24 Ocak 2022 Pazartesi

Emine Gürsoy Naskali - 6-7 Eylül Olayları Davası - Notlar

Emine Gürsoy Naskali - 6-7 Eylül Olayları Davası - Notlar

Yassıada Zabıtları 2

Kitabevi Yayınları, 2007

 


Giriş

6-7 Eylül (1955) Olayları Davası, 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Yassıada'da kurulan darbe mahkemesinde görülen davalardan biridir. Dava, 19 Ekim 1960 günü başlamış, 20 oturum yapılmış ve 5 Ocak 1961 günü sona ermiştir.

 

Başlıca Sanıklar: Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Başbakan Yardımcısı Fuat Köprülü, İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay, İstanbul Emniyet Müdürü Alaeddin Eriş, İzmir Valisi Kemal Hadımlı, Selanik Konsolosu Mehmet Ali Balin, Konsolos Muavini Mehmet Ali Tekinalp, Kavas Hasan Uçar ve öğrenci Oktay Engin.

 

Türkiye'nin Kıbrıs meselesi için Londra'da müzakerelere katıldığı dönemde (5-6 Eylül 1955 gecesi), Selanik'te Atatürk'ün doğduğu evde bir bomba patlamıştır. Bu haberin duyulması üzerine özellikle İstanbul Beyoğlu'nda gayrimüslim (ağırlıklı olarak Rum) vatandaşların dükkânları tahrip edilmiştir.

 

Yassıada İddianamesi, hükümetin Kıbrıs politikasındaki kararsızlığı örtmek, kamuoyunu başka yöne çekmek, İngiliz ve Yunan kamuoyunda tesir yaratmak amacıyla Selanik'teki bombalamayı ve 6-7 Eylül olaylarını bizzat tertip ettiğini ileri sürmüştür. İddianame büyük oranda Yunan mahkemesinin kararlarına dayandırılmıştır.

 

Olaylar sırasında ordunun vaktinde müdahale etmemesi ve birliklerin başına subay tayin edilmemesi hususları Menderes'in talebine rağmen mahkeme başkanı Salim Başol tarafından araştırılmamıştır.

 

İzmir Valisi Kemal Hadımlı'nın, olaylar sırasında göstericilerin kendisini ve yanında bulunan Güney Saha Komutanı Korgeneral Cemal Gürsel'i omuzlarda taşıdığını zabıtlara geçirtmek istemesi üzerine mahkemede panik yaşanmış; oturum aniden tatil edilerek dava hızla karara doğru sürüklenmiştir. Cemal Gürsel tanık olarak çağrılmamıştır.

 

Kitap Yassıada mahkemelerinin ses kayıtlarından çözümlenerek hazırlanan teksir nüshaya dayanmaktadır.

 

Hüsamettin Cindoruk: 6-7 Eylül Olayları

1959 tarihli Londra ve Zürih antlaşmaları

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığı, adadaki askeri birliğimiz, kültürel ve ekonomik mevcudiyetimiz tamamen bu antlaşmaların hukukuna dayanmaktadır.

 

6-7 Eylül Hadiseleri…

 

Rumların İstanbul’dan göç etmesinin asıl sebebi sanıldığı gibi 6-7 Eylül Olayları değil, 1964 yılında İsmet İnönü’nün başbakanlığı döneminde Bakanlar Kurulu kararıyla Yunan vatandaşlarının ikamet vizelerinin uzatılmamasıdır.

 

Bu tarihte Bakanlar Kurulunun kararı ile İstanbul'da yaşayan 50.000'in üzerinde Rum azınlık, zorunlu bir göçe uğratıldılar. Gayrimenkulleri üzerinde tasarruf hakları 1964'te ellerinden alındı.

 

Yassıada’daki yargılama, DP’nin dış politikasını darbenin gerekçesi haline getirmeyi hedeflemiştir.

 

Yüksek Soruşturma Kurulu Kararnamesi, devleti ırkçılıkla suçlayarak uluslararası alanda Yunanistan ve Ermeni iddialarına koz vermiştir.

Mahkeme ve Başsavcı, Yunan yargısının metodolojisini izlemiş; olayın asıl faillerini ve yağmacıları cezalandırmak yerine, herhangi bir somut delil olmadan siyasetçileri asli fail ilan etmiştir.

 

Yassıada'daki 6-7 Eylül davası kararı, yaşanan olaylardan çok daha ağır hukuksal bir tahrip belgesidir.

…

 

6-7 EYLÜL OLAYLARI DAVASI

Birinci Oturum

19 Ekim 1960 Çarşamba

1.       Yüksek Adalet Divanı Başkanı: Salim Başol

2.       Yüksek Adalet Divanı üyesi: Selman Yörük

3.       Yüksek Adalet Divanı üyesi: Rıza Tunç

4.       Yüksek Adalet Divanı üyesi: Ferruh Adalı

5.       Yüksek Adalet Divanı üyesi: Abdullah Üner

6.       Yüksek Adalet Divanı üyesi: Hıfzı Tüz

7.       Yüksek Adalet Divanı üyesi: Hasan Gürsel

8.       Yüksek Adalet Divanı üyesi: Nahit Saçlıoğlu

9.       Yüksek Adalet Divanı üyesi: Cahit Özden

1.       Yüksek Adalet Divanı Başsavcısı: Altay Ömer Egesel

2.       Yüksek Adalet Divanı Başsavcı yard.: Fahrettin Öztürk

3.       Yüksek Adalet Divanı Başsavcı yard.: Avni Yurtsever

4.       Yüksek Adalet Divanı Başsavcı yard.: Faruk Siret Değermen

5.       Yüksek Adalet Divanı Başsavcı yard.: Orhan Erdoğan

6.       Yüksek Adalet Divanı Başsavcı yard.: Niyazi Kırdar

7.       Yüksek Adalet Divanı Başsavcı yard.: Ahmet Bayrak

8.       Yüksek Adalet Divanı Başsavcı yard.: Süleyman Taşar

9.       Yüksek Adalet Divanı Başsavcı yard.: Necdet Darıcıoğlu

10.     Yüksek Adalet Divanı Başsavcı yard.: Servet Tüzün

11.     Yüksek Adalet Divanı Başsavcı yard.: Turgut Lüleci

Zabıt kâtibi: Necmi Ener

…

Sanık Celal Bayar’ın müdafii Nail Taner, 1924 Anayasası'nın 41. maddesi gereğince Cumhurbaşkanının sadece hıyanet-i vataniye halinde Büyük Millet Meclisine karşı sorumlu olduğunu ve sonradan çıkarılan kanunların geriye yürütülemeyeceğini belirterek mahkemenin görevsizlik (vazifesizlik) kararı vermesini talep etmiştir.

 

Mahkeme heyeti müzakere neticesinde görevsizlik itirazını oy birliğiyle reddederek sorgu safhasına geçilmesine karar vermiştir.

 

Mahkeme Başkanı, 6-7 Eylül olaylarının Kıbrıs siyasetindeki kararsızlığı örtmek ve kamuoyunu başka noktalara çekmek amacıyla tertip edildiği yönündeki iddiaları okur.

Celal Bayar, olayların tertiplenmesi konusunda hiçbir bilgisinin bulunmadığını belirtir.

Olayların komünistlere ve Kıbrıs Türktür Cemiyeti'ne yüklenmesi telkininde bulunduğu iddialarını hatırlamadığını belirten Bayar, Örfi İdare Komutanına faillerin mutlaka bulunması talimatını verdiğini söylemiştir.

 

Adnan Menderes, Kıbrıs Türktür Cemiyeti'ni kendisinin kurdurmadığını, cemiyet yöneticilerinin müracaatı üzerine Vilayet makamında kabul ettiğini ve cemiyetin beraat etmiş olmasının bu iddiaları çürüttüğünü beyan etmiştir.

 

24 Ağustos'ta Liman gazinosunda söylediği nutkun tahrik amacı taşımadığını; aksine 28 Ağustos'ta Kıbrıs'ta beklenen Türk katliamını ve muhtemel büyük olayları önlemek, Londra'daki Türk heyetini manen desteklemek amacıyla söylendiğini ifade etmiştir.

 

Selanik'teki Atatürk'ün evine bomba atılması olayının Yunan mahkemesi kararlarına dayandırılmasını eleştirerek; bombanın Türkiye'den götürüldüğü veya kavas tarafından atıldığı yönündeki iddiaları kabul etmediğini belirtir.

 

Birinci Oturumun Devamı

19 Ekim 1960 Çarşamba Öğleden Sonra

 

Adnan Menderes / İzmit-Sapanca yolculuğu sırasında durumu haber alır almaz geri döndüklerini, yoldayken halkı yatıştırmak amacıyla radyodan Örfi İdare ilan edildiğinin duyurulması talimatını verdiklerini ifade etmiştir.

 

Mahkeme Başkanının olayların 4, 5 ve 6-7 Eylül tarihlerinde peş peşe gelmesinin örgütlü bir güce işaret ettiği yönündeki tespitine karşı Menderes, hükümetin bu olayları hangi kanalla ve teşkilatla yaptığının iddianamede gösterilemediğini savunmuştur.

 

Fatin Rüştü Zorlu, Kıbrıs davasının tarihsel gelişimini anlatmış ve kendisinin Londra Konferansı sebebiyle olaylar sırasında İngiltere'de bulunduğunu belirtmiştir.

 

Yunanistan'daki patlamayla ilgili olarak Türk hükümetinin böyle bir olay çıkarmakta hiçbir çıkarı bulunmadığını, tam aksine o tarihlerde Türkiye'de uluslararası finans toplantılarının düzenlendiğini ifade etmiştir.

 

Fuat Köprülü, olaylar sırasında Başbakan Yardımcısı olduğunu, kişisel işleri için tesadüfen İstanbul'da bulunduğunu ve gelişmelerden ancak Haydarpaşa'dan trene bindikten sonra İzmit/Sapanca hattında haberdar olduğunu anlatmıştır.

 

Eski İstanbul Valisi Gökay / Olay gecesi güvenlik güçleriyle sahada bulunduklarını, Patrikhane ve Yunan Konsoloshanesi de dahil birçok noktanın korunduğunu, ancak kalabalığın büyüklüğü ve askeri yardımın gecikmesi nedeniyle tahribatın önüne geçilemediğini aktarmıştır.

 

Eski İstanbul Emniyet Müdürü Alaeddin Eriş / Olay yerine gelen askeri araçlardaki erlerin başlarında kıt'a subayları olmadığı gerekçesiyle müdahalede bulunmadıklarını, kendisinin hayatı pahasına mücadele ettiğini beyan etmiştir.

 

Eski İzmir Valisi Kemal Hadımlı, 6 Eylül akşamı İzmir Fuar alanında ve Yunan pavyonunda başlayan olayları detaylandırmıştır.

 

İkinci Oturum

21 Ekim 1960 Cuma

Oturum yoklamayla açılmış ve Selanik Bidayet ile İstinaf Mahkemelerinin Atatürk'ün evine atılan bomba olayı ile ilgili sanıklar hakkındaki kararları ve gerekçeleri okunmuştur.

 

Eski Selanik Başkonsolosu Mehmet Ali Balin, Yunan mahkemesinin bombaların Türkiye'den götürüldüğü veya Muavin Konsolos tarafından taşındığı iddialarını reddetmiştir.

Eski Selanik Konsolos Muavini Mehmet Ali Tekinalp, bombayı Türkiye'den getirdiği ve kavas Hasan Uçar'a patlattırdığı iddialarını reddetmiştir.

 

Konsolosluk kavası Hasan Uçar, gürültüyle uyanıp bahçeye çıktığını ve durumu Konsolos Muavinine ilettiğini belirtmiştir.

Yunan polisinin kendisini tutuklayarak hücreye attığını, suçu kabul etmesi durumunda ev ve para vaat ettiklerini, kabul etmeyince işkence ve silah tehdidiyle sahte ifade imzalattıklarını söylemiştir.

 

Selanik Üniversitesi öğrencisi ve Fuar tercümanı Oktay Engin, Yunan adli makamlarının Türk bursiyeri ve milliyetçi kimliği sebebiyle kendisini hedef seçtiğini anlatmıştır.

 

Fuat Köprülü, Fahrettin Kerim Gökay ve Alaeddin Eriş'in ihtilalden sonra tanık sıfatıyla verdikleri önceki ifadeler okunarak mevcut duruşmadaki beyanlarıyla çelişen hususlar sorgulanmıştır.

 

İkinci Duruşmanın Devamı

21 Ekim 1960 Cuma Öğleden Sonra

Başsavcı, Menderes'e Atatürk'ün evine yapılan saldırı sonrası Yunanistan'a neden protesto çekilmediğini, Yunan mahkeme kararlarına karşı neden diplomatik tepki verilmediğini ve Patrik mektubuna neden yanıt verilmediğini sormuştur.

Menderes, olayın faillerinin o an net olarak bilinemediğini, devletler arası ilişkilerde yabancı mahkeme kararlarına müdahalenin zorluğunu ve Patrik mektubunun olayların sıcağıyla yazıldığını değerlendirdiklerini ifade etmiştir.

 

Meclis tahkikatı açılmasının engellendiği yönündeki iddiaya ise, Örfi İdare ve adli mahkemelerin zaten kapsamlı bir soruşturma yürüttüğünü söyleyerek yanıt vermiştir.

 

Eski Ankara Valisi ve Emniyet Genel Müdürü Kemal Aygün, Menderes'in kendisine "Başta ben olmak üzere bu hadisede kimler suçlu ise mutlaka meydana çıkaracaksınız" talimatını verdiğini aktarmıştır.

 

Eski Emniyet Genel Müdürü Ethem Yetkiner, İstiklal Caddesi'nde polislerin çabalarına rağmen büyük kalabalığın durdurulamadığını, trenle Sapanca'ya giden Cumhurbaşkanı ve Başbakanın geri döndüğünü, kulaktan kulağa yayılan şayiaların kendisinde olayların tertip edildiği intibaını uyandırdığını ifade etmiştir.

 

Üçüncü Oturum

24 Ekim 1960 Pazartesi

Coşkun Kırca, NATO Daimi Delegeliğinde görevliyken Fatin Rüştü Zorlu'nun Londra'dan Ankara'ya çektiği şifre telgrafını gördüğünü, telgraftaki "Başbakanın da ilgililere gereken emirleri vermesinde büyük fayda olacağı" ifadesinin gösteri tertiplenmesi talimatı olarak değerlendirilebileceğini savunmuştur. Zorlu ise bu telgrafın diplomatik temasları destekleme amacına dönük olduğunu belirtmiştir.

 

Örfi İdare Adli Müşaviri Celalettin Altındağ kışlalardaki tutukluların durumunu incelediğini, Örfi İdare Komutanı Aknoz Paşa'nın hakimlere sanıkları komünist sıfatıyla mahkum etmeleri ve idam cezası vermeleri yönünde baskı yaptığını ancak hakimlerin delil yokluğu sebebiyle buna direndiklerini anlatmıştır.

 

Üçüncü Oturumun Devamı

24 Ekim 1960 Pazartesi Öğleden Sonra

Emniyet Başmüfettişi İbrahim Oğuz, Oktay Engin'in kendisine Atatürk'ün evine bombayı kendisinin attığını ve Menderes'in babasına para ve makam vaat ettiğini söylediğini iddia etmiştir.

Oktay Engin ise aralarında ev husumeti bulunduğunu belirterek iddiayı yalanlamıştır.

 

Gazeteci Aziz Ozan, İsmet İnönü'ye sunduğu raporda DP Ocak Başkanlarının genel merkezden talimat aldıklarını söylediklerini, polisin "kan dökülmeyecek, camlar kırılacak" dediğini aktarmıştır.

 

Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Refik Tulga, Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın acil bir sebep yokken İzmir'e gittiğini, uçağın sağlam olmasına rağmen uçuşun iptal edilip vapurla İstanbul'a dönüldüğünü, Sapanca'da tren durdurulup geri dönüldüğünü ve bu organizasyonun ancak büyük bir parti teşkilatıyla yapılabileceğini vurgulamıştır.

 

Emniyet Müfettiş Muavini Şemsi Ülengin, polisin olaylar sırasında tamamen pasif kaldığını, hatta jandarmanın kırmaları için sivillere taş verdiğini gözlemlediğini beyan etmiştir.

 

Dördüncü Oturum

25 Ekim 1960 Salı

Rum Patriği İspiro Atenagoras olay günü saat 17.00'de İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay'ın telefon ederek "vuku bulacak olaylardan telaşlanmayın" dediğini ve Patrikhane etrafında iki hafta önceden güvenlik tedbirleri alındığını beyan etmiştir.

 

DP Kocaeli Mebusu ve Maliye Bakanı Ekrem Alican, 12 Eylül DP Grup toplantısında Menderes'in olayların esasının görüşülmesini engellemek için büyük çaba harcadığını teyit etmiştir. Hulusi Köymen'in usulsüz oylaması sırasında Menderes'in yanına gidip "Niçin korkuyorsunuz?" diye sorduğunu, Menderes'in "duyulmasından korkuyorum, arkadaşlarıma itimat etmiyorum" yanıtını verip salondan çıktığını ifade etmiştir.

 

Gizli Celse Kararı ve Gizli Celse Tanıklarının Dinlenmesi

Kamu güvenliği ve tanıkların görev nitelikleri sebebiyle duruşmanın gizli yapılmasına karar verilerek dinleyiciler salondan çıkarılmıştır.

…

 

Beşinci Oturum

27 Ekim 1960 Perşembe

Şahit Cihat Baban (Yenigün Gazetecisi / İzmir Eski Milletvekili): Evet, 6-7 Eylül olaylarından sonra mevkuflar içerde idiler. Orada tanıdığım bir iki kişi vardı. Bu meyanda Hikmet Bil'i ziyarete gittim ve kendisiyle konuştum. Bana dedi ki, "Bir gün ev­ vel Adnan Menderes beni arabasına aldı, size yardım edeceğim, teşvik edeceğim dedi. Kıbrıs'a birtakım yardımlar için vaadlarda bulundu. Ertesi gün beni buraya tıktı, bunun adı namussuzluktur, bu da başıma geldi, buna da şahit olduk."

 

Sanık Adnan Menderes ve müdafilerinin tahkikatın genişletilmesi (askeri birliklerin çağrılma saatleri vb.) yönündeki talepleri dinlenmiş, mahkeme ara kararını bir sonraki oturuma bırakmıştır.

 

Altıncı Oturum

1 Kasım 1960 Salı

Tanık İfadeleri….

 

Yedinci Oturum

3 Kasım 1960 Perşembe

Tanık İfadeleri…

 

Yedinci Oturumun Devamı

3 Kasım 1960 Perşembe - 13.30

Tanık İfadeleri…

 

Sekizinci Oturum

5 Kasım 1960 Cumartesi

Tanık İfadeleri…

 

Dokuzuncu Oturum

9 Kasım 1960 Çarşamba

Tanık İfadeleri…

 

Başsavcılık dilekçelere ilişkin mütalaasını sunmuş; Mahkeme Heyeti sanık müdafilerinin birçok tevsii tahkikat talebini reddetmiş, ancak Melahat Gedik, Davut Akdemir, Sabri ve Nevzat Akın'ın tanık olarak dinlenmesine karar vermiştir.

 

Onuncu Oturum

12 Kasım 1960 Cumartesi

Tanık İfadeleri…

…

 

On Birinci Oturum

16 Kasım 1960 Çarşamba

Tanık İfadeleri…

 

On İkinci Oturum

22 Kasım 1960 Salı

Tanık İfadeleri…

 

On Üçüncü Oturum

25 Kasım 1960 Cuma

İddia Makamının Tevsii Tahkikat Mütalaası: Başsavcı Altay Ömer Egesel; Hüseyin Ataman ve Zeki Şahin’in dinlenmesini uygun görmüş, Fletcher Warren ve İsmet İnönü’nün dinlenmesi taleplerinin reddini istemiştir.

 

On Dördüncü Oturum

26 Kasım 1960 Cumartesi

Divan’ın Tevsii Tahkikat Ara Kararı: Sanık ve müdafilerin sunduğu şahit dinletme ve belge getirtme taleplerinin çoğu reddedilmiştir.

 

On Beşinci Oturum

3 Aralık 1960 Cumartesi

İddia Makamının Esas Hakkındaki Mütalaası:

Tarihçe ve Olaylar: Başsavcılık Kıbrıs meselesinin tarihi sürecini özetlemiş, olayların hükümet ve DP teşkilatı tarafından tertip edildiğini ileri sürerek "Mesele çok basitti. Demokrat Parti teşkilatı aynı anda her yerde birden zorbalık hareketine geçecekti" iddiasında bulunmuştur.

 

İstanbul'da 3 kişinin öldüğü, 30 kişinin yaralandığı ve 3584 gayrimenkulün tahrip edildiği belirtilmiştir.

 

Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Fatin Rüştü Zorlu için TCK 141/1, 6, 62, 8 ve 173; diğer sanıklar için TCK 141 ve ilgili maddeler uyarınca cezalandırılma istenmiştir.

 

On Altıncı Oturum

12 Aralık 1960 Pazartesi

Sanık Müdafilerinin Savunmaları: Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Fuat Köprülü, Fahrettin Kerim Gökay ve Alaeddin Eriş müdafileri iddiaları reddederek müvekkillerinin beraatini istemişlerdir.

 

On Yedinci Oturum

14 Aralık 1960 Çarşamba

 

Celal Bayar’ın Savunması

Sayın Başkanım, muhterem Hakimler; fazla konuşmayacağım ve esas hakkındaki müdafaada bulunmayacağım.

 

Dış politikadaki Türk-Yunan ilişkilerini Cumhuriyet öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırarak ele alır. Atatürk’ün direktifiyle Cumhuriyet döneminden itibaren Yunanistan ile dostane, dürüst ve samimi bir siyaset izlendiğini ifade eder.

 

Kıbrıs meselesinin ve Enosis iddialarının Türk kamuoyunda bir tepki doğurduğunu, hükümet olarak konuyu sokağa düşürmeden uluslararası alanda (BM ve NATO) şuurla müdafaa ettiklerini söyler.

 

6-7 Eylül Olayları nedeniyle mahkûm olmaktan veya ceza almaktan korkmadığını, ilerleyen yaşı sebebiyle sadece işin manevi/vicdani cephesini önemsediğini belirterek takdiri mahkemeye bırakır.

 

Adnan Menderes'in Savunması

Gizli örgüt kurup 6-7 Eylül Olayları'nı tertiplemekle suçlandıklarını; suçlamanın dayandırıldığı "dış sebepler" (Londra Konferansı'nı kolaylaştırmak) ve "iç sebepler" (iç politikayı istismar etmek) mantığının temelsiz olduğunu ifade eder.

 

Londra Konferansı'nın yalnızca bir başlangıç olduğunu, hükümetin dış politikayı iç politikaya hiçbir zaman karıştırmadığını belirtir.

 

Kıbrıs Türktür Cemiyeti ile ilişkiler: Cemiyet temsilcilerini kendisinin çağırmadığını, milli bir davada gelen talebi reddetmesinin makamına yakışmayacağını; yapılan 5.000 liralık yardımın ve yakaya takılan rozetin suç teşkil edemeyeceğini belirtir.

 

24 Ağustos 1955 Liman Gazinosu konuşması: EOKA tehdidi, Makarios'un faaliyetleri ve Kıbrıs'taki Türklerin katliam tehlikesi karşısında basının talebi ve şartların gereği olarak bu sert uyarının yapıldığını, konuşmanın tesadüfi olmadığını savunur.

 

Menderes, EOKA'nın terör eylemleri (üç Türk polisinin öldürülmesi, Albay Grivas ve Makarios'un faaliyetleri) karşısında İngiltere'ye nota verildiğini (23 Ağustos) ve 24 Ağustos Liman Gazinosu konuşmasının devleti müdafaa etmek amacıyla yapıldığını belirtir.

 

Eski Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü’nün "Hükümetin Kıbrıs politikası yoktu" şeklindeki iddiasını reddeder; İngiltere Büyükelçisi ile 1953'te yaptığı görüşmeyi örnek vererek Türkiye’nin adadaki hukuki, tarihi ve jeopolitik haklarını öteden beri kararlılıkla savunduğunu ifade eder.

 

Atatürk’ün doğduğu eve bombanın Türkler veya konsolosluk görevlileri (Oktay Engin vb.) tarafından atıldığı iddiasını kesin bir dille reddeder. Yunan mahkemesi kararının Kıbrıs davasının siyasi atmosferi altında verildiğini, şüpheli Hasan Uçar’ın olay yerinde yakalanmasına rağmen günler sonra tutuklandığını belirterek Yunan kararının delil sayılamayacağını savunur.

 

İstanbul Valisi'nin akşam saatlerinde Florya'dayken telefonla durumu haber verdiğini, kendisine derhal askeri kuvvetleri kullanma talimatı verdiğini söyler. Olayların büyümesini hükümetin bir tertibine değil; kolluk kuvvetleri ile askeri makamların tecrübesizliğine, basiretinin bağlanmasına (psikoza) ve müdahalede gecikmelerine bağlar.

 

On Yedinci Oturumun Devamı

Olay günü Florya'dan ayrılıp Trenle Ankara'ya gitmek üzere Haydarpaşa Garı'na geçtiklerini, yolda veya garda herhangi bir fevkaladelik ya da tertip emaresiyle karşılaşmadığını belirtir. Gar'da Londra'dan gelen bir telefon görüşmesi nedeniyle kısa bir gecikme yaşandığını ifade eder.

 

Olayların ciddiyetini Sapanca'da öğrenip derhal İstanbul'a döndüklerini anlatır. Ertesi gün yapılan açıklamalarda Komünistlerden ve Kıbrıs Türktür Cemiyeti'nden bahsedilmesinin bir suç kapama gayretinden değil, olay yerindeki ilk intibalar ve araçlardaki bayraklardan kaynaklandığını savunur.

 

Hükümetin zararları tazmin etme kararının suçluluk psikolojisi değil, devlet görevi olduğunu söyler.

 

İddia makamının mantık yürütmeyle (eleminasyon yöntemiyle) bir tertip kurguladığını; ancak bunun somut delillerle kanıtlanmadığını vurgulayarak beraatini talep eder.

 

Fatin Rüştü Zorlu'nun Savunması

Yargılama şartlarının elverişsizliğini dile getirir.

Kendisini savunurken aslında 1955 Türk dış politikasını ve Türk devletinin itibarını savunduğunu, davanın şahsi değil milli bir mesele olduğunu ifade eder.

Kıbrıs davasının tarihsel arka planını özetler. 1954'te Yunanistan'ın konuyu Birleşmiş Milletler'e (BM) taşıma gayretlerine karşı Türkiye'nin ilk resmi tezini (Kıbrıs'ın mevcut statüsünü koruması veya Türkiye'ye iadesi) nasıl şekillendirdiklerini anlatır. EOKA terörü ve Makarios'un tazyiklerine rağmen İngiltere'nin düzenlediği Londra Konferansı'na giden süreci aktarır.

 

Kıbrıs'taki Türklere yönelik Rum (EOKA/Grivas) tehditleri üzerine İngiltere'ye nota verildiğini, hatta EOKA tedhişine karşı istenirse askeri birlikle yardım teklif edildiğini anlatır.

 

İngiltere'nin 1949 Anayasası taslağıyla adaya vermek istediği muhtariyetin (özerklik) Türkleri azınlık konumuna düşüreceği endişesini taşıdığını, İngiliz Dışişleri Bakanı Harold Macmillan ve Başbakan Anthony Eden ile bu çerçevede sıkı bir diplomasi yürüttüğünü aktarır.

 

İddianamede yer alan "Zorlu'nun Londra'dan Ankara'ya telgraf çekerek 6-7 Eylül Olayları'nın çıkarılmasını istediği" iddiasını kesin bir dille reddeder.

 

Mahkemenin o dönemki Atina Büyükelçisi Settar İlksel veya Muharrem Nuri Birgi gibi diplomatik şahitleri dinlememesini eleştirir.

 

6 Eylül günü Selanik'teki Atatürk'ün doğduğu eve bomba atıldığı haberini konferansa giderken öğrendiğini, Yunan tarafına en şiddetli diplomatik tepkiyi gösterdiğini söyler.

 

Londra'da diplomasi yoluyla Türkiye lehine sonuçlar alırken İstanbul'da yakma-yıkma olaylarının (6-7 Eylül) çıkarılmasının kendi bindikleri dalı kesmek anlamına geleceğini, hükümet veya kendisi tarafından böyle bir şeyin asla istenemeyeceğini vurgular.

 

On Sekizinci Oturum

17 Aralık 1960 Cumartesi

Fatin Rüştü Zorlu ve Adnan Menderes ek açıklamalarda bulunarak olayların bir hükümet tertibi olmadığını, milli bir heyecan patlaması sonucu kontrolden çıktığını vurgulamışlardır.

 

On Dokuzuncu Oturum

19 Aralık 1960 Pazartesi

Diğer Sanıkların Müdafaaları:

Mehmet Ali Balin, Mehmet Ali Tekinalp, Hasan Uçar ve Oktay Engin esas hakkındaki sözlü savunmalarını tamamlayarak beraatlerini talep etmişlerdir.

 

Yirminci Oturum

5 Ocak 1961 Perşembe

Mahkeme suç vasfının değişme ihtimaline binaen (TCK 517 ve 230 uyarınca) ek savunma hakkı tanımış, sanıklar ve müdafiler ek süre istemeyerek son sözlerini söylemişlerdir.

 

Divanın Nihai Kararları:

Celal Bayar Hakkında: İsnad olunan suçun niteliğinin değişmesi, Anayasa'nın 41. maddesi (Cumhurbaşkanlığı sorumsuzluğu) ve Milli Birlik Komitesi kararları uyarınca bu suçtan dolayı hakkında takibat yapılamayacağına ve tutuklama kararının (tevkif müzekkeresinin) kaldırılmasına karar verilmiştir.

 

Tahliyeler / Tutuklama Kaldırmaları: Fuat Köprülü, Fahrettin Kerim Gökay, Alaeddin Eriş, Mehmet Ali Balin, Mehmet Ali Tekinalp, Hasan Uçar ve Oktay Engin hakkındaki tutuklama kararları kaldırılmış; başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değillerse tahliyelerine karar verilmiştir.

 

Davaların Birleştirilmesi: 6-7 Eylül Olayları Davası, ana dava olan 1 Esas Sayılı Anayasayı İhlal Davası ile birleştirilmiştir. Duruşma saat 09.50'de tamamlanmıştır.

…

 

6/7 Eylül Olayları Kararı Gerekçesi

Karar metninde, Kıbrıs meselesinin Türk kamuoyunda yarattığı hassasiyet, Makarios'un faaliyetleri ve Yunan basınının tahrikleri sonucunda bir "milli galeyan" vasatının oluştuğu belirtilmiştir.

 

Mahkeme; Londra'daki Üçlü Konferans öncesinde hükümetin Türk tezini güçlü göstermek, kamuoyunu mobilize etmek ve iç politikadaki sıkışıklığı aşmak amacıyla İstanbul ve İzmir'de kontrollü bir nümayiş (gösteri) planladığını, ancak bu gösterinin kışkırtılarak kitlesel bir tahrip ve yağmaya dönüştüğünü tespit etmiştir.

 

Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'nun Londra'dan çektiği "şifreli telgraf" ile aktif hareket edilmesini istemesi ve Menderes ile yaptığı telefon görüşmeleri, tertibin merkezinde bulunduklarını gösteren ana delil sayılmıştır.

 

Olayların başladığı saatlerde (17.00 - 20.00 arası) Menderes ve Bayar'ın Haydarpaşa Tren Garı'nda bulunmaları, olaylardan anlık olarak haberdar edilmelerine rağmen tren seyahatlerine devam etmeleri ve kolluk kuvvetlerine sert müdahale emri vermemeleri mahkemece "suça müsamaha ve kışkırtma" olarak değerlendirilmiştir.

 

Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın olayı bir iç politika ve "izzetinefis meselesi" olarak gördüğü, Rumlar ve Patrikhane üzerinde baskı kurulmasını savunduğu şahit ifadeleriyle (Refik Tulga, Fethi Çelikbaş vb.) sabit görülmüştür.

 

Müntahir (intihar eden) İçişleri Bakanı Namık Gedik'in polise "Bu bir milli galeyandır, yumuşak davranın, brutal (sert) hareket etmeyin" emrini verdiği, Emniyet Genel Müdürü Ethem Yetkiner'in de benzer şekilde polisin müdahalesini engellediği belirtilmiştir.

 

İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay ile İzmir Valisi Kemal Hadımlı'nın, olayları önleyecek yeterli tedbirleri zamanında almadıkları, nümayişlerin tahribe dönüşmesine müsaade ve müsamaha gösterdikleri gerekçesiyle "suça fer'an (dolaylı) iştirak" ve "görevi ihmal" ile suçlanmışlardır.

 

Selanik'te Atatürk'ün evine bomba atılması olayı, planın tatbik edilmesi için fişekleyici bir sebep olarak kullanılmıştır.

 

Hükümetin olaylardan hemen sonra suçluluk psikolojisiyle olayı "komünistlerin kışkırtması" olarak lanse etmeye çalıştığı, ancak Emniyet ve Milli Emniyet raporlarının olayda komünist parmağı bulunmadığını net bir şekilde beyan ettiği kararda vurgulanmıştır.

 

Yassıada Mahkemesi, 6-7 Eylül Olayları Davası'nı müstakil bir dava olarak sonuçlandırmamış; hükümet üyelerinin bu olaydaki sorumluluklarını devleti ihlal ve Anayasa'yı çiğneme eylemlerinin bir parçası kabul ederek dosyayı Anayasayı İhlal (Ana Dava) dosyası ile birleştirmiştir.

 

Olayların tesadüfi bir halk galeyanı değil, tek bir merkezden planlanıp yönetilen organizasyonel bir tertip olduğu belirtilmektedir.

Kanıt ve Göstergeler:

Farklı şehirlerde (İstanbul, İzmir, Ankara) olayların aynı anda başlaması.

Göstericilerin ellerinde önceden hazırlanmış benzer tipte balta, kazma, sopa gibi aletlerin bulunması.

Azınlıklara ait ev ve işyerlerinin önceden tespit edilmişçesine hedef alınması.

Şehir dışından (Eskişehir vb.) işçi ve grupların taşınması.

 

Olaylara ilişkin parti üst kademelerinden gelen yazılı ve şifahi emirlerin, karar defterlerindeki sayfaların koparılarak imha edildiği İstanbul Savcılığı yazısıyla belgelenmiştir.

 

İçişleri Bakanı Namık Gedik'in "Bu bir milli galeyandır, polis yumuşak davransın" talimatının idareciler ve kolluk kuvvetleri üzerinde basiretsizliğe ve müdahalesizliğe yol açtığı aktarılmıştır.

 

Bayar'ın kritik bir dönemde hükümet merkezinden ayrılarak İzmir'e gitmesi, Ege Üniversitesi bünyesindeki bir kliniğin temel atma töreni bahanesiyle açıklanmaya çalışılsa da mahkemece samimi bulunmamış ve ortam hazırlığı olarak değerlendirilmiştir.

 

Yassıada Mahkemesi, 6-7 Eylül Olayları Davası'nı müstakil bir dava olarak sonuçlandırmamış; hükümet üyelerinin bu olaydaki sorumluluklarını devleti ihlal ve Anayasa'yı çiğneme eylemlerinin bir parçası kabul ederek dosyayı Anayasayı İhlal (Ana Dava) dosyası ile birleştirmiştir.

…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder