Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2026 Perşembe

Harro von Senger - Savaş Hileleri 1 - Notlar

Harro von Senger - Savaş Hileleri 1 - Notlar

Strategemler 1, Çinlilerin Ünlü 36 Strategemi

Mütercim: Mekin Özbalta, 2. Basım, Anahtar Yayınları, 2000

 


Önsöz

Hikâye, Üç Krallık Dönemi’nin efsanevi stratejisti Zhuge Liang’ın (Kong Ming), 150.000 kişilik düşman ordusuna karşı yalnızca 2.500 askerle kenti savunmasını anlatır.

Zhuge Liang, kentin kapılarını sonuna kadar açtırır; askerleri sivil kılığına sokarak kapı önlerini süpürtür. Kendisi de gözcü kulesine çıkarak tütsüler yakar ve neşeyle çalgısını (guzheng/gitar) çalmaya başlar.

Düşman generali Sima Yi, Zhuge Liang’ın son derece ihtiyatlı ve asla gereksiz risk almayan mizacını bilmektedir. Kentin açık kapılarını ve Zhuge Liang’ın rahat tavırlarını görünce, bunun arkasında büyük bir tuzak ve pusu olduğunu düşünerek ordusunu geri çeker.

 

Zayıflığı güç gibi göstermek

…

Diğer bir hikaye / Oğlu olmayan bir adam eve kuma getirmek istemekte, ancak karısı buna şiddetle karşı çıkmaktadır.

Akıllı yeğen, eline mezura alıp evin çevresini abartılı hareketlerle ölçmeye başlar. Yengesine, bir mirasçısı olmadığı için amcası öldüğünde evin kendisine kalacağını ve gelecekte buraya yeni bir ev yapacağını söyler.

Mülkün ve mirasın yabancıya/yeğene kalacağını anlayan yenge, mirasçı bir çocuk doğuracak kuma fikrine anında razı olur ve bizzat kocasını zorlar.

…

 

Giriş: Bir Sözcük Keşfedildi

"Strategem mi, o da ne?"

Grekçe strategema (komutanlık sanatı / savaş hileleri) kökenli sözcük, Batı dillerinde (özellikle Almancada) olumsuz anlam taşır.

Batı kültüründe "hile" (Almanca List), Hristiyanlık öncesi dönemdeki olumlu "bilgelik/büyü bilgisi" anlamını yitirerek ahlaken kötü bir etiket kazanmıştır.

 

Çin dilinde strategem karşılığı kullanılan ji veya zhi ideogramları, değer yargılarından bağımsız; "hesaplama", "planlama", "bilgelik" ve "akıllılık" anlamına gelir. Çin düşüncesinde bir strategem uygulamak ahlaki bir kusur değil, rasyonel bir akıl yürütme ve zekâ göstergesidir.

 

36 sayısı tesadüfi değildir; I Ging kehanet kitabında "karanlığı, gölgeyi ve gizli olanı" temsil eden Yin gücünün 6 karakteristiği vardır. 36 sayısı, Yin’in karesinden türemiştir ve tüm hilelerin/kalkülasyonların toplamını temsil eder.

 

Taoizmin "görünmeden, çaba harcamadan etki yapma" (wu wei) ilkesi strategemlerin ruhunu oluşturur.

 

Sun Tzu’nun eserinde en yüce zafer, silah kullanmaksızın "strategem yoluyla" düşmanı teslim almaktır.

Günümüzde temel kabul edilen 36 strategemlik tam katalog, 1941 yılında Chengdu'da bir sokak satıcısından alınan el yazması bir metinle (Ming Hanedanı sonlarına, 16.-17. yüzyıla ait) gün ışığına çıkmıştır. Metin, son derece kısa (toplam 139 ideogram) ve soyut ifadelerden oluşur.

 

Bir strategem; zor durumlardan çıkmayı, inisiyatif almayı, görünmeden yönlendirmeyi ve rakibi güç kullanmadan saf dışı bırakmayı hedefleyen planlı bir eylemler bütünüdür.

 

Çin Halk Kurtuluşu Ordusu, strategemleri tarihsel bir miras olarak benimser ve modern Marksist askerlik kuramıyla sentezler.

 

Erdemli sözler diplomasi ve ikna için kullanılabilir fakat bilfiil erdemle savaş veya rekabet kazanılamaz. Toplum sivilleştikçe yalan ve hile artar; bu yüzden sivil dünyada da strategemler birer savunma ve saldırı aracıdır.

 

1. Strategem

İmparatoru Yanıltmak ve Denizi Aşmak

denizden ölümüne korkan ve seferi yarıda kesmek isteyen Tang İmparatoru Tai Zong'u (Gao Zong) habersiz bir şekilde denizi aşmaya ve Kore seferine devam etmeye ikna etmek için imparator, zengin bir toprak sahibinin köşkü olarak tanıtılan 10.000 çadır beziyle kamufle edilmiş büyük bir gemiye bindirilir.

Rüzgâr ve dalga seslerini fark edip perdeyi açtığında açık denizde olduğunu anlar, ancak iş işten geçmiştir; artık özgüvenini yeniden kazanarak doğuya doğru ilerler.

 

Hikayenin başka bir versiyonu / Üzerinde evler, sokaklar, çimler ve rüzgâr almayan bir köşk bulunan devasa bir ahşap kent inşa ederler. Fırtına dinince burayı "karadaki bir kale" gibi göstererek imparatoru kandırırlar; böylece imparator denizde olduğunu hiç hissetmeden hedefe varır.

 

Söz Bozma

Zhuge Liang evlenmek ister. Güzelliği ön planda tutan yengesi “sığ” bir gelin aramaktadır. Zhuge Liang ise zekâ, yetenek ve erdeme önem vererek "çirkin kız" olarak tanınan Huang Zhengying'i ister.

Yengesi ve arkadaşları bu "çirkin" kızla evlenmesine şiddetle karşı çıkınca Zhuge Liang, strategemi devreye sokar. Kızla evlenmekten vazgeçtiğini bildiren görünüşte sitemkâr ve sözünden döndüğünü belirten bir şiir (akrostiş / gizli kuyruk şiiri) yazar. Şiirin her dizesindeki son sözcükler bir araya getirildiğinde "Kararım asla değişmedi!" cümlesi çıkmaktadır. Sadece zeki olan müstakbel gelin bu mesajı anlar ve gizlice düğün hazırlıklarına başlar; yengesi ve arkadaşı ise Zhuge Liang'ın sözünden döndüğünü sanarak rahatlar.

Zhuge Liang, yeni gelin adaylarını sürekli ziyaret edip reddederek herkesin gözü önünde "evlilik arayışındaymış" izlenimi verir. Çevresindekilerin olan biteni kendi algıladıkları biçimiyle kabullenmelerini sağlar.

Düğün günü gelin tülünü kaldırdığında iş işten geçmiş, "deniz aşılmış" ve bir oldu-bitti yaratılmıştır.

 

Herkesin gözü önünde duran apaçık bir gerçeği/eylemi kullanarak asıl gizli amacı maskelemek…

 

Düşman kuşatması altındaki kenti kurtarmak isteyen Tai Shici, her gün kentin kapısı önünde zararsız bir şekilde ok atış talimi yapar. Düşman askerleri zamanla bu duruma alışır ve ilgisini kaybeder. Dördüncü gün Tai Shici, duyarsızlaşan düşman hattını yararak yardım birliklerini çağırmak üzere kaçmayı başarır.

 

Sui generali He Ruobi, Chen devletine saldırmadan önce birliklerinin yerini üç kez değiştirir. Düşman ilk yer değiştirmede alarma geçse de üçüncüde konsantrasyonunu kaybeder. Sui ordusu tam bu uyuşma anında saldırarak zafer kazanır.

 

Süper güçlerin (ABD ve SSCB) "barış ve güvenlik" kavramları arkasında silahlanma yarışını tırmandırması.

 

Almanların, Fransa'ya saldıracaklarına dair 29 kez yanlış alarm/dezenformasyon yayarak Fransız savunmasının teyakkuz gücünü tamamen kırmaları ve ardından kolayca ülkeyi işgal etmeleri.

 

2. Strategem

Zhao'yu Kurtarmak İçin Wei'yi Kuşatmak

Düşmanın doğrudan saldırdığı veya güçlü olduğu yere (doluluk/güçlü nokta) göğüs göğüse karşı koymak yerine; düşmanın savunmasız bıraktığı, hayati önem taşıyan zayıf noktasına (boşluk/Aşil'in topuğu) saldırmak…

 

Wei devleti, en seçkin birlikleriyle Zhao devletinin başkenti Handan'ı kuşatır.

Zhao devleti, savunmasız kalan Wei'nin başkenti Daliang'a saldırır.

Wei ordusu kendi ülkesini kurtarmak için kuşatmayı kaldırıp geri dönmek zorunda kalır ve yolda pusuya düşürülerek yenilir. Zhao devleti böylece kurtarılır.

 

Bu strategem, Sun Tzu'nun Savaş Sanatı kitabında geçen "doluluktan uzak durup boşluğa yönelmek" felsefesine dayanır. Güçlü olan noktadan kaçınıp, zayıf ve hazırlıksız noktaya yıldırım hızıyla saldırmak esastır.

 

3. Strategem

Başkasının Hançeriyle Öldürülmek

Düşmanı dolaylı yoldan, yabancı bir el (veya aracı) vasıtasıyla saf dışı bırakmak…

 

Lü Yijian ve adamları, muhalif Fan Zhongyan'dan açıkça idam ettirerek ya da ceza vererek kurtulamayacaklarını anlar.

Fan Zhongyan, "terfi ettiriliyormuş" gibi gösterilerek Batı sınırındaki isyanı bastırmak üzere ordu komutanlığına atanır.

Hiçbir askeri tecrübesi olmayan Fan Zhongyan başarısız olur ve böylece muhalif lider tasfiye edilir.

 

Kral Davut, Uria'nın karısı Bathseba'ya aşık olur. Uria'dan kurtulmak için onu cephede en ön safta görevlendirir. Böylece Kral Davut, Uria'yı kendi eliyle değil, Ammonitlerin kılıcıyla (hançeriyle) öldürtmüş olur.

 

1936'da Alman gizli servisi, Tukaçevski'nin vatan haini olduğuna dair sahte belgeleri Stalin'in eline geçirir. Stalin generalini idam ettirir; Stalin, Almanlar'ın hançeri olur.

 

1944 Varşova Ayaklanması / Stalin, Varşova'daki Polonya yeraltı ordusunu komünist yayılmanın önünde engel görür. Kızıl Ordu'yu durdurarak Almanlar'ın bu Polonya ordusunu imha etmesini bekler.

 

4. Strategem

Yorgun Düşmanı Sükunetle Beklemek

Beklemek burada, düşmanı arzu edilen yöne çekip gücünü tüketmeye zorlayan aktif ve planlı bir stratejidir.

Savaş alanına önce gelen ve rakibini bekleyen sakindir; sonradan gelip ayağının tozuyla savaşa giren ise bitap düşer.

 

Wei ordusu Zhao’yu kuşatınca, Qi ordusu, Zhao’ya gitmek yerine Wei’nin başkentine yürüdü ve orada düşmanı bekledi. Wei ordusu başkentini korumak için uzun ve yorucu bir yürüyüşle geri dönmek zorunda kaldı. Dinlenmiş olan Qi ordusu, bitkin halde alana varan Wei ordusunu vurarak zafer kazanmıştır.

 

Mao'nun Gerilla Savaşı Formülü

Düşman gelir, biz gideriz. (Geri çekilme)

Düşman mola verir, biz onu rahatsız ederiz. (Taciz/Yorma)

Düşman bitkin düşer, biz onunla savaşırız. (İmha/Strategem 4)

Düşman gider, biz onu avlarız. (Takip)

 

5. Strategem

Hırsızlık Yapmak İçin Yangından Yararlanmak

Düşman bir kaos içindeyse, kendi kendini yener.

 

1844 / 1. Afyon Savaşı sonrası Çin'in hezimete uğramasından yararlanan Fransız elçi Lagrene, zoraki Huangpu Antlaşmasını imzalatarak haksız ayrıcalıklar elde etmiştir.

 

1860 / İngiliz ve Fransızların Pekin'i işgal edip Yazlık Saray'ı yaktıkları kargaşa ortamında Rusya, baskı uygulayarak Pekin Antlaşması ile 400.000 km²'lik Ussuri bölgesini ilhak etmiştir.

 

6. Strategem

Doğuda Gürültü Etmek, Batıda Saldırmak

Düşmanı, seni beklemediği yerde vur.

 

Qi ve Han orduları Yan devletine saldırır. Yan'a yardıma gelen Chu ordusu, kentin batısını tutan Han ve doğusunu tutan Qi orduları arasında sıkışır.

Chu ordusu, kentin batı kapısını açtırıp atlıları gündüz şehre salar, gece meşaleler yaktırır. Qi ordusu, Chu ile Han'ın anlaşıp kendisine saldıracağını sanarak geri çekilir.

Yalnız kalan Han ordusu da gece korkudan çekilince Chu ordusu güvenle ülkesine döner.

 

Napoleon Mısır seferine çıkmak ister. Casusları vasıtasıyla İngilizlere Fransız donanmasının İrlanda'ya gideceği şayiasını yayar.

İngiliz Amirali Nelson Cebelitarık Boğazı'nı tutmak için batıya kayınca, Napolyon donanmasını rahatça Mısır'a (doğuya) sevk eder.

 

Sihirbazlar bakışları bir ele toplarken hileyi diğer elle yaparlar.

 

7. Strategem

Bir Hiçten Bir Şey Yaratmak

Bu stratejinin özü gerçekte var olmayan bir durumu/tehlikeyi (sahte görünüm / "hiçlik") kullanarak düşmanın veya hedef kişinin algısını yönlendirmek; ardından bu yanılsamadan gerçek bir avantaj, eylem veya somut bir sonuç ("bir şey") çıkarmaktır.

 

General Zhang Xun, kenti kuşatan düşmana karşı gece samandan 1000 korkuluk sarkıtarak ok yağmuruna tutulmasını sağlar ve binlerce ok kazanır. Ertesi gece düşman yine korkuluk sarkıtıldığını sanıp alay ederken, Zhang Xun gerçek askerlerini indirerek düşman ordusunu bozguna uğratır.

 

Yüzbaşı Gozeridse, mayını kalmadığında "Dikkat! Mayın!" levhaları koyarak düşman trafiğini durdurur ve topçu ateşiyle imha eder.

 

Gelin ile kaynana arasındaki şiddetli geçimsizliği çözmek isteyen Bay Wang, karısına "Annemi öldüreceğim ama şüphe çekmemek için 2 ay boyunca ona çok iyi davranmalısın" der. Gelin cinayet planı uğruna kaynanaya şefkat gösterir. Zamanla bu sahte davranış gerçek bir sevgi ve uyuma dönüşür; evdeki kavgalar son bulur.

 

Çin tarihinde pek çok şairin şiirleri, bağlamından koparılarak yönetime hakaret sayılmış ve şairler cezalandırılmıştır.

 

Küçük kurumlarda sevilmeyen kişileri üçüncü şahıslara uydurma raporlarla şikayet ettirmek veya patent dairelerine sahte icatlar sunmak da bu kapsama girer.

 

İnsanı çökertmek için izlenen yol

Politik söylentiler çıkarmak,

Başarısız olursa yolsuzluk/rüşvet suçlaması yapmak,

Başarısız olursa özel hayatında ahlaksızlık iddiaları yaymak,

Yine boşa çıkarsa kişinin çok gururlu ve kibirli olduğunu söyleyerek kişiliğine saldırmak.

 

8. Strategem

Görünüşte Asma Köprüyü Onarmak Fakat Gizlice Chencang'a Yürümek

Xiang Yu, Liu Bang’ı etkisizleştirmek için onu Hanzhong bölgesine sürer.

Liu Bang, geri dönmeyeceği izlenimi vermek için geçerken asma köprüleri yaktırır.

Liu Bang, doğuya sefer düzenlemek istediğinde birkaç askeri yanmış köprüleri onarması için görevlendirir.

Köprülerin onarılmasının yıllar alacağını düşünen Xiang Yu bu duruma güler.

Onarım gösterisi sürerken, Liu Bang’ın ana ordusu gizlice Chencang yolu üzerinden yürür. Gafil avlanan Xiang Yu yenilir.

Liu Bang bu zaferle Han Hanedanı'nın temelini atar.

 

1944 / Müttefikler, asıl çıkartmanın Dover üzerinden Calais’ye yapılacağı izlenimini vermek için sahte maket gemiler, sahte karargahlar ve Calais bölgesine yoğun bombardımanlar düzenlediler.

Almanlar ana savunmalarını Calais’de yoğunlaştırırken, Müttefikler asıl çıkartmayı beklenmeyen Normandiya bölgesine gerçekleştirdiler.

 

Savaşta olağan olandan yararlanılır; ancak zafere olağandışı (olağan olmayan) olanla ulaşılır.

 

9. Strategem

Karşı Kıyıda Yanan Ateşi Gözlemek

Olaylar kendi çıkarına olgunlaşana kadar taraflara müdahale etme, yardımda bulunma.

Zamansız bir mükellefiyet veya erken müdahale ile çatışan tarafları birleştirmekten kaçın.

Bırakıp tarafların birbirini yıpratmasını bekle, durum olgunlaştığında eyleme geçip "meyveleri topla”

 

Görünüşte hiçbir şey yapmamak, aslında bir şey yapmanın en yüksek biçimidir.

 

II. Dünya Savaşında Batılı devletler Nazi Almanya'sı ile SSCB'nin birbirini yıpratmasını bekleyerek "tepede oturup kaplanların kavgasını izleme" politikası güttüler.

 

10. Strategem

Gülücük Arkasına Hançer Saklamak

Zheng Hükümdarı Wu, Hu Prensliğini ele geçirmek ister ancak askeri gücü yetersizdir.

Kendi kızını Hu Prensi ile evlendirerek akrabalık kurar. Ardından kendi bakanlarından birini "Hu Prensliği'ne saldıralım" dediği için akrabasına hainlik önerdi gerekçesiyle idam ettirir.

Hu Prensi, Wu'nun tam bir dost olduğuna inanıp tüm savunma önlemlerini kaldırır. Zheng hükümdarı ani bir baskınla Hu Prensliğini haritadan siler.

 

General Tian Dan, Yan ordusu tarafından kuşatılan Jimo kentini korurken yaşlıları ve kadınları surlara çıkarır; düşmana teslim olacaklarını bildirip 1000 altın hediye gönderir.

Zafer sarhoşluğuna giren ve kentin teslim olmasını bekleyen Yan ordusu tüm savunma önlemlerini bırakır. Tian Dan gece vakti kentin kapılarını açarak ani bir baskınla düşman ordusunu bozguna uğratır.

 

Eğer düşman daha önceki davranışlarına ters düşecek şekilde birdenbire silahları bırakmayı ve barışmayı öneriyorsa, bunun arkasında mutlaka bir hile vardır.

 

(İltifat ağyaradır)

 

11. Strategem

Şeftali Ağacı Yerine Kuruyan Erik Ağacı

Bu strateji fedakarlık / özveri ve ihanet biçiminde uygulanabilir.

Aldatıcı bir manevrayla başkasını kurtarmak için kendini kurban etmek.

Aldatıcı bir manevrayla kendini kurtarmak için başkasını kurban etmek.

Aldatıcı bir manevrayla üçüncü bir kişiyi kurtarmak için bir başkasını kurban etmek.

 

Böcekler şeftali ağacına saldırdığında erik ağacı kendini feda eder.

Ağaçlar bile birbiri için kurban olurken, kardeşler bunu nasıl unutur?

 

Vietnam'ın Ming hanedanına karşı bağımsızlık savaşında (1418-1427) komutan Le-Loi çembere alınır. Generali Le-Lai, kralın elbiselerini giyerek düşman saflarına fırlatılır. Düşman onu kral sanıp öldürürken, gerçek Le-Loi kaçmayı başarır ve ileride Le Hanedanı'nı kurar. (Vietnam'da "Le-Lai kralı kurtardı" deyimi buradan gelir).

 

En zayıf atını rakibin en güçlü atıyla; en güçlü atını rakibin vasat atıyla; vasat atını rakibin en zayıf atıyla yarıştır: Zayıf ve vasat birlikleri düşmanın güçlü hatlarını bağlamak için yem olarak kullanırken, en güçlü birliklerle hedefe darbe vurarak genel zaferi kazanır.

 

12. Strategem

Koyunu Hafif Elle Alıp Götürmek

Bu strateji anlık fırsatları, düşmanın aymazlığını veya zayıflığını fark edip soğukkanlılıkla, zahmetsizce ve ürkütmeden kendi lehine kullanma esasına dayanır.

 

1943 / Alman zırhlı birlikleri Moskova'ya 30 km kalana kadar hızla ilerler; fakat lojistik bağları kopar ve arkalarında zayıf hatlar oluşur.

Sovyet Genelkurmayı düşmanın bu ilerleme sarhoşluğunu ve kopukluğunu bir zayıflık fırsatı ("koyun") olarak görür; yandan yaptığı taarruzla Alman ordusunu imha eder.

 

13. Strategem

Yılanı Ürkütmek İçin Çayıra Vurmak

Şüphe duyulan bir durumda belirsizliği gidermek, düşmanın/rakibin gizlendiği pusuyu veya niyetini açığa çıkarmak gerekir.

 

 

Han Hanedanı valisi Yin Wenggui, eşkıya lideri Xu Zhongsun’un başını infaz ettirerek bunu kamuya açık hâle getirir.

İdam edilen tek suçlu "vurulan çayır", korkudan titreyip yolsuzluğu bırakan diğer memurlar ise "ürkütülen yılan"dır.

 

Vali Wenming, bir askeri yanlışlıkla konsolosluk binasının önünde idam ettirir. Konsolos öfkeyle hesap sormaya geldiğinde vali durumu retorik bir kurnazlıkla kıvırır: "O asker Bokserlerdendi. Yoldaşları görsün ve konsolosluğunuzdan uzak dursun diye özellikle orada astırdım.”

 

1956-1957 / Çin Komünist Partisi, "Bırakın yüz çiçek açsın, bırakın yüz görüş birbiriyle yarışsın" sloganıyla özgür eleştiri ortamı başlattı.

Yönetime karşı gizli/potansiyel muhalif tutum besleyen kişiler ("yılanlar") kendilerini tamamen açığa vurdular. Ardından başlatılan Karşı-Sağcı hareketle bu kişiler tespit edilerek pasifize edildi.

 

Metis…

 

14. Strategem

Ruhun Geri Dönmesi İçin Bir Ceset Ödünç Almak

Unutulmuş, geçmişte kalmış bir fikri, kurumu veya kaynağı yeni bir amaçla tekrar canlandırmak.

Gerçekte yeni olan bir şeyi, eskinin saygınlığı ve kutsallığı ile örtüp sunmak.

 

Çoktan ölmüş tarihsel şahsiyetler birer "ceset", onlardan mülhem uyandırılan ulusal nefret ise bu cesetlere yüklenen "ruh" rolünü oynamıştır.

Tayvanlı analistlere göre Mao Zedong, iktidara gelmeden önce Dr. Sun Yat Sen'in ünlü "Üç Halkçı İlkesi"ni (Ulusçuluk, Demokrasi, Halkın Yaşama Hakkı) benimsemiş gibi görünerek "Yeni Halkçı İlkeler" yazısını kaleme almıştır.

Mao, rakibi Guomindang'ın temel kalesi olan Sun Yat Sen doktrinini bir "ceset" olarak ödünç almış, içine komünist vizyonu bir "ruh" olarak üflemiştir. İktidarı pekiştirdikten sonra ise bu ilkeleri terk etmiştir.

 

Hıristiyan Kilisesi'nin İ.S. 354'te pagan Roma/Güneş Tanrısı Mitras'ın doğum günü olan 25 Aralık'ı İsa'nın doğum günü olarak tescillemesi; çökmekte olan popüler bir pagan bayramının ("ceset") içine Hıristiyani bir "ruh" sokulmasıdır.

 

15. Strategem

Kaplanı Dağdan Düzlüğe Çekmek

Bu stratejinin özü güçlü bir düşmanla kendi doğal sığınağında veya avantajlı olduğu alanda doğrudan savaşmak yerine; onu manipülasyon, yem, yanıltma veya tehdit algısı ile güvenli alanından ("dağ") dışarı, açık ve savunmasız bir alana ("düzlük") çekerek etkisiz hale getirmektir.

 

Münazaradaki uygulaması; rakibi iyi hakim olduğu, uzman olduğu konudan/bilgi alanından çıkarıp yabancısı olduğu veya zayıf kaldığı konulara çekerek tartışmada alt etmek şeklindedir.

 

Düşmanın üstüne doğruca gitmek tehlikelidir; düşmanın gelmesini sağlamak fayda getirir.

 

16. Strategem

Bir Şeyi Yakalamak istiyorsan, Önce Onu Serbest Bırakmalısın

Üç Krallık Romanı'nda geçen, Shu-Han Devleti Başbakanı ve Başkomutanı Zhuge Liang'ın, güneydeki barbari/yerel halkların lideri Menghuo'yu 7 kez yakalayıp 7 kez azat eder.

Zhuge Liang'ın amacı güney topraklarında isyan çıkarmayacak, gönülden bağlı bir toplum bırakmaktır.

Menghuo her yakalandığında "Hileyle yakaladın, sayılmaz" diyerek teslim olmayı reddetse de, 7. serbest bırakılışının ardından Zhuge Liang'ın yüce gönüllülüğü, stratejik zekası ve sabrı karşısında tamamen pes eder; hem kendisi hem de kabilesi Shu-Han devletine ömür boyu sadakat yemini eder.

 

Çin İç Savaşı'nda Mao Zedong, esir alınan Guomindang askerlerine iyi davranmış, psikolojik ve fikri eğitim verdikten sonra Kızıl Ordu'ya katılmak istemeyenleri erzak ve yol parası vererek serbest bırakmıştır. Bu kişiler propaganda yaparak düşman ordusunun moralini çökertmiş ve komünistlerin zaferine katkı sağlamıştır.

 

Yargıç Peng Peng, karısını ve aşığını öldüren şüphelileri delil yetersizliğinden suçsuzmuş gibi serbest bırakır. Güvende olduklarını sanan katiller kutlama yaparken ve cinayeti itiraf ederken gizlice dinlenerek suçüstü yakalanırlar.

 

Hatalı veya suçlu bir birey şok ve savunma psikolojisi içindeyken üzerine gidilmez; önce duygularını yatıştırması için zaman verilir (serbest bırakılır). Savunma kalkanları indiğinde kişi hatasını kabullenmeye ve "yakalanmaya" hazır hale gelir.

 

Müşteriye ürünü hemen satmaya çalışmak yerine, onu ürünle ve kendi hayal gücüyle baş başa bırakmak. Fiyat belirleme veya karar verme özgürlüğü hissiyatı tanınan müşteri, ürünü satın almaya kendi isteğiyle yönelir.

 

17. Strategem

Bir Yeşim Elde Etmek İçin Bir Tuğla Fırlatmak

Çin kültüründe "yeşim" imparatorluk ve en yüksek değerlerin simgesiyken, "tuğla" sıradanlığı temsil eder.

 

Bir kadının, dikkatini çekmek ve ilişkiyi başlatmak istediği erkeğe yapmacık bir kızgınlıkla söylenmesi ("tuğla"), erkeğin ilgisini ve bizzat kendisini kazanma ("yeşim") amacı taşır.

 

Tilkinin kargaya söylediği övgü dolu, tatlı sözler son derece değersiz bir "tuğla" işlevi görür. Karganın bu pohpohlamalara kapılıp gagasını açmasıyla düşürdüğü ve tilkinin kaptığı peynir ise elde edilen son derece değerli "yeşim"dir.

 

Hile İle Cennetten Kovulma

Yılan doğrudan saldırmaz; önce çarpıtılmış genel bir soru sorarak ("Tanrı bahçedeki hiçbir ağaçtan yememenizi mi söyledi?") Havva’yı konuşmaya çeker. Havva Tanrı’yı savunmak isterken kuralı esnetir ve zihnen şüpheye düşer. Ardından yılan, "Ölmezsiniz, aksine gözleriniz açılır, Tanrı gibi iyi ve kötüyü bilirsiniz" diyerek sahte bir bağımsızlık ve bilgelik vaadinde bulunur.

İnsanın ilahi emre itaatsizlik ederek cennetten kovulması, Tanrı’ya başkaldırması ve insanlık tarihinin başlatılması İblis’in elde ettiği yeşimdir.

 

İ.Ö. 201’de Hun Hükümdarı Mete (Mo Du), Han İmparatoru Gao Zhu üzerine yürürken yaşlı ve sakat askerlerini öne sürüp geri çekilme numarası yaptı. Tükendiklerini sanıp peşlerine düşen Çin İmparatoru’nu Baideng Dağları'nda çembere aldı.

 

626'da Doğu Göktürk Kağanı Hieli (İlteriş/İl Kağan) 100.000 kişilik orduyla Tang başkenti Chang'an yakınlarına gelir. Tang İmparatoru Li Shimin cesurca karşısına çıkıp savaşı göze almadığını hissettirir, ardından zümrüt, altın ve ipek vererek barış yapar. İmparator, bu hediyelerin Türklerin gururunu okşayıp yozlaştıracağını ve rehavete sürükleyeceğini öngörür. Nitekim 630’da iç karışıklıklara batan Göktürkler kolayca yıkılır.

 

Troya Atı…

 

18. Strategem

Bir Haydut Çetesini Zararsız Hale Getirmek İçin, Önce Elebaşısını Yakalamak Gerekir

Her durumda ikincil ayrıntılarla vakit kaybetmek yerine doğrudan ana hedefe (esasa/merkeze) odaklanmak gerekir.

 

Yay gereceksen en güçlüsünü seç, ok atacaksan en uzağa gidenini...

Atlıyı vurmak istiyorsan önce atını vur.

Haydut çetesini yakalamak istiyorsan önce elebaşısını yakala.

 

Ağaç devrildiğinde maymunlar kaçışır.

 

Wang Mai'nin genç yazara tavsiyesi

Edebi yaratıcılıkta en temel şartın "ruhun eğitilmesi ve olgunlaştırılması" olduğunu savunur.

Bilgi tek başına yetersizdir; bilginin içselleştirilmesi ve ruhun güçlendirilmesi edebi başarının anahtarıdır.

 

36 Strategem Katalogu

Batı dünyasında strategem bilinci Çin'e kıyasla daha zayıf kalmıştır.

 

Çinliler karşılaştıkları karmaşık durumları veya düşmanlıkları içgüdüsel olarak strategemler açısından değerlendirirler. Yabancıların bu mantığı bilmemesi, Çin'in Batı'da "bilmecemsi" bir ülke olarak algılanmasının temel nedenlerinden biridir.

36 Strategem

1

İmparatoru Yanıltmak ve Denizi Aşmak

2

Zhao'yu Kurtarmak İçin Wei'yi Kuşatmak

3

Başkasının Hançeriyle Öldürmek

4

Yorgun Düşmanı Sükûnetle Beklemek

5

Hırsızlık Yapmak İçin Yangından Yararlanmak

6

Doğuda Gürültü Etmek, Batıda Saldırmak

7

Bir Hiçten Bir Şey Yaratmak

8

Görünüşte Asma Köprüyü Onarmak, Fakat Gizlice Chengcang'a Yürümek

9

Karşı Kıyıda Yanan Ateşi Gözlemek

10

Gülücük Arkasına Hançer Saklamak

11

Şeftali Ağacı Yerine Kuruyan Erik Ağacı

12

Koyunu Hafif Elle Alıp Götürmek

13

Yılanı Ürküthreshold Çayıra Vurmak

14

Ruhun Geri Dönmesi İçin Bir Ceset Ödünç Almak

15

Dağdaki Kaplanı Düzlüğe Çekmek

16

Bir Şeyi Yakalamak İstiyorsan, Önce Onu Serbest Bırakmalısın

17

Bir Yeşim Elde Etmek İçin Bir Tuğla Fırlatmak

18

Bir Haydut Çetesini Zararsız Hale Getirmek İçin, Önce Elebaşısını Yakalamak Gerekir

19

Başkasının Kazanının Altındaki Odunu Gizlice Alıp Götürmek

20

Balık Yakalamak İçin Suyu Bulandırmak

21

Ağustos Böceği, Altın Gibi Parlayan Derisini Atıyor

22

Kapıyı Kapatmak ve Hırsızı Yakalamak

23

Yakındaki Düşmanı Yakalamak İçin Uzaktaki Düşmanla İşbirliği Yapmak

24

Daha Sonra İşgal Etmek Üzere, Askerleri Guo Devleti Toprakları İçinden Yürütmek

25

Kirişleri Çalmak ve Çürük Direklerle Değiştirmek

26

Akasyaya Söylenmek, Fakat Dut Ağacını Göstermek

27

Dengeyi Kaybetmeden Delice Hareket Etmek

28

Merdiveni Alıp Götürmek İçin Bakışları Dama Çevirtmek

29

Kurumuş Ağaçları Yapma Çiçeklerle Bezemek

30

Konuğun Rolünü Ev Sahibinin Rolüne Dönüştürmek

31

Güzel Kadın Strategemi

32

Açık Kent Kapısı Strategemi

33

Nifak Sokma Strategemi

34

Kendini Sakatlama Strategemi

35

Zincirlenme Strategemi

36

Kendi Haline Bırakma Strategemi (Kaçmak/Geri Çekilmek)

 

…

 

Harro von Senger - Savaş Hileleri 3 - Notlar

Harro von Senger - Savaş Hileleri 3 - Notlar

Strategemler Cilt: 3

Mütercim: Efkan Canşen, Anahtar Yayınları, 2005

 


28. Strategem

Merdiveni Alıp Götürmek İçin Bakışları Dama Çevirtmek

Stratejinin işleyişi şu şekildedir: Birini veya bir orduyu geri dönüşü olmayan kriz/çıkmaz bir duruma (dama) çekip ardından kaçış yolunu (merdiveni) elinden almak.

Yalnızca tek tek kurtulma imkanı bırakılmayıp, tek seçeneğin zafer ya da ölüm olduğu anlarda etkilidir.

Askerlerin kaçış yolu veya tereddüt edecek vakti kalmadığında ortaya çıkan mutlak kriz bilinci en yüksek savaş gücünü doğurur.

 

Havayollarının sık uçanlara sunduğu mil/hediye puanları müşteri için yemdir. Müşteri bir kez bu sisteme dahil olduğunda (dama çıktığında), biriktirdiği avantajları kaybetmemek için sürekli aynı firmayla uçmak zorunda kalır (merdiven çekilmiştir).

 

29. Strategem

Kurumuş Ağaçları Yapma Çiçeklerle Bezeme

Mevcut zayıflıkları, eksiklikleri, güçsüzlükleri veya yoklukları dışarıya karşı görkemli, zengin ve güçlü göstererek yanıltıcı bir izlenim (makyaj/ön cephe süslemesi) yaratma ilkesine dayanır.

 

Yerel yöneticilerin üst düzey denetimler öncesinde sokakları süslemesi, seyyar satıcıları saklaması, hasat olgunluğuna ulaşmamış buğday tarlalarında göstermelik biçerdöver çalıştırması, bakımsız kalıp kuruyacak fidanları başarı gibi raporlaması. Yanlışları gizleyip sadece başarıları öne çıkarmaya "kendine çiçek yapıştırmak" denir.

 

ABD pazarına tek başına giremeyen Japon "Kano" firmasının, tanınmış bir Amerikan firması (B.H.) ile birleşerek "B.H.-Kano" adıyla pazara girmesi. Güçlendikten sonra Amerikan firmasından ayrılıp "Kano" adıyla bağımsız dev haline gelmiştir.

 

30. Strategem

Konuğun Rolünü Ev Sahibinin Rolüne Dönüştürmek

Bu stratejinin özü Pasif, savunmada, zayıf, ikincil veya dışarıdan gelen (konuk) konumundayken; inisiyatifi, kontrolü, yetkiyi ve yönetimi aşamalı veya ani hamlelerle ele geçirerek mülkün/tahtın asıl sahibi (ev sahibi) haline gelmektir.

 

Gugukkuşu yumurtasını konakçı kuşun yumurtasının rengine ve ağırlığına uydurur. Başka kuşun yuvasına gizlice yumurtlar. Yumurtadan erken çıkan civciv, ev sahibinin kendi yavrularını yuvadan aşağı atar ve öz ebeveynleri kendisine köle ederek yuvayı tamamen ele geçirir.

 

Coca Cola, Çinli üreticilere ücretsiz tesis ve formül verip kârı onlara bırakmış gibi görünerek (yem); reklam masraflarının yarısını Çinlilere ödetmiş ve kısa sürede yerli markaları silerek Çin meşrubat pazarının "ev sahibi" (hakimi) olmuştur.

Ev sahibi, durumun farkına vardığında artık konuğu dışarı atamayacak kadar ona bağımlı hale gelmiştir.

 

31. Strategem

Güzel Kadın Strategemi

Doğrudan askeri veya sert güçle yenilemeyen bir rakibi; cinsel çekicilik, lüks, sefahat, para veya zaaflara hitap eden cazip araçlar (yemler) sunarak içten zayıflatmak, iradesini bozmak ve çökertmek stratejisidir.

 

Sert çatışmayla kazanılamayan üstünlük, rakibin duygusal ve seksüel zaafları işlenerek sağlanır. Kadın/erkek veya değerli bir nesne, strategem uygulayıcısının elinde bir "silah" rolü üstlenir.

 

"Güzel Kadın" semboliktir. Rakibin direncini kıran para, rüşvet, güç, lüks tutkusu veya hobiler (şans oyunları) bu strategemin kapsamındadır.

 

Tanrı Enki'nin yarattığı "assinu" (yakışıklı/ışıklı erkek sevgili), Ölüler Diyarı Kraliçesi Ereshkigal'ı büyüleyip kendisine aşık ederek yaşam suyunu alır ve Inanna'yı canlandırır.

 

Zeus, Prometheus'un ateşi çalmasına karşılık erkek insanlığa bir ceza ("güzel bir kötülük") olarak Hephaistos ve Athena'ya Pandora'yı ürettirir; Hermes ise ona hile ve strategem bilgisi yükler.

 

32. Strategem

Boş Kent Strategemi (Açık Kent Kapısı Strategemi)

Shu İmparatorluğu'nun başkomutanı Zhuge Liang, Xicheng kentinde sadece 2.500 askeriyle mahsur kalır. General Sima Yi komutasındaki 250.000 kişilik Wei ordusu şehre yaklaşmaktadır.

Zhuge Liang paniğe kapılmaz; şehir kapılarını sonuna kadar açtırır, halk kılığındaki birkaç adama caddeleri süpürtür. Kendisi ise surların üzerine çıkarak neşeyle kayagum (müzik aleti) çalıp şarkı söyler.

Sima Yi, Zhuge Liang'ın asla risk almayan aşırı tedbirli yapısını bildiğinden, bu rahatlığın arkasında büyük bir pusu olduğunu düşünür. Tuzağa düşme korkusuyla kuşatmayı kaldırıp geri çekilir.

 

Sun Quan, şehir duvarları yıkılan Shiyang'a saldırdığında, Wei generali Wen Pin şehirdeki herkesin gizlenmesini emreder. Terk edilmiş görünen şehri gören Sun Quan, tuzak şüphesiyle bölgeyi terk eder.

 

1480 / Granddük III. Ivan, Ugra nehrinde karşı karşıya geldiği Altın Sürü (Moğol/Tatar) ordusu önünde askerlerine aniden geri çekilme emri verir. Tatarlar bunu bir savaş hilesi (tuzak) sanarak panikle kaçarlar. Böylece Moğol egemenliği hiç savaşılmadan sona erer.

 

Kocası pazara gittiğinde eve giren kötü niyetli bir yabancıyı vazgeçirmek isteyen kadın, kilerden çıkardığı 10 çift ayakkabıyı ve leğeni kapı önüne dizerek birazdan 8 orman işçisinin geleceği izlenimini yaratır. Yabancı, kalabalık bir grupla karşılaşmaktan korkarak kaçar.

 

Politika / Gerçek ekonomik ve siyasi çöküşü tumturaklı ideolojik söylemlerle saklayıp "düzen ve güç var" süsü vermek…

 

Bürokrasi / Yetkililerin yerinde olmaması, sorumluluktan kaçması veya iş yapmadığı halde iş yapıyormuş gibi görünmesi…

 

33. Strategem

Gizli Ajanlar Strategemi / Nifak Sokma Strategemi

Bu stratejinin özü düşmanın casusunu kendi lehimize döndürmek (ikili ajan), düşmanın içine nifak tohumları ekerek birliğini parçalamak ve düşmanın gücünü yine düşmanın kendisine karşı kullanmaktır.

 

Sun Tzu’nun tanımladığı 5 Tip Gizli Ajan

Yerli Ajanlar: Düşman halkından devşirilenler.

İç Ajanlar: Düşman yönetimindeki kırgın, cezalandırılmış, para canlısı veya dönek memurlar.

Döndürülmüş Ajanlar (Fanjian - İkili Ajanlar): Düşman adına çalışırken rüşvet/tehditle taraf değiştiren veya zararsız hale getirilmeyip bilinçli olarak yanlış bilgiyle beslenen casuslar.

Kurtuluşu Olmayan Ajanlar: Yanlış bilgiyi düşmana götürmesi için bilerek ölüme/gözden çıkarılmaya gönderilenler.

Hayatta Kalan Ajanlar: Bilgi toplayıp sağ salim kendi merkezine dönenler.

 

Nifak Sokma Yöntemleri

Söylenti Yaymak: Masrafsız ve etkisi yüksek bir yöntemdir.

Müfteriler ve söylenti çıkaranlar ak mermeri kirleten "Yeşil Sineklere" benzer.

Düşman gruplarından birini kayırıp diğerini iterek aralarında kıskançlık yaratmak.

Ajitasyon: Yapay çelişki üretmekten ziyade, düşmanın kendi içindeki potansiyel çatışma noktalarını tetikleyip rakibin kendi kendini yemesini sağlamak.

 

Büyük Britanya

Avrupa kıtasında güç dengesini korumak için halkları birbirine düşürmüş; Hindistan/Pakistan ayrışmasında, Sri Lanka’daki (Tamil-Sinhal) ve Filistin’deki etnik/dini çatışmalarda "böl ve yönet" politikası izlemiştir.

 

Fransa

Hint-Çini'de Kamboçyalılar ve Vietnamlıları birbirine kışkırtmış; Ruanda'da misyonerler vasıtasıyla halkı yapay ırksal kategorilere ayırarak gelecekteki katliamların zeminini hazırlamıştır.

 

İsrail

80’li yılların başında FKÖ’yü zayıflatmak amacıyla Hamas ve köktendinci yapıların önünü açmıştır.

 

34. Strategem

Kendini Yaralama Strategemi

Düşmanı yanıltmak, güvenini kazanmak veya onu tuzağa düşürmek amacıyla kişinin kendisine ya da kendi tarafındaki birine kasten zarar vermesi/aşağılaması esasına dayanır.

 

General Yue Fei, haydut Yang Hu'yu görevinde başarısız olduğu gerekçesiyle kırbaçlayarak cezalandırır.

Gerçekten cezalandırılan Yang Hu, daha sonra bu kırbaçlanmayı ve intihar tehdidini bir strategem olarak kullanarak diğer haydut liderlerinin (Lüo Hui ve Wan Ruwei) güvenini kazanır ve onları etkisiz hale getirir.

 

Roma’nın son kralı Tarquinius Superbus, Gabii kentini savaşla ele geçiremeyince aldatmacaya başvurur.

Oğlu Sextus, babasının kendisine zulmettiği ve suikastçiler gönderdiği yalanıyla Gabii’ye kaçar.

Gabii halkının güvenini kazanan Sextus, askeri başarılarıyla generalliğe yükselir. Babasından kapalı bir mesaj (bahçedeki en yüksek gelincik çiçeklerinin başını kesme hareketi) alınca, Gabii’nin önde gelen liderlerini idam ettirerek veya sürerek şehri Roma’ya teslim eder.

 

İnsanların durup dururken kendilerine zarar vermeyeceği varsayımı, kurban rolüne giren kişiye otomatik bir güven ve sempati kazandırır. Muhakeme gücünü felç eder.

 

Bir Japon patron, Danimarka’daki korunaklı bir bira fabrikasının formüllerini almak için kaza senaryosu tezgahlayarak bacağını kestirmiş, fabrikaya kapıcı olarak girip 3 yıl boyunca tüm know-how'ı çalmıştır.

 

35. Strategem

Zincirlenme Strategemi

Birden fazla hamlenin, olayın, kişinin veya stratejinin bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlanması, kenetlenmesi veya aynı amaca hizmet edecek şekilde art arda dizilmesi esasına dayanır.

 

Zhou Yu ve danışmanı Pang Tong, Cao Cao’nun devasa ordusunu ve donanmasını yok etmek için bir strateji zinciri kurarlar.

Huang Gai kendini yaralayarak (34. Strategem - Acı Strategemi) taraf değiştirmiş gibi yapar.

Pang Tong, Cao Cao’nun karargahına sızar. Cao Cao'nun kuzeyli askerlerinin nehirde tutamayıp tutulduğunu (deniz tutması/hastalık) görerek ona "Gemileri demir halkalarla birbirine zincirleyip üzerini tahtalarla kaplarsa askerlerin karadaymış gibi rahat edeceğini" tavsiye eder (7. ve 10. Strategemler).

Cao Cao bu tavsiyeyi harika bir fikir sanarak tüm filosunu birbirine zincirler.

Zhou Yu, rüzgarın yön değiştirmesini bekleyip ateşe verilmiş yirmi gemiyi zincirlenmiş Cao Cao donanmasının üzerine sürer. Gemiler birbirine bağlı olduğu için hiçbir kaçış yolu kalmaz ve Cao Cao'nun devasa donanması tamamen yanarak yok olur.

 

Çok satan (aranan) bir malı, ancak yanında satılması zor olan kötü bir malı da satın alma şartına bağlayarak birlikte satmak.

 

Judit Kitabı

Judit tövbe elbiselerini çıkarır, en ihtişamlı takılarını takar ve rakipsiz bir güzelliğe bürünür.

Asur karargahına giderek "İbranilerin günah işlediğini, Tanrı'nın onları cezalandıracağını ve şehri Holofernes'e teslim etmek için rehberlik edeceğini" söyleyerek yalan söyler; komutanın güvenini ve hayranlığını kazanır.

Her gece duaya çıkma bahanesiyle Asur nöbetçilerini ve karargahı bu eyleme alıştırır. Böylece kafa kesme eyleminden sonra orgaizasyondan kaçışı fark edilmeyecektir.

Holofernes, Judit'in güzelliğiyle sarhoş olup yatağında sızdıktan sonra, Judit komutanın kendi kılıcıyla başını keser.

Judit, kestiği başı Betulia surlarına astırır. İsrail askerleri saldırır gibi yaparak panik çıkarır. Komutanlarının başsız cesedini gören Asur ordusunda kaos çıkar ve dağılırlar.

 

Dev bir usta, Asgard kalesini bir yılda bitirme şartıyla Güneş, Ay ve Tanrıça Freya'yı ister. İnşaatın bitmesine ramak kala Loki, dişi bir at kılığına girer.

Ustaya yardım eden devasa aygır Svadilfari’yi cinsel dürtüleriyle kışkırtarak kaçırır.

İş gücünden mahrum kalan devin süresi dolar ve kale yarım kalır. Böylece tanrılar üstünlüklerini koruyarak devin tehdidini bertaraf etmiş olurlar.

 

Küresel sermaye ve malların serbest dolaşımına izin verirken, insanların serbest dolaşımına izin vermez.

Hayat artık sadece ulus-devlet sınırları içinde cereyan etmiyor. Teknoloji, kültür ve ekonomi, sınırları çaprazlama ihlal ediyor.

 

Bir İpte İki Çekirge

Doğrudan yenilemeyen güçlü bir düşmanı, kendi iç çelişkileriyle veya başka güçlerle birbirine bağlayarak/zincirleyerek hareket kabiliyetinden yoksun bırakmak…

Tarafları birbirine düşürerek veya pazarlığa zorlayarak direnci kırmak…

 

36. Strategem

En İyisi Sıvışmak

Eğer tüm olasılıklar tükenmişse, yıkım ve mutlak yenilgi kaçınılmaz hale gelmişse; gücü korumak, zaman ve mesafe kazanmak için dümeni hızla çevirip geri çekilmek (sıvışmak) en mantıklı stratejidir.

Bu bir "kaçış" gibi görünse de, amaç teslim olmak değil; kuvveti koruyarak ileride yeniden savaşabilmek veya şartları kendi lehine çevirmektir.

"Sıvışmak", sadece fiziki bir kaçış değil; dünyevi heveslerden, küçük hesaplardan, bürokratik hırslardan ve boş kavgalardan kendini çekme, soğukkanlı bir umursamazlık (desinvolture) gösterme olgunluğu olarak da uygulanabilir.

 

1934-1936 Uzun Yürüyüş

Kızıl Ordu'nun ağır kayıplar altındayken güneyden Shaanxi'ye yaptığı 10.000 kilometrelik efsanevi yürüyüş, Çin askeri literatüründe 36. Strategem'in en büyük stratejik geri çekilme örneklerinden biri kabul edilir.

…

 

Amartya Sen - Kimlik ve Şiddet - Notlar

Amartya Sen - Kimlik ve Şiddet - Notlar

Kader Yanılsamaları

Identity and Violence

Mütercim: Ahmet Kardam, Türk Henkel Yayınları, 2006



 

Başlarken

İnsanlar aynı anda tek bir gruba değil, birbirinden farklı pek çok gruba (ulusal, mesleki, dini, kültürel, cinsiyet tabanlı, hobiler vb.) aittir. Bir insan hem bir öğretmen, hem bir feminist, hem bir sporsever hem de bir vatansever olabilir.

İnsanı yalnızca tek bir kategoriye (örneğin sadece dinine veya etnik kökenine) indirgemek, onun karmaşık yapısını ve özgür iradesini yok sayarak onu "minyatürleştirmek" anlamına gelir.

 

Şiddet ve nefret kışkırtıcıları, insanlara "kaçınılmaz ve tek bir savaşçı kimlikleri" olduğunu telkin ederler. Bu dayatma, mezhepçi ve etnik çatışmaların temel motivasyon kaynağıdır.

Hangi aidiyetimizin hangi bağlamda öne çıkacağına karar verme yetisi bireyin kendisine aittir.

Kimliklerimizin kendi seçimimiz olmadığı, değiştirilemez bir kader olduğu algısı, toplumları şiddete karşı dirençsiz kılar.

 

Önsöz

Oscar Wilde: "Çoğu insan başka birisidir"

Bir grupla kurulan tekil ve sorgulanmayan özdeşleşme, başka bir gruba yönelik barbarlığın en güçlü silahına dönüşür.

 

Kışkırtıcılar, bireyin sahip olduğu diğer tüm insani aidiyetleri boğarak geriye sadece "savaşçı bir egemen kimlik" bırakır. Bu durum, insanın doğasında var olan sempati ve iyilikseverliği bastırarak yerel veya küresel ölçekte şiddet ve terörizmi besler.

 

Bireylere yalnızca din, kültür veya uygarlık pencerelerinden yaklaşıldığında; sınıf, cinsiyet, meslek, dil, bilim ve politik tercihler gibi hayatı anlamlı kılan diğer tüm boyutlar gözden kaçırılır. Yüksek teorilerin bu indirgemeci tutumu, düşük politikanın ürettiği şiddete dolaylı olarak katkı sağlar.

 

1. BÖLÜM: YANILSAMANIN ŞİDDETİ

Bir gruba -ve yalnızca o gruba­ güçlü bir aidiyet duygusuyla bağlanma birçok durumda diğer gruplarla arada mesafe ve uzaklaşma olduğu şeklinde bir algıyı da beraberinde getirebilir.

Ruanda, Kongo, Sudan ve İsrail-Filistin'deki çatışmalar ile El Kaide terörü bu tekil kimlik dayatmasının sonuçlarıdır.

 

Rekabet Halindeki Aidiyetlerin Kabul Edilmesi

Şiddetin çaresi kimlik arayışını bastırmak değil, insanların aynı anda sahip olduğu çoğul kimliklerin farkına varmasını sağlamaktır.

Bir işçi sadece bir etnik grubun üyesi değil; aynı zamanda bir vatandaş, bir meslek sahibi, bir anne/baba ve bir insandır. 

 

Kısıtlar ve Özgürlükler

Toplulukçu düşünürler kimliğin bir tercih değil, "keşif" meselesi olduğunu iddia ederler.

Kimlikler rasyonel tercihlerle seçilir.

Ait olduğumuz gruplara yönelik önceliklerimizi belirleme özgürlüğümüz, değer verdiğimiz en temel özgürlüklerdendir.

 

Başkalarını İkna Etmek

Kendimizi nasıl tanımlarsak tanımlayalım, başkalarını da bizi öyle görmeye ikna etmek her zaman kolay değildir.

 

Irkçı veya faşist toplumlarda bireylere dışsal kimlikler dayatılır.

Sartre: “Yahudi'yi Yahudi yapan Yahudi düşmanıdır.”

 

Tercih ve Sorumluluğun İnkarı

Kişinin sosyal kimliğini sorgulamadan kabul etmesi aklın yerini körü körüne boyun eğmeye bırakır.

Bu durum, cinsiyet eşitsizliği gibi geleneksel haksızlıkları koruduğu gibi, sürü psikolojisiyle kitlesel şiddete (1940'lar Hindistan'ındaki Hindu-Müslüman çatışmaları gibi) zemin hazırlar.

 

Uygarlıklar Hapishanesi

Samuel Huntington'ın "Uygarlıklar Çatışması" tezi / Bu indirgemeci bakış açısı, uygarlıkların içsel çeşitliliğini ve tarihsel karşılıklı etkileşimlerini görmezden gelir.

Küresel barış adına yürütülen "uygarlıklar arası diyalog" programları da insanları tek boyuta indirgediği için aynı kavramsal hatayı paylaşır.

 

Bir Dinler Federasyonundan Daha Fazlası

İnsanların dinsel sınıflandırılmasına aşırı odaklanmak, dünyayı bir insanlar topluluğu yerine bir "din ve uygarlıklar federasyonu" olarak görme yanılgısını yaratır.

Okulların dinsel cemaatlere göre ayrılması (Kuzey İrlanda ve İngiltere'deki devlet destekli inanç okulları) toplumdaki bölünmüşlüğü ve yabancılaşmayı pekiştirir.

 

Müslümanlar ve Entelektüel Çeşitlilik

Müslümanların dinsel kimliği, diğer tüm insani özelliklerini bastırmak zorunda değildir.

Müslüman tarihindeki bilimsel, sanatsal ve liberal başarılar (örneğin Haçlılar karşısında savaşan Sultan Selahaddin'in Yahudi filozof Maimonides'i koruması; İmparator Akbar'ın dinsel özgürlükleri yasal güvenceye alması) bu zengin çeşitliliğin kanıtıdır.

 

Kafa Karışıklığının Alevleri

Dünyada barışçıl ve uyumlu bir yaşam sürmenin tek güvencesi kimliklerimizin çoğulluğudur.

Bu kimlik çoğulluğudur ki, birbirini çaprazlamasına kesmekte ve karşı konulamaz olduğu iddia edilen tek bir katı ve şiddetli bölünme hattının iki tarafı arasındaki keskin bölünmelere karşı koymaktadır.

 

2. BÖLÜM: KİMLİĞE ANLAM VERMEK

Kimlikleri Görmezden Gelme: Klasik ve rasyonel iktisat kuramlarının düştüğü hatadır.

Tekil Aidiyet: Toplulukçu (komüniter) düşünürlerin, dinsel köktencilerin ve "uygarlıklar çatışması" teorisyenlerinin düştüğü hatadır.

 

Bir birey aynı anda Asyalı, iktisatçı, feminist, laik, sporsever ve belli bir kültürel geçmişin taşıyıcısı olabilir. Bu kimlikler birbirini yok etmek zorunda değildir.

 

İndirgemeci "tekil aidiyet" anlayışı sadece akademik bir hata değildir; doğrudan şiddeti besleyen siyasal bir silaha dönüşür. Kışkırtıcı eylemciler ve nefret tellalları, hedef aldıkları insanlara diğer tüm aidiyetlerini (komşuluk, meslektaşlık, insanlık) unutturarak onları tek bir düşmanca kimlik bayrağı altında toplamaya çalışırlar.

Birey, tek bir sınırlı kimliğe mahkûm edildiğinde; ahlaki özerkliğini, sempati duyma yetisini ve aklını kaybederek toplumsal gerilimin ve barbarlığın nesnesi haline gelir.

 

Kimlikleri Görmezden Gelme ve Rasyonel Budala

İktisat teorisindeki "rasyonel aktör" modeli, insanları sadece kendi çıkarlarını düşünen tek amaçlı bireyler olarak görerek kimliklerin grup davranışları üzerindeki etkisini dışlar.

Bu dar kuşkuculuk mantığına göre; Mohandas Gandi, Martin Luther King Jr., Teresa Ana veya Nelson Mandela gibi hayatlarını toplumlarına adamış figürler en büyük "budalalar", diğer insanlar ise daha küçük budalalardır.

 

Bireylerin eylemlerini şekillendiren dürüstlük, adalet duygusu, toplumsal aidiyet ve görev bilinci gibi çok katmanlı motivasyonlar hesaba katılmadan ne insan davranışı ne de toplumsal çatışmalar doğru anlaşılabilir.

 

Çoğul Aidiyetler ve Sosyal Bağlamlar

Bireyler her zaman birden fazla sosyal grubun üyesidir.

 

Zıt ve Zıt Olmayan Kimlikler

Farklı kimlik kategorileri (örneğin hem vejetaryen hem de dilci olmak) birbiriyle doğrudan zıtlık oluşturmaz, ancak belirli bağlamlarda (bir akşam yemeği veya akademik konferans gibi) dikkatimizi ve önceliklerimizi çekmek için rekabet edebilirler.

 

Tercih ve Kısıtlar

Kimliğin sadece geçmişin edilgen bir "keşfi" olduğu iddiası yanlıştır.

Tüketicinin bütçe kısıtı altında tercih yapması gibi, kimlik tercihleri de kısıtlar altında gerçekleşir.

 

Toplulukçu Kimlik ve Tercih Olanağı

Toplulukçu felsefe, bireyin topluluk kimliğinin önceden belirlenmiş ve değiştirilemez bir kader olduğunu savunarak ahlaki relativizme zemin hazırlar.

Kültürel etkiler düşüncemizi şekillendirebilir ancak onu bütünüyle belirleyemez.

 

Öncelikler ve Akıl

Kimlik sadece verili bir durumu keşfetmekle sınırlı değildir; Lord Byron'ın Yunan bağımsızlık mücadelesini benimseyerek kazandığı Yunan kimliği gibi edinilebilen ve kazanılabilen bir değerdir.

 

Rabindranath Tagore'un Gora romanındaki kahramanın, dinsel muhafazakarlığının ardından aslında evlatlık bir İrlandalı olduğunu keşfettiğinde insani kimliği seçmesi, rasyonel tercihin gücünü gösterir.

 

3. BÖLÜM: UYGARLIK HAPİSHANESİ

İnsanları "Batı", "İslam", "Hindu" veya "Budist" dünyası gibi tekil uygarlık kategorilerine hapsetmek, insan kimliğinin zenginliğini yok eder.

"İslam barbarlıktır" diyen kaba genellemeye karşı "İslam bir barış dinidir" demek yalnızca bir klişeyi diğeriyle değiştirmektir; çünkü bu da Müslümanların tek bir kategoride birleştiğini varsayar.

 

Tekil Vizyonlar ve Derinlik Görüntüsü

Modern çatışmaları (Hutu-Tutsi, Sırp-Arnavut) sığ politik çıkarlar yerine "atalardan miras kalmış eski kan davaları" olarak yorumlamak, şiddeti kışkırtan güncel süreçlerin incelenmesini engeller.

Bu kaderci "tarihsel/kültürel derinlik" arayışı, günümüz şiddetini kışkırtan somut siyasi ve ekonomik süreçlerin araştırılmasını engeller.

 

Dünyada gördüğümüz şey gerçekten görkemli bir "uygarlıklar çatışması" mıdır, yoksa sadece kararlılıkla "derinlik ve hikmet" arayanlara öyle görünen sıradan ve somut siyasi bir şiddet midir?

Uygarlık teorileri, sokaktaki kaba bağnazlığa ve göçmen karşıtı popülist nutuklara entelektüel kılıf sağlar.

 

Uygarlık Açıklamalarının Karşılaştığı İki Zorluk

Bu açıklamaların iki temel zayıflığı vardır: ilki bireyi tekil bir aidiyete indirgeyen "tekillik yanılsaması"; ikincisi ise uygarlıkların kendi içsel çeşitliliğini ve aralarındaki yoğun tarihsel etkileşimi yok sayan homojenlik varsayımıdır.

 

Hindistan'ı Bir Hindu Uygarlığı Olarak Görmek Üzerine

Hindistan'ı sadece bir "Hindu uygarlığı" olarak sunmak, ülkede yaşayan 145 milyondan fazla Müslüman'ı (Fransa ve İngiltere nüfusunun toplamından fazla) görmezden gelmektir.

 

Klasik Hint müziği, sanatı ve kitle kültürü (Bollywood) Hindu ve Müslüman yaratıcılığının iç içe geçmiş bir ürünüdür.

Hindistan aynı zamanda Budist, Sih, Jain, Hıristiyan, Yahudi ve ateist felsefelerin yüzyıllardır harmanlandığı bir coğrafyadır.

 

Batılı Değerlerin Benzersizliği İddiası Üzerine

Özgürlük, bireysel haklar ve hoşgörü gibi değerlerin sadece "Batı uygarlığına" özgü ve onun tarihsel tekeli olduğu iddiası ampirik olarak yanlıştır.

 

MÖ 3. yüzyılda dinsel hoşgörüyü devlet politikası yapan Hint İmparatoru Ashoka ve 16. yüzyılda Agra'da laik azınlık haklarını yasalaştıran Müslüman İmparator Akbar, Avrupa Engizisyonu kafirleri yakarken hoşgörünün en radikal savunularını yapmışlardır.

 

Demokrasinin Küresel Kökleri

Demokrasiye su katılmamış bir "Batı fikri" olarak bakmak yanlıştır.

Demokrasi sadece seçimlerden ibaret olmayıp özünde "tartışarak yönetme" (kamusal akıl yürütme) geleneğine dayanır.

Bu geleneğin izleri antik Yunan'ın yanı sıra Budist konseylerde, Japonya'da Prens Shotoku'nun 604 tarihli 17 maddeli anayasasında ("Önemli meseleler sadece tek bir kişi tarafından karara bağlanmamalı") ve Afrika'daki geleneksel kabile meclislerinde (Nelson Mandela'nın çocukluk anıları) açıkça görülür.

 

Batı Bilimi ve Küresel Tarih

Bugün "Batı bilimi ve teknolojisi" olarak adlandırılan miras, aslında küresel bir etkileşimin ürünüdür.

Hint ondalık sisteminin Araplar kanalıyla Avrupa'ya taşınması; kağıt, matbaa ve barut gibi temel teknolojilerin Çin'den dünyaya yayılması bunun en somut kanıtlarıdır.

Dünyanın en eski basılı kitabı olan Diamond Sutra, bir Hint klasiğinin yarı Türk yarı Hintli bir bilgin tarafından Çinceye çevrilmesiyle basılmıştır.

 

Beceriksiz Soyutlamalar ve Puslu Tarih

Uygarlığa dayalı basitleştirmeler, bilim, matematik ve edebiyattaki karşılıklı küresel bağımlılıkları görünmez kılarak insanlığın ortak mirasına büyük bir haksızlık yapar ve dünyayı barış yerine çatışmaya elverişli hale getirir.

 

4. BÖLÜM: DİNSEL AİDİYETLER VE İSLAM TARİHİ

Çatışma tezleri coğrafyaları veya uygarlıkları tek bir dinsel kimlikle tanımlama hatasına düşer. Oysa aynı dine mensup insanlar farklı kıtalara ve ülkelere yayılmıştır.

 

"İslam dünyası" homojen bir blok değildir. Müslüman bireyler; edebi zevkleri, bilime ilgileri, siyasi değerleri, ekonomik uğraşları ve dindarlıklarının derinliği bakımından birbirinden son derece farklı tutumlar sergilerler.

 

Dinsel Kimlik ve Kültürel Çeşitlilikler

Aynı dine mensup insanların sosyal davranışları kültürel bağlama göre muazzam farklılıklar gösterir.

 

Kuzey Afrikalı seyyah İbn Battuta, Timbuktu (günümüz Mali bölgesi) gezisi sırasında yerel bir Müslüman kadının evinde yabancı bir kadınla rahatça sohbet ettiğini, başka bir Müslüman erkeğin ise karısının bir erkeğe "dostum" diyerek yakınlık göstermesini normal karşıladığını görünce dehşete düşer.

İki taraf da dindar Müslümanlardır; ancak aralarındaki derin fark dinden değil, toplumsal geleneklerden ve yaşam tarzı tercihlerinden kaynaklanmaktadır.

 

Müslüman Hoşgörüsü ve Çeşitlilik

İslam dünyasında dinsel hoşgörü konusunda tekil bir çizgi yoktur.

17. yüzyılda Hint tahtını ele geçiren hoşgörüsüz Aurangzeb ile onun katlettiği abisi liberal Sanskrit alimi Dara Şikoh veya dinsel özgürlüğü savunan büyük dedeleri Ekber, aynı dinin mensupları olarak tamamen farklı politikalar izlemişlerdir.

 

Din Dışı Endişeler ve Çeşitli Öncelikler

Müslüman hükümdarların Yahudilerle olan barışçıl ilişkileri ortaçağ İspanya'sında (Kurtuba Halifeliği) en parlak dönemini yaşamıştır.

Caliph III. Abd el-Rahman ile Yahudi veziri Hasday ibn Şaprut'un ortak çalışması Cordoba'yı yeryüzünün en uygar merkezi haline getirmiştir.

 

Matematik, Bilim ve Entelektüel Tarih

Müslüman bilim insanlarının küresel bilgi mirasına katkıları dinsel bir dogmanın değil, akılcı bir adanmışlığın ürünüdür.

"Algoritma" ve "cebir" kavramlarını dünyaya kazandıran 9. yüzyıl matematikçisi El Harezmi; tıp ve astronomideki çeviriler ve İspanya'daki sulama teknolojisi (acequias) bu küresel bilimsel adanmışlığın örnekleridir.

11 Eylül'de yıkılan Dünya Ticaret Merkezi'ndeki ileri tüp inşaat teknolojisinin mimarı da Bangladeş kökenli Müslüman mühendis Fazlur Rahman Han'dır.

 

Çoğul Kimlikler ve Çağdaş Politika

Müslümanları sadece dinsel kimlikleri üzerinden tanımlamak, dinin tehlikeli bir biçimde politikleştirilmesine yol açar.

 

Oysa resmen İslam devleti olan Pakistan'da dahi sivil toplum, din dışı insani bağlılıklarla (Asma Jahangir önderliğindeki İnsan Hakları Komisyonu, Mahbub ul Hak'ın insani kalkınma endeksi çalışmaları) ayakta durmaktadır.

 

Terörizmle Savaş ve Kimlikleri Anlamak

Terörle mücadele eden Batılı liderlerin (Tony Blair gibi) sürekli "ılımlı İslam" tanımlamaları yapması, sivil ve laik muhalefeti zayıflatarak dinsel otoritelerin (mollaların) sesini daha da yükseltir.

2005 Irak ve Afganistan seçimlerindeki başarısızlıklar, sivil ortak paydalar yerine dinsel ve etnik cemaat liderlerinin katı arabuluculuğuna dayanılmasından kaynaklanmıştır.

 

Terörizm ve Din

Judea Pearl'in (öldürülen gazeteci Daniel Pearl'ün babası) katıldığı 2005 Amman Konferansı'nda, dindar Müslüman akademisyenlerin terörü lanetleseler dahi inanç esaslarını yerine getiren kişileri (bin Ladin gibi katilleri) dinsel olarak aforoz (sapkın ilan) edemeyeceklerini belirtmeleri dinsel kimliğin sınırlarını gösterir.

Terörle mücadelede dini bir silah olarak kullanma beklentisi gerçekçi değildir, çünkü sivil/politik suçlar dinsel dogma tartışmalarıyla çözülemez.

 

5. BÖLÜM: BATI VE BATI KARŞITLIĞI

İnsanlığın beşiği ve uygarlıkların öncüsü olan Afrika, köle ticareti ve sömürgecilikle bir "av alanına" dönüştürülmüştür.

 

James Mill’in History of British India (İngiliz Hindistanı Tarihi) kitabı / Mill, Hindistan’a hiç gitmeden ve hiçbir yerel dili bilmeden yazdığı bu kitapta, Hintlilerin özünde "hilekar ve sadakatsiz" olduğunu, ancak "aşağı uygarlıkların" ilk adımlarını atabildiklerini savunmuştur.

Sir William Jones gibi Doğu bilimcilerin, Hint matematikçi Aryabhata’nın (MS 476) yerçekimi ve dünyanın kendi ekseninde dönmesi üzerine yazdığı Sanskritçe metinlere hayran kalmasını Mill saflık olarak nitelemiştir. Mill’e göre Hintliler bu fikirleri Avrupalılardan çalmış ve kendi eski kitaplarında varmış gibi uydurmuşlardır.

Mill, Hint uygarlığını aşağılarken Çin, Pers, Arap, Japon ve Tibet kültürlerini de aynı "alt uluslar" kümesine hapsederek sömürgeci üstünlükçü zihniyeti sergilemiştir.

 

Sömürgecilik sonrası toplumlar Batı karşısında ya körü körüne taklitçilik ya da kararlı ve reaksiyonel bir düşmanlık geliştirirler. Her iki tutum da merkeze yine Batı'yı koyduğu için "sömürgeleştirilmiş zihniyetin" birer tezahürüdür.

Özgürlük, adalet veya kamuoyu önünde akıl yürütme gibi evrensel insan mirası olan kavramlar "Batılı" ilan edilince, Batı karşıtı söylemler bu değerleri tümden reddetme veya bunlara karşı reaksiyonel alternatifler (1990'lardaki "Asya Değerleri" söylemi veya aşırı köktenci Batı karşıtlığı gibi) üretme tuzağına düşerler.

 

Sömürgeleştirilmiş Zihnin Diyalektiği

Sömürgeci güçlerin dayattığı asimetri ve aşağılama (Afrikalıların köleleştirilmesi, Hindistan'daki Amritsar katliamı, James Mill'in Hintlileri "yaradılıştan hilekar" ve aşağılık olarak niteleyen yanlı tarih yazımı) derin yaralar bırakmıştır.

 

Bu durum, sömürge sonrasında "tepkici öz algılama" yaratarak küresel değerleri (demokrasi, bilim) "Batı icadı" olarak reddetme hatasını doğurmuştur.

Partha Chatterjee'nin tespitiyle, sömürgecilik sonrası milliyetçilik, maddi alanı Batı'ya bırakıp "manevi alanı" kendi özü olarak savunurken aslında sömürgecinin kategorilerine bağımlı kalmıştır.

 

Asyalı Değerler ve Küçük Meseleler

Doğu Asyalı liderlerin (Lee Kuan Yew gibi) "Asyalı Değerler" adı altında disiplin ve düzeni savunarak insan hakları ve özgürlükleri "Batı'ya özgü" ilan etmeleri, sömürgeci diyalektiğin asalak bir ürünüdür.

 

Bu yaklaşım Batı'nın hegemonik iddialarına meydan okumak yerine, onun "özgürlüğün anayurdu" olduğu tezini kabullenerek Asya'nın kendi özgürlükçü mirasını inkar eder.

 

Sömürgecilik ve Afrika

Afrika'nın 20. yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı askeri diktatörlükler ve çöküş, Soğuk Savaş döneminde süper güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda askeri rejimleri desteklemesinin (Kongo'da Mobutu, Angola'da Savimbi) doğrudan sonucudur.

Bugün de G8 ülkeleri küresel silah ticaretinin %84'ünü yaparak Afrika'daki militarizmi beslemektedir.

"Demokrasinin Afrika'ya uygun olmadığı" yönündeki kültürel iddialar ise geleneksel Afrika yönetimlerinin rızaya ve katılıma dayalı yapısını yok saymaktadır.

 

Köktencilik ve Batının Merkezliği

Çağdaş dinsel köktencilik, Batı'yı (Büyük Şeytan'ı) kendi mücadelesinin merkezine koyarak paradoksal bir biçimde Batı'ya bağımlı hale gelmiştir.

Müslümanlığın ihtişamlı dönemlerinde (7.-17. yüzyıllar) böyle tepkici bir "öteki" tanımına ihtiyaç duyulmazken, bugünün terörist eylemcileri tüm insani önceliklerini bir kenara bırakarak kendilerini tamamen bir Batı takıntısına teslim etmişlerdir.

 

6. BÖLÜM: KÜLTÜR VE ESARET

Kültür hangi bakımdan ve nasıl önemlidir?

Kültürel önyargıların mutlak bir kader olduğu inancı, insanları kültürel belirlemeciliğin (cultural determinism) edilgen köleleri haline getirir.

Toplumsal veya ekonomik bir aksaklık ile kültürel bir önyargı arasında yüzeysel bir çakışma (korelasyon) görüldüğünde, bundan hemen genel geçer bir "kültürel yetersizlik" teorisi üretilir.

Yanıltıcı gözleme dayanan bu korelasyon veya ekonomik kriz durumu ortadan kalksa bile, üretilen teori ve klişe varlığını sürdürmeye devam eder.

 

Hayali Hakikatler ve Gerçek Politikalar

Kültürel önyargılar, sömürgeci güçler tarafından felaketlerdeki sorumluluklarını gizlemek için kullanılır.

1840'lardaki İrlanda Patates Kıtlığı'nda İngiliz Hazinesi başkanı Trevelyan'ın ölümleri İrlanda kadınlarının yemek pişirmeyi bilmemesine bağlaması; Winston Churchill'in 1943 Bengal Kıtlığı'nda milyonlarca insanın ölümünü Bengal halkının "tavşanlar gibi üremesine" atfetmesi kültürel kaderciliğin ne kadar zalimce kullanılabileceğini gösterir.

 

Kore ve Gana

Huntington'ın Güney Kore ve Gana'nın 1960'lardaki benzer ekonomik verilerine rağmen Kore'nin zenginleşmesini "Kore kültürünün çok çalışmaya, tasarrufa ve eğitime verdiği önemle" açıklaması sığ bir analizdir.

 

Bu determinist yaklaşım; Kore hükümetinin şirket merkezli büyüme politikalarını, toprak reformunu, işadamı sınıfının aktif rolünü ve hepsinden önemlisi kararlı kamusal politikalarla gerçekleştirilmiş yüksek okuryazarlık düzeyini tamamen göz ardı eder.

 

Japon Deneyimi ve Kamusal Politikalar

Japonya'nın Meiji Restorasyonu (1868) sonrasındaki muazzam kalkınması, 1872 Temel Eğitim Yasası'yla ("Gelecekte, tek bir ferdi bile okuryazar olmayan aile kalmayacaktır") hayata geçirilen devasa eğitim seferberliğinin sonucudur.

Japonya bütçesinin %43'ünü eğitime ayırarak kalkınmanın motoru olarak insan yeteneklerini seçmiştir; bu, değişmez bir kültürün değil, bilinçli kamusal politikaların zaferidir.

 

Geniş Bir Çerçevede Kültür

Kültür homojen değildir ve olduğu yerde sabit durmaz; diğer sosyal, ekonomik ve politik etmenlerle sürekli etkileşim halindedir.

 

Sınıf, toplumsal cinsiyet ve meslek gibi diğer kimlikler de en az kültür kadar hayatidir.

 

Çokkültürlülük ve Kültürel Özgürlük

Çokkültürlülük söylemi genellikle mevcut "kültürel muhafazakarlığı" ve gelenekleri sorgusuz sualsiz koruma dayatmasını desteklemektedir.

Oysa asıl olan "kültürel özgürlüktür"; bu özgürlük bireyin miras aldığı gelenekleri reddetme veya değiştirme hakkını da içerir. Kültürel çeşitlilik adına genç göçmen kadınların özgürlüklerinin aile büyükleri tarafından kısıtlanması, özgürlük karşıtı bir tiranlıktır.

 

Okullar, Akıl ve İnanç

İngiltere'de devlet eliyle dinsel cemaat okullarının (Müslüman, Hindu, Sih okulları) açılması, çocukları henüz karar verme yaşında değilken tekil kategorilere hapseder ve onların akla dayalı düşünme yeteneklerini sınırlar.

 

Eğitim, çocuklara hazır değerler dayatmak değil, onların sorgulanmış yaşamlar sürme yeteneğini geliştirmektir.

 

7. BÖLÜM: KÜRESELLEŞME VE KÜRESEL SESLER

İnsanlık tarihi boyunca görülmemiş bir kaynak, bilgi, teknoloji ve zenginlik birikimine sahibiz. Atalarımızın hayal bile edemeyeceği olanaklar elimizin altındadır.

u bolluğun hemen yanında; milyonlarca çocuk önlenebilir hastalıklar, yetersiz beslenme ve eğitimsizlik yüzünden yaşamını yitirmektedir.

Küreselleşmeye yönelik hayal kırıklığı yalnızca sokaktaki eylemcilerle sınırlı değildir. Ateşli protestolara katılmayan geniş halk kitleleri de dünyadaki zenginlik asimetrisini ahlaki olarak adaletsiz bulmakta ve bu tepkilere sempati duymaktadır.

 

Küresel Sesler ve Kamuya Açık Akıl Yürütme

Küreselleşme karşıtı protestolar (Seattle, Cenevre, vb.), küresel ilişkileri tamamen çöpe atmak isteyen hareketler olarak değil, küresel ahlaki dayanışmanın ve sınır ötesi adaletin ses bulduğu, küresel düzeyde kamuya açık akıl yürütmenin (erken dönem küresel demokrasinin) yapıcı birer parçası olarak görülmelidir.

 

Entelektüel Dayanışma ve Bölgeselcilik

Bilgi ve bilimin küreselleşmesine "Batı emperyalizmi" olduğu gerekçesiyle karşı çıkmak büyük bir hatadır.

Fikirlerin ve bilimsel buluşların bin yıldır süren küresel hareketinde aktörlerin kimliği sadece Batılı olmamıştır.

1000'li yıllarda dünyanın en ileri teknolojileri Çin'deydi; trigonometride kullanılan "sinüs" terimi aslında Sanskritçe kökenlidir.

 

Ekonomik Küreselleşme ve Eşitsizlik

Küresel pazar ekonomisi birçok ülkeye (Japonya, Çin, Brezilya, Botswana) maddi refah getirmiştir; yoksulluğu çözmenin yolu kapalı ekonomilere sığınmak değildir.

Ancak asıl mesele, küreselleşme yanlılarının iddia ettiği gibi yoksulların "bir miktar daha zenginleşmesi" dahi değildir.

Asıl mesele, küresel işbirliğinden elde edilen muazzam kazanımların adil paylaşılıp paylaşılmadığıdır.

John Nash'in pazarlık teorisinde belirttiği gibi, işbirliğinin varlığı bölüşümün adil olduğunu kanıtlamaz.

 

Dışlamalar ve Dayatmalar

Mevcut küresel sistemdeki adaletsizliklerin temelinde iki büyük sorun yatar: yoksulların pazar olanaklarından dışlanması (dışlamalar) ve zengin ülkelerin çıkarlarını gözeten haksız patent yasaları, ticaret engelleri ile yoksul ülkelere yapılan silah satışları (dayatmalar).

İlaç patent haklarının aşırı korunması, yoksulların hayat kurtarıcı ilaçlara erişimini engeller.

 

Yoksulluk, Şiddet ve Adaletsizlik Duygusu

Poverty (yoksulluk) ve eşitsizliğin ortadan kaldırılmasını sadece "terörü ve şiddeti önlemenin bir aracı" olarak savunmak tehlikeli bir yoldur; yoksulluk şiddet doğurmasa bile kendi başına ortadan kaldırılması gereken bir kötülüktür.

 

Açlık dönemleri (1840'lar İrlanda, 1943 Bengal kıtlıkları) genellikle son derece sessiz ve barışçıl geçmiştir, ancak bu felaketlerin yarattığı adaletsizlik ve aşağılanma duygusu, yıllar sonra terör örgütlerinin militan devşirmesi için son derece verimli bir zemin (barut kaynağı) hazırlar.

 

8. BÖLÜM: ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK VE ÖZGÜRLÜK

Çokkültürlülük üzerine yürütülen tartışmalar:

Bireylerin yaşam biçimlerini doğrudan doğruya ait oldukları toplulukların gelenek ve dinlerine göre tanımlayan dar yaklaşım.

Kültürel çeşitliliği, bireyin kendi hayatı hakkında özgürce ve akla dayalı tercihler yapabilme kapasitesiyle ölçen özgürlükçü yaklaşım.

 

İnsanlar otomatikman doğdukları topluluğun geleneklerine göre mi kategorize edilecek; yoksa sorumluluğunu üstlendikleri çok sayıda ortaklık ve kimlik arasından kendi önceliklerini akla dayalı biçimde seçebilen bireyler olarak mı kabul edilecek?

İnsanları doğdukları cemaatlerin pasif birer üyesi kabul edip "topluluk kültürünü" onlara dayatmak çokkültürlülük değil, zihinsel esarettir. Gerçek çokkültürlülük; sivil toplumun ve eğitimin sağladığı imkânlarla bireylerin farklı inanç, inançsızlık ve kültürler arasında akıl yürüterek özgürce seçim yapabilmesini desteklemekten geçer.

 

Çokkültürlülük mü, Çoğul Tekkültürlülük mü?

Çokkültürlülük, farklı kültürlerin etkileşim içinde bir arada yaşamasını ve bireylerin kültürel tercihlerini özgürce yapmasını savunur.

Çoğul tekkültürlülük ise cemaatlerin birbirine değmeden, kendi muhafazakar sınırları içinde yalıtılmış olarak yaşamasını (kültürlerin kutucuklara hapsedilmesini) ifade eder.

Genç bir kadının kendi cemaati dışından biriyle görüşmesinin engellenmesi kültürel özgürlüğün inkarıdır.

 

Aklın Önceliği ve Eğitim

İngiltere'nin göçmen politikaları, bireyleri doğrudan sivil topluma entegre etmek yerine dini cemaat liderleri üzerinden ilişki kurmaya (bir topluluklar federasyonu kurmaya) yönelmiştir.

Devlet destekli inanç okullarının teşvik edilmesi bu ayrışmayı derinleştirir.

Oysa İmparator Akbar'ın belirttiği gibi, dinsel inancın savunulmasında dahi rasyonel akıl yürütme ("rahi akl") her zaman öncelikli olmalıdır.

 

Gandi'nin Fikirleri

1931 yılında Londra'da toplanan Yuvarlak Masa Konferansı'nda Mahatma Gandi, İngiliz idarecilerinin Hindistan'ı sadece dini cemaatlerin bir toplamı olarak görme eğilimini sert bir şekilde eleştirmiştir.

 

Gandi, Hintlilerin sınıf, meslek ve cinsiyet (nüfusun yarısını oluşturan kadınlar gibi) gibi çoğul kimliklerine vurgu yapmıştır.

 

Hindistan'ın günümüzde dinsel temelli terörü büyük ölçüde savuşturabilmiş olması, dinsel aidiyetin ötesinde bir sivil çoğulcu kimlik anlayışının (Gandi ve Tagore'un "Hindistan fikri") toplumda kabul görmesi sayesindedir.

 

9. BÖLÜM: DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ

1944 yılında Bengal'de yaşanan Hindu-Müslüman çatışmaları sırasında yaşadığı evin bahçesinde kanlar içinde yere yıkılan Kader Mia'nın ölümüne tanık olmuş. Kader Mia, onu hiç tanımayan Hindu riotçular tarafından sadece dinsel kimliği nedeniyle bıçaklanmıştır.

Kader Mia bir Müslümandı ve ahlaksız Hindu katillerin gözünde tek kimliği buydu. Ancak onu sokağa çıkmaya mecbur kılan şey, ailesini doyurmak için bir lokma paraya duyduğu umutsuz ihtiyaçtı.

Çatışmalarda öldürülenlerin ezici çoğunluğu en yoksul kesimler olmuştur. Çünkü zenginler korunaklı alanlarındayken, yoksul emekçiler aç kalmamak için hayatları pahasına sokağa çıkmak zorunda kalmıştır.

 

Çatışma dönemlerinde siyasi kışkırtıcılar, insanları sadece tek bir kimliğe (Hindu ya da Müslüman) indirger. İnsanların komşu, sınıf arkadaşı, aynı dili konuşan veya aynı coğrafyayı paylaşan bireyler olduğu gerçeği unutturulur.

İnsanlığın şiddetten korunmasının tek yolu; bireylerin birden fazla kimliğe sahip olduğunu fark etmesi, bu kimlikler arasında akıl yürüterek özgürce seçim yapabilmesi ve zihnini tek bir kimlik ilüzyonunun esaretinden kurtarmasıdır.

 

Şiddeti Beslemek

Kışkırtıcıların kullandığı kimlikler (bir Hutunun Hutu olması, bir Sırp'ın Sırp olması) uydurma değil, sahici kimliklerdir.

Bu sahici aidiyetin bir cinayet aletine dönüştürülmesi iki aşamalı bir mantıkla yürütülür:

Kişinin diğer tüm insani, sınıfsal, kültürel veya coğrafi aidiyetlerini tamamen görmezden gelmek.

Geride kalan bu "tek" kimliğin gereklerini tamamen savaşçı ve saldırgan bir dille yeniden tanımlamak.

 

Yüksek Teorinin Alçak Kenarı

Sectarian violence (sekter şiddet), çok boyutlu insanları tek bir düşman kategorisine indirgeyerek nefreti bir silah haline getirir (Ruanda'daki Hutu-Tutsi soykırımı gibi). Toplulukçu yüksek teoriler de bireyin tüm sosyal ilişkilerini tek bir cemaat bağına indirgeyerek istemeden de olsa bu bölücü zihniyete entelektüel zemin hazırlar.

 

İçe Kapanmacı Yanılsamanın Cezası

İnsanları tekil kimlik kutularına sıkıştırmak dünyayı ateşe vermeye hazır hale getirir.

Irak'ın işgali sonrasında ABD ve İngiltere'nin Irak halkını vatandaşlar olarak değil; Şii, Sünni ve Kürt cemaat liderlerinin bir federasyonu olarak ele alması, ülkedeki sekter şiddetin tırmanmasındaki en büyük etkendir.

Terör örgütlerine karşı mücadele, din adamlarıyla "gerçek İslam" tartışmasına girmekle değil, Müslümanların sivil, bilimsel ve sanatsal çoğul kimliklerinin desteklenmesiyle kazanılabilir.

 

Küresel Seslerin Rolü

Küresel bir kimliğin sorumluluklarını kabul etmek, ulusal veya yerel sorunlara ilgisiz kalmak anlamına gelmez. İnsan zihni ve aklı, bu iki seviyedeki aidiyeti aynı anda taşıyacak yetiye sahiptir.

 

Mümkün Bir Dünya

Bir dünya devletinin kurulması imkansız görünse de, sivil toplum örgütleri, bağımsız medya ve küresel adalet arayışındaki protesto sesleri aracılığıyla "küresel kamuya açık akıl yürütme" (küresel demokrasi) şimdiden inşa edilmektedir.

 

İnsanlığın geleceği, bireylerin kendi çoğul kimliklerini özgürce seçebildiği, kimsenin tek bir aidiyete hapsedilmediği ve Kader Mia'ların dinsel çılgınlıklara kurban edilmediği bir anlayışın hakim kılınmasındadır.

…