Yalçın Küçük - Caligula Saralı Cumhur - Notlar
Salyangoz Yayınları, 2007
Salyangoz’a Söz
Ne güzel'dir, eskiden yazılmış "tarih" okumak
Benim katkım Caligula’yı görmektir. Görür görmez çok
yakından tanıdığımı anladım.
Çok tuhaf, belki bir başka açıdan hala Roma’dayız ve
soysuzlarımız çok daha Romalı’dır.
Tansu Çiller’i, Caligula yapamadım. Daha döküntü, daha
korkak, daha ahlaksız ve daha itaatkar aradım.
Hayatımda sadece bir kez büyük zenginlerin arkasından gittim
ve Caligula’yı buldum...
Çünkü, zenginlikleri devletten ve hırsızlıkları halkın
emeğindendir.
Dünyada hiç alacağım olmadı, alacağım hiç olmayacak ve hep
borçlu olmaktan mesudum.
Şimdi, ne yazık, mutluluğumuzun yataklarında hedonistler
yatıyorlar ve bu, hapislikten daha ağır geliyor.
İç savaşlar parlak ve kabiliyetli insanları yok edip meydanı
miyop ve aşksız döküntülere bıraktı
Hem saralı ve hem türlü-türlü homoseksüel birisine sınırsız
iktidar vermenin cumhuriyeti tepelemek ile özdeş olduğunu ortaya çıkarıyorum.
Bazen haberci’yim ve ben haber verince bana ne yaparlar,
bunu pek iyi bilirim.
(1980 darbesinden önce yazdığı Bir Yeni Cumhuriyet İçin
kitabında askerlerin yönetime el koyacağını ve Erbakan'ı hapse atıp dinselliği
artıracağını öngördü, bu yüzden sol tarafından alay edilip sonrasında 8 yıl
hapse mahkum edildi)
Peki, Tayyip Erdoğan bir sar’a hastası mı; bu bir tıbbi
durum’dur. Bu kadar ısrar ve cüretle saklanmasına baktığımızda had safhada bir
saralı olduğunu düşünebiliyoruz.
Makam otomobiline kilitlediler. Çıkardıkları zaman hala
bilinçsizdi ve kolları sarkıyordu, fotoğraf makinelerini kırdılar. Güven
Hastanesi’nde iki rapor var. Hepsini biliyoruz.
İnsan Halleri (Önsöze Ek)
İnsanlığın en güzel hali, isyan halidir.
İnsanı yükselten her eylem, yüksek’tir... Bu nedenle isyan,
insanlık kapısıdır, diyoruz.
Gülüş, öncelikle, bir aydın halidir. Çünkü çelişkiyi
görebilme kabiliyetini gerektiriyor.
Öyleyse, isyan yoksa mizah yoktur. Mizah yoksa isyan yoktur.
Ve çok acı, mizah yoksa, aydın yoktur.
Herhalde en soysuz sözcüklerden birisi, “turizm” olmalıdır.
Soysuzların görgüsüz dansına, turizm adını veriyoruz.
Geçmişte aydınların gittiği yaylaklar (Marmaris, Bodrum)
zamanla taklitçi ve görgüsüz zenginlerce işgal edildi.
Aziz Nesin Sovyetler'de aldığı kilolar nedeniyle uçağa
binerken pantolonu yırtılan Aziz Nesin'in, durumu çaktırmamak ve Sovyet
yazarlara rezil olmamak için kucağındaki hediye kutularıyla uçağın
merdivenlerini geri geri çıktığını gören Sovyet yazarları bunu büyük bir saygı
gösterisi sandı.
Güldürmek için gülmek ve ağlatmak için ağlamak zorunludur.
Pek çok isyanda yanımda Hikmet vardı... en son olarak
Afganistan’a nato-valisi gönderdik. Herhalde asıl absurd ve asıl mizah budur.
Bizden kaçanlar hep “büyük” oldular... fakat, intihar
ettiklerini bilmiyorlar.
Birinci Kitap: Caligula
Birinci Bölüm: Küstah ve Köle
Caligula tipolojisi
Caligula türü yöneticiler ne zaman, hangi toplumsal ve
siyasal zeminlerde ortaya çıkar?
Caligula, rastlantısal bir "kaçık" değil; sınırsız
iktidar, toplumsal depolitizasyon ve oligarşik yapının zorunlu bir ürünüdür.
Caligula üzerine
çalışan tarihçi ve yazarlar
Sıradanlaştıran / Normalleştiren Yaklaşım (J.P.V.D. Balsdon
& Anthony Barrett):
Caligula'yı Tiberius ve Claudius çizgisinde sıradan,
rasyonel bir imparator olarak görürler. Barrett, Lord Acton’ın "İktidar
bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar" ilkesi çerçevesinde iktidarın
suiistimaline odaklanır.
Sapma ve Tiranlık Yaklaşımı (Arther Ferrill):
Caligula’yı fevri (erratic), tutarsız ve hasta ruhlu bir
tiran olarak tanımlar. Ferrill’e göre, Caligula’daki temel unsur, hasta bir
ruhun sınırsız bir iktidarla buluştuğunda ortaya çıkan yıkımdır.
Camus: Caligula’yı "saçma" (absurd),
"kayıtsızlık" (indifference) ve "suskunluk" (silence)
kavramları üzerinden varoluşçu bir noktaya oturtur.
Graves: Caligula’nın ikili davranış biçimini "küstah ve
köle" olarak özetler. Güçlünün önünde eğilen (köle), zayıfın ve bağımlının
üzerinde ise ezici bir zorba kesilen (küstah) bir kişilik yapısı.
Caligula’nın yetiştiği iklim: Yönetimin sınırlı sayıda
zengin ve soyutlanmış ailenin elinde toplandığı yapıdır. Caligula gibi figürler
ancak böyle bir ortamda imkan bulur.
Cumhuriyet özgürlüklerinin yerini "istikrar" adına
tek adam yönetimine bırakması, toplumun depolitize edilmesine (non-political
classes) ve yeni zenginlerin (nouveau riche) öne çıkmasına yol açmıştır.
Caligula'nın iktidara gelmesi tesadüf değil, liyakatsizliğin
ve irrasyonelliğin ödüllendirildiği anti-Darwinist bir "deseleksiyon"
(olumsuz eleme) sürecinin sonucudur.
Tansu Çiller = "proto-Caligula" (ön-Caligula)
Sınırsız iktidarı ele almak, hasta olanı daha da bozarak bir
tür kaçık yapmaktadır. Tersinden de bakabiliyoruz; yönetimde hasta veya kaçık
varsa, demokrasi asla yoktur.
Caligula’nın, genel olarak, sadece iki davranış biçimi
vardı: Ya küstahtı ya köle gibiydi.
Her Caligula hem küstah hem köle olmak zorundadır.
Caligula tekil bir tarihsel figür değildir; tarihin farklı
dönemlerinde ve farklı coğrafyalarında karşılaşılan bir siyasal yönetim
tipolojisidir.
Oligarşik düzenlerde ("tekeliyet"), hasta, ahmak,
cahil ve korkak olanların en yukarıya çıkarılması sistemin doğası gereğidir.
İçi boş ve niteliksiz bir insanın toplum veya güç odakları
tarafından aşırı sevilip/yükseltilmesi, onun kişiliğini ve yönetimi büsbütün
bozucu bir etkiye sahiptir.
Bilimselliğin sırrı, ölçü-dışı görünenin ölçüsünü
tartabilmektedir ve buna, bilim ile sanatın buluştuğu nokta diyebiliriz.
Tarif veya bir kategori olarak, 'hain' yoktur; güven yoksa,
'hain' tarif edilememektedir. Tersini de söyleyebiliyoruz, 'ihanet' görülmez
olmuşsa, sadakat ve itimat kalmamıştır...
Tiberius, Augustus gibi kendisinden daha çok sevilecek
birini değil, nefret edilecek ve kendisinden daha kötü birini varis bırakmak
istemiştir. Bu doğrultuda Caligula'yı seçmiştir.
İktidarının ilk aylarında ağır bir hastalık geçirmiş,
bilincini kaybetmiştir.
Antik kaynaklarda (özellikle Suetonius) çocukluğunda
"kutsal hastalık" denilen epilepsi (morbus comitialis / sara /
tutarık) geçirdiği belirtilir.
Caligula'nın, halası/büyükannesi Antonia'nın iddialarına
göre kız kardeşi Drusilla ve diğer kız kardeşleriyle ensest ilişkisi vardır. Homoseksüel
ilişkiler yaşadığı, hedonist ve sadist bir yapıya sahip olduğu da kaynaklarda
yer alır.
İkinci Bölüm: Cumhuriyetin Çöküşü
Caligula; hiçbir birikimi, devlet deneyimi ve ahlaki
donanımı olmayan "ümmi/boş" bir kimsedir. Tacitus ve Senatör
Arruntius'un belirttiği gibi "mutlak iktidar, deneyimli Tiberius'u bile
bozduysa, cahil ve cani olarak yetiştirilen bir çocuğu tamamen yoldan
çıkaracaktır."
Caligula'nın imparator yapılması tesadüf değildir. Çöküşe
geçen bir cumhuriyette, eski kurumları ve halkın tarihsel belleğini tamamen
ortadan kaldıracak (tepeleyecek) bir "bellek siliciye" ihtiyaç
vardır. Caligula bu işlevi üstlenmiştir.
Şahsındaki epilepsi (sara/tutarık) krizleri, bilincini
kaybetmesine ve bir an söverken bir an öpmesine yol açarak tutarsızlığını
besler.
İktidara gelmeden önce annesinin ve kardeşlerinin
öldürülmesine ses çıkarmamış, Tiberius'un her halini taklit ederek kendini
gizlemiş (takiye yapmış); iktidarı ele geçirince ise dizginsiz bir zalimlik
sergilemiştir.
Özünde aşırı korkak; şehvete, kumara, savurganlığa ve
şiddete düşkündür.
Senatörlerin ve soyluların eşlerini açıkça aşağılamış,
muayene eder gibi incelemiş, ardından herkesin içinde cinsel performans
raporları vermiştir. Birçok soylu kadın bu utanç karşısında intihar etmiştir.
Tiberius'tan kalan hazineyi şovlar ve israfla tüketince,
zengin şövalye ve senatörleri düzmece suçlamalarla "halk düşmanı"
ilan ettirip servetlerine el koymuş veya onları kumar masasında soyarak
mallarını gasp etmiştir.
Toplumda cinsel kuralsızlık (fuhuş/orgy) tavan yaparken,
aynı zamanda dinsel bağnazlığı bir yönetim politikası haline getirmiştir.
Türk resmî tarihinde "iç savaş" tabiri neredeyse
yasaklıdır. Örneğin, Osmanlı'daki Yıldırım Bayezid sonrası yaşanan kanlı taht
kavgalarına bile "iç savaş" yerine "Fetret Devri" denilerek
kavram yumuşatılmıştır.
Türkiye'nin modernleşme ve siyasal tarihinde iç savaşlar:
1806 - 1826: Sonucunda Tanzimat Reformasyonu doğmuştur.
1906 - 1926: Sonucunda Cumhuriyet İdaresi kurulmuştur.
1966 - 1996: "Cumhuriyet Savaşı"
Normal savaşlarda erler ölürken, iç savaşlarda ülkenin
nitelikli, cesur ve donanımlı elitleri (aydınlar, akademisyenler, siyasi
figürler) hedeflenir.
Aydınların yok edilmesi, toplumun tarihsel/siyasal
belleğinin silinmesidir.
İç savaşı kazanıp cumhuriyeti yıkanlar (Augustus örneğinde
olduğu gibi), bunu "cumhuriyeti kurtarmak" söylemiyle yaparlar.
Cumhuriyet sloganları atılırken kurumların içi boşaltılır.
Cumhuriyet erdem rejimiyken, çöküşle birlikte liyakatsiz ve
erdemsiz kadrolar (novi homines / yeni adamlar) başa geçer. Bu durum
despotizmin yerleştiğini gösterir.
Çöküş dönemlerinde rejimin kabiliyete ve itibara tahammülü
yoktur; en cesurlar ve yetenekliler elenir.
Despotik bir imparator (tek adam), ne kadar güçlü olursa
olsun bir oligarşinin (yönetici/sermayedar grubun) desteği olmadan yönetemez.
İkinci Bölüme Ek: Diktatorya Tabanı/Korkak ve Softa
Kapitalizm ve demokrasi kavramlarının kutsanması
(deification / divinization) sorgulanmalı.
Emperyalizm, klasik anlamda bir devlet kurmaktan ziyade
siyasi iktidarı (body politic) sınırsızca genişletmeyi amaçlar.
Emperyalizm, kapitalizmin son
aşaması değil; burjuvazinin doğrudan siyasal yönetiminin ilk aşamasıdır.
Despotizmde / hayat ölüme yaklaşır.
Üçüncü Bölüm: Caligula
Augustus
Despot, halktan ve akıldan uzaklaştıkça ilahlara yaklaşır,
din ve batıl inançlar onun silahlarıdır.
Augustus / Perusia'nın fethinden sonra 300 şövalye ve
senatörü Tanrı Julius tapınağında kurban ettirmiştir…
Germanicus / Yakışıklı, ahlaklı, iyi yürekli ve yetenekli
bir komutandır.
Antakya’da zehirlenerek ölmüştür.
Caligula / Germanicus’un oğludur. Babasının Antakya'daki
ölümüne 7 yaşındayken tanıklık etmiştir.
Caligula, kellik ve estetik yoksunluğu nedeniyle ağır
aşağılık kompleksleri yaşamıştır. Yakışıklı ve güzel saçlı insanlara tahammül
edemeyip onları cezalandırmış, saçlarını kazıtmış veya katlettirmiştir.
Üçüncü Bölüme Ek: Düşme Hastalığı Kısa Tarih
Tıptaki adı Yunanca "tutulma" anlamına gelen
epilepsi olan bu rahatsızlık; tarih boyunca "düşme hastalığı"
(falling sickness, caducus), Arapça kökenli "sar'a" (yere
çakılma/sarsılma), Türkçede ise "tutarık", "yılbik" veya
"ecinni" gibi adlarla anılmıştır.
Hastalığın bir diğer adı olan "aura" (yel/cin),
beyni burkan ve kişiyi yere düşüren kötücül güçlerle açıklanmış; ağızdan köpük
gelmesi, dil ısırma, tuhaf sesler çıkarma gibi arazlar nedeniyle saralılar uzun
süre "uğursuz" ve "cinlenmiş" (possessed) kabul edilmiştir.
Dördüncü Bölüm: Katli
Albert Camus, oyunu Caligula’da "iyi prens"in bir
gecede Drusilla’nın ölümüyle bir "canavara" dönüşmesini işler.
Camus’ye göre ölüm saçmadır; Caligula "saçma" ile karşılaşınca bunu
öldürerek (ve aslında kendini yok ederek/intihar ederek) çözmeye çalışır.
Camus’ün Caligula’yı kurguladığı dönem, İspanya İç
Savaşı’nda cumhuriyetçilerin yenildiği (1938) umutsuzluk dönemidir. Caligula’yı
besleyen zemin, toplumun düştüğü nihilizmdir. Bu nihilizmin tabanında
kayıtsızlık (indifference), tavanında ise sessizlik (silence) vardır; bunların
toplamı ise bir "sürü hali"dir.
Suetonius’a göre Caligula'nın katliyle ilgili iki farklı
versiyon bulunur: Tiyatrodan çıkarken tiyatrocularla konuşurken öldürülmesi
veya parola sorduğu Sabinus tarafından çene kemiğinin bölünmesi.
Dördüncü Bölüme Ek: Montesquieu/Roma'da Cumhuriyet'in Çöküşü
Cumhuriyet, özünde iktidarı sınırlamak demektir.
Roma'nın çöküş nedeni hızlı büyümesidir.
Caligula Kitabına Ek: Çeviriler
Caligula / Mutlak iktidarın yarattığı bozulmanın simgesidir.
…
İkinci Kitap: Hasta Cumhur
Birinci Bölüm: Büyük Komplo
Turgut Özal, Birinci Körfez Savaşı sırasında Musul’a (Kuzey
Irak) girerek "Kürt Birliği" ve "Pax" kurma amacındaydı.
ABD (Washington) ve dönemin Genelkurmay Başkanı Necip
Torumtay bu adıma karşı çıkmıştır.
2002 yılında Başbakan Bülent Ecevit’in sağlık durumunu öne
sürerek istifasını isteyen basın mensupları, iş insanları ve bürokratların
ortak bir kampanya yürüttü…
Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hilmi Özkök / 3
Kasım 2002 seçimleri günü ABD’ye giderek seçim sonuçlarını oradan takip etti…
Ecevit’in ABD’nin Irak’ı işgal etme planlarına karşı çıkması
ve İsrail’in Filistin politikalarını "soykırım" olarak
nitelendirmesi, neo-muhafazakâr çevrelerin ve ABD yönetiminin tepkisini
çekmiştir.
Birinci Bölüme Birinci Ek: Erdoğan Milletvekili mi?
Siirt Milletvekili Fadıl Akgündüz meclis kararı olmaksızın
usulsüz şekilde tutuklandı ve Siirt seçimleri sandık sayımındaki önemsiz
gerekçelerle aceleyle iptal edildi…
Seçim hukukundaki yerleşik kurala göre, iptal edilen bir
seçime sadece ilk seçime katılmış olan adayların girebilir/di…
Birinci Bölüme İkinci Ek: Latin Amerika'da Tayyip'ler
Jeffrey S. Malka'nın Sephardic Genealogy (Seferad Soybilimi)
isimli kitabı
Seferad Yahudilerine ait soyisim listeleri
Listede Tayb, Tayeb, Taieb
(Tayib/Tayyib) ile Uzan gibi kelimelere dikkat çekiyor…
İkinci Bölüm: Tayyip Bey Önceleri Ayakkabı Öpüyordu
Ruşen Çakır ve Fehmi Çalmuk Recep Tayyip Erdoğan
biyografisine atıfla baba "Reis Kaptan" Ahmet Bey'in evde son derece
sert, baskıcı ve "korsan terörü" olarak tanımlanan bir disiplin
uyguladığı iddia ederler.
Baba sinirlendiğinde çocuk yaştaki Recep Tayyip Erdoğan'ın
babasını sakinleştirmek için ayakkabılarını öptüğü, ardından tüm ailenin
birlikte ağladığı ve bu durumun bir "korku/teskin olma ayinine"
dönüştüğü öne sürülüyor.
Çocuklukta öğretilen bu "korku ve otoriteye tapma"
kültürü ilerleyen yaşlarda içselleştirildi, babanın yerini Washington, Tel-Aviv
ve plütokrasinin (sermaye düzeninin) aldı.
Dr. Owsei Temkin: çocuklukta
yaşanan aşırı korkular epilepsiye (sara) yol açabilir.
Acılı bir ortamda kontrolsüzce
gülmek (İsmail Cem’in cenaze törenindeki hali) "normal-dışı" ve patolojik
bir durum…
Müstakbel imparator Caligula,
Capri Adası'nda zalim İmparator Tiberius'a mutlak itaat ve kölelik ederek
hayatta kaldı.
Geçmişinde mutlak otoriteye
kölece boyun eğen figürler, ellerine mutlak güç geçtiğinde acımasız birer
tirana (efendiye) dönüşürler.
Üçüncü Bölüm: Ağlıyor ve Katılıyor / Doktor Tedavisine İhtiyacı Var
Ana akım medya Erdoğan’ın
kırılgan ve itaatkar yönünü saklamak amacıyla yapay bir "Kasımpaşa /
Kabadayı" imajı üretti…
Zayıf ruh halinin, ağlama
krizlerinin ve rahatsızlıklarının kamuoyundan gizlendiğini yazıyor…
Üçüncü Bölüme Ek: Mit'te Hastalık Raporu Var
9 Kasım 2006 tarihli Milli Gazete:
"MİT'te Hastalık Raporu Var" başlıklı haberi
Üst düzey görevlerde bulunan bir
siyasetçinin sakladığı ağır bir rahatsızlığının ("Grand Mal" /
epilepsi) bulunması, büyük devletler ("Düvel-i Muazzama") açısından
bir yönlendirme ve şantaj imkanı yaratır.
Devlet hastaneleri (GATA veya
üniversiteler) yerine özel hastanelerin tercih edilmesi, konut seçimleri ve
yakın çevrenin tamamen "güvenilir/tarikat" mensuplarından
oluşturulması, sağlık durumunu gizleme çabası olarak yorumlanıyor.
Dördüncü Bölüme Ek: Güven Hastanesinde Erdoğan’ın Sara Nöbeti
Erdoğan'ın Güven Hastanesi'ne
kaldırıldığı dönemde yaşanan makam aracında kilitli kalma ve balyozla camın
kırılması olayı; "akıllı otomobil arızası" olarak değil, nöbet
anındaki fizyolojik belirtilerin (kasılma, bilincin kapanması vb.) dışarıdan
görünmesini engelleme çabası olarak yorumlanıyor.
Ruşen Çakır ve Fehmi Çalmuk’un
biyografisindeki bir anıya göre: Erdoğan’ın 5-6 yaşlarındayken küfrettiği
gerekçesiyle babası Ahmet Bey tarafından evde 15-20 dakika boyunca tavana
asılarak cezalandırıldı.
Beşinci Bölüme Ek: Hastane Önünde Tuluat
…
Altıncı Bölüm: Üniversite Diploması
…
Altıncı Bölüme Birinci Ek: Ahmet Necdet Sezer Hazretleri Birinci
Cumhuriyetimizin Son Cumhurbaşkanı Mı?
Millî Mücadele'de Anadolu'ya
geçişlerin Özbekler Tekkesi üzerinden efsaneleştirilmesi, tarihi "judaize
etme" (Yahudileştirme/tahrif etme) çabasıdır.
Anadolu'daki mukavemetin ana
unsuru Kolordular (Ali Fuad Paşa, Kazım Karabekir Paşa) ve Teşkilat-ı Mahsusa
kadrolarıydı.
Altıncı Bölüme İkinci Ek: Diploması: El Yazısı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Birleşik Arap Emirlikleri kurucusu Şeyh Zayed Bin Sultan Al Nahyan'ın taziye
defterine yazdığı el yazısı metin…
Yedinci Bölüm: Çürük
Sara/epilepsi gibi rahatsızlıklar
nedeniyle askerlikten "çürük" raporu alanların kamu hizmetinde yer
almasının sakıncaları…
Yedinci Bölüme Ek: Çürükçülerin Takibi
2007 / Gazete haberinden, Ankara Jandarması
ve Başsavcılığı tarafından yürütülen operasyonlarda; aralarında subay, astsubay
ve sivillerin bulunduğu bir grubun sahte askerlik muafiyet ("çürük")
raporları düzenlediği ve bunu bir sektör haline getirdiği aktarılıyor.
Operasyon kapsamında tutuklananlar
arasında Albay Murat A. ve Astsubay Aytekin Demirdaş gibi isimler yer alıyor.
Sekizinci Bölüm: Yine Saklandı
Nisan 2006 / Dönemin Sağlık
Bakanı Recep Akdağ ve doktorlar, Erdoğan’ın yoğun gezi temposu ve yorgunluk
nedeniyle "mekanik bel ağrısı / kas spazmı" geçirdiğini, Atatürk
Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde MR çekildiğini ve 3 gün evde istirahat
verildiğini açıklamış…
Sekizinci Bölüme Ek: Yüzünü Göstermemek İçin Yol Kesme
Güven Hastanesi olayında "en
yakın hastane" gerekçesi sunulurken, "Dayanamıyorum" denilen bu
krizde en uzak hastanelerden birine gidilmesi…
Atatürk Hastanesi'nin (eski
Trafik Hastanesi) kadroları AK Parti hükümeti döneminde Van Yüzüncü Yıl
Üniversitesi'nden aktarılan "güvenilir ve muhafazakar" doktorlardan
oluşturuldu…
Başbakanlığın arka kapısından
(Ecevit dönemi asansöründen) çıkış yapılması, basın araçlarının önünün
kesilmesi, makam aracıyla şaşırtmaca yapılması ve 3 gün boyunca kimseyle yüz
yüze görüştürülmemesi…
Dokuzuncu Bölüm: Erdoğan’ın Nöbetleri
W. R. Gowers’ın 1881 tarihli Epilepsy
and Other Chronic Convulsive Diseases (Epilepsi ve Diğer Kronik Konvülsif
Hastalıklar) adlı eseri
Epilepsi/sara nöbetlerinin
derecelerine göre insan davranışları üzerindeki etkileri: bellek zayıflığı,
yakın geçmişi unutma, dilin kaba söylemlere kayması, kişileri karıştırma ve
ahlaki/davranışsal kontrol kaybı (moral control) gibi durumlar
Dokuzuncu Bölüme Birinci Ek: Sinkaf ve Üç Nokta
Mersin Çiftçi Tartışması (2006):
Başbakan ile Mustafa Kemal Öncel adlı çiftçi arasında geçen ve basına "Artistlik
yapma lan", "Ananı al git" şeklinde yansıyan diyalog.
Genelkurmay Başkanı ile Diyalog:
Hilmi Özkök'e Hitap esnasında yaşandığı iddia edilen "Hocam/Paşam"
karmaşası ve dönemin bakanı Beşir Atalay ile ilgili tartışmalar.
Diplomatik Temaslar: Avusturya
Büyükelçisi ile yaşanan bir diyalog ve Acaristan (Acara) Özerk Bölgesi
Başbakanı Levan Varşalomidze ile karşılaşmadaki beden dili ("el ense"
benzetmesi).
Dil ve Argo Analizi: Siyasette
kullanılan örtük hakaretler, "üç nokta" kullanımı, "kuru-sulu"
tabiri ve Meclis kürsüsündeki argo ifadeler…
Dokuzuncu Bölüme İkinci Ek: Tayyip Erdoğan’da Beyin ve Duyu Tutulma Halleri
…
Onuncu Bölüm: Büyük Sar’a
17 Ekim 2006 Güven Hastanesi
olayı
Dönemin Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Yaşar Büyükanıt hastaneye gelerek krizi/nöbeti gözleriyle gören ve
yakından şahit olan tek dış figür oldu.
Doğan Holding (Petrol Ofisi vergi
cezaları vb.) hükümetle olan mali ilişkileri nedeniyle gerçek sağlık durumunu
(epilepsi) gizledi…
Onuncu Bölüme Birinci Ek: Çelik Çomak Meselesi
Emine Erdoğan'ın hastaneye
olaydan 6.5 saat sonra gelmesi…
Başkent veya Gülhane (GATA) gibi
daha yakın ve donanımlı hastanelerin tercih edilmemesinin asıl sebebi hastalığı
gizleme endişesi…
Milletvekillerinin (Ömer Çelik,
Egemen Bağış) veya memur olmayan kişilerin (Cüneyt Zapsu) yürütme işlerine
doğrudan katılması, devletlerarası müzakerelerde temsilci/tercüman olarak yer
alması Anayasa'ya aykırı…
Onuncu Bölüme İkinci Ek: Mis Gibi Hava Yolları
Cemil İpekçi'nin soybağı
(Sabetayizm/İpekçi ailesi)
Hasta Cumhur Kitabı’na Birinci Ek: Reis-i Cumhur’a Arıza
Ahmet Necdet Sezer’i Mustafa
Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’den sonra Cumhuriyet ilkelerine, bağımsızlığa ve
laikliğe bağlı kalan "Üçüncü Cumhurbaşkanı" olarak nitelendirir.
Milletvekili olan Egemen Bağış’ın
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın resmi devlet görüşmelerinde
tercümanlık/danışmanlık yapmasını, tacir olan Cüneyt Zapsu’nun resmi heyetler
arası görüşmelere katılmasını "yetki gaspı" ve "kamu görevinin
usulsüz üstlenilmesi" olarak değerlendirir.
Suçlamalar:
TCK Madde 262: Kamu görevinin
usulsüz olarak üstlenilmesi (Bağış ve Zapsu için).
TCK Madde 309: Anayasayı ihlal
(Devlet düzenini anayasaya aykırı şekilde aşiret devletine dönüştürme
iddiasıyla Erdoğan için).
TCK Madde 316: Suç için anlaşma
(İddia edilen ihlallerin birden fazla kişi tarafından organize şekilde
yürütülmesi iddiasıyla).
Hasta Cumhur Kitabı’na İkinci Ek: Tayyip Erdoğan’a Ağırlaştırılmış Müebbet
Hapis
İsnad Edilen Suçlar ve Maddeler:
TCK m. 309 (Anayasayı İhlal):
Anayasa'nın öngördüğü devlet düzenini, kamu yetkilerini Anayasa'da dayanağı
olmayan kişilere devrederek "aşiret/çadır devleti" düzeniyle
değiştirmek.
TCK m. 316 (Suç İçin Anlaşma):
Anayasa ihlalini birden fazla kişiyle (Bağış ve Zapsu) organize ve ısrarlı bir
biçimde işlemek.
Hasta Cumhur Kitabına Üçüncü Ek: Bagish’a On Yıl Hapis
İsnad Edilen Suçlar ve Maddeler:
TCK m. 262 (Kamu Görevinin
Usulsüz Üstlenilmesi / Sahte Memuriyet): Devlet memuru olmadan ve 657 sayılı
Kanun'daki sadakat yeminini etmeden memurlara ait görevleri (tercümanlık,
danışmanlık) yürütmek.
TCK m. 316 (Suç İçin Anlaşma):
Söz konusu fiilleri sistemli bir şekilde sürdürmek.
Hasta Cumhur Kitabı’na Dördüncü Ek: Zapsu’ya Ağır Hapis
İsnad Edilen Suçlar ve Maddeler:
TCK m. 262 (Kamu Görevinin
Usulsüz Üstlenilmesi): Devlet memuru statüsü ve sadakat yemini bulunmaksızın
resmi devlet görüşmelerinde ve heyetlerde yer almak.
TCK m. 316 (Suç İçin Anlaşma): Bu
fiilleri tekrarlayan ve organize bir yapıda icra etmek.
…
Üçüncü Kitap: Seçerek İsyan
Birinci Bölüm: Bizans’ın Gizli Tarihi
Resmi veya aktüel tarihin ana
işlevi iktidara kabul edilebilir bir "meşruiyet" kaynağı bulmaktır.
Yönetmek ise doğrudan güç ve bilim ile ilgilidir.
İktidarın kaynağının halkta
aranması geç bir keşiftir.
Halkın güçsüzleştiği durumlarda
halk idaresi veya demokrasi fiktif (varsayımsal/soyut) ve dinsel bir karakter
kazanır, ideolojiye dönüşür.
Yönetmenin bilimsel tarafı
Machiavelli (Makyavelli) ile başlar. Makyavelizm, özünde iktidarın ve
yönetmenin temel yasalarını ele alan yalın bir siyaset bilimidir.
Procopius, İmparator Jüstinyen
döneminin resmi tarihçisidir (Savaşlar ve Binalar kitaplarının yazarıdır).
Ancak olayların arkasındaki gerçek nedenleri, hırsları ve bozulmaları Gizli
Tarih (Anecdota) adlı eserinde kaleme almıştır.
Procopius'a göre resmi tarih
görünür olayları anlatırken, gizli tarih olayların altındaki nedenleri açıklar
Procopius, Gizli Tarih’te
Jüstinyen'i halkın servetine el koyan, zenginleri sahte suçlamalarla
mülksüzleştiren ve insanoğluna felaket getiren "insan kılığında bir şeytan/deccal"
olarak resmetmektedir.
Nika İsyanı
Halkın öfkesini ve biriken
şiddetini boşaltmak için sistem tarafından işletilen mekanizmadır. Hipodrom’da
Yeşiller ve Maviler olarak ikiye bölünen halk, Saray tarafından yönlendirilerek
birbirine düşürülür. Böylece toplumsal öfke egemen güce (Saray’a) yönelmek
yerine bu kanlı rekabette tüketilir.
Kriz anında kaçmayı düşünen
Jüstinyen, İmparatoriçe Theodora’nın ("Taht şanlı bir mezardır")
kararlılığı, Hadım Narses’in rüşvet/bölme planları ve Belisarius’un askerleri
sayesinde en az 50 bin İstanbulluyu katlederek isyanı boğar. Bu katliam, Roma
usulü "demokrasi/cumhuriyet" kalıntılarından tam anlamıyla Doğu
Despotizmine (Oryantal Despotizm) geçişin miladı olur.
İkinci Bölüm: “L” Karakteri Üzerine Fonolojik Etüd Denemesi
İngilizce (Wilson, silk, calm,
talk), Fransızca ve Türkçe kelimelerdeki "L" ünsüzünün telaffuz
esnasında kaybolması, kendinden sonraki/önceki sesler tarafından sindirilmesi
(asimilasyon: yanlış > yannış, onlar > onnar) veya diğer ünlülere kayması
olgusu…
"L" sesinin kaygan ve
eriyebilir yapısı nedeniyle "ZLF" kökü fonolojik olarak
"ZF" veya "ZV" biçimlerine dönüşebilir.
"ZLF" Kökü
Zilfi, Zelfa, Sylvie, Sylvia ve Zülfiye isimleri aynı
kökten ("ZLF") türedi…
İkinci Bölüme Ek: Dört Veri
Les Derniers Doenmehs (Son
Dönmeler) belgeseli
…
Üçüncü Bölüm: Livane & Ak & Çağan
AK Parti’nin (metindeki ismiyle
"Ak Hizip") adındaki "Ak" vurgusu
AK Parti'nin kısaltma olarak
"AKP" yerine ısrarla "Ak Parti" denmesi / "Ak"
kelimesindeki ısrar…
Tevrat'ın Çıkış (Exodus) ve Sayılar (Numbers) bölümlerinde geçen
Libni / Livni
ifadelerine dayanarak bu kelimenin Levi kabilesine bağlı bir boy/aşiret adı
olduğunu öne sürer.
Çağan kelimesi Moğolca'da
"ak/beyaz" anlamına gelir.
Bülbülderesi Mezarlığı’ndaki sermaye
kesiminde "Ak" köklü soyadlarının yaygınlığına dikkat çeker.
…
Üçüncü Bölüme Birinci Ek: Ak Zaafiyet Üzerine Envanter
Ak Zaaf Ak-Yurt
Hürriyet'in 11 Aralık 2002
tarihli haberi:
Recep Tayyip Erdoğan'ın
Washington temasları sırasında söylediği "Beni İstanbul Yahudilerine sorun" ve "Türkiye-İsrail ilişkilerini
yetersiz buluyorum" ifadeleri
Üçüncü Bölüme ikinci Ek: Reyhan, Reyyan, Reyan, Rıh Anî, Rehan Üzerine
…
Üçüncü Bölüme Üçüncü Ek: Yeşu-Babacan Üzerine
Şii İran'ın Meşed kentindeki
Kripto-Yahudi (dışarıdan Müslüman, gizlide Yahudi olan "Cedid
el-İslam") topluluğunu inceleyen Raphael Patai'nin eseri…
Meşed kayıtlarında geçen Aq Rafi (R'fa'el Levi) ve Babajan (Y'hoshua/Yeşu)
isimleri örnek gösterilerek; dışarıda kullanılan Müslüman/Türkçe isimlerin
arkasında gizli Yahudi/Tevratik isimlerin (Yeşu / Joshua / Jesus) yer aldığı iddia ediliyor.
…
Dördüncü Bölüm: “Berat” Adının Coğrafyası
"Berat" kelimesi Osmanlı
idari teşkilatında "padişah
tuğralı tayin/yetki belgesi veya yazılı kağıt" anlamına gelir.
Arap ve Fars isim sözlüklerinde
"Berat" adı şahıs ismi olarak yer almaz.
Sabetay Sevi’nin ikinci sürgün
yeri olan ve 1676 yılında hayatını kaybettiği Arnavutluk’taki Berat (ve yakındaki Ulqin / Ülgün) kasabası…
Buradan hareketle
"Berat" isminin dinsel/geleneksel değil, Sabetayist kültürde bu
coğrafi hafızayı taşıyan toponimik (yer adından türeyen) bir simge olduğunu
ileri sürer.
Arapça "Asrar/Esrar"
yerine bu ismin Tevrat'ta geçen ve "yardım" anlamına gelen Ezra / Ezer (Azra Erhat örneğiyle)
kökenli olduğu savunur.
Dördüncü Bölüme Ek: MMN & Ma’min & Mümine & Şifreler
Leon Poliakov'un Anti-Semitizmin Tarihi
eserine atıfla; azınlık veya kripto toplulukların dış dünyayla temas ederken
veya kendi aralarında iletişim kurarken örtük bir semantik (anlambilim)
kullandıklarını iddia eder.
Açıklama: Sabri Ülker’den Mektup Var
Ülker'in Kuzey Irak'ta (Barzani
bölgesinde) resmi veya dolaylı bir bayisi/temsilcisi bulunmadığı, ürünlerin
serbest piyasa koşullarında üçüncü şahıslarca bölgeye götürüldüğü vurgular.
Ülker'in ASAM'ı bütünüyle finanse
etmediği, yalnızca kurucu vakfa zaman zaman sınırlı yardımlarda bulunduğu belirtilir.
…
