16 Mart 2012 Cuma
Kárhozat (1988)
15 Mart 2012 Perşembe
Harold Bloom (ed.) - Italo Calvino - Notlar
Harold
Bloom - Italo Calvino - Notlar
Italo Calvino Bloom's Modern Critical Views, Chelsea House
Publishers, 2001
Kitap Italo Calvino'nun yazıları üzerine İngilizce olarak
mevcut en iyi eleştirilerin temsili bir seçkisini bir araya getiriyor.
Harold Bloom - Giriş
Nabokov, Borges, García Márquez, John Barth gibi yazarların
temsil ettiği postmodern/büyülü gerçekçi çizgi gelecek nesiller için
erişilebilirliğini kaybedecek…
Calvino’nun Görünmez Şehirler eseri, dönemsel eleştiri kuramlarının
(göstergebilim, okur merkezli eleştiri) dar kalıplarını aşarak hayatta
kalacaktır. Tıpkı Franz Kafka’da olduğu gibi, bu eser de edebiyatı saf
romantizme, muhteşem türe ve spekülasyon diyarına geri döndürmektedir.
Kenoma (Kozmolojik Boşluk)
Kubilay Han’ın hüküm sürdüğü imparatorluk, çürüyen ve çorak
bir "boşluk"tur (kenoma). Han ise
bu çorak diyarda yaşayan bir Demiurge (eksikli/bozuk evrenin yaratıcısı)
konumundadır.
Marco Polo’nun anlattığı Görünmez Şehirler, bu çorak
kenomaya ait değildir; aksine orijinal Asıl Boşluk’tan (Abyss) fışkıran birer
ruhani kıvılcımdır (pnöma). Şehirler birer kişiliği veya kadını değil; anıyı,
arzuyu, baskıyı ve bastırılanın geri dönüşünü (Psikanalitik bağlam) temsil
eder.
Anastasia / Arzu ile emeğin iç içe geçtiği "hain"
şehirdir. İnsanlar arzularına şekil verdiklerini sanırken, aslında arzunun
formunu alıp onun kölesi olurlar.
Berenice / Adiller ve adaletsizlerin şehri olan Berenice;
aşkın (Eros) içinde nefreti, kıskançlığı ve ölüm dürtüsünü (Thanatos)
barındırır. Adalet ile adaletsizlik, adil olma iddiasının getirdiği gurur ve
kibir nedeniyle sürekli birbirine dönüşür. Gelecekteki tüm Berenice'ler, şu
anın içinde üst üste bindiği için kaçınılmaz bir kabustur.
Marco Polo, Venedik’i kelimelerle sabitledikçe kaybettiğini
söyler. Her konuşma ve tanımlama, aslında anlatılmak istenen özün yitip
gitmesine yol açar.
Cehennemin ortasında kimin ve neyin cehennem olmadığını
arayın ve öğrenin, sonra onlara katlanmalarını sağlayın, onlara yer açın.
"Gece Sürücüsü" öyküsü /
Karanlık bir otoyolda sevgilisine (Y) doğru süren anlatıcı,
rakibi (Z) ve sevgilisi ile olan ilişkisinde özne olmaktan çıkıp birer
"işarete/mesaja" dönüşür.
"Kendimizi kendi mesajlarımıza dönüştürmekten başka
hiçbir durumu artık kabul edemiyorum" ifadesi, modern insanın kendi
varlığını silip bir iletişim nesnesine dönüşmesinin komik ve trajik bir
özetidir. Bu durum, bizi tekrar adil ile adaletsizin, aşk ile kıskançlığın
birbirine karıştığı Berenice Şehri’ne geri götürür.
Gore Vidal - Muhteşem Calvino
Gore Vidal'ın 30 Mayıs 1974 tarihli The New York Review of
Books dergisinde yayımlanan "Glorious Calvino" (Muhteşem Calvino)
başlıklı inceleme yazısı…
Örümceklerin Yuvalandığı Patika (1947)
Calvino’nun ilk romanı, II. Dünya Savaşı sırasında
partizanlara katılan Pin adında yalnız bir çocuğun gözünden anlatılır.
Calvino mekanları son derece canlı (yakın plan), ancak uzak
mesafeleri bulanık (miyopça) tasvir eder.
Arkadaş özlemi çeken Pin’in bu hikayesi, insan doğasına dair
karamsar ama coşkulu bir dille biter.
İkiye Bölünen Vikont (1952)
Bir top mermisiyle tam ortadan ikiye bölünen Vikont
Medardo’nun hikayesidir (biri tamamen kötü, diğeri çekilmez derecede iyi iki
yarım).
Yayıncıların bunu "modern insanın yabancılaşması"
olarak sunar.
Aslında Platon'un "bütünlük" fikriyle ve Hristiyan
iyilik/kötülük öğretileriyle dalga geçen, son derece esprili bir gönderimdir.
İki yarım birleştiğinde ortaya sıradan bir insan çıkar.
Arjantin Karıncası (1952) ve Kirli Hava (1958)
Vadiyi istila eden karıncalarla mücadele eden ailenin
hikayesi Kafkaesk, trajikomik ve yirminci yüzyıl edebiyatının zirve
örneklerinden biridir.
İnsanlığın doğayı yok etmesini, sanayi dumanının her şeyi
griye boyadığı bir şehir üzerinden anlatır. Havadaki radyasyon ve kirlilikle
mücadele eden derginin patronu, aslında kirliliği üreten sanayicinin
kendisidir.
Varolmayan Şövalye (1959)
Kendisi var olmayan ama zırhın içindeki iradesiyle kusursuz
bir asker olan Agiluf’un hikayesidir. Metin, "ben/o",
"varlık/yokluk" ve şeyleri isimler üzerinden kategorize etmenin
nedensizliğini sorgular.
Rahibe Theodora’nın anlatımı üzerinden Calvino, yazma
eyleminin kendisini ve kurgunun sınırlarını ironik bir dille tartışır.
Gözlemci (1963) ve Kozmokomik Öyküler (1965)
Gözlemci / Bakımevindeki engelli/hasta kişilerin oy kullanma
sürecini izleyen bir Komünist Parti sandık gözlemcisinin (Amerigo Ormea) içsel
sorgulamalarıdır.
Calvino, üslup değiştirerek evrenin, ışığın ve atomların
oluşumunu Qfvfq karakterinin ağzından mizahi ve fantastik bir "süper çizgi
roman" tarzında sunar.
Calvino Paris’e taşınmasıyla birlikte Roland Barthes,
göstergebilimciler ve Yeni Roman (Nouveau Roman) etkisine girer.
Qfvfq'in uzayda ilk işareti koyma takıntısı, anlam ve form
yaratma arzusunun bir temsilidir. Ancak rakibi Kgwgk ile girdiği işaret savaşı,
sanatçının formla alay etmesine, biçimi bozmasına ve sonunda uzayın anlamsız
işaret yığınlarıyla kaplanmasına yol açar.
Zaman ve Avcı kitabında Nathalie Sarraute’un
"viskoz", "magma" gibi takıntılı sözcüklerinin ve Alain
Robbe-Grillet’nin nesnel-soğuk betimleme tekniklerinin Calvino’nun özgün
üslubunu gölgeledi.
"Kovalama" ve "t sıfır"
Bir trafik ışığında bekleyen iki arabanın kovalamacası ya da
aslanın okla vurulma anını matematiksel/olasılıksal denklemlere dökme çabası
"aşırı akademik, yapay ve sıkıcıdır.
Görünmez Şehirler
Görünmez Şehirler, Calvino’nun çokluk ile birlik
(tekil ile tümel) arasındaki gerilimini uzlaştırdığı başyapıtıdır. Kubilay
Han’ın amblemler arasında bir ambleme dönüşmesi ve Marco Polo’nun
"cehennemin ortasında cehennem olmayanı aramak" üzerine son sözü,
yazarı dönemin tüm İngiliz ve Amerikalı çağdaşlarının ötesine taşır.
Angela M. Jeannet - Italo Calvino'nun Görünmez Şehri
Etrüsk, Roma, Rönesans ve modern dönem boyunca "insan
topluluğu/şehir", İtalyan düşüncesinin ve yaşamının değişmez bir
parçasıdır.
Calvino, bu köklü geleneksel damarı çağdaş edebiyata taşıyan
ve karmaşık yapısal tekniklerle yeniden yorumlayan kilit bir figürdür.
Calvino’nun ilk romanı Örümcek Yuvalarına Giden Yol
(1947) ile başlayan süreçte, insan bilinci ile onun içinde var olduğu
çevre/toplum arasındaki ilişki temel mesele olmuştur.
Calvino’da kasaba veya şehir yalnızca bir mekân değil,
karakterlerin zihninde taşıdığı canlı bir varlıktır.
Görünmez Şehirler’de kurgu Tatar hükümdarı Kubilay
Han ile gezgin Marco Polo arasındaki diyaloglar üzerinden
şekillenir.
9 bölümden ve 55 hayali şehirden oluşan kitap, kelime
kombinasyonları ve sayı dizileriyle (1, 2,1, 3,2,1...) katı bir
matematiksel/oyunbaz kurgu sunar.
Şehirler somuttur ancak "görünmezdir"; çünkü bir
şehrin gerçek kimliğini anlamak için onun görünen mimarisinin arkasındaki
sembolleri, arzuları, hafızayı, dili ve insan ilişkilerini ("satır
aralarını") okumak gerekir.
Anlatılan tüm dişi isimli şehirler (Zaira, Anastasia,
Armilla, Berenice vb.), Marco Polo'nun zihninde taşıdığı, kaybolan ve sürekli
yeniden yaratılan Venedik'in farklı birer yansıması veya parçasıdır.
Yaşayanların cehennemi gelecekte olacak bir şey değildir;
eğer varsa, zaten burada, her gün içinde yaşadığımız, birlikte oluşturduğumuz
cehennemdir. Buradan kurtulmanın iki yolu vardır:
Kolay olanı: Cehennemi kabul etmek ve onun parçası haline
gelip onu artık görmemek.
Zor ve riskli olanı: Cehennemin ortasında kimin ve neyin
cehennem olmadığını araştırmak, öğrenmek; sonra da onlara alan açıp
yaşamalarını sağlamak.
Teresa de Lauretis - Göstergebilimsel Modeller, Görünmez Şehirler
Calvino; seyahatname, macera hikâyesi ve Doğu masal
geleneklerini (Binbir Gece, Decameron vb.) kullanır. Ancak bu geleneksel
kalıpların içini boşaltır. Kitapta klasik anlamda aksiyon, olay örgüsü,
karakter gelişimi veya kronolojik bir coğrafi rota yoktur.
9 bölüm ve 11 kategoriye dağıtılmış 55 şehir, Decameron gibi
klasik metinlerdeki mutlak ve kutsal numerolojiyi taklit eder. Ancak Calvino’da
bu matematiksel düzen alegorik/dini bir zorunluluk değil, farklı kombinasyon
olanaklarını sınayan oyunbaz ve estetik bir kurgudur. Böylece anlatının
yerleşik mantığı ve burjuva okur beklentileri yapısöküme uğratılır.
Yuri Lotman’ın modeline göre metin, kelimelerin artzamanlı
diziliminden ziyade bir resim veya film karesi gibi durağan ("kararlı
durum") şehir tasvirlerinden oluşur. Her şehir (Zaira, Tamara,
Eudoxia...), kendinden önceki şehrin unsurlarının yer değiştirmesiyle elde
edilen resimsel bir dönüştürmedir (transformation).
Metindeki şehir kategorileri, sinematik bir erime/geçiş
etkisi ve müziğin füg formuna benzer bir ritimle 9 bölüme serpiştirilmiştir.
Calvino, doğal dilin sınırlarını zorlayarak metne ikonik ve müzikal boyutlar
ekler; böylece yazılı metni adeta bir kavramsal sanat nesnesine dönüştürür.
Freud’un algı sistemini açıklamak için kullandığı
"balmumu levha üzerindeki selofan kağıt" (Mistik Yazı Defteri)
metaforu, Calvino’nun metin inşasına uyar. Şehirlerin yazılıp silinmesi,
süreksiz anlatı parçaları ve Polo ile Han arasındaki diyaloglar aracılığıyla
zihnimizin algı ve hafıza akışı taklit edilir.
Metindeki tüm dişi isimli görünmez şehirler, aslında
bilincin altındaki kök/arketipsel şehrin —Venedik'in— birer gölgesi, parçası
veya yer değiştirmesidir (metonimik dolaşım). Polo’nun anlattığı her şehir,
ulaşılmak istenen ama sürekli ertelenen, yokluğun ve arzunun metaforudur.
Calvino’nun kurduğu dünya, sabit bir kozmos değil;
işaretlerin, belirsizliklerin ve sürekli yenilenen kodların diyalektik
etkileşiminden doğan açık bir "kaosmos"tur.
Olga Ragusa - Çağdaşlığın Tekrarlanan Fethi
Calvino (tıpkı Pirandello gibi), eserlerinin felsefi
soyutlamalardan veya hazır ideolojik reçetelerden değil, görüntülerden (images)
doğduğunu vurgular. Ancak Pirandello'nun aksine bunu öfkeli bir savunma olarak
değil; ironik, mesafeli ve dingin bir hafiflikle sunar.
Calvino / Romantik "çilekeş şair" imgesini
yıkmıştır. Einaudi Yayınevi’ndeki editörlük yılları, gazetecilik tecrübesi ve
çağdaş yayıncılık dünyasıyla kurduğu organik bağ; onu fildişi kulesine çekilen
bir sanatkâr değil, modern dünyayla uyumlu bir "akademik/kültürel
operatör" yapmıştır.
Gerçekliğin bir kopyasını veya fotoğrafını çekmek yerine,
hayatın karmaşasına "eşdeğer" yeni bir dilel ve kavramsal dünya inşa
eder.
Görünmez Şehirler: 9 bölüm ve 11 kategoriye
dağıtılmış 55 hayali şehir; Decameron veya İlahi Komedya’nın sayısal
simetrisini taklit eder ama onu katı dogmalardan arındırır. Her şehir,
yokluğun, arzunun ve bilincin kök şehri olan Venedik'in farklı birer
dönüşümüdür.
Tarot kartlarının rastlantısal diziliminden doğan
hikâyelerle göstergebilimsel bir deneye dönüşür. Gösterenler ile gösterilenler
arasındaki ilişki tersine çevrilir; resim metnin illüstrasyonu değil, metnin
doğuş kaynağı olur.
Eco’nun tanımıyla Calvino’nun metinleri hazır cevaplar sunan
"kapalı" yapıtlar değil; okuyucuyu sürece dahil eden, çok katmanlı,
belirsizlikler içeren ve sürekli soru üreten "açık yapıt"
örnekleridir.
Linda C. Badley - Calvin nişanlı: Direniş Olarak Okumak Bir Kış Gecesi Eğer
Bir Yolcu
Calvino’nun anti-faşist direniş tecrübesinden doğan ilk
romanı Örümcek Yuvasına Giden Yol (1947), onun toplumcu/Marksist ve
neo-realist köklerini temsil eder. Ancak zamanla bu çizgiden uzaklaşmıştır:
1950'ler: Atalarımız üçlemesi ile masalsı
kurgulara yönelmiştir.
1960'lar: Kozmik Çizgi Romanlar ile
bilimkurgu-fanteziye kaymıştır.
1970'ler: Kesişen Kaderler Kalesi ve Bir
Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu ile üstkurmaca (metafiction) ve yapısalcı
oyunlara odaklanmıştır.
Pek çok eleştirmenin değerlendirmesi: Calvino’nun politik
angajmandan ve toplumsal mücadeleden uzaklaşıp biçimsel/yapısalcı oyunların
içinde "tükenmişlik edebiyatına" yenik düştüğü şeklindedir.
Calvino için karşı çıkılması ve direnilesi ana unsur artık
sadece "faşizm" değil, kitle iletişim araçları, yayıncılık
endüstrisi, mekanikleşme ve kitle kültürünün düzen arzusu (entropi) haline
gelmiştir.
Calvino, tarot kartlarını veya bilgisayar algoritmalarını
bir "hikâye üretim makinesine" dönüştürme eğilimiyle kendisinin de bu
mekanikleşme tuzağına çekildiğini itiraf eder.
Roman, Roland Barthes’ın S/Z ve Metnin Keyfi (Le
Plaisir du texte) yapıtlarıyla doğrudan diyalog halindedir. Barthes’ın
merkeze koyduğu "okur tarafından üretilen/yazılan metin" kavramı
Calvino’nun kurgusunun merkezindedir.
Roman doğrudan okuyucuya hitap eder ("Italo Calvino'nun
yeni romanını okumaya başlamak üzeresiniz..."). "Sen" (Okuyucu),
televizyonu kapatıp kitabı açarak kitle iletişiminin edilgenliğine ilk direnişi
gösterir.
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, Calvino’nun toplumsal
mücadeleyi bıraktığı bir "postmodern kaçış" değil; aksine direnişin
mecrasını politik eylemlerden "okuma fenomenolojisi"ne taşıdığı
olgunluk yapıtıdır. Okumak; mekanikleşmiş, tüketim odaklı ve sansürlü bir
dünyada bireyin kendi öznelliğini ve diğer insanlarla kurduğu otantik bağı
koruma yöntemidir.
Seamus Heaney - Şehvetli Filozof: Bay Palomar
Kitap üç ana bölümden (Bay Palomar'ın Tatili, Bay Palomar
Şehirde, Bay Palomar'ın Sessizlikleri) oluşur. Her ana bölüm 3 alt bölüme, her
alt bölüm de 3 küçük metne ayrılır (toplam 27 metin).
Adını ABD'deki ünlü Palomar Dağı Gözlemevi'nden ve
teleskobundan alan Bay Palomar; hem nesnel dünyayı gözlemleyen bir
"göz" hem de düşünen bir "Ben"dir (ego).
Palomar dünyayı incelemek için bir mercek gibi başlar; ancak
zamanla bu mercek, kendi zihninin tereddütlerini ve kendini düzeltmelerini
yansıtan bir aynaya dönüşür.
Calvino, tekbenciliğe (solipsizm) düşmeden şu felsefi soruyu
sorar: Eğer insan dünyanın bir parçasıysa, dünyaya bakan ego aslında
dünyanın yine kendisine baktığı bir pencere değil midir?
Kitap felsefi ve soyut bir derinliğe sahip olsa da;
çimenler, peynir dükkânları, kaplumbağaların çiftleşmesi, sığırcık sürüleri ve
kertenkeleler gibi somut, duyusal ayrıntılarla doludur.
Kitabın son metni olan "Ölmeyi Öğrenmek" bölümünde
Palomar bakışını tamamen içe çevirir. Var olmamak ile ölü olmayı birbirine
karıştırmadan, ölüm anını ve sonrasını gözlemlemeye çalışır.
Calvino; tıpkı ip üstünde yürüyen bir cambaz gibi yüksek
entelektüel boyutlarda gezinirken güvenlik ağını kaldırır ve okuyucuyu evren
karşısındaki o ilkel, katıksız "merak ve hayret" hissiyle baş başa
bırakır.
John Dolis - Calvino'nun Kozmik çizgi romanları
Modern bilim, teknolojiyi kendi hizmetinde tuttuğunu iddia
eder. Oysa metin, esasen bilimin teknolojinin (techne / kurgulama /
yapma) bir hizmetkarı olduğunu ve "nesnel gerçeklik" iddiasının özne
ile nesne arasında yapay bir ayrım yarattığını savunur.
Parçacık fiziği (Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi, Bohr’un
Tamamlayıcılık İlkesi), gözlemlenen nesne ile gözlemci özneden bağımsız bir
"nesnel gerçeklik" olmadığını gösterir. Gözlemci olayın bir
parçasıdır; dolayısıyla gerçeklik, özne ile nesnenin kesiştiği yerde
kurgulanır.
Calvino, kuantum fiziğinin bu bütünsel mantığını tersine
çevirerek maddeden konuşma hakkı verir. Anlatıcı Qfvfq, evrenin henüz
tek bir noktada sıkışmış olduğu Big Bang öncesinden günümüze kadar var olan
kolektif bir anlatı bilincidir.
Metinde “Gözlenen, gözlemci olur” ilkesi işler.
Maddenin kendisi bir "söylem meselesi" (res) haline gelir.
Kozmik süreçler nesnel olgular olarak değil, öznelliğin ve dilin kurgusu olarak
deneyimlenir.
Qfvfq'nin uzayda iki yüz milyon yıl sonra bulmak üzere
koyduğu "ilk işaret" (uzaydaki çizik), dilin doğasını
simgeler. İşaret olmadan düşünce, düşünce olmadan işaret imkansızdır
(tavuk-yumurta paradoksu).
Orijinal işaret zamanla silinir ve Kgwgk adlı
"Öteki" tarafından taklit edilir. Hakikat, orijinalinin saflığında
değil, taklitlerin, farkların ve göstergelerin çoğalmasında saklıdır. Öznenin
kimliği ve arzusu, Öteki’nin varlığıyla biçimlenir.
Fenomenin ötesinde gizli bir "kendinde şey"
(numen) ya da gizli değişken yoktur. Gerçeklik tamamen görünüşe, deneyime ve
söyleme aittir.
Kitabın sonundaki yumuşakça (kabuk) hikayesinde olduğu gibi;
göz, kabuğun/biçimin oluşmasıyla ortaya çıkar. Biçim, bakışı ve algıyı yaratır.
Bohr: "Büyük bir gerçeğin tersi de doğrudur."
Calvino’nun kurgusu, bilimsel nesnellik iddiasını baş aşağı ederek gerçekliğin
ancak kurgu (poiesis) aracılığıyla anlam kazandığını gösterir.
Michael Wood - Uzakta Saklı: Calvino Okumak
Calvino’ya göre yazdığınızda "her zaman yanlış
kitabı yazarsınız." Gerçeklik ve ifade edilmek istenen şey o kadar
karmaşık, sınırsız ve kaypaktır ki, dil her zaman onu eksik tutar. Ancak bu bir
yenilgi değil; aksine edebiyatı mümkün kılan şeydir. "Yanlış kitap"
da doğru olabilir.
Calvino dili sever, ama ona güvenmez. Dil çoğu zaman bir
başarıdan ziyade bir başarısızlık biçimidir. Hamlet’in tragedyasındaki gibi:
Hamlet öldürmekte başarısız değildir, tam aksine sürekli yanlış kişileri
öldürür. Edebiyat da doğru anlamı yakalamaya çalışırken hep "başka"
bir şeyi tecrübe eder.
Görünmez Şehirler / Marco Polo ile Kubilay Han
arasındaki diyalog, dilden amblemlere, el-kol hareketlerine ve en nihayetinde
sessizliğe doğru akar. Sözcükler nesnel verileri iletmekte başarılıdır ancak
gündelik hayatın ve hislerin özünü taşımakta eksik kalır.
Kubilay Han imparatorluğunu satranç tahtasındaki boş
karelere (hiçliğe) indirgediğinde, Marco Polo o boş tahta parçasının üzerindeki
ağaç dokularını, kuraklık halkalarını ve böcek izlerini okur. Calvino burada
bize şunu gösterir: Edebiyat ve dil, orada olmayan şeylerin (geçmişin,
yokluğun, potansiyelin) izlerini okuma sanatıdır.
Mükemmel kent yoktur; ama cehennemin ortasında cehennem
olmayanı aramak ve ona yer açmak bir sorumluluktur.
Kesişen Kaderler Kalesi / Konuşma yetisini
kaybeden (dilsizleşen) gezginler, hikayelerini Tarot kartlarını dizerek
anlatırlar. Kartların belirsizliği bir kısıtlama değil, aksine hikayelerin
birbirini kestiği sonsuz bir imkan alanıdır.
Borges’in "dünyanın haritasını çizerken kendi yüzünü
çizen adam" benzetmesinde olduğu gibi, Calvino’da da çok fazla hikaye
anlatan kişi kendi kişisel hikayesini masalların ve kartların tozuna
karıştırarak kaybeder.
Sanat, sıfırdan yaratmaktan ziyade mevcut işaretleri yeniden
düzenleme (bir hokkabaz gibi nesneleri dizip karıştırma) işidir.
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’daki Bay Cavedagna’nın
provayı masaya koyarken hissettiği o kırılganlık ("sanki en ufak bir
sarsıntı harflerin sırasını bozacakmış gibi"), Calvino’nun edebiyata ve
yazılı kültüre duyduğu saygının ve onun ne kadar kırılgan bir mucize olduğuna dair
inancının simgesidir.
…
Kronoloji
15 Ekim 1923'te Küba'nın Santiago de Las Vegas kentinde
botanikçi Mano Calvino ve Eva Mameli Calvino'nun çocuğu olarak dünyaya geldi.
Aile İtalya'ya dönerek Riviera kasabası San Remo'ya
yerleşti. Calvino, babasının ders verdiği Torino Üniversitesi'ni çevreleyen
bilimsel ve özgür düşünceli atmosferde büyüdü. Ortaokuldan sonra üniversitenin
Fen Fakültesi'ne kaydoldu.
İkinci Dünya Savaşı: İtalyan ordusuna katılma
emirlerini hiçe sayarak direnişe katıldı. İki yılını Deniz Alpleri'nde partizan
olarak Alman ve İtalyan faşistleriyle savaşarak geçirdi.
İtalyan Komünist Partisi üyesi olarak Torino'ya döndü; L'Unità
gibi solcu dergilerde yazılar yazdı. Fen çalışmalarını bırakıp Edebiyat
Fakültesi'ne kaydoldu. Torino'da Elio Vittorini, Cesare Pavese, Natalia
Ginzburg ve Carlo Levi ile yakın dostluklar kurdu.
Joseph Conrad üzerine hazırladığı tezle mezun oldu. Pavese
ve Ginzburg tarafından organize edilen Giulio Einaudi Yayınevi'nde editör
olarak çalışmaya başladı.
1947: İlk romanı Örümcek Yuvasına Giden Yol (Il
sentiero dei nidi di ragno) yayımlandı.
1949: Kısa öykülerinden oluşan En Son Karga Gelir
(Ultimo viene il corvo) yayımlandı.
1950: Cesare Pavese intihar etti. Calvino bu kayıptan
derin bir şekilde etkilendi ve sosyalist bağlılığının azaldığını hissetti.
1952: İkiye Bölünen Vikont (Il visconte
dimezzato) ve "Arjantin Karıncası" (La formica argentina)
yayımlandı.
1954: Savaşa Giriş (L'entrata in guerra)
yayımlandı.
1955: Einaudi tarafından yayımlanan Afrika
Masalları cildi için önsöz yazdı.
1956: İtalyan Masalları (Fiabe italiane)
yayımlandı.
1957: Komünist Parti'den istifa etti. Emlak
Spekülasyonu (La speculazione edilizia) ve Ağaçlardaki Baron
(Il barone rampante) yayımlandı.
1958: La nuvola di smog ("Duman
Bulutu") yayımlandı.
1959: Vittorini ile birlikte Il Menabò
dergisini kurdu. ABD'ye gerçekleştirdiği ilk ziyarette Kenneth Rexroth ve
Lionel Trilling ile tanıştı. Varolmayan Şövalye (Il cavaliere
inesistente) ve Hikayeler (I racconti) cildi yayımlandı.
1960: İkiye Bölünen Vikont, Ağaçlardaki
Baron ve Varolmayan Şövalye, Atalarımız (I nostri antenati)
adıyla üçleme olarak yayımlandı. Bu baskının önsözünde gerçekçilikten
ayrılışını savundu.
1963: Marcovaldo ya da Şehirde Mevsimler (Marcovaldo
ovvero Le stagioni in città) ve Gözlemci (La giornata d'uno
scrutatore) yayımlandı.
1964: Paris'te yaşamaya başladı; Claude Lévi-Strauss,
Michel Foucault ve Roland Barthes ile tanıştı. UNESCO tercümanı Chichi (Esther
Judith Singer) ile evlendi.
1965: Kozmokomik Öyküler (Le cosmicomiche)
yayımlandı.
1966: Pavese ile olan yazışmaları yayımlandı. Dostu
Elio Vittorini hayatını kaybetti.
1967: Sıfır T (Ti con zero) yayımlandı.
1968: Vittorini ile olan yazışmaları yayımlandı.
1969: Kesişen Kaderler Kalesi / Tarot (Il
castello dei destini incrociati) yayımlandı.
1970: Zor Sevdalar (Gli amori difficili)
adı altında eski öyküleri yeniden basıldı.
1972: Premio Feltrinelli Ödülü'ne layık görüldü. Görünmez
Kentler (Le città invisibili) yayımlandı.
1973: Kesişen Kaderler Kalesi genişletilmiş
baskısıyla yayımlandı.
1979: Bir Kış Gecesi Eğer Bir Gezgin (Se
una notte d'inverno un viaggiatore) yayımlandı.
1980: Ailesiyle birlikte Roma'ya taşındı. Edebiyatın
Kullanımları (Una pietra sopra) yayımlandı.
1981: Bir Kış Gecesi Eğer Bir Gezgin'in
William Weaver tarafından yapılan İngilizce çevirisi yayımlandı.
1982: William Weaver, Pace Gallery sergisi için
Calvino'nun Saul Steinberg üzerine yazdığı metni çevirdi.
1983: Palomar yayımlandı.
1984: Harvard Üniversitesi'nin Charles Eliot Norton
Kürsüsü derslerini (Gelecek Binyıl İçin Altı Öneri) vermek üzere davet edildi.
1985: 5 Eylül'de felç geçirdi ve 19 Eylül'de Siena'da
hayatını kaybetti.
…
Susan Farrell - Kurt Vonnegut - Notlar
Susan
Farrell - Kurt Vonnegut -
Notlar
Hayatına ve Eserlerine Dair Edebi Bir Rehber
Kurt Vonnegut, A Literary Reference to His Life and Work, Facts
On File Inc, New York, 2008
Giriş
Gerçekçilik karşıtı (anti-realist) romanlarıyla postmodern
edebiyatın başlamasına katkı sağlamıştır. High-culture (yüksek kültür) ile
low-culture (kitle/popüler kültürü) arasındaki sınırları bulanıklaştırmıştır
(Andy Warhol'un pop-art eserleri gibi).
"Öyleyse" (So it goes) kalıbı, "Billy
Pilgrims" veya "Ice Nine Kills" gibi rock grubu
isimleri ve daktilo üslubu Amerikan kültürüne mal olmuştur.
Çizimler, şakalar, bilimkurgu ögeleri, karikatürize
karakterler ve özellikle üstkurmaca (metafiction — kurgunun kendi
yapaylığına dikkat çekmesi) tekniklerini kullanmıştır.
Cornell'de bilim okumasına rağmen bilgisayar yerine daktilo,
e-posta yerine geleneksel posta kullanmayı tercih etmiştir.
Vonnegut'un karakterleri (Paul Proteus, Howard W. Campbell
Jr., Eliot Rosewater, Billy Pilgrim, Dwayne Hoover, Wilbur Swain vb.)
genellikle yalnız, şaşkın, çaresiz ve kaderin kurbanı olan "temelde iyi
niyetli" insanlardır.
Kurtarmaya çalıştıkları dünya veya kurdukları ütopik
sistemler çökse bile Vonnegut, bu karakterlere ve onların "düzgün insan
olma" çabalarına büyük bir şefkat ve sevgi besler.
Örgütlü dine, otoriteye, insanı harcanabilir gören askeri
bilime ve vahşet uygulayan hükümetlere karşı sert eleştiriler getirmiştir.
Bu rehber kitap Vonnegut’un tüm külliyatını (14 roman, 50
kısa öykü, denemeler, oyunlar vb.) inceler.
…
Biyografi
Kurt Vonnegut Jr., 11 Kasım 1922'de Indianapolis, Indiana'da
doğdu. Ailesi, 19. yüzyılın ortalarında Almanya'dan Amerika'ya göç eden
eğitimli, tüccar ve mimarlardan oluşuyordu.
Vonnegut, çocukluğunda dinsel bir isyan yaşamadığını
söylerken "Örgütlü din hakkındaki çirkin görüşlerimi annemin dizinde
öğrendim" ifadesini kullanmıştır.
Kalabalık aile masasında sesini duyurabilmek için şakalar
yaptığını belirten yazar, "birinin onu dinlemesini sağlamanın tek yolunun
şakalar yapmak olduğunu" dile getirir.
Babası ve ağabeyi Bernard'ın bilim odaklı yönlendirmesiyle
Cornell Üniversitesi'nde biyokimya okumaya başladı. Ailesi edebiyatı "çok
fazla önemsiz mücevher" olarak görse de Vonnegut bilimde zorlandı ve okul
gazetesi The Cornell Daily Sun'da yazarlığa yöneldi.
14 Mayıs 1944 Anneler Günü hafta sonunda annesi Edith aşırı
dozda uyku ilacıyla intihar etti. Vonnegut, annesinin dergilere öykü satma
çabalarına değinirken onun "kaygan dergilerin gerektirdiği bayağılık
konusunda hiçbir yeteneğinin olmadığını" ifade eder.
Savaşta esir düşen Vonnegut, Müttefiklerin Dresden
bombalamasından bir beton mezbahada sağ kurtuldu. Bu tecrübe, 20 yıl sonra
yazacağı başyapıtı Mezbaha-Beş'in temelini oluşturdu.
Savaş dönüşü Jane Cox ile evlendi ve Şikago Üniversitesi'nde
antropoloji eğitimi aldı. Dr. Robert Redfield'ın küçük, birbiriyle dayanışma
içindeki "halk toplulukları" teorisinden derin bir şekilde etkilendi.
Schenectady'deki GE halkla ilişkiler biriminde çalışırken
ilk öyküsü "Barnhouse Etkisi Üzerine Rapor"u Collier's
dergisine sattı. Dergi editörünün ödemesi sonrası "G.E.'yi bırakma
zamanının geldiğini" anladı.
1952'de yayımlanan ilk romanı Oyuncu Piyano,
otomasyonun insan üzerindeki etkilerini işledi. Ancak bu eser yüzünden ciddi
eleştirmenlerce "bilim kurgu etiketli bir dosya çekmecesinin başı dertli
bir sakini" olarak kategorize edildi.
1958'de kız kardeşi Alice ve eniştesinin 48 saat arayla
ölmesi üzerine Vonnegut, ablasının üç yetim çocuğunu evlat edindi.
Titan'ın Sirenleri (1959), Anneler Gecesi
(1962) ve kıyamet maddesi buz-dokuz'u konu alan Kedi Beşiği (1963) ile
üniversite gençliği arasında kült takipçiler kazandı. Terry Southern Kedi
Beşiği için "melodramatik saçmalıklardan çok daha ilgi çekici ve
anlamlı bir çalışma" yorumunu yaptı.
1969'da yayımlanan Mezbaha-Beş, Billy Pilgrim'in
zamanda sıçramalarını ve Dresden yıkımını anlatarak en çok satanlar listesine
girdi ve Vonnegut'a finansal özgürlük getirdi.
Üstkurgusal eseri Şampiyonların Kahvaltısı (1973)
büyük popülerlik kazandı. Bu dönemde eşinden ayrıldı, Jill Krementz ile
yaşamaya başladı; oğlu Mark geçirdiği zihinsel krizden iyileşerek tıp doktoru
oldu.
Galapagos (1985), Mavi Sakal (1987), Hokus
Pokus (1990) ve son romanı Zaman Depremi (1997) yayımlandı. Sanatçı
Joe Petro III ile serigrafi baskı resim çalışmaları yaptı.
2005'te yayımlanan Ülkesi Olmayan Bir Adam eserinde
mizahın "hayatın ne kadar berbat olabileceğini ertelemenin bir yolu"
olduğunu belirtti.
Vonnegut, 11 Nisan 2007'de düşmeye bağlı kafa travması
nedeniyle vefat etti.
Vonnegut'un Eserler
Romanlar
Anneler Gecesi (Mother Night, 1962)
İsrail hapishanesinde yargılanmayı bekleyen Amerikalı çifte
ajan ve Nazi propagandacısı Howard W. Campbell Jr.'ın itiraflarıdır.
Nasıl davranıyormuş gibi davrandığınıza çok dikkat etmeniz
gerekir... çünkü bir gün uyanıp ne olduğunuzu keşfedebilirsiniz.
Deadeye Dick (1982)
12 yaşında kazara hamile bir kadını vuran Rudy Waltz'un
suçluluk dolu yalnız yaşamı ve Midland City'nin bir nötron bombasıyla
boşaltılması anlatılır.
Galapagos (Galápagos, 1985)
Kriz sonrası insanın 1 milyon yıl içinde fok benzeri, küçük
beyinli canlılara evrilmesini Leon Trout'un hayaleti anlatır.
İnsanın büyük beyninin kendi türüne ve doğaya verdiği
zararlar hicvedilir.
Hapishane Kuşu (Jailbird, 1979)
Watergate skandalına karışan Walter F. Starbuck'ın serbest
kalışı, Sacco-Vanzetti davası ve Amerikan işçi hareketi tarihiyle
hesaplaşmasıdır.
Sevgi başarısız olabilir ama nezaket galip gelecektir.
Hokus Pokus (Hocus Pocus, 1990)
Vietnam gazisi Eugene Debs Hartke'nin haksız yere
hapsedildiği hapishanede seviştiği kadınlar ile öldürdüğü insanların eşit
sayıda olduğu listeler tutması anlatılır.
Kedi Beşiği (Cat's Cradle, 1963)
Anlatıcı John'un atom bombasının yaratıcılarından Dr. Felix
Hoenikker'in ailesini araştırması, San Lorenzo adasındaki diktatörlük, Bokonon
dini ve tüm suları donduran kıyamet bileşiği "buz-dokuz"un dünyayı
yok etmesi anlatılır.
Bokonon inancı "seni cesur, nazik, sağlıklı ve mutlu
kılan zararsız yalanlar" (foma) üzerine kuruludur. İnsan hayatının
absürtlüğü karşısında tek sığınak kara mizahtır.
Mavi Sakal (Bluebeard, 1987)
Yaşlı ressam Rabo Karabekian'ın Circe Berman sayesinde
geçmişiyle yüzleşmesi ve gizli patates ambarındaki devasa tablosunu açması konu
edilir.
Mezbaha-Beş (Slaughterhouse-Five, 1969)
Billy Pilgrim'in İkinci Dünya Savaşı esareti, Dresden
bombalaması ve Tralfamadore uzaylılarınca kaçırılarak zamanda sürüklenmesi
anlatılır.
Savaşın anlamsızlığını ve insan kıyımını otobiyografik
unsurlar ve fanteziyle birleştiren bir başyapıttır.
Oyuncu Piyano (Player Piano, 1952)
Otomatikleşmiş geleceğin Amerika'sında Dr. Paul Proteus'un
makinelerin insan onurunu yok etmesine karşı yürütülen gizli başkaldırıya
katılması anlatılır.
İnsanların "küçük kutular tarafından yönetilmesinin
sonuçlarına" verilen bir tepkidir.
Şakşak (Slapstick, 1976)
Birbirinden ayrılınca zekasını kaybeden ikiz kardeşler ve
yalnızlığı yenmek için tasarlanan yapay geniş aileler anlatılır.
İkiz kardeşi Eliza ile bir araya geldiğinde deha oluşturan
Wilbur Swain'in, ABD Başkanı olup yalnızlığa karşı yapay geniş aileler kurma
projesi ve kıyamet sonrası New York'taki yaşamı anlatılır
.
Şampiyonların Kahvaltısı (Breakfast of Champions, 1973)
Delirmeye başlayan araba satıcısı Dwayne Hoover ile ucuz
bilimkurgu yazarı Kilgore Trout'un Midland City Sanat Festivali'nde
karşılaşması işlenir.
İnsanların makine olduğu yanılsaması eleştirilir. Minimalist
ressam Rabo Karabekian'ın konuşmasıyla insanın kutsal özü savunulur.
Tanrı Sizi Korusun Bay Rosewater (God Bless You, Mr. Rosewater, 1965)
Milyoner Eliot Rosewater'ın servetini toplumsal açıdan işe
yaramaz görülen yoksul ve yalnız insanlara dağıtması ve çevresindekilerin onu
deli ilan etmesi işlenir.
Kapitalist sistemin acımasızlığı eleştirilir. Otomasyon
çağında "hiçbir işe yaramayan insanlar nasıl sevilir?" sorusuna
odaklanılır. Eliot'ın temel kuralı şudur: "Allah kahretsin, nazik
olmalısın."
Titan'ın Sirenleri (The Sirens of Titan, 1959)
Mars'ın Dünya'yı istilasını ve insanlık tarihinin
Tralfamadore gezegeninden gelen bir robot tarafından kontrol edildiğinin
keşfini konu alır.
İnsanların dış güçlerin piyonu olma durumunu ve özgür irade
yanılsamasını sorgular.
Özet:
Zengin playboy Malachi Constant, zaman-uzay bükülmesine (krono-senklastik
infundibulum) yakalanıp geleceği gören Winston Niles Rumfoord ile tanışır.
Rumfoord ona Mars'a, Merkür'e, Dünya'ya ve Titan'a gideceğini kehanet eder.
Servetini kaybeden Constant Mars ordusuna katılır.
Mars'ta beyinleri yıkanmış ve kafalarına telsiz anteni
takılmış askerlerden biri olan Unk (Constant), arkadaşı Stony Stevenson'ı
öldürmeye zorlanır. Merkür mağaralarında Boaz ile mahsur kalır.
Dünya'ya döndüğünde Tamamen Kayıtsız Tanrı Kilisesi'nin
kehanet ettiği "Uzay Gezgini" olarak karşılanır ancak nefret figürü
olduğu anlaşılınca Titan'a sürgün edilir.
Titan'da robot Salo ile karşılaşırlar. İnsanlık tarihinin
tek amacının Salo'nun bozulan uzay gemisine bir yedek parça sağlamak ("Selamlar"
mesajı içeren) olduğu anlaşılır.
Zaman Depremi (Timequake, 1997)
Zamanın 10 yıl geriye fırlaması ve insanların geçmişi
birebir tekrar yaşamak zorunda kalması üzerinden kader ve sanat sorgulanır.
Öyküler ve Derlemeler
2BRO2B
Yaşlanmanın çözüldüğü ve Dünya nüfusunun 40 milyarda sabit
tutulmaya çalışıldığı bir gelecekte geçer.
"Adem"
Toplama kampından sağ çıkan Heinz Knechtmann'ın bebeğinin
doğumundaki mucizevi sevinci etrafındaki Amerikalıların anlayamaması işlenir.
“Ambar Etkisi Raporu” (Report on the Barnhouse Effect)
Psikoloji profesörü Arthur Barnhouse, zihin gücüyle
maddeleri kontrol edebildiğini (dinamopsikizm) keşfeder. ABD hükümeti
bunu bir silah olarak kullanmak isteyince profesör ortadan kaybolur ve
dünyadaki tüm silah stoklarını zihniyle yok etmeye başlar.
"Anımsatıcılar" ("Mnemonic")
Ofis çalışanı Alfred Moorhead'in katıldığı hafıza
kliniğindeki senaryo tekniğiyle işinde terfi etmesi, fakat 43 maddelik listede
hatırlamaya çalıştığı son güzel kadının gerçek hayattaki sekreteri Ellen
olduğunu fark etmesi anlatılır.
“Anonim Aşıklar” (“Lovers Anonymous”)
Sheila Hinckley White, kütüphaneden kadın haklarını savunan "Boşa
Geçen Kadın Seks veya Ev Kadınlığının Dolandırıcılığı" kitabını
okuyunca kocası Herb ile evdeki rolleri değiştirir.
Askerin Hikayesi (A Soldier's Story)
Stravinsky'nin eserinin güncellenmiş halidir. İkinci Dünya
Savaşı'nda savaştan kaçan er Eddie Slovik'in kurşuna dizilmesini konu alır.
“Aşk İçin Bir Gece” (A Night for Love)
İşçi sınıfından Whitman'lar ile zengin Reinbeck'lerin
kesişen hayatlarını işler.
Vonnegut romantizm hakkındaki duygusal fikirleri yıkarak,
uzun birlikteliklerin ve arkadaşlığın gerçek evliliği oluşturduğunu gösterir.
Bagombo Enfiye Kutusu (Bagombo Snuff Box)
Amerikan banliyö yaşamının monotonluğunu ve insanların
macera özlemini ele alır.
“Bana Bir Rüya Bul” (“Find Me a Dream”)
Gerçek sevgi ile maddi hedefler arasındaki fark işlenir.
“Barut Mavisi Ejderha” (The Powder Blue Dragon)
16 yaşından beri çalışan yetim Kiah Higgins, biriktirdiği
parayla son derece pahalı bir Marittima-Frascati spor araba satın alır. Kiah,
nesnelerin kendisini zenginlerin dünyasına sokmaya yetmediğini acı bir şekilde
fark eder.
“Bayan Günaha” (“Miss Temptation”)
Kore'den dönen Onbaşı Norman Fuller, şık yürüyüşlü genç
aktris Susanna'yı herkesin içinde utandırır.
“Bu Benim Oğlum” (This Son of Mine)
Fabrika sahibi Merle Wagoner, oğlu Franklin'in fabrikayı
devralmasını ister ancak Franklin oyuncu olmak ister.
“Bu Sefer Ben Kimim?” (Who Am I This Time?)
North Crawford kasabasındaki amatör tiyatroda, sosyal
hayatında silik ve utangaç olan Harry Nash, sahnede Stanley Kowalski rolünü
canlandırırken devleşir. Yeni gelen Helene Shaw, Harry'nin oyunculuğundan
etkilenerek ona aşık olur. İkili oyun metinleri okuyarak iletişim kurar ve
evlenirler.
“Büyük Aziz Nick'e Hediye” (A Present for Big Saint Nick)
Gangster Big Nick, her Noel partisinde Noel Baba kılığına
girerek çalışanlarının çocuklarını korkutup ebeveynlerinin kendisi hakkındaki
gerçek düşüncelerini öğrenmeye çalışır.
"Büyük Uzay Sikişi" ("The Big Space Fuck")
Dünyası mahvolan yönetimin uzaya roketle insan spermi
fırlatmasını anlatan sert hicivdir.
“Çalışmalarda Geyik” (“Deer in the Works”)
David Potter, ailesinin geçimi için gazeteciliği bırakıp
devasa Ilium Works şirketinde işe girer.
İlk gününde fabrikaya giren bir geyiğin haberini yapması
istenir.
“Daha Görkemli Konaklar” (More Stately Mansions)
Karısıyla birlikte küçük bir köye taşınan anlatıcı ve eşi
Anne'in komşuları McClellan'larla olan ilişkisini anlatır.
Grace McClellan, Vonnegut'un daha sonra Mavisakal
romanında geliştireceği takıntılı sanatçı figürünün erken bir örneğidir.
Doğum Günün Kutlu Olsun, Wanda June (Happy Birthday, Wanda June)
8 yıldır kayıp maço avcı Harold Ryan eve döndüğünde, karısı
Penelope'nin bağımsızlaştığını ve nazik doktor Woodly ile ilgilendiğini görür.
Homeros'un Odysseia destanının ve maço erkek
modelinin Vietnam Savaşı dönemi eleştirisidir.
“D.P.” (Displaced Person)
Çocuğun ait olma ve kendi insanlarını bulma arzusu
anlatılır.
"EPICAC"
Aşık olup şiirler yazan ve sonunda kısa devre yaparak
kendini yok eden bilgisayarın öyküsüdür.
“Euphio Sorusu” (“The Euphio Question”)
Televizyon ve tüketim kültürünün insan zihnini uyuşturmasına
yönelik bir hicivdir.
“Foster Portföyü” (“The Foster Portfolio”)
Paranın sanatsal özgürlük karşısındaki konumu anlatılır.
“Hal Irwin'in Sihirli Lambası” (“Hal Irwin's Magic Lamp”)
Hal Irwin, genç karısı Mary'ye sürpriz yapmak için
çaydanlıktan sihirli lamba yapıp siyah hizmetçi Ella'yı cin kılığına sokar.
Gizli servetini açıklar ancak dindar ve mütevazı karısı bu gösterişten nefret
eder. Borsa çökünce Hal intihar eder.
"Harrison Bergeron"
Vatandaşların zorunlu fiziki ve zihinsel engeller takılarak
eşitlendiği radikal distopyadır.
“Hatıra” (Souvenir)
Eski asker Eddie, 2. Dünya Savaşı'nda arkadaşı Buzzer'ın
ölümüne ve mücevherli bir cep saatinin hikayesine tanıklık etmiştir. Rehinci
Joe Bane saati ucuza kapatmak ister ancak Eddie anlatırken saatin manevi
değerini anlayıp satmaktan vazgeçer. Saatin Adolf Hitler'in bir Nazi generaline
hediyesi olduğu ortaya çıkar.
“Herhangi Bir Makul Teklif” (“Any Reasonable Offer”)
Emlakçı, Hurty malikanesini satın almak isteyen Albay ve
Bayan Bradley Peckham çiftini gezdirir. Çift, evde "yeniliği
çıkarmak" bahaniyle günlerce kalıp havuzda yüzer ve kokteyl içer. Ev
sahibi pazarlığı zorlayınca Peckham'lar evden ayrılır. Ardından üç yıldır
satılamayan devasa Hellbrunner malikanesine giderler ve aynı taktiği orada da
uygularlar.
“Hırslı İkinci Sınıf Öğrencisi” (“The Ambitious Sophomore”)
Helmholtz'un öğrencilerine duyduğu sevgiyi ve müziğe olan
bağlılığını işler.
“Hyannis Limanı Hikayesi” (“The Hyannis Port Story”)
Goldwater Cumhuriyetçileri ile Kennedy Demokratları
arasındaki siyasi gerilim ile Romeo ve Juliet temasını birleştirir.
“Giyinmeye Hazır Değil” (Unready to Wear)
Matematikçi Konigswasser ruhu bedenden ayırmayı (amfibi
olmak) keşfeder. İnsanlar artık hastalanmayan, yemeyen bedenlerini depolara
kaldırır.
Güneş Ay Yıldız (Sun Moon Star)
Ivan Chermayeff'in çizimleriyle hazırlanan çocuk kitabında,
evrenin yaratıcısının bebek İsa olarak doğması işlenir.
“İnsanlı Füzeler” (“Manned Missiles”)
Uzay kazasında ölen Rus kozmonot Stepan'ın babası Mikhail
Ivankov ile Amerikalı pilot Bryant'ın babası Charles Ashland'ın karşılıklı
mektuplarıdır.
“Kaçaklar” (Runaways)
Indiana valisinin 16 yaşındaki kızı Annie, işçi sınıfından
Rice Brentner ile iki kez evden kaçar. Valinin evliliğe izin vermesi ve her
şeyin serbest bırakılması üzerine gençler arasındaki romantik büyü bozulur ve
evlenmek için çok genç olduklarını kabul ederek ayrılırlar.
Kader Ölümden Daha Kötü: Bir Otobiyografik Kolaj (Fates Worse Than Death)
Vonnegut, geniş ailelerin ve toplulukların önemini "Kutsal
Kase" olarak nitelendirir.
Silah sevgisini ve savaş çığırtkanlığını hastalık olarak
görür.
“Kızlardan Nefret Eden Çocuk” (“The Boy Who Hated Girls”)
Sanata adanmışlığın insani ilişkilerdeki bedelini gösterir.
“Kıymetlisiniz Karınıza ve Oğlunuza Geri Dönün” (“Go Back to Your Precious
Wife and Son”)
Popüler kültürün gösterişli aşk yanılsamaları eleştirilir.
Anlatıcı, süssüz Gloria'nın "kullanılmış bir stüdyo koltuğundan daha
güzel değildi" olduğunu fark eder.
“Kimsenin Başa Çıkamadığı Çocuk” (“The Kid Nobody Could Handle”)
Yalnızlığa karşı basit nezaketin gücü vurgulanır.
Vonnegut'un felsefesi "Allah kahretsin, nazik olmalısın"
ilkesine dayanır.
“Kimya Profesörü” (“The Chemistry Professor”)
Kimya profesörü Dr. Henry Jekyll Nobel Ödülü kazanacak bir
iksir geliştirmeye çalışır. Tavuk toniği ve LSD karışımından oluşan iksiri
içince dev bir tavuğa dönüşür. Tavuk tüccarı Fred Leghorn dev tavuğu vurarak
öldürür; öğrenciler ise tavuğu pişirip gömmeye karar verirler.
“Kişiye Özel Gelin” (“Custom-Made Bride”)
Öykü, 1950'lerde kadının nesneleştirilmesini ve yalnızca dış
görünüşe dayalı stil yaşamının boşluğunu eleştirir.
"Kralın Bütün Atları" ("All the King's Horses")
Soğuk Savaş döneminde insan satranç taşlarıyla oynanan
ölümcül oyundur.
“Maymun Evine Hoş Geldiniz” (Welcome to the Monkey House)
Aşırı nüfuslu gelecekte hükümet, cinsel arzuları uyuşturan
haplar ve Etik İntihar Salonları zorunlu kılmıştır. Şair Billy adlı kanun
kaçağı, cinsel hazzı dünyaya yeniden kazandırmak için İntihar Hostesi Nancy
McLuhan'ı kaçırır ve ona gerçek doğum kontrol hapları bırakır.
“Metanet” (“Fortitude”)
Dr. Norbert Frankenstein, 100 yaşındaki Sylvia Lovejoy'un
kafasını organ kulelerine ve makinelere bağlayarak hayatta tutar.
Tıbbi teknolojinin insanı makineleştirmesi eleştirilir.
“Paket” (The Package)
Öykü, başarıyı yalnızca maddi zenginlikle ("paket")
eşitleyen ve sığ iyimserliğe sahip Amerikan "kendi kendini yetiştirmiş
adam" mitini eleştirir.
“Seyahat Neşeli Roger” (“The Cruise of the Jolly Roger”)
Kore Savaşı gazisi Nathan Durant, ordu sonrası sivil hayata
uyum sağlamakta zorlanır. Kendisine ait hayalleri olmadığından "komşusunun
hayalini ödünç aldı" diyerek bir tekne alır.
Ait olma duygusu ve gazilerin topluma uyum sancıları
işlenir.
“Sonsuza Kadar Uzun Yürüyüş” (“Long Walk to Forever”)
Ordudan kaçan Newt, başka biriyle evlenmek üzere olan
çocukluk arkadaşı Catharine'i yürüyüşe davet eder. Elma bahçesinde aşkını
itiraf eder ve Catharine düğünü bırakıp Newt'a koşar.
Vonnegut öyküyü "mide bulandırıcı derecede akıcı bir
aşk hikayesi" olarak adlandırır.
“Tanasfer” (Thanasphere)
Uzaya fırlatılan ilk astronot Allen Rice, uzayda ölülerin
ruhlarının seslerini duyduğunu bildirir. Bilim adamı Groszinger başlangıçta
buna inanmasa da gerçek ortaya çıkınca görevi gizlemek için iptal ederler. Rice
ölen karısının ruhuna kavuşmak için uzay gemisini düşürür.
Tanrı Sizi Korusun, Dr. Kevorkian (God Bless You, Dr. Kevorkian)
Vonnegut, Dr. Kevorkian aracılığıyla ölüme yakın deneyimler
yaşayıp öbür dünyadaki insanlarla (Shakespeare, Newton, Hitler vb.) röportajlar
yaptığını kurgular.
Tom Edison'un Tüylü Köpeği (Tom Edison’s Shaggy Dog)
Adam, 1879'da Thomas Edison'un komşusu olduğunu ve Edison'un
zeka ölçen bir cihaz geliştirdiğini iddia eder. Cihaz Edison'un köpeği
Sparky'ye bağlandığında, köpeğin Edison'dan bile zeki olduğu anlaşılır.
Köpekler aslında insanları kandırarak yüzyıllardır yan gelip yatan süper zeki
canlılardır.
“Ücretsiz Danışman” (Unpaid Consultant)
Anlatıcı, eski lise aşkı Celeste Divine ve kocası Harry ile
buluşur. Harry kendisini ketçap uzmanı danışman olarak tanıtsa da aslında
zengin karısının yanında ezilmemek için bu kimliği uyduran bir araba
tamircisidir.
“Yalan” (“The Lie”)
Sınıf kibri ve ikiyüzlülük anlatılır.
"Yan Kapı" ("Next Door")
Ailesi sinemaya gittiğinde evde yalnız kalan 8 yaşındaki
Paul Leonard'ın, yan dairedeki şiddetli kavgayı durdurmak için radyodan şarkı
ithaf ettirmesi ve olayın karışık bir biçimde çözülmesi işlenir.
Yarın ve Yarın ve Yarın (Tomorrow and Tomorrow and Tomorrow)
Kontrolsüz teknolojik gelişmelerin getirdiği distopik
gelecek, aşırı nüfus artışı, tüketim kültürü ve televizyon bağımlılığı
eleştirisi…
“Yaşadığım Yer” (Where I Live)
Cape Cod'daki Barnstable Köyü'ne gelen bir ansiklopedi
satıcısının gözünden kasabanın ticari Hyannis'in aksine turizm patlamasına
nasıl direndiği ve özgün ruhunu nasıl koruduğu anlatılır.
“Yeteneksiz Çocuk” (The No-Talent Kid)
Öykü, Lincoln Lisesi bando direktörü George M. Helmholtz ile
kulak eğitimi yetersiz ama azimli klarnetçi Walter Plummer'ın mücadelesini konu
alır.
“Zavallı Küçük Zengin Kasaba” (Poor Little Rich Town)
Öykü, dizginsiz ilerleme ve verimlilik hırsının insani
bağları yok edip etmediğini sorgular. Upton Beaton'ın "Gayrimenkul
patlaması yaşayacak ve kendi ruhunu kaybedecek bir köyün kazancı ne olur?"
sorusu öykünün ana temasını özetler.
“Zayıf Tercüman” (“Der Arme Dolmetscher”)
Almanca bilmediği halde bildiği tek şiir nedeniyle tabur
tercümanı yapılan bir Amerikan askerinin öyküsüdür.
Ordunun absürt bürokrasisini ve beceriksizliğini mizahi bir
dille eleştirir.
Deneme, Konuşma ve Oyunlar
Palmiye Pazarı / Palm Sunday
1981'de yayımlanan bu eser, Vonnegut'un makale, konuşma ve
mektuplarını bir araya getirdiği otobiyografik bir "kolajdır".
Önsözde otobiyografik parçaların birleştirilmesi "blivit"
ve Frankenstein metaforu ile açıklanır.
Vonnegut'un konuşmaları ve makalelerinin yer aldığı eserde aile
içi akıl hastalıkları, savaş karşıtlığı, bağnaz din eleştirisi ve hümanizm
savunusu ön plandadır.
Doğum Günün Kutlu Olsun Wanda June
Maço avcı Harold Ryan üzerinden eril maço kahramanlık
anlayışını eleştirir.
El Sıkışmak Gibi Tanrı: Bir Konuşma Yazma Hakkında (Like Shaking Hands with
God)
Kurt Vonnegut ile Lee Stringer'ın yazarlık üzerine
sohbetidir.
Onur Dışında Hiçbir Şey Kaybolmaz: İki Deneme (Nothing is Lost Save
Honor: Two Essays)
Vonnegut bu yayını bir "pasta satışındaki
pastaya" benzetmiş ve bağış amacıyla sunmuştur.
Ülkesi Olmayan Bir Adam (A Man Without a Country)
Vonnegut'un 82 yaşında kaleme aldığı denemeleridir. Fosil
yakıtları "tüm zamanların en çok suiistimal edilen, bağımlılık yaratan
ve yıkıcı uyuşturucusu" olarak tanımlar.
Wampeters, Foma ve Granfalloon'lar (Wampeters, Foma, and Granfalloon's,
1974)
Adını Kedi Beşiği romanındaki üç kurgusal terimden alır.
Dürüstlük ilkesi olarak "Biz, öyleymiş gibi
davrandığımız şeyiz, bu yüzden neymiş gibi davrandığımız konusunda dikkatli
olmalıyız."
“Yeni Sözlük” (The Random House Dictionary / New Dictionary)
Vonnegut'un yeni çıkan Random House Dictionary of the
English Language sözlüğü üzerindeki düşüncelerini aktarır.
Zaman ile Timbuktu Arasında
Vonnegut eserlerinden sahnelerin uzay-zaman tünelinde
seyahat eden şair Stony Stevenson üzerinden harmanlandığı televizyon oyunudur.
Televizyon senaryosu olan eser, Vonnegut'un Oyuncu Piyano,
Titan'ın Sirenleri ve Kedi Beşiği gibi romanlarından parçaları
birleştirir.
İlgili Kişiler, Yerler ve Konular
Abe Lincoln: Vonnegut'un hayran olduğu,
konuşmalarından alıntılar yaptığı ABD başkanı.
Atom Bombası: Hiroşima ve Nagazaki yıkımlarının
Vonnegut'un insan ruhuna ilişkin inancını sarsması.
Céline, Louis-Ferdinand: Vonnegut'un üslubundan ve
zamanı dondurma çabasından etkilendiği Fransız yazar.
Dresden: Vonnegut'un hayatını ve edebiyatını
şekillendiren yangın bombalaması felaketi.
Kilgore Trout: Vonnegut'un kurgusal alter-egosu olan
başarısız bilimkurgu yazarı.
Tralfamadore: Zamanı tüm boyutlarıyla aynı anda gören
uzaylıların gezegeni.
Ekler
Kilgore Trout
Vonnegut romanlarında adı geçen hayali karakterdir.
2BRO2B, Uzaydan Gelen İncil, Dördüncü Boyuttaki Manyaklar ve
daha pek çok hikayesini bu kurgu karaktere mal eder.
Bibliyografya…
Kronoloji…
Merritt Moseley - Julian Barnes'ı Anlamak - Notlar
Merritt
Moseley - Julian
Barnes'ı Anlamak - Notlar
Understanding Julian Barnes, University of South Carolina
Press, 1997
Birinci Bölüm: Kariyer ve Genel Bakış
1980 yılında ilk romanıyla edebiyat dünyasına adım atan
Julian Barnes, eleştirmenler tarafından "İngiliz edebiyatının
bukalemunu" olarak adlandırılmıştır.
Kendi adıyla yazdığı ciddi kurgusal romanların yanı sıra Dan
Kavanagh takma adıyla polisiye gerilim romanları, kısa öyküler ve kurgu
dışı makaleler kaleme almıştır.
Fransız edebiyatına ve özellikle Gustave Flaubert'e derin
bir hayranlık duyar. Oxford Magdalen Koleji'nde modern diller eğitimi almış;
yayıncılık, sözlükçülük, edebiyat eleştirmenliği (The Guardian, New
Statesman) ve televizyon eleştirmenliği yapmıştır.
Metroland ile Somerset Maugham Ödülü'nü, Flaubert'in
Papağanı ile Fransa'da Prix Médicis'i kazanmış, Booker Ödülü adaylıkları ve
çeşitli uluslararası nişanlar elde etmiştir.
Barnes'ın romanları geleneksel roman kalıplarını ve
sınırlarını zorlar; anlatı ile deneme arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır.
Eserlerinin değişmez temaları; aşk, evlilik ilişkileri,
cinsel kıskançlık, sadakatsizlik, hakikat ile kurgunun karmaşıklığı ve insan
kalbinin değişmeyen tutkularıdır.
İkinci Bölüm: Metroland
Barnes'ın otobiyografik ögeler içeren ilk romanıdır (1980).
Christopher Lloyd adındaki gencin olgunlaşma, isyan ve ardından burjuva
sıradanlığına uyum sağlama sürecini anlatır.
Metroland (1963): Christopher ve arkadaşı
Toni'nin Londra banliyösündeki ergenlik yılları, Fransız kültürüne duydukları
hayranlık ve burjuvaziyi şok etme (épater la bourgeoisie) çabaları
işlenir.
Paris (1968): Paris'teki öğrencilik dönemi,
ilk cinsel tecrübesi (Annick) ve romantik idealizmin gerçeklikle sınanması ele
alınır.
Metroland II (1977): Christopher'ın Marion ile
evlenmesi, yayıncılık/reklamcılık sektörüne girmesi ve gençlik radikalizminden
vazgeçip banliyö mutluluğunu kabul etmesi anlatılır.
Her üç bölüm de "Nesne İlişkileri" (Object
Relations) adlı alt başlıklarla son bulur ve karakterin gelişim aşamalarını
simgeleyen nesnelere odaklanır.
Üçüncü Bölüm: Duffy
Barnes, popüler tür kurgusunu edebi itibarından ayrı tutmak
amacıyla Dan Kavanagh ismi için macera dolu, uydurma biyografiler yaratmıştır.
Ana karakter Duffy; biseksüel, polisten kumpasla
uzaklaştırılmış eski bir dedektif olup özel güvenlik danışmanlığı yapmaktadır.
Romanlar Londra'nın farklı ve karanlık alt kültürlerini ele
alır: Soho seks endüstrisi (Duffy), Heathrow Havaalanı'ndaki kaçakçılık
(Fiddle City), alt lig futbol kulüpleri (Putting the Boot In) ve
köpek yarışları ile zengin züppeliği (Going to the Dogs).
Dördüncü Bölüm: Benimle Tanışmadan Önce (Before She Met Me)
Kıskançlık ve saplantının insan zihnini nasıl yıkıma
sürüklediğini işleyen karanlık bir komedidir.
Tarih akademisyeni Graham Hendrick, eski bir oyuncu olan
ikinci eşi Ann'in kendisinden önceki cinsel geçmişini ve oynadığı filmleri
saplantı haline getirir.
Çapkın ve çifte standartlı romancı arkadaşı Jack Lupton ise
evlilik dışı ilişkiler ve zina konusunda bir "uzman" rolündedir.
Romanda insanın evrimsel "üç beyni" (sürüngen
beyni, eski memeli beyni, yeni memeli beyni) tartışılır; ilkel sürüngen
beyninin mantıklı ve medeni zihni nasıl ele geçirdiği gösterilir.
Romanın vurucu açılış cümlesi şöyledir: "Graham
Hendrick, karısının zina yaptığını ilk kez gördüğünde hiç aldırış etmedi.
Kendini kıkırdarken buldu."
Beşinci Bölüm: Flaubert'in Papağanı (Flaubert's Parrot)
Barnes'ın dünya çapında tanınmasını sağlayan ve roman
biçimini yeniden tanımlayan başyapıtıdır (1984).
Emekli doktor Geoffrey Braithwaite, Flaubert'in bir öyküsünü
yazarken masasında tuttuğu doldurulmuş papağanın izini sürmek için Fransa'ya
gider. Ancak iki ayrı müzede iki farklı "gerçek" papağanla
karşılaşınca nesnel hakikatin imkansızlığını kavrar.
Eser; alternatif kronolojiler, hayvanlar kitabı (bestiary),
tren gözlemcisi rehberi, sınav kağıdı ve Flaubert'in metresi Louise Colet'nin
ağzından yazılan savunma gibi farklı metin türlerini harmanlar.
Madam Bovary karakterinin göz rengi üzerine
eleştirmen Enid Starkie ile girilen polemik üzerinden kurgu ile gerçeklik
arasındaki sınırlar sorgulanır.
"Kitaplar size olayların açıklandığı yerdir; hayat ise
olayların anlatılmadığı yerdir."
Altıncı Bölüm: Güneşe Bakmak (Staring at the Sun)
1922 doğumlu Jean Serjeant adlı sıradan bir kadının
çocukluğundan 2021 yılındaki yaşlılığına kadar uzanan ömrünü konu alır.
Üç bölümden oluşan romanda; II. Dünya Savaşı pilotu Thomas
"Sun-Up" Prosser'ın uçakla güneşe yükselme deneyimi, Leslie Amca'nın
hileleri ve Jean'in oğlu Gregory'nin varoluşsal/teolojik soruları işlenir.
Çocukluğundan kalma "Vizon hayata karşı son derece
dayanıklıdır" cümlesi hayatın anlamını arayan ana motiftir.
"Güneşe bakmak", ölümle ve hayatın kaçınılmaz
çıplak gerçeğiyle doğrudan yüzleşmeyi simgeler.
Yedinci Bölüm: 10½ Bölümde Dünya Tarihi (A History of the World in 10½
Chapters)
Tarih yazımını, din mitlerini ve insanlığın felaketlerle
dolu serüvenini ironik bir yapıda ele alan 10.5 bölümlük romandır (1989).
Nuh'un gemisindeki olayların kaçak bir tahta kurdu gözünden
anlatıldığı ilk bölüm (The Stowaway), teröristlerce kaçırılan yolcu
gemisi (Visitors), Medusa'nın Salı tablosunun incelendiği sanat denemesi
(Shipwreck) ve Cennet rüyası (The Dream) gibi bağımsız ama
tematik olarak bağlı parçalardan oluşur.
Barnes'ın doğrudan kendi sesiyle konuştuğu yarım bölüm olan
"Parantez", tarihin yıkıcı ve anlamsız çarkına karşı koyabilecek tek
insani sığınağın aşk olduğunu savunur.
Sekizinci Bölüm: Bunu Konuşmak (Talking It Over)
Stuart, Oliver ve Gillian arasındaki aşk üçgenini işleyen,
karakterlerin doğrudan okuyucuya konuştuğu monolog yapısına sahip bir romandır
(1991).
Düzgün ve sıkıcı bankacı Stuart, gürültücü ve entelektüel
dostu Oliver ve her ikisi arasında kalan Gillian. Karakterler bir tiyatro
sahnesindeymiş gibi sırayla okuyucuya savunma yaparlar.
Zamanla Oliver, Gillian'ı Stuart'ın elinden alır ve evlenip
Fransa'ya yerleşirler; bu süreçte Stuart ile Oliver rollerini değiştirir.
Aşk ile para kavramları arasında ahlaki tarafsızlık ve
piyasa koşulları açısından benzerlikler kurulur.
Oliver aşk ile parayı şöyle kıyaslar: "Aşk ve
para... Her ikisi de nereye giderse gitsin, neyi geride bıraktığını umursamadan
yükselir... Para, daha da ilerledikçe bunu anlayın, ahlaki açıdan tarafsızdır."
Dokuzuncu Bölüm: Kirpi (The Porcupine)
Bulgaristan benzeri bir Doğu Avrupa ülkesinde komünizmin
çöküşünün ardından yaşanan siyasi yargılama sürecini anlatan romandır (1992).
Yargılanan devrik komünist diktatör Stoyo Petkanov ile onu
mahkum etmeye çalışan idealist ama sistemi sorgulayan savcı Peter Solinsky
arasındaki ahlaki ve hukuki duello anlatılır.
Diktatörü mahkum etmek adına sahte bir belgenin delil olarak
kullanılmasıyla, "amaçların araçları meşrulaştırması" mantığının hem
yeni demokraside hem de eski rejimde aynı kaldığı gösterilir.
Onuncu Bölüm: Kısa Hikayeler ve Kurgusal Olmayan Yazılar
Cross Channel (1996) derlemesinde İngilizler ile
Fransızlar arasındaki tarihi ve kültürel karşılaşmaları işleyen öyküler (Dragons,
Interference, Experiment) incelenir.
Barnes'ın The New Yorker dergisine yazdığı Londra
mektupları (Letters from London, 1995), Fransız müzisyen Jacques Brel
hakkındaki yazıları ve Arthur Koestler ile satranç anıları değerlendirilir.
On Birinci Bölüm: Sonuç
Barnes; Vladimir Nabokov, Italo Calvino ve Milan Kundera
gibi uluslararası ustalarla karşılaştırılır.
Sadece teknik oyunlar oynan bir postmodernist değil; George
Eliot ve Nathaniel Hawthorne gibi insan kalbinin gerçeklerine, ahlaki
sorumluluğa ve dürüstlüğe inanan hümanist ve liberal bir yazardır.
Barnes'ın tüm kariyerine yön veren temel ilke Flaubert'ten
mülhemdir: "Yazmak için, bunun sizin için yeni bir ayrılış olduğuna ve
yalnızca sizin için değil, aynı zamanda romanın tüm tarihi için yeni bir
ayrılış olduğuna kendinizi ikna etmelisiniz."
…

+1.jpg)

+2.jpg)