Miguel
Real e Filomena Oliveira - José Saramago'nun 7
Hayatı - Notlar
As 7 vidas de Jos Saramago, Companhia Das Letras, 2022
Önsöz
"Josephville"
Saramago'nun çocukluğundan itibaren hissettiği dışlanmışlığa ve yoksulluğa
karşı zihninde yarattığı ideal, adil ve özgür şehirdir.
Hayatı boyunca aşmak zorunda kaldığı 7 aşama ("7
Duvar"), onun marjinalize edilmiş bir işçiden dünya çapında bir Nobel
ödüllü yazara dönüşümünü temsil eder.
7 Duvar
Birinci Duvar (İşçilikten Küçük Burjuvaziye):
Yoksulluk yüzünden eğitimini yarıda kesip çilingirlik yaparken kendi kendini
yetiştirmesi, geceleri kütüphanelerde okuması ve memuriyete geçişi.
İkinci Duvar (Başarısız Yazardan Editörlüğe): İlk
romanlarının başarısız olmasından sonra entelektüel ve yayıncılık çevresine
girerek büyük Portekizli yazarların yanında editörlük/çevirmenlik yapması.
Üçüncü Duvar (Aydınlar Arasında Yer Edinme):
Gazetelerde kronikler ve siyasi eleştiriler yazarak elit edebiyat çevresinde
kendine bir yer edinmesi.
Dördüncü Duvar (Siyasi Mücadele): Baskıcı rejime
karşı Portekiz Komünist Partisi'ne katılması, devrim sürecinde gazete
yöneticiliği yapması (ancak devrim çökünce işsiz ve yalnız kalması).
Beşinci Duvar (Gerçek Bir Yazar Olmak - 58-60 Yaş):
Devrim sonrası Alentejo köylülerinin arasında yaşayıp onların konuşma dilini,
masallarını ve bastırılmış seslerini geleneksel gramer kurallarını yıkarak
yazması; Manastır Anıtı (Baltasar ile Blimunda) gibi eserlerle
kitlesel başarıyı yakalaması.
Altıncı Duvar (Uluslararası Tanınırlık): İsa’ya
Göre İncil (O Evangelho Segundo Jesus Cristo) eseriyle devlet
sansürüne uğramasına rağmen uluslararası alanda büyük bir yazar haline gelmesi
ve Lanzarote adasına yerleşmesi.
Yedinci Duvar (Evrensel Başarı - Nobel Ödülü): Körlük
(Ensaio sobre a Cego) romanının da etkisiyle 1998 yılında Nobel Edebiyat
Ödülü'nü kazanması. Josephville artık sadece kişisel bir sığınak değil, tüm
dünyaya yayılan edebi bir miras haline gelmiştir.
Saramago ilk dönem romanlarında kötülüğün kaynağı olarak
Tarihi ve toplumsal düzeni görürken (Manastır Anıtı gibi), 90'lı
yıllardan itibaren kötülüğün doğrudan İnsanın kalbinde ve doğasında kök
saldığını savunur (Körlük, Kopyalanmış Adam, Kabil).
Geleneksel noktalama işaretlerini ve gramer yapılarını
reddederek halkın ve köylülerin doğal konuşma ritmini yazılı edebiyata
taşımıştır.
Saramago, 58 yaşına kadar edebi ve sosyal açıdan bir
"kaybeden" olarak görülmüş, ancak 60 yaşından sonra dünya edebiyat
tarihine geçen en önemli figürlerden biri olmayı başarmıştır.
Birçok yazarın aksine Saramago, hayatı ile eserlerini
birbirinden ayırmaz. Yoksulluk, adaletsizlik, devlet bürokrasisi ve din gibi
kişisel/toplumsal deneyimleri romanlarının ana malzemesini oluşturur.
Gerçekçiliğin sadece somut olanla sınırlı olmadığını,
fantastik, masalsı, trajik ve komik unsurlarla da genişleyebileceğini
göstermiştir.
1969’da katıldığı Portekiz Komünist Partisi'ne (PCP) ve
eşitlik idealine ömrünün sonuna kadar sadık kalmıştır.
1992 yılında İsa’ya Göre İncil (O Evangelho
Segundo Jesus Cristo) eseri, Hükümetin Kültür Müsteşarı Sousa Lara
tarafından "Portekiz'in dini geleneğine ve değerlerine saldırdığı"
gerekçesiyle Avrupa Edebiyat Ödülü adaylığından veto edilmiştir.
Bu sansür olayı Saramago’nun ülkeyi terk edip Lanzarote
adasına yerleşmesine (bir nevi "sürgüne") yol açmıştır.
8 Ekim 1998'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması, Portekiz
kültür tarihi açısından bir milattır.
Saramago, Nobel’i aldığını öğrendiğinde bunu kişisel bir
zafer olarak değil; Portekiz diline, kültürüne ve geçmişten günümüze tüm
Portekizli yazarlara ait bir ortak kazanım olarak görmüştür.
1975'teki "Sıcak Yaz" döneminde Diário de Notícias
gazetesindeki mücadelesi yerel/ulusal adaletsizliklere karşıyken; 1998 Nobel
sonrasında dünyadaki küresel eşitsizliklere, teknolojik şizofreniye ve
kapitalist dünyada unutulan insani değerlere karşı evrensel bir sese
dönüşmüştür.
Romanlarını Batı uygarlığının, dinin, bürokrasinin veya
insan aklının ("körlüğün") köklerine inen birer kazı çalışması olarak
nitelendirir.
Güce ve iktidara boyun eğmeyen, toplumsal sapkınlıkları
eleştiren, dili ihlal ederek özgün bir üslup (idiolect) oluşturan ve taklit
edilemez bir estetik kuran bir yazar modeli haline gelmiştir.
1: YARIM BİR HAYATTA ÜÇ HAYAT
Azinhaga'dan Josephville'in Arzusuna (1922-1938)
José Saramago, 16 Kasım 1922’de Ribatejo bölgesinin Azinhaga
köyünde yoksul bir köylü ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Nüfus
memurunun sarhoşluğu nedeniyle resmi kayıtlara babasının adı olan "José de
Sousa" yerine aileye verilen takma ad eklenmiş ve "Saramago"
olmuştur.
"Saramago",
yoksul köylülerin kıtlık zamanlarında çorbasını yaptığı yaban turpudur.
Saramago bunu "Sanırım insanlık tarihinde oğlunun
babasına adını verdiği tek olay bu olsa gerek" sözleriyle anlatmıştır.
Babası Azinhaga’da bir çiftlik kalfası/gazete çalışanıdır.
Ribatejo aristokrasisinin sembolü olan atlara sahip olmayan, toplumsal
hiyerarşinin en alt basamağındaki "ayakta duran insanlar"
sınıfındandır.
Saramago, Azinhaga'da babasının emek gücünü satması ile
Lizbon'daki Largo de Camões meydanında toplanan azat edilmiş siyah kölelerin iş
arayışını bir tutar. Her iki grubun da insan dışı sömürüye ve sosyal dışlanmaya
maruz kaldığını belirterek evrensel bir işçi/insan dayanışmasına vurgu yapar.
Çocukluğunu geçirdiği Azinhaga yazar için özgür bir kır
evreniyken, 1924'te taşındıkları Lizbon yabancılaştırıcı, dışlayıcı bir
kenttir.
Saramago'nun babası José de Sousa, Portekiz Birinci
Cumhuriyeti'nin siyasi çalkantılarla, suikastlarla ("Kanlı Gece") ve
sürekli hükümet değişiklikleriyle sarsıldığı bir dönemde Lizbon’a gelerek Kamu
Güvenliği Polisi’ne katılmıştır.
Çocukluğunda Mafra’ya yapılan bir aile gezisi, ileride Manastır
Anıtı romanının mekânsal arka planını oluşturmuştur. Yazar gençliğinde
Bosch’un tablosundan mülhem "O Livro das Tentações"
(Ayartılmalar Kitabı) adlı bir roman tasarlamış ancak daha sonra bu projeyi Küçük
Anılar (As Pequenas Memórias) adıyla otobiyografik anılara
dönüştürmüştür.
1926 Askeri Darbesi ve ardından Salazar rejimi ile Portekiz;
muhafazakar, Katolik, baskıcı ve otoriter bir diktatörlüğe evrilmiştir.
Saramago ergenliğini ve gençliğini siyasi sansürün ve otoriter yapının
gölgesinde geçirmiştir.
Annesi Maria da Piedade, yaşadığı evlat acısı (kardeşinin
ölümü) ve hayatın zorlukları nedeniyle sevgisini gösteremeyen, soğuk bir
kadındır. Evde ocağa attığı meyveler ve okuduğu dualarla/tütsülerle pagan bir
atmosfer yaratmıştır.
Saramago, Kuzey Afrika kökenli Mağribi büyük dedesi
Jerônimo’nun sert ve gizemli figürüyle gurur duyar. Lizbon’daki yoksulluk
yıllarında evlerini Baratas (Hamamböcekleri) ailesiyle paylaşmak zorunda
kalmışlar, zor koşullarda yaşamışlardır. Su borusunu iğneyle delerek su
sayacını çalıştırmadan damla damla su biriktirmek gibi çaresizce yöntemlere
başvurmuşlardır.
Genç yaşta ressam Amadeo de Souza-Cardoso’nun eserleriyle
karşılaşması hayal gücünü sarsmıştır. Okuduğu ilk eserler Fransızca sözlükler
ve Émile Richebourg’un popüler romanlarıdır.
Saramago kendisini "mutlu" değil, doğuştan
"melankolik" olarak tanımlar. Çocukluğunda en eğlenceli
kalabalıkların ve partilerin ortasında bile sebepsiz bir hüzne kapılıp kendi
kabuğuna çekilme huyu vardır.
Çocukken yaşadığı konuşma zorluğu (hafif kekemelik), onu
dilden ve seslerden kaçınmaya, dolayısıyla daha da yalnızlaşmaya yöneltmiştir.
Saramago’nun ağabeyi Francisco, henüz dört yaşındayken
difteri nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu trajik kayıp, ailenin hafızasında
derin bir iz bırakmış ve ilerleyen yıllarda yazarın Bütün İsimler
romanındaki edebi kurguya zemin hazırlamıştır.
Sokakta balonunun sönüp sürüklenmesiyle yetişkinler
tarafından alay konusu olması ve babasından komşu önünde yediği tokat gibi
olaylar, çocuk zihninde derin hayal kırıklıkları ve incinmeler bırakmıştır.
İki-üç yaşlarındayken sokaktaki büyük çocukların fiziksel
eziyetine maruz kalması, hayatının en erken ve acı hatıralarından biri olarak
anılarında yer etmiştir.
İlkokulda üstün başarısıyla öğretmeninin takdirini kazanan
ve iki sınıfı birden geçen Saramago, lise yıllarında (Liceu Gil Vicente)
derslerde bocalayarak maddi imkansızlıklar ve akademik düşüş nedeniyle teknik
eğitime (çilingirlik/mekanik kursu) yönlendirilmiştir.
Afonso Domingues Endüstri Okulu'nda çilingirlik okurken
yaşadığı küçük kazalar ve araba atölyesinde silindir kapağı contasını
takamaması nedeniyle yaşadığı travma, motorlu taşıtlarla ilişkisini ömür boyu
olumsuz etkilemiştir.
Sırtüstü çimlere uzandığında gökyüzünün içine düşeceği
hissine kapılmış (yerçekiminden çok iradesiyle yere tutunduğunu düşünmüş),
varoluşsal bir baş dönmesi yaşamıştır.
Gece komşu köyden dönerken karanlıkta bir ağacın
yapraklarına rüzgar vurmasıyla ay ışığında oluşan görüntüyü bir
"hayalet/mucize" olarak deneyimlemiştir.
Amcası Francisco Dinis at sırtında bir aristokrat gibi
görünürken, Saramago’yu hiç ata bindirmemiş; fakat şehirden gelen küçük bir
kızı ata bindirip gezdirmiştir. Bu durum Saramago’da derin bir aşağılanma hissi
bırakmıştır.
Sanayi okulunda öğrenciyken Athena dergisinde Fernando
Pessoa'nın heteronimi olan Ricardo Reis'in şiirleriyle karşılaşmış ve "saf
güzelliği" keşfetmiştir.
Saramago ile Brezilyalı yazar Machado de Assis arasında
belirgin biyografik benzerlikler mevcuttur: Her iki yazar da işçi sınıfından ve
yoksul bir çevreden geliyordu; kendi kendilerini yetiştirmişlerdi (otodidakt),
eğitimleri için halk kütüphanelerinden yararlanmışlardı, matbaa veya büro
işlerinde çalışmışlardı, ilk kitaplarını 25 yaşında yayımlamışlardı ve
50'li-60'lı yaşlarında büyük bir edebi başarıya ulaşmışlardı.
2: İKİNCİ HAYAT
Başarısız yazar ve Josephville'in ilk duvarının fethi: sosyal güvenilirlik
(1939-1953)
1940'ta São José Hastanesi’nde çilingir olarak işe başlayan
Saramago, geceleri Palácio Galveias Kütüphanesi’nde hevesle kitap okuyarak
kendisini yetiştirmiştir.
Teatro Nacional de São Carlos'a ücretsiz girip en üstteki
ucuz bölümde ("tavuk kümesi") operaları izlemiş, buradan hareketle
toplumsal bakış açısını şekillendirmiştir.
17-18 yaşlarındayken Coimbra merkezli Síntese adlı kültür
dergisinin yöneticiliğini üstlendi.
1943’te kamu memurluğuna (Seramik Sektörü Aile Yardımı Fonu)
geçmiş, 1944’te Ilda Reis ile evlenmiş ve tulum giyen bir işçi olmaktan çıkıp
küçük burjuva statüsüne adım atmıştır.
1944-1946 yılları arasında 44 basılmamış şiir yazmış;
melankoli, şüphecilik ve karamsarlığı temel bir tutum olarak benimsemiştir.
1945’te antifaşist muhalefet hareketi MUD’un bildiri
listesini imzalayarak ilk açık siyasi eylemini
1947 yılında kızı Violante doğmuş ve ilk romanı
yayımlanmıştır. Yazarın adını Ve Viúva (Dul Kadın) koyduğu roman,
yayıncının ticari kaygılarıyla Terra do Pecado (Günah Ülkesi) adıyla
basılmıştır (Saramago bu isimden her zaman nefret etmiştir).
İlk romanda Herbert Spencer’ın evrimsel natüralizmi göze
çarpar; insana dair radikal bir şüphecilik hakimdir.
1948’de "A Morte de Julião" öyküsünü yayımlamış ve
kendisine ilham veren büyükbabası Jerônimo’yu kaybetmiştir.
Edebi arayış döneminde "Honorato" takma adını
kullanmış; 1953’te tamamladığı Claraboia (Tavan Penceresi) romanı
yayıncılar tarafından reddedilmiş, başvurularına cevap bile verilmemiştir.
İlk roman kırsal evreni işlerken, Claraboia
Lizbon’daki yoksul bir apartmanın kiracılarının klostrofobik yaşamını anlatır.
Sosyal açıdan memurluğa yükselmesine rağmen edebi anlamda
başarısızlık ve sessizlik dönemine girmiştir.
3: ÜÇÜNCÜ HAYAT
Editör olarak cehennemden Araf'a Saramago ve olgun yazarlığın uzak
kökenleri (1954-1971)
1955’te Humberto d’Ávila aracılığıyla Café Chiado’da
aydınlar grubuyla tanışmış ve Nataniel Costa’nın davetiyle Editorial
Estúdios Cor yayınevinde üretim/edebiyat direktörlüğü yapmaya başlamıştır.
Bu, Josephville’in edebiyat duvarına girmesini sağlamıştır.
Fransızcadan yaklaşık 7000 sayfa çeviri yapmış (Anna
Karenina, Tolstoy vb.), bu sayede Portekizce sözdizimi ve kelime
dağarcığında derin ustalık kazanmıştır. Yayınevinde dönemin seçkin yazarlarıyla
çalışmıştır.
Sürgündeki yazar Rodrigues Miguéis ve Jorge de Sena ile
mektuplaşmış, edebi çevrelerin ikiyüzlülüğünü "edebiyat şirketi"
olarak eleştirmiştir. Eleştirisini Fransızca bir özdeyişle pekiştirmiştir:
"Hors l'église (notre église) pas de salut" (Kilisemizin
dışındakilere kurtuluş yoktur).
Mide-bağırsak rahatsızlıkları, hipokondri ve Ilda Reis ile
olan evliliğinin duygusal olarak sona ermesi…
Babasının vefatının ardından 1966’da 19 yıllık edebi
sessizliğini bozarak Olası Şiirler kitabını yayımlamıştır. Dörtgenlerin
yalnızlığını anlatır: "On beş bin kurak gün geçti / On beş bin olay
kaybedildi..."
1967’de Paris’e ilk seyahatini yapmış; Augusto da Costa
Dias’ın davetiyle Seara Nova dergisinde bağımsız ve eleştirel
incelemeler yazmıştır.
Yazar Isabel da Nóbrega ile tanışıp tutkulu bir ilişkiye
başlamış; 1969’da Portekiz Komünist Partisi’ne (PCP) üye olmuştur.
1970’te ikinci şiir kitabını çıkarmış; 1971’de yayınevinin
yönetimiyle yaşadığı anlaşmazlık sonucu Estúdios Cor'daki görevinden
ayrılmıştır.
1967’de kaleme aldığı otobiyografik özette kendisini
"vasat bir romancı" ve editör olarak tanımlamış, edebiyat duvarının
içine girdiğini belirtmiştir.
4: DÖRDÜNCÜ HAYAT
Saramago Muhabiri ve Köşe Yazarı (1968-1976)
Gazetecilik, köşe yazarlığı ve devrimci atmosfer yazarın
dördüncü hayatını biçimlendirmiştir.
Saramago ile Isabel da Nóbrega, 1970'ten itibaren hem hayatı
hem de siyasi/edebi mücadeleyi paylaşırlar.
A Capital ve Jornal do Fundão gazetelerinde
yazdığı köşe yazıları büyük ilgi görmüş; bunları Deste Mundo e do Outro
(1971) ve A Bagagem do Viajante (1973) kitaplarında toplamıştır.
Kronikler, Saramago’nun gelecekteki romanlarının fikir ve
tema kovanıdır. Siyasi sansüre karşı mizah ve ironiyi etkili bir şekilde
kullanmıştır.
Diário de Lisboa gazetesinde kurum adına imzasız
başyazılar yazmış, bunları As Opinões que o DL Teve (1974) kitabında
toplamıştır.
Mart 1974’teki başarısız Caldas da Rainha darbesi sırasında
tutuklanma korkusu ve çaresizlikle O Ano de 1993 (1993 Yılı) adlı
lirik-distopik sembolik metni yazmaya başlamıştır. Elektronik ve mekanik
protezli hayvanlar üzerinden cyborg kavramını erken dönemde hissettirir. İnsan
etinden ve nöronlarından beslenen bilgisayarlar kurgusuyla 1999 yapımı Matrix
filmini andıran bir distopya sunar.
25 Nisan 1974 Karanfil Devrimi'nin ardından İletişim
Bakanlığı ve Eğitim Bakanlığı bünyesinde danışmanlık/koordinatörlük yapar.
Luís de Barros ile birlikte gazete yönetimine getirilir.
Gazeteyi işçi sınıfının, sanayi/tarım proletaryasının ve sosyalizmin hizmetine
sunacağını açıkça ilan eder.
25 Kasım 1975 askeri müdahalesiyle sol devrim süreci sona
ermiş, Saramago gazeteden kovulmuş, işsiz ve gelirsiz kalmıştır. Siyasi
Josephville rüyası çökmüştür: "Sosyalizm başarısız olmuştu, Josephville
başarısız olmuştu..."
Dördüncü Hayatın Sonu: Askıya Alınan Zaman
Gazetecilik dönemi kapanmış, Saramago hayatını yalnızca
yazarak kazanacağı radikal bir karar almıştır.
5: BEŞİNCİ HAYAT
Nihayet, Yazar Saramago (1976-1980/1980'ler ve İlerisi)
1976-1980 arasında kendini evine kapatıp yoğun şekilde
Fransızcadan çeviriler yapmış, oyunlar ve romanlar yazmıştır.
Saramago her zaman, temel varoluşsal soruları
sorunsallaştıran makaleler yazmaktan aciz olduğu için roman yazdığını söylerdi:
“Muhtemelen bir romancı değilim; Ben makale yazmayı bilmediği için roman
yazmaya ihtiyaç duyan bir denemeciyim.”
Resim ve Kaligrafi Kılavuzu (Manual de Pintura e Caligrafia, 1977)
Bir ressamın kendi bilincini ve sanatın temsil sınırlarını
sorguladığı otobiyografik deneme-romandır. Romanın özü "...tüm gerçeğin
kurgu olduğunu onaylama eğilimindeyim..." cümlesinde ifadesini bulur.
Masalların Benzersizliği: Neredeyse Nesne (Quasi Objecto, 1978)
Diktatör Salazar’ın sandalyeden düşüşünü anlatan
"Cadeira" (Sandalye), "O Embargo" ve "Centauro"
gibi alegorik öykülerden oluşan kitabıdır. Kitabın epigrafi Marx ve Engels’ten
seçilmiştir: "Eğer insan koşullar tarafından biçimlendirilmişse, koşulları
insanca biçimlendirmek gerekir." Derlemesinde toplanan
"Ambargo", "Reflux" (Reflü) ve "Coisas" (Şeyler)
gibi absürt öykülerinde rejimin ve devrim sonrası restorasyonun yarattığı
toplumsal hapsedilme duygusunu nesnelerin isyanı ve mantıksız durumlar
üzerinden işlemiştir.
Reflux (Reflü)
Ülkenin tam ortasına tek ve zorunlu bir mezarlık yaptıran
Kral figürü üzerinden, dönemin hükümetinin (örn. Tarım Reformu'nun iptali,
özelleştirmeler) halkın iradesini hiçe sayan "mutlak idare" anlayışı
ve ülkenin içine düştüğü gerçek saçmalık hicvedilir.
Coisas (Şeyler)
Vatandaşların bürokratik sınıflara (A'dan Z'ye) bölündüğü
nesneleşmiş bir toplumda, nesnelerin isyanı üzerinden insanın meta haline
getirilmesine karşı toplumsal başkaldırı vaaz edilir.
Geceleyin (A Noite, 1979) Oyunu ve Alentejo Deneyimleri
25 Nisan gecesi bir gazete mutfağını anlatan tiyatro oyununu
yazmış; Alentejo/Lavre bölgesinde tarım işçileriyle birlikte yaşayarak onların
sözlü hafızasını toplamıştır.
Yerden Kaldırılmış (Levantado do Chão, 1980)
Alentejo köylülerinin sömürüye karşı nesiller boyu süren
mücadelesini anlatan bu roman, Saramago’nun özgün üslubunun (noktalama
işaretlerini virgül ve noktaya indirgeyen, sözlü gelenek ritmindeki akıcı
dilin) doğuşunu simgeler. Yazar 58 yaşında nihayet gerçek edebi kimliğini
kazanmıştır.
Bir kitap, bir buğday başağı veya kır çiçeği gibi yerden de
kaldırılabilir. Veya bir kuş. Veya bir bayrak.
Roman iki yılda üç baskı yapar, 1980 Lizbon Şehri Ödülü'nü
kazanır ve Luiz Pacheco, Maria Lúcia Lepecki, Óscar Lopes gibi dev dönemin
önemli eleştirmenlerinin takdirini toplar.
Portekiz Gezisi (1981)
Círculo de Leitores yayınevinin klasik/turistik bir rehber
hazırlama teklifini reddeden Saramago, kendi öznelliğini, düşüncelerini ve
halkla diyaloglarını içeren özgün bir seyahat anlatısı kaleme alır.
Dönemin hükümetinin önerdiği "ulusal kültürel
uzlaşma" fikrini sertçe eleştirir. Kültürün halka yukarıdan aşağıya
(hayırseverlik gibi) sunulmasına karşı çıkar.
Resmi yetkililerle değil; çobanlarla, balıkçılarla ve
köylülerle vakit geçirir. Gerçek kültürün, halkın günlük yaşamında, üretim
süreçlerinde ve hafızasında yaşayan kültür olduğunu; bunun yukarıdaki yapılara
taşınması gerektiğini savunur.
Yolculuk asla bitmez. Sadece gezginler sona erer...
Manastır Anıtı (Memorial do Convento, 1982) ve Uluslararası Çıkış
Baltasar, Blimunda ve uçan makineyi yapan Padre Bartolomeu
de Gusmão üzerinden Mafra Manastırı’nı inşa eden isimsiz halk kitlelerini öven
bu şaheser, Saramago’ya uluslararası ün kazandırmış ve Josephville’in beşinci
duvarını (yazar olma duvarını) fethetmesini sağlamıştır.
Doğuş Hikâyesi: Mafra Manastırı'na yaptığı sürpriz
bir ziyaret sırasında deha düzeyindeki inşaat fikrinden etkilenerek projeyi
kurgular ve iki yıl süren yoğun bir tarihsel/kültürel araştırma yürütür.
Kralların (D. João V) ve elitlerin şatafatlı, megaloman
dünyasını hicvederken; destansı kahramanlığı manastırın yapımında ezilen, ölen,
devasa taşları taşıyan yoksul halka (Baltasar, Blimunda, işçiler) verir.
Noktalama kurallarını ve geleneksel diyalog kalıplarını
yıkan, geçmiş-şimdi-gelecek arasında serbestçe hareket eden, hem bireysel hem
kolektif (halkın) sesi olan bir anlatıcı kurgular.
Latin Amerika "büyülü gerçekçiliği"nden farklı
olarak Saramago, tarihsel gerçekliğe sadık kalır; ancak bunu fantastik,
mitolojik ve alegorik ögelerle (Passarola/uçan makine, yedi sayısı, Güneş/Ay
ikiliği) genişletir. Kendi ifadesiyle bu, "kapıları açık bir
gerçekçiliktir."
Ana Paula Arnaut’un belirttiği üzere Saramago, geleneksel
roman kategorilerini aynı metin içinde hem kullanıp hem altüst ederek
Post-Modernizmin pekişmesine büyük katkı sağlamıştır. Parçalı bölümler, parodik
müdahaleler ve anlatıcının kurguyu manipüle ettiğini açıkça hissettiren
üstkurmaca (metafiction) teknikleri öne çıkar.
Chronos (kronolojik zaman) yıkılmıştır. Saramago’ya göre
zaman; geçmişin, şimdinin ve geleceğin aynı yüzeyde yan yana durduğu uçsuz
bucaksız bir tuval gibidir.
Manastır Anıtı bittiğinde okuma yazma bilmeyen ama
oğlunun başarısıyla gurur duyan annesi vefat eder. Bu olay, Saramago’nun
geçmişiyle bağlarını tamamen koparıp tam zamanlı, bağımsız bir profesyonel
yazar aşamasına geçtiğini simgeler.
"A Tabuleta das Letras" yazılarında Saramago,
edebiyatı aristokratik/burjuva bir hobi olarak gören anlayışa karşı çıkar.
Kültürün halka yukarıdan lütfedilmesini reddeder. Gabriel
García Márquez’in Nobel törenine yerel Kolombiya kıyafetleriyle katılması gibi,
kültürün özünün halkın gündelik üretiminde ve hafızasında (Alentejo veya Minho
ruhunda) olduğunu savunur.
1983'ten itibaren Küba, Brezilya, İspanya ve ABD seyahatleri
başlar. Saramago, eserlerini ve siyasi/felsefi düşüncelerini dünya genelinde
bizzat sunan bitimsiz bir gezgine dönüşür.
1983'teki ekonomik ve toplumsal kriz ortamında kaleme aldığı
"İrade Dersi" (Lição de Vontade) yazısında, devrimin yarattığı
kolektif ruhun ve iradenin kaybolmaması gerektiğini vurgular. Ona göre
insanları kurtaracak ve zorlukları aşılabilir kılacak tek güç bu iradedir.
Eşitlikçi ve adil bir toplum idealine giden yol, iradenin
kararlılıkla sürdürülmesinden geçer.
Ricardo Reis'in Ölüm Yılı (1984)
Pessoa’nın heteronimi olan Ricardo Reis, 1935'te Pessoa
öldükten sonra Brezilya’dan Lizbon’a "döner". Saramago, Reis’in
dünyadan kopuk, stoacı pasifliğini eleştirmek için onunla edebi bir
hesaplaşmaya girer.
Hiç var olmamış hayali bir karakter (Reis), ölmüş ama ruhu 9
ay daha dünyada dolaşan bir şair (Pessoa) ile buluşur. Kurgu üstüne kurgu
bindirilerek gerçekçilik kalıpları yıkılır.
O Século gazetesinden titizlikle derlenen 1936 yılı
haberleri; Salazar faşizminin güçlendiği, İspanya İç Savaşı’nın başladığı,
"Tanrı, Ülke, Aile" baskısının ve yoksulluğun Lizbon’unu tarihsel bir
arka plan olarak sunar.
Saramago, üslubundaki en büyük ilham kaynağının 17. yüzyıl
Cizvit vaizi Padre António Vieira olduğunu belirtir. Vieira’nın ritim, lezzet
ve kavramsal derinlik dolu barok dilini kendi anlatısına entegre etmiştir.
Dili sürekli kesilen bir iplik yerine kesintisiz akan bir
nehir gibi görür. Noktalama işaretlerini bu akışa konulan engeller olarak
değerlendirir; doğrudan ve dolaylı konuşmayı birleştirerek metni yazılı bir
ifadeden çok "konuşan/okunan" bir sesli anlatıya dönüştürür.
Anlatım tekniğinin temel kuralı, yazılanların
"duyulması" için tasarlanmış olmasıdır. Metin, geleneksel dilbilgisi
kurallarından sıyrılarak sözlü masal anlatıcılığı geleneğiyle buluşur.
Saramago’nun Hayatındaki Kadınlar
Ilda Reis: 1944 - 1970 (Evlilik)
Gençlik aşkı ve kurumsal evlilik dönemi. Tek kızı
Violante'nin annesi.
Isabel da Nóbrega: 1966 - 1986 (Birliktelik)
Çalkantılı, entelektüel ve sosyal rehberlik içeren ilişki.
Saramago'nun tanınmayan bir yazardan uluslararası bir isim haline geliş
sürecindeki arkadaşı (Manastır Anıtı ziyaretine teşvik eden isim).
Pilar del Río : 1986 -
2010 (Evlilik)
Yetişkin, berrak, tutkulu ve politik/felsefi olarak tam
uyumlu aşk. Saramago'nun uluslararası başarısında, Lanzarote'ye yerleşme
kararında ve hayatının son dönemindeki "ontolojik dönüşümünde" en
belirleyici figür.
…
Manastır Anıtı ve Ricardo Reis'in Ölüm Yılı
romanlarının ardından dünya basınında geniş yer bulur.
Romanlarının Hollywood ve televizyon uyarlamaları için
önerilen milyonlarca dolarlık teklifleri edebi niteliği korumak adına reddeder.
Uluslararası devasa başarısına rağmen edebiyata mesihçi bir
rol biçmez: "Edebiyat hiçbir şey yapamaz; dünyayı dönüştüren roman
değil, romanı dönüştüren dünyadır."
Taş Sal (A Jangada de Pedra)
Taş Sal (1986), İber Yarımadası'nın (Portekiz ve
İspanya) fiziksel/jeolojik olarak Avrupa kıtasından kopup Atlantik Okyanusu'nda
sürüklenmesini konu alır. Fikir ilk kez 1982'de gazeteci Cremilde Medina ile
yapılan bir sohbet sırasında ortaya çıkmıştır.
1986 yılı, Portekiz ve İspanya'nın Avrupa Topluluğu'na (AB)
resmen girdiği yıldır. Metin, İberya’nın tarihsel olarak Kuzey/Orta Avrupa'dan
(Aydınlanma, bilimsel devrimler, Protestanlık) farklı bir yol izlediğini
(Karşı-Reformasyon, Engizisyon, Skolastik eğitim) vurgular.
Saramago, Avrupa'nın teknokratik, kapitalist ve piyasa
odaklı yapısına karşı; dayanışma, eşitlik ve Latin Amerika ile Afrika'yla
tarihsel/bağlamsal bağlar kuran "sıcak" bir İberik kimlik önerir.
Saramago, klasik anlamda İspanya ve Portekiz'in devletsel
birleşmesini (klasik İberizm) değil; Portekiz ve İspanya'nın yanı sıra Latin
Amerika ve Batı Afrika'yı da kapsayan uluslararası bir kültür havzası ve
federasyon fikrini kapsayan "Transiberizm" kavramını savunur.
Taş Sal’daki karakterlerin eylemleri (Joana Carda'nın
yeri değnekle çizerek koparması, denize atılan taşın fizikle çelişen büyük
sonuçları, Pedro Orce'nin bastığı yeri sarsması) Avrupa'nın katı rasyonalizmine
ve teknolojik mantığına bir başkaldırıdır.
Assisili Francis'in İkinci Hayatı
1987 yapımı oyunda Saramago, Assisili Aziz Francis'i 20.
yüzyıl kapitalizminin ortasına geri getirir. Kurduğu tarikatın (Franciskenler)
zamanla dev bir modern "şirkete" dönüştüğünü gören Francis, hayal
kırıklığına uğrar.
Yoksulluk dini bir erdem gibi övülemez veya kutsanamaz;
yapılması gereken şey yoksulluğu ortadan kaldırmaktır (kutsamak değil,
"öldürmek"). Kilise ve kapitalist düzen ise yoksulluğu kendi
varlıkları için bir sömürü aracı olarak sürdürür.
"Mahrem ve Gerçek"
Saramago’nun 1986'da daktiloya çektiği altı maddelik felsefi
metin, onun gerçeklik, bilinç ve anlatıcı (narrator) hakkındaki görüşlerini
özetler:
Gerçeklik ve Mahremiyet (Bilinç): Gerçeklik ile
bireysel iç dünya/bilinç ("mahremiyet") çelişmez; bilinç zaten maddi
gerçekliğin bir ürünüdür.
Yorumlanan Gerçeklik: Bilinç, içinde şekillendiği
kültürel ve sosyal gerçekliğe göre dünyayı yorumlar.
Anlatıcının Rolü: Anlatıcı, dış gerçeklik ile yazarın
iç dünyası (bilinci) arasında verileri işleyen, süzüp değiştiren bir aracıdır
(merkezi istasyon).
Anlatıcı Bir Simülatördür: Yazarken yazar kendisini
kişiliksizleştirerek "başkası" (öteki ego) haline gelir; anlatıcı bu
simülasyonun aracıdır.
Görünmez Aydınlatıcı: Anlatıcı metni aydınlatır ancak
kendi varlığını arka planda tutar; tekil gibi görünse de çoğuldur.
İronik Bakış: Romanın gücü, yazarın
narrative/anlatıcı üzerinden dünyaya yönelttiği ironik bakışta ve sırrı
çözerken bile koruma yeteneğinde yatar.
1986’da eşi ve çevirmeni Pilar del Río ile tanışmıştır.
Lizbon Kuşatmasının Tarihi
História do Cerco de Lisboa (1989) romanında
düzeltmen Raimundo Silva, tarih kitabına tek bir "Hayır" edatı
ekleyerek (Haçlıların Portekizlilere yardım etmediğini yazarak) resmi tarihi
reddetmiştir.
Portekiz’de Tarihi Romanın Dönüşümü
Salazar'ın otoriter rejimi süresince tarihi roman,
milliyetçi ideolojinin, imparatorluk övgüsünün ve vatanseverlik propagandasının
bir aracı (hizmetçisi) olarak kullanılmıştır.
1975'te sömürge imparatorluğunun kaybı (sömürgesizleşme
yası) ve 1986'da Portekiz'in Avrupa Topluluğu'na (AB) katılımı sonrasında
tarihi roman büyük bir güçle geri dönmüştür. Bu dönüş; ülkenin tarihsel
kimliğini yeniden sorgulama, geçmişle barışma ve ulusal imgeyi (Eduardo
Lourenço'nun ifadesiyle "imajını") rehabilitasyon ihtiyacından
doğmuştur.
José Saramago ve António Lobo Antunes gibi isimler resmi
tarihi ve zafer mitlerini yapıbozuma uğratmıştır.
Saramago kendisini geleneksel bir "tarihi romancı"
olarak kabul etmez. Amacı geçmişi yeniden inşa etmek veya sadıkça kopyalamak
değil; onu yıkmak, sorunsallaştırmak ve aydınlatmaktır. Tarih, onun için
kurgunun fırlatma rampasıdır.
Saramago'da zaman çizgisel (artzamanlı) bir ardışıklık
değildir. Geçmiş, şimdi ve gelecek tek bir anlatı anında birleşir ("Zaman
birdir"). Tüm olaylar büyük bir ekranda yan yana var olur.
“Resmi” tarih, çoğunlukla muktedirlerin ve yönetici
elitlerin söyleminden ibarettir. Saramago analizin odağını egemen gruplardan
"gerçek insanlara" (tarihin adsız, kataloglanmamış gerçek
yapıcılarına) kaydırır.
Lizbon Kuşatmasının Tarihi’nin başında yer alan sahte alıntı
("Gerçeğe ulaşana kadar onu düzeltemezsiniz..."), tarihin mutlak bir
hakikat değil, dille kurulan ve her zaman gözden geçirilebilir (revize
edilebilir) insani bir anlatı olduğunu gösterir.
Raimundo Silva'nın "HAYIR"ı, bireysel bir
itaatsizlik eylemidir. Tıpkı Taş Sal'da İberya'nın Avrupa'dan kopması gibi,
Lizbon Kuşatmasının Tarihi’nde de dış yardımı (Haçlıları/Batı güçlerini)
reddederek kendi kaderini tayin etme fikri işlenir.
6: ALTINCI HAYAT
Uluslararası Kutsama (1990–1997)
1990'lar Portekiz'in Avrupa Birliği'ne entegrasyonunun zirve
yaptığı dönemdir. Altyapı yatırımları (otoyollar, Vasco da Gama Köprüsü), orta
sınıfın genişlemesi, tüketim mallarının (mobil telefon, otomobil, iki ev)
yaygınlaşması ve teknolojik araçların (ATM, PC, İnternet) günlük hayata
girişiyle sahte bir "ilerleme" hissi egemen olmuştur.
İmparatorluğun yıkılışından (1975) sonra Portekiz, Expo '98
ile geçmişteki keşif ve sömürgecilik tarihini idealize eden "yeni bir
ulusal gurur" inşa etmeye çalışmıştır.
Saramago, kapitalizmin bu tüketim ve ilerleme vaatlerini
Homeros efsanelerindeki Sirenlerin şarkısına benzetir. Bu yapı kitleleri
cezbedip ekonomik kriz kayalıklarında ölüme terk eder; nihayetinde narsisistik
bireycilik ve sosyal Darwinizm en çok yoksulları vurur. Saramago bu dönemin
tüketim çılgınlığına yanıt olarak Mağara (A Caverna), bu sahte
Eldorado'nun çöküşüne yanıt olarak Körlük (Ensaio sobre a Cegueira)
ve bürokratik canavara yanıt olarak Tüm İsimler (Todos os Nomes)
romanlarını kaleme almıştır.
1989'da Lizbon Kent Konseyi (Belediye Meclisi) Başkanlığına
CDU listesinden seçilse de, Parti'nin kapalı toplantılarla "strateji
belirleme" ve oy disiplini baskısına tepki göstererek 1990 başında
görevinden istifa etmiştir.
Saramago 1990’lı yıllarda, eserlerinin temasını ulusal
tarihsel bağlamdan ("Heykel" aşaması) doğrudan insan doğasının ve
uygarlığımızın evrensel felsefi sorunlarına ("Taş" aşaması)
taşımıştır.
1990 yılından önceki romanlarında Portekiz tarihsel bağlamı
ve toplumsal yapı (taşın dış yüzeyi, heykeli, giysileri, jestleri) odak
noktasıdır.
1990’dan sonraki romanlarında zaman ve mekândan bağımsız,
zamansız (ahistorik) insanın doğası (Taşın içi, materyalin kendisi) merkeze
alınmıştır.
Blimunda Operası (1990)
Manastır Anıtı romanının Azio Corghi tarafından operaya
uyarlanmasıdır.
Saramago, romanında yarattığı "Blimunda" isminin
müzikal ve büyülü gücünü vurgular. Karakter, 18. yüzyılın dünyasından günümüze
uzanan sıradışı bir insan mevcudiyetini simgeler.
İsa Mesih'e Göre İncil (O Evangelho Segundo Jesus Cristo, 1991)
Sevilla'da bir gazete büfesinde gördüğü optik bir
ilüzyon/halüsinasyon ("İsa Mesih'e Göre İncil" başlığı) ve Bologna
Pinacoteca'daki tablolar romana ilham vermiştir.
Roman, geleneksel bir tarihi veya dini metin derlemesi
değildir; iktidarını ve varlığını yaymak için masum bir insanı (İsa) kurban
eden Tanrı figürüne karşı insani bir aykırı okuma (heretik/subversif) ve
isyandır.
Kitap Katolik Kilisesi'nin tepkisini çekmiştir.
Portekiz Hükümeti eseri Avrupa Edebiyat Ödülü adaylığından
veto edince Saramago, sansürü protesto ederek Kanarya Adaları'ndaki Lanzarote
adasına yerleşmiştir.
Saramago'nun sansör sonrası Portekiz’i terk edip Kanarya
Adaları’ndaki Lanzarote adasına yerleşmesi, Portekiz entelektüel tarihinin
köklü bir uzantısıdır. Engizisyon ve devlet baskısı karşısında Sá de Miranda,
Damião de Góis, Garcia de Orta, Luís António Verney, Eduardo Lourenço ve Jorge
de Sena gibi aydınlar da Portekiz dışına veya inzivaya çekilmek zorunda
kalmıştır.
İbrani-Hristiyan inancı insanlığın en güçlü yaşamsal
dürtülerini ezen, itaati erdem sayan ve ilahi güç adına kitleleri pasifleştiren
bir yapıya dönüşmüştür (Nomine Dei oyunu da bu kurguyu pekiştirir).
Uygarlık yorgunluğuna uğramış, modern çağda toplumsal
labirentler (Tüm İsimler) ve ruhsal/ahlaki körleşme (Körlük)
üretmiştir.
Dinin yerini insan varoluşuna anlam katan
efsanevi-edebi-bilimsel anlatıların alması; etiğin, Adalet, Eşitlik ve İnsan
Hakları ilkesiyle tamamen insani (Prometeik) bir alanda yeniden kurulmasıdır.
Lanzarote’deki izolasyon, onun dünyadan kopmadan edebi
olarak derinleşmesini sağlamış ve Körlük ile Tüm İsimler gibi
başyapıtlarını yazacağı zihinsel zemini yaratmıştır.
İsa Mesih'e Göre İncil’de Hristiyanlık dogmalarını ve Batı
teolojisini kökten ters-yüz eden üç temel figür üzerinden kurgulanır:
Yusuf (Suçluluk): Beytüllahim'deki çocuk katliamını
haber aldığı halde kendi çocuğunu korumak adına diğer aileleri uyarmayan Yusuf,
varoluşsal ve etik bir ontolojik suçluluğun simgesidir. Bu suçluluk, İsa’ya ve
nihayetinde tüm insanlığa miras kalır.
Mecdelli Meryem (Özgürleşme ve Beden): Roman,
ilahi/pasif/hadım edilmiş Meryem (İsa'nın annesi) figürünün karşısına,
bedeniyle ve doğayla barışık, arzusunu özgürce yaşayan Mecdelli Meryem'i koyar.
Mecdelli Meryem, Kilise'nin kadın düşmanı bağnazlığına karşı insani/şehvetli
sevgiyi ve özgürleşmiş kadını temsil eder.
Tanrı (Kötülüğün ve Otoritenin Kaynağı): Romanın en
radikal figürüdür. Şeytan ile ikiz gibi hareket eden, iktidarını tüm dünyaya
yaymak için masum insanların (İsa ve şehitler) kanına ihtiyaç duyan, zalim,
makyavelist ve otoriter bir Leviathan olarak çizilir. İsa, insanlığın
kurtarıcısı değil, Tanrı'nın iktidar hırsının kurbanıdır.
Saramago bu romanıyla Portekiz Yazarlar Birliği (APE) Ödülünü
kazandı. Ödül parasını Afrika'daki Portekizce konuşan ülkelere kitap alımı için
bağışladı.
Nomine Dei
Münster Opera Tiyatrosu'nun daveti üzerine yazılan oyun;
müzikleri Azio Corghi'ye, yönetmenliği Dietrich Hilsdorf'a ait bir opera olarak
Münster Belediye Tiyatrosu'nda sahnelenmiştir.
1530–1535 yılları arasında Münster'de Katolikler, ılımlı
Lutherciler ve radikal Anabaptistler arasında yaşanan kanlı dini çatışmaları
konu alır.
Oyun, aynı Tanrı adına insanların birbirini katletmesini ve
dinsel hoşgörüsüzlüğün trajik tarihini gözler önüne serer.
İsa Mesih'e Göre İncil, In Nomine Dei ve Kabil
gibi eserlerinde Tanrı mutlak kötülüğün sembolü ve kaynağı olarak sunulur;
iyiliğin kaynağı ise İnsandır.
1993'ten itibaren Saramago, Marksist dayanışma kavramının
ötesinde "Nezaket / İyilik" (Kindness/Goodness), Bağışlama ve Sevgi
erdemlerini öne çıkarır. Modern dünyada ve rasyonalizmde unutulan nezaketi,
"dünyadaki en rahatsız edici ve devrimci güç" olarak tanımlar.
1993, Saramago'nun uluslararası bir edebi figür ve aktivist
haline geldiği, aynı zamanda Körlük Üzerine Bir Deneme romanını kurgulamaya
başladığı kırılma yılıdır.
Lanzarote Defterleri
Günlüklerde en çok öne çıkan konular; Tanrı, Portekiz tarihi,
Portekiz kültürü ve insanın doğası üzerine düşüncelerdir.
Portekizlilerin geçmişteki "Keşifler Çağı"
zaferleriyle övünmesini, bugünkü Yunanlıların antik geçmişleriyle övünmesine
benzetir ve Portekiz'in eski bir uygarlığın kırılgan bir kalıntısı haline
geldiğini savunur.
İsa Mesih'e Göre İncil sonrasında Saramago'nun adı
Nobel adayları arasında sıklıkla geçmeye başlar.
1994 yılında ödülün Lobo Antunes'a verileceği söylentileri
üzerine Saramago, onu bir yazar olarak takdir etmediğini ve bir insan olarak
saygı duyamadığını belirtir.
Eleştirmenler (Clara Ferreira Alves vb.) günlükleri yazarın
uluslararası başarılarını, kibirini ve lüks yaşamını sergilediği bir
"narsisizm gösterisi" olarak nitelemiştir.
Saramago, günlük yazmanın "tek karakterli bir
roman" yazmak gibi olduğunu ve yaptığı şeyin narsisizmden ziyade; okuma
yazma bilmeyen yoksul köylülerin torunu olan bir çocuğun, toplumsal engelleri
aşarak edindiği konumun yarattığı bir gurur, içtenlik ve varoluşsal iz bırakma
çabası olduğunu savunur.
Saramago'nun Etkilendiği Yazarlar
Luís de Camões: Tüm Portekiz edebiyat yollarının ona
çıkması.
Peder António Vieira: Portekiz dilini en mükemmel
şekilde kullanması ve sosyal adalet savaşçılığı.
Miguel de Cervantes: İber Yarımadası'nın edebiyat
çatısını kurması ve aykırı fikir kurguları.
Michel de Montaigne: Şüphecilik ve deneme ile kurgu
arasındaki ince sınırı öğretmesi.
Voltaire: İnsanlığa dair illüzyonlarını kaybetmesine
rağmen eleştirel ruhunu ve ironisini koruması.
Raúl Brandão: Humus eseriyle roman
gerçekçiliğinin ötesine geçilebileceğini göstermesi.
Fernando Pessoa: Portekiz edebiyatına ve kimliğine
açılan ana kapı olması.
Franz Kafka: İnsanın bir kınkanatlıya
dönüşebileceğini ve absürdü kanıtlaması.
Eça de Queirós: Portekizlilere edebi ironiyi
öğretmesi.
Jorge Luis Borges: Sanal/kurgusal edebiyatı icat
etmesi.
Nikolay Gogol: İnsan hayatının üzücü ve "ölü bir
ruh" olma halini çözümlemesi.
Körlük Üzerine Bir Deneme: Imago Mundi
1995'te yayımlanan Körlük Üzerine Bir Deneme,
Saramago'nun üslubunda bir kırılmadır. Detaylı tarihsel bağlamları işlemek
(heykel) yerine, doğrudan insan doğasının soyut temasına ve mantıksızlığına
(taş) odaklanır. Roman, yazarın en az ironik ama politik/etik açıdan en sert
eseridir.
Yazar romandaki mantık körlüğünü, "bilenler ile
bilmeyenler" ve "zenginler ile fakirler" arasında açılan derin
uçurumla bağdaştırır. Meşhur sloganını ifade eder: "Eğer etik aklı
yönetmezse, akıl etiğe gülecektir."
Roman, sadece klasik bir kurgusal anlatı değil; felsefi
tezlerle kesişen, deneme niteliğinde bir metindir. Edebiyat, kavramsal ve
antropolojik sorgulamalar için estetik bir zırh/araç işlevi görür.
Detaylı betimlemeler ve "Doktorun Karısı"
karakterinin diğerlerine dünyayı anlatma zorunluluğu anlatıyı hiper-gerçekçi
bir boyuta taşır. Ancak bu durum, lirik ve metaforik anlatımla dengelenerek
insanlığa dair geniş bir alegoriye dönüştürülür.
Metin, insan doğasının özünde "iyi" mi (Rousseau)
yoksa "kötü" mü (Hobbes - Homo homini lupus) olduğu yönündeki
aydınlanma tartışmasını edebi olarak yeniden ele alır.
İnsan ne mutlak iyi ne de mutlak kötüdür; hem kusurları hem
de iyileştirici nitelikleri olan akılcı/akıldışı bir varlıktır. Kötülük
ontolojik bir temele sahipken, iyilik geçici bir denge halidir.
Karantina olarak kullanılan akıl hastanesi, dış dünyadaki
toplumsal hiyerarşiyi, mülkiyet hırsını, baskıyı ve güç ilişkilerini (silahı
elinde tutan çetenin diktatörlüğü) birebir yansıtan bir mikrokozmostur.
Roman, güvenlik gerekçesiyle özgürlükleri yok sayan ve
bireyleri nesneleştiren modern devlet yapısına ve toplumsal duyarsızlığa ağır
bir eleştiri getirir.
Karakterlerin özel isimlerinin olmaması (Doktor, Doktorun
Karısı, Koyu Renk Gözlüklü Kadın vb.), olayların evrenselliğini vurgular.
Doktorun Karısı, görebilen tek kişi olarak umudun, vicdanın,
direncin ve acı kütlesine karşı dayanışmanın sembolüdür.
Saramago, Körlük Üzerine Bir Deneme ile insan
doğasının yıkıcılığını ve kayıtsızlığını en radikal sınırlara kadar
incelemiştir. Bu zirve noktadan sonra yeni bir roman yazmanın imkansızlığı
hissi doğmuş; ancak Batı medeniyetinin ve Aydınlanma’nın Akıl/Logos vizyonuna
toptan bir eleştiri getirme arzusu Tüm İsimler’in yolunu açmıştır.
Tüm İsimler (Todos os Nomes, 1997)
Romanın fikri ve "Tüm İsimler" başlığı,
Saramago’nun 1996 başlarında Brezilya seyahatleri sırasında (uçakta) zihninde
şekillenmiş; aynı dönemde 4 yaşında kaybettiği ağabeyi Francisco’nun (Chico)
mezar ve ölüm kayıtlarını araması anlatıya otobiyografik/varoluşsal bir
derinlik kazandırmıştır.
Nüfus Dairesi; kuralları, hiyerarşisi, uzmanlaşmış
görevlileri ve devasa labirentimsi arşiviyle teknokratik Batı medeniyetinin ve
devlet aygıtının (Bürokrasi) alegorisidir.
Bürokrasi, bireyi adeta bir nesneye veya kayıt numarasına
indirger. Yaşayanların kayıtları ile arka taraftaki ölülerin kayıtları aynı
mekanda iç içe geçmiştir. Bu yapı, tarihin kolektif hafızasını ve ölülerin
gölgelerini temsil eder.
50 yaşında, silik, yalnız ve sıradan bir devlet memuru olan
Bay José, Kafkaesk bir evrende yaşar. Ünlü kişilerin gazete kupürlerini toplama
hobisi varken, tesadüfen eline geçen "Bilinmeyen Kadın"ın kayıt kartı
hayatının dönüm noktası olur.
Bay José, hiç tanımadığı bu kadının peşine düşerek hayatında
ilk kez bürokratik yasallığı çiğner (sahte belge düzenler, okula gizlice girer,
işi aksatır).
Romanda "Aşk", romantik bir duygudan ziyade,
yalnızlığa gömülmüş bireyin "Öteki"ne ulaşma gayreti, bir varoluşsal
yönelim ve köprü kurma çabası olarak ele alınır.
İntihar etmiş olan Bilinmeyen Kadın’ın peşindeki bu arayış
başarısızlıkla sonuçlanır; çünkü bürokratikleşmiş ve mekanikleşmiş toplumlarda
bireysel kurtuluş mümkün değildir. Saramago, insanlığa sunulan sahte mutluluk
krallığını ve yanılsamaları eleştirmeye devam eder.
Bilinmeyen Adanın Hikayesi
Adayı görmek için adayı terk
etmek gerekir.
Odysseia, Aeneis, Os Lusíadas gibi klasik seyahat anlatıları
şu beş temel ögeye dayanır: Öngörülemezlik, dehşet/korku, çile/baştan çıkarma,
acı/kefaret ve aşkın bir hedef (Cennet, İthaka, zenginlik vb.).
Günümüz bilim, teknoloji ve uydu çağında artık fiziksel
olarak keşfedilmemiş ada kalmamıştır. Saramago bu nedenle efsanevi/dini mitin
içini boşaltır; onu aşkın/dini bir hedef olmaktan çıkarıp felsefi ve varoluşsal
bir arayışa dönüştürür.
"Bilinmeyen Ada", dışarıdaki bir coğrafya değil,
bireyin kendi içsel dünyasıdır. Sokrates’in "Kendini bil" ya da
Nietzsche’nin "Neysen o ol" ilkesinin materyalist ve natüralist bir
benzetmesidir. "Adayı görmek için adadan çıkmak gerekir" anlayışı,
insanın kendini keşfetmesi için kendi kalıplarının dışına çıkması gerektiğini
vurgular.
Romandaki "Beğenmek muhtemelen sahip olmanın en iyi
yoludur, sahip olmak ise beğenmenin en kötü yolu olabilir" düsturu,
mülkiyetin güç ürettiğini ve insanı sınırlandırdığını savunur. Bir şeye
mülkiyet hırsı olmadan değer vermek (kamusal yarar), özgürleştirici bir
eylemdir.
Saramago kurgusunda kadınlar (Blimunda, Doktorun Karısı,
Temizlikçi Kadın, Ölüm); erkek egemen tarihin yerine yeni, adil, eşitlikçi ve
duyarlı bir insanlık inşa edebilecek asıl dönüştürücü güçlerdir.
Saramago, küreselleşmeyi güçsüzlerin sömürülmesi olarak
görmüş ve adaletsiz bir dünyaya doğup onu yine adaletsiz terk ettiği için mezar
taşına "Burada öfkeli bir şekilde José Saramago yatıyor"
yazılmasını arzuladığını sık sık dile getirmiştir.
7: YEDİNCİ HAYAT
Sonuçta Josephville bütün dünyaydı (1998-2010)
1998 yılında José Saramago, Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık
görülerek bu ödülü kazanan ilk Portekizce yazan edebiyatçı olmuştur. Nobel
sonrası küreselleşmeye, savaşlara ve haksızlıklara karşı uluslararası bir
aktivist olarak mücadele etmiştir.
İlk eşinin vefatı üzerine (1998) Saramago, mutluluğun acı
çeken varoluşun yerini alan bir "ikame" veya insan icadı olduğunu
sorgular.
Saramago; Aydınlanma Aklı’nın, kontrolsüz teknolojinin ve
küreselleşmenin insanı "yurttaş"tan "müşteri"ye
dönüştürmesini eleştirir. Modern toplumun soğukluğuna "Bilgisayar
ağlamayı bilmiyor" sözüyle dikkat çeker.
Mağara (A Caverna)
Saramago, 1997 yılında Zambujal dönüşünde Lizbon girişindeki
devasa Colombo Alışveriş Merkezi panosunu görünce romanın ilk kıvılcımını
yakalamıştır.
Kasım 1997'de Brezilya'daki Casa do Pontal müzesini
ziyareti sırasında kil figürleri görmüş, romanın karakterleri ve aksiyon
merkezi zihninde netleşmiştir.
Roman, tüketim toplumunun yarattığı yanılsamayı ve
"Düşünmemek için tüketin" anlayışını eleştirir.
Antik Platonik mağaradaki mahkûmlar gölgeleri gerçek
sanırken, günümüz insanı Alışveriş Merkezleri (Hipermarketler) içinde
nesnelerin ve tüketimin sunduğu yanılsamalarla yaşamaktadır.
Hipermarket, modern çağın yeni katedrali, okulu ve vicdan
eğiticisidir; insanları pasifleştirip toplumsal bir uykuya sevk eder.
Çömlekçi Cipriano Algor, soyut ve teknokratik akla karşı
"parmaklarında ve ellerinde düşünen" kadim, doğal üretimi temsil
eder.
Sanayi ve tüketim çağı; kullanışlıdan aksesuara, taklide ve
tek kullanımlık plastik ürünlere geçerek Algor'un toprak kaplarını ve kilden
bebeklerini reddeder.
Romanın sonunda Alışveriş Merkezi’nin altında Platon’un
gerçek mağarası ve taşlaşmış mahkûmlar keşfedildiğinde, Cipriano Algor bu
mahkûmların "biz" (tüm modern toplum) olduğunu fark eder.
Cipriano, kızı Marta, damadı Marçal, komşusu Isaura ve
köpekleri Achado; tüketim merkezini ve şehri reddederek belirsiz ama etik
açıdan özgür bir yolculuğa, "gezgin varlıklar" olmaya doğru yola
çıkarlar.
Achado; itaatkar, duyarlı, zaman zaman huzursuzlanıp tepki
veren ancak bir patrona/lidere ihtiyaç duyan yapısıyla Portekiz tarihsel ve
toplumsal psikesini yansıtır.
Saramago’nun Avrupa Eleştirisi
Körlük Üzerine Bir Deneme: Akıl Kıtası (Batı aklının
körlüğü)
Tüm İsimler: Bürokrasi ve Labirent
Mağara: Piyasa ve Tüketicilik Kıtası
Kopya Adam: Nevrotik ve Kimliksiz İnsan Kıtası
Lucidity Üzerine Bir Deneme: Sahte/Demokratik Yanılsama
Kıtası
Dünyanın En Büyük Çiçeği (Çocuk Hikayesi)
1970'li yıllarda yazılan ancak 2001'de görselleştirilerek
yeniden basılan bu eser, Saramago'nun çocuklar için nasıl yazacağını bilemediği
özeleştirisi üzerine kurulu, deneysel ve ahlaki değil etik bir anlatıdır.
Siyasi Duruşu
Mevcut demokratik sistemlerin içinin boşaldığını, vatandaşın
oy vererek siyasi eylemden vazgeçmeye zorlandığını iddia eder. Gücün halkta
değil, finansal odaklarda olduğunu belirterek günümüz sistemini demokrasi değil
"plütokrasi" (zenginlerin yönetimi) ve "Piyasa egemenliği"
olarak tanımlar.
Saramago, 1998'den itibaren toplumsal eşitsizlikle
mücadelede geleneksel "sosyalist devrim" anlayışının yerine İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi'nin uygulanmasını koymuştur. İnsan Haklarını,
dünyadaki siyasi programsızlığa ve kaosa karşı son alternatif olarak görür.
Castro rejiminin 3 rejim muhalifini kurşuna dizmesi üzerine
"Küba devrimden uzaklaştı" diyerek Küba hükümetiyle bağlarını
koparmıştır (2003).
Irak Savaşı'na şiddetle karşı çıkmış; Bush, Blair ve Aznar'ı
hedef alan manifestolar yazmıştır.
Ramallah'ta tanık olduğu baskı ve sefaleti eleştirmiş,
İsrail'in politikalarını sert bir dille kınayarak kamuoyunda büyük tartışmalara
yol açmıştır.
Kopya Adam (2002)
Bireyin tekilliğini ve mutlak eşitliğin imkansızlığını
işler. Mutlak aynılığın hezeyan ve trajediye yol açacağını; özgürlük ve
eşitliğin ancak farklılıklar içinde, dayanışma ve etik bağlarla
gerçekleşebileceğini savunur.
Görmek / Lucidity Üzerine Bir Deneme (2004)
Siyasi sistemlerin ve temsil mekanizmalarının meşruiyetini,
oy verme eylemi ile gerçek temsil arasındaki kopukluğu sorgular.
Saramago’nun en doğrudan politik romanı kabul edilen bu
eser; yıpranmış, yozlaşmış ve seçkinlerin kontrolüne girmiş Avrupa
demokrasisinin kurgusal bir eleştirisidir (Körlük’teki “beyaz körlük” burada
“boş oy” olarak somutlaşır).
Roman, bir ülkenin başkentinde seçmenlerin çoğunluğunun (ilk
seçimde %70, tekrarlanan seçimde %83) sandıkta boş oy kullanmasıyla başlar.
Siyasi elitler ve hükümet bu meşru demokratik hakkı bir
"terör ve yıkıcılık" eylemi olarak görür. Şehri karantinaya alır,
polisle kuşatır, sahte bombalı eylemler düzenler ve suçlu ilan ettikleri
vatandaşlara karşı orantısız baskı uygular.
Romanın ikinci yarısında Körlük romanının karakterleri
(özellikle Doktorun Karısı) sürece dahil edilir. Hükümet, boş oy eyleminin
arkasında Doktorun Karısı’nın olduğunu iddia ederek onu günah keçisi yapar.
Olayları araştıran ve Doktorun Karısı’nın masum olduğunu gören dürüst Polis
Komiseri ve sadık köpek (Gözyaşı Tazısı) iktidarın emriyle katledilir.
Aralıklı Ölümler (2005)
Ölümün aniden greve gitmesi ve ardından bir kadına dönüşerek
bir çelliste aşık olması anlatılır.
Saramago’ya göre ölüm, dinsel bir "gizem", bir
"kötülük" veya metafizik bir "skandal" değildir. Doğa ve
toplum dengesi, nesillerin sürekliliği ve ekolojik yaşam için kaçınılmaz ve
gerekli bir biyolojik zorunluluktur.
Romanda ölümün insanları öldürmeyi bırakması; sanıldığı gibi
bir ütopya değil, aksine yaşlı nüfusun artması, hastaneler, bakım evleri,
emeklilik sistemleri (Sosyal Güvenlik) ve Kilise için büyük bir yıkım ve
toplumsal kaos yaratır.
Ölüm öldürmeyi bıraktığında, artık dini bir korku objesi
olmaktan çıkıp sevgi ve tutku gibi insan varoluşunun doğal bir parçası haline
gelir.
Yaşamın ve ölümün kurumsallaşması; cenaze levazımatçıları,
sigorta şirketleri ve hatta ölemeyen hastaları öldürmek için illegal sınır
ötesi operasyonlar yürüten yasadışı örgütlerin ("máphia") doğmasına
yol açmıştır.
Saramago’nun 2000’li yılların ilk yarısındaki romanları,
İnsanın evrensel temalarını sorgulama aşamasını oluşturur:
Mağara (2000): Tüketim toplumunu ve Platon'un Mağara
Alegorisini sorgular.
Kopya Adam (2002): Bireysel kimliği ve "Öteki"
algısını sorunsallaştırır.
Görmek (2004): Demokrasideki siyasi temsili ve sahteliği
hedef alır.
Aralıklı Ölümler (2005): Ölüm korkusunun ve ölümsüzlük
arzusunun doğallık üzerinden çözümlenmesini sunar.
Don Giovanni veya Mutlak Ahlaksız (2005 - Tiyatro/Libretto)
Tıpkı ölümü insanileştirdiği gibi, Hıristiyan ahlakçılığının
cehennemle cezalandırdığı efsanevi çapkın Don Juan'ı da dinsel mitlerinden
arındırır. Don Juan’ı cehenneme düşen bir efsane değil; aşık olan, kırılgan ve
sorumluluk taşıyan sıradan bir insan ("Giovanni") olarak yeniden inşa
eder.
José Saramago Vakfı
2007 yılında (ve resmi adımlarıyla) kurulan Vakıf; yalnızca
Saramago'nun eserlerini inceleyen ve yayan bir merkez değil, 1948 BM İnsan
Hakları Şartı’nı, çevresel değerleri ve küresel adaleti savunan, insanlığın
"insansızlaşma" sürecine karşı duran aktif bir kültür kurumudur.
Saramago, Vakfı eşi Pilar del Río’nun kararlılığına,
zekasına ve koruyuculuğuna emanet etmiş, onu “hayatımı ve geleceğimi
gözlediğimiz bir ayna” ve adeta kendi vasiyeti olarak nitelendirmiştir.
Vakıf; kör teknolojik akla, küresel finansal kapitalizmin
yarattığı ticari sömürüye ve yozlaşmış kurumlara karşı toplumsal vicdanı
kışkırtmayı ve Yunan etiğine, Fransisken insanî değerlere dayalı bir duruş
sergilemeyi amaçlar.
Filin Yolculuğu (2008)
Roman, 1551 yılında Portekiz Kralı III. João’nun Avusturya
Arşidükü Maximilian’a hediye ettiği Hint fili Süleyman’ın (Solimão) Lizbon’dan
Viyana’ya yolculuğunu konu alır. Saramago bu tarihsel olayı, kralların
hevesleri ve güç oyunları arasında savrulan insan yaşamının bir metaforu olarak
kurgular.
Romanda fil Süleyman ve bakıcısı Subhro (Fritz); kralların,
Kilise'nin ve halkın eğlencesi/eansörlüğü haline gelmiş, köklerinden koparılmış
insanı temsil eder.
Filin Padua’da Aziz Anthony Bazilikası önünde mucize
yaratmış gibi diz çöktürülmesi halkın saflığı ve dini istismar üzerine bir
eleştiridir. Süleyman'ın insanlara veda etmesi ise, Saramago'nun insan ile
doğa/hayvanlar arasında özlediği ancak gerçekleşmesini imkansız gördüğü ütopik
bir uyum arayışıdır.
Yaşamının son yıllarını geçirdiği Lanzarote adasındaki
volkanik doğa (Timanfaya), Saramago için çocukluğundaki Ribatejo manzarası gibi
zamansız bir dinginlik ve "mutlak güzellik" kaynağı olmuştur.
Bu verimli son dönemde yazar Küçük Anılar (2006), Defter
(2009), Kabil (2009) ve vefatıyla yarım kalan ancak 2014'te basılan Teberler,
Teberler, Av Tüfekleri, Av Tüfekleri eserlerine imza atmıştır.
Kabil (2009)
Kabil (2009) romanında Eski Ahit metinlerine
odaklanarak insanın ilahi kökenini ve kutsal metinlerin anlatılarını altüst
eder.
Kabil ile birlikte Tanrı; egoist, insanları kurban etmekten
ve acı çektirmekten haz duyan, bizzat kötülüğün ve ontolojik kusurun yaratıcısı
olan bir varlık ("korkunç bir fikir") olarak resmedilir. İnsandaki
kötülüğün kaynağı Tanrı'dır; iyilik ise insana ait geçici ve istikrarsız bir
dengedir.
Kabil romanı üzerinden İncil, bir "iyilik teorisi"
değil; Tanrı’nın keyfiliğini, insanlığa çektirdiği acıları ve insan yaşamı
üzerindeki mutlak baskısını içeren bir "kötülük kataloğu" olarak
yorumlanır. Bilgi ağacının cennete konması, Kabil'in sunusunun reddedilmesi,
İshak'ın kurban edilmek istenmesi ve Sodom/Gomora'nın yıkımı bu ilahi kötülüğün
kanıtları olarak sunulur.
Kabil’de anlatı; eski ve modern sözcüklerin
harmanlandığı, dilbilgisel ve ideolojik hiyerarşilerin yıkıldığı barok bir
dille kurgulanır. Kabil karakteri zaman sınırlarını aşarak ("zaman
birdir" anlayışı ile) İncil’deki farklı dönemler arasında yolculuk yapar;
böylece kurgusal zaman, kesintisiz bir "şimdiki zamana" dönüşür.
Sol Nerede?
"Sol Nerede?" başlıklı metninde, 1974 sonrası sol
ideallerin merkeze ve sağa kayarak özünü kaybettiğini savunmuştur. Avrupalı
sosyalistlerin kaybolduğu bir dönemde, dünyanın en kapitalist ülkesindeki
Barack Obama’nın sol için bir "kurtarıcı umudu" olarak görülmesini
Tarihin büyük bir ironisi ve paradoksu olarak yorumlamıştır.
Teberler, Teberler, Av Tüfekleri, Av Tüfekleri
Yazarın barışın inşası ve savaş karşıtlığı üzerine
odaklanan, son ve yarım kalan romanıdır.
İsmini Gil Vicente'nin Savaş Öğütüsü (1513) oyunundaki
askeri bir hücum ifadesinden alan roman, 16. yüzyılın savaş ve fetih söylemini
tersine çevirerek küresel silah sanayiine karşı bir barış manifestosuna
dönüştürür.
Saramago’nun uzun yıllardır zihnini meşgul eden "Neden
bir silah fabrikasında hiçbir zaman grev yapılmaz?" sorusu üzerine
kurgulanmıştır. Bir silah fabrikasının ("Produtos Belona S.A.")
bürokrat çalışanı Artur Paz Semedo ile onun pasifist eski eşi Felícia
arasındaki insan hikayesi etrafında gelişir.
Son Yılları ve Mücadelesi
Saramago, yaşamının son yıllarında ciddi sağlık sorunlarıyla
(kronik lösemi, zatürre, dehidrasyon) mücadele etti. 2007 ve 2009 yıllarındaki
ağır hastalık süreçlerinde eşi Pilar del Río’nun desteği hayati rol oynadı
18 Temmuz 2010: Lanzarote’deki evinde, 87 yaşında
"çoklu organ yetmezliği" nedeniyle yaşamını yitirdi. Öldüğü gün
blogunda yayımlanan son mesajında, toplumdaki düşünce ve fikir eksikliğini
eleştirmişti.
Cenazesi Portekiz Hava Kuvvetleri uçağıyla Lizbon’a
getirildi. Binlerce okurun katıldığı törende, 1974 Nisan Devrimi’nin simgesi
olan kırmızı karanfillerle anıldı.
Külleri, doğduğu köy Azinhaga'dan getirilen bir zeytin
ağacının altına, Lizbon'daki José Saramago Vakfı meydanına gömülmüştür.
Tabutunun içine Eduardo Lourenço tarafından Manastır
Anıtı kitabının bir kopyası konulmuş; gazetelerde yazar "Blimunda'yı
icat eden yazar öldü" başlığıyla anılmıştır.
Lanzarote'deki ev 18 Mart 2011'de ziyarete açılmıştır.
Evdeki tüm saatler, Saramago ve Pilar’ın Lizbon’daki Hotel
Mundial’de ilk karşılaştıkları an olan 16:00'da durdurulmuştur.
…
Evrensel gerçeklerin zamanı bitti. Evrensel yalanlar çağında
yaşıyoruz.
…