15 Nisan 2022 Cuma

George Thomson - İnsanın Özü - Notlar

George Thomson - İnsanın Özü - Notlar

Mütercim: Celal Üster, 4. Basım, Payel Yayınları

 


Önsöz

Celal Üster

 

1903 yılında Londra’da doğan Thomson, 1926'da Cambridge Üniversitesi'nden mezun olmuş, İrlanda dili üzerine incelemeler yapmıştır.

 

Galway, Cambridge ve Birmingham üniversitelerinde Eski Yunan dili ve edebiyatı dersleri vermiştir.

 

1937–1970 yılları arasında Birmingham Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmış, Eski Yunan klasiklerini İngilizce ve İrlandacaya çevirmiştir.

 

Aiskhylos ve Atina (1941): Tiyatro sanatının toplumsal kökenlerini ve sanatsal gelişimi tarihsel maddecilikle inceler.

 

Tarihöncesi Ege (1949): Ege'nin eski uygarlıklarını, Tunç Çağı'nı, ekonomik gelişme ve epik şiirin evrimi temelinde ele alır.

 

İlk Filozoflar (1955): Doğa felsefesini meta üretimi, para dolaşımı ve köleciliğin gelişimiyle bağdaştırarak Yakındoğu ve Çin felsefeleriyle karşılaştırır.

 

Üçlü Dizi (1971–1974): Devrimci Diyalektik Üzerine, Kapitalizm ve Sonrası ve İnsanın Özü adlı eserleriyle Marksist teorinin güncel ve teorik sorunlarına eğilir.

 

İnsanın Özü / Sanat ve bilimin ilkel toplumdaki büyüden doğduğunu, çalışma süreciyle şekillendiğini ve toplumun gelişimiyle ayrıştığını gösterir.

Eser, Birminghamlı işçilerden oluşan Clarion Şarkıcıları korosuna adanmıştır. Thomson, geleceğin sanatının bu tür halk/işçi topluluklarının içinden doğacağına inanır.

 

BİRİNCİ BÖLÜM: İNSAN VE DOĞA

Yaşam ve Bilinç

Maddecilik, zihni maddenin belirlediğini ve düşüncenin beyin adlı maddi organizmanın bir işlevi olduğunu savunur.

"Düşünce olmadan madde var olabilir, ama madde olmadan düşünce varolamaz." Madde sürekli bir devinim ve değişim içindedir; diyalektik ise bu genel devinim ve gelişme yasalarının bilimidir.

İnsanı hayvanlardan ayıran temel nitelik, kendisi ile çevresi arasındaki madde değiş-tokuşunu bilinçli denetimi altında gerçekleştirmesidir.

Marx'ın belirttiği gibi: "Hayvan, kendi yaşam etkinliğiyle dolaysızca özdeştir. Kendini yaşam etkinliğinden ayırt etmez... İnsan ise, yaşam etkinliğinin kendisini isteminin ve bilincinin nesnesi yapar."

İnsanın bilinci, birey ile doğal çevre arasındaki ilişkiden öte, toplum ile çevre arasındaki ilişkinin toplumsal bir imgesidir; insan bilincini belirleyen şey onun toplumsal varlığıdır.

 

Üretim ve Tüketim

İnsan, üretim çalışması sırasında çevresini bilinçli olarak denetimi altına alır ve araç kullanarak varlığını sürdürecek şeyleri üretir. Böylece insan dış dünyayı etkileyip değiştirirken, aynı zamanda kendi doğasını da değiştirmiş olur.

İnsan üretimi ile hayvan faaliyeti arasındaki temel fark, insanın kuracağı yapıyı ya da üreteceği nesneyi önce kafasında tasarlamasıdır.

Her çalışma süreci, emekçinin kafasında daha başından varolan bir şeyin yaratılmasıyla sona erer.

Önceden tasarlanan bu imge, hem önceki üretim uygulamasından gelen bilgiyi (nesnel/bilgisel yön - bilim) hem de tüketim uygulamasından gelen isteği (öznel/duyumsal yön - sanat) kapsar.

 

Bölüşüm

Bölüşüm, üretim ile tüketim arasındaki bölünmenin zorunlu kıldığı toplumsal bir eylemdir. İlkel toplumda üretim fazlası olmadığından ortaklaşa üretilenler eşit paylaşılır. Üretim araçlarının gelişmesiyle ortaya çıkan ürün fazlası işbölümünü doğurmuş, ürünlerin değişim için üretilmesiyle meta ve pazar ilişkileri gelişmiştir. Bu süreç kafa emeği ile kol emeğinin ayrılmasına ve egemen sınıfların doğuşuna yol açmıştır.

Metanın kullanım-değeri ile değişim-değeri arasındaki çelişki soyut düşünme yetisini geliştirirken, üreticinin ürünü üzerindeki denetimini yitirmesi "düzmece bilinçliliği", yani idealizm ve metafiziği ortaya çıkarmıştır.

Bilim, insanın bilgisel deneyimlerini örgütleme biçimidir. Sanat ise, insanın duyumsal deneyimlerini örgütleme biçimidir.

 

İKİNCİ BÖLÜM: MAYMUNDAN İNSANA GEÇİŞ

İnsan ve Yüksek Memeliler

İnsan, ağaçlarda yaşamaktan yerde dik yürümeye geçen yüksek memelilerden farklılaşarak gelişmiştir. Dik duruş sayesinde eller serbest kalmış, el ile beynin uyumlu gelişimi gerçekleşmiştir. İnsan, araç kullanarak ve üreterek doğaya edilgin uymak yerine doğayı kendi gereksinmelerine uydurur.

Aracın yapılması, bir üretim aracı olarak kullanılmasından daha önemli bir etkinliği zorunlu kılar. Çünkü aracın kullanılması belli bir ürüne yönelik olmakla birlikte, aracın yapılması belli bir üretime yöneliktir.

 

İkinci İşaret Sistemi

Pavlov'un çalışmaları, canlılardaki doğuştan gelen tepkilerin (koşulsuz tepke) yanında deneyimlerle kazanılan koşullu tepkilerin bulunduğunu ve bunların "birinci işaret sistemini" oluşturduğunu gösterir. İnsanda ise sözcüklerin ve dilin uyarım kaynağı olduğu "ikinci işaret sistemi" gelişmiştir. "'Zil' sözcüğü zil sesinin yanı sıra zilin biçimini ve işlevini de yansıtır... tek tek belirli zillerin somut niteliklerinden soyutlanan ortak özelliklerin toplamını dile getirir." Bu durum soyut düşünmenin ve Lenin'in yansıma kuramının fizyolojik temelidir.

 

İşbirliği

İnsan beyninin gelişimi uzun çocukluk dönemi ve toplumsal bakıma bağımlılıkla şekillenmiştir. Hayvanlardaki bilinçsiz öykünmeden farklı olarak çocuklarda ve ilk insanlarda bilinçli öykünme işbirliğine giden yolu açmıştır. Araç kullanma, konuşma ve işbirliği yapma, insanı oluşturan tek bir sürecin —üretim çalışmasının— ayrılmaz parçalarıdır.

 

Maymunlarda Konuşma ve Düşünme

Maymunlardaki sesler öfke, korku ve istek gibi edilgin duyguları dile getiren ilkel işaretlerdir; nesnel bir kavram ya da konuşma niteliği taşımazlar. Maymunların basit pratik sorunları çözmesi konuşmadan bağımsız ilkel bir düşünmedir. İnsan öncesi çığlıklar ve jestler, ortaklaşa emek süreci içinde düzenli bir bildirime dönüşmüştür. Engels'in belirttiği gibi: "İlk önce, emek, ondan sonra ve sonra onunla birlikte, konuşma..."

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SÖZ VE TÜRKÜ

Tümce Yapısı

Sözlü konuşmanın organik birimi tümcedir. İki deyimli ("ot yeşildir", "koyun yer") ve üç deyimli ("koyun ot yer") yalın tümce türleri mantıksal önermelere karşılık gelir.

İnsanın somut düşünceden soyut düşünceye geçişi konuşma aracılığıyla gerçekleştiğine göre... konuşma sınıflamalarının kökenini çalışma sürecinde aramak gerekir.

 

Çalışma Sürecinin Yapısı

Marx'a göre çalışma süreci üç temel etkene dayanır:

(1) insanın kipsel etkinliği, yani yapılan iş;

(2) işin nesnesi ve

(3) o işte kullanılan araç.

Araç nasıl emekçi ile işin nesnesi arasına girerek etkinliği aktarırsa, konuşma da emekçilerin kendi aralarındaki çalışmayı uyum içinde yürütmelerini sağlayan bir araç işlevi görür. Tümcenin özne, tümleç ve eylem yapısı çalışma sürecinin bu üç unsurunu yansıtır.

 

Türkü Yapısı

Dilbilgisi ile müzik aynı kökten beslenir. Doğadaki sesleri öykünen yansılama ikilemeleri (tak tuk, şakır şukur) ve heyamolalar, ritmik kol emeğine yön veren iş türkülerinin temelidir.

İş türküsü iki bölümden oluşur: Değişmeden yinelenen nakarat (heyamola) ve duruma göre doğaçtan söylenen dizeler. Zamanla çalışma sürecinden kopan türkülerden ikili (A-B) ve üçlü müzik biçimleri ile dörtleme ve balad gibi şiir yapıları türemiştir.

Dil tümcesinin çalışma sürecinin mantıksal bir biçimde düzenlenen nesnel ya da bilgisel yönüne, müzik tümcesinin de çalışma sürecinin ritimli bir biçimde düzenlenen öznel ya da duyumsal yönüne denk düştüğü söylenebilir.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: İLKEL BİLGİ

Algısal Bilgi ve Ussal Bilgi

Diyalektik maddeciliğe göre bilginin temeli toplumsal kılgıdır. İnsanın bilgisi ilk başlarda şeylerin dış görünüşüyle sınırlı olan "algısal bilgi" aşamasıdır. Toplumsal kılgı sürdükçe niteliksel bir sıçramayla şeylerin özünü ve yasalarını kavrayan "ussal (mantıksal) bilgi" aşamasına geçilir. İlkel düşünce, soyutlama gücünden yoksun olup bütünüyle algısal ve somut düzeydedir.

 

Çağrışım Kümeleri

Çocuklardaki zihinsel gelişim ile ilkel insanın düşünüşü arasında paralellik vardır. Çocuk düşüncesinde nesneler arasındaki ilişkiler mantıksal olmaktan çok algısal ve işlevsel "çağrışım kümeleri" biçiminde kurulur.

 

Dilbilgisi Sınıfları

Çeşitli dillerdeki eril/dişil/yansız cins sınıflamaları veya Çincedeki somut sınıflayıcılar, kökenini ilkel zihnin oluşturduğu çağrışım kümelerinden alır.

Cins sınıflamasının ilk başta bir çağrışım kümesi olduğu ve bu çağrışım kümesinde de doğadaki olayların cins ayrımına dayanan gruplar içinde bir araya getirilerek ilkel bilince göre bir düzene konulduğu sonucuna varılabilir.

 

Totemcilik

Totemcilik, klan yapısının ve cinsel işbölümünün doğuşuyla ortaya çıkan ilk toplumsal sınıflandırma biçimidir. Totemcilik, insan toplumunun hayvan dünyasından ayrıldığı ilk aşamaya kadar uzanır. O aşamada insan daha kendini gerek nesnel olarak, gerekse öznel olarak doğadan ayırmış değildi.

 

İlkel Tapınma Töreni ve Mitos

İlkel tapınma töreni şimdilik kılgıdır, ama emekten bilinçli olarak ayrılmış bir kılgı.

Yansılama dansları ve ilkel büyü, insanların gerçekleşmesini istedikleri sonuçları düşsel olarak önceden yerine getirmeleridir. Dansçılar ekinlerin büyümesini yansılayarak onları büyümeye zorlayacaklarına inanırlardı. Bu törenlerden zamanla koral şiir, tiyatro, resim ve yontu sanatları doğmuştur.

 

Yaradılış Söylenceleri

Mitoslar, tapınma törenlerine eşlik eden sözlerden gelişmiştir. "İlkel düşüncede, doğa dünyası toplumsal dünyanın bir izdüşümüdür." Tribünün iki yarıma, klanlara ve yönlere bölünmesi, evrenin ve doğa unsurlarının (gece/gündüz, gök/yer, dört öğe) yaratılış kurgularına yansıtılmıştır.

 

BEŞİNCİ BÖLÜM: DOĞA FELSEFESİ

Kuram ve Kılgı

Bilgi süreci diyalektik bir döngüdür: Algısal bilgiden ussal bilgiye geçilir, ardından kuram yeniden kılgıya dönerek sınanır ve geliştirilir. Kuramsal bilginin gelişmesi toplumsal sınıfların ayrışmasıyla mümkün olmuş, ancak egemen sınıflar kılgıdan koparak bilginin ilerlemesini kısıtlama eğilimi göstermiştir.

 

Kafa Emeği ile Kol Emeği

Eski Yakın Doğu'da (Mısır, Mezopotamya) tekerlek, yelkenli, yazı ve matematiğin bulunuşu kafa ve kol emeğinin ayrılmasıyla gerçekleşmiştir.

Yazı konuşmayı soyutlaştırıp dilbilgisini doğurmuş, matematik ise düşünceyi niceliksel düzeyde genelleştirmiştir. Zamanla egemen rahip ve kralların sınıf çıkarları kuram ile kılgıyı koparmış, bilimi dinsel törenler ve mitoslarla dondurmuştur.

 

Yabancılaşma

Üreticilerin ürün fazlasını haraç olarak vermesiyle emeğin yabancılaşması doğmuştur.

Emekçi hem yarattığı ürünü, hem de üretim etkinliğini... başkalarına teslim ediyordu.

Kölelikte beden de yabancılaşır; ruh/beden karşıtlığı ve gizemci dinler bu toplumsal bölünmenin yansımasıdır. Marx'ın belirttiği gibi: "Din, ezilen yaratığın inleyişidir... Din, halkın afyonudur."

 

Maddecilik ve Diyalektik

Eski Yunan'da (Miletos okulu: Thales, Anaksimandros) tüccar sınıfının gelişimiyle ilkel maddecilik ve kendiliğinden diyalektik doğmuştur. Evren ortak kökenden gelen, sürekli devinim halindeki karşıtların çatışmasıyla açıklanmıştır. Herakleitos bu anlayışı doruğa taşımıştır: "Her şey hem kendisidir, hem de kendisi değildir, çünkü her şey akış halindedir, durmadan değişmekte, durmadan oluşmakta ve yok olmaktadır."

 

İdealizm ve Metafizik

Pythagoras sayıları esas alarak idealizme giden yolu açmış, Parmenides ise devinimi ve değişmeyi duyuların bir yanılsaması sayarak metafizik düşünceyi başlatmıştır. Leukippos ve Demokritos atom kuramıyla maddeciliği sürdürürken, Platon "İdealar Kuramı" ile felsefede idealizmin kurucusu olmuştur. Aristoteles ise mantık ve doğa incelemeleriyle bilimsel yöntemi geliştirmiştir.

 

ALTINCI BÖLÜM: BÜYÜDEN SANATA

Mitologya ve Sanat

Bütün mitologya, doğa güçlerini düşgücünün içinde ve düşgücü yoluyla bağımlı kılar, denetler ve biçimlendirir.

Sınıflı toplumda mitoslar sanatın malzemesi haline gelmiştir. Sanat dünyası, bilinçli bir aldatmaca dünyasıdır. Sanatçı, insanları coşkusal bir kurtuluşa kavuşturarak gerçeklikle savaşmak için yeni bir güç kazandırır.

 

Şiirsel Esinlenme

İlkel ozan, toplumsal işlevi bakımından rahip ve büyücüyle bir tutulurdu. İlkel esinlenme, gizli derneklerin esrime törenlerinden ve büyücülük loncalarından gezginci oyuncu topluluklarına ve tiyatroya dönüşmüştür.

 

Şiir Dili

Şiir dilini oluşturan üç temel öğe vardır: Ritim, ezgi (uyak, ses yinelemesi) ve eğretileme (istiare). Ritim ve ezgi çalışma sürecinden doğmuştur.

Şair imgelerle düşünür. Eğretileme, kavramsal düşünceyi imgelerle örterek güçlü bir duygusal etki yaratır.

 

Bilinçli Sanat

Sanatçı ilkel büyücünün manevi önderlik işlevini sürdürür. Belinski'nin dediği gibi: "Toplum, şairin bir eğlendirici olmasını istemiyor; toplumun ruhsal ve düşünsel yaşamının bir temsilcisi... olmasını istiyor."

Sappho, Keats ve Mao Zedung'un şiirleri incelediğinde, en gelişmiş şiirlerin bile ritim, ikili/üçlü yapı ve mitolojik imgelerle ilkel büyünün izlerini taşıdığı görülür.

 

YEDİNCİ BÖLÜM: MODERN BİLİM VE FELSEFE

Modern Bilimin Başlangıcı

Rönesans ve Reformasyon dönemiyle modern doğa bilimi doğmuştur. Francis Bacon modern deneysel bilimin kurucusudur: "İnsan, Doğa'nın yardımcısı ve yorumlayıcısıdır... Bilim deneyseldir ve duyularla elde edilen verilere akılcı bir yöntemin uygulanmasından başka bir şey değildir." Bu dönemde kuram ve kılgı yeniden birleşmiştir.

 

Yeni Metafizik

17 ve 18. yüzyıl bilimi (Newton, Linnaeus), evreni organik ve gelişen bir süreç olarak değil, durğan ve değişmez mekanik bir sistem olarak ele alan metafizik anlayışa düşmüştür. "Metafizikçiye göre, şeyler ve onların zihindeki yansımaları olan düşünceler, birbirinden kopuk... katı, durağan, bir kerelik inceleme konularıdır." Bu durum pazar ve meta ilişkilerinin yarattığı soyutlamaların (düzmece bilinçlilik) sonucudur.

 

Yeni Diyalektik

Kant evrimci varsayımlar öne sürmüş, Hegel ise diyalektik mantığı (sav-karşısav-bireşim / yadsımanın yadsınması) sistemleştirmiştir. Ancak Hegel idealist olduğu için diyalektiği zihnin devinimi olarak görmüştür.

Karl Marx, Hegel'in diyalektiğini idealist zincirlerinden kurtararak diyalektik maddeciliği kurmuştur. Marx'ın belirttiği gibi: "Bugüne kadar düşünürler dünyayı yalnızca yorumlamakla yetindiler. Oysa asıl sorun, dünyayı değiştirmektir."

 

SEKİZİNCİ BÖLÜM: ÖZ VE BİÇİM

Bilimsel ve Sanatsal Yaratış

Bilim adamı, insanın doğayla olan nesnel ilişkilerinin dış dünyasını değiştirmeyi amaçlar. Sanatçı ise, insanın öteki insanlarla olan öznel ilişkilerinin iç dünyasını değiştirmeye çalışır.

Bilim niceliksel ve matematiksel soyutlamalara yönelirken, sanat niteliksel verilere ve duygusal ifadelere dayanır.

 

İlkel Tapınma Töreni Yapısı

Sanat traditional tapınma yapılarından doğar. Sanatçı geleneksel biçim ile yeni içerik arasında bir denge kurar. Öz ile biçim arasındaki diyalektik bağı koparan sanatçı ya biçimciliğe ya da doğalcılığa saplanır.

 

Aiskhylos

Atina demokrasisinde Aiskhylos, Dionysos tören yapısını sürdürerek Oresteia üçlemesinde kan davası ve soylu ayrıcalığı çatışmasının demokrasi ve hukuk düzeni içinde çözülüşünü (sav-karşısav-bireşim) işlemiştir.

 

Senfoni ve Roman

Senfoni ve roman kentsoylu toplumunun iki karşıt ürünündür. Senfoni çalgısal seslerle katıksız duygunun diyalektiğini (Beethoven) sunan "soyut" ve kamusal bir sanatken; roman basılı sözcüklerle kişisel yaşantıları aktaran "somut" ve bireysel bir sanattır.

 

Senfoni Biçimi

Klasik müzikteki sonat ve senfoni biçimi (Sergi - Gelişme - Serginin Yinelenmesi), diyalektik üçlü yapıya (A-B-A) ve tonalite değişimlerine dayanır.

 

Beethoven

Beethoven senfoniye Fransız Devrimi'nin ve kentsoylu demokrasisinin devrimci ruhunu taşımıştır. Koral Senfoni (9. Senfoni) evrensel kardeşliği ve halk yığınlarının tarihsel gücünü sanatsal olarak dile getiren devrimci bir yapıttır.

 

DOKUZUNCU BÖLÜM: AYDINLAR VE EMEKÇİLER

Devrimci Aydınlar

"Her dönemde, egemen düşünceler egemen güçlerin düşünceleridir." Ancak toplumsal bunalım dönemlerinde burjuva aydınlarının bir kesimi kendi sınıfından koparak geleceği elinde tutan işçi sınıfının safına geçer.

 

Anamalın Hizmetindeki Bilim

Kapitalizmde bilim kâr ve savaş hizmetine sokularak halktan koparılır. Bilim insanları dar uzmanlık alanlarına sıkıştırılır. Bilimin yeniden toplum yararına çalışması ancak emekle birleşmesiyle mümkündür.

 

Bir Meta Olarak Sanat

Kapitalizm sanata ve kafa emeğine düşmandır; sanatı piyasada alınıp satılan bir meta haline getirir. "Sanat için sanat" anlayışı da burjuva bireyciliğinin bir yansımasıdır. Sanatçı yaratıcı gücünü ancak halkla bütünleşerek kazanabilir.

 

İdeolojik Yeniden Biçimlenme

Sosyalist dönüşüm sürecinde hem aydınların hem de emekçilerin kendilerini ideolojik olarak yeniden kalıba dökmeleri gerekir.

Emekçiler, sınıf savaşımı ve doğaya karşı savaşım içinde, bütün toplumu olduğu kadar kendilerini de yeniden biçimlendirir. Bu süreç yönetsel baskılarla değil, demokratik inandırma ve tartışma yöntemiyle yürütülmelidir.

 

Kentsoylu Ahlakı ve Kültürü

Sömürücü burjuva ahlakı reddedilirken burjuva kültürü ve bilimsel birikimi miras alınır. Sanat yapıtları değerlendirilirken hem siyasal hem de sanatsal ölçüt birleştirilmelidir: Bizim istediğimiz, siyasetle sanatın birliği, öz ile biçimin birliği, devrimci siyasal öz ile olabildiğince yetkin sanat biçiminin birliğidir.

 

Yanılsama ve Gerçeklik

Sanatçı kendi yanılsamasının toplumsal temelini kavradığında, gerçeklikten kaçmak yerine toplumsal mücadeleye ışık tutar.

Toplumcu sanat ve edebiyat, gerçek yaşamdan çıkarılmış çeşitli kişiler yaratmalı ve yığınların tarihi ilerletmelerine yardımcı olmalıdır. Sonuçta kafa ile kol emeği, kuram ile kılgı arasındaki ayrım ortadan kalkarak özgür insan toplumunda yeniden bütünleşecektir.

…

 

George Thomson - Tragedyanın Kökeni / Aiskhylos ve Atina - Notlar

George Thomson - Tragedyanın Kökeni - Notlar

Aiskhylos ve Atina

Mütercim: Mehmet H. Doğan, 2. Basım, Payel Yayınları, 2004

 


Önsöz

Kitabın amacı Aiskhylos’un oyunlarını Yunan toplumunun genel evrimi ve özellikle kabile toplumundan devlete geçiş süreci çerçevesinde yeniden yorumlamaktır.

 

Antik Yunan tragedyaları derslikler için değil; büyük ulusal şenliklerin parçası olarak geniş halk kitlelerine hitap eden tiyatrolar için yazıldı.

 

Giriş

Yunan tragedyası, Atina demokrasisinin rastlantısal bir ürünü değil, doğrudan belirleyici bir işlevidir. Biçimi, içeriği ve çöküşü, içinde doğduğu toplumsal yapının (kabile toplumundan kent-devlete geçiş) evrimine bağlıdır.

 

Ege coğrafyasının adalar ve vadilerle parçalanmış yapısı, merkezi siyasal iktidarları zorlaştırmış, iç gelişmenin ve özerk kent-devletlerin (polis) önünü açmıştır. Bu durum, geleneklerin bozulmadan korunmasını ve toplumsal aşamaların gözlemlenebilmesini sağlamıştır.

 

Aiskhylos hem dövüşen bir demokrat hem de kökleri eski Attika soyluluğuna ve ilkel kabile geleneklerine dayanan bir yurttaştır.

Aiskhylos’un zihnindeki temel soru şudur: Kabile toplumundaki kutsal gelenekler, nasıl oldu da demokratik kent-devletine (polis) evrildi? Onu anlamak, Avrupa uygarlığının ve toplumsal dönüşümün kökenlerini anlamaktır.

 

Yunanlıların yaşam görüşü veya sanatı, onların "ırksal doğasından" değil, maddi varlıklarını sürdürme tarzlarından (üretim biçimleri) doğmuştur.

 

Geçmişi yazan kişi, bugünün toplumsal ilişkilerinden etkilenir.

Mevcut düzeni onaylayanlar Yunan tarihinde sabit ve mutlak değerler arar.

Değişimi savunanlar (devrimci bakış) ise Yunan tarihini sürekli bir değişim ve mücadele süreci olarak görür.

 

Kent-devleti anlamak için, onun artık ne olmadığını (kabile yapısını) anlamak gerekir.

 

BİRİNCİ BÖLÜM: KABİLE TOPLUMU

Totemcilik

Kabile toplumunun ilkel aşamalarındaki temel dinsel örgütlenme biçimi totemciliktir.

Kabileyi oluşturan klanlar, kendilerini belirli bir doğal nesneyle (totemle) akraba sayarlar; totemi yemeleri yasaklanmıştır (tabu) ve onun sayısını artırmak için ritüeller düzenlerler. Totemcilik, ilkel sürünün besin kaynaklarına ulaşmak için bölünmesi ve klanların birbirleri için üretim yaparak dayanışması ilkesine dayanır.

Kabilenin yapısı, ekonomik değişikliklere bağlı olarak dağılınca, insanların ve hayvanların birbiriyle akraba oldukları fikri de son bulur ve yabanıl çığlıkları, kendinden geçme hareketleri ve esritici ritmiyle yansılama töreni çok çeşitli, ikinci dereceden etkinliklere dönüşür; şiir, müzik ve dans sanatları da bunlardan ortaya çıkar.

 

Dıştan Evlenme

Hint-Avrupa dillerindeki akrabalık terimleri (örneğin phrater) özgün olarak tekil biyolojik kardeşliği değil, fratri içindeki yoldaşlığı ve sınıflandırma ilkesini ifade eder.

Yunan toplumunun erken evrelerinde, Minos Girit'inde ve mitolojik aktarımlarda (Kekrops miti, Calydonia avı) anayanlı soy-sop ve anayanlı kalıtçılık izleri mevcuttur. Ancak Hint-Avrupa göçleri ve fetihler sonucu babayanlı düzen egemen olmuş, yerli ana tanrıça ile göçmen baba tanrının birleşmesi tanrıbilime yansırken kadının toplumdaki konumu gerilemiştir.

Servet birikimi, konuksever hediye değişimini takasa dönüştürmüş ve klan içi çatışmaları tetiklemiştir.

 

Mülkiyet

Kabile toplumunda servetin kolektif dağıtılışı Moira (pay, kader) kavramıyla kavranmıştır.

Moira fikri sırasıyla yiyeceğin paylaşılması (avcılık), ganimetin bölünmesi ve toprağın kurayla bölüştürülmesi (tarım) aşamalarından evrimleşmiştir.

Üç Kader Tanrıçası (Moirai: Klotho, Lachesis, Atropos) doğumu, toplumsal işbölümünü ve klan törelerini simgeler.

Klan uğraşlarının kalıtsallaşması tanrılar arasındaki işbölümüne yansımış; yerleşik sınırların ve payların aşılması ise ceza yetkesini taşıyan Erinysler ve Dike (Adalet) kavramıyla denetlenmiştir.

 

İKİNCİ BÖLÜM: KABİLEDEN DEVLETE

Monarşi

Ege coğrafyasındaki göçler ve Dor akınları sonrasında Minos uygarlığı yıkılmış, askeri fatihler zengin hazineleri yağmalayarak askeri hanedanlıklar ve monarşiler kurmuşlardır.

Askeri fethe dayalı bu yönetici sınıf, kabile kurumlarından bağımsız kişisel bağlılıklara dayanan bir yapı geliştirmiştir. Bu dönemde dinsel ritüellerden bağımsızlaşan epik şiir sanatı (Homeros destanları) doğmuş; eyleme hazırlayan kolektif koral şiirin aksine, askeri aristokrasinin dinlenmesini ve bireysel kahramanlık serüvenlerini öven saray ozanlığı gelişmiştir.

Monarşinin çöküşüyle ozanlar halk arasına dağılmış, Hesiodos ile çiftçilik ve halk bilgeliği öğretici şiire dönüştürülmüştür.

 

Aristokrasi

Monarşinin gerilemesiyle toprak mülkiyetinin temeli olan özel kabile toprakları (temenos) aristokratik ailelerin (Eupatridai) elinde toplanmış, ortak klan toprakları çitle çevrilerek köle emeğiyle işlenmeye başlanmıştır.

Aristokratlar dinsel geleneklerin ve adaletin sözcüsü kesilerek yetkilerini mülkiyetlerini korumak için kullanmış ve kabileden devlete geçişi sağlamışlardır. Kan davalarının ve adam öldürme yasasının klandan devlete devredilmesi bu geçişin göstergesidir. Bu toplumsal altüst oluş İonia felsefesine kaynaklık etmiş; Anaksimandros evrenin düzenini (kosmos) kabile düzeni, lonca rekabeti ve adalet (dike) terimleriyle açıklamıştır.

 

Tiranlık

Ticaretin gelişmesi ve para ekonomisine geçişle birlikte tüccar sınıfı güçlenmiş, soyluların politik tekelini yıkan tiranlık rejimleri ortaya çıkmıştır.

Atina'da köylülerin borç tefeciliği yüzünden topraksızlaşması üzerine Solon reformları yapılmış, köylüler özgürleştirilse de toprak dağıtılmadığı için ucuz sanayi emeği oluşmuştur.

Tiran Peisistratos köylüleri desteklemiş, aristokratik klan tapımlarına karşı halka ait Dionysos tapımını resmileştirerek Dionysia Kenti festivalini kurmuş ve Homeros şiirlerini düzenletmiştir.

Tiranlık devrimci bir aşama olmuş, feodal zihniyete ağır bir darbe indirirken sermaye egemenliğine zemin hazırlamıştır.

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: DRAMANIN KÖKENİ

Erginleme

İlkel avcı kabilelerde topluluğa ve ergin yaşama katılım simgesel ölüp yeniden doğma ritüellerini içeren erginleme (initiation) törenleriyle gerçekleşir. Bu törenlerde ergenlik çağına gelen aday sembolik olarak bir ruh tarafından yutulur ve yeniden kusulur veya öldürülüp diriltilir.

Sparta'daki agela eğitimi, Atina'daki Apatouria şenlikleri ve epheboi kurumu bu kabile erginlemesinin izlerini taşır.

Zeus ve Dionysos'un doğumu mitleri (Kureta'ların Zeus'u saklaması, Titanların Dionysos'u parçalaması) erginleme ritüellerinin dinsel mitleşmesidir.

Eleusis Gizemleri (Mysteria) de başlangıçta kabilenin tarımsal erginleme ve bereket büyüsü töreniyken zamanla devlet kontrolünde gizem dinine dönüştürülmüştür.

 

Dionysos

Yunan tanrıları yerel kabile ritüellerinin evrimleşmiş ürünleridir.

Dionysos tapımı temelde tarımsal büyüye, mevsimlik doğa döngülerine (kışın ölümü, baharda doğanın yeniden dirilişi) ve cinsel erginlemeye dayanır.

Euripides'in Bakkhalar oyununda görülen Pentheus'un parçalanması (sparagmos), kadınlardan oluşan gizli büyü cemiyetlerinin (thiasos) ilkel totemci adak ve komünyon ayinlerinin trajik yansımasıdır. Bu cemiyetlerde geyik, boğa veya sarmaşık kılığına girilip tanrı parçalanıp yenir, böylece doğanın bereket gücü yenilenir.

 

Orfecilik

Tiranlar döneminde Dionysos tapımı kentleşirken, toprağından sürülmüş köylülerin, madencilerin ve ezilen kitlelerin acılarını yansıtan mistik bir alt-kültür olarak Orfecilik (Orphism) doğmuştur.

Orfeci mitolojide insanın ruhu ilahi (Dionysos), bedeni ise çamur/kötü (Titan) parçalardan oluşur. Kölelik ve ağır çalışma koşullarını ifade eden "zorunluluk" (ananke) ve "boyunduruk" kavramları Orfecilikte "Doğum/Kader Çemberi" simgesine dönüştürülmüştür. İnsan bu çemberden arınma ritüelleriyle kurtulup ölümden sonra esenliğe (eudaimonia) kavuşmayı amaçlar.

 

Dithyrambos

Kent Dionysia festivali ilk gün bir geçit alayı (pompe), kurban törenleri, koroların yarışması (agon) ve zafer/eğlence yürüyüşü (komos) sırasını izlerdi. Bu festivalde söylenen Dithyrambos, dinsel bir ilahi olup başlangıçta kadınların thiasos ayinlerine aitti.

Thiasos'ların dağılması ve koro önderinin (exarchon) orkestranın ortasındaki altarda durup koro ile karşılıklı söyleşmeye girmesiyle dinsel ritüel tiyatroya evrilmiştir.

Aristoteles'in de belirttiği gibi tragedya sanatı dithyrambos önderlerinin koro ile girdiği bu lirik diyalogdan doğmuştur.

 

Tragedya

Tragedya sahnesinde birinci oyuncuyu Thespis, ikinci oyuncuyu Aiskhylos, üçüncü oyuncuyu ise Sophokles eklemiştir. İkinci oyuncunun eklenmesiyle koro aradan çıkarılarak iki oyuncu arasında doğrudan diyalog kurulabilmiş ve olay dizisi geliştirilmiştir.

Eski dithyrambos ve erginleme ayinlerinin izleri tragedyada korunmuştur: koro orkestraya girer (parados), stasimon söyler, tanınma (anagnorisis), talih değişimi (peripeteia), ağıt (kommos) ve bilmece gibi dizelerle yapılan soru-yanıt diyalogları (stichomythia) gerçekleşir. Sahne binası (skene) köylerde gezgin arabalarla dolaşan oyuncu loncalarının çadırından evrilmiştir.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: AİSKHYLOS

Demokrasi

Kleisthenes'in reformları eski aristokratik klanların güç kaynağı olan kabile ve fratri yapısını bozmuş; yerellik esasına dayalı 10 yeni kabile ve 30 trittyes kurmuştur. Böylece soysoyluluk ayrıcalıkları yıkılmış, orta sınıfın yükselişiyle isonomia (yasa önünde eşitlik) ilkesi egemen olmuştur.

Felsefede Pythagorasçıların "zıtların uzlaşması ve ortalamada erimesi" kuramı, sınıf savaşımının demokrasi içinde çözüldüğü düşüncesini ve toplumsal barışı yansıtmıştır. Aiskhylos bu demokratik devrimin zaferini ve zıtların uzlaşmasını şiirinde harmanlamıştır.

Zıtların ortalamada erimesi kuramı, orta sınıfın toprak sahipleriyle serfler arasında bir aracı olarak yükselişiyle doğmuştu... Demokratik devrimden sonra / dünya düzeni, birbirine karışarak, birbiri içinde eriyerek artık zıt olmaktan çıkmış olan zıtların uzun süren kavgasının durması olarak görünüyordu onlara...

 

Atina ve Pers Eli

Atina toplumunun yapısı, köle emeğinin gelişmesi ve Pers aleyhtarı konfederasyonun bir Atina İmparatorluğuna dönüşmesiyle alttan alta fakat hızla biçim değiştiriyordu...

Demokratik kent-devlette eski klan gelenekleri yerini kurumsal yasalara bırakırken, Atina imparatorlaşma yoluna girmiş ve köle emeği yaygınlaşmıştır. Toplumsal çatışmaların çözümü aristokrasinin dinsel tekelinden çıkarılıp halk mahkemelerine devredilmiş, tiyatro bu devrimci dönüşümün kamusal arenası haline gelmiştir.

 

Dörtleme

Kent Dionysia yarışmalarında her tragedya yazarı üç tragedya ve bir satir oyunundan oluşan bir "dörtleme" (tetralogy) sunardı.

Satir oyunu tragedya yapısında fakat burlesk/komik tonda olup korosu yarı insan yarı hayvan satirlerden oluşurdu.

Aristoteles'in tragedyanın başlangıçta "satir benzeri ve hafif/kaba" olduğu ifadesi, tragedyadaki komik öğenin zamanla ayırt edilip satir oyuna ve komedyaya aktarıldığını gösterir.

Komedya (komoidia = komos şarkısı) ise bereket ritüellerindeki fallus ilahilerinden ve sahte dövüşlerden evrilmiştir.

Aiskhylos üç tragedyayı organik bir bütün (üçleme) halinde birleştirerek üç kuşağın tarihsel/toplumsal çatışmasını işlemiştir.

 

Oresteia

Oresteia üçlemesi (Agamemnon, Sunu Taşıyanlar, Hayırlı Tanrıçalar) Atreus soyunun üç kuşaklık lanetini anlatır.

Agamemnon kızı İphigenia'yı kurban ettiği için karısı Klyteimnestra tarafından öldürülür; Orestes babasının öcünü almak için annesi Klyteimnestra'yı öldürür; anasının Erinysleri (öç cinleri) Orestes'in peşine düşer. Son oyunda Athena Atina'da Areopagus mahkemesini kurar; jüri oyları eşit çıkınca Athena'nın oyuyla Orestes aklanır ve Erinys'ler kentin koruyucu tanrıçalarına (Eumenides) dönüştürülür.

Bu mit ilkel anasoylu kan davası ve kabile töresi ile babasoylu devlet hukuku ve demokratik yargı arasındaki tarihsel geçişi ve uzlaşmayı simgeler.

 

İlk Oyunlar

Aiskhylos'un günümüze ulaşan ilk oyunları Persler, Thebai'ye Karşı Yedi Kişi ve Yakarıcılardır. Persler tarihsel bir olayı (Salamis zaferini) işler; aşırı zenginlik ve gururun (hybris) tanrısal cezalandırılışını Pers sarayının gözünden anlatır.

Thebai'ye Karşı Yedi Kişi, Oidipus'un laneti yüzünden iki kardeşin (Eteokles ve Polyneikes) birbiriyle savaşıp ölmesini ve klanın çöküşüne karşın devletin yaşamasını konu alır. Yakarıcılar ise Mısır'dan Argos'a kaçan Danaos kızlarının kuzenleriyle zorla evlenmeye karşı çıkışını işler; kız kalıtçı yasası ve ataerkil bağımlılık tartışılır.

 

Prometheus

Zincire Vurulmuş Prometheus üçlemesinde Prometheus, insanlığa ateşi, uygarlığı, el zanaatlarını ve bilimi verdiği için Zeus tarafından kayaya zincirlenir.

Zeus tiranlığı ve amansız gücü, Prometheus ise insanlığın ilerlemesini, direnişini ve aklı simgeler. Üçlemenin sonraki oyunlarında (Kurtulmuş Prometheus, Ateşi Taşıyan Prometheus) Herakles'in araya girmesi ve Prometheus'un gizini açıklamasıyla Zeus ile Prometheus uzlaşır.

İnsanın acı çekerek akıllanması ve zorunluluğa karşı uygarlık mücadelesi felsefi boyutta işlenir.

 

Aiskhylos'tan Sonra

Aiskhylos'tan sonra Sophokles ve Euripides döneminde bağlı üçlemeler terk edilmiş, tekil tragedyaya dönülmüştür.

Sophokles'te (Kral Oidipus, Elektra) insanın trajik yazgısı ve eylemlerinin kendi zıttına dönüşmesi (peripeteia) işlenir; kahraman kendi niyetinin tersi sonuç doğurarak felaketini hazırlar.

Euripides ise kent-devletin ve devlet dininin çöküşünü, kadınların ve kölelerin ezilmişliğini, tutkuların ve akıldışılığın yıkıcılığını (Medea, Bakkhalar, Troyalı Kadınlar) radikal bir eleştirellikle sergiler.

Peloponnesos Savaşları ve sınıfsal bölünmeler tragedyayı kolektif bir tapım olmaktan çıkarıp bireysel kadere dönüştürmüş, zamanla tiyatro gerilemiştir.

 

Acıma ve Korku

Aristoteles'e göre tragedyanın toplumsal ve psikolojik işlevi, seyircide acıma ve korku duyguları uyandırarak ruhsal bir arınma (katharsis) gerçekleştirmektir.

Aristoteles tragedyanın işlevinin 'acıma ve korku yoluyla bu tür coşkuların bedenden temizlenmesini gerçekleştirmek' olduğunu söylerken, tiyatroya gidenlerin yaşantısını, aslında kökenini aldığı dinsel yaşantı terimleriyle anlatmış oluyordu.

Katharsis kavramının kökeni dinsel ayinlerdeki (Dionysos cümbüşleri, Korybant dansları) histeri ve coşkunluk nöbetlerinin ritüel aracılığıyla boşaltılmasına dayanır.

Toplumsal değişimin ve sınıfsal çatışmaların bireyde yarattığı ruhsal baskılar ve kaygılar, tiyatroda trajik kahramanın kaderi üzerinden dışa vurularak hafifletilir ve toplumsal denge korunur.

 

Zamandizinsel Tablo

M.Ö. 2800: Ege'de Tunç Çağı'nın başlangıcı.

M.Ö. 1800: Yunan göçlerinin başlangıcı.

M.Ö. 1450 - 1400: Knossos'un düşüşü, Akha hegemonyası ve Mykene'nin yükselişi.

M.Ö. 1230 - 1184: Theseus'un Atina krallığı, Thebai Seferi ve Troya'nın Düşüşü (Mitosların ve Homeros destanlarının tarihsel arka planı).

M.Ö. 1050: Demir Çağı'nın başlangıcı, Dor yayılması ve İonia kolonizasyonu.

M.Ö. 900 - 800: İlyada ve Odysseia destanlarının teşekkülü.

M.Ö. 750 - 700: İtalya ve Sicilya kolonizasyonu; Phrygia Kralı Midas dönemi.

M.Ö. 687 - 652: Lydia Kralı Gyges dönemi ve İonia'da metal paranın yayılması (Sınıflı toplumun gelişiminde kritik dönüm noktası).

M.Ö. 632 - 621: Atina'da Kylon darbe girişimi ve Drakon Yasaları.

M.Ö. 600 - 590: Korinthos, Lesbos ve Sikyon tiranlıkları; Solon Reformları (Atina'da borç köleliğinin kaldırılması ve toplumsal sınıfların yeniden düzenlenmesi).

M.Ö. 561 - 527: Peisistratos Tiranlığı (Sürgünler, restorasyonlar ve Atina kentsel kültürünün/şenliklerinin gelişimi).

M.Ö. 546 - 538: Perslerin Sardis'i fethi, Asya Yunanistanı'nı işgali ve Babil'i alışı (Doğu tehdidinin belirmesi).

M.Ö. 508 - 507: Kleisthenes Reformları (Kabile temelli yapıdan bölgesel/demokratik demos yapısına geçiş — Atina demokrasisinin doğuşu).

M.Ö. 499 - 494: İonia Ayaklanması ve Miletos'un düşüşü.

M.Ö. 490: Maraton Savaşı (Aiskhylos'un bizzat katıldığı savaş).

M.Ö. 480: Salamis Deniz Savaşı (Perslere karşı zafer ve Atina deniz gücünün yükselişi).

M.Ö. 463 - 461: Areopagus Konseyi Reformu (Eski soylular meclisinin yetkilerinin sınırlandırılması).

M.Ö. 431 - 404: Peloponnesos Savaşı'nın patlaması (Sparta - Atina çatışması).

M.Ö. 429: Perikles'in ölümü.

M.Ö. 411 - 403: Atina'da oligarşik karşıdevrimler, Otuz Tiranlar dönemi ve Spartan müdahalesi.

…

 

George Thomson - Tarihöncesi Ege - Notlar

George Thomson - Tarihöncesi Ege - Notlar

Eski Yunan Toplumu Üstüne İncelemeler

Mütercim: Celal Üster, Yordam Yayınları, 2021

 


Önsöz

Üster, bu çevirisiyle 1983 Yazko Çeviri Dergisi Azra Erhat Ödülü'nü kazanmıştır.

 

Kitap; kabile düzeninden, toprağı kullanma hakkına, aile, Tanrı ve özel mülkiyet üzerine kurulu erkek egemen/ataerkil yapılara geçişi detaylıca inceler.

 

Giriş

Buzul Çağı'nın ardından Ortadoğu'nun kuraklaşması ve yarı çöllere dönüşmesi, avcı-toplayıcı insanları verimli vahalarda bir araya gelmeye zorladı.

Avcılık ve toplayıcılığın yerini bitkilerin ekilmesi (arpa, buğday) ve hayvanların evcilleştirilmesi (koyun, keçi, domuz) aldı. Süt, et ve tahıl üretimine; çömlekçilik ve dokumacılık gibi ikincil teknolojiler eşlik etti.

 

Nil, Fırat ve Dicle gibi nehir vadilerinde tarım yapabilmek için örgütlü yığın emeği ve sulama projeleri gerekti. Bu alüvyonlu topraklar devasa bir ürün fazlası (artık ürün) üretti. Köylerin yerini kentler aldı.

 

Kent devrimiyle birlikte üretimi örgütleyen rahipler, gökbilimciler, mimarlar ve yazmanlar (kafa emekçileri) türedi. Üretim araçlarının yönetimini ellerinde tutan bu zümre, zamanla artık ürüne el koyarak egemen sınıfa/devlete dönüştü.

 

Mısır: Coğrafi olarak tek bir nehir taşkınına bağımlı olduğundan merkezi, firavuna dayalı, katı bir bürokratik krallık olarak birleşti.

Mezopotamya: Çok kollu nehir ağı nedeniyle birbirinden bağımsız ve birbiriyle rekabet eden kent-devletleri (Sümer, Babil vb.) şeklinde örgütlendi.

 

Alüvyonlu ovalarda maden yoktu. Bakır ve kalayın dışarıdan getirilmesi, ticareti ve el sanatlarını ateşledi. Tunç üretimi pahalı ve sermaye gerektiren bir süreç olduğu için devletin ve egemen sınıfın tekelinde gelişti.

 

Mısır veya Mezopotamya kadar zengin tarım arazilerine sahip olmayan Giritliler, ormanları ve elverişli limanları sayesinde deniz ticaretine yöneldiler.

Ticaret, gücün tek bir toprak sahibi elitin elinde toplanmasını engelledi. Girit’teki "tüccar-prensler", Doğu’nun katı teokrasilerine kıyasla daha esnek, özgür ve kabile toplumunun dayanışmacı bağlarını daha çok koruyan bir kent yapısı geliştirdiler.

 

Yunan anakarasındaki Mikenler, Minos kültürünün teknik başarılarını savaş sanatına (atlı savaş arabaları, zırhlar, kılıçlar) uyguladılar.

 

Kentlerin çekirdeğini aşırı korunaklı kaleler ve surlar oluşturdu. Miken prenslerinin gücü, savaşta kullanılan tunç madenini tekelleştirmelerine dayanıyordu.

Tunç pahalı bir madendi; bu nedenle silahlar ve mülkiyet yalnızca küçük bir elit/soylu sınıfının tekelindeydi. Bu durum toplumsal katmanlaşmayı derinleştirdi ve üretimi duraklattı.

 

Miken uygarlığı, kuzeyden gelen demir silahlı istilacılar (Dorlar) karşısında çöktü.

Demir, tunca kıyasla çok daha ucuz ve bol bulunabiliyordu. Üstelik Dorlar kabile düzeninde örgütlendiği için demir silah ve araçlar salt tek bir egemen sınıfın değil, halkın/toplumun genelinin kullanımına açıktı. Bu durum Tunç Çağı saray bürokrasilerini yıkarak Antik Yunan'daki yeni toplumsal ve siyasal yapıların (Polis/Kent Devleti) önünü açtı.

 

BİRİNCİ BÖLÜM: AKRABALIK

I. TOTEMCİLİK

Etnoloji ve Arkeolojinin Karşılaştırmalı Bir İncelemesi

Arkeoloji yok olmuş toplulukların maddi kalıntılarını incelerken, etnoloji yaşayan ilkel kabilelerin toplumsal kurumlarını inceler.

Tarihöncesini kavrayabilmek için bu iki disiplinin materyalist ve karşılaştırmalı yöntemle bir arada kullanılması zorunludur.

 

Totemciliğin Kökeni

Totemcilik, klanın doğadaki bir nesneyle (genellikle yenilebilir bitki/hayvan) kurduğu büyüsel-dinsel bağdır.

Klan üyeleri totemi akraba ve ata sayar; onu yemek yasaktır (tabu) ve her yıl çoğaltma törenleri düzenlenir.

Büyü, insanın gerçekliği denetleme yanılsamasıyla avcının yetilerini örgütleme aracıdır.

İlkel sürünün yiyecek türlerine göre bölünmesiyle klanlar biçimlenmiştir.

 

Dıştan Evlenmenin Kökeni

İlk soy biçimi anayanlıdır.

Kargının bulunmasıyla avcılık erkek işi, yiyecek toplayıcılığı kadın işi olmuş; sığırtmaçlık ve sabanlı tarımla üretim erkeğe geçerek babayanlı soya geçilmiştir. Dıştan evlenmenin (ekzogami) temel işlevi klanlar arasında yiyecek dolaşımını sağlamaktır.

 

Totemcilikte Doğum ve Ölüm Çevrimi

Yeni doğan çocuk klan atalarından birinin yeniden doğuşu sayılır ve çocuğa totem simgesi bir ad verilir.

Erginleme törenlerinde genç aday bir çocuk olarak ölür ve bir yetişkin olarak yeniden doğar. Törenlerde beden sakatlamaları (sünnet, diş sökme), sınamalar ve gizli öğretiler uygulanır.

 

Totemcilikten Dine

İlkel sınıfsız kabile toplumunda şef de tanrı da yoktur.

Üretim fazlasının doğması ve şefliğin babadan oğula geçmesiyle totem insan biçimine bürünerek Tanrı'ya dönüşmüş, totem töreninin yerini kurban ve ortak şölen almıştır.

 

Yontmataş Çağı Avrupası'nda Totemcilik

Avustralya yerlileri, Buşmanlar ve Yontmataş Çağı Avrupası'ndaki (Niaux vb.) mağara resimleri karşılaştırıldığında, resimlerin hayvan kılığına girilerek yapılan totemci büyü törenlerini temsil ettiği ve ölülerin ana rahmi pozisyonunda gömüldüğü görülür.

İnsanın gelişme aşaması ne kadar ilkelse, yaşamı da o kadar daha fazla çevresi tarafından koşullandırılır.

 

II. AKRABALIK ADLIĞI

Kabile Yapısı

İlkel sürü önce ikiye (yarım), ardından klan kümelerine (fratri) ve klanlara bölünerek kabile yapısını oluşturmuştur.

Bu yapı, dıştan evlenmeye dayalı akrabalık terminolojisini doğurmuştur.

 

Sınıflandırma Sistemi: Tip I

Morgan'ın sınıflamasına göre Tip I'de her kuşak için yalnızca bir veya iki terim bulunur; aynı kuşaktakiler "kardeş", bir önceki kuşaktakiler "anne/baba"dır. Bu sistem cinsel kısıtlamanın olmadığı içten evlenmeli ilkel sürü aşamasını yansıtır.

Aynı Kuşak: Bütün kuzenler ve kardeşler tek bir terimle ("erkek kardeş" / "kız kardeş") anılır.

Bir Önceki Kuşak: Bütün amcalar, dayılar ve baba aynı terimle ("baba"); teyzeler, halalar ve anne tek bir terimle ("anne") anılır.

Yaş Kümeleri: Toplum temelde gençler, yetişkinler ve yaşlılar olmak üzere üç temel gruba ayrılır.

                                                       

Kuttörenlerdeki Rastgele Cinsel İlişki

Dinsel törenlerde ve evlilik öncesi kuttörenlerde rastgele cinsel ilişki haklarının canlandırılması, ilkel sürüdeki cinsel serbestlik döneminin dinsel kalıntısıdır.

Avustralya'daki Arunta kabilesinde evlilik öncesi ritüellerde ya da Fiji'deki dinsel şenliklerde (Nanga) erkek ve kız kardeşler dahil tüm kabile bireyleri cinsel ve ekonomik bir "ortaklaşmacılığa" (kolektivizme) dönerler.

 

Sınıflandırma Sistemi: Tip II

Tip II'de sürünün ikiye bölünmesiyle sınıflamalar ikiye ayrılır: Amca ile baba, hala ile anne, düz kuzenler ile çapraz kuzenler ayırt edilir.

Koşut Kuzen (Parallel Cousin): Babanın erkek kardeşinin veya annenin kız kardeşinin çocuklarıdır. Kendi yarımında yer aldıkları için "erkek/kız kardeş" sayılırlar; evlenilmeleri yasaktır.

Çapraz Kuzen (Cross Cousin): Annenin erkek kardeşinin (dayı) veya babanın kız kardeşinin (hala) çocuklarıdır. Karşı yarımda yer alırlar. Bir erkeğin çapraz kuzeni doğrudan karısı veya baldızı; bir kadınınki ise kocası veya kaynı demektir.

 

Küme Evliliği

Tip II akrabalık adlığı, bir yarımın erkekler kümesinin diğer yarımın kadınlar kümesiyle ortaklaşa evlendiği küme evliliği (group marriage) gerçekliğine dayanır.

 

Dil, toplumsal kurumların kendisinden daha yavaş değişir. Bu nedenle dildeki akrabalık terimleri (akrabalık adlığı), pratikte bireysel evliliğe geçilmiş olsa dahi arkasında bıraktığı "küme evliliği" aşamasını bir fosil gibi korur.

 

Sınıflandırma Sisteminin Bozulması

Bireysel mülkiyet ve üretimin gelişmesiyle ortaklaşa evlilik çökmüş, tekeşlilik, baldızla evlenme (sororat) ve kayınla evlenme (levirat) yaygınlaşmıştır.

 

Betimleme Sistemi

Hint-Avrupa dillerinde görülen betimleme sisteminde (Tip III), sınıflayıcı sistem yıkılmış ve bireysel aile net biçimde tanımlanmıştır. Morgan ve Engels'in materyalist çözümlerine karşın burjuva antropologları konuyu kavramayı reddetmiştir.

 

III. KABİLEDEN DEVLETE

İrokua Birliği

Morgan'ın incelediği İrokua toplumu; klan (gens), fratri, kabile ve genbirlikten (konfederasyon) oluşan kan bağına dayalı bir gentilice toplum (societas) örneğidir. Klanlar totem adları taşır, soy anayanlıdır, barınma "uzun evler"de ortaklaşadır.

Klan şefi (sachem), kadın ve erkek tüm yetişkinlerin eşit oyuyla seçilir ve istendiğinde görevden alınabilir.

Askeri örgütlenme eşitlik ilkesinden ilk sapmaları yaratmış; kabile toplumu, sınıflara bölünmüş devlet yapısına doğru evrilmeye başlamıştır. Ancak bu doğal gelişim, Kolomb sonrası Avrupalı sömürgecilerin müdahalesiyle yarıda kesilmiştir.

 

Romalılarda Kabile Sistemi

Geleneksel üçlü Roma ismi (tria nomina): kişisel isim – klan ismi – aile ismi

Roma klanı (gens), ortak ata adını (nomen) taşıyan erkek soyundan kandaşlar topluluğudur; familia ise mülk edinilmiş özel malları ve köleleri kapsar. Klan adları (Porcia-domuz, Fabia-fasulye vb.) totemci kökenlidir. 10 klan 1 curia'yı, 10 curia 1 tribus'u, 3 tribus ise Populus Romanus'u oluşturmuştur.

 

Roma'da Krallığın Ana Soyundan Geçmesi

Roma krallarının soyağacı incelendiğinde tahtın babadan oğula değil, kralın kızıyla evlenen damada (anayanlı kalıtım) geçtiği görülür. Bu durum Sabin ve Etrüsk toplumlarındaki anaerkil düzenin izidir.

Kral, hakiki otoriteyi temsil eden kraliçenin/prensesin eşi olduğu için yönetme hakkı kazanmaktadır.

 

Populus Romanus

Populus Romanus, Tiber kıyısındaki yeni kenti örgütlemek amacıyla kurulmuş yapay bir kabile birliğidir ve kabile toplumundan devlete geçiş eşiğini temsil eder.

 

IV. YUNAN KABİLE KURUMLARI

Aiol'ler, Dorlar ve İonlar

Yunanlar üç ana kola ayrılır.

Aiol'ler: Thessalia, Boiotia ve Anadolu'nun kuzeybatı kıyılarına (Aiolis) yerleştiler.

 

İon'lar: Attika, Orta/Kuzey Ege adaları ve Anadolu'nun batı kıyılarına (İonia) yerleştiler.

 

Dor'lar: İ.Ö. 2. binin sonlarında Güney Yunanistan'a (Peloponnesos) girdiler; ardından Girit, Rodos ve Karya kıyılarına yayıldılar.

Dorlar üç kabileden (Hylle'ler, Dyman'lar, Pamphyl'ler) oluşan yapay bir birliktir. İonlarda ise dört kabile bulunur.

 

Attika Kabile Sistemi

Attika'da kabile (phyle), fratri (phratria) ve klan (genos/patra) birimleri bulunur.

Phyle: "Soy" veya "Ürün/Filiz" anlamına gelir.

 

Phratria: Klanlar arası kandaşlık bağını ve dayanışmayı ifade eden "Kardeşlik" birimi.

 

Genos: Hint-Avrupa kökenli klan/akraba birimi. (Dor/Aiol lehçelerinde baba soyunu vurgulayan Patra, Attika'da ise ana soyuna işaret eden ve "Aynı sütü emmiş" anlamına gelen Homogalaktes terimi kullanılır).

Klasik yazarlar 4 kabile, 12 fratri ve 360 klanlık yapı tanımlar.

 

Cambridge Ancient History (M. Cary, EA. Gardner vb.) yazarları Atina kabile kurumlarını "gönüllü birlikler", "bağımsız savaş toplulukları" veya "yapay bölgesel kümeler" olarak tanımlayarak küçümser.

…karanlığı aydınlığa neden böylesine kararlılıkla yeğ tuttuklarına şaşırmamak elde değildir. Sakın bu sorunun içinde onurlarına leke düşürecek bir giz, ailenin, özel mülkiyetin ve devletin kökeni saklı olmasın?

 

Ev Halkı

Yunanistan'da ailenin karşılığı oikos (veya anchisteia) dördüncü kuşağa kadar ortaklaşa mülkiyet ve dinsel yükümlülük taşıyan ataerkil ev halkıdır.

 

Attika'da Hellenlerden Önceki Klanlar

Atina demokrasisinden önce klan dışı halkı kapsayan orgeones ve homogalaktes ("aynı sütü emmiş olanlar"), Hellen öncesi Pelasgların anayanlı köy klanlarının kalıntılarıdır.

 

Totemci Kalıntılar: Yılana Tapınma

Epeiros'ta, Olympia Sosipolis'inde ve Atina Akropolü'ndeki Erekhtheus tapınağında kentin koruyucusu yılanlara tapınılması, ölü ataların yılan kılığında cisimleştiği totemci inancın uzantısıdır.

 

Totemci Kalıntılar: Klan Belirtkeleri

Yunan klanlarının kalkanlarına ve sikkelerine işledikleri simgeler (Alkmeonid'lerin triskelesi, Peisistrated'lerin atı, Butad'ların öküz başı, İoksid'lerin kuşkonmaz tabusu) klan totemlerinin kalıntılarıdır.

 

Klan Tapımları ve Devlet Tapımları

Kabile toplumundan devlete geçişte kapalı klan tapımları (Gephyra'lıların Demeter tapımı, Messenia Andania mysteria'ları) devlet tarafından devralınmış ve halka açılmıştır.

 

Eleusis Mysteria'larının Klan Temeli

Eleusis gizem törenleri Eumolpid'ler, Keryk'ler ve Krokonid'ler klanlarının yönetimindeydi.

Eumolpid’ler: Kurucu Eumolpos’un soyundan geldiklerini savunan en yetkili klan.

 

Keryk’ler: İkinci ana yönetici klan.

 

Krokonid’ler: Törenlerde ikincil rol üstlenen safran klanı (mistiklerin ellerine/ayaklarına safran lifleri bağlayan klan).

 

Eumolpid’lerin öz tanrısı Demeter değil, Poseidon’dur. Ataları Eumolpos’un Trakya'dan geldiği kabul edilir.

Keryk’ler, Eumolpid’lerle akrabalığı reddederek ataları Keryks’in Hermes ile Kekrops’un kızından doğduğunu savunmuşlardır.

 

Eleusis Kralı Keleos’un adı, Peloponnesos'taki Phlius yakınındaki Keleai köyü ve ayinsel "bağıran/haykıran kadınlar" (kaleo, kelomai) geleneği ile doğrudan bağlantılıdır. Eleusis'in saygınlığını korumak adına gelenek tersyüz edilmiş ve Keleos bir Eleusisli gibi gösterilmiştir.

 

Bu tapım Pelasg Krokonidleri tarafından Arkadia'dan getirilen anaerkil Thesmophoria törenlerine dayanır.

Herodotos, Thesmophoria (Yasa Getiren Demeter / Demeter Thesmophoros) bayramının Danaos’un kızları tarafından Mısır’dan getirildiğini ve Pelasg kadınlarına öğretildiğini belirtir.

 

Adam Öldürmeye Karşı Tutum

Eski Yunan'da adam öldürme kamu suçu değil, kurbanın akrabalarınca takip edilen özel bir haksız edim (dike) sayılırdı.

Klan dışı öldürme tazminat veya sürgünle çözülürken, klan içi akraba öldürme en büyük tabuydu; suçlu klanın ilenci (Erinys'ler) ve çıldırma (ate) ile toplumdan dışlanırdı.

 

Kız Kalıtçı Yasası

Erkek çocuğu olmayan ailelerde mülkün klan dışına çıkmasını önlemek amacıyla kadın kalıtçı (epikleros), dıştan evlenme kuralı çiğnenerek babasının en yakın erkek akrabasıyla evlenmeye zorlanmıştır.

 

Eski Yunan Etnolojisi

Herodotos ve diğer antik yazarlar İskitler, Libyalılar, Etrüskler ve Lykialılarda cinsel özgürlük, kadınların ortaklaşalığı ve anayanlı soy zincirini aktarırlar. Atina'da da Kekrops öncesinde evliliğin olmadığı ve çocukların analarının adını aldığı kabul edilir.

 

Anayanlı Soyun Dilbilimsel Kanıtları

Yunan klan adlarındaki -idas / -ides soneki dişil kökenlidir.

Hint-Avrupa dilindeki kardeş terimleri yerine Yunancada kullanılan adelphos (erkek kardeş) ve adelphe (kız kardeş) sözcükleri kelime anlamıyla "aynı dölyatağından doğmuş olan" demektir; bu da anayanlı soy düzeninin dilbilimsel kanıtıdır.

 

İKİNCİ BÖLÜM: ANAERKİ

V. BÖLÜM: EGE'NİN ANAERKİL HALKLARI

Anaerki Nedir?

İnsanlığın ilk evrelerinde, henüz ekonomik üretimin bulunmadığı ve toplayıcılığın egemen olduğu koşullarda kadınlar, analık işlevleri dolayısıyla topluluğun denetimini ellerinde tutmuşlardır.

İnsanoğlunun hayvanlardan farklılaşmasındaki başlıca etkenlerden biri, kendisini biçimlendiren eğitime açık olduğu büyüme döneminin uzunluğuydu. Bu eğitimi, ekonomik üretimin bulunmadığı koşullarda, analık işlevleri dolayısıyla topluluğun denetimini ister istemez ellerinde tutan kadınlar yerine getirmekteydi.

Tarımın kadınlar tarafından başlatılması, yerleşik yaşama geçişte ve uygarlığın doğuşunda kadının belirleyici rol oynamasını sağlamıştır.

 

Etnolojik örneklerde Khasiler gibi topluluklarda anayanlı soy bağı ve klan düzeni görünür. Khasiler arasında, 'Klan kadından doğdu' diye bir deyim vardır.

Birçok ilkel ve eski toplumda (Assam Garoları, Çin'deki Nu-kuo Kadınlar Krallığı, Baganda, Benin, Lunda krallıkları, Mısır ve Sümer kent devletleri) mülkiyet ve hükümdarlık kadın yanından aktarılmıştır. Mısır'daki firavun soylarında görülen ensest/bacı-kardeş evlilikleri de anaerkil mülkiyetin erkeğe geçişini uzlaştırma çabasıdır: "bacı kardeş evliliği, anaerkil mülkiyeti baba tarafından kalıt almayla uzlaştırıyordu"

 

Lykialılar

Lykialılar kendilerine Trmmli (Termiller) demişlerdir. Soy zincirleri ve mülkiyet kalıtı tümüyle anayanlıdır. Kız çocuklar miras konusunda erkek çocuklara yeğ tutulmuş ve babası bilinmeyen çocuklarda ananın adı esas alınmıştır.

Gömüt yazıtlarının da doğruladığı gibi, toplumun temel birimi, anaerkil ev halkıydı.

Lykialılarda kalıt da anayanlıydı. Kalıt bırakılırken, kız çocuklar erkek çocuklara yeğ tutuluyordu.

Sisyphos ve Bellerophontes soyunda Troya Savaşı'ndaki Lykia komutanı Sarpedon'un komutanlığı anasının soyu dolayısıyla açıklanmaktadır.

 

Karialılar ve Lelegler

Karialılar ve Lelegler Anadolu kıyılarında ve adalarında yaşamış yerli halklardır. Herodotos'un doğum yeri Halikarnassos'ta IV. yüzyılda hüküm süren Mausolos ve karısı/kız kardeşi Artemisia ile Ada ve İdrieus hanedanlığı Mısır'daki anaerkil içten evlenme kuralını sürdürmüştür.

Herodotos'tan yüz yıl sonra, Karia hanedanının, firavunlarla aynı anaerkil içten evlenme kuralına uyduğunu görürüz.

Salamis Deniz Savaşı'na katılan Kraliçe Artemisia'nın erkekçe cesareti karşısında Kserkses'in şunları söylemiş: "Erkekler bugün kadın gibi, kadınlar da erkek gibi davrandılar."

Teos'taki mahkeme listeleri de Karia klan adlarının korunup yaşatıldığını göstermektedir.

 

Pelasglar

Ege'nin kuzeyinde (Makedonia kıyıları, Lemnos, İmbros, Samothrake, Thessalia ve Attika) yaşamış Hellen-öncesi bir halktır. Pelasglar, Etrüskler (Tyrsenler) ve Lydialılar ile akrabalık bağlarına sahiptir.

Lemnoslu Pelasg kadınlarının kocalarını öldürmesi söylencesi, bozulan anaerkil düzenin simgesidir.

Kekrops'tan önce kadınlar gelişigüzel ilişkide bulunuyor ve çocuklarına kendi adlarını veriyorlardı.

Atinalılar demokratik dönemde Pelasg kökenli ve "toprağın oğulları" olmalarıyla övünmüşlerdir.

 

Minoslular

Girit'teki Minos uygarlığı köken olarak Anadolu (Karia, Leleg, Lykia) ve Kuzey Afrika öğeleri taşır. Minos toplumunda kadınlar kamu yaşamında son derece özgür ve etkindir. Fresklerde kadınların boks yaptığı, boğa üstünden atladığı, araba sürdüğü ve avlandığı görülür.

Girit'te kadınların herkesin içine çıkmalarının alışılmış bir şey olduğu" ve "balçık pişirme sanatını kadınların bulduğu, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde anlaşılmaktadır.

 

Hititler

Anadolu'da geniş bir imparatorluk kuran Hititler ataerkil ve çokeşli başlamış olsalar da Anadolu anaerkil etkileri altına girmişlerdir.

Ama bu kralların en güçlü oldukları dönemde, kraliçe ile ana-kraliçenin önemli yetkilerle donatılmış olduklarını, ana-kraliçenin resmi görevleri kralla ortaklaşa yerine getirdiğini görüyoruz.

Dinde de Babil ve Mitanni tanrıçaları ile savaşçı rahibe/Amazon figürleri yer almıştır.

 

Amazonlar Söylencesi

Amazonlar söylencesi Anadolu (Kuzey kıyıları, Kafkasya, Ephesos, İonia) merkezlidir. Ephesos'taki Artemis tapınağının Amazonlar tarafından kurulduğu kabul edilir.

Etimolojik açıklamalar ve Diodoros'un aktarımları, kadınların tarım, savaş ve yönetimi ellerinde tuttuğu toplumsal düzeni yansıtır. Bunların soy çizgilerini kadın yanından hesapladıklarını" ve "Amazonlar ile Lemnoslu kadınlar, aynı düşüncenin kutuplaşmış anlatımlarıdır.

 

Minyler

Güneydoğu Thessalia ve Boiotia'daki Dimini kültürü ve Minyen Orkhomenos kenti çevresinde gelişen topluluktur.

Sisyphos, Kretheus, Tyro, Jason, Melampus gibi Yunan soyağaçlarındaki figurlerin eylemleri anlatılır. Minyas'ın kızları ve Tyro soyu üzerinden anayanlı bağlar vurgulanır. Orkhomenos kenti, Minylerin yönetimi altında, Minos Giriti'nin yörüngesine çekildi.

Klanın ortak kadın atası, ilk anasıdır Tyro. Agriania şenliğindeki ritüel insan kurbanı ve arınma izleri taşır.

 

Bazı Anaerkil Kalıntılar

Tarihsel dönemde Güney İtalya'daki Lokroi Epizephyrioi kolonisinde soyluluk anadan geçmekteydi. Bütün ata saygınlıkları kadın yanından geliyor; sözgelimi, Yüz Aile'nin torunlarının soyluluğu.

Sparta kökenli Taras (Tarentum) kolonisinin kurucuları "Partheniai" (kızların oğulları) adını taşımaktaydı.

Korinthos tiranı Kypselos'un doğumu ve Bakhiadlar klanının anaerkil içten evlilik kuralı incelenir. 18. yüzyıl sonlarında

Ege adalarında (Lesbos, Lemnos, Naksos, Kos vb.) mülkün en büyük kız çocuğa geçmesi geleneği: "Ege Denizi'ndeki adaların büyük bir çoğunluğunda en büyük kız çocuk, çeyiz olarak, eşyalarıyla birlikte aile evini ve aslında bu adaların çoğunda başlıca geçim aracı olan annesinin mallarının üçte birini ya da daha büyük bir bölümünü almaktadır." (John Hawkins)

 

VI. BÖLÜM: BİR TANRIÇANIN YARATILMASI

Çocuk Doğurma ve Aybaşı

İlkel toplumlarda doğum ve üreme büyüsel bir zorunluluktu. Kan akıntısı ve aybaşı, kadın bedenindeki can verici kutsal gücün (sacra) simgesiydi. Menstrüasyon ve loğusalık esnasında cinsel ilişki yasağı ilk tabuyu oluşturmuştur.

İlk tabu olarak, gebeliğin ve aybaşı sırasındaki cinsel ilişki yasağı, daha sonraki bütün tabuların öntipi oldu.

Kadınların çıplak olarak tarlalarda yürümesi ekinlerin bereketini artırma büyüsüdür. Neolitik gömütlerde iskeletlerin dölüt duruşunda kırmızı aşıboyasıyla boyanması yeniden doğuşu simgeler: "Yaşamın yenilenmesidir kırmızı."

 

Aya Tapınma

Aybaşı döngüsü ile ay evreleri arasındaki doğrudan denk geliş sebebiyle ay, doğurganlığın, zamanın ve bereketsel büyünün kaynağı sayılmıştır.

Maorilere bakılırsa, ay, bütün kadınların gerçek kocasıdır.

Ay parlaklaşır ve solar, büyür ve küçülür, ölür ve yeniden doğar. Böylece, yaşamın yenilenişinin evrensel bir simgesi durumuna gelir.

Ayın deri değiştiren yılan, kedi ve küçük hayvanlarla simgesel bağları kurulmuştur.

 

Halk Arasındaki Yunan Dininde Ay

Yunan halk inancında dölütün aybaşı kanından oluştuğu ve çiy damlası ile nemin aydan kaynaklandığı kabul edilirdi. Çoban Endymion'a duyulan aşık Selene figürü: "Endymion bitimsiz uykusunu uyurken, ay-tanrıça Selene her gece üstüne eğilir, gövdesini ışınlarıyla sarar, öpermiş Endymion'u."

Asklepios tapınaklarında yılan aracılığıyla rüyada gebe kalma inancı ve Büyük İskender'in annesi Olympias'ın yılan dansı bu tapımın uzantılarıdır.

 

Bitki Büyüsü

Kadınların doğurganlık büyüsünde kullandığı bitkiler (şakayık, güveyi otu, mersin, lygos/söğüt, nar) tanrıçalarla (Aphrodite, Hera, Demeter, Athena) ilişkilendirilmiştir. Nar, kadınlığın ve doğurganlık kanının simgesidir.

Narla ilgili başka bir şey söylemeyeceğim, çünkü narın öyküsü bir gizdir.

Nar rengi, savaş kanı değil, özellikle doğurganlık kanıydı; aybaşı kanı ve loğusalık akıntısıydı.

 

Thesmophoria ve Arrhephoria

Ekim ayı sonlarında kutlanan Thesmophoria bayramında kadınlar domuz kurban edip çürümüş kalıntılarını mağaralardan çıkararak tohumluk tahıllara karıştırırlardı.

Domuzlar 'insanın ve ekinlerin doğuşunun simgeleri' olarak tanımlanır.

Bu iki bayramın kökeni, kadınların bereket büyüsüdür.

Arrhephoria töreninde de Akropol'deki mağaraya gizli kutular taşınırdı.

 

Arınma Kuttörenleri

Genç kızların erginlenme törenlerinde ırmak ve pınarlarda yıkanarak arınmaları ve doğurgan kılınmaları esastır.

Bütün gövdenin suya sokularak kutsanması, başlangıçta, ilk kez aybaşı gören genç kızların arındırılmasını ve aynı zamanda doğurgan kılınmasını amaçlıyordu. Troaslı gelinlerin ırmağın kenarında yakarışları: "Ey Skamandros, al benim kızlığımı!"

 

Proitos'un Kızları

Proitos'un kızlarının erginlik çağına geldiklerinde gösterdikleri çılgınlık ve Melampus tarafından Minyeios Irmağı'nda yıkanarak iyileştirilmeleri erginlenme ve menstrüasyon şokunun kuttörensel dışavurumudur.

Proitos'un kızları 'erginliğe eriştiklerinde' çıldırmışlar; anlayacağınız, ilk kez aybaşı gördüklerinde.

Kadınların ruhsal süreçlerindeki büyünün esinlediği yılgının bir izdüşümüdür bu.

 

Yunan Tanrıçaları ve Ay

W. H. Roscher'in kuramına göre bütün Yunan tanrıçaları başlangıçta ay ile ilişkili kutsal varlıklardır. Büyü tanrıçası Hekate üç yüzlü (triprosopos) ve üç yollu (trioditis) yapısıyla ayın üç evresini simgeler.

Ay, onun değişen evrelerini ve bu evrelere bağımlı güçleri simgeleyen Hekate'dir. Aya ilk üç gün Selene adı verilir, altıncı gün Artemis olur ay; on beşinci günse Hekate.

 

Persephone'nin Kaçırılması

Persephone'nin Hades tarafından yeraltına kaçırılması, tohumluk buğdayın hazirandan ekim ayına kadar yeraltı ambarlarında (megaron / puteus) saklanmasının simgesidir.

Gömülen ve yeniden doğan tohumluk ekinin ruhudur Persephone.

Persephone kimdir öyleyse?... 'tanrıça, genç kız ve kraliçe'dir.

 

Küçük Kadın Yontuları

Üst Yontmataş (Willenorf Venüsü) ile Neolitik/Tunç Çağı'na ait kilden küçük kadın heykelleri doğurganlık ve erginleme büyüsünün araçlarıdır. Tapınaklarda saklanan bu heykeller zamanla tanrıça kültlerine ve adaklara dönüşmüştür.

Gelin giden Timarete'nin adak yazıtı: "Gelin olmaya giden Timarete davulunu, topunu, saç bandını, oyuncak bebeklerini ve onların giysilerini sunar sana, ey Bataklıkların Artemisi!”

 

VII. BÖLÜM: EGE'DEKİ BAZI ANAERKİL TANRILAR

Demeter

Demeter, Minos-Mykene kökenli olup tarımsal niteliğini ve bağımsızlığını en çok koruyan tanrıçadır.

Domuz, keçi ve yılan sembolleriyle bağları vardır.

Kızoğlankızlığını koruyan tek ana-tanrıçaydı Demeter.

Demeter, Erinys'lerin kişileşmiş bir biçimi olarak ortaya çıkmıştır.

Ariadne, Britomartis ve Triptolemos mitosları bu anaerkil çerçevenin parçalarıdır.

 

Athena

Akropol kulelerinde egemen olan Pelasg kökenli bir tanrıçadır. Yılan-adam Kekrops ve kızları, Erikhthonios'un doğumu ve Poseidon ile yarışması anaerkil mülkiyet ve oy hakkı mücadelelerini yansıtır.

Kral Kekrops'un egemenlik dönemine iki önemli olay yakıştırılır... evlilik kurumunun ortaya çıkışı... Athena ile Poseidon'un Akropol'e talip olmaları. Ataerkil devletin kutsal başkanı olarak tanrıça Athena, kökenince belirlenen kadınlığının elverdiği ölçüde erkeksileşmiştir artık.

 

Ephesoslu Artemis

Hitit ve Karia-Leleg kökenli, doğanın ve bereketin egemeni ana-tanrıçadır.

Ephesoslu Artemis anaerkil niteliğini korudu.

Sparta'daki Artemis Orthia tapınağında erkek çocukların kırbaçlanması sınavı da eski dişil erginleme törenlerinin erkeğe aktarılmış halidir. Spartalı erkek çocukların rahibenin önünde kırbaçlanmalarının nedeni, bu erginleme sınavının, adayların genç kızlar ve başgörevlinin de bir rahibe olduğu bir kuttörenden kaynaklanmış olmasıydı.

 

Brauronlu Artemis

Brauron'da genç kızların safran elbiseler giyerek yaptığı ayı dansı (arkteia), insan kurbanının yerini alan ayı klanı erginleme törenidir.

Brauron'daki ayı dansı, aslında bir ayı klanının, totemi canlandıran adaylardan birinin öldürüldüğü bir erginleme töreniydi.

İphigenia ve Tauris mitosları da bu Pelasg tanrıçasının kökenlerini gösterir.

Hellenizmin kökenleri Yunan toprağında, yüzeyin hemen altında yatmaktadır.

 

Hera

Argos Ovası kökenli Minoslu ana-tanrıça iken Mykene döneminde Olympos panteonuna Zeus'un karısı olarak uyarlanan ve anaerkil niteliğinden ilk sıyrılan tanrıçadır. Kutsal evlenme (hieros gamos) ve İo (inek tanrıça) mitosları Hera tapımının parçasıdır. Herakles, adından da anlaşılacağı üzere (Hera-kleos: Hera'nın ünü) tanrıçanın erkek eşidir.

Hera, anaerkil niteliğinden sıyrılan ilk tanrıçaydı Hera.

Herakles adı... avazı çıktığı kadar haykırarak, Herakles'in ana-tanrıçanın erkeği olduğunu açıklamakta.

 

Apollon

Anadolu (Karia lada / Leto) ve Girit kökenli olan Apollon, Delos ve Klaros üzerinden Delphoi'a ulaştığında ana-tanrıça kucağındaki bebekten ataerkil tanrıya dönüşmüştür.

Delphoi'da Apollon'un anası ve kız kardeşi söylenceden de kuttörenden de çıktılar. Oğul'u, Yüce Baba'sının yetkesiyle donatılmış olarak bıraktılar.

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ORTAKLAŞMACILIK

VIII. TOPRAK

“Ve toprak hiçbir zaman satılmayacaktır; çünkü toprak benimdir." (Leviticus)

 

Özel Mülkiyetin Başlangıcı

Avcılıkla geçinen ilkel topluluklarda üretim ve tüketim ortaklaşadır.

Emeğin üretkenliği arttıkça, insan emeğinin ürünlerine bireysel ve ailevi olarak sahip çıkma eğilimi gösterir.

Özellikle hayvancılık ekonomisine geçilmesiyle birlikte, bölüşülmesi ve taşınması kolay olan hayvanlar (sığır/sürü) üzerinden mülkiyet eşitsizliği ve erkek egemenliği hızla gelişmiştir.

Av bozulup çürüyebilir, toprak bir yerden bir yere taşınamaz; ama hayvanların ele geçirilmesi, bölüşülmesi ya da değiş tokuş edilmesi kolaydır.

 

Yunanistan'ın İlk Dönemlerinde Mülkiyet Sorunu

Burjuva tarihçiler (örneğin Nilsson, Toutain ve Cambridge Ancient History yazarları) Eski Yunan'da ilkel ortaklaşmacılık dönemini yok sayarak özel mülkiyeti tarihin en eski dönemlerine kadar geri götürmeye çabalar. Özel mülkiyetin kökenini sorgulamak ideolojik bir tabudur.

Homeros'un İlyada destanında geçen bir sınır çekişmesi dizesi ilk dönemlerde toprağın ortak mülkiyet altında olduğunu gösterir (İlyada'nın 12. Kitabı).

"Tarlaları ortak iki adamdı sanki bunlar, ellerinde ölçü vardı sanki, / Sınırı çizmek için de çekişmedeydiler. Hiçbiri gözden çıkarmıyordu eşit payını."

Bu durum, toprağın klan/topluluk malı olduğu ve dönemsel olarak üyeler arasında eşit paylar (kura/ölçü ile) halinde yeniden bölüştürüldüğü ilkel komünal düzenin doğrudan bir yansımasıdır.

 

İlkel Toprak Kullanımı

Güney Afrika Bathonga Örneği: Toprak klanın/şefindir. Şef toprağı satamaz, satılması veya devredilmesi yasaktır. İhtiyacı olan her topluluk üyesine veya şefin buyruğuna giren yabancıya işleyebileceği toprak verilir. Toprak bol, komünal ilkeler egemendir.

 

Hindistan Raiyatwari Köy Komünleri: Ortaklık ve Yeniden Bölüşüm: Ekilebilir topraklar hane halklarının ihtiyaçlarına göre dönemsel olarak kura yoluyla bölüştürülür. Kalite farkından doğan eşitsizliği önlemek için toprağın iyi, orta ve zayıf kısımlarından her aileye eşit paylar verilir (Peşaver örneğindeki şerit/çember sistemi).

 

Köy başkanı/şef veya rahip için önceden ayrılmış özel ve en verimli toprak parçaları (Majhhas) bulunur. Bu yapı, ilkel komünal düzenin çözülerek senyörlük/feodal mülkiyetin ve devlet vergi sisteminin doğuşuna geçiş aşamasını temsil eder.

 

İngiliz Köy Topluluğu

İngiltere'deki 16. yüzyıla kadar korunan feodalizm öncesi açık tarla ve "run-rig" sistemleri: Bu sistemde toprak bireylere kalıcı olarak verilmez, kabile topluluğunun mülkiyetinde kalır. Ekilebilir tarlalar ve otlaklar, "shot" veya "dilim" (acre/journel/Morgen) adı verilen parçalara ayrılarak haneler arasında kurayla dönemsel olarak paylaştırılır. Sakson klanlarının kurduğu -ingas takılı yerleşimler ve "hide" (terra unius familiae - tek bir ailenin gereksinimine yetecek toprak) birimi, ilkel ataerkil klan ortaklığının tarihsel kalıntılarıdır.

 

Eski Yunan'da Çiftçilik

Yunanistan'ın kışları yağışlı, yazları kurak geçen iklimi ve sulama yetersizliği nedeniyle tarım, ikili tarla (bir yıl ekim, bir yıl nadas) sistemine dayanmaktaydı. Nadasa bırakılan toprak; bileşik saban (pekton arotron) ve basit saban (autogyon arotron) kullanılarak yılda en az üç kez sürülmekteydi.

 

Arpa (kölelerin ana besini) ve buğday başlıca tahıllar olup harman dövme işlemi sığırlara çiğnetilerek ve elekte (liknon) rüzgara savrularak yapılmaktaydı. Toprağın yapısı bahçeciliğe (incir, asma, zeytin) çok elverişli olduğundan Knossos ve Atina'nın temel dışsatım ürünleri zeytinyağı ile şarap olmuştur.

 

Günümüz Yunanistan'ında Toprak Kullanımı

Geleneksel çiftçilik biçimleri günümüz Yunan köylülüğünde de varlığını sürdürmektedir.

Yoksulluk nedeniyle dışa göçler yaşanmakta, kalan topraklar ise parçalanmış dilimler halinde işlenmektedir.

19. yüzyılda İonia Adaları'nda (Leukas, Kephalonia, Zante) gözlemlenen ortak aile sistemi; babanın ölümünden sonra mülkün bölünmeyip kardeşlerce ortak işletilmesini ve tüm gelirlerin tek bir aile anaparasına katılmasını içermekteydi. Bu yapı, antik Atina oikos (ortak aile) kurumuna büyük benzerlik göstermektedir.

 

Eski Yunan'da Açık Tarla Sistemi

Eski Yunan kent-devleti, oikos'lardan oluşan bir birlikti ve yurttaşlık hakları toprak sahipliğine, o da kabile/fratri/bucak üyeliğine bağlıydı.

Atina mahkemelerinde mülk anlaşmazlıkları alım-satım sözleşmelerine değil, daima kan bağı veya evlat edinme iddialarına dayanmaktaydı.

Atina, denizaşırı topraklarda yoksul yurttaşlarına eşit parseller halinde kura ile toprak dağıttığı kleroukhiai (kura toprakları) sistemini uygulamıştır (Lesbos ve Khalkis örnekleri).

Sparta'da ise Dorlar yerli halkı toprakta tutarak ürünün yarısını vergi olarak almıştır. Herodotos'a göre Mısır Kralı Sesostris'in toprakları eşit bölüştürüp vergilendirmesi geometrinin doğuşuna yol açmıştır.

Yunan toprak ölçüleri olan gyes (saban-dönümü), plethron ve ouron (sınır taşları/çit ouroi), açık tarlalardaki ilkel tarla dilimlerinin boyutlarından kaynaklanmaktadır.

 

Toprağın Yeniden Bölüşülmesi

Solon döneminde Attika köylülerinin "toprağın yeniden bölüştürülmesi" talebi, devrimci bir iddia değil; eski komünal hakları ve kamu topraklarını gasp eden soylulara karşı geçmişe yönelik geleneksel bir protestodur.

Kyrene kolonisinde, İspanya'daki Vaccae topluluğunda ve Liparai Adaları'nda dönemsel yeniden bölüşüm sistemleri uygulanmıştır. Diodoros'un aktardığına göre Lipara halkı toprağı ve yemekleri ortaklaşa paylaşmış, adaları 20 yıllık dönemler için yeniden bölüşmüşlerdir.

Burjuva tarihçileri (Guiraud, Toutain) bu ortaklaşmacı kanıtları yok sayar veya çarpıtmaya çalışır.

 

Bölüşüm Yöntemi

Yeni kurulan kolonilerde (kleroukhia ve apoikia) yerleşmeciler ve toprak dağıtımı geleneksel olarak kura ile belirlenmiştir (Thera/Kyrene ve Lydia/Etrüsk örnekleri).

Brea Atina kolonisi yasasında, her kabileden seçilen 10 geonomos (toprak paylaştırıcısı) toprağı kabile esasına göre kura ile dağıtmıştır.

Platon Yasalar yapıtında kentin 12 kabile bölgesine ve 5040 eşit toprak parçasına bölünmesi modelini sunarken bu gerçek kabilevi uygulamaları esas almıştır. Rodos'taki üç kabile kenti (Lindos, İalysos, Kameiros) ve İbrani gelenekleri (Sayılar ve Yeşu kitapları) toprağın kabile ve ailelere kura ile dağıtıldığını doğrulamaktadır.

 

Ayrıcalığın Gelişmesi

"Kleros" (pay) sözcüğü aslında kura için kullanılan tahta parçasıdır. Bu, Hint-Avrupa kültüründe her üyenin ortak emek ürününden eşit pay hakkı bulunduğunu gösteriyor. Ama daha erken dönemde rahip, şef ve krallar için ayrı topraklar ayrılıyordu. Bunların adı temenos'tur: "Temenos, kabile düzeninin bağrında göğeren tohumudur özel mülkiyetin." Aynı ilke yağmanın ve kurban etinin bölüşümünde de görülüyor. Krala ya da şefe özel bir pay (geras) düşüyor, örneğin etin sırt kısmı. Bu ayrıcalıklar savaşta öncü olmanın karşılığı sayılıyordu. Kura ise eşitliğin büyüsel bir güvencesiydi ve Moira'lara (Pay Tanrıçaları) bağlanıyordu.

 

IX: İNSANIN YAŞAMDAKİ PAYI

Meslek Klanları

Kabile toplumunun ileri aşamalarında uzmanlık gerektiren meslekler belirli klanlarda soydan geçmekteydi (Asklepiadai - hekimler, Homeridai - ozanlar, İamidai - biliciler, Talthybiadai - ulaklar, Bouzygai - çiftçiler vb.).

Bu zanaat klanları zamanla evlat edinme ve ant içme törenleriyle dışa açılmış, ortaçağ loncalarının temelini oluşturmuştur.

Mitolojide Olympos tanrılarının işbölümü (Hephaistos'a ateş, Atlas'a göğü tutmak, Hades'e karanlıklar ülkesi vb.), insan toplumundaki meslek klanları sisteminin gökyüzündeki bir yansımasıdır.

 

İplik Büken Moira'lar

Pay tanrıçaları olan üçlü Moira'lar (Klotho, Atropos, Lakhesis); ayın üç evresi, dişil ilke ve iplik bükme zanaatıyla bağlantılıdır.

Kökenleri, yeni doğan çocuğun giysilerini büküp hazırlayan ebeler ile yaşlı kadın akrabalara dayanır.

Çocuğa takılan nişanlar (gnorismata), klan işaretleri/totemleri (wasm) ve dövmeler; çocuğun klan moira'sını (doğuştan gelen hak ve görevlerini) simgelemekteydi. Koruyucu ata ruhu olan daimon (dais - yemek ve dasmos - bölüm kelimeleriyle aynı kökten) ile moira kavramları eşanlamlıdır. Moira'lar, Cilalıtaş Çağı ana-tanrıçalarının ve anaerkil klanın kadın-atalarının kişileşmiş simgeleridir.

 

Horalar ve Kharit'ler

Horalar (Eunomia - yasa, Eirene - barış, Dike - adalet) sınıflı toplum adları taşımakla birlikte köken olarak toprağın verimliliğini ve mevsimleri simgeleyen ilkel ruhlardır.

Kharit'ler (Euphrosyne - sevinç, Thalia - eğlenti, Aglaia - parlaklık) ise kutsal şölen ve dans korolarıdır. Kutsal dişi üçlüler (Moira'lar, Horalar, Kharit'ler) korobaşı olan bir ana-tanrıça (Artemis, Demeter, Hera, Aphrodite) çevresinde örgütlenmiş anonim kadın-ata topluluklarıdır.

 

Erinys'ler

Erinys'ler; akraba öldürme, yalan yere ant içme, ana babaya kötü davranma ve konuk ağırlamama gibi kabile geleneklerini ihlal eden suçları cezalandıran korkunç dişi öç perileridir.

Rhadamanthys'in ant içtirerek sınama uygulamasına dayanırlar. Oidipus, Meleagros, Orestes ve Alkmaion mitlerinde akraba cinayetlerini takip eden dişisoylu ilençlerdir. Demeter Erinys ve Persephone ile doğrudan bağlantılı olup kabile töresini savunan ilkel kadın-ataları simgelerler.

 

Moira'ların Hint-Avrupa Kökeni

Moira kelimesi Hint-Avrupa dil ailesine aittir ve avın/yemeğin paylaşılması kuralından türemiştir.

Roma'daki Parka'lar (Yunan etkisiyle iplik büken üçlüye dönüşmüştür), Keltlerdeki Matres Dea'lar (meyve sepetli ve bolluk boynuzlu kadın kabartmaları) ve Germenlerdeki Norn'lar (yazgı ipliği büken üçlü) ortak bir Hint-Avrupa anaerkil kalıtımına işaret eder.

 

Moira'nın Dönüşümü

Homeros sonrası şiir ve felsefede Moira'nın yerini toplumsal ölçü ve adaleti temsil eden Dike ve metron kavramları almıştır. Zeus zamanla Moira'ların üstüne çıkarılmış (Moiragetes), kabilenin yerini devlet almıştır.

Erkeklerin otlak kullanımından doğan Nomos (yasa/görenek) kavramının yükselişi ve Moira'nın düşüşü, anaerkil kabileden ataerkil sınıflı devlete geçişi yansıtır. Sınıflı toplumda kitleler mülksüzleştirildikçe Moira, insanların kaderlerine boyun eğmelerini sağlayan değiştirilemez "Yazgı"ya dönüştürülmüştür.

 

X: KENTLERİN OLUŞUMU

Thukydides Eski Yunanistan'ı Anlatıyor

Thukydides, Yunan polis'inin doğuşunu maddeci bir tarihçi yaklaşımıyla açıklar. Erken dönemde yerleşik hayatın yokluğu, sürekli göçler, korsanlık, sursuz kasabalar ve tarımsal birikimin olmaması büyük bir güvensizlik yaratmıştır.

 

Çobanıl zenginlik (sığır) göçebe koşullara uygunken, bağcılık ve zeytincilik gibi uzun vadeli tarımsal yatırımlar ancak Minos'un deniz korsanlığını bastırması ve deniz kıyılarında surlu kentlerin kurulmasıyla gelişebilmiştir.

 

Tarihsel Dönemde Kentlerin Oluşumu

Antik Yunan dünyasında uygar kent (polis) ile açık köylerdeki barbarca/yarı-barbarca yaşam tarzı karşı karşıya konulmuştur.

Strabon, İspanya İberlerinin ve Yunanistan'daki kentlerin (Elis, Mantineia, Tegeia, Patrai, Rodos vb.) çevre bucak ve köylerin birleşmesiyle (synoikismos) oluştuğunu belirtir. Sparta bile tarih boyunca sursuz bir köyler kümesi olarak kalmıştır.

 

Kabile Kampından Kent-Devletine

Demos, kome (köy) ve polis terimleri klan yerleşimlerinin evrimini gösterir. Cilalıtaş Çağı kabile kampları (Avustralya Aruntaları, Amerikan Siouan yerlileri, Meksika calpulli'si) klan esasına göre düzenlenmiş dairelerdir.

Köy merkezinde şefin evi, agora (köy meydanı) ve klan ata ocağı yer alırdı. Madenlerin (özellikle tunç ve demir) kullanılmasıyla emek üretkenliği artmış, uzman zanaatkarlar (demiourgoi) ortaya çıkmış ve fazla ürün klan şeflerinde birikmiştir. Kılıcın icadıyla savaş ve yağma meslekleşmiş, konukseverlik ve hediyeleşme ilişkilerinden pazar ve meta değişimi gelişmiştir. Böylece merkez köy bir pazar kasabasına, şefler toprak sahibi soylulara, agora ise pazar yerine dönüşmüştür.

 

Phaiakların Ülkesi ve Pylos

Homeros destanlarındaki Phaiaklar (Skherie) ve Pylos, kabile yapısından kentleşmeye geçişin canlı örnekleridir.

Phaiaklar'da 13 basileus (şef/yaşlılar kurulu boule) bulunmakta ve Alkinoos bu şeflerin başı olarak hareket etmektedir. Kent 13 yöreye (demos) bölünmüştür ve kralın temenos'u kentten "bağırsan duyulur" (kos - yaklaşık 2,5 km) uzaklıktadır. Pylos'ta ise Nestor'un krallığı Poseidon'a kurban sunan 9 hedrai'ye (küme/bölge) bölünmüştür.

 

Atina'nın İlk Dönemi

Thukydides'e göre Attika bölgesi, Theseus öncesinde her birinin kendi arkhon'u (şefi) ve prytaneion'u (kent ocağı/konak) olan bağımsız bucaklardan oluşmaktaydı.

 

Theseus, tüm yerel meclisleri ve yetkileri ortadan kaldırıp merkezi yönetimi Atina Akropolü'nde toplayarak birleşmeyi (synoikismos) sağladı.

Aristoteles, toplumun bu dönemde üç sınıfa ayrıldığını aktarır: Eupatridler (soylular), Geomorlar (köylüler), Demiurgoslar (zanaatkarlar).

Krallığın çöküşüyle yönetim dokuz arkhont'a ve Eupatrid soylularının eline geçmiş; ancak 5. yüzyıldaki demokratik devrimle bu kurumlar halkın denetimine girmiştir.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: KAHRAMANLIK ÇAĞI

XI. MYKENE HANEDANLARI

Geleneksel Süredizin

Yunan tarihçileri M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren kronolojilerini Olimpiyat Oyunları'na, Paros Mermeri yazıtına ve Eratosthenes'in hesaplamalarına dayandırmışlardır. Modern arkeoloji ise Mısır ve Minos kazıları üzerinden gökbilimsel eşzamanlılıklar kurarak tarihöncesini somut temellere oturtmuştur.

Nilsson ve Bury gibi araştırmacıların tartıştığı soyağaçları, katıksız tarihsel gerçekliklerden ziyade yerel geleneklerin rastgele uyarlamalarını içerir. Söylencesel krallar ve Minos'un deniz egemenliği öyküleri, “dağdağan olmuş tarihsel gerçeklerin ve büyük göç hareketlerinin halk arasındaki simgeleri” olarak değerlendirilmelidir.

 

Arkeolojik Çerçeve

M.Ö. 1600 dolaylarında Miken'de yükselen Oluk Gömütler Hanedanı; altın/gümüş eşyaları, süslü tunç kılıçları ve berkitilmiş surlarıyla güçlü bir askeri aristokrasiyi temsil eder.

M.Ö. 1500 civarında yerini Tapınak Gömüt Hanedanı'na bırakmış; M.Ö. 1450-1400 yıllarında Knossos'un düşüşüyle Miken, Ege dünyasının tek siyasal ve kültürel merkezi haline gelmiştir.

Ünlü Aslan Kapısı, Atreus Gömütü ve Tiryns Sarayı bu dönemin anıtsal mimarisini oluşturur. Miken kültürü Minos etkisinde gelişse de kuzeyden gelen "megaron" tipi ev, harmani ve kehribar kullanımı gibi Minos-dışı ögeleri barındırır.

 

Geleneksel Hanedanlar

Geleneksel söylenceler ile arkeolojik veriler eşleştirildiğinde Karialılar, Lelegler, Pelasglar ve Minias çömleğini yayan Tyroid/Lapith boylarının göç yolları ortaya çıkar.

Kadmos efsanesi, Doğu Akdeniz ticaret merkezi Ugarit (Ras Şamra) kazılarının da doğruladığı üzere, Orta Minos döneminde Girit üzerinden Yunanistan'a ulaşan Fenikelilerin (veya Ugarit kültürünün) varlığına işaret eder.

En uzun soyağacına sahip olan Argos geleneği (Phoroneus, Pelasgos, İo, Danaos, Perseus, Akrisios, Herakles ve Atreus) ise Klasik Dönem Argos siyasi emelleri doğrultusunda defalarca yeniden biçimlendirilmiştir.

 

XII. AKHALAR

Akhaların Dağılımı

Homeros destanlarında "Argoslular", "Danaolar" ve "Akhalar" terimleri Agamemnon yönetimine bağlı tüm halklar için genel anlamda kullanılır.

Tarihsel dönemde ise Akhalar iki temel bölgeye ayrılmıştır: Thessalia Akhaiası (Phthiotis) ve Peloponnesos Akhaiası (12 kent birliği).

Ayrıca Zakynthos, Lakonia (Parakyparis), Rodos (İalysos), Kilikia (Hypakhai’lar), Kıbrıs (Salamis'i kuran Teukros), Nil Deltası (Arkhandros) ve Kafkasya kıyılarında (Heniokh’lar ve Zygi’ler) Akha kökenli topluluklar iz bırakmıştır.

 

Aiakidler

Akhilleus'un komutasındaki Myrmidonlar, Thessalia Akhaiası'nda yaşayan Akhalar ve Hellenlerin kabile birliğidir.

Akhilleus'un dedesi Aiakos'un soyundan gelen Peleus, Telamon ve Phokos (Aiakidler klanı), Thessalia'dan Phokis'e, oradan da Salamis ve Aigina adasına yayılan tarihsel bir Akha klanını simgeler.

 

İonlar

Dor istilasından sonra Peloponnesos'tan sürülerek Attika'ya ve ardından Anadolu kıyılarına geçen topluluklar Panion Birliği'ni (12 kent) kurmuşlardır.

İon adı Homeros çağında belirli bir ulusal kimliği ifade etmeyip, Atina merkezli mülteci grupların kaynaşmasıyla oluşmuştur.

"Hellen ve üç oğlu" (Ksuthos, Aiolos, Doros) efsanesi, soy bilincinin tarihsel dönem başlarında yapay olarak kurgulanmış son aşamasıdır. Hakikatte İonlar ile Akhalar aynı kökten gelen akraba halklardır.

 

Peloponnesos Akhaları

Dor istilası öncesinde Akhaların yerleşim alanları Argolis ve Lakonia idi.

Sparta egemenliği sonrasında kurulan Özgür Lakonialılar Birliği (Eleutherolakones) kentlerinde Boiotia ve Thessalia bağlantılı Akha/Pelopid gelenekleri korunmuştur.

Agamemnon'un İlyada'da sayılan egemenlik alanı gerçekte Peloponnesos Akhaiası'na denk düşmektedir.

 

Akhaların Kökeni

Akhalar, Boiotlar ve Hellenler, Epeiros'taki Dodona kutsal alanından çıkan tek bir soyun kollarıdır.

Bölgedeki rahipler/sözcüler (Selloi/Helloi) Hellenlerin atalarıdır. Dilbilimsel veriler (Arkadia lehçesi, Kıbrıs Yunancası ve Aiolca arasındaki doğrudan bağlar) Akha dilinin Thessalia Aiolcasının bir kolu olduğunu ve Yunan dilinin anakaraya Dodona ile Petra üzerinden girdiğini gösterir.

 

Pelopidler

Hitit belgelerinde geçen Ahhiyava krallığı ve Mısır kaynaklarındaki Akaivaşa kavimleri Akhaların Doğu Akdeniz'deki varlığını doğrular.

Hanedanın kurucusu Pelops (ve Tantalos) söylencesi, erginleme törenleri (svayamvara araba yarışları, pişirilip yeniden doğma) ile örülmüş olsa da tarihsel açıdan Pelopidlerin Hitit/Anadolu (Lydia, Paphlagonia, Phrygia) kökenli bir Akha aristokrasisi olduğunu kanıtlar. Sipylos (Spil) dağındaki Hitit anıtları ve Otreus (Atreus), Myrsilos/Mursil (Myrtilos) gibi isim eşleşmeleri bu Anadolu bağını perçinler.

 

XIII. KÜLTÜRLERİN ÇATIŞMASI

Akhaların Toplumsal Özelliği

Akha toplumu, klan bağlarından kopmuş, kılıç gücü ve ganimet esasına dayalı, yağmacı bir askeri aristokrasidir.

Zenginlikleri hayvan sürüleri, kadın tutsaklar, altın/gümüş kaplar ve savaş ganimetleridir. Tanrılar katı Olympos dahi bu feodal askeri kastın gökyüzündeki yansımasıdır. Odysseia'daki korsanlık anlatıları ve Phoiniks'in babasıyla çatışıp bir derebeyine vasal olarak bağlanması, ataerkil bireyciliğin ve feodal mülkiyet ilişkilerinin doğuşunu sergiler.

 

Anaerkil Toplumun Homeros'ta Ele Alınışı

Destanlarda, Akha öncesi döneme ait anaerkil kurumların izleri ve ataerkil dönüşümün çatışmaları okunabilir.

Troya'da Athena tapımının Hekabe liderliğinde kadınlarca yürütülmesi ve Priamos'un sarayında evlenen kızların damatlarıyla birlikte oturması (anaerkil içevlilik/damat kuralı) bu eski düzenin kalıntılarıdır.

Phaiakia krallığında Kraliçe Arete'nin belirleyici otoritesi, yakarış törenlerindeki anaerkil/ataerkil çelişkiler ve Arete-Alkinoos kardeş evliliği soyağacı çarpıtmalarıyla gizlenmeye çalışılmıştır.

 

Odysseus'un Krallığı

İthaka krallığı topraklarında (Kephallenler) 108 talibin Penelope'yi zorlamasının temel nedeni, mülkiyetin ve taht hakkının erkeğin soyundan değil, kraliçeyle evlilik yoluyla geçmesidir (anaerkil kalıtım kuralı).

İkarios-Odysseus-Penelope öyküsü ise anayerli evlilikten (kadının ailesinin yanında yaşama) babayerli evliliğe (erkeğin yurduna taşınma) geçiş sancılarını simgeler.

 

Batı Yunanistan'daki Lelegler

Odysseus'un egemenlik alanındaki halklar (Kephallenler, Taphios ve Teleboas korsanları), Ege'den püskürtülen Karialı ve Leleg yerleşimcileri ile Kadmosoğullarının karışımıdır.

Leda, Klytaimestra ve Helena efsanelerindeki alt katmanlar Karia diline dayanır; nitekim Leda sözcüğü Karia dilinde doğrudan "kadın" (lada) anlamına gelmektedir.

 

Akhaların Üstünlüğü

Yunan uygarlığı, Akha korsanlarının ve ataerkil özel mülkiyet öncülerinin Minos/Leleg anaerkil uygarlığını zorla ele geçirmesi ve dönüştürmesiyle doğmuştur.

Eski düzenin bağımsız kadını (Arete, Klytaimestra) yeni ataerkil düzende ya boyun eğen pasif bir figüre (Penelope) ya da bir suçluya (Klytaimestra) dönüştürülmüştür.

Yunan dilinin ve ataerkil ideolojinin yayılmasını sağlayan temel dinamik, sınıfların ve mülkiyet biçimlerinin tarihsel çatışmasıdır.

 

BEŞİNCİ BÖLÜM: HOMEROS

XIV. BÖLÜM: ŞİİR SANATI

Söz ve Büyü

Eski Yunan'da salt çalgısal bir müzik yoktu, en güzel şiirlerin çoğu müzik eşliğinde okunmak için yazılırdı.

 

Araç kullanan insan doğayı denetlemeyi öğrenmiş, doğa yasalarını henüz anlayamadığı evrelerde ise doğayı kendi isteğiyle değiştirebileceği sanısına kapılarak büyüyü doğurmuştur.

Konuşma, kolektif üretim sürecinin bir parçası olarak doğmuş ve başlangıçta büyüsel bir güç taşımıştır.

Üretim tekniği geliştikçe çalışma devinimleri yansılama danslarına, konuşma ise günlük bildirişim dili ile kuttörensel/büyüsel şiirsel konuşma biçiminde ikiye ayrılmıştır.

Şiirin kaynağı doğrudan büyüsel eylemlere dayanmaktadır.

 

Ritim ve Çalışma

İki seslemli yalın çalışma haykırışları (heyamolalar), çalışma sırasındaki fiziksel zorlanmayı düzenlemek için doğmuştur. İş türküleri zamanla gelişerek nakaratlara, solo-koro yapısına ve balad dörtlüklerine (ikili biçim AB, üçlü biçim ABA) dönüşmüştür. Başlangıçta dans, müzik ve şiir tek bir ritmik beden devinimi olarak bütünleşmişken, zamanla dans ve müzik ayrışmış; anlatısal şiirden ise düzyazı ve roman doğmuştur.

Dans, müzik ve şiir dediğimiz üç sanat, bir tek sanat olarak başlamıştır. Bu sanatların kaynağı, topluca çalışan insan gövdelerinin ritimli devinimidir.

 

Doğaçtan Söyleme ve Esinlenme

İlkel ozan kendi başına çalışmaz. Dinleyicileri de işbirliği yapar onunla.

Şairdeki esinlenme (esrime), şairin toplumsal ve içsel çatışmalarını düşlem dünyasında çözerek topluluğun ortak duygularını dile getirmesidir. İlkel toplumlarda ozan; tanrıyla esrimiş bir yalvaç, büyücü veya otacı konumundadır.

 

Eski Yunan'da yalvaçlık (mantike) ile delilik (mania) arasındaki dilsel bağ ve Dionysos tapımlarındaki esrime dansları bu kökeni açıklar. Şiirsel esinlenmenin tarihsel kökeninde, kadınların ilkel büyü, bilicilik ve kuttörenlerdeki etkin rolü (Musa'lar / Esin Perileri) bulunmaktadır.

 

XV. BÖLÜM: YUNAN EPİK ŞİİRİNİN KUTTÖRENSEL KÖKENLERİ

Sorun

Epik, lirik, dramatik şiir…

Tarihsel olgunlaşma sırasının aksine, yapısal ilkellik açısından bakıldığında epik şiir en az farklılaşmış ve en ilkel biçimdir. Bu üç biçim Yunan toplumundaki üç gelişme evresine yanıt verir: Erken krallık evresi (epik), toprak soyluluğu evresi (koral lirik) ve demokrasi evresi (dram).

 

Strofi

Stanza ve strofi kavramları dans devinimindeki duraklama ve dönüş adımlarını simgelemektedir.

Stanza bir 'duruş' ya da 'duraklama'dır. Strofi ise Latincedeki versus gibi bir 'dönüş'tür. İkisi de, bir dans devinimindeki bölümleri dile getirir.

Lirik şiirdeki biçimler (monostrofik, triadik, antistrofik) koral dansların ve iki yarım-koronun gelişimine bağlıdır. Antistrofik biçim solist ile nakaratın etkileşiminden doğmuştur. Bitiş bölümü olan epoidos (epod) sözcüğünün özgün halk dilindeki karşılığı ise bir "büyü duası" veya "tılsım"dır.

 

Heksametron

Dizedeki durak (sezura), danstaki adımların ve müzikal aranın ritmik kalıntısıdır. Heksametron ölçüsü, ikili biçimdeki sesleniş ve karşılığa dayalı iki figürlü tümceciklerden ve geleneksel kalıp-tümcelerden (formulae) türemiştir. Epik ozanın elindeki değneğin veya lirin varlığı, ozanın dans eden korodan ayrışma sürecini temsil eder.

 

Koro

Koral lirik şiir, soylu ailelerin klan kuttörenlerine dayanır ve kabile döneminden gelen teknikleri korur. Pindaros'un zafer övgüleri ve cenaze ağıtları bu yapıyı gösterir. Ağıtların ilkel biçimi kadınlarca icra edilirdi (İlyada'daki Hektor için tutulan yas örneği). Alkman'ın Partheneion (kızlar korosu) şiiri, klan içindeki genç kızların erginleme törenlerini belgeler. Apollon ve Musa'lar (Esin Perileri) imgesi, Minos/Girit dönemindeki kadın korosunun ve koro önderinin zamanla erkek bir rahibe/koro önderine dönüşmesinin gökyüzündeki yansımasıdır.

 

Epik Giriş

Delos'taki Apollon şenlikleri gibi dinsel toplanmalarda, epik okumalardan önce tanrıları onurlandıran "Homerik Övgüler" (prooimia) söylenirdi.

Yarışma bir girişle, o şenlik ya da bayramın tanrısına bir övgüyle açılırdı. Sonra ilk yarışmacı öne çıkar, değneği (rhabdos) eline alıp başlardı İlyada'dan okumaya.

Zamanla bu gelenek, dinsel övgü (giriş) ile dindışı kahramanlık destanı (esas okuma) arasında belirgin bir ayrım yarattı. Değneğin (rhabdos) elden ele geçmesiyle sürdürülen bu doğaçlama şarkı düzenleme pratiği, "rapsod" kavramının da temelini oluşturmuştur.

 

Gelişim sürecinde, ozanın işe "tanrıyla başlaması" değişmez bir kural halini almıştır. Hesiodos'un Tanrıların Doğuşu ile Kadınların Sayımı eserleri ve Alkman'ın şiirleri, önce tanrılara ardından ölümlü/kahraman soyuna odaklanan bu iki aşamalı yapının (ardıllığın) en belirgin örnekleridir. Epik okumalar, eski koral övgünün dindışı bölümünü bünyesine katmış ve koral övgüyü yalnızca biçimsel bir açılış/giriş düzeyine indirgemiştir.

 

Akşam Yemeğinden Sonra Söylenen Şarkılar

Saray ozanları (Demodokos, Phemios), şölen sonrasında tanrıdan esin alarak kahramanlık şarkılarına başlarlardı. Bu gelenek, toplu halde söylenen dinsel koral övgünün zamanla tek bir uzman ozan tarafından icra edilen solo kahramanlık şiirine dönüştüğünü gösterir.

Akşam yemeği sonrası şarkı söyleme geleneği soysoylu sınıflar arasında varlığını korumuştur. Attika'daki içki şölenlerinde konukların elden ele bir dal (aisakos) veya şarap tası gezdirerek doğaçtan dörtlükler (skolion) söylemesi; ilk baştaki dinsel giriş ile dindışı solo anlatı yapısının korunduğunun kanıtıdır.

 

En eski çağlara kadar uzanan ve dünyanın çok yerinde rastlanan bilmece, kökeninde, topluluğa alınma, kabul edilme gizlerini sorgulamanın bir yoluydu.

 

Totemik ritüeller, sınıflı toplumun pekişmesi ve ataerkil askeri yapının öne çıkmasıyla değişim geçirmiştir. Anaerkil döneme ait "kadınların ve tanrıçaların şan ve şerefi" arka plana itilmiş; yerini savaşçı, erkek egemen topluma hitap eden "erkeklerin şan ve şerefi"ne ve solo epik şiire bırakmıştır.

 

XVI. BÖLÜM: ARKEOLOJİ AÇISINDAN HOMEROS

Tarihlendirilebilir Öğeler

Homeros destanlarının gerçeğe uygun ama bilinçli biçimde eskisel (arkaistik) bir dil kullandı.

Bir nesneyi betimleyen sözcüklerin biçimi o nesneden daha yeni olabilir, ama daha eski olamaz…

 

Gömme Biçimi

Mykene krallarının ölüleri toprağa gömmesi / Homeros destanlarında ölülerin yakılması…

 

Dendra gömütleri, ölünün gömüldüğünü ancak kişisel eşyalarının hemen yanındaki çukurda yakıldığını doğrulamıştır. Gömme ve yakma uygulamaları aslında yeniden doğma ve erginleme ilkesinin iki ayrı yönüdür. Anadolu'ya göç eden Aiol ve İon soyluları, göç koşullarının yetersizliği nedeniyle ölüyü yakıp küllerini toprağa gömme şeklinde daha yalınlaştırılmış bir kuralı benimsemişlerdir.

 

Helena

Helena figürünün kökeninde bir su kuşu/kült tanrıçası (Aphrodite-Astarte, Bataklık Artemisi) yatmaktadır.

Helena'nın doğuş efsanesi (Leda/Zeus ve yumurtadan çıkış), Karialı Leleglerin Bataklık Artemis'i ile Fenikelilerin aydan düşen yumurtadan doğan Aphrodite-Astarte kültüyle örtüşmektedir.

Babil tanrıçası İştar ile Temmuz kültünün Suriye ve Kıbrıs üzerinden Yunan dünyasına geçerek Aphrodite ve Adonis'e dönüşmesi gibi, Helena da Doğu Akdeniz'deki tapınak gelenekleriyle bağlantılıdır.

 

Troya'ya giden Helena değil, onun hayaletiydi; gerçek Helena Mısır'da kalmıştı…

 

Homeros'un aksine, şair Stesikhoros ve Hesiodos, Helena'nın kendisinin hiçbir zaman Troya'ya gitmediğini, Troya'da savaşan tarafın yalnızca onun bir "hayali" (eidolon) olduğunu, gerçek Helena'nın ise Mısır'da kaldığını öne sürer.

 

Tarihçi Herodotos, Memphis'teki Yabancı Aphrodite tapınağının Helena adına kurulduğunu ve Mısır rahiplerinin anlatısına göre Paris'in fırtına sebebiyle Mısır'a sığındığını, Kral Proteus'un Helena'yı alıp Menelaos'a iade ettiğini aktarır. Herodotos, Homeros'un da bu öyküyü bildiğini ancak destanının yapısına uymadığı için reddettiğini savunur.

 

Sparta yakınlarındaki Therapne'de Helena ve Menelaos'a birer tanrı/kahraman olarak tapınılması, Menelaos'un Doğu Akdeniz'deki (Kıbrıs/Paphos örneğinde olduğu gibi) bir rahip-kral geleneğinin yansıması olabileceğini düşündürmektedir.

 

Efsanedeki Doğu Akdeniz ögeleri, MÖ 13.-12. yüzyıllarda Akhaların Doğu Akdeniz ve Deniz Halkları akınları dönemine dayanır. Destanlar ise bu Doğu kökenli anlatıların MÖ 10. ve 9. yüzyıllarda Anadolu'da (İonia/Aiolis) Homerosoğulları tarafından yeniden biçimlendirilmesiyle nihai halini almıştır.

 

Epik Biçem

Epik şiirin toplumsal koşulları korsanlık, yağmacı şefler ve kabile yapısının hızlı çözülüş dönemleridir.

Homeros biçemi yazıöncesi sözlü geleneğe dayanır.

Ozanlar zihinlerindeki "üretme öğeleri" (kalıplaşmış sıfatlar, hazır kalıplar, benzeyen sahneler) sayesinde doğaçtan şiir söylerler.

 

XVII. BÖLÜM: HOMEROSOĞULLARI

Aiolis ve İonia

Mykene kültürünün çöküşünün ardından Aiol ve İon göçmenleri Anadolu kıyılarına yerleşmiştir. Krallık geleneklerini taşıyan göçmenler (Penthilidler, Kodrosoğulları) eski destan geleneğini korumuşlardır. Krallığın Aiolis'te uzun sürmesi epik şiirin korunmasını sağlarken, İonia'da krallığın erken çöküp tecimen kent-devletlerinin gelişmesi epik şiirin yüksek bir sanat düzeyine ulaşmasına yol açmıştır.

 

Homeros'un Doğum Yeri

Antik çağ yazarlarının Homeros'un doğum yeri konusundaki belirsiz ve çelişkili iddialar…

Eleştirel inceleme sonucunda en güçlü adaylar Hermos körfezi çevresindeki Khios, Smyrna ve Kyme’dir.

 

Saraydan Pazar Yerine

"Homeros" adının kökeni ("köle" veya "kör ozan")

 

Homerosoğulları (Homeridai) başlangıçta soybağına dayanan bir klan iken zamanla mesleki bir loncaya dönüşmüştür. Sarayların ve krallıkların çöküşüyle ozanlar şiirlerini pazar yerlerinde, panayırlarda ve özellikle Delos şenliklerinde okumaya başlamışlardır.

 

Homeros Külliyatı

Homeros külliyatı antik çağda ve günümüzde iki ana kategoride değerlendirilir:

Homeros Şiirleri (Ana Şiirler): Herkesçe doğrudan Homeros'a atfedilen İlyada (15.693 dize), Odysseia (12.107 dize) ve tanrılara yazılan Övgüler (34 adet hymn).

Destanlar Çemberi (Epik Siklus): Homeros'a ya da onun izdeşlerine (Homerosoğulları / Homeridai) yakıştırılan, Troya ve Thebai savaşlarının öncesini ve sonrasını tamamlayan diğer destanlar. Bu külliyat hakkındaki bilgilerin çoğu MS 5. yüzyılda yaşamış Neoplatoncu Proklos'un Khrestomathia özetinden gelmektedir.

 

Destanlar Çemberi

Troya Çemberi

Kypria (Kıbrıs Destanı): Paris'in yargısı, Helena'nın kaçırılması, İphigenia'nın kurbanı

Aithiopis: Hektor'un gömülmesinden Akhilleus'un ölümüne kadarki süreç

Küçük İlyada: Akhilleus'un zırhı yarışı ve Tahta At'ın yapılışı

Troya'nın Yağmalanışı: Troya'nın düşüşü

Yurda Dönüşler (Nostoi): Akhalı komutanların savaştan sonra eve dönüş serüvenleri

Telegonia: Odysseus'un sonraki yaşamı ve oğlu Telegonos tarafından öldürülüşü

 

Thebai Çemberi

Oidipodeia: Oidipus'un babasını öldürmesi ve soyunun lanetlenmesi

Thebais: Oidipus'un oğullarının savaşı ve Argosluların Thebai seferi

Epigonoi: Ölen komutanların oğullarının Thebai'yi yok etmesi

 

Kallinos gibi erken dönem İonialı şairler, Thebais gibi destanları doğrudan Homeros'a bağlama eğilimindeydi.

Herodotos: Kypria ve Epigonoi destanlarındaki kurgusal çelişkileri inceleyerek bunların Homeros'a ait olamayacağını savunmuştur.

Thukydides: Apollon'a Övgü'yü Homeros'a ait saymıştır.

Platon, Ksenophon ve Aristoteles: Homeros denince esas olarak yalnızca İlyada ve Odysseia'yı (ve kısmen Margites taşlamasını) kabul etmişler; diğer yan destanları Homeros'un özgün eseri saymamışlardır.

 

Destanlar Çemberi

Destanlar Çemberi ozanlarının çoğu İonia/Aiolis dışındandır (Peloponnesos, Kıbrıs, Libya/Kyrene).

Telegonia (Odysseia'nın devamı) ozanı Eugammon, Kyrene tiranları Battosoğulları'nı Odysseus soyuna bağlayacak kurgular üretmiştir.

 

Homeros şiirlerinin gelişimi

İlkel/Saray Dönemi (İonia & Aiolis): Phemios ve Demodokos figürlerinde görülen, saraylarda söylenen kısa ve gevşek örülü şiirler dönemi.

 

Delos Şenlikleri & Olgunlaşma Dönemi: Homerosoğullarının Delos’taki Apollon şenliklerinde örgütlenip loncalaşması. Rakiplerini de kapsayan bu lonca, şiirleri düzenli yarışmalarda okuyarak İlyada ve Odysseia’ya günümüzdeki yüksek teknik bütünselliği ve kalıbını kazandırmıştır.

 

İonia Dışına Yayılma ve Gerileme: Şiirlerin Sparta, Argos ve Kyrene gibi dış merkezlere taşınması. Ancak bu dönemde sarayların kısa şiir talepleri nedeniyle epik epos biçimsel gerilemeye girmiş; yerini zamanla olayları düzyazıya aktaran tarihçiliğe (örneğin Herodotos'a) bırakmıştır.

 

Aristoteles (Poetika), Homeros’u Destanlar Çemberi ozanlarından üstün tutar: Bütün savaşı anlatmak yerine yalnızca birkaç haftalık döneme odaklanmış (İlyada ve Odysseia 24'er bölüm), bu sayede organik ve derinlikli bir yapı kurmuştur. Bu iki destandan yalnızca birer-ikişer tragedya çıkabilmektedir.

Küçük İlyada gibi yapıtlar geniş zaman dilimlerini tıkış tıkış doldurdukları için sanatsal bakımdan zayıftır; ancak konusal zenginlikleri nedeniyle çok sayıda tragedyaya (Küçük İlyada'dan 8'den fazla) kaynaklık etmişlerdir.

 

Peisistratos'un Metin Saptaması

Antik gelenek, Atina tiranı Peisistratos’un (ve oğlu Hipparkhos'un) dağınık, bozulmaya yüz tutmuş veya sözlü olarak aktarılan Homeros şiirlerini (İlyada ve Odysseia) toplattığını, bir yarışma düzenleyerek metinleri kağıda geçırttığını ve düzenlettiğini aktarır.

 

Salamis Dizeleri (İlyada 2)

Salamis’i Atina ordusuyla yan yana durduğunu belirten dizeler Salamis adasını Atina’ya ait göstermek amacıyla İlyada’ya eklenmiş olmalı…

Atina’nın ulusal kahramanı Theseus’u ve Herakles’in tanrısallığını meşrulaştıran dizeler de benzer politik/kültürel müdahalelerdir.

 

Dolon’un Öyküsü (İlyada 10)

Modern "Ayrıcılar" (Analistler), bu bölümün sonradan eklendiğini savunur.

İlyada ve Odysseia, tek bir kalıptan çıkmamış, zamanla organik olarak biçimlenmiş ve tiranlık dönemindeki düzenlemeyle nihai formunu almıştır.

 

Epik Şiirin Sonu

Epik gelenek, Homerosoğulları (Homeridai) gibi ozan loncalarının güçlü hafızasına dayanıyordu. Sözlü şiirin doğaçlama ve anlık coşkusu yazıya aktarılırken kaybolma riski taşıyordu.

 

Ticaret sınıfının hızlı yükselişi, epik geleneği en olgun çağında sahiplenmesini sağladı; ozanlar saygı gördü.

 

Ortaçağ’da Avrupa’da Yazı, Kilise ve Latince elitinin tekelinde kaldı. Yerel ve pagan sayılan halk şiirleri/destanları (örneğin Ingeld destanı) bastırıldı ya da çok geç (12. yüzyıl) yazıya aktarılabildiği için nitelik kaybetti.

 

Homeros tek bir kişi değil, babadan oğula geçen bir sanatı yetkinleştiren kolektif bir ozanlar okuludur.

 

İlyada ve Odysseia'nın Yapısı

İlyada’nın çıkış noktası Thessalia’lı bir şef (Akhilleus) ile Mykeneli efendisi (Agamemnon) arasındaki çıkar kavgasıdır.

Aristoteles’in işaret ettiği gibi bu ana izlek; Akhilleus’un savaşı bırakması, Patroklos’un ölümü, Akhilleus’un Hektor’dan öç alması ve Priamos’a oğlunun ölüsünü geri vermesi sahneleriyle biçimlenmiştir.

Agamemnon ve Diomedes’in kahramanlıkları, tanrıların çekişmeleri ve aile sahneleri (Helena, Hektor ve küçük oğlu) yanöykülerle ana konuyu derinleştirmiştir.

 

Destandaki Akhilleus karakteri iki farklı dönemin katmanlarını taşır: Bir yanda sığır yağmalayan, kılıç çeken, barbar Mykene haydutu; diğer yanda ise "ün kazanıp erken ölmek ile uzun yaşayıp ünsüz kalmak" arasında bocalayan trajik ve felsefi bir kahraman.

 

Odysseia’nın Yapısı

Telemakhos’un babasını aramak için yola çıkışı (I-IV).

Odysseus’un Phaiakların ülkesine varması (V-VIII).

Odysseus’un başından geçen serüvenleri anlatması (IX-XII).

Baba ile oğulun Çoban Eumaios’un kulübesinde buluşması (XIII-XVI).

Odysseus’un dilenci kılığında evine dönüp talipleri gözlemlemesi (XVII-XX).

Taliplerin öldürülmesi, Penelope ve Laertes’le kavuşma (XXI-XXIV).

 

Destanın çekirdeği (canavarlar, büyücüler, devler) Odysseus’tan çok daha eski, kaba halk masallarına (folklora) dayanır. Ancak ozanlar 10 yıla yayılan bu serüvenleri Phaiak sarayındaki bir anlatı merceğinde tek bir noktaya odaklamışlardır.

 

Odysseia’da, İlyada’da olmayan bir edebî teknik kullanılır: Agamemnon’un sadakatsiz karısı Klytaimestra ve sevgilisi Aigisthos tarafından öldürülmesi hikayesi sürekli bir "leitmotiv" (yinelenen tema) olarak hatırlatılır. Bu sayede okuyucuda/dinleyicide "Penelope kocasına bağlı kalacak mı?" gerilimi canlı tutulur.

 

Domuz çobanı Eumaios figürü, ilkel ataerkil köylü yaşamının sevecen bir betimlemesidir. Taliplerin öldürülmesi sahneleri ve Odysseus’un mülkünü koruma hırsı, Yunanistan’daki ataerkil hukuk düzenini ve evlilik öncesi yarışma (svayamvara) geleneklerini yansıtır.

 

Destanlar ne tek bir dahi sanatçının bireysel eseridir (Bircilerin savı) ne de rastgele bir araya getirilmiş sahipsiz parçalardır (Ayrıcıların savı).

Bu şiirler; babadan oğula geçen, ustadan çırağa aktarılan, yüzyıllar boyunca doğaçlama çeşitlemelerle olgunlaşmış bir ozanlar loncasının/okulunun ürünüdür.

 

Doğaçlama sözlü geleneğin yalın gerçekçiliği ile yazılı kültürün/olgun sanatın incelikli düzenlemesi benzersiz bir tarihsel anda (tüccar prensler ve tiranlar çağında) birleşmiştir. Böylece, canlı dinleyici önünde coşan ilkel ozanın ateşi, yazılı sözcüklerin kalıcı ortamına aktarılabilmiştir.

 

EK: YUNANİSTAN'DA TOPRAK KULLANIMI ÜSTÜNE

İlyada (XII, 421-423)

Tarlalarının sınırını ölçü değnekleriyle çeken iki adamın kavgasını W. Ridgeway, Homeros dönemindeki tarla sistemini Orta Çağ İngiltere’sindeki "açık-tarla sistemi" (open-field system) ile karşılaştırır.

İngiliz Sistemi: 1 furlong (karık boyu) uzunluğunda ve 1 rod (üvendire boyu) genişliğinde dar-uzun şerit tarlalar (strip/acre).

Yunan Ölçü Karşılıkları: Ridgeway bu dilim acreı Yunanistan'daki gyes ile özdeşleştirir. Gyes uzunluk olarak 1 stadion (600 feet), genişlik olarak 1 plethron (100 feet) kabul edilir.

 

Akaina (üvendire/değnek) hem hayvanı sürmek hem de iki karık arasındaki mesafeyi ve tarla genişliğini ölçmek için kullanılan standart araçtır (İngilizce rod, Arapça massase ile eşdeğerdir).

 

Arapça feddan ve Yunanca zeugos, bir çift öküzün bir günde (veya bir yılda) sürebildiği standart toprak parçasıdır.

 

Köy komünlerinde (musha'a sistemi) toprak özel mülk değildir; klanların/ailelerin sahip olduğu öküz sayısına ve aile büyüklüğüne göre bölüştürülür. Eşitlik sağlamak için kura (gorali/jarrali) çekilerek her aileye farklı nitelikte (iyi/kötü) dar şerit parseller verilir.

 

Komünal bağlar gevşedikçe komşunun karığına tecavüz etme (mangeurs de raies / karık yiyiciler) vakaları artmıştır. İlyada'daki iki adamın kavgası da tam olarak bu tür bir sınır hırsızlığı/ölçüm anlaşmazlığıdır.

 

Atina'nın Lesbos adasını ele geçirdikten sonra toprakları 3000 paya bölüp Atinalı yerleşmecilere dağıtması, antik komünal kleros (standart toprak parçası) sisteminin sömürü aracı olarak sürdürülmesidir.

Bu uygulama, Dorların Girit ve Sparta'yı istila ettikten sonra yerel halkı köleleştirip (voikees / helot) malikanelerin (klaros) ürünlerine el koyma geleneneğiyle doğrudan aynı kökenden gelmektedir.

…