30 Ocak 2022 Pazar

Halil Abdu’l Hak - İblis’in Hikayesi

Halil Abdu’l Hak - İblis’in Hikayesi

Hz. Nebî s.a.v’in Haber Verdiği Şekliyle

(İbn Arabi - Varlık Ağacı ve İblisin Hikayesi  adlı kitabın içinde yer alıyor bu metin)

...

Sana kendi isteğimle gelmedim, sana gelmeye mecbur edildim.

İblis, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) huzuruna kendi iradesiyle değil, Allah’ın mutlak emri ve "yalan söylerse rüzgarda savrulan kuma dönüştürülme" tehdidiyle gelmiştir.

 

İblis'i Kahreden Ameller

Namaz

Çünkü kendisi secdeyi reddederek kaybetmiştir; kulun her secdesi onun uğradığı hüsranı yüzüne çarpar.

 

Kur’an Okumak

İlâhî kelamın frekansı, şeytani vesvesenin dalga boyunu yok eder.

 

Sadaka

Sadaka malı eksiltmez, bereketi artırır, kulun kalbindeki dünya bağını (ki şeytanın en büyük kalesidir) kesip atar.

 

Tevbe ve İstiğfar

 

İblis’in Beslendiği Ameller

Yalan ve Yalan Yemin: İblis’in kalbinin neşesidir.

 

Gıybet ve Koğuculuk: Şeytanın "yemişi ve sevinci"dir.

 

Övülmekten Hoşlanmak: Övgü isteği, kibri (yani İblis’in kendi günahını) besler.

 

İblis'in Çocukları

Ateme (Geciktirici): Gece bilincini köreltir, yatsıyı kılmadan uyutmak için çabalar.

 

Mütekazi (Riyakarlık Fısıldayıcısı): Kulun gizlice işlediği salih amelleri (teheccüd, gizli sadaka vb.) başkalarına anlattırmak için durmadan dürter. Kul bunu anlatınca amel "sır" olmaktan çıkar, riya karışır.

 

Kahil (Gaflet Sürmecisi): İlim meclislerinde, zikir halkalarında ve hutbelerde insanların gözüne ağırlık verir. İnsanın dünyevi bir film izlerken uykusu gelmezken, bir ayet şerh edilirken uykusunun gelmesinin anatomik sebebi bu "Kahil" adlı mekanizmadır.

 

Saptırma hususunda benim bir etkinliğim (gücüm) yoktur. Ben sadece bir vesveseci, bir cazip göstermeye çalışan bir süslemeciyim.

 

Ben, ezelde bedbahtlığına hükmedilenler için bir sebebim.

Mutlu, Allah’ın daha anasının karnında iken mutluluğuna hükmettiği kimsedir.

Bedbaht, Allah’ın daha anasının karnında iken bedbahtlığına karar verdiği kimsedir.

İş bitmiş, kıyamet gününe kadar olacakları yazan kalemin mürekkebi kurumuştur.

 

İblis / kötülüğü süsler, vitrine koyar. Seçimi yapan bizzat insanın kendi nefsidir.

… 

Davud Kayseri - Mukaddemat / İbn Arabi - İstılahâtu-s Sûfiyye - Notlar

Davud Kayseri - Mukaddemat - Notlar

İbn Arabi - İstılahâtu-s Sûfiyye

Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları, 1997

Hazırlayan: Prof. Dr. Hasan Şahin, Doç. Dr. Turan Koç, Dr. Seyfullah Sevim

 


Önsöz

Vahdet-i vücûd öğretisi, İslam tasavvufu geleneğinin doruk noktası olarak kabul edilir.

Başta İbnü’l-Arabî olmak üzere takipçileri Konevî, Mevlânâ ve Dâvûd el-Kayserî gibi seçkin sûfi-filozofların, bu öğretinin Anadolu'da ve bütün İslam dünyasında yaygınlaşmasında önemli katkıları olmuştur.

 

Dâvûd el-Kayserî'nin Fusûsu'l-Hikem Şerhi ve bu şerhe yazdığı "Giriş" (Mukaddemât), vahdet-i vücûd öğretisi ile ilgili temel metinler arasında sayılır.

 

Eserin başına / Dâvûd el-Kayserî'nin terminolojisi ile üstadı İbnü’l-Arabî'ninki arasında büyük bir örtüşme olduğu için, İbnü’l-Arabî'nin Istılahâtu's-Sûfiyye adlı risalesinin, yine Seyfullah Sevim tarafından yapılan çevirisini ekledik.

 

Davud El-Kayseri’nin Vücud Öğretisi

İbn Sina varlığı mahiyetin bir arazı (niteliği) olarak görürken; İbnü'l-Arabî ve Davud el-Kayserî ekolü, vücûdu tek ve mutlak gerçeklik, nesneleri ise bu gerçekliğin geçici arazları olarak kabul etmiştir.

 

Ahadiyyet, zâtın tüm isim ve sıfat belirlemelerinden uzak olduğu batıni (gizli) boyuttur; Vahidiyyet ise isimlerin ve sıfatların zuhur ettiği zahiri boyuttur.

Varlığın beş ana mertebesi (Hazarât-ı Hamse)

1- Mutlak Bilinemezlik Siferi (Mutlak Gayb Hazreti)

2- Göreli Bilinemezlik Siferi İzafi Gayb Hazreti)

3- Mutlak Bilinemeze yakm Soyut Akıllar ve Nefsler Siferi (Ceberut)

4- Duyulur dünyaya yakın Misal Siferi (Melekût)

5- Duyulur Dünya Siferi (Şehadet Âlemi)

 

Kayserî, Kur'an'daki terimlerden yola çıkarak varlık katmanlarını kozmik kitaplar olarak adlandırır: İlk Akıl "Ümmü'l-Kitab", Küllî Nefs "Kitabü'l-Mübîn", Küllî Cisim ise "Mahv ve İsbat Kitabı"dır.

 

İlk Akıl aynı zamanda Hakikat-i Muhammediye veya Nur-u Muhammedî olarak tanımlanır

 

Matlau Hususi'l-Kilem Fi Meânî “Fusüsu’l.Hikem”

Fusûs'un Manaları Hakkında Kelimelerin Hususiyetlerinin Doğuş Yeri

 

Zâtıyla zâtına tecellî eden Allah'ı tesbih ederim, ki O böylece sonunda Adem'i ortaya çıkardı ve onu âlem diye nitelenen isimlerinin mazharlarına halife kıldı.

 

Kendisi olmak bakımından vücûd" (mutlak varlık), varlığın zihni veya harici sınırlamalardan, tümel-tikel, genel-özel gibi akli kategorilerden bağımsız, saf ve mutlak bir gerçekliktir.

Varlık; Aristotelesçi anlamda bir "cevher" veya "araz" olmadığı gibi, sadece zihni bir kurgudan ibaret olan "itibari" bir şey de değildir. Varlık salt iyiliktir.

Evrendeki tüm çokluk ve zıtlıklar, bu tek ve mutlak varlığın (Hakk'ın) farklı mertebelerde isim ve sıfat elbiselerine bürünerek dış dünyada tecelli etmesinden (belirmesinden) ibarettir.

Varlık itibarî olsaydı, evrendeki her şeyin hayalden ibaret olması gerekirdi. Varlık, var olmak için kendisi dışında hiçbir şeye muhtaç olmadığı için bizatihi Vacibü'l-Vücûd'dur.

İnsan fertleri arasındaki muazzam ahlaki ve manevi mertebe farkları da insanlık tabiatının kendisinden değil, varlık nurunun o fertlerdeki tecelli ve zuhûr gücünden kaynaklanır.

 

Varlığın hiçbir kayıt taşımayan saf zâtı Ehadiyet, tüm isim ve sıfatları potansiyel olarak topladığı mertebe Vâhidiyyet (veya Rubûbiyet)

Bundan sonra İlmi suretler, Akıl, Nefis, Hayal ve nihayet Mülk (fizik) âlemi şeklinde somutlaşır.

 

Ehadiyet mertebesinde hiçbir çokluk ve sıfat ayrımı yokken, Vâhidiyyet (ilahlık) mertebesinde akıl bu sıfatları birbirinden ve zâttan ayırt eder.

 

İlahi isim ve sıfatların tasnif edildiği bu kesitte, sıfatlar öncelikle icâbî (olumlu) ve selbî (tenzihî) olarak ikiye ayrılır. İcâbî sıfatların merkezinde Yedi İmam (Eimme-i Seb'a) denilen ana sıfatlar (hayat, ilim, kudret, sem', basar, irade, kelam) yer alır.

 

İsimlerin dış dünyada hüküm sürdükleri "devletleri" (etki süreleri) vardır; şeriatların değişmesi veya varlıkların dönüşmesi, egemen olan ilahi ismin değişmesiyledir.

 

Eşya, vücûd (varlık) bakımından Hakk'ın aynısı, fakat taayyün (sınır ve biçim) bakımından Hakk'ın gayrısıdır.

 

A'yân-ı Sâbite

İlahi isimlerin Allah’ın ilminde aldığı bu ma'kul suretler, henüz dış dünyada varlık kazanmamış ama potansiyel olarak sabit olan hakikatlerdir

Feyz-i Akdes (en kutsal tecelli), a'yân-ı sâbitelerin ilimde belirmesini sağlar; Feyz-i Mukaddes (kutsal tecelli) ise bu sâbite aynalarının dış dünyada, maddî levazımatıyla vücûd bulmasını (zuhûrunu) sağlar. Varlıklar dünyası; Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın isimlerinin birer yansıması (mazharı) olarak katman katman inşa edilir.

 

A'yân-ı sâbite yaratılmamıştır

Ca'l (yapma/yaratma) ancak dış dünyadaki varoluşa ilişebilir; oysa a'yân-ı sâbite Allah'ın kadim ilmindeki suretlerdir. Eğer ilimdeki her surete mec'ûl denseydi, imkansız olan şeylerin (mümteniler) bile yaratılmış sayılması gerekirdi. Hakk'ın zâtını bilmesi, zaman dairesinin dışında ezelen ve ebeden bu sâbit aynları gerektirir.

 

Evrendeki tek hakiki cevher, ilahi zâtın mazharı olan ve ehlullahça Rahmânî Nefes (Nefes-i Rahmânî) veya Tümel Heyûlâ denilen varlık nurudur.

Kozmik cevher arazlarla örtünerek somut varlıkları (ilahi kelimeleri) oluşturur.

 

Taayyün ortaklaşma olmayacak şekilde, bir şeyi başkasından ayıran şeydir.

Bu taayyünlerden öncesine gelince, mahz vücûd olan İlâhî Zât'tan başka bir şey yoktu.

Allah vardı ve beraberinde hiçbir şey yoktu.

 

"Âlem", Allah'ın isim ve sıfatlarının kendisiyle bilindiği bir alâmettir. Bu bağlamda evren, gaybın en derin noktasından dış dünyaya doğru beş büyük mertebe halinde katmanlaşır. Bu katmanlar sırasıyla: Mutlak Gayb (A'yân-ı Sâbite), Ceberût (Ruhlar âlemi), Melekût (Misal âlemi), Mülk (Şehadet/Duyusal âlem) ve tüm bu âlemleri bünyesinde cemeden İnsan-ı Kâmil hazretidir.

 

İlk Akıl ve Küllî Nefis’teki ilmî suretler, onların hakikatinden ayrı değildir; dış dünyadaki tüm varlıklar bu iki kozmik ilkenin birer gölgesidir.

İnsanın dış dünyayı bilmesi, nesnelerden soyutlama yoluyla değil, özündeki ilahi nurlar vasıtasıyladır.

 

Misâlî âlem, nurani cevherden oluşan ruhani bir âlemdir; o, niceliksel ve duyusal olması açısından cismani, nurani olması açısından ise mücerret akli cevhere benzer.

 

Manevî Keşif

Hads (Sezgi): Müfekkire (düşünce) gücünün öncüller olmadan sonuca ulaşmasıdır (En aşağı basamaktır).

 

Kutsal Nur: Akıl yetisinde manaların belirmesidir.

 

İlham: Gaybî manaların doğrudan kalp mertebesinde açığa çıkmasıdır.

 

Ruhî Şühud: Manaların bizzat Alîm olan Allah’tan vasıtasız alınmasıdır; gökleri aydınlatan güneş gibidir.

 

Sır ve Hafâ (Gizli) Mertebeleri: Dile getirilmesi ve işaret edilmesi imkansız olan en yüksek manevi idrak alanlarıdır.

 

İlham; Hakk’ın, her bir mevcutla birlikte olduğu özel bir yönden (vech-i hâs) melek aracılığı olmadan Hakk’tan hasıl olur. Vahiy ise melek aracılığı ile olur.

 

Hakk’a tam bir yöneliş ve insanî ibadetlere sevk eden büyük bir lezzetten sonra meydana gelen her içe doğuş (vâridat) melekî ya da ruhanîdir. Bunun tersi niteliklere sahip olan her vâridat ise şeytânîdir.

 

İnsanî hakikatin ilk zuhûru, amâî mertebe için icmâlî bir sûret demek olan İlk Akıl sûretinde olmuştur.

 

Peygamberlerin getirdiği şeriatlar zamansal ihtiyaçlara göre farklı görünse de, özde tek bir hakikatin (Muhammedî Hakikat) tecellileridir. Teşrî (şeriat getiren) nübüvvetin Hz. Muhammed ile son bulmasıyla, evrenin yönetim merkezi olan Kutupluk makamı mutlak olarak velâyete intikal etmiştir. Bu daire, velâyetin nihai kemalini temsil eden Hâtemü’l-Evliyâ (Velilerin Mührü) ile mühürlendiğinde, zâhir isminin yerini bâtın ismi alacak ve evrensel dönüşüm (kıyamet) kaçınılmaz olacaktır.

 

Cennet ve cehennemin beş ilahi hazrette de (ilmî, ruhanî, misalî, cismanî ve insanî âlemlerde) birer karşılığı vardır. İnsanî boyutta kalp ve ruhun yetkinlikleri cennetin ta kendisiyken; nefsin heva ve şehvetlerine esir olması cehennem azabıdır.

 

Gerçekte insanî ruh demek olan Büyük Ruh (Ruh-ı Âzam), rubûbiyeti açısından, İlâhî Zât'ın mazharıdır.

O’nun künhünü Allah'tan başka kimse bilmez.

Onun insanî küçük âlemdeki isimleri: sır, hafâ, ruh, kalp, kelime, fuâd, sadr, akıl, nefis'tir.

Nefis, hayvani yetilerin ruhanî yetilere galip gelmesi açısından emmâre; kalbin nuru gayba ilişkin parıltılarla dolduğu sırada kendi fiillerini kınadığından dolayı levvâme; kalbi nûr ağır basıp gücü hayvani yetiye galip gelince mutmainne adını alır.

 

Hakk'ın eşyada zuhûr etme keyfiyetini... bilen kimse, ruhun bedende nasıl zuhûr ettiğini de bilir. Çünkü ruh kendi bedeninin rabbidir.

 

Nübüvvet (Peygamberlik): İlahi zâtın zâhirî plandaki mazharlığıdır. Halkı irşat etmek ve potansiyellerini gerçekleştirmek için gönderilen elçiliktir. Sadece zâhir âleme dönüktür ve Hz. Muhammed ile sona ermiştir.

 

Risalet (Elçilik): Yeni bir şeriat ve kitap getirme yönüdür. Risalet kullara dönük olduğu için peygamberin beşeriyet yönünü; nübüvvet vahiy aldığı için meleki yönünü temsil eder.

 

Velâyet (Dostluk/Yakınlık): Nübüvvetin ve risaletin bâtınıdır (iç yüzüdür). Kulun Hakk'ta fâni, O'nunla bâki olmasıdır (kurbiyet). Velâyet dairesi nübüvvet dairesinden daha büyük ve kuşatıcıdır; zira "Velî" Allah’ın sonsuz isimlerinden biridir. Bu yüzden nübüvvet bitmiş, velâyet ise ebediyen sürmektedir.

 

İlme'l-yakîn; bir emrin ne ise o olarak tasavvur edilmesidir. Ayne'l-yakîn, o şeyin görülmesiyle olur. Hakka'l-yakîn ise yalnız bilgi olarak değil, bilgi, müşahede ve hal olarak Hakk'ta yok olmak ve O'nunla bâki kalmakla olur.

 

Harikuladelik

Sünnetullah üzere câri takdire değil, doğrudan ilâhî kudrete bağlıdır... Evliyadan sadır olunca 'keramet' adını alır.

Bu, asli yaratılışı itibariyle güçlü olan nefis sahiplerinden de meydana gelir... Tabiaten iyi olan velâyet makamına ulaşırsa velî... Tab'an kötü olanlar ise kötü bir sihirbazdır.

Eğer bu kötülere dış sebepler yardımcı olursa insanların başına bela olurlar ve zâhirî güç açısından zamanlarına hakim olurlar.

 

Kitabu İstılahâtu-s Sûfiyye

(Tercüme: Seyfullah Sevim)

 

Hâcis (İlk Fısıltı): Kalbe gelen ilk hâtırdır. Rabbani’dir ve asla hata kabul etmez. Sufi şeyhler buna "ilk sebep" veya "hâtırın daveti" derler.

Hâtır: Kalbe ansızın gelen, yerleşik olmayan iç hitap ya da sestir. Kulun hiçbir çabası olmadan kalbe doğan ruhanî, melekî, nefsanî veya şeytânî vâridattır.

İrade, İye, Himmet ve Azm: Hâcis kalpte yer edince irade (karar), salik tereddüt edip fısıltı tekrarlanınca iye, üçüncü gelişinde himmet, dördüncü kararlılık aşamasında ise azm adını alır. Eyleme geçildiğinde temâdî, fiile başlandığında ise niyet olur.

 

İrâde: Kalbe düşen ilahi bir ateş parçasıdır.

 

Mürîd: Kendi cüz'î iradesinden sıyrılıp ilahi iradeye teslim olan, esmâ nurlarının kendisine açıldığı kimsedir.

 

Murâd: İradesi elinden bütünüyle alınmış, cezbeye mazhar olmuş kimsedir. Makamları ve manevi halleri zahmetsizce, hızla aşar.

 

Sâlik: Manevi makamlarda kuru kuruya teorik ilmiyle değil, bizzat yaşadığı "hâl" ile ilerleyen kimsedir. Onun için ilim artık ayne’l-yakîn (gözle görür gibi) olmuştur.

 

Misafir: Akledilebilen âlemde (makûlât) fikri ve tefekkürüyle yolculuk yaparak dünya kıyısından ahiret kıyısına geçendir.

 

Sefer: Zikir ve riyazet yoluyla Hakk Teâlâ’ya yönelen kalbin rûhî seyahatidir.

 

Tarîk (Yol): İçinde gevşekliğe ve tembelliğe yer olmayan, Hakk Teâlâ'nın meşru kıldığı ibadet ve merasimlerin bütünüdür.

 

Vakit: Sâlikin geçmiş ve gelecekle bağı kopararak tamamen yaşadığı "ân" içindeki rûhî durumudur ("İbnü'l-vakt" / vaktin oğlu olma hâli).

 

Edeb: Kulun konumunu bilmesidir.

 

Makam: Sâlikin manevi durakların gereklerini bütünüyle yerine getirerek o niteliği rûhuna mülk edinmesidir.

 

Hâl: Kulun iradesi ve zahmeti olmadan kalbe aniden gelen ve sâlikin vasıflarını değiştiren manevi esintilerdir. Çabuk yok olması şanındandır.

 

Hakk ve Adl: Allah'ın evreni yarattığı ilk mevcuttur (Hakîkat-i Muhammediyye / Nur-ı Muhammedî). Nitekim ayette, "Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak Hakk ile yarattık" buyrulmuştur.

 

Kutub ve Gavs: Her devirde âlemde Allah’ın rahmet ve nazarının yöneldiği yegâne "bir" kişidir. İsrafil (a.s.)’ın kalbi üzere bulunur. Sıkıntı anlarında kendisine sığınıldığında Gavs adını alır.

 

İki İmam: Gavs’ın sağında ve solunda bulunan iki yardımcıdır. Sağdaki melekût âlemini (gayb), soldaki ise mülk âlemini (şehadet) seyreder. Soldaki imam arkadaşından üstündür, çünkü Gavs’ın halifesidir.

 

Evtâd (Direkler): Dünyanın dört yönünde (Doğu, Batı, Kuzey, Güney) manevi durakları olan ve alemin dengesini koruyan dört kutlu kişidir.

 

Bedel (Büdelâ): Yedi kişidirler. Bir meclisten ayrıldıklarında, yoklukları anlaşılmasın diye yerlerine kendi suretlerinde ruhanî bir ceset bırakabilirler. Hz. İbrahim’in kalbi üzere karargâh kurmuşlardır.

 

Nücebâ (Kırklar): İnsanların manevi yüklerini ve sıkıntılarını taşımakla görevli kırk kişidirler. Tasarrufları sadece başkaları üzerinedir.

 

Nükebâ (Üçyüzler): İnsan nefislerinin gizli ve örtülü ayıplarını, niyetlerini keşfeden üç yüz kişidirler.

 

Efrâd: Kutbun manevi idaresinin ve nazarının dışında kalan, doğrudan doğruya ilahi zâttan feyz alan bağımsız, müfreze velilerdir.

 

Melâmîler: İç dünyalarındaki muazzam manevi değişimi ve ilahi tecellileri dışlarına asla yansıtmayan, zâhiren sıradan insanlar gibi görünen en üst düzey sufilerdir.

 

Kabz (Daralma): Kalbe gelen bir uyarı veya te'dip (terbiye) işaretiyle sâlikin kalbinin sıkışması, korku halidir.

 

Bast (Genişleme): Kulun nesnelere egemen olması, ilahi genişlik, rahmet ve üns rüzgârıyla ferahlamasıdır.

 

Heybet: Kalpte Allah’ın Celâl (azamet ve ihtişam) tecellilerini müşahede etmekten doğan sarsıcı ürperti halidir.

 

Üns: Kalpte ilahi Cemâl (güzellik ve lütuf) tecellilerini müşahede etmekten doğan ilahi yakınlık ve huzur halidir.

 

Tevâcüd, Vecd ve Vücûd: Yapay olarak vecd halini çağırmaya tevâcüd; kalbin perdesiz bir şekilde ilahi bir hâle çarpılmasına vecd; vecd halinin zirvesinde Hakk’ın bizzat kulda bulunuşuna ise vücûd denir.

 

Cem' (Birleşme): Halkı (yaratılmışları) görmeksizin tamamen Hakk’a odaklanma ve O’na işaret etme halidir.

 

Cem’u’l-Cem' (Birliğin Birliği): Kulun her yönüyle Allah’ta yok olmasıdır (Fena fillah).

 

Fark (Ayrılık): Hakk’ı görmeksizin sadece halka işaret etmektir. Kulun kulluk makamını müşahede etmesidir.

 

Fenâ ve Bekâ: Kulun ilahi egemenliğin ihtişamından ötürü kendi amellerini görememesi, kendinden geçmesi fenâ; ardından her şeyde Allah’ın varlığını ve saltanatını müşahede etmesi ise bekâ halidir.

 

Ârif: Rabbin kendisini hakikatine tanık kıldığı ve üzerinde manevi hallerin zâhir olduğu kimsedir.

 

Âlim: Allah’ın zâtının ilahlığına tanık kıldığı fakat üzerinde hiçbir vecd ve hâl izi gözükmeyen kişidir.

 

Muhâdese: Hakk’ın ariflere mülk ve şehadet âleminden (fiziksel dünyadan) seslenmesidir; Hz. Musa’ya ağaçtan seslenmesi gibi.

 

Müsâmere: Hakk'ın esrar ve gayb âleminden ariflerin kalbine Ruhü'l-Emîn (Cebrail) vasıtasıyla indirdiği gizli gece hitabıdır.

 

Levâih, Tâli’ ve Levâmî: Kalbe doğan nurların aşamalarıdır. Levâih, halden hale geçişte beliren zâti nurlardır. Tâli’, diğer tüm nurları söndüren güçlü tevhid nurlarıdır. Levâmî ise iki an arasında kalıcı olan parlak tecellilerdir.

 

Telvîn ve Temkîn: Kulun haller arasında dalgalanmasına telvîn denir ("O, her an bir iştedir" sırrı). Bu telvîn halinde sarsılmadan sabit ve yerleşik kalmaya ise temkîn denir.

 

Mekr (Tuzak/İstidrac): Kulun ilahi emirlere aykırı davranmasına ve kötü edebine rağmen nimetlerin ve kerametlerin kendisinde artarak devam etmesidir.

 

Şath (Şathiye): Kontrolsüz vecd anında söylenen, içinde iddia ve ölçüsüzlük kokusu barındıran zâhiren şeriata aykırı gibi duran sözlerdir. Muhakkik ariflerde nadiren görülür.

 

Kalem, Levh ve Şecer: İlk Akıl Kalem’dir; Nefs-i Küllî olan Levh-i Mahfuz Verkâ’dır; İnsan-ı Kâmil ise Şecer (Ağaç) sembolü ile ifade edilir.

 

Sırrü’s-Sırr: Hakk’ın kendisini kuldan tamamen ayırdığı, mahlukatın hiçbir şekilde ortak olamayacağı mutlak zâtî mahremiyet alanıdır.

 

İlme’l-Yakîn: Akli ve nakli delillerin rûha verdiği kesin bilgidir.

 

Ayne’l-Yakîn: Müşahede, keşif ve şuhûd yoluyla bizzat gözle görür gibi elde edilen yakîndir.

 

Hakka’l-Yakîn: Sadece bilgi ve görme ile yetinmeyip, o hakikatin içinde yok olarak (fena), bizzat o halin kendisiyle kalıcılaşmaktır (bekâ).

 

24 Ocak 2022 Pazartesi

Faruk Bildirici - Siluetini Sevdiğimin Türkiyesi

Faruk Bildirici - Siluetini Sevdiğimin Türkiyesi

 

-Notlar-

 

Devlet Bahçeli

23 Şubat 1978

01 FE 994 plakalı araçta silah bulunmuş / şarjörleriyle birlikte 2 makineli tüfek

Aracın sahibi Devlet Bahçeli

Olaydan 20 yıl sonra silah bulunan araçtakilerden Ali Halaman ve silahları temin eden Recai Yıldırım (ifadesine göre silahları M. Yazıcıoğlu istemiş) 1999 seçimlerinde MHP listelerinde aday gösterildi ve Adana’dan vekil seçildiler.

 

Fettahlıoğlu adlı Türkmen ailesine mensup…

Salih Behçeli ailenin Hasanbeyli de yaşayanlarından… Jandarma iken tezkere bırakmış ve karakol komutanı olmuş. Osmaniye’den varlıklı bir ailenin kızıyla evlenmiş.

Eşi vefat edince Ökkeş Kırıkkanat’ın kızı Saime ile evlenmiş. Bu evlilikten Servet ve Devlet adını verdiği çocukları olmuş.

300 dönüm tarla sahibi ve traktör bayiliği yapan Salih Bahçeli İnönü hayranı sıkı bir CHP’li. / s. 17

 

D. Bahçeli Özel Çukurova Koleji’ne, daha sonra İstanbul’da Özel Akgün Koleji’ne, bunun ardından Ata Koleji’ne devam etti. 1967’de üniversite tahsili için Ankara’ya döndü.

 

68 rüzgarıyla ilgilenmedi, ülkücülüğe sempati duydu.

1969’de akademinin işgalinde rol oynadı.

1970’te MTTB Ankara genel sekreteri seçildi.

1971’de mezun oldu ve üniversitede kalıp asistanlığa başladı.

 

Ülkücü dernekleri kurdu.

Öğrencileri arasında Abdullah Çatlı da var,

 

Planlı Dönemde Türk Ekonomisinde Yapı Değişikliği adlı teziyle doktor unvanı aldı. Tez savunmasına hiçbir akademisyen alınmadı.

 

Yakın çevresi titizliğinden söz ediyor,

Sigara ve çaydan elinden eksik olmuyor,

 

12 Eylül sonrası / (Ali Güngör’le) Mayaş yayınlarını kurdu / Hamle ve Töre dergilerini yayımladı,

Muharrem Şimşek’in (Bizim Ocak) grubuyla arası açıldı, teşkilatlanmaya karşı çıkan Behçeli evinin önünde saldırıya uğradı…

 

A. Türkeş bu dönemde Behçeli’yi MÇP’ye davet etti.

1987’de üniversiteden ayrıldı.

Nisan 1987’deki kongreden sonra genel sekreterliğe getirildi.

MÇP’nin çizgisini şöyle özetledi: İlim, tefekkür, iman…

1991’e kadar bu görevde kaldı.

1994’te MHP’nin genel başkan yardımcısı / M. Yazıcıoğlu bu dönemde partiden ayrıldı.

1997’deki kongrede parti genel başkanı seçildi.

1999’daki seçimlerde MHP 130 vekil çıkardı,

 

Koalisyon kuruldu.

Ülkücü mafya söylentilerine adı karışan yaklaşık 3 bin kişi MHP’den uzaklaştırıldı.

 

Af yasası / Demirel veto etti / MHP Haluk Kırcı ismini af kapsamına dahil etti.

 

Öcalan’ın idam dosyası

 

M. Yılmaz’la ilgili oylamada MHP, Yılmaz’ın yüce divana sevki yönünde oy kullandı.

 

Osman Durmuş

Doktor olmak istiyor / nihayet tıp fakültesini kazandı

 

“…aslım Kürt’tür, ailemiz sonradan Çankırı’ya göçmüş…”

“…Bütün Tükler gibi ben de Cengiz Han’ın oğlu Cuci Han’ın torunuyum...” / s. 42

 

1970’de fakültede bir ülkücünün kaçırıldığı haberini alınca / kamyonetle morfoloji binasına gittiler / etrafa ateş edildi / doktor Necdet Güçlü bu nedenle öldü,

Olaya karışanlar yakalandı fakat Durmuş yakalanamadı / s. 42

 

İlk görev yeri Hopa sağlık ocağı,

1980’de anatomi uzmanı oldu / Ankara’da genel cerrahi asistanı olarak 4 yıl görev yaptı,

1990’da doçent oldu,

1997’de Bahçeli’nin listesinde kendine yer buldu,

 

Bahçeli’nin koruma polisi Zinnur Çoban’ı bakanlığa müşavir olarak aldı,

 

İbrahim Doğan

Teğmen Güçlü’yü öldüren doktor…

 

İ. Doğan ve Ali Güngör / araç dar yolda manevra yaparken geriye doğru ateş ettiler / mermilerden biri Necdet Güçlü’ye isabet etti ve ölümüne sebep oldu,

37 yaşındaki Necdet Güçlü o yıllarda Türkiye’de protez alanındaki tek isimdi / s. 57

 

Doğan ve Güngör yargılandılar, Doğan 10,5 yıl, Güngör ise 2 yıl hapis cezası aldı. Güngör tahliye olup Tarım Reform Müsteşarlığında işe girdi.

Yargıtay davaya müdahil oldu / cezaları 24’er yıla çevrildi. Hangisinin ölüme sebebiyet verdiği tespit edilemediği gerekçesiyle cezalar 12’şer yıla indirildi. 1974’de bu karar verilirken Ecevit-Erbakan ortaklığıyla çıkarılan af yasası yetişti ve Doğan aftan yararlandı.

Sabıkasını sildirdi. / s. 59

 

TÜSEV / Türkiye Sağlık Çalışanları Eğitim ve Dayanışma Vakfı’nı kurdu. TTB’ye alternatif olarak…

 

Ali Güngör / 1999 seçimlerinde MHP’den vekil seçildi. TBMM’de çete ve mafyayı soruşturmak üzere kurulan komisyonun başkanlığına getirildi. / s. 60

 

Halil Şıvgın

12 Eylül’den önce kitap pazarlamacısı

Darbeyi haber alan Türkeş’in saklanmak için aklına gelen ilk isimlerden biri…

 

Darbeden sonra ANAP’ın kurucuları arasında yer aldı.

Parti içinde erkek papatya namıyla tanındı…

 

Sağlık bakanı olunca arkadaşı Faruk Güngör’ün eşi Filiz Güngör’ü bakanlığa aldı. Satın almaların çoğunu onun imzasıyla yaptı.

Beş ayrı vakıf kurdu. Tümünün başkanlığını yaptı.

Vakıfların gelirleri bakanlık faaliyetlerinden kaynaklıydı.

 

ANAP dönemi sona erince / dönemine dair usulsüzlükler ortaya çıkmaya başladı / ambulans ihalesindeki yolsuzluk nedeniyle yüce divana sevk edilmesi gündeme geldi.

Vakıflarının isimlerini değiştirdi.

Bakanlıkta da vakıflarla ilgili hiçbir evrak bulunmadı.

 

ANAP’tan ayrılıp MHP’ye geçti. MHP’den dışlanınca DYP’ye geçti.

Yüce divan oylamasında 276 oy çıkmadı ve yargılanmaktan kurtuldu.

 

Ankara belediye başkanlığı seçimlerinde aday dolu fakat seçimi M. Gökçek kazandı.

 

Hükmet Uluğbay

555K / …öğrencilerin başbakan Menderes’i tartaklamasına tanık oldu…

 

Devalüasyon / karar, büyük bir gizlilik içinde İMF’ye bildirildi. 15 gün önceden haber vermek zorunluydu.

 

12 Eylül / ağabeyi Ragıp Uluğbay orgeneral oldu.

 

1992’de emekli oldu / kitap yazdı / İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik…

DSP’ye katıldı / grup başkanvekili oldu.

 

Yakınlarının tayin terfi işleriyle ilgilenmedi.

6 Temmuz 1999 / intihara teşebbüs etti.

 

İMF heyetiyle yapılan anlaşmalara ilişkin belgeleri Mesut Yılmaz’a sızdırmak / akrabası Mehmet Kutman’ın haksız kazanç elde etmesini sağlamakla suçlanmıştı. / s. 78

 

Hasan Denizkurdu

Yaşar Holdingde avukat…

Yani Parti’de İzmir İl Başkanı olma hazırlığındaydı / Özal vefat etti.

 

Şevket Kazan

13 yıl gezici vaizlik yapmış / kürsüyü iyi kullanır /

Hayatının büyük kısmı Kartal’da geçti,

 

Ortaokulu birincilikle bitirmiş,

1953’te askere gitti / Milli Savunma Bakanlığında ve Deniz Kuvvetlerinde görevlendirildi,

 

1960’te hukuk fakültesine başladı,

TCK 163’e muhalefetten hakkında dava açıldı,

Nur cemaatiyle bu dönemde yakınlaştı,

1973 seçimlerinde Kocaeli vekili seçildi, üç ay içinde bakan oluverdi.

Af yasası çıktı / 163. Maddeden ceza alanlar serbest bırakıldı…

 

Bir kitap aleyhinde basın toplantısı düzenleyen ilk bakan oldu / 7 s. 99-100

 

MSP grup başkanvekili oldu,

Çalışma bakanı istifa etti, Erbakan Kazan’ı bu göreve getirdi,

Kazan’ın özel kalemi; Necati Çelik ve Abdüllatif Şener

 

Bakanlıkta yurtdışı işçi sorunları genel müdürlüğünü kurdu ve ilk iş olarak yurt dışına vaiz göndermeye başladı / s. 102

 

1977 seçimlerinde vekil seçilemedi.

Erbakan, Kazan’a “arpalık” buldu; Ereğli Demir Çelik yönetim kurulu üyeliği…

 

1977’de İstanbul Belediye Başkanlığına aday oldu / seçilemedi,

1979’da senato seçimlerinde Van’dan aday gösterildi / seçilemedi,

 

12 Eylül’den sonra istihbarat dil okuluna götürüldü…

 

1981 temmuzunda cezaevinden çıktı / şirket çıktı / Arap ülkelerine ticaret yapacaktı…

 

1985’te sonuçlanan mahkeme / 3,5 yıl hapse mahkûm oldu / kararı Askeri Yargıtay bozdu / yeniden yargılandı / beraat etti…

 

Siyaset yasağı sona erince RP saflarında yerini aldı.

Şiir kitabı yayınladı / “sabır demeti”

Madımak Olayı sonrasında şeriatçıları savunmak üzere Sivas Davasına katıldı,

 

93’te RP’yi temsilen Bağdat’a gitti, El Reşit Otelinin lobisindeyken yakınlara düşen ABD füzesi nedeniyle yaralandı.

 

95 seçimlerinde Refah-Yol koalisyonu için çok çalıştı.

 

(Patronaj konusunda eline su dökülmüyor)

Susurluk soruşturmasında Mehmet Ağar’la ilgili fezlekeyle ilgili işlem yapmadı.

 

Aczimendilerin saçının sakalının kesilmesini isteyen DGM savcısı hakkında işlem başlattı.

28 Şubat sürecinde tutuklanan Sincan belediye başkanı Bekir Yıldız’ı hapishanede ziyaret etmek suretiyle destekledi.

 

Siyasetten uzak kalınca, kurucusu olduğu Hukuk Araştırmaları Derneğinde vakit geçirdi.

 

Oğuz Aygün

1957’de Demokrat Parti saflarında

Darbe sonrasında vebalı muamelesi görmekten yakındı, 

GATA’da iş buldu,

 

Sıhhiyede muayenehane açtı,

1969 seçimlerinde meclise girmeyi başardı,

73’ten itibaren AP’nin kurmayları arasında yer aldı,

 

94’te DSP üyesi,

99 seçimlerinde yeniden meclise girdi,

 

Kubilay Uygun

Babası DP vekillerinden,

Üniversiteyi kazanamayınca geçimlik olarak siyasetle ilgilenmeye karar verdi / s. 123

 

89’da DYP’den ayrılıp ANAP’a geçti,

94’te ANAP’tan ayrılıp CHP’ye geçti,

95’te CHP’den ayrılıp DSP’ye geçti,

MHP barajı aşamayınca Afyon vekili olarak meclise girdi,

96’da DYP’ye transfer olacağı konuşulmaya başlandı / s. 125

DYP ile yaklaşık 1 yıl vakit geçirdikten sonra MHP’ye geçti, Bahçeli genel başkan olunca MHP’den ayrıldı.

97’de DTP’ye geçti, “Fırıldak Kubi” namıyla anılır oldu / s. 127

 

Partisiz kalınca bağımsız olarak mecliste yer almaya devam etti fakat devamsızlıkları nedeniyle vekilliği düşürüldü.

 

Kamer Genç

Babası Ali Genç, yaz aylarında İstanbul’a gidiyor,

Aile yoksul, dört kardeş tek döşekte uyuyor,

Ağa kızı Sevim’i istedi, Ağa kızı vermedi,

Bingöl’de vergi kontrol memuru iken üniversite sınavını kazandı,

Kavga ettiğini gören olmadı, mezun olduktan sonra Danıştay’da çalışmaya başladı,

Ağa’nın kızını almayı başardı,

1974’te Fransa’da tahsile devam etti,

Danıştay’da daha üst mevkide çalışmaya devam etti,

12 Eylül’de 6. Dairede kanun sözcüsü (savcı) olarak görev yaptı,

Anayasa referandumunda “hayır” oyu kullandı, Tunceli’de ünlendi,

 

Gayrimenkul zengini / dokuz yıl boyunca emlak vergisi ödememiş,

87’de SHP rozetiyle meclise girdi,

 

91’de Tunceli – Ovacık’da, kaldığı otelin önünde bir kavga çıkıyor, aşağıya inip müdahil oluyor, ekip şefi konumundaki adamın elinden güçlükle kurtulup odasına dönüyor / tartıştığı kişi Tunceli de “sakallı” lakabıyla tanınan, ülke genelinde “yeşil” namıyla bilinen Mahmut Yıldırım…

 

SHP-CHP birleşmesi, Baykal tarafından veto edileceğini biliyor, DYP’ye geçti,

 

Altan Öymen

Babası Hıfzırahman Raşit Öymen, cumhuriyet döneminin ilk eğitimcilerinden,

Babası 43’de CHP’den vekil seçildi,

 

Kaymakam olmak üzere tahsil görürken gazeteciliğe meyletti,

555K gösterilerine katıldı, yakalandı, mahkeme onu serbest bıraktı,

ANKA ajansının kurucuları arasında yer aldı,

77’de CHP’ye katıldı,

99’daki kongrede CHP genel başkanı seçildi,

 

Hüsamettin Özkan

68’de Ümit İpar’dan dans dersleri aldı,

Çerkez kökenli bir aileye mensuptu,

Ağabeyi Necdet Özkan, müteahhit, 77’de Aytekin Kotil’in yardımcısı,

Necdet Özkan’ın eşi Ümran Hanım, Orhan Aslıtürk’ün kardeşi (Aslıtürk Gülay Atığ’ın kocası), Ümran Hanım’ın diğer kızkardeşi Türkân Hanım da Sümer Oral ile evli,

Hüsamettin Özkan 95’de CHP’de grup başkan vekili oldu,

Öcalan Kenya’da Yunanistan elçilik binasında yakalandı, Ecevit’in yıldızı iyice parladı,

 

Şenkal Atasagun

Galatasaray Lisesinde futbol oynarken iyi bir kaleci,

Babası Şehabettin Bey askeri doktordu,

Şevket Altuğ, Asaf Savaş Akad, Ünal Aysal, M. Ali Birand… sınıf arkadaşları,

Grenoble’da siyaset bilimi önlisans programına dahil oldu, M. Celali Aslıer ile aynı odayı paylaştı,

65’de Türkiye’ye döndü, askere gitti, (Hıncal Uluç’la aynı dönem)

MİT’te çalışan teyze kızının tavsiyesiyle işe başladı / s. 179

Hiram Abas ve Mehmet Eymür ile arkadaş…

80’de MİT’ten ayrıldı,

1,5 yıl sonra MİT’e geri alındı,

 

87’de, babası DEV-SOL tarafından öldürülen, devlete “yardımcı” olmak isteyen A. Çakıcı ile temas kurdu,

 

Mayıs 96’da Şam’da “Apo operasyonu”

 

Atasagun 98’de müsteşar oldu,

 

Eyüp Aşık

Çaykaralı, 8 çocuklu bir aileye mensup,

Makine mühendisliği okudu, Almanya’da iş buldu,

KTÜ’de okurken Ankara’da hukuk fakültesine başladı,

DP gençlik kolları il başkanı oldu,

Evlendi, 77-83 yılları arasında iyi kazandı,

Özal’ın davetiyle Trabzon’da parti teşkilatını kurdu,

87’de İstanbul’da nakliye şirketi kurdu,

Çakıcı ile olan telefon konuşmaları siyasi hayatının sonu oldu,

 

Alaattin Çakıcı

Ailesi Trabzon’un Fındıklı köyünden ayrılıp İstanbul’a yerleşti,

Babası Ali Çakıcı, Zonguldak’ta çalışırken birini vurmuş, olay kan davasına dönmüştü,

Aile, Gültepe’ye yerleşti, burada kahvehane açtılar, emlak işiyle de ilgilendiler, gecekondu mahallesinde emlak işleri…

 

Çakıcı 17 yaşındayken bir İETT görevlisini yaraladı,

74’de jandarma olarak askere gitti, birkaç kez sürgün edildi, Edirne cezaevinde görevlendirildi, babası da orada cezaevindeydi,

 

Gültepe’de kumarhane işletmeye başladı, ülkücülerle bu dönemde temas kurdu, Kağıthane ocak başkanı oldu,

78’de Dev-Sol militanları amcasının oğlu Necati’yi öldürdüler, aynı gün kardeşi Gamze’yi vurup bir de üzerine benzin döktüler,

İşyerleri defalarca bombalandı,

79’da silahlı saldırıya uğradı, 5 kurşun yedi,

80’de babası vurularak öldürüldü,

12 Eylül sonrası tutuklandı,

Nurullah Tevfik Ağansoy’un ihbarıyla tutuklandı,

82’ye kadar cezaevinde kaldı,

Serbest kalınca kumar borcu tahsilatına girişti,

İmzası bacaktan tek kurşun…

 

82’te Harbiye’de Golden Key adlı kulüp / mekânın sahibi Aydın Sağay’dan haraç almak istiyordu, savcılık, aleyhinde delil bulamadı,

Pekçok kişiyi haraca bağladı… / s. 223

 

Dündar Kılıç’la çatıştı,

MİT’le ilişki kurdu, / s. 224

 

89’da Mehmet Ağar’ın çağrısıyla teslim oldu, cezaevinde el üstünde tutuldu,

 

93’te yurtdışına çıktı,

Telefonla işlerini yürüttü / devlet bakanı Cavit Çağlar’ı tehdit edecek kadar “arkası sağlam” / s. 227

 

Karısı aleyhinde yazdı diye Hıncal Uluç’u kurşunlattı,

 

Engin Civan olayında Özal ailesiyle kurduğu temas hakkında konuşan karısıyla arası bozuldu, ayrıldılar, onu öldüreceğini söylemeye başladı ve ocak 95’de çocuklarının gözü önünde ayrıldığı karısı Uğur Kılıç’ı öldürttü.

 

Tevfik Ağansoy’u öldürttü / s. 229

 

Susurluk komisyonunda ifade veren Hanefi Avcı, Çakıcı’nın bütün işlerini MİT’in organize ettiğini belirtti / s. 231

 

Mayıs 97’de canlı yayına çıktı,

Çiller, İçişleri kabanı Meral Akşener’e Çakıcı’yı yakalaması emrini verdi,

Hükûmet değişti, yeni bakan Başesgioğlu Çakıcı’yı takibe aldı,

 

Çakıcı yeni kabinede bakanlık yapan Eyüp Aşık’la telefon görüşmeleri yapıyor,

 

Ağustos 98 / Nice’da yakalandı,

 

Çakıcı’ya yakın isimlerden Nihat Akgün öldürüldü,

Gencay Çakıcı saldırıya uğradı,

 

Korkmaz Yiğit

Babası deftere yazdırdığı borcu ödeyememiş,

Öğretmen maaşıyla 5 çocuk geçindirmek zor…

 

İnşaatlarda çalıştı, ayakkabı boyadı, gazete sattı,

Pertevniyal Lisesindeyken dondurmacıda çalışmaya devam etti. Liseyi ikincilikle bitirdi, mimarlık yüksekokuluna kayıt yaptırdı,

İnşaat şirketi kurdu,

Sultanhamam’da bir işhanı yaptırıp Yahudi tüccarlara sattı, bundan sonra Yahudi tüccarlarla ilişkisini geliştirdi,

Maslakta iş merkezi yaptı, ardından arazi satın alıp lüks konut inşa etmeye başladı,

94 krizinden kazançlı çıktı, elinde çok fazla borç senedi vardı,

95’te tefeci Nesim Malki’yle tanıştı,

Malki, Yiğit’ten Erol Evcil ve Alaattin Çakıcı’ya karşı yardım istedi, / s. 252

Yiğit, vali Kozakçıoğlu ile görüştü,

Kasım 95’te Malki öldürüldü,

97’de Çırağan yakınlarındaki Tekel binasını satın aldı,

Kral Faysal’dan Sevda Tepesini satın aldı,

100 milyon dolara Bank Ekspres’i satın aldı,

Türkbank’ı satın almak istiyordu, Alaattin Çakıcı ile temas kurdu, / s. 255

 

Ağustos 98’de 600 milyon dolara Türkbank’ı satın aldı,

Çakıcı Nce’da yakalandıktan sonra Yiğit yardım olsun diye Çakıcı’ya Erol Evcil aracılığıyla 2-3 milyon dolar göndermiş…

Yiğit-Çakıcı görüşmeleri ortaya çıkınca Türkbank ihalesi iptal edildi,

Yiğit para ve itibar kaybetmeye başladı,

Yılmaz-Ecevit koalisyonu dağıldı,

Bank Ekspres’in içini boşaltmakla suçlandı, cezaevine girdi,

 

Ali Rıza Septioğlu

Ortaokul mezunu

 

Yıldırım Akbulut

Babası Ömer Bey PTT mamuruydu,

İstanbul’da hukuk okudu,

Avukatlık yaparken Erzincan belediyesinde iş buldu,

71’de AP’ye katıldı,

12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde işkenceye karşı mücadele verdi,

Darbeden sonra Erzincan’da ANAP il örgütünü kurdu,

Özal, körfez savaşı sürecinde Türkiye’nin daha aktif rol almasını istiyordu,

 

Başbakanlığı sırasında parti genel başkanlığını kaybeden ilk kişi oldu,

 

95’de memleketi Erzincan’dan seçilemedi,

99’da yeniden meclise döndü, tekrar meclis başkanı seçildi,

 

Ertuğrul Yalçınbayır

Ailesi Bulgaristan’dan Bursa’ya göç etmiş,

 

Kemal Nehrozoğlu

 

Çevik Bir

Makedonya göçmeni bir aileye mensup,

19 yaşında istihkam subayı,

Evren genelkurmay başkanı olunca özel kalem olarak görevlendirildi.

 

Doğan Güreş

 

Hüseyin Kıvrıkoğlu

Kökeni Türkmenlere dayanan bir aileye mensup, aileye Bozüyük’te “Kıvrıklar” denme nedeni çok iyi bilinmiyor,

Topçu okulunu birincilikle bitirmiş,

 

Ahmet Taner Kışlalı / 21 Ekim 99’da öldürüldü,

Yaklaşık 4 bin subay, üniformalarıyla cenazeye katıldı, Kıvrıkoğlu, yurtdışı gezisini yarıda kesip cenaze için yurda dönmüştü,

 

Hakkı Şenyuva

70’de general olmuştu, 74’de emekliye sevk edildi,

Oğlu Hakan 1979’da öldürüldü / s. 372

 

Katili aramaya başladı,

Ülkücüler görgü tanıklarının ifade vermesini engellemişti,

Sanıklardan biri katilin ismini vermişti, polis bu ifadeyi gözardı etmişti, / s. 374

 

Ömer Tanlak

 

Eşber Yağmurdereli

 

Yesevizade

Alparslan Yasa / Yesevizade imzasını kullanıyor,

 

Suat Candemir

 

Sonsöz

…birikimli sorumluluk duygusu yüksek, ülkenin çıkarını kişisel beklentilerinin üstünde tutan kuşağın nesli tükendi,

(yeniler) Senaryosunu beğenmedikleri bir oyunu oynamak üzere sahneye çıkan acemi aktörler gibi geziniyorlar ortada…

 

Doğan Kitap

2. Basım, Ağustos 2000