George
Thomson - Tarihöncesi Ege -
Notlar
Eski Yunan Toplumu Üstüne İncelemeler
Mütercim: Celal Üster, Yordam Yayınları, 2021
Önsöz
Üster, bu çevirisiyle 1983 Yazko Çeviri Dergisi Azra Erhat
Ödülü'nü kazanmıştır.
Kitap; kabile düzeninden, toprağı kullanma hakkına, aile,
Tanrı ve özel mülkiyet üzerine kurulu erkek egemen/ataerkil yapılara geçişi
detaylıca inceler.
Giriş
Buzul Çağı'nın ardından Ortadoğu'nun kuraklaşması ve yarı
çöllere dönüşmesi, avcı-toplayıcı insanları verimli vahalarda bir araya gelmeye
zorladı.
Avcılık ve toplayıcılığın yerini bitkilerin ekilmesi (arpa,
buğday) ve hayvanların evcilleştirilmesi (koyun, keçi, domuz) aldı. Süt, et ve
tahıl üretimine; çömlekçilik ve dokumacılık gibi ikincil teknolojiler eşlik
etti.
Nil, Fırat ve Dicle gibi nehir vadilerinde tarım yapabilmek
için örgütlü yığın emeği ve sulama projeleri gerekti. Bu alüvyonlu topraklar
devasa bir ürün fazlası (artık ürün) üretti. Köylerin yerini kentler aldı.
Kent devrimiyle birlikte üretimi örgütleyen rahipler,
gökbilimciler, mimarlar ve yazmanlar (kafa emekçileri) türedi. Üretim
araçlarının yönetimini ellerinde tutan bu zümre, zamanla artık ürüne el koyarak
egemen sınıfa/devlete dönüştü.
Mısır: Coğrafi olarak tek bir nehir taşkınına bağımlı
olduğundan merkezi, firavuna dayalı, katı bir bürokratik krallık olarak
birleşti.
Mezopotamya: Çok kollu nehir ağı nedeniyle birbirinden
bağımsız ve birbiriyle rekabet eden kent-devletleri (Sümer, Babil vb.) şeklinde
örgütlendi.
Alüvyonlu ovalarda maden yoktu. Bakır ve kalayın dışarıdan
getirilmesi, ticareti ve el sanatlarını ateşledi. Tunç üretimi pahalı ve
sermaye gerektiren bir süreç olduğu için devletin ve egemen sınıfın tekelinde
gelişti.
Mısır veya Mezopotamya kadar zengin tarım arazilerine sahip
olmayan Giritliler, ormanları ve elverişli limanları sayesinde deniz ticaretine
yöneldiler.
Ticaret, gücün tek bir toprak sahibi elitin elinde
toplanmasını engelledi. Girit’teki "tüccar-prensler", Doğu’nun katı
teokrasilerine kıyasla daha esnek, özgür ve kabile toplumunun dayanışmacı
bağlarını daha çok koruyan bir kent yapısı geliştirdiler.
Yunan anakarasındaki Mikenler, Minos kültürünün teknik
başarılarını savaş sanatına (atlı savaş arabaları, zırhlar, kılıçlar)
uyguladılar.
Kentlerin çekirdeğini aşırı korunaklı kaleler ve surlar
oluşturdu. Miken prenslerinin gücü, savaşta kullanılan tunç madenini
tekelleştirmelerine dayanıyordu.
Tunç pahalı bir madendi; bu nedenle silahlar ve mülkiyet
yalnızca küçük bir elit/soylu sınıfının tekelindeydi. Bu durum toplumsal
katmanlaşmayı derinleştirdi ve üretimi duraklattı.
Miken uygarlığı, kuzeyden gelen demir silahlı istilacılar
(Dorlar) karşısında çöktü.
Demir, tunca kıyasla çok daha ucuz ve bol bulunabiliyordu.
Üstelik Dorlar kabile düzeninde örgütlendiği için demir silah ve araçlar salt
tek bir egemen sınıfın değil, halkın/toplumun genelinin kullanımına açıktı. Bu
durum Tunç Çağı saray bürokrasilerini yıkarak Antik Yunan'daki yeni toplumsal
ve siyasal yapıların (Polis/Kent Devleti) önünü açtı.
BİRİNCİ BÖLÜM: AKRABALIK
I. TOTEMCİLİK
Etnoloji ve Arkeolojinin Karşılaştırmalı Bir İncelemesi
Arkeoloji yok olmuş toplulukların maddi kalıntılarını
incelerken, etnoloji yaşayan ilkel kabilelerin toplumsal kurumlarını inceler.
Tarihöncesini kavrayabilmek için bu iki disiplinin
materyalist ve karşılaştırmalı yöntemle bir arada kullanılması zorunludur.
Totemciliğin Kökeni
Totemcilik, klanın doğadaki bir nesneyle (genellikle
yenilebilir bitki/hayvan) kurduğu büyüsel-dinsel bağdır.
Klan üyeleri totemi akraba ve ata sayar; onu yemek yasaktır
(tabu) ve her yıl çoğaltma törenleri düzenlenir.
Büyü, insanın gerçekliği denetleme yanılsamasıyla avcının
yetilerini örgütleme aracıdır.
İlkel sürünün yiyecek türlerine göre bölünmesiyle klanlar
biçimlenmiştir.
Dıştan Evlenmenin Kökeni
İlk soy biçimi anayanlıdır.
Kargının bulunmasıyla avcılık erkek işi, yiyecek
toplayıcılığı kadın işi olmuş; sığırtmaçlık ve sabanlı tarımla üretim erkeğe
geçerek babayanlı soya geçilmiştir. Dıştan evlenmenin (ekzogami) temel işlevi
klanlar arasında yiyecek dolaşımını sağlamaktır.
Totemcilikte Doğum ve Ölüm Çevrimi
Yeni doğan çocuk klan atalarından birinin yeniden doğuşu
sayılır ve çocuğa totem simgesi bir ad verilir.
Erginleme törenlerinde genç aday bir çocuk olarak ölür ve
bir yetişkin olarak yeniden doğar. Törenlerde beden sakatlamaları (sünnet, diş
sökme), sınamalar ve gizli öğretiler uygulanır.
Totemcilikten Dine
İlkel sınıfsız kabile toplumunda şef de tanrı da yoktur.
Üretim fazlasının doğması ve şefliğin babadan oğula
geçmesiyle totem insan biçimine bürünerek Tanrı'ya dönüşmüş, totem töreninin
yerini kurban ve ortak şölen almıştır.
Yontmataş Çağı Avrupası'nda Totemcilik
Avustralya yerlileri, Buşmanlar ve Yontmataş Çağı
Avrupası'ndaki (Niaux vb.) mağara resimleri karşılaştırıldığında, resimlerin
hayvan kılığına girilerek yapılan totemci büyü törenlerini temsil ettiği ve
ölülerin ana rahmi pozisyonunda gömüldüğü görülür.
İnsanın gelişme aşaması ne kadar ilkelse, yaşamı da o kadar
daha fazla çevresi tarafından koşullandırılır.
II. AKRABALIK ADLIĞI
Kabile Yapısı
İlkel sürü önce ikiye (yarım), ardından klan kümelerine
(fratri) ve klanlara bölünerek kabile yapısını oluşturmuştur.
Bu yapı, dıştan evlenmeye dayalı akrabalık terminolojisini
doğurmuştur.
Sınıflandırma Sistemi: Tip I
Morgan'ın sınıflamasına göre Tip I'de her kuşak için
yalnızca bir veya iki terim bulunur; aynı kuşaktakiler "kardeş", bir
önceki kuşaktakiler "anne/baba"dır. Bu sistem cinsel kısıtlamanın
olmadığı içten evlenmeli ilkel sürü aşamasını yansıtır.
Aynı Kuşak: Bütün kuzenler ve kardeşler tek bir
terimle ("erkek kardeş" / "kız kardeş") anılır.
Bir Önceki Kuşak: Bütün amcalar, dayılar ve baba aynı
terimle ("baba"); teyzeler, halalar ve anne tek bir terimle
("anne") anılır.
Yaş Kümeleri: Toplum temelde gençler, yetişkinler ve
yaşlılar olmak üzere üç temel gruba ayrılır.
Kuttörenlerdeki Rastgele Cinsel İlişki
Dinsel törenlerde ve evlilik
öncesi kuttörenlerde rastgele cinsel ilişki haklarının canlandırılması, ilkel
sürüdeki cinsel serbestlik döneminin dinsel kalıntısıdır.
Avustralya'daki Arunta
kabilesinde evlilik öncesi ritüellerde ya da Fiji'deki dinsel şenliklerde
(Nanga) erkek ve kız kardeşler dahil tüm kabile bireyleri cinsel ve ekonomik
bir "ortaklaşmacılığa" (kolektivizme) dönerler.
Sınıflandırma Sistemi: Tip II
Tip II'de sürünün ikiye
bölünmesiyle sınıflamalar ikiye ayrılır: Amca ile baba, hala ile anne, düz
kuzenler ile çapraz kuzenler ayırt edilir.
Koşut Kuzen (Parallel Cousin):
Babanın erkek kardeşinin veya annenin kız kardeşinin çocuklarıdır. Kendi
yarımında yer aldıkları için "erkek/kız kardeş" sayılırlar;
evlenilmeleri yasaktır.
Çapraz Kuzen (Cross Cousin):
Annenin erkek kardeşinin (dayı) veya babanın kız kardeşinin (hala)
çocuklarıdır. Karşı yarımda yer alırlar. Bir erkeğin çapraz kuzeni doğrudan
karısı veya baldızı; bir kadınınki ise kocası veya kaynı demektir.
Küme Evliliği
Tip II akrabalık adlığı, bir
yarımın erkekler kümesinin diğer yarımın kadınlar kümesiyle ortaklaşa evlendiği
küme evliliği (group marriage) gerçekliğine dayanır.
Dil, toplumsal kurumların
kendisinden daha yavaş değişir. Bu nedenle dildeki akrabalık terimleri
(akrabalık adlığı), pratikte bireysel evliliğe geçilmiş olsa dahi arkasında
bıraktığı "küme evliliği" aşamasını bir fosil gibi korur.
Sınıflandırma Sisteminin Bozulması
Bireysel mülkiyet ve üretimin
gelişmesiyle ortaklaşa evlilik çökmüş, tekeşlilik, baldızla evlenme (sororat)
ve kayınla evlenme (levirat) yaygınlaşmıştır.
Betimleme Sistemi
Hint-Avrupa dillerinde görülen
betimleme sisteminde (Tip III), sınıflayıcı sistem yıkılmış ve bireysel aile
net biçimde tanımlanmıştır. Morgan ve Engels'in materyalist çözümlerine karşın
burjuva antropologları konuyu kavramayı reddetmiştir.
III. KABİLEDEN DEVLETE
İrokua Birliği
Morgan'ın incelediği İrokua
toplumu; klan (gens), fratri, kabile ve genbirlikten (konfederasyon)
oluşan kan bağına dayalı bir gentilice toplum (societas) örneğidir.
Klanlar totem adları taşır, soy anayanlıdır, barınma "uzun evler"de
ortaklaşadır.
Klan şefi (sachem), kadın ve
erkek tüm yetişkinlerin eşit oyuyla seçilir ve istendiğinde görevden
alınabilir.
Askeri örgütlenme eşitlik
ilkesinden ilk sapmaları yaratmış; kabile toplumu, sınıflara bölünmüş devlet
yapısına doğru evrilmeye başlamıştır. Ancak bu doğal gelişim, Kolomb sonrası
Avrupalı sömürgecilerin müdahalesiyle yarıda kesilmiştir.
Romalılarda Kabile Sistemi
Geleneksel üçlü Roma ismi (tria
nomina): kişisel isim – klan ismi – aile ismi
Roma klanı (gens), ortak
ata adını (nomen) taşıyan erkek soyundan kandaşlar topluluğudur; familia
ise mülk edinilmiş özel malları ve köleleri kapsar. Klan adları (Porcia-domuz,
Fabia-fasulye vb.) totemci kökenlidir. 10 klan 1 curia'yı, 10 curia
1 tribus'u, 3 tribus ise Populus Romanus'u oluşturmuştur.
Roma'da Krallığın Ana Soyundan Geçmesi
Roma krallarının soyağacı
incelendiğinde tahtın babadan oğula değil, kralın kızıyla evlenen damada
(anayanlı kalıtım) geçtiği görülür. Bu durum Sabin ve Etrüsk toplumlarındaki
anaerkil düzenin izidir.
Kral, hakiki otoriteyi temsil
eden kraliçenin/prensesin eşi olduğu için yönetme hakkı kazanmaktadır.
Populus Romanus
Populus Romanus, Tiber
kıyısındaki yeni kenti örgütlemek amacıyla kurulmuş yapay bir kabile birliğidir
ve kabile toplumundan devlete geçiş eşiğini temsil eder.
IV. YUNAN KABİLE KURUMLARI
Aiol'ler, Dorlar ve İonlar
Yunanlar üç ana kola ayrılır.
Aiol'ler:
Thessalia, Boiotia ve Anadolu'nun kuzeybatı kıyılarına (Aiolis) yerleştiler.
İon'lar:
Attika, Orta/Kuzey Ege adaları ve Anadolu'nun batı kıyılarına (İonia)
yerleştiler.
Dor'lar:
İ.Ö. 2. binin sonlarında Güney Yunanistan'a (Peloponnesos) girdiler; ardından
Girit, Rodos ve Karya kıyılarına yayıldılar.
Dorlar üç kabileden (Hylle'ler,
Dyman'lar, Pamphyl'ler) oluşan yapay bir birliktir. İonlarda ise dört kabile
bulunur.
Attika Kabile Sistemi
Attika'da kabile (phyle),
fratri (phratria) ve klan (genos/patra) birimleri bulunur.
Phyle:
"Soy" veya "Ürün/Filiz" anlamına gelir.
Phratria:
Klanlar arası kandaşlık bağını ve dayanışmayı ifade eden "Kardeşlik"
birimi.
Genos:
Hint-Avrupa kökenli klan/akraba birimi. (Dor/Aiol lehçelerinde baba soyunu
vurgulayan Patra, Attika'da ise ana soyuna işaret eden ve "Aynı sütü
emmiş" anlamına gelen Homogalaktes terimi kullanılır).
Klasik yazarlar 4 kabile, 12
fratri ve 360 klanlık yapı tanımlar.
Cambridge Ancient History (M.
Cary, EA. Gardner vb.) yazarları Atina kabile kurumlarını "gönüllü
birlikler", "bağımsız savaş toplulukları" veya "yapay
bölgesel kümeler" olarak tanımlayarak küçümser.
…karanlığı aydınlığa neden
böylesine kararlılıkla yeğ tuttuklarına şaşırmamak elde değildir. Sakın bu
sorunun içinde onurlarına leke düşürecek bir giz, ailenin, özel mülkiyetin ve
devletin kökeni saklı olmasın?
Ev Halkı
Yunanistan'da ailenin karşılığı oikos
(veya anchisteia) dördüncü kuşağa kadar ortaklaşa mülkiyet ve dinsel
yükümlülük taşıyan ataerkil ev halkıdır.
Attika'da Hellenlerden Önceki Klanlar
Atina demokrasisinden önce klan
dışı halkı kapsayan orgeones ve homogalaktes ("aynı sütü
emmiş olanlar"), Hellen öncesi Pelasgların anayanlı köy klanlarının
kalıntılarıdır.
Totemci Kalıntılar: Yılana Tapınma
Epeiros'ta, Olympia
Sosipolis'inde ve Atina Akropolü'ndeki Erekhtheus tapınağında kentin koruyucusu
yılanlara tapınılması, ölü ataların yılan kılığında cisimleştiği totemci
inancın uzantısıdır.
Totemci Kalıntılar: Klan Belirtkeleri
Yunan klanlarının kalkanlarına ve
sikkelerine işledikleri simgeler (Alkmeonid'lerin triskelesi,
Peisistrated'lerin atı, Butad'ların öküz başı, İoksid'lerin kuşkonmaz tabusu)
klan totemlerinin kalıntılarıdır.
Klan Tapımları ve Devlet Tapımları
Kabile toplumundan devlete
geçişte kapalı klan tapımları (Gephyra'lıların Demeter tapımı, Messenia Andania
mysteria'ları) devlet tarafından devralınmış ve halka açılmıştır.
Eleusis Mysteria'larının Klan Temeli
Eleusis gizem törenleri
Eumolpid'ler, Keryk'ler ve Krokonid'ler klanlarının yönetimindeydi.
Eumolpid’ler:
Kurucu Eumolpos’un soyundan geldiklerini savunan en yetkili klan.
Keryk’ler:
İkinci ana yönetici klan.
Krokonid’ler:
Törenlerde ikincil rol üstlenen safran klanı (mistiklerin ellerine/ayaklarına
safran lifleri bağlayan klan).
Eumolpid’lerin öz tanrısı Demeter
değil, Poseidon’dur. Ataları Eumolpos’un Trakya'dan geldiği kabul edilir.
Keryk’ler, Eumolpid’lerle
akrabalığı reddederek ataları Keryks’in Hermes ile Kekrops’un kızından
doğduğunu savunmuşlardır.
Eleusis Kralı Keleos’un adı,
Peloponnesos'taki Phlius yakınındaki Keleai köyü ve ayinsel
"bağıran/haykıran kadınlar" (kaleo, kelomai) geleneği ile doğrudan
bağlantılıdır. Eleusis'in saygınlığını korumak adına gelenek tersyüz edilmiş ve
Keleos bir Eleusisli gibi gösterilmiştir.
Bu tapım Pelasg Krokonidleri
tarafından Arkadia'dan getirilen anaerkil Thesmophoria törenlerine dayanır.
Herodotos, Thesmophoria (Yasa
Getiren Demeter / Demeter Thesmophoros) bayramının Danaos’un kızları tarafından
Mısır’dan getirildiğini ve Pelasg kadınlarına öğretildiğini belirtir.
Adam Öldürmeye Karşı Tutum
Eski Yunan'da adam öldürme kamu
suçu değil, kurbanın akrabalarınca takip edilen özel bir haksız edim (dike)
sayılırdı.
Klan dışı öldürme tazminat veya
sürgünle çözülürken, klan içi akraba öldürme en büyük tabuydu; suçlu klanın
ilenci (Erinys'ler) ve çıldırma (ate) ile toplumdan dışlanırdı.
Kız Kalıtçı Yasası
Erkek çocuğu olmayan ailelerde
mülkün klan dışına çıkmasını önlemek amacıyla kadın kalıtçı (epikleros),
dıştan evlenme kuralı çiğnenerek babasının en yakın erkek akrabasıyla evlenmeye
zorlanmıştır.
Eski Yunan Etnolojisi
Herodotos ve diğer antik yazarlar
İskitler, Libyalılar, Etrüskler ve Lykialılarda cinsel özgürlük, kadınların
ortaklaşalığı ve anayanlı soy zincirini aktarırlar. Atina'da da Kekrops
öncesinde evliliğin olmadığı ve çocukların analarının adını aldığı kabul
edilir.
Anayanlı Soyun Dilbilimsel
Kanıtları
Yunan klan adlarındaki -idas /
-ides soneki dişil kökenlidir.
Hint-Avrupa dilindeki kardeş
terimleri yerine Yunancada kullanılan adelphos (erkek kardeş) ve adelphe
(kız kardeş) sözcükleri kelime anlamıyla "aynı dölyatağından doğmuş
olan" demektir; bu da anayanlı soy düzeninin dilbilimsel kanıtıdır.
İKİNCİ BÖLÜM: ANAERKİ
V. BÖLÜM: EGE'NİN ANAERKİL HALKLARI
Anaerki Nedir?
İnsanlığın ilk evrelerinde, henüz
ekonomik üretimin bulunmadığı ve toplayıcılığın egemen olduğu koşullarda
kadınlar, analık işlevleri dolayısıyla topluluğun denetimini ellerinde
tutmuşlardır.
İnsanoğlunun hayvanlardan
farklılaşmasındaki başlıca etkenlerden biri, kendisini biçimlendiren eğitime
açık olduğu büyüme döneminin uzunluğuydu. Bu eğitimi, ekonomik üretimin
bulunmadığı koşullarda, analık işlevleri dolayısıyla topluluğun denetimini ister
istemez ellerinde tutan kadınlar yerine getirmekteydi.
Tarımın kadınlar tarafından
başlatılması, yerleşik yaşama geçişte ve uygarlığın doğuşunda kadının
belirleyici rol oynamasını sağlamıştır.
Etnolojik örneklerde Khasiler
gibi topluluklarda anayanlı soy bağı ve klan düzeni görünür. Khasiler arasında,
'Klan kadından doğdu' diye bir deyim vardır.
Birçok ilkel ve eski toplumda
(Assam Garoları, Çin'deki Nu-kuo Kadınlar Krallığı, Baganda, Benin, Lunda
krallıkları, Mısır ve Sümer kent devletleri) mülkiyet ve hükümdarlık kadın
yanından aktarılmıştır. Mısır'daki firavun soylarında görülen ensest/bacı-kardeş
evlilikleri de anaerkil mülkiyetin erkeğe geçişini uzlaştırma çabasıdır: "bacı
kardeş evliliği, anaerkil mülkiyeti baba tarafından kalıt almayla
uzlaştırıyordu"
Lykialılar
Lykialılar kendilerine Trmmli
(Termiller) demişlerdir. Soy zincirleri ve mülkiyet kalıtı tümüyle anayanlıdır.
Kız çocuklar miras konusunda erkek çocuklara yeğ tutulmuş ve babası bilinmeyen
çocuklarda ananın adı esas alınmıştır.
Gömüt yazıtlarının da doğruladığı
gibi, toplumun temel birimi, anaerkil ev halkıydı.
Lykialılarda kalıt da
anayanlıydı. Kalıt bırakılırken, kız çocuklar erkek çocuklara yeğ tutuluyordu.
Sisyphos ve Bellerophontes
soyunda Troya Savaşı'ndaki Lykia komutanı Sarpedon'un komutanlığı anasının soyu
dolayısıyla açıklanmaktadır.
Karialılar ve Lelegler
Karialılar ve Lelegler Anadolu
kıyılarında ve adalarında yaşamış yerli halklardır. Herodotos'un doğum yeri
Halikarnassos'ta IV. yüzyılda hüküm süren Mausolos ve karısı/kız kardeşi
Artemisia ile Ada ve İdrieus hanedanlığı Mısır'daki anaerkil içten evlenme
kuralını sürdürmüştür.
Herodotos'tan yüz yıl sonra,
Karia hanedanının, firavunlarla aynı anaerkil içten evlenme kuralına uyduğunu
görürüz.
Salamis Deniz Savaşı'na katılan
Kraliçe Artemisia'nın erkekçe cesareti karşısında Kserkses'in şunları söylemiş:
"Erkekler bugün kadın gibi, kadınlar da erkek gibi davrandılar."
Teos'taki mahkeme listeleri de
Karia klan adlarının korunup yaşatıldığını göstermektedir.
Pelasglar
Ege'nin kuzeyinde (Makedonia
kıyıları, Lemnos, İmbros, Samothrake, Thessalia ve Attika) yaşamış
Hellen-öncesi bir halktır. Pelasglar, Etrüskler (Tyrsenler) ve Lydialılar ile
akrabalık bağlarına sahiptir.
Lemnoslu Pelasg kadınlarının
kocalarını öldürmesi söylencesi, bozulan anaerkil düzenin simgesidir.
Kekrops'tan önce kadınlar
gelişigüzel ilişkide bulunuyor ve çocuklarına kendi adlarını veriyorlardı.
Atinalılar demokratik dönemde
Pelasg kökenli ve "toprağın oğulları" olmalarıyla övünmüşlerdir.
Minoslular
Girit'teki Minos uygarlığı köken
olarak Anadolu (Karia, Leleg, Lykia) ve Kuzey Afrika öğeleri taşır. Minos
toplumunda kadınlar kamu yaşamında son derece özgür ve etkindir. Fresklerde
kadınların boks yaptığı, boğa üstünden atladığı, araba sürdüğü ve avlandığı
görülür.
Girit'te kadınların herkesin
içine çıkmalarının alışılmış bir şey olduğu" ve "balçık pişirme
sanatını kadınların bulduğu, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde
anlaşılmaktadır.
Hititler
Anadolu'da geniş bir imparatorluk
kuran Hititler ataerkil ve çokeşli başlamış olsalar da Anadolu anaerkil
etkileri altına girmişlerdir.
Ama bu kralların en güçlü
oldukları dönemde, kraliçe ile ana-kraliçenin önemli yetkilerle donatılmış
olduklarını, ana-kraliçenin resmi görevleri kralla ortaklaşa yerine getirdiğini
görüyoruz.
Dinde de Babil ve Mitanni
tanrıçaları ile savaşçı rahibe/Amazon figürleri yer almıştır.
Amazonlar Söylencesi
Amazonlar söylencesi Anadolu
(Kuzey kıyıları, Kafkasya, Ephesos, İonia) merkezlidir. Ephesos'taki Artemis
tapınağının Amazonlar tarafından kurulduğu kabul edilir.
Etimolojik açıklamalar ve
Diodoros'un aktarımları, kadınların tarım, savaş ve yönetimi ellerinde tuttuğu
toplumsal düzeni yansıtır. Bunların soy çizgilerini kadın yanından
hesapladıklarını" ve "Amazonlar ile Lemnoslu kadınlar, aynı
düşüncenin kutuplaşmış anlatımlarıdır.
Minyler
Güneydoğu Thessalia ve
Boiotia'daki Dimini kültürü ve Minyen Orkhomenos kenti çevresinde gelişen
topluluktur.
Sisyphos, Kretheus, Tyro, Jason,
Melampus gibi Yunan soyağaçlarındaki figurlerin eylemleri anlatılır. Minyas'ın
kızları ve Tyro soyu üzerinden anayanlı bağlar vurgulanır. Orkhomenos kenti,
Minylerin yönetimi altında, Minos Giriti'nin yörüngesine çekildi.
Klanın ortak kadın atası, ilk
anasıdır Tyro. Agriania şenliğindeki ritüel insan kurbanı ve arınma izleri
taşır.
Bazı Anaerkil Kalıntılar
Tarihsel dönemde Güney
İtalya'daki Lokroi Epizephyrioi kolonisinde soyluluk anadan geçmekteydi. Bütün
ata saygınlıkları kadın yanından geliyor; sözgelimi, Yüz Aile'nin torunlarının
soyluluğu.
Sparta kökenli Taras (Tarentum)
kolonisinin kurucuları "Partheniai" (kızların oğulları) adını
taşımaktaydı.
Korinthos tiranı Kypselos'un
doğumu ve Bakhiadlar klanının anaerkil içten evlilik kuralı incelenir. 18.
yüzyıl sonlarında
Ege adalarında (Lesbos, Lemnos,
Naksos, Kos vb.) mülkün en büyük kız çocuğa geçmesi geleneği: "Ege
Denizi'ndeki adaların büyük bir çoğunluğunda en büyük kız çocuk, çeyiz olarak,
eşyalarıyla birlikte aile evini ve aslında bu adaların çoğunda başlıca geçim
aracı olan annesinin mallarının üçte birini ya da daha büyük bir bölümünü
almaktadır." (John Hawkins)
VI. BÖLÜM: BİR TANRIÇANIN YARATILMASI
Çocuk Doğurma ve Aybaşı
İlkel toplumlarda doğum ve üreme
büyüsel bir zorunluluktu. Kan akıntısı ve aybaşı, kadın bedenindeki can verici
kutsal gücün (sacra) simgesiydi. Menstrüasyon ve loğusalık esnasında
cinsel ilişki yasağı ilk tabuyu oluşturmuştur.
İlk tabu olarak, gebeliğin ve
aybaşı sırasındaki cinsel ilişki yasağı, daha sonraki bütün tabuların öntipi
oldu.
Kadınların çıplak olarak
tarlalarda yürümesi ekinlerin bereketini artırma büyüsüdür. Neolitik gömütlerde
iskeletlerin dölüt duruşunda kırmızı aşıboyasıyla boyanması yeniden doğuşu
simgeler: "Yaşamın yenilenmesidir kırmızı."
Aya Tapınma
Aybaşı döngüsü ile ay evreleri
arasındaki doğrudan denk geliş sebebiyle ay, doğurganlığın, zamanın ve
bereketsel büyünün kaynağı sayılmıştır.
Maorilere bakılırsa, ay, bütün
kadınların gerçek kocasıdır.
Ay parlaklaşır ve solar, büyür ve
küçülür, ölür ve yeniden doğar. Böylece, yaşamın yenilenişinin evrensel bir
simgesi durumuna gelir.
Ayın deri değiştiren yılan, kedi
ve küçük hayvanlarla simgesel bağları kurulmuştur.
Halk Arasındaki Yunan Dininde Ay
Yunan halk inancında dölütün
aybaşı kanından oluştuğu ve çiy damlası ile nemin aydan kaynaklandığı kabul
edilirdi. Çoban Endymion'a duyulan aşık Selene figürü: "Endymion
bitimsiz uykusunu uyurken, ay-tanrıça Selene her gece üstüne eğilir, gövdesini
ışınlarıyla sarar, öpermiş Endymion'u."
Asklepios tapınaklarında yılan
aracılığıyla rüyada gebe kalma inancı ve Büyük İskender'in annesi Olympias'ın
yılan dansı bu tapımın uzantılarıdır.
Bitki Büyüsü
Kadınların doğurganlık büyüsünde
kullandığı bitkiler (şakayık, güveyi otu, mersin, lygos/söğüt, nar)
tanrıçalarla (Aphrodite, Hera, Demeter, Athena) ilişkilendirilmiştir. Nar,
kadınlığın ve doğurganlık kanının simgesidir.
Narla ilgili başka bir şey
söylemeyeceğim, çünkü narın öyküsü bir gizdir.
Nar rengi, savaş kanı değil,
özellikle doğurganlık kanıydı; aybaşı kanı ve loğusalık akıntısıydı.
Thesmophoria ve Arrhephoria
Ekim ayı sonlarında kutlanan
Thesmophoria bayramında kadınlar domuz kurban edip çürümüş kalıntılarını
mağaralardan çıkararak tohumluk tahıllara karıştırırlardı.
Domuzlar 'insanın ve ekinlerin
doğuşunun simgeleri' olarak tanımlanır.
Bu iki bayramın kökeni,
kadınların bereket büyüsüdür.
Arrhephoria töreninde de
Akropol'deki mağaraya gizli kutular taşınırdı.
Arınma Kuttörenleri
Genç kızların erginlenme
törenlerinde ırmak ve pınarlarda yıkanarak arınmaları ve doğurgan kılınmaları
esastır.
Bütün gövdenin suya sokularak
kutsanması, başlangıçta, ilk kez aybaşı gören genç kızların arındırılmasını ve
aynı zamanda doğurgan kılınmasını amaçlıyordu. Troaslı gelinlerin ırmağın
kenarında yakarışları: "Ey Skamandros, al benim kızlığımı!"
Proitos'un Kızları
Proitos'un kızlarının erginlik
çağına geldiklerinde gösterdikleri çılgınlık ve Melampus tarafından Minyeios
Irmağı'nda yıkanarak iyileştirilmeleri erginlenme ve menstrüasyon şokunun
kuttörensel dışavurumudur.
Proitos'un kızları 'erginliğe
eriştiklerinde' çıldırmışlar; anlayacağınız, ilk kez aybaşı gördüklerinde.
Kadınların ruhsal süreçlerindeki
büyünün esinlediği yılgının bir izdüşümüdür bu.
Yunan Tanrıçaları ve Ay
W. H. Roscher'in kuramına göre
bütün Yunan tanrıçaları başlangıçta ay ile ilişkili kutsal varlıklardır. Büyü
tanrıçası Hekate üç yüzlü (triprosopos) ve üç yollu (trioditis)
yapısıyla ayın üç evresini simgeler.
Ay, onun değişen evrelerini ve bu
evrelere bağımlı güçleri simgeleyen Hekate'dir. Aya ilk üç gün Selene adı
verilir, altıncı gün Artemis olur ay; on beşinci günse Hekate.
Persephone'nin Kaçırılması
Persephone'nin Hades tarafından
yeraltına kaçırılması, tohumluk buğdayın hazirandan ekim ayına kadar yeraltı
ambarlarında (megaron / puteus) saklanmasının simgesidir.
Gömülen ve yeniden doğan tohumluk
ekinin ruhudur Persephone.
Persephone kimdir öyleyse?...
'tanrıça, genç kız ve kraliçe'dir.
Küçük Kadın Yontuları
Üst Yontmataş (Willenorf Venüsü)
ile Neolitik/Tunç Çağı'na ait kilden küçük kadın heykelleri doğurganlık ve
erginleme büyüsünün araçlarıdır. Tapınaklarda saklanan bu heykeller zamanla
tanrıça kültlerine ve adaklara dönüşmüştür.
Gelin giden Timarete'nin adak
yazıtı: "Gelin olmaya giden Timarete davulunu, topunu, saç bandını,
oyuncak bebeklerini ve onların giysilerini sunar sana, ey Bataklıkların
Artemisi!”
VII. BÖLÜM: EGE'DEKİ BAZI ANAERKİL TANRILAR
Demeter
Demeter, Minos-Mykene kökenli
olup tarımsal niteliğini ve bağımsızlığını en çok koruyan tanrıçadır.
Domuz, keçi ve yılan
sembolleriyle bağları vardır.
Kızoğlankızlığını koruyan tek
ana-tanrıçaydı Demeter.
Demeter, Erinys'lerin kişileşmiş
bir biçimi olarak ortaya çıkmıştır.
Ariadne, Britomartis ve
Triptolemos mitosları bu anaerkil çerçevenin parçalarıdır.
Athena
Akropol kulelerinde egemen olan
Pelasg kökenli bir tanrıçadır. Yılan-adam Kekrops ve kızları, Erikhthonios'un
doğumu ve Poseidon ile yarışması anaerkil mülkiyet ve oy hakkı mücadelelerini
yansıtır.
Kral Kekrops'un egemenlik
dönemine iki önemli olay yakıştırılır... evlilik kurumunun ortaya çıkışı...
Athena ile Poseidon'un Akropol'e talip olmaları. Ataerkil devletin kutsal
başkanı olarak tanrıça Athena, kökenince belirlenen kadınlığının elverdiği ölçüde
erkeksileşmiştir artık.
Ephesoslu Artemis
Hitit ve Karia-Leleg kökenli,
doğanın ve bereketin egemeni ana-tanrıçadır.
Ephesoslu Artemis anaerkil
niteliğini korudu.
Sparta'daki Artemis Orthia
tapınağında erkek çocukların kırbaçlanması sınavı da eski dişil erginleme
törenlerinin erkeğe aktarılmış halidir. Spartalı erkek çocukların rahibenin
önünde kırbaçlanmalarının nedeni, bu erginleme sınavının, adayların genç kızlar
ve başgörevlinin de bir rahibe olduğu bir kuttörenden kaynaklanmış olmasıydı.
Brauronlu Artemis
Brauron'da genç kızların safran
elbiseler giyerek yaptığı ayı dansı (arkteia), insan kurbanının yerini
alan ayı klanı erginleme törenidir.
Brauron'daki ayı dansı, aslında
bir ayı klanının, totemi canlandıran adaylardan birinin öldürüldüğü bir
erginleme töreniydi.
İphigenia ve Tauris mitosları da
bu Pelasg tanrıçasının kökenlerini gösterir.
Hellenizmin kökenleri Yunan
toprağında, yüzeyin hemen altında yatmaktadır.
Hera
Argos Ovası kökenli Minoslu
ana-tanrıça iken Mykene döneminde Olympos panteonuna Zeus'un karısı olarak
uyarlanan ve anaerkil niteliğinden ilk sıyrılan tanrıçadır. Kutsal evlenme (hieros
gamos) ve İo (inek tanrıça) mitosları Hera tapımının parçasıdır. Herakles,
adından da anlaşılacağı üzere (Hera-kleos: Hera'nın ünü) tanrıçanın
erkek eşidir.
Hera, anaerkil niteliğinden
sıyrılan ilk tanrıçaydı Hera.
Herakles adı... avazı çıktığı
kadar haykırarak, Herakles'in ana-tanrıçanın erkeği olduğunu açıklamakta.
Apollon
Anadolu (Karia lada / Leto) ve
Girit kökenli olan Apollon, Delos ve Klaros üzerinden Delphoi'a ulaştığında
ana-tanrıça kucağındaki bebekten ataerkil tanrıya dönüşmüştür.
Delphoi'da Apollon'un anası ve
kız kardeşi söylenceden de kuttörenden de çıktılar. Oğul'u, Yüce Baba'sının
yetkesiyle donatılmış olarak bıraktılar.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ORTAKLAŞMACILIK
VIII. TOPRAK
“Ve toprak hiçbir zaman
satılmayacaktır; çünkü toprak benimdir." (Leviticus)
Özel Mülkiyetin Başlangıcı
Avcılıkla geçinen ilkel
topluluklarda üretim ve tüketim ortaklaşadır.
Emeğin üretkenliği arttıkça,
insan emeğinin ürünlerine bireysel ve ailevi olarak sahip çıkma eğilimi
gösterir.
Özellikle hayvancılık ekonomisine
geçilmesiyle birlikte, bölüşülmesi ve taşınması kolay olan hayvanlar
(sığır/sürü) üzerinden mülkiyet eşitsizliği ve erkek egemenliği hızla
gelişmiştir.
Av bozulup çürüyebilir, toprak
bir yerden bir yere taşınamaz; ama hayvanların ele geçirilmesi, bölüşülmesi ya
da değiş tokuş edilmesi kolaydır.
Yunanistan'ın İlk Dönemlerinde Mülkiyet Sorunu
Burjuva tarihçiler (örneğin
Nilsson, Toutain ve Cambridge Ancient History yazarları) Eski Yunan'da
ilkel ortaklaşmacılık dönemini yok sayarak özel mülkiyeti tarihin en eski
dönemlerine kadar geri götürmeye çabalar. Özel mülkiyetin kökenini sorgulamak
ideolojik bir tabudur.
Homeros'un İlyada
destanında geçen bir sınır çekişmesi dizesi ilk dönemlerde toprağın ortak
mülkiyet altında olduğunu gösterir (İlyada'nın 12. Kitabı).
"Tarlaları ortak iki adamdı
sanki bunlar, ellerinde ölçü vardı sanki, / Sınırı çizmek için de
çekişmedeydiler. Hiçbiri gözden çıkarmıyordu eşit payını."
Bu durum, toprağın klan/topluluk
malı olduğu ve dönemsel olarak üyeler arasında eşit paylar (kura/ölçü ile)
halinde yeniden bölüştürüldüğü ilkel komünal düzenin doğrudan bir yansımasıdır.
İlkel Toprak Kullanımı
Güney Afrika Bathonga Örneği:
Toprak klanın/şefindir. Şef toprağı satamaz, satılması veya devredilmesi
yasaktır. İhtiyacı olan her topluluk üyesine veya şefin buyruğuna giren
yabancıya işleyebileceği toprak verilir. Toprak bol, komünal ilkeler egemendir.
Hindistan Raiyatwari Köy
Komünleri: Ortaklık ve Yeniden Bölüşüm: Ekilebilir topraklar hane
halklarının ihtiyaçlarına göre dönemsel olarak kura yoluyla bölüştürülür.
Kalite farkından doğan eşitsizliği önlemek için toprağın iyi, orta ve zayıf
kısımlarından her aileye eşit paylar verilir (Peşaver örneğindeki şerit/çember
sistemi).
Köy başkanı/şef veya rahip için
önceden ayrılmış özel ve en verimli toprak parçaları (Majhhas) bulunur. Bu
yapı, ilkel komünal düzenin çözülerek senyörlük/feodal mülkiyetin ve devlet
vergi sisteminin doğuşuna geçiş aşamasını temsil eder.
İngiliz Köy Topluluğu
İngiltere'deki 16. yüzyıla kadar
korunan feodalizm öncesi açık tarla ve "run-rig" sistemleri: Bu
sistemde toprak bireylere kalıcı olarak verilmez, kabile topluluğunun
mülkiyetinde kalır. Ekilebilir tarlalar ve otlaklar, "shot"
veya "dilim" (acre/journel/Morgen) adı verilen parçalara
ayrılarak haneler arasında kurayla dönemsel olarak paylaştırılır. Sakson
klanlarının kurduğu -ingas takılı yerleşimler ve "hide"
(terra unius familiae - tek bir ailenin gereksinimine yetecek toprak)
birimi, ilkel ataerkil klan ortaklığının tarihsel kalıntılarıdır.
Eski Yunan'da Çiftçilik
Yunanistan'ın kışları yağışlı,
yazları kurak geçen iklimi ve sulama yetersizliği nedeniyle tarım, ikili tarla
(bir yıl ekim, bir yıl nadas) sistemine dayanmaktaydı. Nadasa bırakılan toprak;
bileşik saban (pekton arotron) ve basit saban (autogyon arotron)
kullanılarak yılda en az üç kez sürülmekteydi.
Arpa (kölelerin ana besini) ve
buğday başlıca tahıllar olup harman dövme işlemi sığırlara çiğnetilerek ve
elekte (liknon) rüzgara savrularak yapılmaktaydı. Toprağın yapısı
bahçeciliğe (incir, asma, zeytin) çok elverişli olduğundan Knossos ve Atina'nın
temel dışsatım ürünleri zeytinyağı ile şarap olmuştur.
Günümüz Yunanistan'ında Toprak Kullanımı
Geleneksel çiftçilik biçimleri
günümüz Yunan köylülüğünde de varlığını sürdürmektedir.
Yoksulluk nedeniyle dışa göçler
yaşanmakta, kalan topraklar ise parçalanmış dilimler halinde işlenmektedir.
19. yüzyılda İonia Adaları'nda
(Leukas, Kephalonia, Zante) gözlemlenen ortak aile sistemi; babanın ölümünden
sonra mülkün bölünmeyip kardeşlerce ortak işletilmesini ve tüm gelirlerin tek
bir aile anaparasına katılmasını içermekteydi. Bu yapı, antik Atina oikos
(ortak aile) kurumuna büyük benzerlik göstermektedir.
Eski Yunan'da Açık Tarla Sistemi
Eski Yunan kent-devleti, oikos'lardan
oluşan bir birlikti ve yurttaşlık hakları toprak sahipliğine, o da
kabile/fratri/bucak üyeliğine bağlıydı.
Atina mahkemelerinde mülk
anlaşmazlıkları alım-satım sözleşmelerine değil, daima kan bağı veya evlat
edinme iddialarına dayanmaktaydı.
Atina, denizaşırı topraklarda
yoksul yurttaşlarına eşit parseller halinde kura ile toprak dağıttığı kleroukhiai
(kura toprakları) sistemini uygulamıştır (Lesbos ve Khalkis örnekleri).
Sparta'da ise Dorlar yerli halkı
toprakta tutarak ürünün yarısını vergi olarak almıştır. Herodotos'a göre Mısır
Kralı Sesostris'in toprakları eşit bölüştürüp vergilendirmesi geometrinin
doğuşuna yol açmıştır.
Yunan toprak ölçüleri olan gyes
(saban-dönümü), plethron ve ouron (sınır taşları/çit ouroi),
açık tarlalardaki ilkel tarla dilimlerinin boyutlarından kaynaklanmaktadır.
Toprağın Yeniden Bölüşülmesi
Solon döneminde Attika
köylülerinin "toprağın yeniden bölüştürülmesi" talebi, devrimci bir
iddia değil; eski komünal hakları ve kamu topraklarını gasp eden soylulara
karşı geçmişe yönelik geleneksel bir protestodur.
Kyrene kolonisinde, İspanya'daki
Vaccae topluluğunda ve Liparai Adaları'nda dönemsel yeniden bölüşüm sistemleri
uygulanmıştır. Diodoros'un aktardığına göre Lipara halkı toprağı ve yemekleri
ortaklaşa paylaşmış, adaları 20 yıllık dönemler için yeniden bölüşmüşlerdir.
Burjuva tarihçileri (Guiraud,
Toutain) bu ortaklaşmacı kanıtları yok sayar veya çarpıtmaya çalışır.
Bölüşüm Yöntemi
Yeni kurulan kolonilerde (kleroukhia
ve apoikia) yerleşmeciler ve toprak dağıtımı geleneksel olarak kura ile
belirlenmiştir (Thera/Kyrene ve Lydia/Etrüsk örnekleri).
Brea Atina kolonisi yasasında,
her kabileden seçilen 10 geonomos (toprak paylaştırıcısı) toprağı kabile
esasına göre kura ile dağıtmıştır.
Platon Yasalar yapıtında
kentin 12 kabile bölgesine ve 5040 eşit toprak parçasına bölünmesi modelini
sunarken bu gerçek kabilevi uygulamaları esas almıştır. Rodos'taki üç kabile
kenti (Lindos, İalysos, Kameiros) ve İbrani gelenekleri (Sayılar ve Yeşu
kitapları) toprağın kabile ve ailelere kura ile dağıtıldığını doğrulamaktadır.
Ayrıcalığın Gelişmesi
"Kleros" (pay) sözcüğü
aslında kura için kullanılan tahta parçasıdır. Bu, Hint-Avrupa kültüründe her
üyenin ortak emek ürününden eşit pay hakkı bulunduğunu gösteriyor. Ama daha
erken dönemde rahip, şef ve krallar için ayrı topraklar ayrılıyordu. Bunların
adı temenos'tur: "Temenos, kabile düzeninin bağrında göğeren tohumudur
özel mülkiyetin." Aynı ilke yağmanın ve kurban etinin bölüşümünde de
görülüyor. Krala ya da şefe özel bir pay (geras) düşüyor, örneğin etin sırt
kısmı. Bu ayrıcalıklar savaşta öncü olmanın karşılığı sayılıyordu. Kura ise
eşitliğin büyüsel bir güvencesiydi ve Moira'lara (Pay Tanrıçaları)
bağlanıyordu.
IX: İNSANIN YAŞAMDAKİ PAYI
Meslek Klanları
Kabile toplumunun ileri
aşamalarında uzmanlık gerektiren meslekler belirli klanlarda soydan geçmekteydi
(Asklepiadai - hekimler, Homeridai - ozanlar, İamidai - biliciler, Talthybiadai
- ulaklar, Bouzygai - çiftçiler vb.).
Bu zanaat klanları zamanla evlat
edinme ve ant içme törenleriyle dışa açılmış, ortaçağ loncalarının temelini
oluşturmuştur.
Mitolojide Olympos tanrılarının
işbölümü (Hephaistos'a ateş, Atlas'a göğü tutmak, Hades'e karanlıklar ülkesi
vb.), insan toplumundaki meslek klanları sisteminin gökyüzündeki bir
yansımasıdır.
İplik Büken Moira'lar
Pay tanrıçaları olan üçlü
Moira'lar (Klotho, Atropos, Lakhesis); ayın üç evresi, dişil ilke ve iplik
bükme zanaatıyla bağlantılıdır.
Kökenleri, yeni doğan çocuğun
giysilerini büküp hazırlayan ebeler ile yaşlı kadın akrabalara dayanır.
Çocuğa takılan nişanlar (gnorismata),
klan işaretleri/totemleri (wasm) ve dövmeler; çocuğun klan moira'sını
(doğuştan gelen hak ve görevlerini) simgelemekteydi. Koruyucu ata ruhu olan daimon
(dais - yemek ve dasmos - bölüm kelimeleriyle aynı kökten) ile moira
kavramları eşanlamlıdır. Moira'lar, Cilalıtaş Çağı ana-tanrıçalarının ve
anaerkil klanın kadın-atalarının kişileşmiş simgeleridir.
Horalar ve Kharit'ler
Horalar (Eunomia - yasa, Eirene -
barış, Dike - adalet) sınıflı toplum adları taşımakla birlikte köken olarak
toprağın verimliliğini ve mevsimleri simgeleyen ilkel ruhlardır.
Kharit'ler (Euphrosyne - sevinç,
Thalia - eğlenti, Aglaia - parlaklık) ise kutsal şölen ve dans korolarıdır.
Kutsal dişi üçlüler (Moira'lar, Horalar, Kharit'ler) korobaşı olan bir
ana-tanrıça (Artemis, Demeter, Hera, Aphrodite) çevresinde örgütlenmiş anonim
kadın-ata topluluklarıdır.
Erinys'ler
Erinys'ler; akraba öldürme, yalan
yere ant içme, ana babaya kötü davranma ve konuk ağırlamama gibi kabile
geleneklerini ihlal eden suçları cezalandıran korkunç dişi öç perileridir.
Rhadamanthys'in ant içtirerek
sınama uygulamasına dayanırlar. Oidipus, Meleagros, Orestes ve Alkmaion
mitlerinde akraba cinayetlerini takip eden dişisoylu ilençlerdir. Demeter
Erinys ve Persephone ile doğrudan bağlantılı olup kabile töresini savunan ilkel
kadın-ataları simgelerler.
Moira'ların Hint-Avrupa Kökeni
Moira kelimesi Hint-Avrupa
dil ailesine aittir ve avın/yemeğin paylaşılması kuralından türemiştir.
Roma'daki Parka'lar (Yunan
etkisiyle iplik büken üçlüye dönüşmüştür), Keltlerdeki Matres Dea'lar
(meyve sepetli ve bolluk boynuzlu kadın kabartmaları) ve Germenlerdeki Norn'lar
(yazgı ipliği büken üçlü) ortak bir Hint-Avrupa anaerkil kalıtımına işaret
eder.
Moira'nın Dönüşümü
Homeros sonrası şiir ve felsefede
Moira'nın yerini toplumsal ölçü ve adaleti temsil eden Dike ve metron
kavramları almıştır. Zeus zamanla Moira'ların üstüne çıkarılmış (Moiragetes),
kabilenin yerini devlet almıştır.
Erkeklerin otlak kullanımından
doğan Nomos (yasa/görenek) kavramının yükselişi ve Moira'nın düşüşü,
anaerkil kabileden ataerkil sınıflı devlete geçişi yansıtır. Sınıflı toplumda
kitleler mülksüzleştirildikçe Moira, insanların kaderlerine boyun eğmelerini
sağlayan değiştirilemez "Yazgı"ya dönüştürülmüştür.
X: KENTLERİN OLUŞUMU
Thukydides Eski Yunanistan'ı Anlatıyor
Thukydides, Yunan polis'inin
doğuşunu maddeci bir tarihçi yaklaşımıyla açıklar. Erken dönemde yerleşik
hayatın yokluğu, sürekli göçler, korsanlık, sursuz kasabalar ve tarımsal
birikimin olmaması büyük bir güvensizlik yaratmıştır.
Çobanıl zenginlik (sığır) göçebe
koşullara uygunken, bağcılık ve zeytincilik gibi uzun vadeli tarımsal
yatırımlar ancak Minos'un deniz korsanlığını bastırması ve deniz kıyılarında
surlu kentlerin kurulmasıyla gelişebilmiştir.
Tarihsel Dönemde Kentlerin Oluşumu
Antik Yunan dünyasında uygar kent
(polis) ile açık köylerdeki barbarca/yarı-barbarca yaşam tarzı karşı
karşıya konulmuştur.
Strabon, İspanya İberlerinin ve
Yunanistan'daki kentlerin (Elis, Mantineia, Tegeia, Patrai, Rodos vb.) çevre
bucak ve köylerin birleşmesiyle (synoikismos) oluştuğunu belirtir.
Sparta bile tarih boyunca sursuz bir köyler kümesi olarak kalmıştır.
Kabile Kampından Kent-Devletine
Demos, kome (köy)
ve polis terimleri klan yerleşimlerinin evrimini gösterir. Cilalıtaş
Çağı kabile kampları (Avustralya Aruntaları, Amerikan Siouan yerlileri, Meksika
calpulli'si) klan esasına göre düzenlenmiş dairelerdir.
Köy merkezinde şefin evi, agora
(köy meydanı) ve klan ata ocağı yer alırdı. Madenlerin (özellikle tunç ve
demir) kullanılmasıyla emek üretkenliği artmış, uzman zanaatkarlar (demiourgoi)
ortaya çıkmış ve fazla ürün klan şeflerinde birikmiştir. Kılıcın icadıyla savaş
ve yağma meslekleşmiş, konukseverlik ve hediyeleşme ilişkilerinden pazar ve
meta değişimi gelişmiştir. Böylece merkez köy bir pazar kasabasına, şefler
toprak sahibi soylulara, agora ise pazar yerine dönüşmüştür.
Phaiakların Ülkesi ve Pylos
Homeros destanlarındaki Phaiaklar
(Skherie) ve Pylos, kabile yapısından kentleşmeye geçişin canlı örnekleridir.
Phaiaklar'da 13 basileus
(şef/yaşlılar kurulu boule) bulunmakta ve Alkinoos bu şeflerin başı
olarak hareket etmektedir. Kent 13 yöreye (demos) bölünmüştür ve kralın temenos'u
kentten "bağırsan duyulur" (kos - yaklaşık 2,5 km)
uzaklıktadır. Pylos'ta ise Nestor'un krallığı Poseidon'a kurban sunan 9 hedrai'ye
(küme/bölge) bölünmüştür.
Atina'nın İlk Dönemi
Thukydides'e göre Attika bölgesi,
Theseus öncesinde her birinin kendi arkhon'u (şefi) ve prytaneion'u
(kent ocağı/konak) olan bağımsız bucaklardan oluşmaktaydı.
Theseus, tüm yerel meclisleri ve
yetkileri ortadan kaldırıp merkezi yönetimi Atina Akropolü'nde toplayarak
birleşmeyi (synoikismos) sağladı.
Aristoteles, toplumun bu dönemde
üç sınıfa ayrıldığını aktarır: Eupatridler (soylular), Geomorlar
(köylüler), Demiurgoslar (zanaatkarlar).
Krallığın çöküşüyle yönetim dokuz
arkhont'a ve Eupatrid soylularının eline geçmiş; ancak 5. yüzyıldaki
demokratik devrimle bu kurumlar halkın denetimine girmiştir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: KAHRAMANLIK ÇAĞI
XI. MYKENE HANEDANLARI
Geleneksel Süredizin
Yunan tarihçileri M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren kronolojilerini
Olimpiyat Oyunları'na, Paros Mermeri yazıtına ve Eratosthenes'in
hesaplamalarına dayandırmışlardır. Modern arkeoloji ise Mısır ve Minos kazıları
üzerinden gökbilimsel eşzamanlılıklar kurarak tarihöncesini somut temellere
oturtmuştur.
Nilsson ve Bury gibi araştırmacıların tartıştığı
soyağaçları, katıksız tarihsel gerçekliklerden ziyade yerel geleneklerin
rastgele uyarlamalarını içerir. Söylencesel krallar ve Minos'un deniz
egemenliği öyküleri, “dağdağan olmuş tarihsel gerçeklerin ve büyük göç
hareketlerinin halk arasındaki simgeleri” olarak değerlendirilmelidir.
Arkeolojik Çerçeve
M.Ö. 1600 dolaylarında Miken'de yükselen Oluk Gömütler
Hanedanı; altın/gümüş eşyaları, süslü tunç kılıçları ve berkitilmiş surlarıyla
güçlü bir askeri aristokrasiyi temsil eder.
M.Ö. 1500 civarında yerini Tapınak Gömüt Hanedanı'na
bırakmış; M.Ö. 1450-1400 yıllarında Knossos'un düşüşüyle Miken, Ege dünyasının
tek siyasal ve kültürel merkezi haline gelmiştir.
Ünlü Aslan Kapısı, Atreus Gömütü ve Tiryns Sarayı bu dönemin
anıtsal mimarisini oluşturur. Miken kültürü Minos etkisinde gelişse de kuzeyden
gelen "megaron" tipi ev, harmani ve kehribar kullanımı gibi
Minos-dışı ögeleri barındırır.
Geleneksel Hanedanlar
Geleneksel söylenceler ile arkeolojik veriler
eşleştirildiğinde Karialılar, Lelegler, Pelasglar ve Minias çömleğini yayan
Tyroid/Lapith boylarının göç yolları ortaya çıkar.
Kadmos efsanesi, Doğu Akdeniz ticaret merkezi Ugarit (Ras
Şamra) kazılarının da doğruladığı üzere, Orta Minos döneminde Girit üzerinden
Yunanistan'a ulaşan Fenikelilerin (veya Ugarit kültürünün) varlığına işaret
eder.
En uzun soyağacına sahip olan Argos geleneği (Phoroneus,
Pelasgos, İo, Danaos, Perseus, Akrisios, Herakles ve Atreus) ise Klasik Dönem
Argos siyasi emelleri doğrultusunda defalarca yeniden biçimlendirilmiştir.
XII. AKHALAR
Akhaların Dağılımı
Homeros destanlarında "Argoslular",
"Danaolar" ve "Akhalar" terimleri Agamemnon yönetimine
bağlı tüm halklar için genel anlamda kullanılır.
Tarihsel dönemde ise Akhalar iki temel bölgeye ayrılmıştır:
Thessalia Akhaiası (Phthiotis) ve Peloponnesos Akhaiası (12 kent birliği).
Ayrıca Zakynthos, Lakonia (Parakyparis), Rodos (İalysos),
Kilikia (Hypakhai’lar), Kıbrıs (Salamis'i kuran Teukros), Nil Deltası
(Arkhandros) ve Kafkasya kıyılarında (Heniokh’lar ve Zygi’ler) Akha kökenli
topluluklar iz bırakmıştır.
Aiakidler
Akhilleus'un komutasındaki Myrmidonlar, Thessalia
Akhaiası'nda yaşayan Akhalar ve Hellenlerin kabile birliğidir.
Akhilleus'un dedesi Aiakos'un soyundan gelen Peleus, Telamon
ve Phokos (Aiakidler klanı), Thessalia'dan Phokis'e, oradan da Salamis ve
Aigina adasına yayılan tarihsel bir Akha klanını simgeler.
İonlar
Dor istilasından sonra Peloponnesos'tan sürülerek Attika'ya
ve ardından Anadolu kıyılarına geçen topluluklar Panion Birliği'ni (12 kent)
kurmuşlardır.
İon adı Homeros çağında belirli bir ulusal kimliği ifade
etmeyip, Atina merkezli mülteci grupların kaynaşmasıyla oluşmuştur.
"Hellen ve üç oğlu" (Ksuthos, Aiolos, Doros)
efsanesi, soy bilincinin tarihsel dönem başlarında yapay olarak kurgulanmış son
aşamasıdır. Hakikatte İonlar ile Akhalar aynı kökten gelen akraba halklardır.
Peloponnesos Akhaları
Dor istilası öncesinde Akhaların yerleşim alanları Argolis
ve Lakonia idi.
Sparta egemenliği sonrasında kurulan Özgür Lakonialılar
Birliği (Eleutherolakones) kentlerinde Boiotia ve Thessalia bağlantılı
Akha/Pelopid gelenekleri korunmuştur.
Agamemnon'un İlyada'da sayılan egemenlik alanı gerçekte
Peloponnesos Akhaiası'na denk düşmektedir.
Akhaların Kökeni
Akhalar, Boiotlar ve Hellenler, Epeiros'taki Dodona kutsal
alanından çıkan tek bir soyun kollarıdır.
Bölgedeki rahipler/sözcüler (Selloi/Helloi)
Hellenlerin atalarıdır. Dilbilimsel veriler (Arkadia lehçesi, Kıbrıs Yunancası
ve Aiolca arasındaki doğrudan bağlar) Akha dilinin Thessalia Aiolcasının bir
kolu olduğunu ve Yunan dilinin anakaraya Dodona ile Petra üzerinden girdiğini
gösterir.
Pelopidler
Hitit belgelerinde geçen Ahhiyava krallığı ve Mısır
kaynaklarındaki Akaivaşa kavimleri Akhaların Doğu Akdeniz'deki varlığını
doğrular.
Hanedanın kurucusu Pelops (ve Tantalos) söylencesi,
erginleme törenleri (svayamvara araba yarışları, pişirilip yeniden
doğma) ile örülmüş olsa da tarihsel açıdan Pelopidlerin Hitit/Anadolu (Lydia,
Paphlagonia, Phrygia) kökenli bir Akha aristokrasisi olduğunu kanıtlar. Sipylos
(Spil) dağındaki Hitit anıtları ve Otreus (Atreus), Myrsilos/Mursil
(Myrtilos) gibi isim eşleşmeleri bu Anadolu bağını perçinler.
XIII. KÜLTÜRLERİN ÇATIŞMASI
Akhaların Toplumsal Özelliği
Akha toplumu, klan bağlarından kopmuş, kılıç gücü ve ganimet
esasına dayalı, yağmacı bir askeri aristokrasidir.
Zenginlikleri hayvan sürüleri, kadın tutsaklar, altın/gümüş
kaplar ve savaş ganimetleridir. Tanrılar katı Olympos dahi bu feodal askeri
kastın gökyüzündeki yansımasıdır. Odysseia'daki korsanlık anlatıları ve
Phoiniks'in babasıyla çatışıp bir derebeyine vasal olarak bağlanması, ataerkil
bireyciliğin ve feodal mülkiyet ilişkilerinin doğuşunu sergiler.
Anaerkil Toplumun Homeros'ta Ele Alınışı
Destanlarda, Akha öncesi döneme ait anaerkil kurumların
izleri ve ataerkil dönüşümün çatışmaları okunabilir.
Troya'da Athena tapımının Hekabe liderliğinde kadınlarca
yürütülmesi ve Priamos'un sarayında evlenen kızların damatlarıyla birlikte
oturması (anaerkil içevlilik/damat kuralı) bu eski düzenin
kalıntılarıdır.
Phaiakia krallığında Kraliçe Arete'nin belirleyici
otoritesi, yakarış törenlerindeki anaerkil/ataerkil çelişkiler ve
Arete-Alkinoos kardeş evliliği soyağacı çarpıtmalarıyla gizlenmeye
çalışılmıştır.
Odysseus'un Krallığı
İthaka krallığı topraklarında (Kephallenler) 108 talibin
Penelope'yi zorlamasının temel nedeni, mülkiyetin ve taht hakkının erkeğin
soyundan değil, kraliçeyle evlilik yoluyla geçmesidir (anaerkil kalıtım
kuralı).
İkarios-Odysseus-Penelope öyküsü ise anayerli evlilikten
(kadının ailesinin yanında yaşama) babayerli evliliğe (erkeğin yurduna
taşınma) geçiş sancılarını simgeler.
Batı Yunanistan'daki Lelegler
Odysseus'un egemenlik alanındaki halklar (Kephallenler,
Taphios ve Teleboas korsanları), Ege'den püskürtülen Karialı ve Leleg
yerleşimcileri ile Kadmosoğullarının karışımıdır.
Leda, Klytaimestra ve Helena efsanelerindeki alt katmanlar
Karia diline dayanır; nitekim Leda sözcüğü Karia dilinde doğrudan "kadın"
(lada) anlamına gelmektedir.
Akhaların Üstünlüğü
Yunan uygarlığı, Akha korsanlarının ve ataerkil özel
mülkiyet öncülerinin Minos/Leleg anaerkil uygarlığını zorla ele geçirmesi ve
dönüştürmesiyle doğmuştur.
Eski düzenin bağımsız kadını (Arete, Klytaimestra) yeni
ataerkil düzende ya boyun eğen pasif bir figüre (Penelope) ya da bir suçluya
(Klytaimestra) dönüştürülmüştür.
Yunan dilinin ve ataerkil ideolojinin yayılmasını sağlayan
temel dinamik, sınıfların ve mülkiyet biçimlerinin tarihsel çatışmasıdır.
BEŞİNCİ BÖLÜM: HOMEROS
XIV. BÖLÜM: ŞİİR SANATI
Söz ve Büyü
Eski Yunan'da salt çalgısal bir müzik yoktu, en güzel
şiirlerin çoğu müzik eşliğinde okunmak için yazılırdı.
Araç kullanan insan doğayı denetlemeyi öğrenmiş, doğa
yasalarını henüz anlayamadığı evrelerde ise doğayı kendi isteğiyle
değiştirebileceği sanısına kapılarak büyüyü doğurmuştur.
Konuşma, kolektif üretim sürecinin bir parçası olarak doğmuş
ve başlangıçta büyüsel bir güç taşımıştır.
Üretim tekniği geliştikçe çalışma devinimleri yansılama
danslarına, konuşma ise günlük bildirişim dili ile kuttörensel/büyüsel şiirsel
konuşma biçiminde ikiye ayrılmıştır.
Şiirin kaynağı doğrudan büyüsel eylemlere dayanmaktadır.
Ritim ve Çalışma
İki seslemli yalın çalışma haykırışları (heyamolalar),
çalışma sırasındaki fiziksel zorlanmayı düzenlemek için doğmuştur. İş türküleri
zamanla gelişerek nakaratlara, solo-koro yapısına ve balad dörtlüklerine (ikili
biçim AB, üçlü biçim ABA) dönüşmüştür. Başlangıçta dans, müzik ve şiir tek bir
ritmik beden devinimi olarak bütünleşmişken, zamanla dans ve müzik ayrışmış;
anlatısal şiirden ise düzyazı ve roman doğmuştur.
Dans, müzik ve şiir dediğimiz üç sanat, bir tek sanat olarak
başlamıştır. Bu sanatların kaynağı, topluca çalışan insan gövdelerinin ritimli
devinimidir.
Doğaçtan Söyleme ve Esinlenme
İlkel ozan kendi başına çalışmaz. Dinleyicileri de işbirliği
yapar onunla.
Şairdeki esinlenme (esrime), şairin toplumsal ve içsel
çatışmalarını düşlem dünyasında çözerek topluluğun ortak duygularını dile
getirmesidir. İlkel toplumlarda ozan; tanrıyla esrimiş bir yalvaç, büyücü veya
otacı konumundadır.
Eski Yunan'da yalvaçlık (mantike) ile delilik (mania)
arasındaki dilsel bağ ve Dionysos tapımlarındaki esrime dansları bu kökeni
açıklar. Şiirsel esinlenmenin tarihsel kökeninde, kadınların ilkel büyü,
bilicilik ve kuttörenlerdeki etkin rolü (Musa'lar / Esin Perileri)
bulunmaktadır.
XV. BÖLÜM: YUNAN EPİK ŞİİRİNİN KUTTÖRENSEL KÖKENLERİ
Sorun
Epik, lirik, dramatik şiir…
Tarihsel olgunlaşma sırasının aksine, yapısal ilkellik
açısından bakıldığında epik şiir en az farklılaşmış ve en ilkel biçimdir. Bu üç
biçim Yunan toplumundaki üç gelişme evresine yanıt verir: Erken krallık evresi
(epik), toprak soyluluğu evresi (koral lirik) ve demokrasi evresi (dram).
Strofi
Stanza ve strofi kavramları dans devinimindeki duraklama ve
dönüş adımlarını simgelemektedir.
Stanza bir 'duruş' ya da 'duraklama'dır. Strofi ise
Latincedeki versus gibi bir 'dönüş'tür. İkisi de, bir dans devinimindeki
bölümleri dile getirir.
Lirik şiirdeki biçimler (monostrofik, triadik, antistrofik)
koral dansların ve iki yarım-koronun gelişimine bağlıdır. Antistrofik biçim
solist ile nakaratın etkileşiminden doğmuştur. Bitiş bölümü olan epoidos
(epod) sözcüğünün özgün halk dilindeki karşılığı ise bir "büyü duası"
veya "tılsım"dır.
Heksametron
Dizedeki durak (sezura), danstaki adımların ve
müzikal aranın ritmik kalıntısıdır. Heksametron ölçüsü, ikili biçimdeki
sesleniş ve karşılığa dayalı iki figürlü tümceciklerden ve geleneksel
kalıp-tümcelerden (formulae) türemiştir. Epik ozanın elindeki değneğin veya
lirin varlığı, ozanın dans eden korodan ayrışma sürecini temsil eder.
Koro
Koral lirik şiir, soylu ailelerin
klan kuttörenlerine dayanır ve kabile döneminden gelen teknikleri korur.
Pindaros'un zafer övgüleri ve cenaze ağıtları bu yapıyı gösterir. Ağıtların
ilkel biçimi kadınlarca icra edilirdi (İlyada'daki Hektor için tutulan yas
örneği). Alkman'ın Partheneion (kızlar korosu) şiiri, klan içindeki genç
kızların erginleme törenlerini belgeler. Apollon ve Musa'lar (Esin Perileri)
imgesi, Minos/Girit dönemindeki kadın korosunun ve koro önderinin zamanla erkek
bir rahibe/koro önderine dönüşmesinin gökyüzündeki yansımasıdır.
Epik Giriş
Delos'taki Apollon şenlikleri
gibi dinsel toplanmalarda, epik okumalardan önce tanrıları onurlandıran
"Homerik Övgüler" (prooimia) söylenirdi.
Yarışma bir girişle, o şenlik ya
da bayramın tanrısına bir övgüyle açılırdı. Sonra ilk yarışmacı öne çıkar,
değneği (rhabdos) eline alıp başlardı İlyada'dan okumaya.
Zamanla bu gelenek, dinsel övgü
(giriş) ile dindışı kahramanlık destanı (esas okuma) arasında belirgin bir
ayrım yarattı. Değneğin (rhabdos) elden ele geçmesiyle sürdürülen bu
doğaçlama şarkı düzenleme pratiği, "rapsod" kavramının da temelini
oluşturmuştur.
Gelişim sürecinde, ozanın işe
"tanrıyla başlaması" değişmez bir kural halini almıştır. Hesiodos'un
Tanrıların Doğuşu ile Kadınların Sayımı eserleri ve Alkman'ın şiirleri, önce
tanrılara ardından ölümlü/kahraman soyuna odaklanan bu iki aşamalı yapının
(ardıllığın) en belirgin örnekleridir. Epik okumalar, eski koral övgünün
dindışı bölümünü bünyesine katmış ve koral övgüyü yalnızca biçimsel bir
açılış/giriş düzeyine indirgemiştir.
Akşam Yemeğinden Sonra Söylenen Şarkılar
Saray ozanları (Demodokos,
Phemios), şölen sonrasında tanrıdan esin alarak kahramanlık şarkılarına
başlarlardı. Bu gelenek, toplu halde söylenen dinsel koral övgünün zamanla tek
bir uzman ozan tarafından icra edilen solo kahramanlık şiirine dönüştüğünü gösterir.
Akşam yemeği sonrası şarkı
söyleme geleneği soysoylu sınıflar arasında varlığını korumuştur. Attika'daki
içki şölenlerinde konukların elden ele bir dal (aisakos) veya şarap tası
gezdirerek doğaçtan dörtlükler (skolion) söylemesi; ilk baştaki dinsel
giriş ile dindışı solo anlatı yapısının korunduğunun kanıtıdır.
En eski çağlara kadar uzanan ve
dünyanın çok yerinde rastlanan bilmece,
kökeninde, topluluğa alınma, kabul edilme gizlerini sorgulamanın bir yoluydu.
Totemik ritüeller, sınıflı
toplumun pekişmesi ve ataerkil askeri yapının öne çıkmasıyla değişim
geçirmiştir. Anaerkil döneme ait "kadınların ve tanrıçaların şan ve
şerefi" arka plana itilmiş; yerini savaşçı, erkek egemen topluma hitap
eden "erkeklerin şan ve şerefi"ne ve solo epik şiire bırakmıştır.
XVI. BÖLÜM: ARKEOLOJİ AÇISINDAN HOMEROS
Tarihlendirilebilir Öğeler
Homeros destanlarının gerçeğe
uygun ama bilinçli biçimde eskisel (arkaistik) bir dil kullandı.
Bir nesneyi betimleyen
sözcüklerin biçimi o nesneden daha yeni olabilir, ama daha eski olamaz…
Gömme Biçimi
Mykene krallarının ölüleri
toprağa gömmesi / Homeros destanlarında ölülerin yakılması…
Dendra gömütleri, ölünün
gömüldüğünü ancak kişisel eşyalarının hemen yanındaki çukurda yakıldığını
doğrulamıştır. Gömme ve yakma uygulamaları aslında yeniden doğma ve erginleme
ilkesinin iki ayrı yönüdür. Anadolu'ya göç eden Aiol ve İon soyluları, göç koşullarının
yetersizliği nedeniyle ölüyü yakıp küllerini toprağa gömme şeklinde daha
yalınlaştırılmış bir kuralı benimsemişlerdir.
Helena
Helena figürünün kökeninde bir su
kuşu/kült tanrıçası (Aphrodite-Astarte, Bataklık Artemisi) yatmaktadır.
Helena'nın doğuş efsanesi
(Leda/Zeus ve yumurtadan çıkış), Karialı Leleglerin Bataklık Artemis'i ile
Fenikelilerin aydan düşen yumurtadan doğan Aphrodite-Astarte kültüyle
örtüşmektedir.
Babil tanrıçası İştar ile Temmuz
kültünün Suriye ve Kıbrıs üzerinden Yunan dünyasına geçerek Aphrodite ve
Adonis'e dönüşmesi gibi, Helena da Doğu Akdeniz'deki tapınak gelenekleriyle
bağlantılıdır.
Troya'ya giden Helena değil, onun
hayaletiydi; gerçek Helena Mısır'da kalmıştı…
Homeros'un aksine, şair
Stesikhoros ve Hesiodos, Helena'nın kendisinin hiçbir zaman Troya'ya
gitmediğini, Troya'da savaşan tarafın yalnızca onun bir "hayali"
(eidolon) olduğunu, gerçek Helena'nın ise Mısır'da kaldığını öne sürer.
Tarihçi Herodotos, Memphis'teki
Yabancı Aphrodite tapınağının Helena adına kurulduğunu ve Mısır rahiplerinin
anlatısına göre Paris'in fırtına sebebiyle Mısır'a sığındığını, Kral Proteus'un
Helena'yı alıp Menelaos'a iade ettiğini aktarır. Herodotos, Homeros'un da bu
öyküyü bildiğini ancak destanının yapısına uymadığı için reddettiğini savunur.
Sparta yakınlarındaki Therapne'de
Helena ve Menelaos'a birer tanrı/kahraman olarak tapınılması, Menelaos'un Doğu
Akdeniz'deki (Kıbrıs/Paphos örneğinde olduğu gibi) bir rahip-kral geleneğinin
yansıması olabileceğini düşündürmektedir.
Efsanedeki Doğu Akdeniz ögeleri,
MÖ 13.-12. yüzyıllarda Akhaların Doğu Akdeniz ve Deniz Halkları akınları
dönemine dayanır. Destanlar ise bu Doğu kökenli anlatıların MÖ 10. ve 9.
yüzyıllarda Anadolu'da (İonia/Aiolis) Homerosoğulları tarafından yeniden biçimlendirilmesiyle
nihai halini almıştır.
Epik Biçem
Epik şiirin toplumsal koşulları
korsanlık, yağmacı şefler ve kabile yapısının hızlı çözülüş dönemleridir.
Homeros biçemi yazıöncesi sözlü
geleneğe dayanır.
Ozanlar zihinlerindeki
"üretme öğeleri" (kalıplaşmış sıfatlar, hazır kalıplar, benzeyen
sahneler) sayesinde doğaçtan şiir söylerler.
XVII. BÖLÜM: HOMEROSOĞULLARI
Aiolis ve İonia
Mykene kültürünün çöküşünün
ardından Aiol ve İon göçmenleri Anadolu kıyılarına yerleşmiştir. Krallık
geleneklerini taşıyan göçmenler (Penthilidler, Kodrosoğulları) eski destan
geleneğini korumuşlardır. Krallığın Aiolis'te uzun sürmesi epik şiirin korunmasını
sağlarken, İonia'da krallığın erken çöküp tecimen kent-devletlerinin gelişmesi
epik şiirin yüksek bir sanat düzeyine ulaşmasına yol açmıştır.
Homeros'un Doğum Yeri
Antik çağ yazarlarının Homeros'un
doğum yeri konusundaki belirsiz ve çelişkili iddialar…
Eleştirel inceleme sonucunda en
güçlü adaylar Hermos körfezi çevresindeki Khios, Smyrna ve Kyme’dir.
Saraydan Pazar Yerine
"Homeros" adının kökeni
("köle" veya "kör ozan")
Homerosoğulları (Homeridai)
başlangıçta soybağına dayanan bir klan iken zamanla mesleki bir loncaya
dönüşmüştür. Sarayların ve krallıkların çöküşüyle ozanlar şiirlerini pazar
yerlerinde, panayırlarda ve özellikle Delos şenliklerinde okumaya
başlamışlardır.
Homeros Külliyatı
Homeros külliyatı antik çağda ve
günümüzde iki ana kategoride değerlendirilir:
Homeros Şiirleri (Ana
Şiirler): Herkesçe doğrudan Homeros'a atfedilen İlyada (15.693
dize), Odysseia (12.107 dize) ve tanrılara yazılan Övgüler (34
adet hymn).
Destanlar Çemberi (Epik
Siklus): Homeros'a ya da onun izdeşlerine (Homerosoğulları / Homeridai)
yakıştırılan, Troya ve Thebai savaşlarının öncesini ve sonrasını tamamlayan
diğer destanlar. Bu külliyat hakkındaki bilgilerin çoğu MS 5. yüzyılda yaşamış
Neoplatoncu Proklos'un Khrestomathia özetinden gelmektedir.
Destanlar Çemberi
Troya Çemberi
Kypria (Kıbrıs Destanı): Paris'in
yargısı, Helena'nın kaçırılması, İphigenia'nın kurbanı
Aithiopis: Hektor'un gömülmesinden Akhilleus'un
ölümüne kadarki süreç
Küçük İlyada: Akhilleus'un zırhı yarışı ve Tahta
At'ın yapılışı
Troya'nın Yağmalanışı: Troya'nın düşüşü
Yurda Dönüşler (Nostoi): Akhalı komutanların
savaştan sonra eve dönüş serüvenleri
Telegonia: Odysseus'un sonraki yaşamı ve oğlu
Telegonos tarafından öldürülüşü
Thebai Çemberi
Oidipodeia: Oidipus'un babasını öldürmesi ve soyunun
lanetlenmesi
Thebais: Oidipus'un oğullarının savaşı ve
Argosluların Thebai seferi
Epigonoi: Ölen komutanların oğullarının Thebai'yi yok
etmesi
Kallinos gibi erken dönem İonialı şairler, Thebais
gibi destanları doğrudan Homeros'a bağlama eğilimindeydi.
Herodotos: Kypria ve Epigonoi
destanlarındaki kurgusal çelişkileri inceleyerek bunların Homeros'a ait
olamayacağını savunmuştur.
Thukydides: Apollon'a Övgü'yü Homeros'a ait
saymıştır.
Platon, Ksenophon ve Aristoteles: Homeros denince
esas olarak yalnızca İlyada ve Odysseia'yı (ve kısmen Margites
taşlamasını) kabul etmişler; diğer yan destanları Homeros'un özgün eseri
saymamışlardır.
Destanlar Çemberi
Destanlar Çemberi ozanlarının çoğu İonia/Aiolis dışındandır
(Peloponnesos, Kıbrıs, Libya/Kyrene).
Telegonia (Odysseia'nın devamı) ozanı Eugammon, Kyrene
tiranları Battosoğulları'nı Odysseus soyuna bağlayacak kurgular üretmiştir.
Homeros şiirlerinin gelişimi
İlkel/Saray Dönemi (İonia & Aiolis): Phemios ve
Demodokos figürlerinde görülen, saraylarda söylenen kısa ve gevşek örülü
şiirler dönemi.
Delos Şenlikleri & Olgunlaşma Dönemi: Homerosoğullarının
Delos’taki Apollon şenliklerinde örgütlenip loncalaşması. Rakiplerini de
kapsayan bu lonca, şiirleri düzenli yarışmalarda okuyarak İlyada ve Odysseia’ya
günümüzdeki yüksek teknik bütünselliği ve kalıbını kazandırmıştır.
İonia Dışına Yayılma ve Gerileme: Şiirlerin Sparta, Argos ve
Kyrene gibi dış merkezlere taşınması. Ancak bu dönemde sarayların kısa şiir
talepleri nedeniyle epik epos biçimsel gerilemeye girmiş; yerini zamanla
olayları düzyazıya aktaran tarihçiliğe (örneğin Herodotos'a) bırakmıştır.
Aristoteles (Poetika), Homeros’u Destanlar Çemberi
ozanlarından üstün tutar: Bütün savaşı anlatmak yerine yalnızca birkaç haftalık
döneme odaklanmış (İlyada ve Odysseia 24'er bölüm), bu sayede organik ve
derinlikli bir yapı kurmuştur. Bu iki destandan yalnızca birer-ikişer tragedya
çıkabilmektedir.
Küçük İlyada gibi yapıtlar geniş zaman dilimlerini
tıkış tıkış doldurdukları için sanatsal bakımdan zayıftır; ancak konusal
zenginlikleri nedeniyle çok sayıda tragedyaya (Küçük İlyada'dan 8'den fazla)
kaynaklık etmişlerdir.
Peisistratos'un Metin Saptaması
Antik gelenek, Atina tiranı Peisistratos’un (ve oğlu
Hipparkhos'un) dağınık, bozulmaya yüz tutmuş veya sözlü olarak aktarılan
Homeros şiirlerini (İlyada ve Odysseia) toplattığını, bir yarışma
düzenleyerek metinleri kağıda geçırttığını ve düzenlettiğini aktarır.
Salamis Dizeleri (İlyada 2)
Salamis’i Atina ordusuyla yan yana durduğunu belirten
dizeler Salamis adasını Atina’ya ait göstermek amacıyla İlyada’ya eklenmiş
olmalı…
Atina’nın ulusal kahramanı Theseus’u ve Herakles’in
tanrısallığını meşrulaştıran dizeler de benzer politik/kültürel müdahalelerdir.
Dolon’un Öyküsü (İlyada 10)
Modern "Ayrıcılar" (Analistler), bu bölümün
sonradan eklendiğini savunur.
İlyada ve Odysseia, tek bir kalıptan çıkmamış,
zamanla organik olarak biçimlenmiş ve tiranlık dönemindeki düzenlemeyle nihai
formunu almıştır.
Epik Şiirin Sonu
Epik gelenek, Homerosoğulları (Homeridai) gibi ozan
loncalarının güçlü hafızasına dayanıyordu. Sözlü şiirin doğaçlama ve anlık
coşkusu yazıya aktarılırken kaybolma riski taşıyordu.
Ticaret sınıfının hızlı yükselişi, epik geleneği en olgun
çağında sahiplenmesini sağladı; ozanlar saygı gördü.
Ortaçağ’da Avrupa’da Yazı, Kilise ve Latince elitinin
tekelinde kaldı. Yerel ve pagan sayılan halk şiirleri/destanları (örneğin Ingeld
destanı) bastırıldı ya da çok geç (12. yüzyıl) yazıya aktarılabildiği için
nitelik kaybetti.
Homeros tek bir kişi değil, babadan oğula geçen bir sanatı
yetkinleştiren kolektif bir ozanlar okuludur.
İlyada ve Odysseia'nın Yapısı
İlyada’nın çıkış noktası Thessalia’lı bir şef
(Akhilleus) ile Mykeneli efendisi (Agamemnon) arasındaki çıkar kavgasıdır.
Aristoteles’in işaret ettiği gibi bu ana izlek; Akhilleus’un
savaşı bırakması, Patroklos’un ölümü, Akhilleus’un Hektor’dan öç alması ve
Priamos’a oğlunun ölüsünü geri vermesi sahneleriyle biçimlenmiştir.
Agamemnon ve Diomedes’in kahramanlıkları, tanrıların
çekişmeleri ve aile sahneleri (Helena, Hektor ve küçük oğlu) yanöykülerle ana
konuyu derinleştirmiştir.
Destandaki Akhilleus karakteri iki farklı dönemin
katmanlarını taşır: Bir yanda sığır yağmalayan, kılıç çeken, barbar Mykene
haydutu; diğer yanda ise "ün kazanıp erken ölmek ile uzun yaşayıp ünsüz
kalmak" arasında bocalayan trajik ve felsefi bir kahraman.
Odysseia’nın Yapısı
Telemakhos’un babasını aramak için yola çıkışı (I-IV).
Odysseus’un Phaiakların ülkesine varması (V-VIII).
Odysseus’un başından geçen serüvenleri anlatması (IX-XII).
Baba ile oğulun Çoban Eumaios’un kulübesinde buluşması
(XIII-XVI).
Odysseus’un dilenci kılığında evine dönüp talipleri
gözlemlemesi (XVII-XX).
Taliplerin öldürülmesi, Penelope ve Laertes’le kavuşma
(XXI-XXIV).
Destanın çekirdeği (canavarlar, büyücüler, devler)
Odysseus’tan çok daha eski, kaba halk masallarına (folklora) dayanır. Ancak
ozanlar 10 yıla yayılan bu serüvenleri Phaiak sarayındaki bir anlatı merceğinde
tek bir noktaya odaklamışlardır.
Odysseia’da, İlyada’da olmayan bir edebî teknik kullanılır:
Agamemnon’un sadakatsiz karısı Klytaimestra ve sevgilisi Aigisthos tarafından
öldürülmesi hikayesi sürekli bir "leitmotiv" (yinelenen tema) olarak
hatırlatılır. Bu sayede okuyucuda/dinleyicide "Penelope kocasına bağlı
kalacak mı?" gerilimi canlı tutulur.
Domuz çobanı Eumaios figürü, ilkel ataerkil köylü yaşamının
sevecen bir betimlemesidir. Taliplerin öldürülmesi sahneleri ve Odysseus’un
mülkünü koruma hırsı, Yunanistan’daki ataerkil hukuk düzenini ve evlilik öncesi
yarışma (svayamvara) geleneklerini yansıtır.
Destanlar ne tek bir dahi sanatçının bireysel eseridir
(Bircilerin savı) ne de rastgele bir araya getirilmiş sahipsiz parçalardır
(Ayrıcıların savı).
Bu şiirler; babadan oğula geçen, ustadan çırağa aktarılan,
yüzyıllar boyunca doğaçlama çeşitlemelerle olgunlaşmış bir ozanlar
loncasının/okulunun ürünüdür.
Doğaçlama sözlü geleneğin yalın gerçekçiliği ile yazılı
kültürün/olgun sanatın incelikli düzenlemesi benzersiz bir tarihsel anda
(tüccar prensler ve tiranlar çağında) birleşmiştir. Böylece, canlı dinleyici
önünde coşan ilkel ozanın ateşi, yazılı sözcüklerin kalıcı ortamına
aktarılabilmiştir.
EK: YUNANİSTAN'DA TOPRAK KULLANIMI ÜSTÜNE
İlyada (XII, 421-423)
Tarlalarının sınırını ölçü değnekleriyle çeken iki adamın
kavgasını W. Ridgeway, Homeros dönemindeki tarla sistemini Orta Çağ
İngiltere’sindeki "açık-tarla sistemi" (open-field system) ile
karşılaştırır.
İngiliz Sistemi: 1 furlong (karık boyu)
uzunluğunda ve 1 rod (üvendire boyu) genişliğinde dar-uzun şerit
tarlalar (strip/acre).
Yunan Ölçü Karşılıkları: Ridgeway bu dilim acreı
Yunanistan'daki gyes ile özdeşleştirir. Gyes uzunluk olarak 1 stadion
(600 feet), genişlik olarak 1 plethron (100 feet) kabul edilir.
Akaina (üvendire/değnek) hem hayvanı sürmek hem de
iki karık arasındaki mesafeyi ve tarla genişliğini ölçmek için kullanılan
standart araçtır (İngilizce rod, Arapça massase ile eşdeğerdir).
Arapça feddan ve Yunanca zeugos, bir çift
öküzün bir günde (veya bir yılda) sürebildiği standart toprak parçasıdır.
Köy komünlerinde (musha'a sistemi) toprak özel mülk
değildir; klanların/ailelerin sahip olduğu öküz sayısına ve aile büyüklüğüne
göre bölüştürülür. Eşitlik sağlamak için kura (gorali/jarrali) çekilerek
her aileye farklı nitelikte (iyi/kötü) dar şerit parseller verilir.
Komünal bağlar gevşedikçe komşunun karığına tecavüz etme (mangeurs
de raies / karık yiyiciler) vakaları artmıştır. İlyada'daki iki
adamın kavgası da tam olarak bu tür bir sınır hırsızlığı/ölçüm anlaşmazlığıdır.
Atina'nın Lesbos adasını ele geçirdikten sonra toprakları
3000 paya bölüp Atinalı yerleşmecilere dağıtması, antik komünal kleros
(standart toprak parçası) sisteminin sömürü aracı olarak sürdürülmesidir.
Bu uygulama, Dorların Girit ve Sparta'yı istila ettikten
sonra yerel halkı köleleştirip (voikees / helot) malikanelerin (klaros)
ürünlerine el koyma geleneneğiyle doğrudan aynı kökenden gelmektedir.
…