Albert Camus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Albert Camus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2013 Pazartesi

Sisifos Söyleni

Albert Camus – Sisifos Söyleni


Gerçekten önemli olan tek bir felsefe sorunu vardır intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.

Hiç kimsenin varlıkbilimsel bir kanıt uğruna öldüğünü görmedim. Önemli bir bilimsel gerçeğe varmış olan Galilei, bu gerçek yaşamını tehlikeye sokar sokmaz, büyük bir rahatlıkla dönüverdi ondan. (s. 15)

Düşünmeye başlamak, için için yenmeye başlamaktır.

Kendini öldürmek
İçindekini söylemektir.

…bilim yoluyla olguları kavrayıp sayabilirsem d dünyayı kavrayamam. (s. 30)

Heidegger
Bu yaşamın alçaltılmış olduğunu bildirir. Tek gerçek, bütün varlıklar katındaki kaygıdır.

…kendi bilincine varmayagörsün, bunalım olur, uyanık insanın sürekli iklimi olur, “varoluş kendini yeniden bulur” bu iklimde. (s. 33)

Anlamını kavrayamadığım bu dünya gerçekte uçsuz bucaksız bir usa-aykırılıktan başka bir şey değil. (s. 36)

Günah, tanrıdan uzaklaştıran şeydir.
Uyumsuz, tanrısız günahtır. (s. 47)

Kendi koşulumun dışında olan bir anlamın benim için anlamı ne?

Bilinçleri birse, postadaki bir memur adayıyla bir fatih eşittir. Bu bakımdan deneyimler farksızdır. (s. 73)

Uyumsuz insan zamandan ayrılmayan insandır. Don Juan kadınların koleksiyonunu yapmaz. Niceliklerini tüketir. (s. 76/77)

Kendini ölümsüzlüğe yeğ tutmak ya da tanrıda erimek, çok eski bir tragedyadır bu, bizim de yer almamız gereken tragedya. (s. 86)

Bir insan söylediği şeylerden çok söylemedikleriyle insandır. (s. 88)

Bir tek eylem vardır yararlı olan; insanı ve yeryüzünü yeni baştan düzeltecek eylem. (s. 90)

Uyumsuz yaratıcı yapıtına bağlanmaz. Ondan vazgeçebilir; bazı bazı vazgeçtiği de olur. Bir Habeşistan yeter. (s. 101)

Tanrının gerekli olduğunu, var olması gerektiğini sezer. Ama var olmadığını ve var olamayacağını bilir. Bunun kendimizi öldürmemiz için yeterli bir neden olduğunu nasıl anlamıyorsun? diye haykırır. (s. 108)

Türkçeleştiren: Tahsin Yücel
Can Yayınları

13. Baskı, Ağustos 2009

Düşüş

Albert Camus – Düşüş


…hemşehrilerimizin iki çılgınlığı vardır,
Birincisi düşünenler, ikincisi de nasıl diyeyim, sevişme gibi bir şey. (s. 4)

Birkaç yıl oluyor, Paris’te avukattım.

İş yaşantımda gerçekten de kusursuzdum.

Ben yükseklere nişan alıyordum. (s. 11)

Hiçbir zaman yaşamayı öğrenmeye ihtiyacım olmadı. (s. 15)

Dikkat ettiniz mi duygularımızı uyaran bir tek şey var, o da ölüm.

İnsan
Kendini sevmeden başkasını sevemez. (s. 18)

Beden tasalı oldu muydu, yürek de eziliyordu. Öğrenmek için hiçbir güç harcamadığım ama çok iyi bildiğim şeyi (yaşamak demek istiyorum) yavaş yavaş yitirmeye başlamıştım. (23)

Günü gününe yaşıyordum, ben-ben-ben’den başka bir süreklilik tanımadan. (s.27)

Yeryüzü karanlık sevgili dostum, tahta kalın, kefense donuk.

İnsanlar sizin düşüncelerinize, içtenliğinize, acılarınızın önemine, siz öldükten sonra inanırlar ancak. Siz yaşadıkça, durumunuz kuşkuludur. (s. 40)

…herkes zengin olmanın peşinde. Niçin? Hiç sordunuz mu bunu kendinize? Elbet elbet güçlü olmak için. Çünkü zenginlik, kesin yargılardan kurtarır.
Zenginlik dostum, özgür olmak değildir, ama “tecil” edilmiş bir yargı; hiç de yabana atılacak bir şey değil… (s. 44)

Tüm yalanlarını açığa vurmadan ölemezdi kişi.

Ey Ulu Giyotin

Hiçbir işaret noktamız olmadan ilerleriz, ölçemeyiz hızımızı. İlerliyoruz evet, hiçbir şey değişmiyor. Deniz yolculuğu değil bir düş bu.  (s. 52)

…kadınların yanına sığındım. Siz de bilirsiniz onlar hiçbir güçsüzlüğü suçlamazlar, daha çok aşağılamaya ya da elinizdeki silahı almaya çalışırlar. İşte bu yüzden kadın savaşçının değil, katilin sığınağıdır. (s. 53)

Otuz yıldan fazla kendi kendimi sevmiştim. Nasıl umulur böylesi bir alışkanlığı yitirmek? (s. 54)

…yalnızlar için günlerin ağırlığı korkunçtur. Tanrı artık moda olmadığı için kişinin kendine yeni bir efendi seçmesi gerekir. (s. 71)

Hepimiz suçlu olduğumuzda, işte o zaman demokrasi doğacak.
Ölüm yalnızlıktır, kölelikse birlik. (s. 73)

Türkçeleştiren: Ferit Edgü
Ataç Kitabevi

Ekim 1961

3 Ekim 2013 Perşembe

Albert Camus – Defterler 3

Albert Camus – Defterler 3
Mart 1951 – Aralık 1959


1951: Başkaldıran İnsan yayımlanır.
1954: Yaz yayımlanır. Cezayir Savaşı başlar.

“Yüce olanı kavrayanın onu yaşatması gerekir.”
Nietzsche
O kadındaki mutluluk her şeyi buyuruyordu, öldürmeyi bile. (s. 12)

Gerçeklik bir erdem değil tutkudur. Bu nedenle hiçbir zaman merhametli değildir.

Öfkelendiren ölüm. İnsanların tarihi, onların bu gerçeği keşfettikleri söylencelerin tarihidir. İki yüzyıldan beri, geleneksel söylencelerin kayboluşu tarihi sarstı. Çünkü ölüm umutsuz bir hal aldı. Oysa, sonunda umutsuz ölümün kabulü yoksa, insana özgü gerçeklik yoktur. Bu, denge ile özdeşleşen her varlığın bir gerilim içinde, körü körüne boyun eğmeden, sınırı kabul etmesi demektir. (s. 18)

İnsan onursuzluk bilincine sahip değilse asla sahip olmadığı bir onuru yitiremez. (s. 27)

En kötü alınyazısı keyifsizliktir. Bunu deneyimle biliyorum. (s. 29)

Labirent gibi karmaşık bir adam asla gerçeği değil hep ve yalnızca Ariane’ı arar.

Deha bir esenlik, üstün bir biçem, bir keyiftir –ama büyük acının doruğunda.

Kadın verdikçe alıyor – zenginleşme uğruna kendini harcama. (s. 34)

Emerson’a göre Amerikalılar yalnızca olağanüstü makine uzmanlarıdır, çünkü yorgunluk ve acıdan korkarlar: tembeldirler. (s. 36)

Sevdiğim insanların huzurunu bozmayacak sessiz bir ölüm. (s. 38)

Cehenneme girmek için Dionisos bizzat kürek çekmek zorunda. (s. 44)

Ölüm özgürleşmedir. (s. 45)

Hiçbir şey vermeyenin, hiçbir şeyi olmaz. En büyük mutsuzluk, sevilmemiş olmak değil, sevmemektir. (s. 47)

Aşırı kibarlığın altındaki alınganlığını kestirmek zor. Bunu anlamak için zaman gerekiyor. Ve bütün bu zaman boyunca, onu incitme tehlikesi var.

Duygular, onları hissetmeden önce yaşanmak isteniyor. Duyguların var olduğunu biliyoruz. Gelenek ve çağdaşlarımız, bize duygular hakkında ardı arkası kesilmeyen raporlar hazırlıyorlar, üstelik de yanlış raporlar. Ama duygular vekâleten yaşanıyor. Ve duygular, hissedilmeden yıpranıyor. (s. 55)

“İnsanlar tam anlamıyla erdemli olsalardı, hiç dostları olmazdı.”
Montesquieu
 Yalnızca sevilenlere ihanet edilir. (s. 56)

(Unut ve bu dünyanın dayanılmaz ağırlığıyla olabildiğince zevk almaya bak.)

İnsan hoşlanmadığı bir duruma, kendine rağmen katlandığı zaman, en küçük sıkıntı artışı öfke yaratıyor. (s. 69)

Gerçek mutluluğun nerede olduğunu bilmeksizin dünyayı değiştirmeye çalışan, cahil ve kibirli devrimcilerden nefret ediyordu. (s. 70)

Tiyatro kişilerdir, son sınırına götürülmüş karakterlerdir. (s. 73)

(Tolstoy)

Günümüzün toplumunun duyguları üç şeye indirgenmiş: kibir, şehvet ve yaşam bıkkınlığı. (s. 81)

Hegel: Ölçü, nitelik ve niceliğin bileşimidir.

Gelenek yoksa, sanatçı kendi kurallarını yarattığı yanılsamasına kapılır. Tanrılaşır. (s. 83)

Gerçek korkunçtur.

Mutlu bir adam. Ama kimse ona katlanamıyor. (s. 106)

1956: Düşüş
1957: Nobel ödülü

Beni ürküten ölmek değil, ölümde yaşamaktır. (s. 120)

Yaşamında adaletin egemenliğini sağlayamamış biri adalet konusunda nasıl konuşabilir. (s. 121)

Özgürlük ve çoğulculuk, Avrupa’nın iki belirleyici özelliğidir. (s. 129)

Gideceğim yere varmak istiyorsam, bunu başarmalıyım. Salı yola çıkacağım. (s. 142)

Ahlak. İnsan arzu etmediğini almamalı.
(Düşüş) …insan kendini bir gün arzu etmeden aldığı bir durumda bulur. (s. 144)

Özel yaşamın bir yığın insana sergilendiği, açıklandığı anlarda, özel yaşam genel yaşam olur, artık özel yaşam korunamaz. (s. 145)

Gerçekten söyleyecek bir şeyleri olanlar, bundan asla söz etmezler. (s. 215)

Yaşamını başıboş bırakan ve yüklendiği birkaç görevin ağırlığı altında ezilen kişi kimseye yardımcı olamaz. (s. 219)

Güzellik sularda uyuyor. (s. 229)

Doğrudan yana olan insan yaşlanmaz. Biraz daha gayret etse, ölmez de. (s. 231)

Ahlaki bakış açısından vazgeçtim. Ahlak, soyutlamaya ve adaletsizliğe yöneltiyor. Bağnazlık ve körlüğün anası. Erdemli olan kafaları kesmeli. (s. 265)

Ben bir yazarım. Ben değil kalemim düşünür, anımsar ya da keşfeder. (s. 271)

Türkçeleştiren: Ümit Moran Altan
İthaki Yayınları
2003

Yabancı

Albert Camus – Yabancı

Bugün annem ölmüş.
Patrondan iki gün izin istedim. (s. 15)


Bir pazar daha geçmişti, annemi de toprağa vermiştik, yarın da yeniden işe başlayacaktım. Uzun sözün kısası, değişen bir şey yoktu. (s. 39)

Hayatınızda değişiklik olsun istemez miydiniz?
İnsan hiçbir zaman hayat değiştiremez,
Değiştirse bile, bir hayatın diğerinden farklı hiçbir tarafı yoktur. (s. 60)

Arap beni görür görmez,
Elini cebine attı.

Arap, bıçağını çekip güneşte bana gösterdi.
…tabancanın üzerinde duran elimi sıktım. Tetik geri gitti. (s. 81)

Defalarca sorguya çekildim. (s. 85)

Aklı başında bütün insanlar sevdiklerinin ölmesini arzulamışlardır.
…benim öyle bir tabiatım var ki, bedeni ihtiyaçlarım hislerimi alt üst eder çoğu zaman. (s. 87)

…gümüş haçı taa burnumun dibine kadar uzatarak, deli gibi bağırdı:
…senin günahların için ondan af diliyorum. Onun, senin için acı çekmiş olduğuna nasıl olur da inanmazsın sen? (s. 93)

Sorgu işi tam on bir ay devam etti. (s. 95)

İnsan sonunda her şeye alışır. (s. 102)

Anlamak lazım, anlamak lazım deyip duruyordu. Ama kimse bir şey anlar gibi görünmüyordu. (s. 124)

Başkan garip bir biçimde bana, Fransız ulusu adına, kafamın genel bir meydanda kesileceğini söyledi. (s. 138)

…nefret dolu bağırışlarla karşılamalarını dilemekten başka yapacak bir şey kalmıyordu benim için. (s. 156)

---
Kitaptaki diğer hikâyeler:

Günahkâr Kadın (s. 157-186)

Tanrı Misafiri (s. 187-212)

Yerden Biten Taş (213-263)

Türkçeleştiren: Necmettin Arıkan
Altın Kitaplar

Şubat 1977

15 Kasım 2012 Perşembe

Albert Camus – Defterler 2


Albert Camus – Defterler 2
Ocak 1942 – Mart 1951

Mutluluk düşleri kurmak ne kadar da zor. En iyisi sonsuza dek susmak ve geri kalana yönelmek. (s. 13)

Yabancı’nın nirengi noktaları = Tolstoy, Melville, de Foe, Cervantes (s. 14)

“Bir aynanın karşısında yaşamak ve ölmek” Baudelaire
Kendini kendi ölümünün efendisi kılmak, işte zor olan bu. (s. 18)

Söz konusu olan, dağılmanın kural olduğu bir dünyada bilinçli yaşamaktır. (s. 20)

Gerçek sanatçı, imgelemiyle eylemlerinin ortasında bulunur. (s. 20/21)

“Üstler, astların büyüklük uyandıran bir dış görünüşe sahip olmasını asla bağışlamazlar” Balzac (s. 21)

19. yüzyıl edebiyatı ahlakçıdır, çünkü Fransızdır. Ama klasik ahlak(Corneille dışında) –eleştirel ahlaktır- olumsuzdur. Tersine, 20. Yüzyılın ahlakı olumludur: Yaşam biçimlerini tanımlar. (s. 27)

Tanrı’dan yoksun bir insan için başka bir yaşam mümkün değildir. (s. 29)

Gerçekçilik, anlamdan yoksun bir sözcüktür (Madam Bovary ve Ecinniler gerçekçi romanlardır ve hiçbir ortak yanları yoktur). (s. 31)

Kullandığınız dilin anlamı yoksa, hiçbir şeyin anlamı yoktur. Güzel konuşan tartışmacı filozoflar haklıysa, dünya çığrından çıkmış. (s. 33)

Yabancı, saçmanın karşısındaki insanın çıplaklığını anlatır. Veba, aynı saçma karşısında bireysel bakış noktalarındaki derin eşdeğerliliği. (s. 34)

Yüzü bu kadar acıya bağlıyken nasıl oluyor da bana yine de mutluluğu çağrıştırıyor? (s. 42)

Kaygılar, sahip olduğumuz en mahrem şeylerimizdir. Ne olursa olsun kaygılardan asla söz edilmeyecek. (s. 45)

Düşünce: Çok derin bir varoluş nedeniyle karşısına çıkan bütün mutlulukları, kendisine sunulan her şeyi reddeder. Evliliğini ziyan eder, pek doyum sağlamayan ilişkilere girer, bekler, umut eder. “O kadını tanımayı beceremiyorum, ama onu hissediyorum.” Yaşamının sonuna dek, böyle sürer. “Hayır, onu asla tanımlamayacağım.” (s. 46/47)

İnsan üretmek istediği bir süreçte kendini cinselliğe bırakabilir. (s. 47)

Yaşamak zorunda kalmayabilirdim: Dünya apaçık olsa, sanat olmayabilirdi. (s. 49)

Ölçüsüz cinsellik, dünyanın anlamsız olduğu düşüncesine yönelir. İffet, tam tersine ona bir anlam katar. (s. 50)

Cezayir gecelerinde köpek sesleri. (s. 51)

Kadın, aşk dışında, can sıkıcıdır. Kadın bunu bilmez. Bir kadınla yaşamak ve susmak gerekir. Ya da hepsiyle yatmak. Büyük önem taşıyan şey başka yerdedir. (s. 52/53)

Şimdi onun değerini biliyor, çünkü onu elinden kaçırdı. (s. 57)

Dünya içinde ölmek için yaratıldı ve evler de içinde uyumak için. (s. 58)

Karanlık Thomas. Thomas’da Anne’ı cezbeden, içinde taşıdığı ölümdür. Aşkı metafiziktir. Anne ölüm anında ondan ayrılır. Çünkü o anda Anne bilir ve insan bilmekten hoşlanır.
Thomas, geleceğinin habercisi olan kendindeki ölümü keşfeder… (s. 59)

a.g. (= Andre Gide?) Kafka üstüne: “Dünyevi umuda öldüresiye vurmak gerekir, ancak o zaman insan kendini gerçek umutla kurtarabilir.” (s. 67)

Saçma düşüncesinin doğrultularından biri yoksulluk ve yoksunluktur.
Saçmanın egemenliği altına girmemenin tek yolu, ondan yarar sağlamamaktır. (s. 73)

Anlamsız, anlamı olmayan demek değildir. (s. 75)

Gerçek cesaret edilgendir: Ölüme kayıtsız kalmaktır.

Eski filozoflar (haklı olarak), okumaktan çok düşünüyorlardı. Bu nedenle, somuta sıkı sıkıya bağlı kalıyorlardı. Matbaa bunu değiştirdi. Artık, düşünmekten çok okunuyor. Felsefelerimiz yok, yalnızca yorumlarımız var. (s. 78)

İnsanlarda hayranlık duyulacak şeyler küçümsenecek şeylerden daha fazladır. (s. 79)

Paraya yönelmiş her yaşam bir ölümdür. (s. 82)

Güzelliğin dışında yaşayamam. Beni bazı varlıkların karşısında güçsüz kılan budur. (s. 83)

İnsan kendini tek bir şey üzerinde yetkinleştirir ve onu iyi anlarsa, başka şeyleri de iyi kavrama ve tanıma yetisine sahip olur. (s. 87)

Sözcüklere güvenmeye klasisizm denir. (s. 89)

Cezayir’e dönünce bir çocuğun yüzüne bakarken hissettiğim duygunun tıpkısını hissediyorum. (s. 101)

Neredeyse her şeyden vazgeçebilecek kadar çok şey tanıdım. (s. 119)

Siyasal karşıtlıklar. Kurban ya da cellat olmayı seçmemiz gereken bir dünyadayız – seçecek başka şey yok. (s. 123)

E.M. Forster. “(Sanat yapıtı), evrendeki, iç uyuma sahip tek somut nesnedir – Öteki nesnelerin tümü dıştan gelen baskıyla biçimlenir ve kalıpları çekildiğinde yıkılırlar. (s. 127)

Dünyayı yeniden oluşturmak anlamsız bir iştir.
Önemli olan dünyanın değil, insanın yeniden oluşturulması. (s. 129)

Felsefe, utanmazlığın çağdaş biçimidir. (s. 131)

Biz, başkalarıyla yaşamak için yaratıldık. Ama yalnız ölünür. (s. 136)

Bir düşüncenin dünyayı değiştirmesi için, bu düşüncenin önce düşünce sahibinin yaşamını değiştirmesi gerekir. (s. 140)

Modern deliliğin kökenleri. İnsanın dünyadan yüz çevirmesine neden olan Hıristiyanlıktır. Hıristiyanlık insanı kendisine ve kendi tarihine indirgedi. (s. 142)

Herkes vebayı kendinde taşır, çünkü hiç kimse, dünyadaki hiç kimse, tertemiz değildir. (s. 155)

Yaratıcının büyük mutsuzluğu, yeteneği kabul edildiği zaman başlar. (s. 157)

Yüreğimdeki yarayı iyileştiremiyorum. (s. 185)

Bir tekme yiyen Sokrates “Bir eşek bana çifte atsaydı şikâyetçi mi olacaktım?” (s. 189)

Adalet yoktur, sadece sınırlar vardır. (s. 200)

Bir ülkenin görkemli devrimiyle övünmesi, bir insanın görkemli apandisitiyle övünmesi kadar boş ve anlamsızdır. (s. 208)

Sevgimizden yoksun bir gökyüzünü ne yapacağız. Gerçek yaşamımızın korkunçluğu karşısında yalnız kalacağız. (s. 211)

İnsan ancak kendisinde olanı verebilir. (s. 224)

Dostoyevski yaşamın anlamını sevmeden önce, yaşamı sevmek gerekir der. Evet, yaşama aşkı kaybolduğu zaman, bizi hiçbir anlam teselli etmez/edemez. (s. 233/234)

Aşk olmayınca, onurlu olmaya çalışılabilir. Hüzün veren onur…

…ona ait olmayan o tuhaf bakışla… (s. 238)

Yaşamaya yardımcı olan güzellik, ölmeye de yardımcı olur. (s. 240)

Acı tam olarak budur, insanın asla üstün gelemediği şeydir. (s. 243)

Ey aşkım, bu aşkı öldürmek gerek.

Umutsuz kişinin vatanı yoktur. (s. 244)

…ayrılmadım, koparıldım. (s. 247)

Her cinayet aklanmak için, aşk ile dengelenmek zorundadır.

…doğru korkunçtur. (s. 248)

Ben bozulmuş biriyim. Sevme gücümü ancak acı çekme gücümle anlayabilirim. Acı çekmeden önce bilemem. (s. 250)

Ermişlik, dünyanın mutsuzluğunu üstlenmektir. (s. 251)

Güzellik, bizim bilgimizden öç alıyor. (s. 254)

Yaratmak için düzen gerek ve benim tüm varlığım düzeni reddediyor. (s. 254/255)

…çalışmak zamana değerini vermektir. (s. 258)

Faulkner
Gururu, onuru, acıyı dile getirmeyi bilmeyen yazarlar önemsiz yazarlardır ve yapıtları onlarla birlikte ya da onlardan önce ölecektir.
-          Edebiyatı istila eden bu nihilizmin sebebi nedir?
-          Korku. İnsanlar korkmaktan vazgeçtikleri gün, başyapıtlar yazmaya başlayacaklar, yani kalıcı yapıtlar. (s. 278)

Rembrant zamanında, savaşları resmedenler zanaatçılardır. (s. 282)

Adaletin özü ile gerçeğin özü aynı şeydir. (s. 284)
 
…bir anne insanlık demektir. (s. 285)

Ölmek, rıza gösterilen bir şeye dönüşüyor.

Hiçbir şeyi halletmeden ölmek…
En azından sevilen kişilerin rahatını sağlamalı… İnsanın kendine hiçbir borcu yoktur, hatta huzurlu bir ölüm bile. (s. 287)

Türkçeleştiren: Ümit Moran Altın
İthaki Yayınları, 2003








14 Temmuz 2012 Cumartesi

Albert Camus – Defterler I


Albert Camus – Defterler I (Mayıs 1935 – Şubat 1942)

Yitirilmiş bir yoksulluğa –duygusallığa kapılmadan- özlem duyulabilir.

Vicdan rahatsızsa, itiraf kaçınılmaz olur. Kitap bir itiraftır. (s. 13)

Deneyim, deneye dayalı değildir. Deneyim, oluşturulamaz. Deneyime maruz kalınır. Sabrediyoruz –daha doğrusu acı çekiyoruz.
Deneyimin sonunda bilge olunmaz, ustalaşılır. (s. 14)

İçtenlikle keyfi yerinde. Çok ender görülür. (s. 15)

Bütün gün boyunca zaman yitiriyorum ve ötekiler çok çalışkan olduğumu söylüyorlar. (s. 18)

…Yaşama aşkımdan başka bir şey söylemeyeceğim. Ama bunu kendi tarzımda söyleyeceğim… (s. 20)

Yolculuk, bizi yeniden oluşturan, çok ciddi ve çok yüce bir bilgi birikimidir. (s. 22)

İnsanlardan, bana verebileceklerinden fazlasını istiyorum. (s. 23)

Ölüm, oyuna ve kahramanlığa gerçek anlamını verir.

Yaşamımdan yitip giden özünde çok önemli değil. Her şey yararsız bir hale geliyor. (s. 24)

Dolorem exprimit quia movit amorem. / Acının sıkıntısı aşkı harekete geçirir. (s. 26)

…tabancayı yaklaştırıyor ve alnını ona dayıyordu…
…içinden ölümün çıkabileceği tuz tadında ve soğuk demirin yarattığı heyecanla büzülüp kalıyordu.
Madem o anda intihar edilmiyor, yaşam boyu susmak gerek. (s. 28)

Susmak – kendime güvenmek.

Sevecen ve hüzünlü bir vakit. Satılacak hiçbir şey yok. (s. 29)

İnsan yaşamını aydınlatırsa onu elinden kaçırmaz.

Tüm ilişkiler = Ben’e tapma mı? Hayır.
Kierkegaard, rahatsızlıklarımızın kaynağı, karşılaştırma budur.
Derinlemesine bağlanmak. (s. 31)

Sınırlarda –ve sınırların ötesinde: Oyun.
İrade sorunu = Anlamsızlığı sonuna dek zorlamak = Yapabilirim…
Yalnızlıkta en uç deneyimi aramak.
Uzatılan eller ender bulunur. (s. 32)

Felsefi yapıt: Saçma

Kendime bir ahlak edinmem gerek.

İnsan umutsuz olduğuna tamamen inanmışsa, umut edebilirmiş gibi davranması gerekir – ya da kendini öldürmesi. (s. 33)

Entelektüel = ikiye bölünen kişidir.

Uluslar parçalanmanın simgeleri olarak ortaya çıkar. (s. 34)

…yolu öylesine sarptır ki, oraya her çıkış, her defasında orayı fethetmektir.

(Uygarlık)
…halkın ortak bilincinden kaynaklanır. Ve bu bilinç de hiç de zarif değildir. Hatta kabadır. (s. 36)

Haklı olma gereksinimi sıradan insanlara özgüdür. (s. 37)

Kendini eksiksiz bir biçimde tanımak, ölmektir. (s. 38)

Yazmak, her şeyle ilişkiyi kesmektir.
Başaramayanların sorunu tembelliktir. (s. 39)

Mantık dışı kural: Trajik olan çelişkilidir. (s. 41)

Roman: Yaşamak için zengin olmak gerektiğini anlayan adam, kendini tamamen para kazanmaya verir, bunu başarır, yaşar ve mutlu ölür.

Montherlant: Ben, başına bir şeyler gelen kişiyim. (s. 53)

Bu dünya beni yok ediyor. Beni tüketiyor. Öfke göstermeden beni inkâr ediyor. Ve ben rıza gösteren ve yenik, her şeyin önceden fethedildiği bir bilgeliğe doğru yol alıyorum. (s. 58)

İnsanda, ona gerekli olduğu sanılandan daha fazla güç vardır. Sonuna kadar gitmek, sırrını saklamayı bilmek demektir. Yalnız olduğum için acı çektim, ama sırrımı saklamak için, yalnızlık acısını yendim. Ve bugün, yalnız ve bilinmez olarak yaşamaktan daha büyük bir mutluluk tanımıyorum. (s. 60)

Mutluluk sözcüğü, sıradan “mutluyum” sözünden anlaşılanın hayli zıddıdır. (s. 61)

Evlilik + 40 iş saati ya da tabanca.

Masum, açıklama yapmayandır. (s. 71)

…beden bize sınırlarımızı gösterir. (s. 72)

Yaşamının tümünü yitirmek için, onun bir parçasını vermek olağandır. (s. 77)

Kendimiz olacak zamanımız yok. Yalnızca mutlu olmaya zamanımız var. (s. 79)

Uygarlık bir kültürün yazgısıdır. Romalılar Helenlerin mirasçısıdır. Yunan ruhu ve Roma zekâsı. (s. 80)

…yaşamda tek bir nokta üzerinde düşünmek için, iki yıl çok fazla bir süre değildir. (s. 84)

Aylaklık, yalnızca sıradan insanlar için ölümcüldür. (s. 90)

Mümkün olan tek özgürlük ölümün karşısındaki özgürlüktür. Gerçekten özgür olan insan, ölümü olduğu gibi kabul ederken, ölümün sonuçlarını da kabul eden kişidir. (s. 93)

Gerçek sanat yapıtı az konuşandır.

Eğer aşk, belirli bir yaşam yaratımı, aşkla yüklü bir yaşam demek oluyorsa saf aşk ölü bir aşktır. (s. 99)

Düşünce her zaman öndedir. Düşünce uzağı görür. (s. 100)

Tek bir kişi düşününce ıpıssız olur her şey. (s. 101)

Sahip olunan bir şey hiçbir zaman kendimi iyi hissetmemi sağlamadı. (s. 105)

…insanın yaşamıyla kendisinin uyum içinde olduğunu anladığı insana özgü şu tuhaf mutluluğu hissediyorduk. (s. 107)

Bu kalbin duracağı, bu kadar uzun zamandan beri bana eşlik eden bu gürültünün kesileceği, nasıl düşünülür… (s. 110)

Olmayan yalnızca çözümler değil, henüz sorunlar da yok. (s. 118)

Savaşta. İnsanlar her cepheye özgü tehlike düzeyine değer biçerler. “Benimkisi en tehlikelisiydi.” Evrensel alçalma durumunda bile sınıflandırma yaparlar. (s. 121)

Bu ana kadar seni tüm benliğimle seviyordum ama şimdi seni yalnızca sevilmek istediğin gibi seveceğim. (s. 122)

Bazı insanlar sevmek için, bazı insanlar yaşamak için yaratılmışlardır. (s. 129)

Hayvanların saltanatı başladı. (s. 132)

Ölmek üzere olan ve ne istediği sorulan Jerry’nin şu öyküsü.
“Bir kürdan.” O, kürdana sahip oldu, onu ağzına koydu ve hoşnut öldü.
…işte yüceltici yaşamın tüm değeri bu. (s. 136)

Hayır, gazeteleri okumuyorum. Beni ilgilendiren, havanın nasıl olacağı. Pazar günü kamp yapacağım. (s. 144)

Resim yapmak için Port-Cros’ya giden ressam. Her şey o kadar güzeldir ki bir ev satın alır, tablolarını yerleştirir ve artık onlara hiç dokunmaz. (s. 163/164)

Rüzgâr, dünyadaki ender temiz şeylerden biridir. (s. 176)
 
Yaşam, sonsuz değilse yalnızca saçmadır. (s. 186)
Dünya yalnız kişiyi bir düşman olarak değerlendirir. Yanlış, dünyanın umurunda değildir ve bu onun hakkıdır. (s. 187)

Yalnız, bir şey için ölme düşüncesinde bir anlam bulunabilir. (s. 189)


Carnets –I-
Türkçeleştiren: Ümit Moran Altan
İthaki Yayınları, 2. Baskı, 2003

17 Nisan 2012 Salı

Lev Braun & Brain Master – Düşüşün Tanıklığı


Lev Braun & Brain Master – Düşüşün Tanıklığı
Albert Camus’nun Yapıtları Üzerine Bir İnceleme

Onun törebilimi
Evrensel bir geçerlilik iddiasında bulunan özel bir deneyim türü üzerine temellenmiştir.
O, bu deneyimi absurdity (saçmalık) sözcüğü ile özetler.
Arzulanan ruh ve düş kırıklığı yaratan dünya arasındaki uyumsuzluk.

Saçmalık duygusu başkaldırıyı doğurur
…kendisini Lamartin idealizmi içinde güvenli bir yere yerleştirir. (s. 13)

1937’de yayınlanan L’Envers et l’Endroit (Tersi ve Yüzü) ve 1938’de yayınlanan Noces (Düğün)…

…babasının Marne savaşında ölümünden sonra, annesi geçimini temzilikçi olarak çalışıp kazanmıştır.
Belcourt’ta Cezayirlilerin yaşadığı bir kenar semtte yetişmiştir. (s. 19)

…halkım, sessizliği, çekingenliği, doğal ölçülü gururu ile bana en değerli ve kalıcı dersler öğretmiştir.

Saygınlığın bir biçimi olarak sessizlik, Camus’nun Tersi ve Yüzü adlı yapıtında vurgulamayı seçtiği çocukluk deneyimindeki öğedir. (s. 20)

Camus’nun dünyasındaki tüm karakterler, ince bir sessizlik ve hiçbirşeylik zarıyla sarmalanmış, onun tarafından tecrit edilmekten çok soyutlanmış olarak görülmektedir. (s. 22/23)

Bu garip uzaklık onlara bir tür şeffaflık ve masumluk katar. Bu yoksulun kutsanması değil midir? (s. 23)

Nesneler arasında hiçbir fark bulunmamaktadır. (s. 26)

Camus, Fransa’nın entelektüel ve politik yaşantısına, bu ülkenin en karanlık dönemlerinden birinde girmiştir.

Eğer bir zaman dilimi, evrenin saçma izlenimi yaratacaksa, bu gerçekten de bu dönem için söylenebilecek bir saptamadır. (s. 33)

1938 yılında Camus’nun etiği tamamlanmıştı: Noces’de yaşama ve mutluluğa karşı saygı; Asturies’de onur çağrısı; Kabylia üzerine yazılan makalelerde adalet ve kardeşlik etiği işlenmektedir. Bu ilkelere olan bağlılık Komünist Partiye katılmasıyla, gazeteci etkinlikleriyle kanıtlanmıştır.
…savaştan sonraki bütün politik yazıları bu ilkelere olan bağlılığını ortaya koymaktadır. (s. 44)

Caligula, İspanya’da cumhuriyetçilerin yenilgisini izleyen entelektüel atmosfer içinde düşünülmüş ve büyük ölçüde bu dönemde yazılmıştır. (s. 47)

Tanrı ölmüştür, her şey serbesttir. (s. 48)
Yazgı, doğa değil, Camus’nun anlık mitolojisinde uğursuz bir partnerdir. Onun başkaldırısı )
doğaya karşı değil, yazgıya karşıdır. (s. 57)

Camus, yirmili yılların sonlarında çok sayıda şanssızlıklarla boğuşmuştur: yıkılan bir evlilik, bir çocuğun ölümü, başka bir tüberkuloz krizi ve bir sürü yaratıcılıktan yoksun iş. Tek hoşnutluk dönemi, deniz kıyısında bir apartman dairesinde dostlarıyla birlikte geçirdiği bir yıldır. (s. 65)

…eleştirilerin bir sonucu olarak Soir Republicain’den ayrılmak zorunda kalacaktır. Paris’te Pascal Pia ile birlikte, Haziran 1940 istilasına kadar Paris Soir gazetesini çıkaracaklardır. (s. 66/67)

…bu dönemdeki çalışmaları Sisyphe Efsanesi ve Yabancı’dır. (s. 67)

“Burada zeka, İtalya’da olduğu gibi önemli bir yer tutmaz. Bu ırk zekaya karşı kayıtsızdır. Bedene tapınılır ve hayran olunulur.” (Nuptails) (s. 73)

…hepimiz eninde sonunda öleceksek, bir annenin ölümü ya da bir adamın vurulmasının ne önemi vardır? Eğer hepimiz  ölüme mahkum edilmişsek bir kadın için arzu duymanın anlamı nedir? (s. 79)

Eğer biz dünyanın saçma olduğu düşüncesinden ve ne Tanrının ne de herhangi bir aşkın ilkenin bizim davranışlarımızı belirlemediğinden hareket edersek, bizim edimlerimin ahlaksal olarak farksız olduğundan ve bu durumda herşeyin yapılabileceği sonucundan nasıl kaçabiliriz? (s. 90)

Combat, Camus’nun Direniş döneminde çalıştığı yasadışı gazetenin başlığıdır. (s. 97)

Tarih, insanoğlunun belasıdır. O, vebadır. (s. 104)

Camus’nun veba salgınına karşı yani tarihin insan yapımı kötülüklerine karşı çözümü, insanların kendilerini ortaya koyduğu alanlarda yaratım güçlerini olumlu bir şekilde kullanmalarıdır. (s. 116)

Camus, Başkaldıran İnsan kitabının kendi düşüncelerini açıklamayı deneyen bir yazarın kişisel bir itirafı olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgular. (s. 127)

Sisyphe Efsanesi ve Başkaldıran İnsan arsındaki farklılık, Camus’nun kendisi tarafından açık bir şekilde ortaya konmuştur. İlk kitabın bir yokluk dönemine, ikincisinin ise ideolojiler dönemine ait olduğunu söyler. Bunların ilki intihar, ikincisi ise cinayet ile ilgilidir. Bu konuda zamandizinsel kesinliğin fazla bir önemi yoktur. (s. 135/136)

Camus’nun ilk yazı denemsi, Mutlu Ölüm… (Önce, ölmek lazımmış…) (s. 163)

 Meursault da dahil olmak üzere öyküde yer alan insanlar merak etmemekte, soru sormamakta ve düşünmemektedirler. Onların varlıkları içsel olarak ve dışsal olarak alışkanlıkları ile belirlenmektedir. (s. 170/171)

Çeviren: İbrahim Şener
İzdüşüm Yayınları, Ocak 2000