaki kadim bir ormandır.
Bir zamanlar Orta Dünya’nın kuzeybatısındaki Ered Luin'e yani Mavi Dağlar'a kadar uzanan ve şimdilerde Yaşlı Orman olarak bilinen bölgeyi de kapsayan ulu ormanın bir parçası olan Fangorn Ormanı, içine girenlere genellikle büyük bir huzursuzluk hissi veren, taraz taraz ve fazlaca boy atmış bir ağaçlar düğümü gibidir. Bazıları burayı havasız, loş ve boğucu olarak tarif ederken, diğerleri havada sanki sürekli izleniyormuş gibi bir gerilim ve öfke hissettiklerini söylerler. Kötü ve tehlikeli bir yer olarak tanınır ve ziyaretçiler orada yetişen canlı bir ağacın herhangi bir parçasını kesecek olurlarsa, bunun hayatlarını tehlikeye sokacağı konusunda uyarılır.
Orta Dünya Ortak Dili’nde Fangorn “Ağaçsakal” anlamına gelir. Ağaçsakal ormanın bekçisi ve Entlerin ya da Onodrim’in, Orta Dünya’da yaşayan en yaşlı yaratıklardan biri olan ağaç çobanlarının en yaşlısıdır.
Entler görünüş olarak hatırı sayılır bir çeşitlilik gösterir ve farklı ağaç türlerine benzerler.
Bazıları kahverengi derileri, yayık parmaklı elleri ve kısa kalın bacaklarıyla kestane ağacına benzer; diğerleri dişbudak ağacı gibidir, birçok parmaklan, uzun bacakları ve grimsi ciltleri vardır; kimilerinin ayak parmağı sayısı üçtür, kimininki dokuza kadar varır. Ama hepsinin ortak özelliği, kendilerine özgü ağır, düşünceli bir ifadesi olan, yeşil yeşil parlayan gözleridir. Genelde uzun boyludurlar, gri ya da kahverengi postlar giyerler ve uzun gri ya da grimsi yeşil sakalları vardır.
Fangorn’un kendisi en azından on dört ayak boyundadır, her ayağında kök gibi duran yedi parmağı vardır; koca kafasının altında neredeyse hiç boyun yoktur ve orman gibi gri bir sakala sahiptir. Gözlerinin “şimdinin ışığıyla parladığı” söylenir, ama aynı zamanda “geçmişteki anılar ve irfanın büyük derinlikleri’ne sahip gibidir.
Entler Orta Dünya’nın en eski sakinleridir. Elfler Orta Dünya’ya ilk uyandıkları zaman Yavanna (sözlük anlamıyla Meyve Veren) Entleri Olva’ların (serbestçe hareket edebilen canlıların) arasına gitmelerini söyledi, çünkü yarattıklarının, özellikle ağaçların güvenliğinden endişe ediyordu. Yavanna, zanaatları için tahtaya ihtiyacı olacak cücelerin gelmekte olduğunu duymuştu.
Sayısız yıllar boyunca Entler Kuzey Eriador’dan Fangorn’a uzanan ormanlık alanı dolaşarak ağaç sürülerini korudular, onlara baktılar. Aslında Entler, Entkızlar ve Enthanımlarla yaşıyor, onlarla birlikte yolculuk ediyorlardı. Enthanımların gençliklerinde çok hoş ve ayağına çabuk oldukları, olgunluklarında ise bellerinin büküldüğü, güneşten yandıkları söylenir. Entler ve Enthanımlar yavaş yavaş kendi yollarına gitmeye başladı; Entler yabani meyvelerle beslendikleri, ağaçlar ve elflerle konuştukları ormanlara ve dağlara; Enthanımlar ise daha küçük ağaçlara ve büyük ormanların dışındaki çayırlara çekildiler. Burada her yerde dolaştılar, nereye gittilerse oradaki ağaçlara ve çiçeklere serpilmelerini emrettiler, gittikleri her yerde güzel bahçeler yarattılar. Sonunda Ulu Nehir’i geçtiler ve bitkiler hakkındaki bilgilerini insanlara aktardılar.
Orta Dünya’nın ikinci çağında ortadan kayboldular ve bahçeleri savaşta çöle döndü, harap oldu, Boz Topraklar diye anılmaya başlandı. Entler’in kayıp yoldaşlarını arayışları hâlâ elf şarkılarında kayıtlıdır, ama Entler bundan sonra hiç şarkı söylememiş, sadece Enthanımların isimlerini seslendirmişlerdir. Şimdilerde bazı Entler hâlâ nispeten canlıdır, ama çoğunu uyku basmış, ağaç gibi olmuşlardır.
Eski Orman'da da bazı kötü Entler görülebilir ama büyük çoğunluğu, bazı alanlarında karanlığın asla kalkmadığı Fangorn Ormanı’ndadır.
Entler, görünüşü ve yapısı birbirinden hayli farklı Entevlerinde yaşarlar. Ağaçsakal’ın kendisi genellikle Son Dağ'ın köklerinde ve yukarıdaki dağdan doğan Entsuyu yakınındaki Kaynakkonağı’nda yaşar. Her biri bir tarafta olmak üzere, canlı kapı sütunları gibi yapraklarını dökmeyen cinsten iki ağaç durur, Ent içlerinden geçip, dağın yan tarafına oyulmuş düzlüğe ulaşsın diye dallarını kaldırırlar. Her iki tarafta kaya duvarları yaklaşık elli ayak yükselir. Arkada, kayadan kemerli bir bölme oyulmuştur. İki duvar boyunca iki dizi ağaç sıralanmıştır, dalları tepede buluşarak kısmen çatı görevini yerine getirir. Arka duvardan aşağı bir dere dökülür, kayalık bölümün önünde ince bir su perdesi oluşturur ve Entsuyu'na katılmadan önce yerde bulunan taş bir havuza akar. Mobilya olarak sadece taş bir masa ve alçak ayaklar üzerinde duran bir yatak vardır, bu yatak kuru otlar ve eğreltiotlarıyla kaplıdır. Aydınlatma, içleri su dolu iki kapla sağlanır; Ağaçsakal ellerini üzerlerine koyduğu zaman yeşil bir ışıkla parlar, girintiyi ve ardındaki ağaçları aydınlatırlar. Diğer Entevleri biçim ve görünüm olarak değişiklik gösterseler de hepsinde akan su vardır.
Entler, Entsuyu'nun tadına benzeyen ama aynı zamanda orman havasının da lezzetine sahip bir sıvı olan Entyudumu ile beslenirler. Güçlü bir ayıltıcıdır, muazzam enerji ve canlılık depolar. Yüzük Savaşı sırasında Shirelı iki hobbit Entyudumuyla yaşamış ve bunun bir sonucu olarak boy atmış, hobbitlere göre şaşılacak bir boya erişmiştir.
Entler öldürülebilseler de doğal yollarla ölmezler. Akıl almaz bir fiziksel güçleri vardır; bir Entin tek yumruk darbesiyle demir ince bir teneke gibi liğme liğme olur, bir kayayı el ve ayak parmaklarıyla, sanki ekmek kabuğuymuş gibi kolaylıkla parçalayabilirler. Kalın ve sert derileri onları korur, oklar ve kılıçlar onlara zarar veremez. Baltayla sert bir darbe onları yaralayabilir ama hiçbir insan ikinci bir saldırı şansı bulamaz. Öte yandan Entler, ateşe karşı çok zayıftırlar.
Irk olarak Entler ihtiyatlı ve dikkatlidirler, yavaş konuştukları için herhangi bir karara varmaları çok uzun zaman alır; belki de yaşları çok ileri, bilgelikleri engin ve her şeyin karmaşıklığının farkında oldukları için. Tutkuları nadiren ateşlenir. Onları kesinlikle harekete geçirecek tek şey, kendilerine ya da ağaçlara yönelik bir tehdittir. Böyle bir tehdit algıladıklarında, şaşırtıcı bir değişim geçirirler; yavaş, sabırlı ve biraz da melankolik olmaktan çıkıp korkunç ve fevkalade vahşi olurlar.
Aynı ağır özellik, öğrenmesi son derece zor olan dillerinde de görülür. Yavaş tekrarlara yer veren bir dildir; bağlamından çıkmış bir nesne kavramından yoksun görünür.
Böylece Ağaçsakal adını söylediğinde, bir hikâye anlatıyor gibidir: onun ömrü uzadıkça, ismi de uzar. Entçe’nin tek yazılı kaydı, Shire’ın Kırmızı Kitabı’ndadır; Ağaçsakal kendi “a-lalla-lalla-rumba-kamanda-lind-orburume'sini, “üzerinde bulunduğumuz şey, latif sabahlarda üzerinde durup etrafa nazar ettiğim ve güneş, ormanın gerisindeki çimenler, atlar, bulutlar ve dünyanın gözler önüne serilişi hususunda tefekküre daldığım yer” diye çevirmişti. Bu Entçe örneğini kaydeden iki hobbit, Ağaçsakal’a bunun sadece bir tepe anlamına geldiğini söylediler. Cevabı, entlerin karakterleri hakkında pek çok şey anlatan bir örnektir: “Dünyanın bu kısmı teşekkül ettiğinden beri burada duran bir şey için aceleci bir sözcük.”
Entlerin bilgisi kadim ve muazzamdır.
Başka şeyleri anlamakta daha iyi oldukları ve insanlar kadar benmerkezci olmadıkları için kendilerini elf olarak kabul ederler; elflerden daha kolay uyum sağladıkları için de insan olarak. Her iki türe karşı üstünlükleri ise daha istikrarlı olmaları ve bir şeyi uzun süre akıllarında tutabilmeleridir.
Fangorn aynı zamanda tuhaf ve tehlikeli yaratıklar olan ve ağaca benzemiş Entler oldukları sanılan Huorn’ların da evidir. Bunlar son derece süratli hareket edebilen ve kendilerini gölgelere sarıp neredeyse görünmez olabilen vahşi yaratıklardır. Huorn’lar ağaçlara göz kulak oldukları Fangorn’a ve civardaki küçük vadilere yayılmışlardır. Yüzük Savaşı sırasında Ağaçsakal’ın önderlik ettiği Entlerle birlikte insanların tarafında savaşmış ve önemli bir rol oynamışlardır.
Enthanımların kayboluşundan beri, bazen bu eski ırkın neslinin tükenmek üzere olduğu düşünülür. Ancak, iki taraf da her şeylerini yitirdikleri zaman Entlerle Enthanımların tekrar bir araya gelecekleri yolunda bir kehanet de vardır.

(Alberto Mangııel, Gianni Guadalupi, (tercüme: Sevin Okyay, Kutlukhan Kutlu), Hayali Yerler Sözlüğü, 1. Cilt, Yapı Kredi Yayınları (2. Baskı, 2007), s. 256-258)


29 Ocak 2020 Çarşamba

Yüzüklerin Efendisi


J. R. R. Tolkien - Yüzüklerin Efendisi


Önsöz

Bu kitap büyük ölçüde hobbitler hakkındadır.

Hobbitler pek kendilerini göstermeseler de kadim bir halktır.
Hobbitlerin en çok sevdikleri uğrak yerleri derli toplu, güzelce ekilip biçilmiş kırlık yerlerdi. Alet kullanmada maharetli olmalarına rağmen demirci körükleri, su değirmenleri veya el dokuma tezgâhlarından daha karmaşık makinalardan anlamazlardı; hala anlamazlar ve sevmezler.
Kulakları delik, gözleri keskindir…

Boyları hobbitten hobbite değişir, bizim ölçülerimize göre 60 santim ile 120 santim arasındadır.
…günde altı öğün yemek yerler, içerler…
Keskin gözlü olduklarından ve hedefi şaşırmadıklarından çok iyi okçuydular.
Bilbo ve Frodo Baggins gibi bekar olanlara pek ender rastlanırdı…

…pipo otu ya da yaprağı adını verdikleri bir otun yapraklarını kil veya tahta pipoların da yakarak dumanı içlerine çekerlerdi.

Kollukçu, hobbitlerin polislere ya da polise benzer yegâne görevlilerine verdikleri isimdi.

…günün birinde Bilbo'nun kapısına Büyük Büyücü, Gri Gandalf çıkagelmişti, yanı sıra on üç cüce ile birlikte: Bunlar kralların soyundan Thorin Meşekalkan ile sürgündeki on iki arkadaşından başkası değildi.

Bilbo bir süre dağların derinlerinde kara ork madenleri içinde kaybolmuş ve burada çaresizlik içinde el yordamıyla yolunu bulmaya çalışırken eline tünelin zemininde duran bir yüzük takılmıştı. Yüzüğü cebine atmıştı.

Gollum iğrenç, küçük bir yaratıktı
Takan kişiyi görünmez yapan altın bir yüzük. Sevdiği tek şeydi o, onun kıymetlisiydi ve Gollum onunla konuşurdu, yanında olmadığı zamanlarda bile.

Eğer karşılaştıklarında yüzük yanında olsaydı belki de Bilbo'ya hemen saldırırdı; ama yanında değildi ve üstelik hobbit elinde, kılıç gibi kullandığı bir elf bıçağı tutuyordu. O yüzden zaman kazanmak için Gollum Bilbo'yu bir Bilmece oyununa davet etti; eğer Bilbo soracağı bilmecenin cevabını bilemezse onu öldürüp yiyecekti; ama eğer Bilbo onu yenerse o zaman o da Bilbo'nun isteklerine boyun eğecek, onu bu tünellerden geçirerek dışarı çıkartacaktı.
Bilbo oyunu kazandı.

Birinci Kısım

YÜZÜK KARDEŞLİĞİ

Dört Gözle Beklenen Davet

Çıkın Çıkmazı'ndan Bay Bilbo Baggins kısa bir süre sonra yüz on birinci yaş gününü debdebeli bir davet ile kutlayacağını ilan ettiğinde Hobbitköy'de büyük bir heyecan yaşanmış ve söylentiler alıp yürümüştü.

Doksan dokuz yaşında ona yaşını göstermiyor demeye başladılar; fakat yaşlanmıyor demek daha isabetli olurdu.
Bilbo yüz on bir yaşına basacaktı
…ve Frodo otuz üç, 33 yaşında olacaktı, bu da önemli bir sayıdır: "rüştüne erme" zamanı.

Yaşlı adam Bilbo'nun on kapısında yüklerini boşaltmaya başladı
İşaret Gandalf’ın işaretiydi
"Acaba gülen kim olacak?" dedi Gandalf başını sallayarak.
"Göreceğiz," dedi Bilbo.
Havai fişekler Gandalf’a aitti.
Bilbo'nun şerefine, son bir sürpriz daha vardı
Ejderha ekspres bir tren gibi gelip geçti, bir takla attı ve kulakları sağır eden bir patlamayla Subaşı üzerinde infilak etti.

Yüz kırk dört davetlinin hepsi, her ne kadar evsahibinin (kaçınılmaz bir şey olan) yemek sonrası nutkundan korkuyorlarsa da, hoş bir davet beklentisi içindeydi. Nutkuna şiir dediği şeylerden parçalar katma eğilimi vardı Bilbo'nun…
Bir eli havada, diğerini pantolonunun cebine sokmuş, ayakta, herkesin görebileceği bir yerdeydi.
…bugün varisim ve yeğenim Frodo'nun da yaş günü. Bugün rüştüne ve veraset hakkına erişiyor.
Aşağıya bir adım attı ve yok oldu.
…daha konuşmasını yaparken cebindeki altın yüzüğü ellemeye başlamıştı bile: Bunca yıldır bir sır olarak sakladığı sihirli yüzüğü. Aşağı inerken yüzüğü parmağına geçiriverdi ve bir daha Hobbitköy'de hiçbir hobbit tarafından görülmedi.
Zarfı önce şömine rafının üzerine bıraktı fakat sonra aniden geri aldı ve cebine soktu. Tam o anda kapı açılarak Gandalf hızla içeri girdi.

Benim kıymetlim o. Evet, benim kıymetlim."
Büyücünün yüzü ciddiyetini ve dikkatini korudu, sadece derin gözlerdeki bir titreşim onun şaşırmış, hatta telaşlanmış olduğunu gösteriyordu. "Daha önce de yüzüğe bu isim verilmişti," dedi, "fakat senin tarafından değil."
Frodo'ya ver onu, ben Frodo'ya göz kulak olurum.
"Yüzük hâlâ cebinde," dedi büyücü.
"Aa, öyleymiş! " diye bağırdı Bilbo.

Şu anda, en az her zamanki kadar mutluyum, bu da az bir şey sayılmaz.

Tüm ev eşyasının bedava olarak dağıtılacağı konusunda yanlış bir söylenti orman yangını gibi yayılmış ve aradan pek bir zaman geçmeden her yer, bir işi olmadığı halde oradan uzaklaştırılmayan hobbitlerle dolmuştu.

Tam oturmuştu ki ön kapının hafif hafif çalındığı duyuldu.
Sevgili Gandalf!
Yüzük'ten daha yeni yeni şüphelenmeye baladım, özellikle de dün geceden beri.
Uzunca bir süre uzaklarda kalabilirim; fakat mümkün olan en kısa zamanda gelip seni göreceğim. Beni görmeden, geldiğime inanma!

Geçmişin Gölgesi

Frodo'nun en yakın arkadaşları Peregrin Took (çoğunlukla Pippin derlerdi ona) ve Merry Brandybuck idi (Merry'nin gerçek ismi Meriadoc'tu ama bunu pek hatırlayan çıkmazdı).
Epeyce yıl, geleceği pek düşünmeden mutlu yaşadı.
…ellinci yaş günü yaklaşıyordu

Dışardaki dünyada meydana gelmekte olan garip şeyler hakkında söylentiler vardı
Shire'da pek nadiren rastlanan elfler artık akşamları ormanlardan batıya doğru giderken görülmekteydiler, hep batıya doğru, dönüşsüz bir gidiş; ama onlar Orta Dünya'yı terk ediyorlardı
Cüceler tedirgindi ve bazıları alçak sesle Düşman'dan ve Mordor Ülkesi'nden söz ediyordu.
Karanlık Kule yeniden inşa edilmiş deniyordu.
İşte tam bu sırada Gandalf uzun yokluğundan sonra tekrar ortaya çıktı. Davet'ten sonra üç yıl uzakta kalmıştı. Sonra Frodo'ya kısa bir ziyarette bulunmuş ve ona şöyle bir dikkatlice bakıp yine gitmişti.

Çok uzun zaman önce Eregion'da Elf Yüzükleri yapılmıştı, sizin tabirinizle sihirli yüzükler. Ve bu yüzükler, elbette ki, çeşit çeşitti: Bazları daha etkili, bazıları daha zayıf. Zayıf olan yüzükler, elflerin bu hünerleri tam olarak olgunlaşmadan önce yaptıkları denemelerdi ve Demirci Elfler için bunlar sadece oyuncaklardı - yine de ölümlüler için tehlikeliydiler bence. Fakat Âli Yüzükler, Kudret Yüzükleri, işte onlar korkunçtu.

Gandalf yüzüğü eline alıp kaldırdı. Som altıdan yapılmış gibi görülüyordu. "Üzerinde bir yazı veya işaret görebiliyor musun?" diye sordu. "Hayır," dedi Frodo. "Hiçbir şey yok. Dümdüzdür, ayrıca ne aşınır ne de yıpranır."
"Öyleyse seyret!" Frodo'yu hayrete ve telaşa düşüren ani bir hareketle, yüzüğü ateşin korları içine atıverdi büyücü. Frodo bir çığlık atarak elini maşaya uzattı, ama Gandalf onu durdurdu.
"Bekle," dedi emreden bir sesle…

"Kaldır!" dedi Gandalf. "Ve yakıdan bak!"
Frodo söyleneni yapıca, yüzüğün hem içinde hem de dışında yüzük boyunca dönen, ince, en ince kalem çizgilerinden de ince çizgiler gördü…

Hepsine hükmedecek Bir Yüzük, hepsini o bulacak
Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak
Bu Elf İrfanlan'nda uzun zamandan beri bilinen bir şiirin iki mısraı:
Üç Yüzük göğün altında yaşayan Elf Kralları'na
Yedisi taştan saraylarında Cüce Hükümdarlar'a,
Dokuz Yüzük Ölümlü İnsanlar'a, ölecekler ne yazık
Bir Yüzük gölgeler içindeki Mordor Diyarı’nda
Kara tahtında oturan Karanlıklar Efendisine
Hepsine hükmedecek Bir Yüzük, hepsini o bulacak
Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak
Gölgeler içindeki Mordor Diyarı'nda

…dün gece sana Büyük Sauron'dan, Karanlıklar Efendisi'nden söz etmiştim. Duymuş olduğun söylentiler doğru: Gerçekten de yeniden uyandı, Kuytuorman'daki sığmağım terk etti ve Mordor'un Karanlık Kulesi'ndeki kadim kalesine geri döndü.

Hepsinin arasında en güzelleri olan Üç Yüzük'ü Elf Hükümdarları zamanında ondan saklamışlar, ellerini sürüp kirletememiş. Yedi tanesine Cüce Krallar sahip olmuş ama bunların üç tanesini geri almış, kalanları da ejderhalar imha etmiş. Dokuz tanesini mağrur ve büyük Fani İnsanlara vermiş ve böylece onları ele geçirmiş. Uzun zaman önce O'nun hâkimiyeti altına girip Yüzük tayfları olmuşlar, yani onun büyük Gölge'sinin altındaki gölgeler, en korkunç hizmetkârları. Çok eskiden bütün bunlar. Dokuzlar ortalıkta görünmeyeli çok yıl oldu. Yine de kim bilebilir? Gölge bir kere daha büyümeye başladığına göre, onlar da tekrar ortaya çıkabilirler.

Şimdi durum şöyle: Dokuzlar'ı geri aldı; Yediler'in de kimini aldı, kimi yok oldu. Üçler hâlâ gizli. Fakat bu artık onu hiç rahatsız etmiyor. Tek olan ona yeter; çünkü o yüzüğü bizzat yapmıştı; o onun yüzüğü ve eski gücünün büyük bir bölümünü bu yüzüğe aktarmıştı ki, tüm diğerlerine hükmedebilsin. Eğer yüzüğü tekrar elde ederse, o zaman yine hepsine emri geçebilecek, nerede olurlarsa olsunlar, hatta Üçlere bile; o zaman bu yüzüklerle işlenmiş olan her şey ortada kalacak ve o her zamankinden daha güçlü olacak.
İşte o korkunç ihtimal bu, Frodo.

Smeagol / Köklere ve başlangıçlara meraklıymış; derin su birikintilerine dalamış; ağaçların ve büyüyen bitkilerin diplerini kazarmış; yeşil tepeciklere tüneller açarmış; böyle böyle dağların tepelerine, ağaçların yapraklarına ve havada açan çiçeklere bakmaz olmuş: Aklı da gözleri de hep aşağılardaymış.

Deagol kayıkta oturmuş balık avlıyormuş.
…çamuru yıkayınca avucunun içinde çok güzel altın bir yüzüğün bulunduğunu görmüş
Onu bize ver Deagol, canım, demiş Smeagol arkadaşının omuzunun üzerinden.
"Neden? demiş Deagol.
"Çünkü bugün benim yaş günüm canım ve onu istiyoruz, demiş Smeagol.

Yüzük ona, kendi heybetine göre güç vermiş. Tahmin edeceğin gibi, hiç mi hiç sevilmeyen ve (göze göründüğü zamanlar) bütün akrabalarının kaçındığı biri olup çıkmış.
Hırsızlık yapmaya başlamış ve etrafta kendi kendine konuşur, fokur fokur sesler çıkarır olmuş. O yüzden ona Gollum adım takmışlar

Bir Güç Yüzüğü kendi başının çaresine bakar Frodo. Yüzük haince sahibinin parmağından düşebilir, ama sahibi hiçbir zaman onu terk edemez.
…bildiğim kadarıyla yüzüğün tarihçesinde bir tek Bilbo bu düşünceyi sadece düşünce safhasında bırakmayıp gerçekleştirebildi. O da, ancak benim olanca yardımımla.

Yaşayanların birçoğu ölümü hak ediyor. Ve ölenlerin bir kısmı da yaşamayı hak ediyor. Yaşamı onlara verebilir misin? O halde öyle hak, hukuk adına ölüm buyurmakta çok acele etme.

Peki şunu yok edip kurtulsak ya, sen de çok önceden yok edilmiş olmalıydı dememiş miydin?" diye haykırdı yine Frodo.
"Dene!" dedi Gandalf.
Yüzüğü ateşin en sıcak yerine fırlatıp atmak niyetiyle cebinden çıkartmıştı. Fakat şimdi kendisini iyice zorlamadıkça bunu yapamayacağım fark ediyordu.

Eğer gerçekten yüzüğü yok etmek, Düşman'ın sonsuza kadar ona erişememesini sağlamak istiyorsan, sadece tek bir yol var: Orodruin'in yani Ateş Dağı'nın derinliklerindeki Kıyamet Çatlakları'nı bulup Yüzük'ü buraya atmak.

…sen seçildin ve o yüzden de sahip olduğun tüm gücü, yürekliliği ve aklı kullanmalısın.
Fakat bende bu söylediklerinden çok az var!

Bu yük senin olduğu sürece, taşımana yardım edeceğim. Fakat en kısa zamanda bir şeyler yapmamız gerek. Düşman harekete geçti.

Baggins ismini arkanda bırakman lazım.
Şimdi sana bir yolculuk ismi vereceğim. Buradan ayrıldığın zaman, ismin Bay Tepedibi olsun.

Gandalf pencerenin yan tarafına doğru süzüldü. Sonra tek hareketle pencereye sıçrayıp, kolunu aşağı uzattı. Bir viyaklama duyuldu ve Sam Gamgee'nin kıvırcık başı bir kulağından çekilerek pencere hizasına yükseldi.

Sen de Bay Frodo ile birlikte gideceksin!

Üç Kafadar

"Sessizce ve bir an önce ayrılmanız gerek," dedi Gandalf.

Fakat bu arada, hangi yolu seçeceğim?"
"Tehlikeye doğru gideni; ama ne çok aceleyle, ne de doğrudan," diye cevap verdi büyücü. “Eğer bana soracak olursan, Ayrıkvadi'ye git derim…”

Bay Baggins Çıkın Çıkmazı'nı satıyordu
Frodo'nun satmamış olduğu mobilyaları ve eşyaları taşıyan ağzına kadar dolu iki adet kapalı yük arabası, Brendibadesi Köprüsü üzerinden Erdiyarı’na, yeni evine doğru yola koyuldu.

"Eh, sonunda yola çıkıyoruz!" dedi Frodo.
Hepsi birer hobbit olduğu ve sessiz olmaya çalıştıkları için, hobbitlerin duyabileceği bir çıtırtı bile çıkartmıyorlardı.

Kapıdan çıkmak tehlikeli iştir Frodo, derdi (Bilbo). Yola adımını atarsın ve eğer ayağını sağlam tutmazsan nereye sürükleneceğin belli olmaz.

Arkamızdaki yoldan gelen bir midilli veya at sesi duyuyorum, dedi Sam.
Diğer ikisi sola, yoldan çok uzak olmayan bir çukura koştular çarçabuk. Orada yere kapandılar.
Dönemeçten siyah bir at, bir hobbit midillisi değil, kocaman bir at çıkageldi; atta, eğerin üzerinde çömelmiş gibi duran, sadece üzengiler üzerindeki çizmeleri görünecek şekilde kocaman kara bir pelerine sarınmış, kukuletasını başına çekmiş iri yarı bir adam oturmaktaydı; yüzü gölgede kalıyor ve seçilmiyordu.

Frodo'nuu üzerine aniden akla sığmaz bir ortaya çıkarılma korkusu geldi ve Yüzük'ünü düşündü Nefes almaya bile, cesaret edemiyordu, ama onu cebinden çıkarma arzusu o kadar kuvvetlendi ki yavaş yavaş eli hareket etti. Yüzük'ü parmağına bir geçirse emniyette olacağını hissediyordu.

Tekrar yola koyulduklarında, ağaçların otlar üzerindeki gölgeleri uzun ve inceydi.

Nal tıkırtısı durdu. Dikkatle gözleyen Frodo, iki ağaç arasındaki nispeten aydınlık boşluktan kara bir şeyin geçtiğini ve sonra durduğunu gördü.
Bir kez daha Yüzük'ü parmağına geçirme arzusu düştü Frodo'nun içine
Fakat tam o anda, kahkaha ile karışık şarkı sesi gibi sesler duyuldu. Yıldızları aydınlattığı havada berrak sesler yükselip alçaldı. Kara gölge doğrularak geriledi. Gölgelerle örtülü atma tırmandı ve yolun karşı tarafındaki karanlığa karışıp kayboldu.
"Elfler!" diye haykırdı Sam boğuk bir fısıltıyla.
…sonuncu elf tam geçerken döndü, hobbitlere bakarak güldü.
"Selam Frodo!" diye seslendi.
"Ben Gildor'um" diye cevap verdi başkanları, onu ilk selamlayan elf.

"Bana kendinle alakalı soru sormuyor ve pek bir şey anlatmıyorsun Frodo," dedi Gildor. "Fakat ben zaten bir kısmını biliyorum, birazını da çehrenden ve sorularının gerisindeki düşüncelerden okuyabiliyorum. Shire'dan ayrılıyorsun, lâkin aradığın şeyi bulacağından, maksadına ereceğinden, hatta geriye dönebileceğinden şüphen var. Öyle değil mi?"
Ve seni uyarırım, tehlike şimdi hem önünde, hem arkanda, hem de her iki tarafında.
…bir nasihat istiyorsan, dostluğun hatırı için vereceğim. Bence hemen, hiç oyalanmadan gitmelisin; eğer sen yola çıkıncaya kadar Gandalf hâlâ gelmemişse, bir öğüdüm daha var: Tek başına gitme. Güvenilir ve istekli arkadaşlar al yanına.
“Cesaret hiç beklenmedik yerlerden çıkar," dedi Gildor. "Ümidini yitirme! Şimdi uyu! Sabah biz gitmiş olacağız…”

Mantarlara Çıkan Kestirme Yol

…onların seçtikleri yolun tam ortasından geçiyordu dere. Ne üzerinden atlayabilirlerdi, ne de ıslanmadan, üstleri baları çizilmeden ve çamurlanmadan içinden geçebilirlerdi. Ne yapacaklarını düşünerek durdular.
"Bak!" dedi Frodo'nun koluna yapışarak. Hepsi birden baktılar ve ta yukarıdaki düzlüğün kenarında, göğe karşı bir atın durmakta olduğunu gördüler. Yanında da eğilmiş kara bir şekil vardı.

…birkaç mil daha devam ettiler.

Rüzgârın estiği yönden upuzun bir haykırış geliyordu, melûn ve yalnız bir yaratığın çığlığı gibi bir haykırış.

"Bu tarlaları ve bu kapıyı tanıyorum ben!" dedi. "Burası Karıkboyu; bizim Çiftçi Tırtıl'ın arazisi.

Bay Tırtıl: Bugün bir tuhaf dolaplar dönüyor. Tamam, buralarda garip tiplerin dolandığı görülmemiş şey değil.

Kısa bir süre sonra on dört kişi yemeğe oturmuşlardı.
Yemekten sonra çiftçi ile oğulları bir fenerle çıkıp yük arabasını hazırladılar.

Bir iki metre önlerinde, koyu renk pelerinli bir silueti belli belirsiz görür gibiydiler.
"Bay Merry!" diye haykırdı çiftçi.

Suç Ortakları Ortaya Çıkıyor

Düz, bakımlı ve kenarlarına beyaza boyalı taşlar dizilmiş olan Şat yoluna girdiler.
Merry şatı uzun bir sırıkla ağır ağır iterek karşı kıyıya doğru hareket ettirdi.
Diğer tarafta su kıyısı dikti ve karşı iskeleden yukarı doğru kıvrıla kıvrıla tırmanan bir yol vardı. Orada lambalar göz kırpıyordu. Geride Er Tepesi yükseliyordu
Sonunda sık fundalardan oluşan bir çitte açılmış dar bir kapıya geldiler.
Frodo kapıyı çaldı, Tombiş Toluk açtı. Dostça bir ışık aktı dışarıya.

Eh!" dedi Frodo sonunda, sanki bir karara varmış gibi yerinde doğrulup dimdik oturarak. "Daha fazla gizleyemem. Hepinize söylemem gereken bir şey var. Fakat nasıl başlayacağımı bir türlü bilemiyorum."

Pippin. "Senin gitmen gerekiyor - o yüzden bizim de gitmemiz gerekiyor. Merry ile ben seninle geliyoruz.

Frodo: Yarın ilk iş Yaşlı Ormana dalıyorum.

Yaşlı Orman

Orman tuhaf bir yerdir.
…ağaçlar yabancılardan hoşlanmaz. Seni gözlerler.
Bir süre için de olsa Orman'ın çatısının üzerine tırmanacakları fikriyle mest olarak, yeniden aceleyle ilerlemeye başladılar.
Bir iki saat içinde yönlerini iyice şaşırmışlardı
Hava hobbitlere çok sıcak gelmeye başladı.
Frodo'ya da uyku bastırıverdi.
"Biliyor musun Sam," dedi sonunda, "o korkunç ağaç beni itti! Bunu hissettim. O büyük kök döndü ve beni suyun içine ittiriverdi!"
"Herhalde rüya görüyordun Bay Frodo," dedi Sam. "Uykuluyken öyle yerlere oturmamalısın."
Biri bir şarkı söylüyordu
Ben Tom Bombadil'im.
"Arkadaşlarım söğüt ağacının içine hapsoldu," diye bağırdı Frodo nefes nefese.
Tom Bombadil'in evi karşılarında, bir yukarı, bir aşağı derken tepenin tam dibinde idi.

Tom Bombadil'in Evinde

"Girin aziz konuklar!" dedi kadın ve konuştuğunu duyunca az önce şarkı söyleyen o berrak sesin onun sesi olduğunu anladılar.

…kimdir bu Tom Bombadil?
O, ormanın, suyun ve tepenin Efendi'sidir.

"Siz kimsiniz Efendim?"
"Hı, ne?" dedi Tom…

Tom o kadar çok şey biliyor ve o kadar kurnazca sorular soruyordu ki, Frodo bir anda Bilbo hakkında, kendi umutlan ve korkulan hakkında, şimdiye dek Gandalfa bile anlatmadığı kadar çok şeyi Tom'a anlatır buldu kendini.
Bana şu kıymetli Yüzük'ü göster!
Frodo kendi yaptığına kendi de hayret ederek cebindeki zinciri çekti, Yüzük'ü çözdüğü gibi Tom'a uzattı.
Yüzük'ü havaya fırlattı - ve Yüzük şimşek gibi bir parıltıyla yok oldu.

Höyük Yaylalarında Sis

Tom Bombadil'in evi, vadi ve Orman gözden kayboldu.

Sis duvarlardan yuvarlanıp çıkarak boyların aştı ve tırmandıkça eğilerek bir çatı halini aldı: Orta direği dikili taş olan, sisten bir salonun içine hapsolmuşlardı.

Frodo / Arkasına dönüp baktığında tek başına olduğunu gördü: Diğerleri onu izlememişlerdi.
"Neredesiniz?" diye bağırdı perişan bir halde.
Hiç cevap yoktu.
Titreyerek başım kaldırdığında, uzun boylu karanlık bir şeklin yıldızların önünde bir gölge gibi yükseldiğini gördü. Gölge, üzerine eğilmişti. Adeta çok uzaklardan gelen bir ışıkla parlayan, ama çok soğuk bir çift göz görür gibi oldu. Sonra demirden daha güçlü ve daha soğuk bir el onu kavradı. Bu buz gibi temas kemiklerine kadar işledi ve bilincini kaybetti.

Macerasının sonuna geldiği kanısındaydı, korkunç bir sona…

Döndü ve o soğuk parıltıda Sam, Pippin ve Merry'nin yanında yatmakta olduklarını gördü. Sırtüstüydüler, yüzleri ölü gibi renksizdi ve beyazlar içindeydiler.

Tom'un onlara öğrettiği tekerlemeyi hatırladı.

"Gel dostum Frodo!" dedi Tom. "Gel, tertemiz çimenin üzerine çıkalım! Onları taşımama yardım etmen gerekecek."
Birlikte Merry'yi, Pippin'i ve Sam'i taşıdılar.

Her bir hobbit için (…) birer kama seçti.
…bu kamaların uzun yıllar önce Batıil İnsanları tarafından dövülmüş olduğunu anlattı: Karanlıklar Efendisi'nin düşmanıydı bu insanlar, ama Angmar Ülkesi'ndeki Carn Dûm'un melun kralı tarafından yenilgiye uğratılmışlardı.
"Artık onları hatırlayan çok az kişi var," diye mırıldandı Tom, "yine de kimisi hâlâ etrafta dolanıyor, unutulmuş kralların oğulları yalnızlıkta yürüyüp tedbirsiz ahaliyi kötü şeylerden koruyor."

Sonunda yola koyuldular

Dört mil kadar sonra Yol'da kapılan batıya bakan bir köye varacaksınız
Orada Sıçrayan Midilli adında eski bir han göreceksiniz.
Geceyi orada geçirip sabah yola koyulabilirsiniz.

Sıçrayan Midilli Hanında

Bree, boş arazilerin ortasında kalmış bir ada gibi küçük bir meskûn bölge olan Bree Eli'nin en önemli köyüydü.
Bree'nin gerisindeki yaban topraklarda esrarengiz gezginler vardı. Bree'liler bunlara Kolcu diyor ve nereden geldikleri hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı. Bunlar Bree İnsanları'ndan daha uzun boylu, daha esmerdi; duyma ve görme konusunda garip güçlere sahip olduklarına ve hayvanlarla kuşların dilinden anladıklarına inanılıyordu.

Kapının üzerine beyaz harflerle Sıçrayan Midilli, Arpadam Kaymakpürüzü yazılmıştı.

Birdenbire Frodo, duvar kenarında gölgede oturmakta olan tuhaf, yıpranmış görünüşlü bir adamın da hobbitlerin konuşmalarını dikkatle dinlemekte olduğunu fark etti. Adamın önünde kapaklı büyük bir içki maşrapası vardı ve garip bir tarzda oyulmuş uzun saplı bir pipo içiyordu.
Bu kim?
Gezginlerden biri o - biz onlara Kolcu deriz. Çok az konuşur…
…buralarda Yolgezer denir ona.

"Bana Yolgezer derler," dedi alçak bir sesle. "Sizinle karşılaştığıma çok memnun oldum Efendi...”

"Ee?" dedi Yolgezer, Frodo tekrar ortaya çıkınca. "Neden yaptın bunu? Arkadaşlarının söyleyebilecekleri en kötü şeyden de beterdi bu. Başını belaya soktun! Yoksa parmağını mı demeliydim?"
"Ne demek istediğini anlayamadım," dedi Frodo hem bozulup hem telaşlanarak.
"Bal gibi anladın," diye cevapladı Yolgezer; "ama şu şamata yatışıncaya kadar beklesek iyi olur. Soma, müsaadenizle Bay Baggins, sizinle bir çift laf konuşmak isterim."

Yolgezer

Ben sizden ayrılmak isteyinceye kadar, beni de yanınıza alacaksın.
İsmi Frodo Baggins olan bir hobbit arıyordum. Onu hemen bulmam gerekiyordu. Öğrendiğime göre, nasıl demeli, beni ve arkadaşlarımı ilgilendiren bir sırrı Shire'dan dışarı götürüyormuş.

Tam o anda kapı vuruldu. Bay Kaymakpürüzü, elinde mumlarla çıkageldi,

(Gandalf) bana bir mektup verdi.

"Bu kara adamlar," dedi hancı sesini alçaltarak. "Onlar da Baggins'i arıyorlar ve eğer iyi niyetle arıyorlarsa ben de hobbit olayım.

"Mordor'dan geliyorlar," dedi Yolgezer alçak bir sesle.

"Ee?" dedi Yolgezer. "O mektubu ne zaman açacaksın?"

SIÇRAYAN MİDİLLİ, BREE. Yılortası Günü, Shire Yılı, 1418.
Altın olan her şey parlamaz,
Her gezgin yitirmemiştir yolunu,
Gücü olan yaşlı kolay kolay solmaz,
Derindeki kök atlatır donu.

Küllerden bir ateş dirilecek,
Bir ışık fırlayacak gölgelerden,
Kırılan kılıç yenilenecek,
Şimdi taçsız olan, kral olacak yeniden.

…tipin değil işin güzel olsun yeter
"Ben Arathorn oğlu Aragorn'um ve canım pahasına sizi korumaya çalışacağım."

Altın olan her şey parlamaz, her gezgin yitirmemiştir yolunu.

"Kara Süvariler!" diye haykırdı Frodo.

Karanlıkta Bir Bıçak

Kara Süvariler (…) Artık evin boş, Yüzük'ün de gitmiş olduğunu biliyorlardı. Kapıdan bekçileri yararak geçip Shire'dan ayrıldılar.

Yolgezer fikrini değiştirerek, Bree'den çıkarken ana yoldan gitmeye karar verdi.

Yolgezer'in söylemiş olduğu gibi, tepede kısmen dağılmış kısmen de yılların otlarıyla örtülmüş eski taşlardan örülme geniş bir çember buldular.

Bir süre tepenin güney kenarında sessizce durdular.
Geriye, batıya -evine- doğru uzanan nefret verici Yol'a dikti gözlerini. Aniden, batıya doğru gelmekte olan iki kara noktanın yol üzerinde hareket ettiğini fark etti; bir daha baktı, başka üç kara noktanın da ağır ağır ötekilere doğru ilerlemekte olduğunu gördü.

"Evet," dedi daha keskin gözleriyle şüpheye yer bırakmayacak kadar açık gören Yolgezer. "Düşman burada!"

Süvariler / Işık dünyasın bizim gibi göremezler, fakat bizim şekillerimiz zihinlerinde bir gölge bırakır ve ancak öğlen güneşi bozabilir bunu; karanlıkta ise bize meçhul olan birçok işaret ve şekli algılayabilirler: En çok o zaman korkmak gerekir onlardan. Ve her zaman için canlılardaki kanın kokusunu alır, hem arzular hem de nefret ederler. Görme ve koklamadan başka duyular da var, tabii. Biz onların varlığını hissedebiliyoruz - daha buraya gelir gelmez, onlar henüz görmeden içimiz daralmıştı; onlar bizim varlığımızı daha da şiddetle hisseder. Ayrıca," diye ekledi, sesi bir fısıltıya dönüşerek, "Yüzük onları çeker."
Süvariler ateşi pek sevmez ve ateş kullananlardan korkarlar. Ateş, yabanlıkta bizim dostumuz.

Akşam çöküp de ateş ışıl ışıl göz almaya başlayınca, korkuyu afallarından uzaklaştırmak için onlara öyküler anlatmaya koyuldu.
"Bize Gil-galad'ı anlat," dedi Merry birdenbire,
"Hayır!" diye sözünü kesti Yolgezer, "Düşman'ın hizmetkârları bu kadar yakındayken bu öyküyü anlatmak doğru olmaz bence.

"Size Tinuviel'in öyküsünü anlatacağım," dedi Yolgezer, "kısaca, çünkü bu sonu bilinmeyen uzun bir öyküdür…”

Beren ölümlü bir insanmış, Luthien'se dünyanın genç olduğu zamanlarda Orta Dünya'daki Elfler'in Kralı olan Thingol'un kızı; Luthien bu dünyanın tüm evlatları arasında gelmiş geçmiş en güzel kızmış.
O vakitler Mordor'daki Sauron'un da efendisi olan Büyük Düşman, Kuzey'deki Angband'da yaşıyormuş
Batı Elfleri Orta Dünya'ya geri gelip, Düşman'm çaldığı Silmarilleri geri almak için ona savaş açmışlar
Beren Dehşet Dağları'nı aşıp Neldoreth ormanlarında gizli Thingol Krallığı'na ulaşmış. Orada, büyülü nehir Esgalduin'in yanında ormandaki açıklık bir alanda şarkı söyleyip dans etmekte olan Luthien'i görmüş; ona Tinuviel adım takmış, bu kadim lisanda Bülbül demektir.
Tinuviel Beren'i Sauron'un zindanlarından kurtarmış
…üç Silmaril'in birini, Luthien'in başlık parası olarak babası Thingol'e vermek için almışlar. Lâkin son anda Beren, Angband'ın kapılarından gelen Kurt'a yenik düşmüş ve Tinuviel'in kollarında can vermiş. Fakat Tinuviel de ölümlü olmayı, dünya üzerinde ölüp gitmeyi seçmiş ki onun peşinden gidebilsin; onların Ayıran Denizler'in gerisinde tekrar bir araya geldikleri söylenir şarkılarda

Tam başlarını kaldırırken de, tepenin başında, yükselmekte olan ayın parıltısında küçük ve kara bir şey gördüler.
…bir şeyin yamacı tırmandığım hissettim.

"Yüzlerinizi dışa verip ateşin yakınında durun!" diye bağırdı Yolgezer. "Uzun odunlardan birkaçını elinizde hazır bulundurun!"

Orada, yamaçta üç ya da dört tane uzun boylu kara şekil duruyor, tepeden onlara bakıyordu. O kadar karaydılar ki, arkalarındaki derin gölge içindeki kara deliklere benziyorlardı. Frodo zehirli bir nefes gibi cılız bir tıslama sesi duydu sanki ve içine işleyen ince bir ürperti hissetti. Sonra şekiller yavaş yavaş yaklaşmaya başladı.
Yüzük'ü parmağına takma dürtüsü dehşeti de bastırmaktaydı.
Sadece Yüzük'ü çıkartıp parmağına takması gerektiğini hissediyordu, o kadar. Konuşamıyordu.
…nihayet zinciri yavaş yavaş çekip çıkarttı ve Yüzük'ü sol elinin işaret parmağına geçirdi.
Her şey eskisi gibi bulanık ve karanlık kaldığı halde, siluetler aniden korkunç bir biçimde belirginleşiverdi. Kara örtülerinin altını görebiliyordu. Uzun boylu beş siluet vardı: İkisi oyuğun kıyısında duruyor, üçü yakmıyordu. Beyaz yüzlerinde keskin ve acımasız gözleri yanmaktaydı; pelerinlerinin altında uzun gri cübbeleri, beyaz saçları üzerinde gümüş miğferleri, pençe gibi ellerinde çelikten kılıçları vardı. Gözleri Frodo'yu bulup içine işledi, hızla üstüne yürüdüler.
Üçüncüsü diğerlerinden daha uzun boyluydu: Saçları uzun ve parlaktı ve miğferinde bir taç vardı. Bir elinde uzun bir kılıç, diğerinde de bir bıçak tutuyordu; hem bıçak, hem de bıçağı tutan eli soluk bir ışıkla parlamaktaydı. Atıldı ve Frodo'ya hamle etti.
…sol omuzunda zehirli buzdan bir okun batması gibi bir acı hissetti. Gözü kararırken, sanki girdaplı bir sisin içinden, Yolgezer'in iki elinde alevli birer odunla karanlıktan sıçrayıp geldiğini gördü belli belirsiz. Son bir gayretle elindeki kılıcı bıraktı, Yüzük'ü parmağından çıkartarak sağ elinin içinde sıkı sıkı tuttu Frodo.
199

Nehir Geçidine Kaçış

…kamayı kuvvetlenen ışığa doğru tutunca, hepsi hayret içinde bakakaldı; çünkü kama adeta eriyip duman gibi havaya karıştı

…Yol'u aceleyle geçiyorlardı ki, uzaktan gelen iki çığlık sesi duydular: Biri haykıran, öbürü de cevap veren iki soğuk ses.

Dört gün geçti, ne arazi, ne manzara değişti, sadece arkalarında Fırtınatepesi yavaş yavaş batıyor, önlerinde uzaktaki dağlar biraz daha yaklaşarak büyüyorlardı.

"Aynkvadi'ye çok gittin mi?" dedi Frodo.
"Gittim," dedi Yolgezer. Bir zamanlar orada yaşardım…

"Troller burada dedi Pippin
Bunlar on üç cüce ile bir hobbiti nasıl pişirecekleri konusunda tartışırken Gandalfa yakalanan o üç trol olmalı.

"Bu Glorfindel, Elrond'un evinde yaşar," dedi Yolgezer.

"Elbereth ve Güzel Luthien adına," dedi Frodo son bir gayretle kılıcım kaldırarak, "ne beni ne de Yüzük'ü ele geçiremeyeceksiniz!"

Tam o anda bir gürleme ve taşma sesi duyuldu: Kayaları önüne katmış sürükleyen gürültülü suların sesi. Frodo altında uzanan nehrin kabardığını, nehir boyunca sorguçlu süvariler misali dalgaların gelmekte olduğunu gördü hayal meyal.

İkinci Kitap

Nice Buluşmalar

Frodo uyandığında kendini bir yatakta yatar buldu.
Elrond'un evindesin ve saat sabahın onu…
Sen yeterince iyileşince hemen Divan'ı toplayacağız.

Sen kaçmaya başlar başlamaz Süvariler doğru sana yöneldiler. Artık atlarının rehberliğine ihtiyaçları yoktu: Onların dünyasının eşiğinde olduğun için onlara görünür olmuştun. Aynı zamanda Yüzük de onları çekiyordu.

Elrond'un evinin büyük salonu baştanbaşa doluydu
…burada bakmaya kıyılamayacak güzellikte bir hanım oturuyordu.
Elrond'un km Arwen'di bu,

Elrond'un Divanı
Elrond Frodo'yu yanındaki bir sandalyeye çağırdı:
İşte dostlarım, hobbit Drogo oğlu Frodo.
Gloin'in yanında daha genç bir cüce vardı: Oğlu Gimli.
Kuzey Kuyutorman Elfleri'nin kralı olan babası Thranduil'den ulak gelen Legolas. Diğerlerinin biraz uzağında da, zarif ve soylu bir yüze sahip, kara saçlı, gri gözlü, gururlu ve sert bakışlı, uzun boylu bir adam oturmuştu.
Bu Boromir, Güney'den bir insan," dedi Elrond

Elrond berrak sesiyle Sauron'u ve Kudret Yüzüklerini, bu yüzüklerin ta dünyanın İkinci Çağ'ında nasıl yapılmış olduğunu anlatmaya başladı…

"Yüzüğü çıkar ortaya Frodo!" dedi Gandalf

...bir gece, Ulu Kartallar'ın en hızlısı olan Yelefendisi Gwaihir beklenmedik bir zamanda Orthanc'a çıkageldi ve beni zirvede buldu. Onunla konuştum, daha Saruman'ın ruhu bile duymadan beni uzaklara taşıdı.

Bilbo: Bilbo başlattı bu işleri; ya başladığı işi bitirsin, ya da kendini bitmiş bilsin.
Gandalf: Lâkin artık sen de biliyorsun ki başlatma lafı kimseye mal edilemeyecek kadar büyük bir iddia ve her kahraman büyük eylemlerde sadece küçük bir rol oynar.
Frodo: "Ben Yüzük'ü götürürüm," dedi, "ama yolu bilmiyorum."
Elrond: siz bir yol bulamazsanız kimse bulamaz.

Yüzük Güneye Gidiyor

Bir süre daha hobbitler geride kalan yolculuk ve önlerindeki tehlikeler hakkında konuşmaya ve düşünmeye devam ettiler

Yüzük'ün Yoldaşları da Dokuz olacak
Sen ve sadık hizmetkârının yanında Gandalf da gelecek
Elfler adına Legolas gelecek; cüceler adına da Gloin oğlu Gimli.
İnsanlar adına Arathorn oğlu Aragorn yanında olacak
Boromir de Grup içinde olacak.
Artık Dokuzlar'ın sayısı tamam.

Elendil'in Kılıcı elf demirciler tarafından yeniden dövüldü ve kılıcın üzerine hilal şeklindeki ay ile ışıyan güneş arasına yerleştirilmiş yedi yıldız nişanı çizilip etrafına bir sürü rün yazıldı; çünkü Arathorn oğlu Aragorn, Mordor'un ordularına karşı savaşa gidiyordu.
Aragorn kılıca yeni bir isim takarak ona Anduril, yani Batı'nın Alevi, dedi.

Büyük bir hızla uçan kuş sürüleri…

"Yine kuşlar!" dedi Aragorn aşağısını işaret ederek.
"Artık çaremiz yok," dedi Gandalf. "İster iyi olsunlar ister kötü, ister bizimle hiç alakalan olmasın, biz bir an önce aşağıya inmek zorundayız.

Karanlıkta Yolculuk

Ta baştan, bu yolculuğu ilk tasarlamaya başladığımdan beri, bu yolu denememiz gerektiğini düşünüyordum. Fakat hoş bir yol değildir
Sözünü ettiğim yol Moria Madenleri’ne gidiyor,

"İşte Moria Duvarları," dedi Gandalf, suyun ötesini işaret ederek. "Kapı da bir zamanlar şuradaydı

Duvara doğru yürüdü. Tam ağaçlann gölgeleri arasında kalan pürüzsüz bir bölgeyi seçip, anlaşılmaz sözler mırıldanarak ellerini buranın üzerinde şöyle bir gezdirdi. Sonra geri çekildi. "Bakın!" dedi. "Şimdi bir şey görebiliyor musunuz?"

"Bu Durin'in arması!" diye bağırdı Gimli.
"Bu da Yüksek Elfler'in Ağacı ! " dedi Legolas.
"Ve Feanor Hanedam'nm Yıldızı," dedi Gandalf.

Moria Hükümdarı Durin’in Kapıları. Deyiver, dost, öyle gir, diyor
"Eğer dostsan parolayı söyle, kapılar açılır, sen de içeri girersin."

…soğuk bir rüzgâr esiyor ve kapılar sımsıkı kapalı duruyordu.
(Boromir) Bu uğursuz gölden nasıl nefret ediyorum!" Eğilip koca bir taş aldı, karanlık suyun açıklarına fırlattı hışımla.
"Neden yaptın bunu Boromir?" dedi Frodo. "Ben de bu yerden nefret ediyorum ve korkuyorum. Korktuğumun ne olduğunu da bilemiyorum: Kurtlardan değil, kapıların arkasındaki karanlıktan da değil, başka bir şeyden. Gölden korkuyorum. Gölü uyandırma!"

"Buldum!" diye bağırdı.
Asasını alarak kayanın önünde durdu ve berrak bir sesle konuştu: Mellon!

Frodo bir şeyin ayak bileğini kavradığını hissetti ve bağırarak yere düştü.
Diğerleri telaşla geri bakınca, sanki bir suya yılan gölün güney ucundan o yana doğru yüzüyormuş gibi suların kaynaşmaya başladığını gördüler.

"Kapıya! Merdivenlerden yukarı! Çabuk!" diye bağırdı Gandalf
Boğum boğum bir sürü kol her iki yandan kapılan kavradı ve korkunç bir güçle savurarak çekti. Kapılar çatırdayan bir yankıyla çarparak kapandı, göz gözü görmez oldu.

Bıçak yarası Ayrıkvadi'de iyileştirilmişti ama, geriye bir takım izler kalmıştı gene de. Görünmeyen şeyler konusunda duyuları daha keskin ve daha uyanıktı artık. Kısa bir sürede farkına vardığı şeylerden biri de, karanlıkta belki bir tek Gandalf hariç tüm arkadaşlarından daha iyi görebildiğiydi.

Gandalf ilk ciddi engeliyle karşılaştı. Önünde üç ayrı geçide bağlanan geniş ve karanlık bir açıklık vardı: "Burayı hiç mi hiç hatırlamıyorum!" dedi Gandalf
Ayağının dibinde, bir kuyunun ağzına benzeyen büyük yuvarlak bir delik gördüler. Kenarlarındaki kırık ve paslı zincirler kara deliğin içine doğru iniyordu.

Pippin garip bir şekilde kuyunun cazibesine kapılmış gibiydi.
Ani bir dürtüyle elini uzatıp yerden bir taş buldu ve kuyuya bırakıverdi.
"Neydi o?" diye bağırdı Gandalf.
"Took ahmağı!" diye homurdandı. "Bu ciddi bir yolculuk, bir hobbit eğlenti yürüyüşü değil.
Birkaç dakika başka bir şey duyulmadı; fakat sonra derinliklerden belli belirsiz vuruşlar yükseldi

Moria Gümüşü dünyada bir tek burada çıkardı: Kimileri hasgümüş der ona, Elfçesi mithril'dir. Cücelerin de takmış olduğu bir isim var ama kimseye söylemezler. Altından on kez daha değerliydi mithril, şimdi ise paha biçilemez; çünkü toprak üzerinde çok az kaldı,

"Bir mezara benziyor," diye mırıldandı Frodo
FUNDİN OĞLU BALİN
MORİA HÜKÜMDARI
"O halde ölmüş," dedi Frodo. "Ben de bundan korkuyordum." Gimli kukuletasıyla yüzünü örttü.

Khazad-Dûm Köprüsü

Yüzük Grubu, Balin'in mezarı başında sessizce dikilmişti.
Kayıtlar Odası
Daha Gandalf sözünü ancak bitirmişti ki, büyük bir ses duyuldu: Adeta çok aşağıdaki derinlerden gümbürdeyerek gelen ve ayaklarının altındaki taşı titreten bir Bum sesi. Hepsi korkuyla kapıya doğru fırladılar. Sanki devasa eller bizzat Moria'nın mağaralarım muazzam bir davula çevirmiş de vuruyor gibi, dum, dum diye tekrar gümbürdedi ortalık.
"Geliyorlar!" diye haykırdı Legolas.

"Haydi!" diye bağırdı Gandalf. "Artık bu son şansımız. Var gücünüzle kaçın!"
"Dediğimi yapın!" dedi Gandalf şiddetle. "Kılıçlar artık burada bir işe yaramaz. Gidin!"
Aniden merdivenlerin tepesinde beyaz bir ışık parladı söndü. Sonra boğuk bir gurultu ile ağır bir gümleme duyuldu.

Frodo aniden önünde kara bir uçurum gördü. Salonun sonunda zemin yok oluyor ve bilinmeyen bir derinliğe dalıyordu. Dış kapıya ulaşmak için, ne bir kenar taşı ne de parmaklığı olan ve elli ayak uzunluğunda tek bir yay çizerek uçurumu aşan dar bir taş köprüden geçmek gerekliydi.
…elfi dehşete düşüren şey troller değildi. Ork safları açılmış, orklar sanki kendileri de korkmuşlar gibi iki yana toplanmıştı. Arkalarından bir şey yaklaşmaktaydı. Ne olduğu görülmüyordu: Tam ortasında insan biçimli ama insandan daha büyük kara bir siluet olan koca bir gölge gibiydi; sanki bu gölgede ondan önce gidip yolunu açan bir güç, bir dehşet vardı.
…kara bir duman havaya yayıldı. Dalgalanan yelesi tutuşarak arkasından alev saçtı. Sağ elinde sivri bir ateş diline benzeyen bir kılıç vardı; sol elinde ise çok uçlu kösele bir kırbaç tutuyordu.
"Bir balrog," diye mırıldandı Gandalf.

Balrog köprüye vardı. Gandalf köprünün tam ortasındaydı, sol elindeki asasına dayanıyordu fakat diğer elinde Glamdring beyaz ve soğuk soğuk parlamaktaydı. Düşman tam karşısına gelince tekrar durdu ve etrafındaki gölge iki engin kanat gibi açıldı. Kırbacı havaya kaldırdı, kösele şeritler sızlanarak şakladı. Burun deliklerinden ateşler çıktı. Fakat Gandalf hiç istifini bozmadı.
"Geçemezsin," dedi. Orklar taş gibi duruyor, etrafta çıt çıkmıyordu. "Ben Gizli Ateş'in bir hizmetkarıyım, Arnor'un alevini kullananım. Geçemezsin. Kara ateş seni kurtaramaz, Udûn'un alevi. Gölge'ye geri dön! Geçemezsin."
Gandalf asasını kaldırdı, bir haykırışla köprünün kendi önüne denk gelen kısmına vurdu. Asa paramparça olup elinden düştü. Gözleri kör eden beyaz alevden bir perde yükseldi. Köprü çatırdadı. Tam balrogun ayağının dibinden kırıldı,
Balrog korkunç bir çığlıkla boşluğa düştü, gölgesi aşağı doğru dalarak gözden kayboldu. Fakat daha düşerken kırbacım savurmayı başarmıştı; kösele şeritler büyücünün dizlerini kavradı ve onu da kenara doğru sürükledi. Büyücü sendeleyerek devrildi, taşa tutunmaya çalıştı ama dipsiz çukura doğru kaymaktan kurtulamadı. "Kaçın aptallar!" diye bağırdı ve gözden kayboldu.

Arkalarına baktılar. Dağın gölgesi altında kara kara esniyordu Kapılar. Toprağın çok altında, belli belirsiz yavaşlamış davul sesi gümbürdüyordu: dum. İnce, kara bir duman sızdı dışarı. Başka görünen bir şey yoktu

Lothlorien

"Lothlorien!" diye haykırdı Legolas. "Lothlorien! Altın Orman'ın çatısı altına vardık…

"Kim bunlar, ne diyorlar?" diye sordu Merry.
"Elfler," dedi Sam.

"Cüce mi!" dedi Haldir. "Bu iyi değil. Karanlık Günler'den bu yana cücelerle hiç irtibatımız olmadı. Yurdumuza girmeleri yasaktır. Onun geçmesine izin veremem."
Eğer Aragorn ile Legolas ona mukayyet ve kefil olurlarsa, geçebilir; fakat Lothlorien'den gözleri bağlı olarak geçmesi gerekiyor.

"Haydi!" dedi Aragorn. "Eğer ben hâlâ bu Grup'un lideri sayılıyorsam, benim sözümü dinleyin. Bu şekilde mimlenmek cüceye ağır geliyor. Hepimiz gözlerimizi bağlatacağız, Legolas dahil. Gerçi bu yolculuğu yavaşlatacak ve sıkıcı bir hale sokacak ama, en iyisi bu."

Artık bize dostça gözlerle bakınız! Bakıp da mutlu olunuz, çünkü Durin Günleri'nden beri Lorien Naith'ini gören ilk cüce sizsiniz!
Açık bir alanda duruyorlardı.
Tümseğin üzerinde iç içe çifte taç gibi yetişmiş ağaçlardan oluşan iki çember yükselmekteydi
Burada solmayan çimenler üzerinde kış çiçekleri hiç durmadan açarlar

Güzel bir anıya dalıp gitmişti: Frodo baktı ve onun vaktiyle burada yaşanmış başka bir zamanı görmekte olduğunu anladı.

Aragorn: Yeryüzünde elf diyarının kalbi burası," dedi, "ve eğer seninle benim hâlâ aşmamız gereken o karanlık yolların gerisinde bir ışık yoksa, benim kalbim de hep burada kalacak…

Galadriel'in Aynası

Birçok yoldan geçip nice merdiven çıkarak sonunda yükseklere ulaştılar ve karşılarında geniş bir çimenliğin ortasında ışıldayan bir çeşme buldular.

Ağacın gövdesinin hemen dibinde, üstü canlı dallarla taçlanmış yan yana iki koltukta Celeborn ile Galadriel oturuyordu.
Çok uzun boyluydular, Hanım da Bey kadar uzundu; vakur ve güzeldiler. Tamamıyla beyaza bürünmüşlerdi; Hanım'ın saçı derin bir altın rengindeydi

"Maceranız bizce bilinmekte," dedi Galadriel Frodo'ya bakarak. "Lâkin burada daha açık olarak bahsetmeyeceğiz bundan.
Maceranız bir bıçağın sırtındadır. Biraz yoldan çıkarsanız, yenilip herkesin mahvına sebep olursunuz. Yine de Grup gayesine sadık olduğu sürece ümit olacaktır.

Çukurun dibinde, dallanmış budaklanmış bir ağaç gibi yontulmuş olan alçak bir kaide üzerinde gümüşten bir tas, yanında da gümüş bir ibrik duruyordu. Galadriel tası derenin suyuyla ağzına kadar doldurup üzerine üfledi, su tekrar durulduğunda konuştu nihayet. "İşte Galadriel'in Aynası," dedi.
"Lâkin geliniz, bakıp nasibinizdekini göreceksiniz. Suya dokunmayın!"
Ayna ne yapmak gerektiği konusunda tehlikeli bir rehberdir.

Ayna, sanki görüntü dünyasında bir delik açılmış da Frodo boşluğa bakıyormuş gibi tamamen karardı. Kara çukurda, yavaş yavaş büyüyerek neredeyse tüm Ayna'yı kaplayan tek bir Göz belirdi.
Ayna sanki ısınmaya başlamıştı, sudan buhar lüleleri yükseliyordu. Frodo öne doğru kaymaktaydı. "Sakın suya dokunmayın!" dedi Galadriel Hanım yavaşça.

Elflerin ülkelerine ve eserlerine olan sevgileri, Deniz'in derinliklerinden bile derindir; hasretleri ölümsüzdür ve hiçbir zaman tam olarak teskin olmaz.
Frodo. "Eğer isterseniz Tek Yüzük'ü size veririm.
"Galadriel Hanım irfan sahibi olabilir," dedi, "yine de burada, nezaket konusunda kendi dengine rast geldi. İlk karşılaşmamızda gönlünüzü sınamamın öcünü çok kibarca aldınız. Keskin bir gözle görüyorsunuz artık.
Elini kaldırdı; takmakta olduğu yüzükten sadece onu aydınlatıp, geri kalan her şeyi karanlıkta bırakan büyük bir ışık çaktı. Frodo'nun önünde, artık ölçülemeyecek derecede uzun boylu, dayanılmayacak kadar güzel, korkunç ve tapılacak biri gibi duruyordu.

Lorien'e Veda

Kayıklar yolculuğunuzu bir süre daha az zahmetli kılabilir. Yine de size akıl veremezler

"Ya bir cüce, elflerden nasıl bir armağan ister?" dedi Galadriel Gimli’ye dönerek.
"Hiç, ama belki... belki talep etmeme, yok, adını söylememe izin verilirse, nasıl yıldızlar madenlerdeki kıymetli taşlardan daha üstünse, dünyanın tüm altınlarından öylesine daha üstün tek bir tel saçınız olabilir bu. Böyle bir armağan talep etmiyorum. Fakat arzumu söylememi siz buyurmuştunuz."

O zaman Hanım uzun örgülerinden birini açarak, üç tel altın saçını kesti ve bunları Gimli'nin avucuna bıraktı. "Armağanın yanında şu sözleri de veriyorum," dedi. "Kehanette bulunmuyorum, çünkü artık bütün kehanetler beyhude: Bir tarafta karanlık uzanıyor, diğer tarafta ise sadece umut. Lâkin eğer umut yenilmez ise, o zaman size şunu söylüyorum Gloin oğlu Gimli, elleriniz altınla dolup taşacak, yine de altın sizin üzerinizde hüküm süremeyecek.

Ulu Nehir

Bir tıslama daha ve suya düşen bir şeyin şapırtısı duyuldu ve o kütük sureti nehir boyunca geceye doğru hızla ilerledi.
"Gollum," diye cevap verdi Frodo. "Ya da ben öyle tahmin ediyorum."

Frodo kayığın alt omurgasının bir kayaya sürtündüğünü hissetti.
Tam o anda yay kirişinden çıkan sesler duyuldu: Üzerlerinden birkaç ok ıslık çalarak geçti, bazıları aralarına düştü.
Var güçleriyle kürek çekmeye devam ettiler.

Elfler için dünya döner ama hem çok hızlı, hem de çok yavaş döner. Hızlıdır, çünkü bütün öbür şeyler yanlarından çabucak geçip giderken kendileri çok az değişirler: Bu keder verir onlara. Yavaştır, çünkü kaçıp giden yılları saymazlar, kendileri için saymazlar. Geçen mevsimler uzun, çok uzun bir nehirde durmadan tekrarlanan dalgacıklardır. Yine de güneş altındaki her şey nihayetinde bir sona doğru yıpranır.

"İşte Argonath; Kralların Sütunları!" diye bağırdı Aragorn. "Birazdan onları geçeceğiz…”
Hâlâ büyük bir güç ve heybet taşıyordu çok önceleri yok olmuş krallığın bu sessiz bekçileri.

Kardeşlik Dağılıyor

Burası Parth Galen çimenliği
"Bu gece burada dinleneceğiz," dedi Aragorn.

Aragorn bütün grubu topladı. "Sonunda zamanı geldi çattı," dedi: "uzun zamandır ertelediğimiz karar günü. Bu ana kadar kardeşlik içerisinde yolculuk yapmış Grup'umuz şimdi ne olacak? Boromir ile birlikte batıya dönüp Gondor savaşlarına mı gideceğiz; doğuya, Korku ve Gölge'ye mi yöneleceğiz; yoksa kardeşliğimiz dağılıp herkes kendi yoluna mı gidecek?

"Ah! Yüzük!" dedi Boromir gözleri ışıyarak. "Yüzük! Bu kadar minicik bir şey için bunca korku ve kuşku çekmemiz garip bir yazgı değil mi? Minicik bir şey! Üstelik onu Elrond'un evinde bir an için görebilmiştim sadece. Yeniden bir bakamaz mıyım?"
Yüzük'ü bana ödünç ver!"
"Hayır, hayır!" diye bağırdı Frodo.

Tam Boromir tekrar üzerine atlarken titreyerek zincirindeki Yüzük'ü çıkarttı, hemencecik parmağına geçirdi.

"Neler dedim ben?" diye bağırdı. "Ne yaptım? Frodo, Frodo!" diye seslendi. "Geri gel! Bir cinnete düşmüştüm, ama artık geçti. Geri gel!"

"Artık yapmam gerekeni yapacağım," dedi. "En azından şu belli: Yüzük'ün şerri daha şimdiden Grup'u bile etkilemeye başladı; daha fazla zarar vermeden Yüzük onlardan ayrılmalı. Tek başıma gideceğim…”

Aragom. "Boromir! Bu zararda ne parmağın var bilmiyorum, ama şimdi yardım et bana! O iki genç hobbitin peşinden git; Frodo'yu bulamasan bile en azından onları koru bari…”

"Geliyorum Bay Frodo! Geliyorum!" diye bağırdı Sam ve uzaklaşmaya başlayan kayığa doğru bir hamle yaparak kendini nehrin kıyısından atıverdi. Kulaç boyuyla kayığı kaçırmıştı. Bir çığlık attı, koca bir şapırtıyla yüzüstü hızla akan suda buldu kendini.
…yetişip Sam'i saçlarından yakaladı Frodo.

”Böylece bütün planım bozulmuş oldu!” dedi Frodo. "Senden kurtulmaya çalışmanın yaran yok. Ama memnun oldum Sam. Ne kadar memnun olduğumu anlatamam. Haydi gel! Belli ki birlikte gitmemiz yazılıymış. Biz gidiyoruz, dilerim diğerleri de güvenli bir yol bulsun!..”

İKİ KULE

Üçüncü Kitap

Boromir'in Ayrılışı

"Boromir'in borusu!" diye haykırdı Aragorn.
Boromir'i buldu. Sırtını ulu bir ağaca dayamış, sanki dinleniyormuş gibi oturuyordu. Fakat Aragorn onun bir sürü kara tüylü okla deşilmiş olduğunu gördü; kılıcı hâlâ elindeydi ama kabzasına yakın bir yerden kırılmıştı; ikiye yarılmış borusu yanı başındaydı. Etrafında ve ayaklarının dibinde bir yığın ork ölmüş yatıyordu.
Nihayet ağzından ağır ağır birkaç söz döküldü. "Frodo'dan yüzüğü almaya çalıştım," dedi. "Çok üzgünüm. Cezamı çektim."
"Elveda Aragorn! Minas Tirith'e git ve halkımı kurtar! Ben yenik düştüm." “Hayır!" dedi Aragorn, elini tutup alnından öperken. "Sen kazandın! Pek az insan böyle bir zafer kazanmıştır. Huzur içinde ol! Minas Tirith düşmeyecek!"
"Boromir öldü,” dedi Aragorn. "Ben yara almadım çünkü onun yanında değildim. Ben uzakta tepedeyken, o hobbitleri korurken öldü."

"O halde bizim seçimimiz," dedi Gimli, "ya kalan kayığı alp Frodo'yu izlemek, ya da yayan olarak orkların peşine düşmek olacak. Her iki yönde de pek az umut var…”
…hâlâ gücümüz varken yol arkadaşlarımızı yüzüstü bırakamayız. Gelin! Gidelim artık.

Rohan Süvarileri

…orklar mümkün olduğunca hızlı ilerlemişlerdi.
“Kızıl bir tan vakti var. Ormanın kıyısında garip şeyler bekliyor bizi…”

"Kuzey'den ne haberler var, Rohan Süvarileri?"
Atlılar inanılmaz bir hızla ve ustalıkla küheylanlarına hakim olarak döndüler ve etraflarını sardılar.
…benim adım Eomund oğlu Eomer
"Sakalınla, makalınla kelleni uçururdum Cüce Efendi, eğer yerden biraz daha yüksekte olsaydı," dedi Eorner.
"O tek başına değil," dedi Legolas gözden hızlı hareket eden ellerle yayına bir ok yerleştirip gererek. "Eliniz daha inemeden düşer kalırsınız."
"Ben sadece Yurt Hükümdan, Thengel oğlu Kral Theoden'e hizmet ederim," diye cevapladı Eomer.
"Ben Arathorn oğlu Aragorn; bana Gondor'lu Elendil'in oğlu İsildur'un varisi Dunadan ve Elf Taşı Elessar derler. İşte Kırılan ve yeniden dövülen Kılıç! Bana yardım mı edeceksiniz, engel mi olacaksınız? Çabuk seçin!"
Arkadaşlarımızı kaçıran bir ork ordusunu izlediğimizi duydunuz. Bize neler söyleyebilirsiniz?"
"Artık onları izlemeniz gerekmediğini," dedi Eomer. "Orklar yok edildi."
"Ya arkadaşlarımız?"
"Orklardan başkasını bulamadık."

Yurtlu İnsanlar yalan demezler, o yüzden kolay kolay da kanmazlar.
"Yolgezer çok zayıf bir ad Arathorn oğlu," dedi. "Ben sana Kanatayak adını takıyorum. Üç dostun maceralarını anlatan türküler saraylarda okunmalı. Dördüncü gün sona ermeden, kırk ve beş fersah saymışsınız tek tek! Elendil'in soyu zorluymuş!”
Koyu gri, iri bir at getirdiler Aragorn'a; Aragorn ata bindi. "Külteri'dir adı," dedi Eomer. "Umarım seni iyi ve eski sahibi Garulftan daha iyi bir kadere taşır!"

Fangorn yaşlıdır, elflerin ömürlerine göre bile yaşlı.
Nöbet için kura çektiler; ilk nöbet Gimli'ye düştü. Diğerleri uzandı. Derhal uykunun etkisi altına girdiler
Ağaç hışırdadı. Başka hiçbir ses yoktu.
Aniden Gimli başım kaldırıp baktı; tam ateş aydınlığının kıyısında, bir asaya yaslanmış, koca bir pelerine sarınmış, iki büklüm olmuş yaşlı bir adam duruyordu; geniş siperlikli şapkası gözlerinin üzerine eğilmişti.
Aragorn ile Legolas da oturarak baktılar.
…ama yaşlı adam gitmişti bile.
Atlar gitmişti.
"bence o Saruman'dı. Başka kim olabilir ki?”

Uruk-Hai

Pippin karanlık ve tedirgin bir rüyaya dalmıştı
Merry yatıyordu. Etraflarında kimi oturmuş, kimi ayakta büyük bir ork grubu vardı.
Pippin'in ağrıyan başında yavaş yavaş anılar uyanmaya başladı:
Merry birçoğunun kolunu ve elini kestiği halde orkların amacı sadece onları yakalamaktı.
Sonra Boromir ağaçlar arasından fırlayıp gelmişti.
Hatırladığı son şey Boromir'in bir ağaca yaslanarak vücuduna saplanan bir oku çıkarttığıydı; sonra aniden her yer kararmıştı.
…
Ormanın kıyısı çok yakındaydı, belki de altı yüz metre kadar, ama artık daha ileri gidemiyorlardı. Atlılar etraflarını çevirmişlerdi.
…
Hobbitler dönerek ormanın gölgesine dalıp kaçtılar.

Ağaçsakal

Omuzlarına kocaman, yamru yumru boğumlu birer el kondu; kibarca fakat direnemeden döndürüldüler; sonra kocaman iki kol onları havaya kaldırdı.
Kendilerini olabilecek en olağandışı yüze bakarken buldular.
ben bir Ent'im
Bazılarına nazaran ismim Fangorn'dur; diğerleri bunu Ağaçsakal yapmışlar. Ağaçsakal münasip olacaktır.
Hobbitler, Hobbitköy'den ayrılışlarından itibaren gelişen öykülerini ona anlatmaya başladılar.
Ağaçsakal Gandalf hakkındaki her şeyle özellikle ilgileniyordu; en çok da Saruman'ın yaptıklarım merak ediyordu.
Artık onun kara bir hain olduğu aşikâr oldu.
Bu günlerde İsengard'dan sürekli duman yükseliyor.
Ağaçsakal ani bir silkinmeyle yatağından kalkıp dikildi ve elini masaya güm diye vurdu.
"Buna bir nihayet vereceğim!" diye gümbürdedi.

"Madem bu topraklarda bu kadar uzun süredir yaşamışsınız, neden bu kadar azsınız?" diye sordu Pippin. "Çok mu ölen oldu?"
"Yo, hayır!" dedi Ağaçsakal.
Lâkin hiçbir zaman çok kalabalık olmadık ve hiç çoğalmadık. Hiç entçik –sizin tabirinizle çocuk- olmadı çok uzun yıllar boyunca. Gördüğünüz gibi, enthanımları kaybettik."
"Ne acıklı!" dedi Pippin. "Nasıl oldu da hepsi öldü?"
"Ölmediler!" dedi Ağaçsakal. "Öldüler demedim ki. Kaybettik, dedim. Onları kaybettik ve artık bulamıyoruz." İç geçirdi.
"Dünya henüz taze, ormanlar engin ve vahşi iken entler ile enthanımlar -o zamanlar onlar da entkızlardı…
Entler sevgilerini dünyada rast geldikleri şeylere verdiler; enthanımların fikirleri başka yerlerdeydi…

Biz trollerden daha kuvvetliyiz. Biz toprağın kemiklerinden yaratıldık. Biz taşlan ağaçların kökleriyle parçalayabiliriz; hem de çok çabuk, eğer aklımıza koymuşsak çok çok çabuk! Eğer bizi baltayla devirmezlerse, ateş veya büyücülük rüzgarıyla tahrip etmezlerse İsengard'ı un ufak edip, duvarlarını moloza çeviririz.

"Elbette dostlarım," dedi yavaş yavaş, "kendi nihayetimize gidiyor olmamız da muhtemeldir: Enderin son resmi geçidi.

Fangorn'un ağaçlan uyanmış, orman ayaklanmış, dağlan tepeleri aşıp savaşa gidiyor olabilir miydi? Acaba uyku ve gölgeler onu aldatmış olabilir mi diye gözlerini ovuşturdu; ama kocaman kurşuni şekiller durmadan ilerliyordu.

Ak Süvari

…üç avcı Fangorn ormanına daldı. Legolas ile Gimli, iz sürme işini Aragorn'a bırakmışlardı.
…işte yaşlı adam.
Kaba bir asaya dayanmış, yorgun argın yürüyen yaşlı bir dilenciye benziyordu.
Sonunda yaşlı adam sessizliği bozdu. "Ne hoş bir tesadüf dostlarım," dedi yumuşak bir sesle. "Sizinle konuşmak istiyorum. Siz mi aşağı ineceksiniz, ben mi yukarı geleyim?" Cevabı beklemeden yukarı tırmanmaya başladı.
"Şimdi!" dedi Gimli. "Durdur onu Legolas!"
"Yayını bırak Efendi Elf!"
Ok ile yay Legolas'ın elinden düştü ve kolları iki yanında sallandı.
Sanırım iki genç hobbitin ayak izlerini takip ediyorsunuz.

Asasını kaldırdı ve Gimli'nin baltası elinden kurtulup tıngırdayarak yere düştü. Aragom'un kıpırtısız elinde sımsıkı duran kılıcı ani bir alevle parladı. Legolas bir çığlık atarak okunu havaya fırlattı: Ok, şimşekten bir alev içinde kayboldu.
"Mithrandir!" diye bağırdı Legolas. "Mithrandir!"
"Gandalf," diye tekrarladı yaşlı adam, sanki uzun zamandır kullanılmamış bir sözü hafızasından bulup çıkarır gibi. "Evet, isim buydu. Ben Gandalf idim."
Ben ateşten ve derin sulardan geçtim ayrıldığımızdan beri. Bildiğimi zannettiğim şeylerin çoğunu unuttum ve unuttuğum şeylerin çoğunu yeniden öğrendim. Uzakta olan birçok şeyi görebiliyorum ama yakında olan birçok şeyi göremiyorum. Bana kendinizden söz edin!

Bizim onu tahtından indirip, yerine kimseyi geçirmek istemediğimiz onun aklına hiç gelmeyen bir düşünce. Yüzük'ün kendisini yok etmeye çalışıyor olduğumuz onun en karanlık düşlerine bile girmemiştir daha. Bu da bizim şansımız, bizim umutlarımızı arttıran bir şey, göreceksiniz.

Ağaçsakal, Fangom'dur, ormanın bekçisi; entlerin en yaşlısı, güneşin altında Orta Dünya'da yaşayan en yaşlı canlıdır.

"Gel, Arathorn oğlu Aragorn!"
Senin bir sonraki yolculuğun verdiğin söz ile damgalanmış. Edoras'a gidip Theoden'i konağında araman gerek.

"Evet, hep birlikte seni izleyeceğiz," dedi Legolas. "Ama önce, sana Moria'da ne olduğunu öğrenmek içimi rahatlatacak, Gandalf. Bize anlatmayacak mısın? Nasıl kurtulduğunu dostlarına anlatmak için olsun biraz oyalanamaz mısın?"
"Onun adını anma!" dedi Gandalf, bir an için yüzünden bir ıstırap bulutu geçer gibi oldu ve ölüm kadar yaşlı, sessizce oturdu. "Uzun süre düştüm," dedi sonunda yavaş yavaş, sanki geçmişi güçlükle hatırlıyabiliyormuş gibi. "Uzun süre düştüm, o da benimle düştü. Ateşi etrafımdaydı. Yanmıştım. Sonra derin bir suya daldık, her yer karanlıktı. Ölümün gelgiti kadar soğuktu: Neredeyse yüreğimi dondurdu."
"Sonunda oraya vardım, taşın en uç kaynağına. O hâlâ benimleydi. Ateşi sönmüştü ama artık balçık gibi bir şey, insanı boğarak öldüren yılanlardan daha güçlü bir şey olmuştu.
"Zamanın hesabının tutulmadığı yerde, yaşayan toprağın çok altında dövüştük. Durmadan kenetlendi bana ve durmadan biçtim onu, sonunda karanlık tünellere kaçıncaya kadar. O tüneller Durin'in halkı tarafından yaratılmamışlardı Gloin oğlu Gimli. Cücelerin en derin mağaralarının çok çok altında, dünya isimsiz şeyler tarafından kemirilir. Sauron bile bilmez bunları. Ondan da yaşlıdırlar. Ben orada yürüdüm ama günün ışığım karartmak için onların haberlerini verecek değilim. O çaresizlik anında düşmanım tek çarem idi, onu izledim, peşini bırakmadım. Böylece beni Khazad-dûm'un gizli yollarına getirdi: hepsini çok iyi biliyordu. Durmadan yukarıya çıktık, ta ki Sonsuz Merdiven'e varıncaya kadar."
Buradan dışarı fırladı ve ben tam arkasından giderken yepyeni bir alevle parladı.
Etrafımızda koca bir duman yükseldi, buhar. Buz, yağmur gibi düşüyordu. Düşmanımı aşağıya attım; bu yüksek yerden düşerken dağın bir yanına çarptı ve ölürken düştüğü yeri de parçaladı. Sonra beni karanlık aldı; düşünceden ve zamandan ayrıldım ve anlatmayacağım uzak yollarda dolandım.
"Çıplak olarak yollandım geriye - kısa bir süre için, görevim tamamlanıncaya kadar. Ve dağın tepesinde çıplak olarak yattım. Arkadaki kule un ufak oldu, pencere de yok olmuştu; harap olan merdiven yanmış ve kırılmış taşlarla boğuldu. Tek başımaydım, unutulmuştum dünyanın sert boynuzu üzerinde, kaçacak bir yerim olmaksızın yatıyordum. Orada, yıldızlar üzerimden dönüp geçerken yukarı bakarak yattım; her günüm yeryüzündeki bir ömre denkti.
Sonunda Yelhükümdarı Gwaihir tekrar buldu beni; alıp götürdü.
Beni Lothlorien'e taşı!
'Bu zaten seni bulmam için beni yollayan Galadriel Hanım'ın emriydi,' diye cevap verdi.
Böylece Caras Galadhon'a gittim

Altın Konak'ın Kralı

Rohirrim, yani At Beyleri uyumaz, uzaktan öyle görünse bile. Silahlarınızı çekmeyin, kaba bir söz sarfetmeyin, bunu hepinize öğütlerim; ta ki Theoden'in tahtının önüne gelinceye kadar.

Nerede şimdi at, nerede süvari? Nerede çalan borular?
Nerede zırh ve miğfer, nerede uçuşan saçlar?
Nerede harpın teline dokunan el, nerede yanan kızıl ateş?
Nerede bahar, nerede hasat, nerede uzayıp giden başaklar?
Gelip geçti hepsi, dağdaki yağmur, kırdaki yel gibi;
Batı'da günler tepelerin gerisindeki gölgeler içinde kaybolup gitti.
Kim toplayacak şimdi yanan kuru ağacın dumanını?
Kim görecek Deniz'den dönüp gelen, akan yılları?

Aragorn yavaş yavaş kemerini çözdü ve kılıcını kendi elleriyle diklemesine duvara dayadı. "Onu buraya dayıyorum," dedi; "ama sana ona dokunmamanı emrediyorum; bir başkasının da ellemesine izin verme sakın. Bu elf kını içinde, Kırılan ama yeniden yapılan Kılıç durmakta. İlk kez zamanın derinliklerinde Telchar yapmıştı onu. Elendil'in varislerinden başka kim Elendil'in kılıcını çekerse ölümünü bulur."
Gözcü geriye çekilerek hayretle Aragorn'a baktı. "Sanki unutulmuş günlerden bir türkünün kanatlarında çıkıp geldin," dedi. "Buyurduğun gibi olacak beyim."

Aragorn güldü. "Herkesin bir başkasına vermeye güvenemeyeceği, sevdiği bir şeyleri vardır. Ama yaşlı bir adamı desteğinden mahrum mu edeceksiniz? Haydi, geçmemize izin vermeyecek misiniz?"

Tahtının gerisinde beyazlara bürünmüş bir kadın duruyordu. Ayaklarının dibinde basamaklar üzerinde, soluk bilge yüzlü, ağır kapaklı gözlere sahip, pörsümüş bir adam oturuyordu.

"Şimdi Thengel oğlu Theoden, bana kulak verecek misin?" dedi Gandalf.
Kapılarının önüne gelip etrafa bakmam istiyorum. Çok uzun zamandır gölgelerde oturdun, sapkın masalları, çarpıtılmış fısıltıları dinledin.
Kapılara vardılar; Gandalf kapıları çaldı.

Yüzü çok zarif, uzun saçlan altından bir nehir gibiydi. Gümüş kemerli beyaz giysileri içinde ince ve uzundu, ama güçlü görünüyordu, çelik gibi sertti; kralların kızıydı. Böyle gördü Aragorn ilk kez gün ışığında Rohan Hatunu Eowyn'i ve onun zarif olduğunu düşündü, zarif ve soğuk; tıpkı henüz erginliğe ulaşmamış soluk bahar sabahı gibi.
Siyah asa kralın elinden çatırdayarak taşların üzerine düştü. Uzun süren sıkıcı bir işin üzerine eğilerek çalıştıktan sonra sırtı tutulmuş biri gibi yavaş yavaş belini doğrulttu kral. Artık uzun boyuyla dimdik duruyordu; açılmakta olan gökyüzüne bakarken gözleri masmaviydi.
“…Yiğit Boromir'e ne yazık! Gençler yok oluyor, yaşlılar sağ kalıp kuruyor." Dizlerini buruşuk elleriyle kavradı.
"Parmakların bir kılıç sapım kavrasalardı eski güçlerini daha iyi hatırlarlardı," dedi Gandalf.
At binebilen herkesin hemen batıya yollanması gerekir, Eomer'in de size önermiş olduğu gibi: Önce Saruman tehdidini yok etmeliyiz, henüz vaktimiz varken. Eğer başaramazsak, düşeriz. Eğer başarırsak, o zaman bir sonraki işle yüzleşeceğiz. Bu arada burada kalan halkınız, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar, dağlardaki barınaklarınıza kaçmalı hemen. Onlar böyle kötü günler için hazırlanmamış mıydı zaten?

Borular öttü. Atlar gerildi ve kişnedi. Mızraklar, kalkanlar üzerinde takırdadı. Derken kral elini kaldırdı ve ani bir rüzgarın patlak vermesi gibi Rohan'ın son ordusu, yıldırım misali Batı'ya doğru sürdü atlarını.

Miğfer Dibi

Eğri büğrü miğferli, yarılmış kalkanlı yorgun bir adam geldi yanlarına.
Bütün İsengard boşalmış olsa gerek. Saruman vahşi dağlıları ve nehirlerin gerisindeki Dunland'ın çobanlarını da silahlandırmış; bunları da üzerimize saldı. Bizden üstün çıktılar. Kalkandan duvar yıkıldı. Batıağıl'dan Erkenbrand, toplayabildiği kadar adamı Miğfer Dibi'ndeki istihkâmına çekti. Kalanlar dağıldı.

Theoden. "Bu adama yeni bir at verin! Sürün atlarınızı Erkenbrand'a yardım etmeye!"
Theoden konuşurken Gandalf atını biraz ileri sürüp tek başına durarak kuzeyde İsengard'a, batıda kavuşan güneşe doğru bakmıştı. Derken geri döndü. "Sür atını Theoden!" dedi. "Miğfer Dibi'ne sür atını! İsen Geçitleri'ne gitme ve ovada oyalanma! Bir süre sizden ayrılmam gerekecek. Gölgeyele ile ben çok acil bir işe gidiyoruz."

Kaçan adam, düşmanı çift görürmüş

"Şimdi keyfim yerine geldi işte," dedi cüce taşlara vurarak. "Dağlara yaklaştıkça yüreğim daha da canlanır. Buradaki taşlar güzel. Bu ülkenin sağlam kemikleri var…”

Saldıran ordular, kayaların ve surun sessiz tehdidi karşısında durdular.

Eomer ile Aragorn Dip Surları'nda yan yana duruyorlardı.
"Haydi!" dedi Aragorn. "Birlikte kılıçlarımızı çekme vakti geldi!"
"Guthwine!" diye bağırdı Eomer. "Yurt adına Guthwine!"
"Anduril!" diye bağırdı Aragorn. "Dunedain adına Anduril!"

Şafak sökende adamlara Miğfer'in borusunu çalmalarını buyuracağım ve atımı ileri süreceğim. O zaman benimle sürer misin atını Arathorn oğlu?
"Atımı seninle sürerim," dedi Aragorn.

Orada, aniden tepenin sırtından bir atlı belirdi; beyazlara bürünmüştü, doğan güneşte parlıyordu. Daha alçak tepelerde borular çalınıyordu. Onun gerisinde, yamaçtan aşağıya aceleyle inen bin kadar piyade vardı; kılıçları da ellerindeydi. Tam ortalarında uzun boylu ve güçlü bir adam yürüyordu iri adımlarla. Kalkanı kırmızıydı. Vadinin kenarına gelince, büyük siyah bir boruyu dudaklarına götürdü ve gür bir sesle üfledi.
"Erkenbrand!" diye bağırdı Süvariler. "Erkenbrand!"
"Ak Süvari'ye bakın!" diye bağırdı Aragorn. "Gandalf yine geldi!"

İsengard'a Giden Yol

"Gözler var!" dedi. "Dalların gölgelerinden bakan gözler! Hayatımda hiç öyle gözler görmemiştim."
"Onlar ağaçların çobanları," diye cevapladı Gandalf.

Orada harika biçimli bir kule duruyordu.
Burası Saruman'ın hisarı Orthanc'dı; Orthanc adı iki anlama geliyordu (ya kasten, ya da tesadüfen); çünkü orthanc elf dilinde Yılandişi Dağı, ama eski Yurt dilinde Şeytani Akıl demekti.

Kıyıya Vuran Enkaz

“…senin broşun da burada Pippin," dedi Aragorn. "Onu sakladım çünkü çok kıymetli bir şeydi."
"Biliyorum," dedi Pippin. "Ondan ayrılmak çok acıydı; ama başka ne yapabilirdim ki?"
"Başka hiçbir şey yapılamazdı," dedi Aragorn. "İhtiyaç anında kıymetli bir şeyini atamayan kişi kendini bağlamış olur. Sen doğrusunu yaptın."

Saruman bütün ordusunu yolladıktan sonra sıra bize geldi. Ağaçsakal bizi yere indirerek kapılara gitti ve Saruman'ı çağırarak kapılan yumruklamaya başladı. Surlardan atılan oklardan ve taşlardan başka cevap gelmedi.

Saruman'ın sesi

Merdivenlerin dibinde Gandalf ile kral atlarından indiler. "Ben yukarı çıkacağım," dedi Gandalf. "Daha önce Orthanc'a gelmiştim ve içine atıldığım tehlikenin ne olduğunu biliyorum."

(Saruman) "Siz neler söyleyeceksiniz Theoden Kral? Benimle ve temelleri uzun yıllara dayanan bilgimin getireceği yardım ile barışacak mısınız? Kötü günler için kafalarımızı birleştirmeyelim mi; öylesine iyi niyetle yaralarımızı sarıp, ülkelerimizin ikisini de daha önce hiç olmadığı kadar yeşertip çiçeklendirmeyelim mi?"

Gandalf: Sana son bir şans daha tanıyorum. Orthanc'ı hür olarak terk edebilirsin - eğer istersen.
Fakat önce bana Orthanc' ı n Anahtarını ve asanı teslim etmen gerekir.

"İyi bak, ben senin arkadan vurduğun Boz Gandalf değilim. Ben, ölümden geri dönen Ak Gandalfım. Senin artık hiç rengin yok; seni hem nizamımızdan hem de Divan'dan atıyorum."
Elini kaldırdı ve berrak soğuk bir sesle konuştu. "Saruman, asan kırıldı." Bir çatırtı duyuldu; asa Saruman'ın elinde parçalara ayrıldı ve asanın başı Gandalfın ayaklarının dibine düştü. "Git!" dedi Gandalf. Bir çığlıkla Saruman arkaya düştü ve sürünerek uzaklaştı. Tam o anda yukardan aşağıya ağır, parlak bir şey fırlatıldı.
Bir su birikintisine doğru yuvarlanmaya başlayınca Pippin topun peşinden koşarak yakaladı.

Ağaçsakal: "Saruman benim müsaadem olmadan kayadan öteye bir adım bile atamaz. Entler onu gözleyecekler."

Palantir

Pippin. "Tehlikenin yanı sıra birazcık da bilgi istiyorum. O topa bakmak istiyorum."
"Uyumana bak!" dedi Merry.

Pippin küreyi kaldırdı, aceleyle kendi pelerinine sardı ve yatağına gitmek için döndü.

Pippin dizlerini kendine doğru çekerek ve topu dizlerinin arasına koyarak oturdu. Diğerlerinden uzakta bir köşede, açgözlü bir çocuğun bir tabak yemeğin üzerine eğilişi gibi, kürenin üzerine iyice eğildi. Pelerinini açarak küreye baktı. Etrafındaki hava hareketsiz ve gergindi. İlk başlarda küre karanlıktı, kara kehribar kadar kapkara; mehtap üzerinde parlıyordu. Sonra kürenin tam ortasında soluk bir parlaklık, bir hareket oldu ve Pippin'in gözlerini aldı, öyle ki artık başka yere bakamıyordu. Kısa bir süre sonra kürenin bütün içi tutuşmuş gibiydi; ya taş dönüyor ya da içindeki ışıklar dolanıyordu. Aniden ışıklar gitti. Pippin nefessiz kalarak bir uğraş verdi; ama topu her iki eliyle de sıkı sıkı kavramış olarak iki büklüm kaldı. Biraz daha, biraz daha eğilerek daha da yaklaştı topa, sonra dimdik oldu; bir süre dudaklar sessizce kıpırdadı. Sonra boğuk bir çığlıkla arka üstü düştü ve kıpırdamadan yattı.

"Demek ki hırsız bu imiş!" dedi Gandalf. Aceleyle pelerinini yerde duran kürenin üzerine attı. "Ama sen Pippin! İşler ne kadar üzücü bir hal aldı şimdi!"

Titreme! Eğer Arifler'in işlerine burnunu sokarsan bu tür şeylere karşı hazırlıklı olman gerekir.

Aragorn: "Bu taş üzerinde hak talep edebilecek tek bir kişi var. Çünkü belli ki bu Orthanc'ın Palantir’i, Gondor Kralları tarafından Orthanc'a konmuş Elendil'in hazinesinin bir parçası. Artık zamanım yaklaştı. Onu alacağım."

Düşman belli ki Taş'm Orthanc'da olduğunu sandı – neden sanmasın ki? Demek ki hobbit orada tutsaktı, diye düşünüyor; Saruman tarafından işkence olsun diye taşa bakmaya zorlandı. O karanlık akıl şimdi hobbitin sesi, yüzü ve beklentisi ile dolacak: Hatasını anlayıncaya kadar epey bir zaman geçebilir. O zamanı değerlendirmeliyiz.
Ben hemen Peregrin Took'u da alıp önden gideceğim.

"Miğfer Dibi'nde duracağını zannediyordum!" dedi Pippin. "Nereye gidiyorsun o halde?"
"Savaş denizleri kuşatmadan önce Minas Tirith'e."

Dördüncü Kitap

Smeagol'ün Ehlileştirilmesi

"Eh beyim, kısıldık kaldık besbelli," dedi Sam Gamgee.
…gün ilerledi ve akşam olurken onlar hâlâ tepenin sırtlarında debelenip duruyorlardı; aşağıya inen bir yol bulamamışlardı.

"O da ne?" diye fısıldadı. "Şuraya, uçuruma bak!"
Sam baktı ve dişleri arasından sert bir nefes verdi. "Ssss!" dedi. "İşte o. Bu o Gollum! Yılanlar ve engerekler adına!

"Ah, sss! Dikkat kıymetlim! Ne kadar acele o kadar yavaş. Boynumusu risske atmayalım, atmayalım değil mi kıymetlim? Hayır kıymetlim - gollum!" Başını tekrar kaldırdı, ay ışığında gözlerini kırpıştırdı ve çabucak gözlerini kapattı. "Nefret ediyoruss," diye tısladı. "Piss, piss parlak ışık -sss- bisi gösetliyor kıymetlim - göslerimisi acıtıyor."

Hepsine hükmedecek Bir Yüzük, hepsini karanlıkta birbirine bağlayacak.
Yeminini buna bağlar mısın Smeagol? Bu seni bağlar. Ama bu senden çok daha güvenilmez bir şey. Sözlerini çevirebilir. Dikkat et!"
Gollum sindi. "Kıymetli üserine, Ktymetli üserine!" diye tekrarladı. "Peki ne için yemin ediyorsun?" diye sordu Frodo.
"Çok çok iyi olmak için," dedi Gollum.

Bataklıklardan Geçiş

Hobbitler artık tamamıyla Gollum'un elindeydiler. Güneylerinde uzanan belli başlı tek düz alan olan bataklıkların kuzey sınırından içeri girmekte olduklarını bilmedikleri gibi bu sisli aydınlıkta tahmin de edemezlerdi.

"Nedir bunlar Gollum?" dedi bir fısıltı halinde. "Bu ışıklar? Baksana her yanımızı sardılar. Tuzağa mı düştük? Kim bunlar?"
Gollum bakmadı. Önünde karanlık bir su uzanıyordu; o da, yönü konusunda kuşkulu olduğu için bir o yana bir bu yana yerde emekleyip duruyordu. "Evet, etrafımısı sardılar," diye fısıldadı. "Hileci ışıklar. Cesetlerin mumları, evet evet. Kulak asmayın onlara! Bakmayın! Takip etmeyin onları! Bey nerede?"
Sam arkasına bakarak, Frodo'nun yine geride kalmış olduğunu fark etti.

"Evet evet," dedi Gollum. "Hepsi ölmüş, hepsi çürümüş. Elfler, insanlar, orklar. Ölü Bataklıklar. Çok usun bir saman önce büyük bir savaş olmuştu, evet, böyle demişlerdi Smeagol'e o gençken, ben gençken, Kıymetli daha gelmeden. Çok büyük bir savaşmış. Usun kılıçlı, usun boylu insanlar, korkunç elfler ve ciyaklayan orklar. Kara Kapılar'ın önündeki ovada günlerce, aylarca savaşmışlar. Bataklıklar o gün bu gündür büyümüş, mesarları yutmuş; hep ilerlemiş, hep ilerlemiş."

Mordor'un kapılarına doğru atılan her adımda Frodo boynundaki zincirde asıl duran Yüzük'ün daha da ağırlaştığını hisseder olmuştu.

Kara Kapı Kapalı

Geçidin ağzında, uçurumdan uçuruma taştan bir sur ördürmüştü Karanlıklar Efendisi. Bu surun içinde tek bir demirkapı vardı ve surun mazgallı siperleri üzerinde gözcüler hiç durmadan yürüyüp duruyorlardı.

"Bana Mordor topraklarına gitmem buyuruldu, o yüzden gideceğim," dedi Frodo. "Eğer tek bir yol varsa, o yolu izleyeceğim. Ne olacaksa olmalı."

Baharatlar ve Tavşan Yahnisi

…insanların bir zamanlar İthilien adını verdikleri, yükselen ormanları ve hızlı akan ırmaklarıyla latif bir ülke olan kuzey sınır boylarına varmış oldular.

"Tavşanla pişirmek mi!" diye cıyakladı Gollum dehşetle. "Smeagol'ün size ayırdığı güselim etleri bosacaksın, savallı aç Smeagol! Ne için? Ne için salak hobbit? Genç bunlar, körpe, çok güsel. Ye onlar, ye!"

Uzun boylu yeşil adam gaddarca güldü. "Ben Faramir'im, Gondor'un Reisi," dedi. "Fakat bu ülkede hiç yolcu yoktur: Sadece Kara Kule'nin veya Ak Kule'nin hizmetkârları vardır." "Ama biz ikisi de değiliz," dedi Frodo.

Harad'ın Mûmakları gerçekten de iri cüsseli hayvanlardı ve bir benzeri daha Orta Dünya üzerinde görülmemiştir
Sam derin bir nefes aldı. "Füldü bu!" dedi.

Batı’daki Pencere

Faramir'in karşısında Frodo ayakta duruyordu. Durum, garip bir biçimde bir tutsağın sorgulanmasına benziyordu.

"Bana kendi işime bakıp evime dönmemi, sizi de kendi halinize bırakmamı söylüyorsun. Geldiğinde her şeyi Boromir anlatacak ha! Geldiğinde diyorsun! Sen Boromir'in dostu muydun?"

"Geri dön Faramir, Gondor'un yürekli Reisi; vakit varken şehrini koru ve bırak ben yazgıma gideyim."

Bu Henneth Annûn yani Gurup Penceresi'dir, birçok pınara sahip bir ülke olan İthilien'deki şelalelerin en zarifi.

"Neler mi ümit ediyoruz?" dedi Faramir. "Bir şey ümit etmeyeli çok oluyor. Elendil'in kılıcı eğer gerçekten geri geliyorsa, biraz ümit ateşi tutuşturabilir, ama bunun o kötü günü biraz ertelemekten başka bir işe yarayabileceğini zannetmiyorum; tabii eğer gerek insanlardan gerekse de elflerden beklenmedik bir yardım daha gelmezse. Çünkü Düşman fazlalaşıyor ve biz azalıyoruz. Bizler eksilen bir halkız, baharsız bir güz.

Yasak Havuz

"Yaratık çok sefil ve çok aç," dedi Frodo, "ve içinde bulunduğu tehlikenin farkında değil. Ayrıca Gandalf, yani sizin Mithrandir'iniz, bu yüzden ve daha başka bazı nedenlerden ötürü onu öldürmemenizi söylerdi size. Elflerin bunu yapmasını yasaklamıştı. Tam olarak neden olduğunu bilmiyorum ve tahmin ettiğimi de burada açık açık söyleyemem. Fakat bu yaratığın benim görevimle bir çeşit bağı var. Siz bizi bulup getirinceye kadar rehberim oydu."

"Beyy, beyy!" diye tısladı. "Kötü! Hilekâr! Hakikatsiss!" Tükürerek, beyaz, güçlü parmaklı uzun kollarını uzattı.
Tam o anda Anborn'un koca kara silueti Gollum'un arkasında belirerek üzerine indi.

Kavşağa Yolculuk

"İşte yollarımızın en son ayrım noktasına geldik," dedi Faramir.

Cirith Ungol'un Merdivenleri

Tayf Beyi / Korkuyla miğferlenmiş ve taçlanmış kara başı bir o yana, bir bu yana döndü, görünmeyen gözlerle gölgeleri süpürerek. Frodo bekledi, yaklaşan bir yılanı bekleyen bir kuş gibi hareket dahi edemeden. Ve beklerken, daha öncekilerden çok daha zorlayıcı bir biçimde Yüzük'ü takma emrini hissetti.

"Bir tünel olduğunu söylemiştin sanırım," dedi Sam. "Bir tünel veya içinden geçilip gidilen bir yer yok mu?"
"A, evet, bir tünel var," dedi Gollum. "Fakat ordan geçmeye çalışmadan dinlenebilir hobbitler. Oradan geçerlerse, neredeyse tam tepeye varmış olurlar. Hemen hemen, eğer geçerlerse. Ya, öyle!"

Shelob'un İni

"Giriş burası," dedi Gollum yavaşça. "Tünelin girişi burası." Tünelin ismini söylemedi: Torech Ungol, Shelob'un İni.

İlerledikçe başlarına ya da ellerine bir şeylerin, uzun dokungaçların veya yukardan sarkan bazı bitkilerin süründüğünü hissettiler: Ne olduğunu bir türlü bulamıyorlardı. Kötü koku arttıkça artıyordu.

"Etrafta Gollum'dan çok daha kötü bir şey var. Bizi seyreden bir şey olduğunu hissediyorum." Ancak birkaç metre gitmişlerdi ki arkalarından bir ses geldi; bu ağır, yutucu sessizlikte şaşırtıcı ve korkunçtu: Bir fokurtu, bir gargara sesi ve uzun kin dolu bir tıslama.

Bütün diğer ışıklar söndüğünde bir ışık! Ve şimdi gerçekten de ancak ışık bize yardımcı olabilir.

Orada asırlar boyudur sürdürüyordu hayatını Shelob denilen örümcek suretindeki kötü dişi; tıpkı bir zamanlar Batı'da, artık Deniz'in altında kalmış olan Elf Yurdu'nda yaşadığı, tıpkı yıllar önce Luthien'e, köknarlar arasındaki yeşil çimenlere varan Beren'in Doriath'taki Dehşet Dağları'nda savaşmış olduğu haliyle. Shelob yok olmaktan kurtulup buraya nasıl gelmişti, hiçbir hikâyede yoktur, çünkü Karanlık Yıllar'dan çok az hikâye erişebildi bugüne. Ama işte yine de, Sauron'dan ve Barad-dûr'un ilk taşından bile önce orada olan Shelob, yine oradaydı

"Arkana bak!" diye bağırdı. "Dikkat beyim! Ben..." ama aniden haykırışı boğuldu.
Gollum kendisi bile o kadar çabuk ve o kadar hiddetle dönemezdi. Sam'in ağzındaki eli kaydı; Sam yeniden, ensesindeki elden de kurtulmak için başım eğerek ileriye bir hamle yaptı.


Efendi Samwise'ın Seçimi

Sam koşarken Frodo'nun bağlarla bağlanmış, bileğinden omuzuna kadar sarılıp sarmalanmış olduğunu, canavarın da onu kocaman on bacaklarıyla yarı kaldırıp, yarı sürükleyerek götürmeye hazırlandığını gördü.
Shelob'un eğilmiş başındaki göz kümesine kılıcı sapladı. Büyük bir göz karardı.
Hiç böyle şiddetli bir ıstırap duymamıştı Shelob, duyabileceğini de hayal bile etmemişti bütün o kötülükle dolu hayatı boyunca.

"O halde alalım O'nu bakalım! "
Eğildi. Son derece kibarca Frodo'nun boynundaki klipsi açtı, elini tüniğinin içine soktu; soma diğer eliyle başını kaldırarak soğuk alnını öptü, yavaşça zinciri başının üzerinden geçirdi.
Sam sonunda Frodo'nun gerçekten ölmüş olduğuna ve Macerası'nı yarıda bıraktığına kanaat getirdi.
"Hoşça kal beyim, canım!" diye mırıldandı.

Ork grubunun başı önündeki Yarma'da belirdi. Sonra Sam Yüzük'ü taktı.
Frodo'nun cesedini almışlardı. Gidiyorlardı.

KRALIN DÖNÜŞÜ

Beşinci Kitap

Minas Tirith

Minas Tirith âdetlerine göre şehir, her biri dağa oyulmuş ve etrafı, ortasında bir kapısı olan surlarla çevrilmiş yedi satıh üzerine inşa edilmişti.
Pippin, Gandalf’ın arkasından aceleyle giderken ağaca bir göz attı. Çok hüzünlü görünüyor, diye düşündü…

"Selam olsun Minas Tirith'in Hükümdarı ve Vekilharcı, Ecthelion oğlu Denethor! Bu karanlık saatte nasihatler ve haberlerle geldim."

İleri görüşlü bir adam. Eğer iradesini o yöne yöneltirse, birinin, hatta uzakta yaşayan birinin bile aklından neler geçtiğini algılayabilir.

Karanlık başladı. Artık şafak olmayacak.

Gri Bölüğün Geçişi

Aragorn bir süre Dunedain ile birlikte sürdü atını; Kuzey'den ve Güney'den gelen haberler hakkında konuşurken Elrohir şöyle dedi ona:
"Sana babamın sözlerini getirdim: Günler kısaldı. Eğer acelen var ise Ölülerin Yolu'nu hatırla."

Aragorn: "Orthanc Taşı'na baktım dostlarım."
"Acı bir mücadeleydi; yorgunluğu da zor geçiyor. Ona hiçbir söz söylemedim ve sonunda taşı zorla kendi irademe çevirebildim. Bu bile ona dayanılmaz gelecektir. Ve beni gördü. Evet Efendi Gimli, beni gördü; ama sizin beni burada gördüğünüzden başka bir biçimde. Eğer bunun ona bir faydası olacaksa o zaman kötü bir şey yaptım demektir. Lâkin öyle olduğunu zannetmiyorum. Yaşadığımı ve yeryüzünde yürüyor olduğumu bilmek onun gönlünü yakan bir şeydi bence; çünkü o ana kadar bunu bilmiyordu. Orthanc'daki gözler Theoden'in kalkanını delip geçemiyordu; fakat Sauron İsildur'u ve Elendil'in kılıcını unutmamıştı. Ve şimdi onun bu büyük planını gerçekleştirmesinin arifesinde İsildur'un ve Kılıç'ın varisi ortaya çıkıyor; çünkü ona yeniden dövülmüş kılıcı gösterdim. Henüz hiçbir şeyden korkmayacak kadar yüce bir kudrete sahip değil; hayır, şüphe durmadan kemiriyor onu."

Toprakların üzerinde uzun bir gölge var,
batıya uzatmış karanlık kanatlarını.
Kule sarsılıyor; kıyamet yaklaşıyor
kralların mezarlarına. Ölüler uyanıyor;
Yeminlerini bozanların saati geldi:
Erech Taşı'nda duracaklar yeniden
ve duyacaklar tepelerde yankılanan boru sesini.
Kimin borusu? Kim çağıracak onları
gri alacakaranlıktan? Unutulmuş insanlarını?
Bağlılık yemini ettikleri kişinin varisi,
Zaruret karşısında, gelecek Kuzey'den:
Kapı'dan geçerek girecek Ölülerin Yolu'na.

"Erech Taşı'na! Ölülerin Yolu'nu arıyorum. Benimle gelen gelsin!"
Legolas ile Gimli hiç cevap vermeden ayağa kalkarak salondan çıkan Aragorn'u izlediler.

Dimholt'a vardıklarında, üzerlerine bir korku çöktü. Burada siyah ağaçların Legolas'ın dahi uzun süre dayanamadığı loşluğu altında dağın köklerine açılan bir delik buldular; tam yollarının üzerinde kıyametin parmağı gibi duruyordu.

…dağ mağaralarındaki gibi zifiri bir karanlıkta, sonunda Erech Tepesi'ne vardılar.
Dünyaya ait değilmiş gibi duruyordu taş, kimilerinin inandığı üzre, gökten düşmüş gibi; fakat Batılılar'ın irfanlarını hatırlayanlar hâlâ bunun Numenor harabesinden getirildiğini ve buraya geldiği zaman İsildur tarafından bırakıldığını söylüyordu.

Aragorn attan inip Taş'ın yanında durdu ve yüksek sesle haykırdı:
"Yeminlerini bozanlar, neden geldiniz?"
Ve gecenin içinden ona cevap veren bir ses duyuldu, sanki çok uzaktan gelirmiş gibi:
"Yeminimizi yerine getirip huzur bulmak için."
Bunun üzerine Aragorn şöyle dedi: "Sonunda zamanı geldi çattı. Şimdi Anduin üzerindeki Pelargir'e gidiyorum ve siz de benim peşimden geleceksiniz. Ve ne zaman ki bütün bu topraklar Sauron'un hizmetkârlarından temizlenecek o zaman yeminin yerine gelmiş olduğunu kabul edeceğim; o zaman huzur bulup sonsuza kadar ayrılabilirsiniz. Çünkü ben İsildur'un Gondor'a bıraktığı varis Elessar'ım."

Rohan'ın Toplanışı

"Üzgünsün kızım," dedi Theoden. "Ne oldu? Söyle bana, o yolla ilgili bir şey dedi mi?" Dwimorberg tarafına doğru giden karanlık taş dizisini işaret etti. "Ölülerin Yolu'ndan mı gitti?"
"Evet beyim," dedi Eowyn.

"Gondor'dan bir ulak. Bir an önce huzurunuza gelmeyi diliyor."
"Bırakın gelsin!" dedi Theoden.
"Selam olsun Rohirrim Hükümdarı, Gondor'un dostu!" dedi. "Hirgon'um ben, Denethor'un ulağı, size savaşın bu alametini getirdim. Gondor büyük bir sıkıntı içinde. Rohirrim sık sık bizi desteklemiştir fakat şimdi Hükümdar Denethor bütün gücünüzü, tüm hızınızla rica ediyor, sonunda Gondor tamamen düşmeden önce."
"Kızıl Ok!" dedi Theoden oku tutarak aynı uzun zamandır beklediği ama geldiğinde insana korku salan bir davetiye almış gibi. Eli titredi.

Kral Merry'ye döndü. "Ben savaşa gidiyorum Efendi Meriadoc," dedi.
Sen burada kalacaksın, eğer istersen benim yerime halkı yönetecek olan Hanım Eowyn'e hizmet edebilirsin."
"Ama, ama beyim," diye kekeledi Merry.

Kimsenin dikkatini çekmeden bir Süvari geldi ve hobbitin kulağına usulca konuştu.
"İradenin istediği yerde bir yol açılır, deriz biz," diye fısıldadı
"Sen Yurt Hükümdarı'nın gittiği yere gitmek istiyorsun: Bunu yüzünden okuyabiliyorum."
"Evet," dedi Merry.
"O halde benimle geleceksin," dedi Süvari.
(Saklımiğfer diye tanıttı kendini)

Gondor Kuşatması

Faramir Pippin'e baktı. "Ama şimdi tuhaf bazı meselelere geliyoruz," dedi. "Çünkü kuzey efsanelerinden çıkıp Güney Toprakları'nda dolaşırken gördüğüm ilk buçukluk bu değil."

"Nedir o halde senin irfanın?" dedi Gandalf.
"İnsanın sakınması gereken iki ahmaklık olduğunu bilecek kadar bir irfana sahibim. Bu şeyi kullanmak tehlikeli. Tam bu saatte onu, akılsız bir buçukluğun elinde Düşman'ın kendi topraklarına göndermek, senin ve şu benim oğlumun yaptığı gibi, o da bir delilik."

"Söyle bana," dedi, "bir umut var mı? Frodo için demek istiyorum; ya da en çok Frodo için."
Gandalf elini Pippin'in başı üzerine koydu. "Hiçbir zaman daha fazla umut olmamıştı," diye cevap verdi.

Ve kanatlı gölgeler, avları üzerine alçalan Nazgûl, çığlıklar atarak karanlık gökyüzünden indi.
Böylece Şehir sonunda kuşatılmış, düşmandan bir halkayla çevrelenmişti. Rammas yıkılmış, Pelennor Düşman'a bırakılmıştı.

Kara Kurnandan üzengisi üzerinde doğrularak, unutulup gitmiş bir dilde, hem yüreği hem de taşı parçalayacak, güç ve dehşet kelimeleri söyleyerek korkunç bir sesle bağırdı.
Üç kere bağırdı. Üç kere bumladı koca şahmerdan. Ve aniden son darbede Gondor'un Cümlekapısı kırıldı.
Sürdü atını içeri Nazgûl Efendisi, daha önce hiçbir düşmanın geçememiş olduğu kemer altından; yüzünü gören herkes kaçtı.
Biri hariç herkes. Orada, Cümlekapısı'nın önündeki alanda sessiz ve hareketsiz bekleyen Gandalf, Gölgeyele'nin üzerinde oturuyordu.

Rohirrim'in Gelişi


Pelennor Çayırları Savaşı

Kral, Yüzüktayfı, Nazgûl Efendisi olarak bir sürü silahı vardı. Cümlekapısı'nı bırakarak gözden yok oldu.

Sonra Theoden onun farkına vardı; saldırısını beklemeden Karyele'ye seslenerek dosdoğru onu karşılamak için hücum etti. Karşılaşmalarının gürültüsü muazzam oldu.
Karyele şaha kalktı, boşluğa tekmeler savurup büyük bir çığlıkla yana düştü: Kara bir ok delip geçmişti onu. Kral atın altında kaldı.

Koca gölge, düşen bir bulut gibi alçaldı.
Alçaldı, alçaldı, sonra parmaklı ağım katlayarak çatlak bir çığlık attı, Karyele'nin bedeni üzerine kondu, pençelerini batırıp uzun ve çıplak boynunu uzattı.
Üzerinde bir şekil oturuyordu, siyah pelerinli, kocaman ve tehditkâr. Çelikten bir taç taşıyordu fakat cübbesiyle, tacın kenarı arasında, gözlerinin ölümcül pırıltısından başka hiçbir şey görünmüyordu: Nazgûl Efendisi.

Saklımiğfer: "Yıkıl karşımdan leş kargalarının başı, iğrenç yaratık! Ölüleri rahat bırak!"
Soğuk bir ses cevap verdi: "Nazgûl ile avının arasına girme!
Bir kılıç şakırdadı kınından çekilirken. "Ne istersen onu yap; ama buna engel olacağım eğer elimden gelirse."
"Engel olmak mı? Seni ahmak seni. Hiçbir ölümlü adam bana engel olamaz!"
"Ama adam değilim ki ben! Karşında bir kadın var! Eomund'un kızı Eowyn'im ben. Sen benim ile beyim, hısmım arasında duruyorsun. Yıkıl, eğer ölümsüz değilsen! Yoksa canlı da olsan, kara bir ölmemiş de olsan biçerim seni, eğer ona dokunursan."
Kara Süvari uzun boyuyla doğruldu, tehdit edercesine, kızın üzerinde yükseldi. Kulakları zehirin kendisiymişçesine ısıran bir nefret haykırışıyla topuzunu indirdi. Kızın kalkanı bin parçaya bölündü, kolu da kırılmıştı; tökezlenip dizleri üzerine düştü.
Merry'nin kılıcı onu arkadan vurmuştu, kara pelerinini yırtıp zırhlı yeleğinin altına girerek o koca dizinin arkasındaki kirişi parçalamıştı.
Kız sendeleyerek, bütün çabasıyla ve son gücüyle kılıcını taç ile pelerin arasına indirdi, o koca omuzlar önünde eğilmişken. Kılıç kıvılcımlar saçarak paramparça oldu.
…ölüp giden bedensiz, ince ses yutulup yok oldu ve bu dünyanın o çağında bir daha da hiç duyulmadı...

"Ölüm! Sürün, sürün atlarınızı yıkıma ve dünyanın sonuna!"

Eomer'in ruhu sertleşmiş ve aklı bir kez daha açılmıştı. O tarafa gelebilecek bütün adamları sancağı altında toplayabilmek için borular çaldırdı; çünkü en azından büyük bir duvar oluşturmayı düşünüyordu; dayanabildiği kadar burada kalıp, düşünceye kadar yerde savaşmayı, Batı'da son Yurt Kralı'nı hatırlayacak hiçbir adam kalmayacağı halde, Pelennor kırlarında şarkılara geçecek işler başarmayı düşünüyordu. Böylece yeşil tepeciğe sürerek atını buraya sancağını dikti ve Ak Atlı sancak rüzgârda çırpınmaya başladı.
Kuşkudan, karanlıktan çıkıp günün doğuşuna
Kılıcımı çekip geldim güneşte şarkı söyleyerek.
Umudun bittiği kalplerin kırıldığı yere sürdüm atımı:
Gazaba, yıkıma ve kızıl bir guruba vardım şimdi!

En öndeki gemide büyük bir bayrak açıldı, gemi Harlond'a doğru dönerken rüzgâr bu bayrağı gözler önüne serdi. Ak Ağaç çiçek açmıştı bayrakta, Gondor için; fakat etrafında Yedi Yıldız vardı ve üzerinde bir taç, yani Elendil'in sayısız yıldır hiçbir hükümdarın kullanmadığı nişanı. Ve yıldızlar güneş ışığında alev alevdi çünkü Elrond'un kızı Arwen tarafından değerli taşlarla işlenmişti; taç da sabah ışığında parlak görünüyordu çünkü mithril ve altından yapılmıştı.
Böyle varmıştı İsildur'un varisi Arathorn oğlu Aragorn Ölülerin Yolu'ndan Gondor krallığına,

Denethor'u Yakmak İçin Çatılan Odunlar

Pippin: Hükümdar aklım kaybetti, diye düşünüyorum. Korkarım hem kendini, hem de Faramir'i öldürecek.

Gandalf basamaklardan sıçradı; adamlar onun önünden kaçışarak gözlerini kapadılar; çünkü onun gelişi, karanlık bir yere giren beyaz bir ışık gibiydi; üstelik büyük bir öfkeyle geliyordu. Elini kaldırdı ve bu darbesiyle Denethor'un kılıcı havaya uçup elinden kurtularak arkasına, evin gölgeleri içine düştü; Denethor, Gandalf’ın önünde hayretlere düşmüş biri gibi geriledi.

Denethor masaya sıçrayarak orada durdu ve ateş ile duman etrafında çelenk olurken o, ayaklarının dibinde duran vekilharçlık asasını alıp dizinde kırdı. Parçalan alevlere atarak eğilip masanın üzerine uzandı ve Palantir’i her iki eliyle iyice kavrayarak göğsünün üzerine koydu.

Şifa Evleri

Faramir, Eowyn ve Meriadoc Şifa Evleri'ne yatırılmışlardı

Aragorn: “…eskinin yüce lisanında ben Elessar'ım yani Elftaşı; aynı zamanda da Envinyatar'ım yani Yenileyici": göğsünde duran yeşil taşı kaldırdı. "Fakat hanedanımın ismi Yolgezer olacak eğer kurulabilecek olursa. Yüce lisanda bu o kadar kötü durmuyor, Telcontar olacağım ben ve bedenimin varisleri."

Son Müzakere

Aragorn yüksek sesle Ölü İnsanlar'la konuştu ve şöyle seslendi:
"'Şimdi İsildur'un Varisi'nin sözlerini dinleyin! Sözünüzü yerine getirdiniz. Dönün artık ve vadiyi bir daha hiç rahatsız etmeyin! Ayrılın ve huzur bulun!'
Bunun üzerine Ölülerin Kralı ordunun önüne çıktı, mızrağını kırarak yere attı. Sonra eğilerek selam verdi ve arkasını döndü; bütün gri ordu hızla hareket ederek ani bir rüzgârla dağılan gri bir sis gibi yok oldu…

Ümit doğar genellikle, her şey ümitsizleştiğinde.

Gandalf: Size zaferin silahlarla kazanılamayacağını söyledim. Ben hâlâ bir zafer olacağını ümit ediyorum ama silahlarla değil. Çünkü tam bu tedbirlerin ortasında ortaya Barad-dûr'un temelini oluşturan ve Sauron'un bütün ümidi olan Güç Yüzüğü çıkıyor.

Gözü şu anda, hareket eden bütün diğer şeylere karşı kör, bütün gücüyle bize doğru dönüyor. Yani gözünü bizden ayırmamasını sağlamamız lazım. Bütün ümidimiz orada.
Zaferi silahlarla kazanamayız ama silahlarla Yüzük Taşıyıcısı'na tek bir şans tanıyabiliriz, az bir ihtimal de olsa.

Kara Kapı Açılıyor

Komutanlar, atlılardan büyük bir muhafız alayı, sancaklar, teşrifatçılar ve borazancılarla birlikte Kara Kapı'ya doğru ilerlediler. Baş teşrifatçı olarak Gandalf vardı; yanında da Elrond'un oğullarıyla Aragorn, Rohan'lı Eomer ve İmrahil; Legolas, Gimli ve Peregrin'in de gitmeleri emredilmişti, böylece Mordor'un düşmanlarının hepsinin birer tanığı olacaktı.
Kara Kapı'nın orta kanadı büyük bir takırtıyla sonuna kadar açıldı,
…içeriden Karanlık Kule'nin bir temsilci heyeti çıktı.
Heyetin başında uzun boylu, kem bir suret kara bir ata binmiş geliyordu,
…yüzü korkunç bir maske, daha çok canlı bir kellenin kafatası gibi bir şeydi; gözlerinin çukurlarında ve burun deliklerinde alevler yanıyordu.
Şöyle dedi: "Ben Sauron'un Ağzıyım.”

…zırh, pelerin ve kılıç. "Bunları arkadaşımızın anısı olarak alıyoruz," diye bağırdı (Gandalf).
Bir çığlık attı, döndü, küheylanına atladı ve bölüğüyle birlikte deliler gibi Cirith Gorgor'a geri sürdü atım dört nala.

"Kartallar geliyor! Kartallar geliyor!"
Pippin'in düşüncesi bir an için daha oyalandı.
Ve düşüncesi çok uzaklara kaçıp gitti ve gözleri bir daha görmedi.

Altıncı Kitap

Cirith Ungol Kulesi

Kulede hır-gür vardı, orklar birbirlerine girmişlerdi

Galadriel'in şişeciğini çıkartarak havaya kaldırdı; çünkü yapabilecek başka bir şey gelmiyordu aklına. Beyaz ışık hemen yayıldı ve karanlık kemerin altındaki gölgeler kaçıştı.

"Sende mi?" diye nefesi tıkandı Frodo'nun. "Burada mı? Sam sen mükemmel birisin!" Sonra çarçabuk ve garip bir biçimde sesinin tonu değişiverdi.
"Ver onu bana!" diye bağırdı ayağa kalkıp titreyen elini uzatarak. "Hemen bana ver! Onu sen taşıyamazsın!"
"Tamam Bay Frodo," dedi Sam, oldukça şaşırarak. "İşte burada!" Yavaş yavaş Yüzük'ü çıkartarak zinciri başından geçirdi.

"Ah Sam!" diye bağırdı Frodo. "Ben neler dedim? Ben neler yaptım? Affet beni! Senin bütün yaptıklarından soma üstelik. Bu Yüzük'ün korkunç güçlerinden biri işte. Keşke hiç, hiç bulunmamış olsaydı. Ama sen bana kulak asma Sam. Yükü sonuna kadar benim taşımam lazım. Bu değiştirilemez. Benimle bu yazgının arasına giremezsin."

Gölge Diyarı

…kırk mil ötede, etekleri külden bir enkaz içinde, tüten başı bulutlarla sarılmış koca konisi tepelere yükselen Hüküm Dağı'm gördüler.

"Keşke çok aceleleri olsa da iki yorgun askeri kendi hallerinde bırakıp geçseler!" diye düşündü.
Zorla ayağa kalktılar, iki büklüm durarak, ayaklan ağrıyan askerler gibi sıranın arkasına doğru sürünmeye başladılar.
…yolun öte yanında, görünmeyecekleri bir yerde kendilerini yere bırakıncaya kadar elleri ve dizleri üzerinde emekleyerek kargaşadan dışarı çıktı hobbitler.

Hüküm Dağı

Frodo, kolları gevşek bir halde boynunun etrafında, bacakları kuvvetle kollarının altından kavramış şekilde onun sırtına yerleşince, Sam sendeleyerek ayağa kalktı…
Ani bir yük bindi Sam'in üzerine ve hâlâ beyinin ellerini tutmakta olan ellerinin dış yüzlerini parçalayarak yere kapaklandı. O zaman düşenin ne olduğunu anladı, çünkü yattığı yerden, nefret dolu bir ses işitti üzerinden.
"Hayırsıs bey!" diye tısladı ses. "Hayırsıs bey bisi kandırıyor; bisi kandırıyor Smeagol, gollum. O taraftan gitmemeli. Kıymetli'yi incitmemeli. Onu Smeagol'e ver, evett, bise ver! Onu bise ver!"
Çılgın bir güçle doğrularak kalktı Sam. Hemen kılıcını çekti; fakat hiçbir şey yapamazdı. Gollum ile Frodo birbirlerine kenetlenmişlerdi. Gollum efendisinin üstünü başını parçalıyor, zincire ve Yüzükle ulaşmaya çalışıyordu.

Işık yine yukarı fırladı: orada, uçurumun kıyısında, tam Kıyamet Çatlağı'nda duruyordu Frodo, parlaklığa karşı simsiyah, gergin, dik ama sanki taşa dönmüş gibi.

"Geldim," dedi. "Ama şimdi buraya yapmak için geldiğim şeyi yapma yolunu seçmiyorum. Bu işi yapmayacağım. Yüzük benimdir!" Ve aniden yüzüğü parmağına takarak Sam'in gözleri önünden kaybolup gitti.

Karanlıklar Efendisi aniden onun varlığından haberdar oluverdi ve Göz'ü bütün gölgeleri parçalayarak ova üzerinden kendi yapmış olduğu kapıya baktı
Yüzüktayfları; kanatlarının fırtınasıyla güneye, Hüküm Dağı'na doğru fırladılar.

Sam aniden Gollum'un uzun ellerinin ağzına doğru gittiğini gördü; beyaz köpek dişleri pırıldadı ve ısırarak çat diye kapandı. Frodo bir çığlık attı; işte oradaydı, tam uçurumun kenarında yere diz çökmüştü. Fakat Gollum çıldırmış gibi dans ederek, içinde hâlâ bir parmağın durduğu yüzüğü havada tutuyordu. Artık Yüzük, sanki canlı ateşte yeni yapılmış gibi parlıyordu.
"Kıymetli, kıymetli, kıymetli!" diye bağırdı Gollum. "Kıymetlim! Ah benim Kıymetlim!" Ve bunları söylerken tam gözlerini kaldırmtı ödülünü zevkle seyrediyordu ki adımını çok ileri attı, tökezledi, bir an için uçurumun kenarında bir ileri bir geri sallandı ve bir çığlık atarak düştü. Derinlerden son bir "Kıymetlim!" feryadı yükseldi, Gollum yok olmuştu.
Dağ sallandı.
Sam Frodo'ya koşarak onu kaldırdı ve kapıya taşıdı.
Kuleler yıkıldı, dağlar kaydı; duvarlar ufalandı ve eridi yıkılırken; geniş duman girdapları ve fışkıran buharlar, kabaran bir dalga gibi devrilinceye ve azgın tepesi kıvrılıp toprağa doğru köpürerek dökülünceye kadar dalgalar halinde yükseldi, yükseldi.

Cormallen Kırları

Yelhükümdarı Gwaihir ve Kuzey Kartalları'nın en büyüğü olan (…) Landroval çıkagelmişti.
Nazgûl'ün üzerine indiler

Gandalf kollarını kaldırarak bir kez daha berrak bir sesle bağırdı:
"Dayanın Batı'nın İnsanları! Hüküm saati geldi."

Dağ'ın eteğine yığılmış son alçak kül tepesine vardılar; fakat buradan hiç kaçış yoktu. Burası artık, pek uzun süre dayanamayacak bir ada olmuştu,

Yan yana yatıyorlardı; alçaldı, gökleri süpürerek indi Gwaihir, Landroval ve hızlı Meneldor; bir rüya içinde, başlarına ne geldiğini anlayamadan, gezginler havaya kaldırılarak karanlıktan ve yangından uzağa taşındılar.

"Öğlen mi?" dedi Sam hesap etmeye çalışarak. "Hangi günün öğleni?"
"Yeni Yıl'ın on dördüncü gününün," dedi Gandalf; "ya da Shire hesabına göre Nisan'ın sekizinci gününün. Fakat Gondor'da Yeni Yıl artık Mart'ın yirmi beşi, Sauron'un yok olduğu ve sizin ateşlerden alınıp Kral'a götürüldüğünüz gün kabul edilecek artık. Kral sizi iyileştirdi ve şimdi de sizi bekliyor.
Onunla birlikte yiyip içeceksiniz. Hazır olduğunuzda sizi ona götüreceğim."
"Kral'a mı?" dedi Sam. "Ne kralı, kim o?"
"Gondor Kralı ve Batı Ülkeleri'nin Hükümdarı," dedi Gandalf…

Vekilharç İle Kral

"Sözlerini yanlış bellemeyin beyim," dedi Eowyn. "Beni üzen bana gösterilen ilginin azlığı değil. İyileşmeyi dileyenler için bu evlerden daha iyisi bulunmaz. Ama ben tembel tembel, işsiz güçsüz, kafese kapatılmış yatamam. Cenk alanında ölümü aradım ben. Ama ölmedim ve cenk devam ediyor."

Eowyn, Rohan'ın Ak Hanımı, şu saatte hiçbir karanlığın dayanabileceğine inanmıyorum!" Ve eğilerek kızı alnından öptü.

Frodo ileri çıkarak tacı Faramir'den alıp Gandalf’a taşıdı; ve Aragorn diz çöktü, Gandalf da Ak Tacı onun başına yerleştirerek şöyle dedi: "Artık Kral'ın günleri geldi…

Ve Aragorn, yani Kral Elessar, Arwen Undomiel'le, Kralların Şehir'inde, Yazortası günü evlendi ve uzun süren bekleyişleri ve çabaları böylece nihayete erdi.

Nice Ayrılıklar

Arwen: Ben bir armağan vereceğim size.
Ve göğsündeki gümüş bir zincirin ucuna asılmış yıldız şekilli beyaz bir taşı alarak, Frodo'nun boynuna astı.

…güneş batarken açık topraklara geldiklerinde, bir asaya yaslanmış olan yaşlı bir adama yetiştiler; adam gri ve kirli beyaz renkte paçavralara bürünmüştü ve ayaklarının dibinde serseri gibi yürüyüp zırlayan bir dilenci daha vardı.
"Ee Saruman!" dedi Gandalf. "Nereye gidiyorsun?"
"Sana ne?" diye cevap verdi Saruman. "Hâlâ benim nereye gidip geleceğimi sen mi tayin edeceksin, benim mahvolmam sana yetmedi mi?"

…Alıp götürdüğün yüzüğe ne oldu Frodo?"
"Kaybettim onu Bilbo'cuğum," dedi Frodo. "Ondan kurtuldum, biliyorsun ya."
"Ne fena!" dedi Bilbo. "Bir daha görmek isterdim onu…

Memleket Yolu


Shire Temizliği

Subaşı Muharebesi

"Hayır Sam," dedi Frodo. "Şimdi bile öldürme onu…
Saruman ayağa kalktı ve Frodo'ya baktı. Gözlerinde hayret, saygı ve nefret karışımı garip bir bakış vardı. "Büyümüşsün Buçukluk," dedi. "Evet, çok büyümüşsün. Hem arif, hem de zalim olmuşsun. Beni alacağım öcün tadından mahrum ettin, artık acı içinde gideceğim, senin merhametine borçlu olarak. Bu durumdan ve senden nefret ediyorum!..

Saruman güldü. "Sen hep Sharkey'nin dediklerini yaparsın öyle değil mi Solucan? Eh o zaman şimdi de şöyle diyor: İzle!" Yerde sürünen Solucandil'in yüzüne bir tekme attı ve dönerek yola koyuldu. Fakat bunun üzerine sanki bir şey aniden harekete geçti: Solucandil birden doğrulup kalktı, gizli tuttuğu bir bıçağı çekerek ve bir it gibi hırlayarak Saruman'ın sırtına sıçradı, başını geri çekti, gırtlağım kesti ve bir nara atarak yola doğru kaçtı.

Gri Limanlar

Sam Gamgee Gül Pamuk ile 1420 yılının (bu yıl düğünleriyle de ünlüydü) baharında evlendi ve Çıkın Çıkmazı'nda yaşamaya başladılar.

Ağlamayın, demeyeceğim; çünkü bütün gözyaşları kötü değildir.

…
Türkçeleştiren: Çiğdem Erkal İpek, Şiir Çevirileri: Bülent Somay
Metis Yayınları, Yedinci Basım: Ekim 2013