2 Ağustos 2026 Pazar

Guy Davenport - 7 Yunan - Notlar

Guy Davenport - 7 Yunan - Notlar

Archilochos, Sappho, Alkman, Anakreon, Herakleitos, Diogenes, Herondas

7 Greeks, New Directions, New York, 1995

 


Giriş

MÖ 7. yüzyıl şairlerinden bize ulaşan eserler tam metinler değil; yalnızca mumya sargılarında, hurda papirüslerde veya antik gramercilerin dilek kiplerini açıklamak için alıntılama yaptığı parçalarda (fragment) yaşar.

 

Eserlerinin büyük kısmı kaybolmuş olsa da Archilochos ve Sappho'nun bıraktığı iz silinememiştir.

 

Archilochos hem savaşçı bir paralı asker hem de Batı edebiyatının ilk büyük hicivcisi ve iambik şiirin mucididir. Hem kışla diliyle konuşan sert bir asker hem de narin aşk şarkıları yazan bir lirikçidir.

Sözleşmesini bozan Lykambes’e yazdığı acımasız şiirlerle tanınır. Antik dünya için o, eşek arılarının mezarının etrafında dolandığı, dokunanı yakan "zarif yapraklı bir devedikeni" veya "ısırgan dilli" bir şairdir.

1974'te bir mumya sargısında bulunan yeni parçası ("Paros'ta Son Tango" olarak da anılan 18. Parça), erotizm, komedi ve hicvin iç içe geçtiği yepyeni bir üslup boyutunu ortaya koymuştur.

 

Midilli adasından olan Sappho, Miken-Girit mirası ile Zengin Lidya kültürünün kucaklaştığı bir dünyada yazdı.

Sappho’da ruh maddeden, güzellik zekadan ayrılamaz. Onun odağında gençlik, ergenlik güzelliği, çiçekler, ay ışığı, kızların kahkahaları ve sarmalayıcı tutku (Imeros) vardır.

 

Alkman, şiiri ve yaşamı açısından Sappho ile Archilochos’un bir birleşimidir. Sparta'da yaşamış, hem kız koro ilahileri (Partheneion) yazmış hem de dünyayı soğukkanlı, iştahlı, gündelik ocağı ve yaşlılığın getirdiği romatizmalı mizahı kutlayan bir gözle gözlemlemiştir.

 

16. yüzyıldan itibaren Batı şiirini (Ronsard, Herrick, Goethe) derinden etkileyen ve "Anakreon Şiirleri" olarak bilinen derleme, gerçekte 6. yüzyıl Teoslu Anakreon'a değil, İskenderiye ve Orta Çağ taklitçilerine (Anacreontea) aittir. Gerçek Anakreon’dan geriye ise yalnızca çok az ve belirsiz parça kalmıştır.

 

Herakleitos / Doğa filozofunun ethos anthropoi daimon (Karakter insanın kaderidir/koruyucu meleğidir) sözü üzerinden, insanın kendi psikolojik ikliminin ve ahlaki yapısının kendi geleceğini nasıl biçimlendirdiği vurgulanır.

 

Diogenes toplumsal normların, kalıpların ve paranın değerini düşürmeyi ilke edinen; fıçıda yaşayan Atinalı bir Thoreau/derviş figürüdür. Keskin söylem tarzı, daha sonra Tarsuslu Pavlus (Shaul Paulus) vasıtasıyla Hıristiyan retoriğini de etkilemiştir.

 

1890'da Mısır'daki papirüs çöplüklerinde (Budge ve Kenyon sayesinde) bulunan Didymus'a ait hesap defterinin arkasından Herondas'ın 13 pandomimi (mimiamboi) çıkmıştır.

 

Aristofanes’in aksine Herondas siyaset yapmaz; tıpkı Menander, Theophrastos veya modern dönemde Fellini, Beckett ve Commedia dell'Arte gibi gündelik hayatın küçük, komik, açgözlü, kıskanç ve saf tiplerini (pezevenk, çapkın kadın, sinirli anne, ayakkabıcı) pandomimik bir taklit sanatı üzerinden sahneler.

…

 

Arkhilokhos (Archilochus)

Paros adasında doğan ve Taşoz (Thasos) adasında savaşçı/paralı asker olarak yaşayan şair; Homeros çağının idealize edilmiş kahramanlık anlayışına karşı alaycı, gerçekçi, tutkulu ve zaman zaman oldukça keskin bir dille kaleme aldığı şiirleriyle tanınır.

 

Arkhilokhos, kendisini "hem Savaş Tanrısı Ares'in/Enyalios'un hizmetkarı hem de Müzlerin (İlham Perilerinin) şairi" olarak tanımlar.

79. fragmanda, savaştan kaçarken kalkanını bir çalılığın altına bıraktığını açıkça söyleyerek Antik Çağ'da büyük yankı uyandıran ve kahramanlık mitini yıkan dürüst bir tutum sergiler.

 

79. fragman:

…

Saianlılardan biri şimdi gururlanıyordur kalkanımla;

Bir çalılığın dibinde bırakmak zorunda kaldım o kusursuz silahı.

Ama canımı kurtardım ya! Canım sağ olsun,

Kalkan gitsin; yenisini alırım, daha kötüsü olmaz ya.…

 

Şairin hayatındaki en ünlü olay, Lykambes adındaki soylunun kızı Neobule'yi önce Arkhilokhos ile nişanlayıp ardından sözünden dönmesidir. Şair, bu olayın üzerine Lykambes ve kızlarına karşı son derece ağır, hiciv dolu ve sarsıcı şiirler (iambik dizeler) yazmıştır. 18. fragman (Köln Papirüsü olarak bilinen ünlü metin), Neobule ve kız kardeşi hakkındaki sert ve tutkulu ifadeleri içerir.

 

Tilki ile kartalın hikayesi veya ünlü "Tilki pek çok şey bilir, ama kirpi tek bir büyük şey bilir" gibi atasözüne dönüşmüş fabl ögelerini ilk kullanan şairlerdendir.

 

72. fragman

Ruhum, ruhum, çaresiz dertlerle çalkalanan ruhum!

Kaldır başını, göğsünü düşmana karşı koy,

Tuzaklarına karşı dur yakın dövüşte.

Yenersen açıktan övünme,

Yenilirsen evine kapanıp ağlama.

Sevinçte de kederde de ölçülü ol,

Anla ki insan hayatını ritimler yönetir.

 

262. fragman Antik Yunan edebiyatının en meşhur beddua/lanet metinlerinden biridir. Düşmanının Salmydessos kıyılarında karaya vurmasını, yalnız kalmasını, soğuktan ve açlıktan titreyerek bir köpek gibi sürünmesini dile getirir. Dostluk sofrasındaki tuzu ve verilen sözü çiğnemenin cezasını intikam arzusuyla tasvir eder.

 

262. fragman

Soğuk denizde yolunu kaybetsin ve kafir Salmydessos'a doğru yüzsün...

Dostça bir yemekte tuz ve sofranın başında verdiğin sözü geri aldın.

Dişleri birbirine vursun yüzüstü yatıp tuzlu su tükürürken;

Ve tüm bunları izlemek bana büyük bir tatmin yaşatırdı...

 

Homeros’un süslü ve şatfatlı kahraman tipolojisini reddeder. 282. fragmanda süslü, bukleli sakallı, gösterişli generallerden nefret ettiğini; bunun yerine yere sağlam basan, kısa ve çarpık bacaklı ama işini yapan gerçek askerleri tercih ettiğini söyler.

 

282. fragman

Uzun boylu, bukleli sakallı, havalı bir general görmekten nefret ederim.

Bana kısa, bacakları çarpık ama yere sağlam basan ve yürekli bir asker verin.

 

Sappho

Sappho, Antik Çağ'da Homeros "Şair" olarak anılırken kendisi "Şaire" veya "Onuncu Müz (İlham Perisi)" olarak adlandırılmış; iambik ve heksametrik kalıpların ötesinde kendi adıyla anılan Sappho kıtası ölçüsünü yetkinlikle kullanmıştır.

 

Sappho, aşkı sadece bir duygu olarak değil, bedensel ve ruhsal bir sarsıntı olarak ele alır.

 

20. Fragman ("Bir Bakışın Şoku"), edebiyat tarihinin en ünlü aşk tasvirlerinden biridir; sevilen kişinin yanındaki duruşun yarattığı heyecan, dilde tutukluk, derinin altında yanan ateş, kulak çınlaması ve çimenden daha yeşil/solgun bir renge bürünme gibi fiziksel tepkiler dürüstçe işlenir.

 

Eros'u hem tatlı hem acı (glykypikron), dizlerin bağını çözen ve sarsan bir güç olarak tanımlar.

 

Atthis, Gongyla, Anaktoria ve Andromeda gibi kız arkadaşlarına veya öğrencilerine duyduğu derin sevgi, onların gidişiyle yaşanan ayrılık acısı ve özlem sıkça işlenir. 25. Fragman ("En Güzel Şey"), askeri birliklerin veya gemilerin değil, insanın sevdiği şeyin dünyadaki en güzel manzara olduğunu savunarak dönemin eril savaş değerlerine bir alternatif sunar.

 

25. fragman (En Güzel Şey)

Atlılardan veya piyadelerden oluşan bir bölük,

Ya da bir gemi filosu diyor bazıları,

Kara dünyanın en güzel manzarasıdır;

Ama bana göre en güzel şey, sevdiğin şeydir.

 

Sappho, fiziksel varlığının yok olacağını bilse de şiirleri sayesinde hatırlanacağının bilincindedir. 90. Fragmanda belirttiği "Bizi hatırlayacak biri çıkacak bundan sonraki zamanda" sözü, yüzyıllar ötesine ulaşan kehaneti niteliğindedir.

 

Sappho, antik dönemde düğün törenlerinde söylenmek üzere pek çok neşeli ve coşkulu ilahi (Epithalamia) yazmıştır.

 

213. fragman dünya edebiyatının belki de en tanınmış gece ve yalnızlık tasvirlerinden biridir. Ayın ve Pleiades (Ülker) yıldız takımının batışıyla zamanın akışını aktarır ve insanın kendi yalnızlığıyla baş başa kalışını net bir sade dille özetler:

Ay battı ve Ülker.

Gece yarısıdır,

Zaman geçip gidiyor...

Yalnız yatıyorum.

…

 

Alkman

Alkman, Antik Yunan lirik şiirinde kız koroları için yazılan şarkı türünün (Partheneion) edebiyattaki temsilcisidir.

 

1. Partheneion / Kız Korosu İlahisi

Herakles’in Hippokoön ve oğullarına karşı kazandığı zafer işlenir. İnsan kibirine (hybris) ve tanrılara karşı gelmenin felaket getireceğine dikkat çekilerek Kader (Aisa) ve Fırsat/Gelişim (Poros) tanrılarının her şeyden üstün olduğu vurgulanır.

Mithraic/Orthia ritüellerinde tanrıçaya kutsal saban (veya elbise) sunan genç kızların zarafeti övülür. Koro önderleri Hagesikhora ve Agido; soylu yarış atlarına, Lidyalı altın süslere, yıldız takımı Ülker'e (Pleiades) ve Sirius'a benzetilir.

Korodaki bir diğer odak noktası Astymeloisa adındaki kızın büyüleyici güzelliğidir. Onun yürüyüşü "gökyüzünden kayan parlak bir yıldıza" ve rüzgârda savrulan saçları zarafete benzetilir.

…

 

Anakreon

MÖ 6. yüzyılda Teos (Sığacık/İzmir) doğumlu antik lirik şair Anakreōn yaşam sevinci, aşk, şarap, ziyafetler (symposion), yaşlılık hüzünleri ve nükte üzerine yazdığı şiirlerle edebiyat tarihine adını kazımış ve sonraki çağlarda onun üslubunu taklit eden "Anakreonteia" akımına öncülük etmiştir.

 

Anakreōn şarabın ve dostça sohbetin şairidir; ancak içkide barbarca sarhoşluğu (İskit usulünü) değil, adaba uygun ılımlılığı savunur.

 

Ziyafet masasında kavga ve savaştan bahsedenleri kınar; şarabın Afrodit (aşk) ve lir (müzik) eşliğinde içilmesi gerektiğini vurgular.

 

53. fragman (Yaşlılık ve Zamanın Akışı)

Artık saçlarım ince ve beyaz...

Gençlik gitti ve onunla birlikte tüm mutluluklar da.

Geriye kalan zaman kısa ve tatlı.

Çünkü Hades'in evi karanlıktır,

Aşağıya giden yol nefret doludur ve geri dönüşü yoktur.

 

Herakleitos

Mitoslardan bağımsız, evrenin arkasındaki mantığı (Logos) arayan Herakleitos; felsefe tarihine "Karanlık" lakabıyla geçmiş, özlü ve bilmeceyi andıran ifadeleriyle akış, zıtlık, ateş ve insan bilinci üzerine odaklanmıştır.

 

Herakleitos’a göre evren rastgele bir kaos değil, evrensel bir ilke ve düzen olan Logos tarafından yönetilir. İnsanların çoğu uykudaymış gibi kendi özel dünyalarında yaşarken, akıl sahibi insan ortak evrensel ilkeyi (Logos) kavramaya çalışır. "Ben değil dünya diyor bunu: Her şey birdir" diyerek bireysel algının ötesindeki evrensel birliğe işaret eder.

 

Herakleitos denince ilk akla gelen kavram oluş sürecidir. Varlık varolanda sabit kalmaz; her şey durmaksızın akar ve değişir.

 

Varoluş, zıt güçlerin gerilimi ve çatışması sayesinde dengede durur.

"Savaş hepimizin babası ve kralımızdır" ifadesinde kastedilen, askeri yıkım değil; evrendeki karşıt ilkelerin (gece-gündüz, sıcak-soğuk, yaşam-ölüm) geriliminden doğan yaratıcı enerjidir.

 

Evrenin temel maddesi (arkhe) ve değişim simgesi Ateş'tir. Ateş; sürekli yanan, sönen, dönüşen ve tükenirken yeniden doğan dinamik ilkedir. Evren, ölçüyle alevlenen ve ölçüyle sönen ölümsüz bir ateştir.

 

"Karakter kaderdir" (Ethos anthropoi daimon) sözü, insanın yaşam çizgisini dış güçlerin değil, kendi ahlakı ve içsel yapısının belirlediğini vurgular.

 

Aristokratik bir zihniyete sahip olan Herakleitos, çoğunluğun sığır gibi yaşadığını söyler ve halkın ezbere dayalı anlayışını eleştirir. Şair Homeros ve Hesiodos'u hakikati tam kavrayamadıkları için eleştirir.

…

 

Diogenes

Antik çağın en aykırı, radikal ve hazımsız mizacına sahip Sinoplu düşünür Diogenes, Platon veya Aristoteles gibi elit, teorik ve akademiye dayalı felsefe yapmak yerine; felsefeyi sokakta, eylemle, toplumsal kuralları ve ikiyüzlülükleri yıkarak yaşamıştır. Yunanca kökeni "Kynikos" (köpeksi) anlamına gelen Kinizm; uygarlık normlarını, lüksü, mülkiyeti, yapay toplumsal sözleşmeleri reddedip doğaya uygun, sade, bağımsız ve korkusuz bir yaşamı savunur.

 

Gençliğinde babasıyla birlikte sahte para basmak veya paranın tahrif edilmesi suçuyla Sinop’tan sürülen Diogenes, bunu felsefi bir ilkeye dönüştürmüştür: Toplumun "değerli" saydığı parayı, makamı, unvanı ve yapay kuralları (nomos) geçersiz kılmak.

 

Paranın değerini düşürmeye geldim" sözü, sadece finansal değil, toplumsal değerlerin de değersizleştirilmesini simgeler.

 

Antik Yunan’da bireyin kimliği ait olduğu polis (şehir devleti) ile tanımlanırken "Ben bir dünya vatandaşıyım (Kosmopolitês)" diyen Diogenes şehir sınırlarını ve soy-sop kibrini anlamsız bulur.

 

Diogenes’e göre insanlar doğadan uzaklaştıkça mutsuzlaşmış ve karmaşık arzuların kölesi olmuştur.

 

Gündüz vakti elinde lambayla Atina sokaklarında dolaşıp "Dürüst / Hakiki bir adam arıyorum" demesi, toplumun sahteliğine ve ahlaki çöküşe yapılmış en sert sokak tiyatrosudur.

 

Saraya kapılanıp krala yaranan Platon ve Aristoteles gibi filozofların aksine, kendi marulunu yıkayan hür bir sefaleti saray köleliğine tercih eder.

 

"Kimsenin duygularını incitmeyen bir filozofun ne faydası var?" diyerek felsefenin konfor bozucu bir işlev taşıması gerektiğini savunur.

 

27. fragman

Platon, "Eğer Sicilya sarayına gitseydin marul yıkamak zorunda kalmazdın" dediğinde, ona "Eğer sen marul yıkasaydın saraya gitmek zorunda kalmazdın" dedim.

…

 

Herondas

Antik Yunan edebiyatında "Mimiambos" (Mim-iambos) gündelik hayat sahnelerini, tiyatral biçimde anlatır. M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış olan Herondas, bu türün temsilcisidir.

… 

Fragmanlar - Thales, Anaksimandros, Anaksimenes - Özet / Notlar

Thales-Anaksimandros-Anaksimenes Fragmanlar - Notlar

Kişilikleri, Doktrinleri, Alımlanmaları

Mütercim: Güvenç Şar - Y. Gurur Sev, Pinhan Yayınları, 2019

 


Thales

MÖ 7. yüzyılın sonlarında (yaklaşık MÖ 640/639 veya 35. Olimpiyat) doğduğu ve 78 ya da 90 yaşında bir jimnastik yarışmasını izlerken sıcaktan / susuzluktan öldüğü anlatılıyor.

 

Miletoslu veya Fenike kökenli (Kadmos ve Agenor soyundan) olduğu biliniyor.

Mısır'a gidip orada rahiplerden geometri, felsefe ve astronomi öğrendi

Pythagoras'ı da Mısır'a gitmeye teşvik etti

 

Lidya Kralı Kroisos'un ordusunu nehirden (Halys, Kızılırmak) geçirebilmesi için nehir yatağını yarım ay şeklinde bir kanalla ikiye bölerek debisini düşürdüğü anlatılır.

 

Pers tehdidine karşı İyonya kentlerinin Teos merkezli bir konfederasyon/meclis kurmasını önermiş; Miletos'un Kroisos ile ittifak yapmasını engelleyerek kenti Kyros (Pers) istilasındaki yıkımdan korumuştur.

 

Lidyalılar ile Medler arasındaki savaş sırasında gerçekleşen Güneş tutulmasını (MÖ 585 civarı) önceden gün ve yıl vererek doğru tahmin etmiştir.

 

Yıldızları incelerken kuyuya düşmesi ve Trakya'lı bir hizmetçi kızın "Gökyüzünü görmeye çalışırken ayağının dibindekini göremiyorsun" diyerek onunla alay etmesi, soyut/teorik düşüncenin pratik hayatla imtihanını simgeleyen ünlü bir anekdottur (Platon, Theaitetos, 174a).

 

Felsefenin "faydasız ve yoksullaştırıcı" olduğu eleştirilerine yanıt olarak; astronomi bilgisiyle kıştan zeytin rekoltesinin yüksek olacağını öngörmüş, Miletos ve Khios'taki zeytin değirmenlerini ucuza kiralamış ve hasat zamanı yüksek fiyata kiralayarak filozofların isteseler zengin olabileceğini ama asıl amaçlarının bu olmadığını göstermiştir (Aristotelesi Politika, 1259a).

 

En zor şey: Kendini bilmek.

 

En kolay şey: Başkalarına öğüt vermek.

 

En hızlı şey: Akıl (her şeyin içinden geçer).

 

En bilge şey: Zaman (her şeyi açıklığa kavuşturur).

 

Antik kaynakların çoğunda (Diogenes Laertios, Galenos, Josephus) Thales'in günümüze ulaşan doğrudan bir metni olmadığı veya hiç yazmadığı ifade edilir.

Kendisine atfedilen eserlerin otantikliği şüphelidir.

 

Thales, doğa felsefesini başlatan kişi kabul edilir. Varolan her şeyin başlangıcı, kökeni (arche) ve sonunun su olduğunu iddia etmiştir.

 

Thales'e göre evren canlıdır ve tanrısal güçlerle doludur (Aristoteles, Ruh Üzerine, 411a).

 

Güneş tutulmalarının, Ay'ın Güneş'in önüne geçmesiyle oluştuğunu, Ay'ın ışığını Güneş'ten aldığını söylemiştir.

 

Yılı 365 güne bölmüş, gündönümlerini ve ekinoksları hesaplamıştır.

Fenikeli denizcilere, Küçük Ayı (Ursa Minor) yıldız kümesini kullanarak denizde nasıl yön bulacaklarını göstermiştir.

 

Çemberin, çapı tarafından iki eşit parçaya bölündüğünü, ikizkenar üçgenin taban açılarının eşit olduğunu göstermiştir (Geometriyi Mısır’da öğrendiği rivayet edilir).

Kendi gölgesinin boyuna eşit olduğu anda piramidin gölgesini ölçerek (veya benzer üçgenler/çubuk oranı kullanarak) piramitlerin yüksekliğini hesaplamıştır.

…

 

Anaksimandros

Miletoslu Anaksimandros Thales’in öğrencisi, hemşerisi ve Miletos Okulu'nun ikinci büyük temsilcisidir.

 

Praksiados’un oğludur. Apollodoros'un Kroniklerine göre MÖ 610/609 civarında doğmuş, 58. Olimpiyat döneminde (MÖ 547/546) 64 yaşındayken vefat etmiştir (Diogenes Laertios). Samos tiranı Polykrates ile çağdaştır.

 

Spartalıları yaklaşan bir depreme karşı uyararak hayatlarını kurtardığı anlatılır (Cicero).

 

Miletos'tan Apollonia'ya giden koloniye önderlik etti.

 

Doğa, yeryüzü ve yıldızlar üzerine yazılı eserleri olduğu söylenir.

 

Strabon’un aktardığına göre yeryüzünün ve denizlerin haritasını (çevresini) çizen (pinaks yayımlayan) ve bir gökküre hazırlayan ilk coğrafyacı/kartograftır.

 

Anaksimandros’un felsefe tarihindeki en büyük devrimi, varlığın ilk ilkesini (arkhe) Thales gibi su veya hava gibi belirli/sınırlı bir maddede değil, Apeiron (Sonsuz/Sınırsız/Belirsiz) kavramında bulmasıdır. "Arkhe" terimini felsefi anlamda ilk kullanan odur.

 

Apeiron: zamansız, ebedi, yaşlanmaz, doğmamış ve yok edilemezdir. Bütün gökleri ve dünyaları çepeçevre sarar ve yönetir.

 

Nesneler Apeirondan karşıtlar (sıcak-soğuk, yaş-kuru) olarak ayrışarak çıkar. Bir karşıtın diğeri üzerinde egemenlik kurması bir "adaletsizlik"tir; zamanın düzeni bu karşıtları tekrar Apeirona döndürerek kozmik dengeyi ve adaleti sağlar.

 

İlk hayvanlar Güneş'in nemi ve toprağı ısıtmasıyla, dikenli kabuklar içinde suda/çamurda oluşmuştur (Aetios).

 

Değişimin ve dairesel oluşların gerçekleşebilmesi için altta yatan taşıyıcının (hypokeimenon) her türlü değişime elverişli, belirsiz olması gerekir. Anaksimandros bilinen elementlerin bu kudrete sahip olamayacağını gördü ve bu nedenle Apeiron dediği arkheyi öne sürdü.

Apeiron, zıtlıkların ötesinde nötr/belirsiz bir maddedir (Aristoteles, Fizik, 204b).

 

Anaksimandros; zamanı, mevsimleri, ekinoksları ve gündönümlerini ölçmek adına Güneş saati milini düzenleyip Sparta'ya (Lakedaimonia) yerleştiren kişi olarak anılır.

 

Plutarkhos, balıkları insanların ve canlılığın ortak ata/anası kabul ettiği için balık yenmesine karşı çıktığını rivayet eder.

 

Anaksimenes

Miletoslu Eurystratos'un oğludur, Anaksimandros'un öğrencisi/dinleyicisidir.

 

Apollodoros'a göre 63. Olimpiyat'ta (MÖ 528–524) ölmüş, Hippolytos'a göre ise 58. Olimpiyat'ta (MÖ 548/547).

 

Anaksimenes, Anaksimandros gibi altta yatan doğanın (hypokeimenon) tek ve sonsuz olduğunu kabul eder; ancak Apeiron gibi bunu belirsiz bırakmaz, "Hava" (Aer) olarak belirli kılar.

 

Bütün nesnelerin türeyişini ve niteliksel değişimini havanın hareketine ve niteliğine bağlar.

Hava sırasıyla rüzgâra, buluta, suya, toprağa ve en nihayetinde taşlara dönüşür.

 

Yeryüzü tepsi veya masa gibi düzdür.

 

Platon'un Timaios (49b-d) diyaloğunda betimlenen maddenin birbirine dönüşüm döngüsü Anaksimenes'in seyrelme-yoğunlaşma kuramıyla örtüşür.

…

 

1 Ağustos 2026 Cumartesi

İhsan Oktay Anar - Sokrates Öncesi Felsefede Varlık Sorunu - Özet - Notlar

İhsan Oktay Anar - Sokrates Öncesi Felsefede Varlık Sorunu - Notlar

Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 1987

 

Giriş

Aynı terimi kullanmalarına rağmen filozofların varlığa yükledikleri anlamlar farklıdır.

 

Varlık ve varolmak fikrini ifade eden temel sözcüklerin kökleri

Kavram

Eski Yunanca

Latince

Sanskritçe

Varolmak

Es-

Es-

As

Varım

Eimi

Sum

Asmi

Oluşmak

Phyein (phsis)

Fore

Bhu

Varlık

On

Res

Rai

 

Dört temel varlık kavramı

Ta Onta (Varolan Şeyler / Eşya): Çoğuldur. Duyusal alanda bulunan, çokluğu, hareketi ve oluşu ifade eder. Yöntem olarak gözlemi ve ampirik duyuları gerektirir.

 

To On (Varolan / Bir Varlık): Tekildir. Hareketsizliği, sükuneti ve birliği ifade eder. Duyuların sunduğu çokluğu reddeder; bu varlık tasarımına ancak mantıksal çıkarımla (dedüksiyon) ulaşılır (Elea/Parmenides çizgisi).

 

Ontos On (Gerçek Varlık): Platonik anlamda görünüş dünyasının (eidola) aksine, tam ve eksiksiz varlığa sahip olan "kavramlar/idealar"dır. Görünüş dünyası ile idealar arasında bir kutupsallık (polarite) vardır.

 

On He On (Varlık Olmak Bakımından Varlık): Aristotelesçi ifadedir. Bir kutupsallık değil, varlığa eşit ölçüde sahip olmayan varlıklardan oluşan bir varlık hiyerarşisi fikrini barındırır

 

Presokratik felsefe henüz tam anlamıyla "konseptüel" (soyut-kavramsal) değildir. İlk filozoflar to on (varlık) derken soyut varlığı değil "cisimsel olanı"; to me on (yokluk) derken de soyut yokluğu değil "boş mekânı" kastetmektedirler. Dolayısıyla bu dönemde Varlık-Yokluk karşıtlığından ziyade "Cisimsel olan - Cisimsel olmayan" karşıtlığı üzerinden okuma yapılmalıdır.

 

Thales’ten Önce Varlık Sorunu

Ta Onta (Varolan Şeyler)

Miletli filozofların felsefi bir terim olarak kullandığı ta onta (çoğul ve nötr); "burada ve şimdi bilfiil varolan şeyler", "hakikat" ve "gerçeklik" anlamlarına gelir.

Ta onta, duyularla algılanan dolaysız ve dokunulabilir varlığı ifade ettiği için yalnızca şimdiki zaman ile sınırlıdır.

 

Ta essomena: Gelecekte varolacak olan şeyler.

 

Ta pro eonta: Geçmişte varolmuş olan şeyler.

Genesis: Oluş, meydana geliş, doğuş veya kaynak/köken manasındadır. Teogoni ve kozmogonilerde varlığın ilk kaynağını açıklamak için kullanılır.

 

Genesis kavramı, felsefi evrede doğanın özünü ve ilk ilkeyi ifade edecek olan physis (doğa/türeyiş) ile anlamdaştır.

 

Hesiodos'ta dünya var olmayan bir şeyden yaratılmaz. Khaos başlangıçta mutlak varlık olarak durmaz; "Khaos hepsinden önce varoldu (oluştu)" denir.

Genesis (oluş), çoğunlukla eril ve dişil ilkelerin birleşmesiyle (evlilik) açıklanır.

 

Epimenides

Hesiodos'un nötr Khaos ilkesi yerine eril Hava ve dişil Gece ilkelerini koyar. Bunların birleştiği "Yumurta"dan kozmosun Titanları doğar.

Epimenides'in Khaos yerine Havayı koyması, soyut boşluktan fiziksel/maddesel açıklamaya doğru atılmış ilk adımdır.

 

Homeros'un her şeyin kökeni olarak gördüğü Okeanos (su) daha sonra Miletli Thales'te suların ilk ilke (arkhe) sayılmasına öncülük eder.

 

Syroslu Pherekydes

Pherekydes'te Zeus, Khronos ve Khtonie ezeli (hiçbir zaman meydana gelmemiş ve yok olmayacak) ilkelerdir.

Pherekydes, Khaos terimini Hesiodos'tan alsa da ona somut bir içerik yükleyerek Su ile özdeşleştirmiştir.

 

Pherekydes; "ezeli varlık tasarımı", "her şeyin meydana getirici ilk nedeni" ve "Physis üzerine eser yazma" nitelikleriyle mitolojik teogoni ile Milet okulu (felsefi dönem) arasındaki en önemli geçiş figürüdür.

 

Milet öncesinden 3 Temel kavram

Ta Onta: "Burada ve şimdi" olan somut mülk/şeyler. Algılanan nesneler dünyası ve varlık sorununun çıkış noktası.

 

Enantia: Eril ve dişil tanrısal birleşmeler (Seksüel karşıtlar). Doğadaki fiziksel karşıtlıklar (Sıcak-Soğuk, Kuru-Yaş).

 

Physis: Tanrısal doğuş ve türeyiş (Genesis). Değişmeyen, ezeli-ebedi ilk neden / töz (Arkhe).

 

Milet Okulunda Varlık Sorunu

Miletli filozoflar (Thales, Anaksimandros, Anaksimenes) her şeyin kendisinden çıktığı, ancak kendisi sürekli olarak varlığını koruyan ilk ilkeyi aramışlardır. Aristotelesçi terminolojide bu ilk ilke maddesel neden, birincil töz ya da arkhe (varlığın, oluşun ve bilginin çıktığı kaynak) olarak adlandırılır.

 

Thales / su

Thales'in büyüklüğü, maddenin birincil formunun şimdi ne olduğu (dünyanın neden meydana geldiği) sorusunu sormasındadır.

Thales, oluşu mitolojiyle değil fiziksel gözlemlerle açıklamıştır.

Thales; kehanetlere ve mitolojik anlatılara karşı, bilgi alanını duyularla algılanan "burada ve şimdi varolan" (ta onta) ile sınırlandırmış ve rasyonel/fiziksel açıklamanın önünü açmıştır.

 

Anaksimandros / Apeiron

Varolan nesnelerin başlangıcı ve dönüşeceği kaynak "sınır tanımaz/sınırsız" (to apeiron) olandır. Nesneler, zamanın düzenine göre yaptıkları haksızlıkların cezasını ve kefaretini birbirlerine öderler.

 

Physis (Doğa / Töz) Kavramı

John Burnet (Pozitivist / Cisimsel Yorum): Physis, ikincil ve geçici olana karşıt olarak "birincil, temel, sürekli ve verilmiş olan tözdür." Cisimsel ve maddesel bir nitelik taşır.

 

F. M. Cornford (Ruhsal / Canlıcı Yorum): Thales'in "Her şey canlıdır" ve "Her şey tanrılarla doludur" sözlerinden hareketle physis’in sadece maddesel değil, aynı zamanda ruhsal bir töz (psykhe) olduğunu savunur. Physis, cisimsel/ağır değildir; hareketi, canlılığı ve kutsallığı (to theion / mana) bünyesinde barındıran kendiliğinden hareketli ilkedir.

 

E. R. Dodds'un Katkısı: Antik Yunan'da erken dönemlerde henüz bizim anladığımız anlamda keskin bir "ruh-beden" ya da "maddi-maddi olmayan" ikiliği (psykhe - soma) olmadığını gösterir.

 

Anaksimenes / Hava

Anaksimenes, Thales'in "belirli madde" fikri ile Anaksimandros'un "sınırsız/belirsiz" (apeiron) fikrini birleştirmiştir: Birincil töz hem belirli bir maddedir (Hava / Pus) hem de uçsuz bucaksızdır (Sınırsız).

 

Pithagorasçılıkta Birlik Sorunu

Orpheusçu gelenekten beslenen Pithagorasçılıkta, Anaksimandros'un aksine çokluk ve oluş meşrulaştırılır.

 

Pithagorasçılıkta Bir, mutlak kutsal olan yegâne ilke değil; çokluğun (ve düzenin/uyumun) kendisi kutsal bir mahiyet kazanır.

 

Pithagorasçıların sayılardan anladığı şey soyut matematiksel kavramlar değildir. Sayılar duyulur nesnelerden ayrı değildir; şeylerin ögeleri sayıların ögeleridir ve dünya sayıların kendisinden meydana gelir.

 

Sayıların ögeleri Tek ve Çifttir (bunlar sırasıyla Sınırlı ve Sınırsız ilkelere tekabül eder).

 

Tek ve Çift karşıtlığı, hem tek hem de çift olabilen nötr bir ilkeden, yani "Bir" (Monad) sayısından çıkar.

 

Bütün varoluş Bir olandan çıkmıştır ve yine ona dönecektir.

Hesiodos'un Theogonia'sında başlangıçtaki Khaos (Bir) dinsel/kutsal bir nema taşımazken, ondan doğan tanrılar çokluğu kutsaldır. Benzer şekilde Pithagorasçılıkta da gelişimin ve oluşun ulaştığı evre (düzen/çokluk) değer kazanır. Dolayısıyla Pithagorasçılıkta sadece başlangıçtaki Bir değil, çokluğun kendisi de kutsallık taşır.

 

Tetraktus

1+2+3+4=10

 

Tetraktus (On sayısı), evrenin doğasını ve müziksel oranları içinde barındıran en kutsal semboldür. Pithagorasçılar üzerine yeminlerini Tetraktus üzerine ederler.

 

Harmonia (Uyum): Değişim içinde değişmeden kalan ilkedir.

Harmonia doğası gereği en az iki veya daha fazla şey arasındaki ilişkiyi ifade ettiğinden zorunlu olarak çokluğu gerektirir.

 

Herakleitos’ta Varlık ve Oluş

Miletli filozoflar (özellikle Anaksimandros), varlığı incelemeye gözlemlenebilir bireysel şeylerden başlamış ve üçlü bir varoluş derecesi şeması kurmuşlardı:

Birincil Töz / Apeiron: Karşıtların çıktığı, değişmeyen, kutsal ve "Bir" olan ilk ana madde.

Karşıtlar: Apeiron’dan ayrışan sıcak-soğuk, yaş-kuru gibi temel dinamikler.

Bireysel Şeyler: Karşıtların birleşimiyle oluşan görünür dünyadaki çokluk.

 

Anaksimandros varlık sorununa ahlaki bir açıdan yaklaşarak Bir’i iyi/gerçek, bireysel şeylerin oluşturduğu çokluğu ise haksızlık/suç ve gerçekdışı saymıştır.

Ancak bu durum akıl ile duyular arasında bir paradoks yaratır: Duyular bize değişen çokluğu sunarken, akıl değişmeyen bir Bir'in varlığını zorunlu kılar. Bu rasyonel açmaz iki radikal yola yol açar:

Parmenides (Mantıksal Rasyonalizm): Duyuları bütünüyle reddedip yalnızca değişmez Bir’i kabul etmek.

Herakleitos (Sezgisel Rasyonalizm): Çokluğu ve değişimi reddetmek yerine; değişimin kendisini, çokluğun içindeki gizli düzeni (Logos/Harmonia) temel alarak Bir ile Çok’u eşzamanlı olarak uzlaştırmak.

 

Herakleitos, Miletlilerin aksine odak noktasını "bireysel şeyler"den alıp doğrudan Bir ile Çok arasındaki karşıtlığa kaydırmıştır.

Hakikat birdir.

Bir olan aynı zamanda çokluktur. ("Bir her şeyden meydana gelir ve her şey Bir olandan çıkar")

Çokluğun bilgisi (çok şey bilmek) kişiye hiçbir şey öğretmez. (Duyusal fenomelerin/bireysel şeylerin bilgisi kişiyi bilgeliğe götürmez; onlar yalnızca birer semboldür.)

Bilgelik, her şeyin Bir olduğunu ve her şeyi her şey içinde hareket ettiren düşünceyi (Logos) bilmektir.

 

Değişimin maddesel ilkesi ateştir.

Ateşin seçilme nedeni, kendisini besleyen madde sürekli değiştiği halde alevin form olarak sürekli aynı kalmasıdır. Ateş durmaksızın yakıt tüketir, duman bırakır; yani gerçeklik durmadan akar (panta rhei / her şey akar).

 

Parmenides'te Varlık Sorunu

Thales öncesinde efsanelere dayanan varlık, Miletlilerle birlikte doğrudan gözlemin konusu olmuştur. Miletliler yalnızca gözleme dayanarak varlığı duyusal sınırlar içinde ele almışlardır.

 

Parmenides'in hareket noktası da noesistir; ancak o, Herakleitos'tan farklı olarak duyusal gözlemi tümüyle reddetmiş ve yerine mantığı koymuştur.

Hesiodos'tan Thales'e ya da rivayetten gözleme; Anaksimandros'tan Herakleitos'a ya da gözlemden sezgiye; Herakleitos'tan Parmenides'e ya da sezgiden mantığa.

 

Parmenides için varlığın birliğini savunabilmek adına iki temel engelin aşılması gerekmektedir:

Duyuların sunduğu çokluğun gerçekte var olmadığını göstermek.

Çokluğun en yalın biçimi olan karşıtların (enantia) var olmadığını göstermek.

 

Parmenides, "Bir" kavramından hareketle rasyonel ve dedüktif bir mantık yürüterek şu sonuçlara varır:

Bir'in parçaları, başlangıcı, ortası ve sonu olamaz; dolayısıyla sınırsızdır ve şekilsizdir.

Bir ne başka bir şeyin içinde ne de kendinde bulunabilir; bu yüzden bir yerde değildir.

Bir, ne niteliksel olarak değişebilir ne de mekânsal olarak yer değiştirebilir; bu nedenle bütünüyle hareketsizdir.

 

Parmenides'in Hakikat Yolu Şiiri

Şiirde birinci yol "varolanın var olduğu ve varolmamanın var olmadığı" (hakikat yolu); ikinci yol ise "varolmama ve varolmamanın zorunlu olduğu" (bulunamaz yol) olarak sunulur.

 

Varolmak (einai)

Varolmamak (me einai)

Varolan (to on)

Varolmayan (to me on)

 

Parmenides'e göre to on için ancak tek bir yüklem geçerlidir: O da hep aynı kalarak değişmeksizin "varolmak"tır.

 

Parmenides'e göre Varolan; yaratılmamıştır (ageneton), yok olmaz, hareketsizdir, bölünemez, süreklidir ve zaman dışı bir ebedi "şimdi"dedir. Her yönden eşit, sonlu ve tam bir küre gibidir.

 

To on küre biçiminde ve yayılımlı olsa da bu durum onun maddesel olmamasını gerektirmez; ancak antik dönemde soyut düşünce maddesellikle bağdaştırılmaktadır.

Parmenides'in to onu tamamen soyut/ideal bir kavram değil, physisin niteliklerinden hareketle a priori yolla yeniden tasarlanmış reel bir varlıktır.

 

Melissos'ta Varlık Sorunu

Melissos, varolanın varlığa gelmediğini; dolayısıyla ezeli-ebedi, başlangıçsız, sonsuz ve değişmez olduğunu savunur. Varolan şey bölünemez, acı ve keder çekmez, düzeni değiştirilemez.

 

Aristoteles Fizik'inde Melissos’un kuramı

I. Eğer Varolan varlığa gelmişse ya hiçlikten ya da belli bir şeyden çıkmıştır.

İkisi de imkansızdır.

O halde o varlığa gelmemiştir.

 

II. Varlığa gelmiş olan her şeyin bir başlangıcı ve sonu vardır.

O halde varlığa gelmemiş şeyin başlangıcı ve sonu yoktur.

 

III. Varlığa gelmemiş olan şeyin başlangıcı ve sonu yoktur.

Varolan varlığa gelmemiştir.

 

O halde Varolanın başlangıcı ve sonu yoktur.

 

Boş uzayın varlığı imkânsızdır; bu nedenle varolan bütünüyle doludur, seyrekleşip yoğunlaşamaz ve yer değiştiremez.

 

Duyular bize değişimi ve çokluğu gösterse de gerçek olan şey değişmez. Çokluk varsa bile her bir parçanın "Bir" olanla aynı niteliklere sahip olması gerekir.

 

Sınır (Peras)

Parmenides'in to on için belirttiği "sınır" ve "küre" kavramları, fiziksel bir sınır (Anaksimandros/Anaksimenes tarzı) olarak değil, rasyonel/dedüktif bir geometrik kavram olarak ele alınmalıdır.

 

Öklid geometrisinden hareketle, küre üzerine çizilen en büyük dairenin sınırı nihayetinde bir noktaya karşılık gelir.

Sonsuz bir uzayda küresel bir yüzey tanımlandığında iç ve dış ayrımı rasyonel olarak yapılamaz. Küre ile boş mekân birbirine eşitlenebilir ve mekân bir noktayla sınırlanabilir.

 

Parmenides’in küre biçimindeki sınırlı varlığının sınırı bir "nokta" olarak kabul edildiğinde, Parmenides'in sınırlı to on tasarımı ile Melissos'un sınırsız ontos tasarımı arasında kutupsal bir zıtlık kalmaz.

 

Çoğulcu Materyalistlerde İki Töz Anlayışı

Töze dair soruşturmada kullanılan analiz araçları Varlık (birlik, iyilik, mükemmel düzen), töz (ruhsal ve maddesel), Varolan (to on), physis (oluş ve Varolan), ta onta (cisimsel varlık) ve karşıtlardır.

 

Physis hem "Varolan" hem de "oluşturucu kaynak" anlamına gelerek ontolojik bir çıkmaz yaratır. Bu durum, mantıksal bir uzlaşmazlığa işaret eder.

 

Herakleitos physis’i sadece "oluş/hareket" (ateş), Parmenides ise sadece "değişmez Varolan" (to on) olarak almıştır.

 

Ya physis’i genesis ile bir tutacak ve Parmenides’in güçlü mantığının atış menzili içine gireceğiz ya da physis’i Varolan ile bir tutarak duyularımızı birer yalancı şahit ilan edecek ve / salt düşünce denizine yelken açacağız.

 

Varlık-oluş düşüncesindeki başarısızlık "tek bir physis vardır" kabulünden kaynaklanır. Çoğulcu materyalistler physis’i ikiye ayırarak sorunu aşarlar: Değişmez öğeler ve hareketi sağlayan dirimsel güç.

Milet okulu hylozoizmi (canlı madde) ile Elea okulu Parmenidesçiliği çoğulcu sistemlerde sentezlenir.

 

Empedokles

Empedokles mutlak oluş ve yok oluşu reddeder; değişimi ezeli-ebedi dört unsurun (ateş, hava, toprak, su) birleşimi ve ayrışması olarak açıklar.

Havanın boşluk olmadığını "su saati" deneyiyle kanıtlayarak Pythagorascı boşluk anlayışını çürütür.

Varolanların arasındaki sınır hiçlik (to me on) değil, bir diğer niteliksel Varlıktır (toprağın bittiği yerde suyun başlaması).

Tözün ne herhangi bir ölüm-varoluş tarzı içinde meydana gelmesi ne de lanetli bir ölümle sona ermesi söz konusudur. Yalnızca karışım ve karışımın değişmesi söz konusudur.

 

Anaksagoras

Anaksagoras mutlak meydana gelişi reddederek değişimi sınırsız sayıdaki "tohumlar"ın birleşme ve ayrışmasına bağlar.

 

"Öyle olmayandan öyle olan çıkmaz" ilkesinden hareketle, "Her şeyde her şeyden bir parça bulunur" kuralını geliştirir.

 

Madde sonsuza kadar bölünebilir; en küçük parçada bile tüm nitelikler (sıcak, soğuk vb.) mevcudiyetini korur.

 

Empedokles ve Anaksagoras, Parmenides’in değişmez varlık anlayışını kabul etmekle birlikte, dünyaya çokluğu ve hareketi dâhil etmek istemişlerdir. Ancak kabul ettikleri ana unsurlar (Empedokles’te 4 unsur, Anaksagoras’ta tohumlar) kendilerini hareket ettirme gücünden yoksundur.

 

Milet okulu evreni canlı kabul ederken (hylozoizm), Orpheusçu gelenek ve mistik dinler ruh ile beden ayrımını beslemiştir.

Empedokles iki tür unsuru birbirinden ayırdı: cisimsel olan dört unsur ve bu unsurları dışarıdan hareket ettirebilen ruhsal tözler: Sevgi ve Nefret.

Böylece / Empedokles ise bölünmez/hareketsiz maddeyi harekete geçirmek için ikinci bir tözü varsayarak fail neden ile maddesel neden ayrımını başlattı.

 

Psykhe

Erken dönemlerde psykhe, soma’nın (bedenin) zihinsel karşılığı ve yaşayan öz anlamına geliyordu.

Homeros ruha, yaşayan insanda onu bırakıp gitmesinden başka bir özellik yüklemez... Psykhe, soma’nın zihinsel karşılığıdır. Attik lehçesinde ikisi de 'yaşam'ı ifade eder.

Ancak felsefi soruşturmada aranan ruh, "öz" anlamındaki ruh değil, "canlılığın ve hareketin ilkesi" olan ruhtur.

Thales, demiri hareket ettirdiği için mıknatısın bir ruhu olduğunu söyleyerek ruhu bir hareket ettirici olarak düşündü.

Aristoteles canlı olanı olmayandan ayırmak için iki temel ölçüt koyar: Hareket ve algı. Mıknatıstaki hareket ettirici güç onun bir ruhu olduğuna işaret sayılır.

 

Empedokles’in başlangıçtaki "Küre"si (Sphairos) Parmenidesçi bir birliği temsil eder. Sevgi birleştirici ilkeyken, ortama giren Nefret ayrıştırıcı ilkedir ve bireysel şeyler çokluğunu meydana getirir.

 

Anaksagoras da maddeden bağımsız bir dışsal hareket ettirici olarak Nous’u tanımlar. Nous maddeseldir ancak diğer hiçbir şeyle karışmamıştır. Nous gayesel (teleolojik) değil, tamamen mekanik bir başlatıcı görevi görür.

 

Atomcular

Leukippos, Elea geleneğini takip etse de "bir" olan Varolan yerine sonsuz sayıda ve tıkız atomu (to on - cisimsel olan) kabul etmiştir. Atomcular, Miletlilerin dirimsel ilkesine dönmek yerine hareketi açıklamanın farklı bir yolunu aramışlardır.

 

Atomcular hareket ettirici bir "ruhsal töz" kabul etmek yerine, cisimsel olmayan yani "dokunulmayan doğayı" (anaphes physis / boşluk) varlık olarak tescil etmişlerdir. Boşluk (to me on), atomların içinde hareket edebileceği aralıktır.

 

Sonuç

Miletlilerde varlık (physis), duyum ve gözleme dayanan çoğul bir sözcükle (ta onta - varolanlar) ifade edilen bir "tasarım"dı.

Parmenides ile birlikte çıkış noktası to on (tekil Varolan) olmuş; gözlem yerini a priori akıl yürütmeye bırakmıştır. Böylece varlık, bir duyu tasarımı olmaktan çıkıp akılla kavranan bir "konsept"e dönüşmüştür.

 

Parmenides için Varolan; akılla ulaşılan fakat idealist anlamda soyut bir kavram değil, rasyonalist ilkeler doğrultusunda saptanan somut bir gerçekliktir.

 

Aklın talepleri doğrultusunda physis tek, değişmez ve hareketsiz kabul edildiğinde oluş ve hareket açıklanamaz hale gelmiştir. Tek bir physis ön kabulü felsefeyi tıkamış; hareketi açıklamak için ikinci bir ilkenin kabulü zorunlu olmuştur.

 

Orpheusçu mistisizmdeki ruh-beden ayrımından beslenen Empedokles, Parmenidesçi hareketsiz physis’in yanına onu hareket ettirecek ikinci bir tözü (Sevgi ve Nefret) koymuştur.

 

Demokritos ve Leukippos, Empedokles’in düştüğü çelişkiyi aşarak ikinci tözü canlı bir ruhsal güç olarak değil, "dokunulmayan" (anaphes) yani boş mekan (to me on) olarak tanımlamışlardır.

 

İlk filozoflar değişimin altında değişmeden kalanı aramışlardır: Thales suyu, Anaximandros apeiron'u (sonsuz), Anaximenes havayı birincil töz saymıştır. Herakleitos değişimin kendisini ilke edinirken, Parmenides değişimin imkânsızlığını ve yalnızca tek bir to on’un varlığını savunmuştur.

 

Herakleitos’ta Bir ve Çok özdeşken; Empedokles’te Varolan sırayla Bir (Küre) ve Çok (unsurlar) olur. Atomcular ise Melissos’un izinden giderek, Parmenides’in Varolan’a yüklediği tüm özellikleri (sarsılmazlık, tıkızlık) kabul edip bu nitelikleri sonsuz sayıdaki atomlar çokluğuna aktarmışlardır.

 

Sokrates öncesi felsefede temel kabul, varolanın "cisimsel" olduğudur. Ana sorun bu cisimsel varlığın nasıl tasarlanacağıdır. Tüm gelişim; Birlik sorunu, Parmenidesçi rasyonalizmin talepleri ve Oluş/Hareket sorunu ekseninde gerçekleşmiştir.

 

Filozoflar tek töz kabulünden hareket ederek ya varlık tasarımlarına oluşu uydurmaya (gerekirse oluşu reddetmeye) ya da oluşa varlığı uydurmaya çalışmışlardır.

 

Empedokles ile birlikte, her ne kadar belirsiz olsa da iki töz, ya da iki physis düşüncesinin doğmasıyla bu sorun bir ölçüde çözülmüş gibi görünmektedir: Tözlerden biri (maddesel/atomik varlık) Elea rasyonalizminin değişmezlik talebine yanıt verirken, diğeri (Sevgi/Nefret veya Atomculardaki Boş Mekan) oluşun ve hareketin dinamiği olmuştur.

… 

İhsan Oktay Anar - Antik Yunan Felsefesinde Zaman Kavramı - Özet - Notlar

İhsan Oktay Anar - Antik Yunan Felsefesinde Zaman Kavramı - Notlar

Doktora  Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 1994

 

Önsöz

…belki de "zamanın bir problem olarak görülmemiş olması nedeniyle", "zaman"dan çok antik Yunan kozmoloji öğretilerinin zaman ile ilgili olduğuna inandığımız cepheleri üzerinde durmak zorunda kaldık.

 

Giriş

Antik filozofların argümanları mantıksal bir "doğruluk/yanlışlık" süzgecinden ziyade, dönemin düşünce yapısına uygun bir "rekonstrüksiyon" ve tarihsel gerçeklik anlayışıyla değerlendirilmiştir.

 

Antik Yunan dünyasında zaman ve hareket ilişkisi ile temel zaman kavramları analiz edilmiştir: Khronos, Kairos ve Aion

Khronos zamanın niceliksel/sayılabilen yönünü ("ne kadar zaman geçti?"), kairos niteliksel yönünü ("hangi vakitte?" / uygun zaman), aion ise "çağ, ömür, sonsuzluk" anlamlarını taşır.

 

Arkaik dönemde zaman bir özne/fail olarak görülmüş ve teolojik problemlere yol açmıştır.

 

Zamanın algılanma yetisi olan hafıza (mneme) ve zamanın döngüsel yapısı (kyklos), geleceğin de hatırlanabileceği (kehanet) düşüncesini doğurmuş, Platon'da anamnesis öğretisine zemin hazırlamıştır.

 

Sokrates-öncesi dönemde yaşayan herhangi bir filozof, zaman ile hareketi özdeşleştirmektedir.

 

Thales Öncesi Dönemlerde Zamanın Gökküreyle İlişkisi

Platon (Timaios), zamanın göklerle (gezegenler, Güneş, Ay, sabit yıldızlar) birlikte meydana geldiğini söyler. Zamanın sadece belirsiz bir "süre" hissi olmaktan çıkıp ölçülebilir "zaman" haline gelmesi için Aristoteles’in de vurguladığı gibi düzenli, belirli ve sayılabilen bir hareketin bulunması gerekir.

 

Periekhon: Yunanca "kuşatan, çevreleyen, kapsayan şey" (dünyayı kuşatan gökküre/küre). Aetius'a göre Pythagoras zamanı (khronos) periekhon ile bir tutmuştur.

Aither: Gökkürenin maddesi olan kutsal unsur.

Lawu (Asurca): "Çevreleyen/kuşatan" demektir (periekhon’un tam karşılığı).

Leviathan (Eski Ahit / İbrani Geleneği): Asurca lawu sözcüğünden türemiştir. Yeryüzünü bir halka gibi çevreleyen, zodyakı (burçlar kuşağını) taşıyan deniz yılanı/ejderhası olarak tasarlanmıştır.

Tehom (İbranice): Okyanus, boşluk veya uçurum (Khaos).

Tiamat (Babil): Evrenin ilk durumunu temsil eden tuzlu su okyanusu/kaos yılanı.

Tethys & Okeanos (Yunan Mitolojisi): Homeros’ta Okeanos yeryüzünü çevreleyen devasa ırmaktır (a-cayana-h Sanskritçede "kuşatan" demektir). Akhilleus’un kalkanındaki tasvirlerde ve Pompei fresklerinde Okeanos veya onu simgeleyen yılanlar, Zodyak burçlarıyla (zamanın simgesiyle) ilişkilendirilir.

 

Damascius'un aktardığı Orpheusçu kozmogonide ilk ilkeler olan su ve balçıktan (toprak) üçüncü bir ilke doğar: Bir yılan şeklinde tasarlanan Zaman (Khronos/Herakles).

 

Yılan biçimindeki Khronos; Aither, Khaos ve Erebos’u üreterek ortada bir Yumurta meydana getirir.

Orpheusçular evreni bir yumurtaya benzetir. Yumurtanın dış zarı/kabuğu, evreni çepeçevre saran katı gökküreyi (periekhon) temsil eder.

Yumurtanın üst kısmı Ouranos (Gök), alt kısmı Ge (Yer) olur. Bu iki ilkenin birleşmesinden Moiralar (Klotho, Lakhesis, Atropos) doğar. Platon ise Devlet eserinde Ananke'nin kızları olan bu üç Moira'nın zamanın üç boyutunun şarkısını söylediğini aktarır.

 

Arkaik düşüncede bir şeyden meydana gelmek (generasyon), o şeyin kendisi olmakla bir tutulur. Su -> Yılan -> Yumurta diziliminde; sudan çıkan Khronos (yılan) ve onun oluşturduğu Yumurta (gökküre) aslında özde niteliksel olarak aynı gerçekliğin/maddenin aşamalarıdır.

 

Hesiodos'ta Khaos -> Gece -> Gündüz sıralamasında olduğu gibi; mitolojik ve erken felsefi anlatılardaki aşamalar/tanrılar soyu, evrenin belirsiz/formsuz bir durumdan, belirli/düzenli/ölçülebilir (zamansal) bir yapıya doğru geçişindeki ara durumları ifade eder.

 

Moiralar, Hafıza (Mnemosyne)

Moira kelimesi astronomide "derece" ve Zodyak bölümleri anlamına gelmektedir. Arkaik inanışta zamanı algılama yetisi olan hafıza (Mnemosyne) ile Moiralar bağlantılıdır.

 

İbranilerdeki Leviathan ve Babil'deki Tiamat, zodyak yıldızlarını taşıyan ve gökküreyi çevreleyen (periekhon) deniz yılanlarıdır. Yunan dünyasında Homeros döneminde yeryüzünü kuşatan Okeanos, bu Semitik su/yılan motiflerinin bir kalıntısıdır. Ancak Yunan gök anlayışında gökküreyi kaplayan ana unsur "su" değil, "aither" olmuştur.

 

Aither, havanın (aer) aksine göğün üst bölgesinde yer alan, Yunanca aitheō ("yakıyorum") ve aithomai ("ışıldıyorum") köklerinden gelen parlak, ateşsi bir maddedir.

 

Platon zamanın gezegen hareketleriyle/göklerle doğduğunu savunurken, Demokritos zamanı "gündüz ve gece kılıklı bir görüntü" olarak tanımlar. Her iki görüşün ortak paydası, zamanı ölçen aracın (gök cisimleri veya gündüz/gece) zamanın kendisiyle özdeşleştirilmesidir.

 

Hesiodos'un Theogonia metninde Khaos'tan Erebos ve Gece'nin; onlardan da Aither ve Gündüz'ün doğduğu anlatılır. Demokritosçu yaklaşımla Gündüz ve Gece'nin belirmesi Khronos'un (Zaman) meydana gelmesidir. Khaos sadece ilk durum değil, evrensel düzende varlığını sürdüren sınırsız bir karanlıktır.

 

Pherecydes'te Zaman Tasarımı

Pherecydes'in yaşadığı döneme ilişkin M.Ö. VII. yüzyıl ile M.Ö. VI. yüzyıl ortaları arasında değişen farklı tanıklıklar (Eusebios, Suidas, Freeman) mevcuttur. M.Ö. VII. yüzyıl tarihlendirmesinin tiran Pythagoras ile filozof Pythagoras'ın karıştırılmasından kaynaklandığı, Pherecydes'in filozof Pythagoras'ın çağdaşı olduğu değerlendirilmektedir. Düzyazı (prose) formunda yazan ve doğa/tanrılar üzerine ilk eser veren düşünürlerden biri olarak anılmaktadır.

 

İlk Çağ düşüncesinde zamanın her şeyi yaratan veya yok eden bir fail/yaratıcı olarak düşünülmesi teolojik sorunlar yaratmıştır. Farklı gelenekler bu sorunu üç yolla çözmüştür:

Zerdüştçülük (Zurvanizm): Zaman (Zurvan) dünyayı bizzat yönetmek yerine tanrıları (Ahura Mazda ve Ehrimen) yaratıp geri çekilir.

İbrani/Ahit Geleneği: Zamanı simgeleyen ejderha/yılan (Leviathan) Yahwe tarafından yenilerek saf dışı bırakılır, tek fail Yahwe kalır.

Pherecydes'in Çözümü: Zaman'ın (Khronos) kendisi ile baş-tanrıyı (Zas/Zeus) doğrudan özdeşleştirmek.

 

Diogenes Laertius, I. 119: “Zas her zaman vardı, Khronos her zaman vardı, bir de Khthonie."

Pherecydes, Zas ve Khronos'u bir tutmuş olabilir.

 

Khronos'un dölüyle oluşan ateş, hava ve su ile toprağı simgeleyen Khthonie'nin birleşimi ve bunları kuşatan (periekhon) 5. unsur olan dodekahedron (küre/zaman) "beş bucak" (pentemukhos) kavramını oluşturur. Zas'ın şala çizdiği Ogenos (Okeanos) ve onun "evleri" (domata) ise antik gelenekteki Zodyak burçları ve zaman dilimleriyle ilişkilendirilir.

 

Pherecydes'in teolojik müşkülleri aşmak adına Zas (Zeus) ile Khronos'u özdeşleştirmiş olma ihtimali yüksek…

 

Milet Okulunda Küre ve Zaman

Thales

Antik tanıklıklara (Diogenes Laertius, Herodotus, Proclus, Gellius) göre Miletli Thales, Fenike kökenli soylu bir aileden gelmektedir. Geometri bilgisini Mısır'dan Yunan dünyasına getirmiş, Fenikelilerin denizde yön bulmak için kullandığı Küçük Ayı takımyıldızını ölçme/kullanma yöntemini aktarmıştır. Aristoteles onu felsefenin kurucusu (arkhegos tes toiautes philosophias) olarak görse de; Thales'in "Yedi Bilge" arasına girmesi "her şeyin sudan geldiği" yönündeki doktrininden ziyade, Doğu kaynaklı bu pratik geometri, astronomi ve navigasyon bilgisinden kaynaklanmaktadır.

 

Musevilikte Tanrı, zaman ve mekân dışı, aşkın, algılanamaz ve soyuttur ("Ben ne isem oyum"); insanoğlu Tanrı hakkında ancak O'nun tebliğ ettiği/vahyettiği kadar pasif bir bilgiye sahip olabilir. Aşkın bir Tanrı'nın maddedeki olayları yönlendirmesi için "ateş sütunu" gibi cisimleşmesi gerekir. Thales ve Yunan düşüncesinde ise kutsal olan (su/madde) zaman ve mekân içindedir, cisimseldir ("her şey daimonlarla doludur"). Bu durum Yunanlıların doğayı teolojik kabullerle değil, değişen şeylerin arkasındaki ezeli-ebedi canlı maddeyi inceleyerek "doğa bilimi" yapmalarına zemin hazırlamıştır.

 

Miletli filozofların ezeli-ebedi (aidios), kutsal (theios), ölümsüz (athanatos) ve hükmedici (kubernas) olarak gördükleri temel maddenin aynı zamanda sıcak, soğuk, kuru veya yaş gibi fiziksel nitelikler taşıması teolojik bir sorun doğurmuştur. Çözüm, bu maddeyi fiziksel nitelikler bakımından "belirsiz" (apeiron) kılmaktır.

Pherecydes bu belirsizliğe Hesiodos'tan ilhamla "Khaos" derken; Anaksimandros ve Anaksimenes apeiron terimini tercih etmiştir. Rengi, kokusu ve tadı olmayan suyun ya da görünmez havanın da bu filozoflarca "belirsiz" bir madde olarak düşünülmüş olma ihtimali yüksektir.

 

Apeiron

Apeiron kelimesi Yunancada sadece "belirsiz" veya "sınırsız" anlamına gelmez; aynı zamanda "çember", "daire" ve taşsız yüzükler için kullanılan bir biçimsel belirsizliği / sonu-başı olmamayı ifade eder. Ksenophanes tanrıyı "her yönden kendine eşit, apeiron olan bir küre" olarak tanımlamıştır. Cicero ve Aetius'un tanıklıkları, Thales'in göğü kuşatan ve "kuşaklar" (zonas) adı verilen beş çemberden oluşan ilk gökküre modelini yaptığını gösterir. Böylece kuşatıcı (periekhon) olan apeiron çember/küre tasarımı felsefi ve astronomik bir boyut kazanır.

 

Küre

Başlangıcı ve sonu olamayan şey matematiksel ve biçimsel olarak küredir.

Platon ve Pythagorasçılara göre biçimsel açıdan en mükemmel ve güzel şekil küredir.

Pythagorasçılar zamanı küre ile bir tutmuştur.

Bütün kosmosu kuşatan (periekhei) küresel mekândır.

Kosmosu kuşatan, ona hükmeden küresel yapının/aitherin tezahürleridir.

 

Thales'e soruldu: En bilge olan kimdir? Cevap verdi: Khronostur (zaman), çünkü her şeyi açığa çıkarır.

 

Thales’in küre sembolizmini kullandığına dair doğrudan bir kayıt yoktur.

Tarihçi, eğer bir olayı yazmadıysa bu iki nedene dayanır: Ya öyle bir olay olmamıştır ya da o olay herkesçe bilinen, sıradan, malum ve aşikâr bir olaydır.

Thales su, tanrı, nous (akıl) ve "en yaşlı olan" (presbytaton) kavramlarını bir tutar.

 

Küre sembolizminin izleri Anaksimandros’ta da görülür.

Anaksimandros gökküre modeli inşa etmiş ve apeironun gökleri kuşattığı belirtilmiştir.

Anaksimenes, yıldızların "kristalimsı bir maddeye çivi gibi tespit edildiğini" söyler. Döngüsel harekete sahip ve göğü kuşatan (periekhon) bu katı yapının biçimi de yine bir küreye işaret etmektedir.

 

Miletli filozoflar için birincil madde niteliklerden muaf (belirsiz) olmalıdır. Belki de bundan yola çıkılarak onun şeklinin de küre olması gerektiği görülmüştür.

 

Anaksimandros

"Kata ten tou khronou taksin" (zamanın düzenine uygun olarak)

"zamanın düzeni" / mevsimlerin, günlerin, ayların ve yılların düzeni…

 

Niteliksel olarak belirsiz olan apeirondan sıcak ve soğuk nasıl çıkıyorsa, zamansal bakımdan belirsiz olandan da belirli süreler (gün, ay, yıl) çıkar.

 

Apeirondan ayrışan ateş küresi ve çemberler, güneş, ay ve yıldızları oluşturmuştur. Gök cisimleri apeironu belirleyen (tattein) araçlardır.

 

Pythagorasçı’lık'ta Dekad ve Apeıron

Pythagorasçı felsefenin temelini, evrendeki her şeyin sayılardan ve sayısal oranlardan oluştuğu düşüncesi oluşturur. Milet okulunun aksine Pythagorasçılar, belirsiz olanı (apeiron) sınırlayan (peras) bir ilke koyarak varlığın bilinebilirliğini sayılara bağlamışlardır.

 

Dekad (On Sayısı)

Pythagorasçılıkta 10 sayısı (Dekad), mükemmelliği ve ilahi düzeni temsil eder. Dekad; ömür, çağ ve sonsuzluk anlamına gelen aion ile ilişkilendirilir. Platon'da aion hareketsiz sonsuzluğu, khronos ise sayıya göre hareket eden zamanı temsil ederken; Pythagorasçılarda aion, kairos (uygun zaman) ile birlikte değerlendirildiğinde bir nesnenin ya da evrenin kendi formuna eriştiği "ömrü" veya döngüsel "Büyük Yıl"ı ifade eder.

 

Tetraktys

Zamanı algılamanın bir aracı olan hafıza, Pythagorasçılıkta sadece geçmişe dönük bir yeti değildir. Zamanın döngüsel olduğu ve olayların sürekli tekralandığı kabul edildiği için hafıza, aynı zamanda geleceği görme ve kehanette bulunma yetisiyle de özdeşleşir. Hafıza ve kehanet ilkesi, 10 sayısını oluşturan tetraktys ile bağdaştırılır.

Delphoi'daki kâhin nedir? Kendisinde Sirenlerin şarkı söylediği, harmonianın bizzat kendisi olan tetraktys.

 

1'den 4'e kadar olan sayıların toplamı (1+2+3+4=10) olan tetraktys, evrensel uyumun (harmonia) anahtarıdır. Müzikteki oktav (2/1), beşinci (3/2) ve dördüncü (4/3) gibi temel ses aralıklarının (intervalllerin) sayısal oranları, ilk dört sayının birbirine oranlanmasıyla elde edilir. Bu durum, matematiğin müziksel ahenkle birleştiği noktayı gösterir.

 

Pythagorasçı kozmolojide merkezde bir ateş bulunur ve onun etrafında sistemin mükemmelliğini (10 sayısını) tamamlamak adına eklenen "karşı yer" (antikhton) dâhil olmak üzere 10 gök cismi döner. Bu gök cisimleri uzayda hızla hareket ederken yırtılan havayla birlikte eş zamanlı ve orantılı sesler çıkarırlar. Oluşan bu evrensel müzik (kürelerin uyumu), doğumumuzdan beri sürekli var olduğu için kulağımız tarafından kanıksanır ve duyulmaz.

 

Gökyüzünü ve yıldızları seyretmek insana sayı, zaman ve felsefeyi kazandırırken; müzik ve gök cisimlerinin hareketi insan zihnindeki düşünceleri düzene sokar. Pythagorasçılara göre felsefenin (philosophia) özü, evreni ve doğayı pasif bir hırsla değil, bilgece "seyretmek/temaşa etmek"tir.

 

Zaman hareketin sayısı iken, ses hareketin hızının ölçüsüdür. Farklı hızlarda dönen 10 gök cisminin hareketinden iki temel ürün doğar: Zaman (khronos) ve evrensel uyum (harmonia). 10 sayısı (Dekad/Tetraktys); aion, hafıza, tetraktys ve gök cisimleriyle kurulan bu kozmik düzenin ortak paydasıdır.

 

Pythagorasçılar zamanı, her şeyi kapsayan evrenin küresi (periekhon) ile bir tutmuşlardır. Bu kürenin maddesi klasik dört unsurdan (ateş, su, hava, toprak) farklı olarak beşinci unsur olan aither ve 12 beşgen yüzeyden oluşan dodekahedrondur. Dodekahedron (12 yüzlü geometrik figür), Zodyak’ı ve evrenin kabuğunu simgeler.

 

Guthrie, Pythagorasçıların zaman ile özdeşleştirdikleri kürenin aither olabileceğini belirtir.

 

Pythagorasçı felsefede ruh bedene hapsedilmiş cisimsiz bir harmonidir, sayılar aracılığıyla bedende yer alır ve ölümden sonra varlığını sürdürür.

 

Platon, Epinomis’te (984d) ruhu şöyle anlatır; havada dolaşan daimonlardır ve üstün bir zekadan pay almışlardır.

 

Olaylar bir döngü içinde tekrar ettiği için güçlü bir hafıza, kehaneti mümkün kılar.

 

Herakleitos’ta Döngü ve Aion

Herakleitos'un fragmanlarında ateş; "ölçülere göre yanan ve ölçülere göre sönen, her zaman canlı olan (aeizoon)", "akıllı (phronimon)" ve "ezeli-ebedi (aionion)" olarak tanımlanır.

Herakleitos'ta ateş, logos, tanrı ve savaş kavramları aynı şeyin farklı isimleri veya cihetleri olarak okunabilir.

 

Herakleitos, nesnelerin oluşumunu ateşin dönüşümleriyle açıklar.

Ruhlar için su olmak ölümdür, çünkü su için toprak olmak ölümdür. Topraktan su, sudan da ruh meydana gelir.

 

Gece ile gündüz bir’dir.

 

Dairenin çevresindeki başlangıç ve son ortaktır.

 

Herakleitos'un aşağı ve yukarı giden yollar kuramı, unsurların birbirine dönüşümünü ve zamanın tezahürlerini açıklar.

Yukarı ve aşağı giden yol bir ve aynıdır.

 

Herakleitos'ta ateş, alevden ziyade "kuru buhar" anlamına gelir; ruh da bu kuru buhardan ibarettir.

 

Ateşin yanıp sönmesi; aşağı ve yukarı giden yollar, ateşin suya, suyun toprağa ve tekrar ateşe dönüşmesi (tropai) süreciyle doğrudan ilişkilidir.

 

Zaman her şeyin ilki ve sonuncusudur. Kendisinde her şeyi barındırır. Hem birdir, hem değildir. Daima varlıktan (ex ontos) kesilir ve karşıt yoldan (tēn enantian hodon) yine ona gelir.

 

Güneş: Herakleitos’a göre her şeyi meydana getiren mevsimleri (horas hai panta pherousi) ve değişimleri sınırlaması, yargılaması ve gözler önüne sermesi ve aydınlatması itibariyle, bu ölçünün, sınırlarının ve dönemlerinin koruyucusu ve gözeticisidir.

 

Aiōn

Aiōn oynayan, dama oynayan bir çocuktur; krallık çocuğa aittir.

 

Clement ve Apollonius’a göre Aiōn çocuklaşan Zeus’tur. Hippolytos’a göre ise Logos ile Aiōn birdir. Zaman, ateş, Zeus ve Logos bütünleşmektedir.

 

Ruh, sıcak bir buhar (anathymiasis), aither veya ateş maddesidir. Akıllı ve canlı olan bu ateş doğası gereği hem şimdiyi hem geleceği kavrama yetisine sahiptir.

 

Elea Okulu ve Sonrası

Hos Estin ("O Vardır") İfadesi

Varlığa dair araştırmada iki yol:

Varolanın varolduğu ve varolmamasının imkânsız olduğu yol (Hakikate ve iknaya götürür).

Varolanın varolmadığı ve varolmamasının zorunlu olduğu yol (Bilinemez, dile getirilemez ve güvenilmez yoldur).

 

Hos estin ("O vardır") / "Varolan var olandır" demek bilgi içermez; bu mantıksal bir zorunluluk ve totolojidir.

 

Parmenides değişimleri, niceliği araştırmasının dışında bırakır; o vardır…

 

Tanrı'nın Musa'ya "Ben, Ben olanım" (I am who I am) diyerek kendisini kendisi dışındaki tüm yüklemlerden tenzih etmesi, Parmenides'in "Varolan'ın varolduğu" tespitine benzer.

 

Parmenides’in varlığa dair zaman anlayışı Melissos ile örtüşür:

Melissos /  Varolanın başlangıcı ve sonu yoktur; o her zaman var idi, şimdir vardır ve her zaman var olacaktır.

Parmenides / Varolan için "var idi" (geçmiş) veya "var olacak" (gelecek) denemez. O; bölünmez, sürekli ve bütün olarak "Şimdi" vardır.

 

Parmenides: Düşünülmek (noein) ile varolmak aynı şeydir.

Nous/Noein: Antik Yunan'da saf rasyonel zihinden ziyade anlık bir aydınlanma, zihinle görme veya duyusal algıyla (örneğin gözle görmeyle) doğrudan bağlantılı bir kavramdır.

 

Hatırlama, zamanı algılayan temel duyusal algı yetisinin bir işlevidir. Zihinde canlandırılan veya hatırlanan bir şey (geçmişte kalmış veya uzakta olan - apeonta), düşünüldüğü anda zihinde hazır (pareonta) hâle gelir.

 

Elealı Zenon hareketin ve zamanın imkânsızlığını kanıtlamaya çalışır:

Uçar görünen bir ok, uçuşunun her bir "anında" kendisine eşit bir mekân kaplar. Kendisine eşit bir mekânda bulunan şey ise sükûnet halindedir (hareketsizdir).

Parmenides'in "olmak" fiilinden Zenon "mekânda olmak" fiiline geçer (Mekânda Olmak (Einai en topo).

 

Miletlilerin kutsal ve belirsiz ilkesi olan apeiron (sınırsız), Pythagorasçılarda profan bir unsura (boşluk/hava/zaman) dönüşmüş ve peras (sınır/biçim) tarafından sınırlandırılarak belirli şeyler (örneğin geometrik biçimler, ateş, sayılar) meydana getirilmiştir.

 

Eğer apeironun sınırlanmadan önce ne olduğunu sorarsanız; onun ateş, soğuk, yaş veya kutsal olmadığını kabul etmek zorundasınız. 'O, x veya y olmayan şeydir' dediğiniz anda, aslında onun var olmadığını (hiçlik olduğunu) söylemiş olursunuz.

 

Parmenides, bilginin nesnesi olarak sadece sade, yalın ve değişmez olan "estin"i (vardır/olduğunu) kabul etmiştir. Bu durum, çok şey bilmeyi amaçlayan geleneksel ansiklopedik anlayış (polymatheia) için bir felakettir.

Bu katı çıkmazdan kurtulmak için Presokratik filozoflar "varlığın ne olduğunu" açıklamaya çalıştılar.

 

Empedokles

Pythagorasçılar havayı "boşluk" (yokluk/var olmayan) sayarken; Empedokles (klepsidra/su saati deneyiyle) havanın bir boşluk olmadığını, onun da cisimsel bir "varolan" (to eon) olduğunu kanıtlamıştır.

Empedokles evreni 4 ana unsur (ateş, su, hava, toprak) ile onları birleştiren Sevgi (Philia) ve ayıran Nefret (Neikos) ilkeleriyle açıklar.

 

Sevginin tam egemen olduğu dönemde unsurlar birbirine mükemmelen nüfuz eder. Plutarchos'un aktarımıyla bu durum birincil karışımdır (Prote Krasis). Hiçbir unsur diğerine üstün gelmediği için bu durum bir "apeiron" (belirsizlik), bir küre, tanrı ve zihindir (phren hiere).

 

Anaksagoras

Anaksagoras, yokluktan varlığa geçişin imkânsızlığı ilkesinden yola çıkar. Beslenme gözlemi yapar: Yediğimiz tek tip ekmek ve sudan saç, et, kemik oluşur. Demek ki ekmeğin içinde zaten az miktarda da olsa et ve saç mevcuttur.

Evren başlangıçta hiçbir rengin ve niteliğin ayırt edilemediği, her şeyin bir arada olduğu sonsuz bir karışımdır (apeiron). Bir şeyin ekmek olarak görünmesinin sebebi, içindeki ekmek parçacıklarının çoğunlukta olmasıdır.

 

Demokritos ve Leukippos "dolu" olanı (atomlar) varolan, "boş" olanı (seyrek ortam) ise varolmayan olarak tanımlar.

 

Miletlilerde kutsal/tanrısal vasıfları olan apeiron, Demokritos’ta sadece mekan/boşluk anlamında sekülerleşmiş (profanlaşmış) bir kavrama dönüşmüştür. Tanrısallık veya yöneticilik vasıfları artık Nous (Anaksagoras) veya Sevgi (Empedokles) gibi ilkelere devredilmiştir.

 

Filozoflar, başlangıçtaki kaotik kütleden (apeiron) unsurların ayrışmasını sağlayan fail olarak döngüsel hareketi / girdabı (dynes) öne sürerler.

 

Bu dönemde zaman artık soyut veya mistik bir fail değil; kozmik girdabın yarattığı gün, gece, aither, hava gibi doğal ve meteorolojik olayların/ürünlerin bir sonucudur.

 

Platon’da Zaman Bilgi ve Döngü

Platon’da zaman döngüseldir ve gök cisimlerinin hareketleriyle ilişkilendirilir. Ancak Parmenidesçi gelenek gereği idealar ezeli-ebedi (aionios), durağan ve zaman-dışıdır.

 

İnsandaki bilme ilkesi olan ruh aynı zamanda hareketin ilkesidir ve düşünmek bir harekettir. (Bu durumda) Sükunet halindeki (durağan, zaman-dışı) bir İdeayı (örneğin İyi İdeasını) düşünmek, hareket halinde olan bir ruh için nasıl mümkündür?

İdeanın bilgisine sahip olmak ile o İdeayı düşünmek farklıdır. Zaman-dışı bir gerçeklik, zaman içinde gerçekleşen bir zihinsel eylemle (düşünme) nasıl kavranabilir?

 

Platon’un Kozmolojisi

Demiurgos (Mimar/Yaratıcı): Evrene düzen veren ilahi akıl. İyi olduğu için evrenin kendisine benzemesini istemiştir.

 

Paradeigma (Örnek/Model): Demiurgos'un esas aldığı sonsuz İdealar modeli.

 

Prekozmik Malzeme ve Mekan: Demiurgos'un üzerinde çalıştığı biçimsiz kütle.

 

Evren yaratılmadan önce hypodokhe dengesiz güçlerle (sıcak, soğuk, kuru, yaş) doludur ve kaotik bir biçimde sallanıp sarsılmaktadır.

 

Ananke (Zorunluluk / Tesadüf)

Bu düzensiz hareketin nedeni Ananke’dir. Ananke, malzemenin doğasındaki kusuru, sapmayı, bozulmayı ve tasarlanmamış (rastlantısal) olayları temsil eder.

 

Kozmos, Aklın Zorunluluğu ikna etmesiyle oluşur. Demiurgos Zorunluluğu yok etmez, onu oran, sayı ve gayeler (teloi) doğrultusunda hizaya sokar.

 

Kaotik ve belirsiz durum olan Ananke, Akıl tarafından ikna edilince sükunete kavuşarak khoraya dönüşür. Ardından oran ve sayılar aracılığıyla dört unsuru oluşturan "üçgenler" (geometrik biçimler) meydana gelir.

 

Platon, Pythagorasçıların apeiron (sınırsız) kavramı yerine "Belirsiz Dyad"ı (Büyük ve Küçük / Az ve Çok) koymuştur. Philebus diyaloğunda "daha sıcak-daha soğuk" gibi derece bildiren ikiliklere bir "sınır" (oran) konulduğunda uyum (örneğin sağlık) elde edilir.

 

Dünya Ruhu; Varlık (Ousia), Aynılık (Tauton) ve Başkalık (Thateron) unsurlarının birleşiminden oluşur.

 

Bu üç unsurun her biri kendi içinde "bölünemez" (idealar alanına ait) ve "bölünebilir" (cisimler alanına ait) olmak üzere ikiye ayrılır. Demiurgos bunlardan birer "ara Varlık", "ara Aynılık" ve "ara Başkalık" oluşturarak Dünya Ruhunun harcını/malzemesini hazırlar.

 

Geometrik Kozmoloji

Hazırlanan bu malzeme şerit halinde uzatılır ve Yunancadaki Khi ($\chi$) harfi şeklinde çaprazlanarak iki halka/çember haline getirilir.

Dış Çember (Aynılık): Bölünmeden bırakılır, sağa doğru döner ve ekvator boyunca doğudan batıya hareketi simgeler.

İç Çember (Başkalık): Altı yerinden bölünerek 7 ayrı çember/yörünge haline getirilir. Sola doğru (ekliptik boyunca) döner ve Güneş, Ay ile diğer 5 gezegenin (Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn) yörüngelerini oluşturur.

 

Demiurgos malzemeyi bölerken şu temel diziyi elde eder: 1, 2, 3, 4, 8, 9, 27 (20, 21, 31, 22, 23, 32, 33)

İkili ve üçlü aralıklar harmonik ve aritmetik ortalamalarla doldurulur:

2:1 -> Oktav

3:2 -> Beşinci (Kuinat / Quint)

4:3 -> Dördüncü (Kuarte / Quart)

9:8 -> Ton

256:243 -> Leimma (yarı ton)

 

Dünya Ruhuna verilen bu sayısal oranlar, evrendeki düzensizliği/kakofoniyi ortadan kaldırarak ona akli, sayısal ve müziksel bir uyum (harmoni) kazandırır. Bu durum, aklın zorunluluğu (Ananke) ikna etmesi ve forma sokması anlamına gelir.

 

Gün, gece, ay ve yıl zamanın parçalarıdır.

İnsanlar sadece Güneş ve Ay'ın hareketleriyle tanımlanan yıl ve ayı ölçerler.

Platon'a göre diğer 5 gezegenin dönme periyotları da adlandırılmamış birer "zaman parçası/süre birimidir". Bütün bu 8 hareketin döngülerini tamamlayıp aynı hizaya geldiği an "Büyük Yıl"ı oluşturur.

 

Varlık, Aynılık ve Başkalık ilkeleri Sophist diyalogunda (252e-253c) formların birleşme ilkeleri/temel kategorileri olarak karşımıza çıkar.

Aynılık: Bir şeyin kendisi olması (estin / "is").

Başkalık: Bir şeyin başka bir şeyden farklı/ayrı olması (ouk estin / "is not").

 

Varlık Hiyerarşisi

Aion (Eternity / Sonsuzluk): Sonsuz (Eternal), Tek/Bir ve Hareketsizdir. Zamanın kendisinin bir kopyası olduğu en üst ilkedir. İdealar dünyasını ve gökler ötesini (hyperouranios topos) temsil eder.

 

Aynılık (Tauton): Ezeli-ebedi (Everlasting / aidios), Tek/Bir ve Hareketlidir. Hiyerarşide Başkalığın üstünde yer alır; hareketine "üstünlük ve düzen" verilmiştir.

 

Başkalık (Thateron): Ezeli-ebedi (aidios), Çok ve Hareketlidir. 7 gök cismine/yörüngeye bölünmüştür.

 

Tikeller: Ölümlü (mortal), Çok ve Hareketli. Oluş ve yok oluşa tabi olan maddi varlıklardır.

 

Oluş ve yok oluşa tabi oldukları için tikeller hakkında "idi", "şimdi böyledir" ve "olacaktır" kipleri rahatlıkla kullanılır.

 

Timaios'taki Aynılık, zamansal değişime uğramayan, kendi içinde sabit ve bölünmez yapısıyla Sophist diyalogundaki varlığı ve özdeşliği belirten "is" (vardır/dir) ifadesine karşılık gelir.

 

Platon'a göre doğrusal (lineer) hareketler sınırlı evrende son bulacağı için değişime tabidir. Mükemmel, kesintisiz ve ezeli-ebedi olan tek hareket döngüsel harekettir. Görme duyusu insanlara, akıl gökteki bu kusursuz ve ezeli döngüleri seyretsin de kendi düzensiz düşünme döngülerini göğün bu düzenine uydursun diye verilmiştir.

 

Aristoteles'te ruhun düşündüğü nesnenin formunu alarak onunla biçimlenmesi gibi, Platon'da da ruh bir "düşünce uzayı" (hypodokhe) işlevi görür. Ruh, zaman-dışı olan İdeayı (örneğin İyi İdeasını) temaşa ettiği ve kavradığı an, o form tarafından enforme edilir (belirlenir/biçimlenir). Zaman içinde hareket eden ruhun zaman-dışı bir ideayı temaşa etmesi, ruhun döngüsel hareket yapmasıyla mümkün olur.

 

Ahşap malzemenin ancak "masa formunu" taşıdığında masa olabilmesi gibi, insan ruhu da ancak İyi İdeası'nın formunu taşıdığı ve onunla enforme edildiği takdirde iyi ve erdemli olabilir. Bu yüzden erdem, sadece ve sadece İyi'nin bilgisine sahip olmak ve ruhu bu formla şekillendirmektir.

 

Sonuç

Zaman başlarda (Arkaik / Erken Doğu Kültürleri) kişileştirilmiş bir "fail", yaratıcı veya yok edici bir güç (tanrı) olarak görülmüştür. Ancak bu durum teolojik krizlere (tanrı yanında ikinci bir güç) yol açtığı için monoteist/monist eğilimlerle zaman geri plana itilmiş ya da tek tanrıyla özdeşleştirilmiştir (örn. Zurvan, Yahwe, Pherecydes'in Zeus'u).

 

Milet Okulu ve Pythagorasçılarda zaman, gök cisimlerinin hareketi ve gökküre ile bir tutulmuştur. Pythagorasçılarda evrenin dışındaki belirsiz/sınırsız süre (apeiron / hava / zaman), gök cisimlerinin hareketiyle sınırlanıp belirlenerek ölçülebilir zaman parçalarına (gün, ay, yıl) dönüştürülür.

 

Herakleitos zamanı (khronos) ateşle bir tutarak kutsal bir fail saymış; Aion kavramını ise insan ömrü değil, 30 yıllık döngüler veya 10.000 yıllık "Büyük Yıl" olarak ele almıştır.

 

Parmenides ve Elea Okulu oluş, yok oluş ve hareketi reddetmiş; zamanın geçmiş ve gelecek boyutlarını silerek varlık için yalnızca "O şimdi vardır" anlayışını getirmiştir.

 

Atomcular göksel düzenli zamanın yerine mekanik/meteorolojik bir "girdap" (vortex) hareketini koyarak zamanı edilgen/ilineksel kılmışlardır.

 

Platon zamanı yeniden gök cisimlerinin döngüsel ve düzenli hareketine bağlar. Zaman, prekozmik alandaki düzensiz hareketin Aklın (Nous) Zorunluluğu (Ananke) ikna etmesi sonucu "sayı ve oran" verilerek düzenlenmiş halidir.

En düzenli hareket olan döngü, hem gök cisimlerinin hem de düşünen ruhun hareketi olup Zorunluluğun (Ananke) en aza indirindiği, akla ve sükunete en yakın mükemmel durumdur.

 


Transkripsiyon Anahtarı

 

Yunanca Harf

Transkripsiyon

Alfa

a

Beta

b

Gamma

g

Delta

d

Epsilon

e

Zeta

z

Eta

ē / e

Theta

th

Iota

i

Kappa

k

Lambda

l

Mi

m

Nü

n

Ksi

ks

Omikron

o

Pi

p

Rho

r

Sigma

s

Tau

t

Upsilon

y

Phi

ph

Khi

kh

Psi

ps

Omega

ō / o


 


Yunanca Terimler Sözlüğü

aei: Daima, her zaman

aionios: Sonsuz

aion: Sonsuzluk

aidios: Ezeli-ebedi

alloiosis: Dönüşüm

ananke: Zorunluluk

apeiron: Sınırsız, belirsiz

apokrisis: Ayrışma

 

demiurgos: Yaratıcı

den: Şey, cisim

dekad: On olma

doma: Ev

dyad: İkilik

 

einai: Olmak

ekkrisis: Ayrışma

erebos: Karanlık

erga: İşler

estin: Vardır

 

genea: Soy, nesil

gegonos: Olmuş olan

genesomenon: Olacak olan

gignomenon: Olmakta olan

 

hodos: Yol

hyios: Oğul

hypodokhe: İçine alan şey, kap

 

kairos: Uygun zaman

kallistos: En güzel

kenon: Boşluk

khiton: Örtü, elbise

khora: Mekan

koinos: Ortak

kyklos: Döngü

 

manon: Seyrek

mē on: Var olmayan şey, (öyle) olmama, var olmama

mneme: Hafıza

mnemosyne: Hatırlama yeteneği

moira: Hisse, nasip, pay

 

noein: Düşünmek

noeton: Zihinsel, akılla kavranan

nous: Zihin, akıl

nun: Şimdi, an

 

oikia: Ev

on (eon): Var olan, Olan

 

pareonta: Burada, hazır bulunan şey

peithein: İkna etmek

peras: Sınır

periekhon: Kuşatan, saran şey

pneuma: Nefes, ruh

poioun: Etken, yapan

psykhe: Ruh

pyr: Ateş

 

sophotatos: En bilge

sphairos: Küre

 

taksis: Düzen

telos: Amaç

thalassa: Deniz

theion: Kutsal

theos: Tanrı

trope: Dönüşüm


…