Emine
Gürsoy Naskali - Türk Kültüründe At ve Çağdaş
Atçılık - Notlar
Türkiye Jokey Kulübü, 1995
Sunuş
11 - 14 Mayıs 1994 tarihleri arasında Marmara Üniversitesi
Türkiyat Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak İstanbul'da "Türk kültüründe
at ve çağdaş atçılık" konulu bir sempozyum düzenledik. Elinizdeki kitap,
bu toplantıda sunulan veya
toplantı için hazırlanmış olan tebliğlerden meydana geldi.
Toplantıda sunulmamasına karşılık kitaba bir yazı daha
alındı. Rahmetli Emel Esin'in " Türk Sanatında At" başlıklı yazısı.
Prof. Dr. Emine Gürsoy – Naskali, 1995
1. BÖLÜM: AÇILIŞ KONUŞMALARI
Ömer Faruk Batırel
(Marmara Üniversitesi Rektörü)
Toplantının amacı Türk kültüründe atçılığın tarihi değerini
ortaya koymak, Türk dünyası ülkeleri arasında iletişimi sağlamak ve çağdaş
atçılığın sorunlarına ortak çözümler üretmektir.
Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lugāti't-Türk adlı eserinde atla
ilgili 180 civarında kelime, deyim ve atasözü yer alır.
Tımarlı sipahiler, akıncılar ve haberleşme ağı at üzerine
kuruldu; Cumhuriyet döneminde ise geleneksel haraların işlevini yitirmesiyle at
sayısı azaldı, cirit ve çevgan gibi oyunlarla bu kültür yaşatılmaya çalışılmaktadır.
Ferdi Sabit Soyer
(Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Tarım, Doğal Kaynaklar ve
Enerji Bakanı)
I. ve II. Dünya Savaşları sırasında İngiliz yönetimi Orta
Doğu'daki birlikleri için Kıbrıs'tan at ve katır temin etti, ordudaki
Kıbrıslılara bu nedenle "Katırcılar" dendi.
1974 öncesinde Kıbrıslı Türkler Lefkoşa Koşu ve Jokey
Kulübünde aktiftiler. 1974 sonrasında altyapıların güneyde kalması ve yaşanan
göçler nedeniyle atçılık geriledi
Hazım R. Gözlükçü
(Türkiye Jokey Kulübü Başkanı)
Atı ilk olarak Türkler evcilleştirdi.
Cahiz: “Türk'ün ömrünün yarısından fazlası atın üzerinde
geçer...”
M. Ercan Artan
(İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı)
Türkiye'de veteriner hekimliği eğitiminin (1842) temel
başlama sebebi, ordunun en büyük güç kaynağı olan atların sağlık ve
tedavilerini sağlamaktır.
Türk aile yapısında bireyin yanından ayırmadığı ve en
yakınına bile emanet edemediği üç kutsal: At, avrat, silah.
Veli Volkan
(KKTC Tarım, Doğal Kaynaklar ve Enerji Bakanlığı Müsteşarı)
1936'da Kıbrıs genelinde 4.536 at, 53.888 eşek ve 8.568
katır var iken, bu sayılar mekanizasyon ve savaşlar nedeniyle hızla düştü;
KKTC'de toplam 1.500 civarında binek/iş hayvanı kaldı.
Emine Gürsoy-Naskali
(Marmara Üniversitesi Türkiyat Uygulama ve Araştırma Merkezi
Müdürü)
Toplantı kapsamında Türk cumhuriyetlerine anketler
gönderilerek veri toplandı.
Filoloji, mitoloji, divan edebiyatı (rahşiyeler), Çin
kaynakları ve siyasi parti amblemlerine kadar çok geniş bir yelpazede tebliğler
sunulacak.
…
2. BÖLÜM: TÜRK KÜLTÜRÜNDE AT
Eski Türk Kültüründe At - Osman Fikri Sertkaya
Türk maddi kültürünün iki ana temelinden biri atın
ehlileştirilmesi, diğeri ise demirin işlenmesidir.
Avrasya bozkır kültürünün en yüksek evresi olan "savaşçı
çobanlar" kültürünün merkezinde at yer alır ve bu kültür doğrudan
Proto-Türklerle ilişkilidir.
Atın binek hayvanı olarak kullanılması ve atlı çoban
kültürünün oluşturulması, insanlık tarihinde büyük devletlerin kurulabilmesi
için gerekli olan en önemli altyapıyı sağlamıştır.
Türkler atın etinden ve sütünden faydalanmış, onu kurban
etmiş ve yabancı ülkelere (özellikle Çin'e) ihraç ederek temel gelir kaynağı
haline getirmiştir.
M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren Çin orduları Türk sistemini örnek
alarak okçu süvari birlikleri kurmuştur.
At, Eski Türk'e iki temel duygu kazandırmıştır: üstünlük
duygusu, Sürat sayesinde geniş ufuklara hükmetme arzusu.
Çin kaynakları (T'ang-hui-yao), Göktürk çağında yüksek
nitelikli, uzun mesafeye dayanıklı ve avlanmaya uygun 11 farklı Türk atı
cinsini (damgalarıyla birlikte) zikreder.
12. yüzyılda Haricandra tarafından yazılan Sanskritçe
sinonimler sözlüğü Abhidhānacintāmaṇi içerisinde yer alan 12 at ismi tespit
edilmiştir.
Dilbilimci Hermann Berger, Manfred Mayrhofer'in Moğolca
olduğunu düşündüğü bu at isimlerinin Türkçe kökenli olduğunu kanıtlamıştır.
Sözlükte geçen Türkçe at donları/renkleri: Kula (kulāha),
Kök/Gök (kokāha), Konur (khoṅgāha), Sarı/Sarıg (seraḥa),
Ala (halāha), Bor/Boz (vollāha), Örün/Ürün (uraha), Doru/Torug (triyūha),
Soro/Suru (suruḥka).
Köl Tigin'in katıldığı savaşlarda bindiği atların renkleri,
cinsleri, sahipleri ve savaş anındaki akıbetleri tek tek belirtilmiştir:
21 yaşında: Tadık Çor'un boz atı, Işbara Yamtar'ın boz atı,
Yigen Silig Bey'in giyimli doru atı.
26 yaşında: Bayırku'nun ak aygırı, başgu (alnı akıtmalı) boz
at, alp şalçı kır (ak) at.
Diğer savaşlar: Azman ak at, az yağız at, ögsüz ak at.
Türkler atlarıyla birlikte gömülmüşlerdir; bu durum atın
sadece bir araç değil, diğer alemde de kader arkadaşı olarak görüldüğünü
kanıtlar.
…
At Kelimesi Üzerine Bazı Düşünceler - Aleksandr M. Şçerbak
Türklerin tarihsel süreçte Güney Sibirya ve bozkır
coğrafyasında ağırlıklı olarak hayvancılıkla uğraşması, evcil hayvanlar (at,
sığır, deve, koyun) ve bu hayvanların yaş, cinsiyet ve durumlarına dair çok
zengin bir Türkçe terminolojinin doğmasını sağlamıştır.
Nevruz-nâme’de geçen "At erge andağ kim kökge ay"
(At ere öyledir ki göğe ay [gibidir]) atasözü, atın Türk gündelik hayatındaki
yüksek değerini açıkça gösterir.
Yont: Eski Türkçe metinlerde yaygınken modern Türk
dillerinde daralmış ve anlamı değişmiştir (Türkiye Türkçesinde "hergele,
başıboş hayvan", Yakutçada sonogos "genç at").
Yılkı: İlk anlamının doğrudan hayvan türünü, daha
sonra "sürü/hergele hâlinde toplanan at" ve nihayetinde
"at" anlamını kazandığı değerlendirilmektedir. (H. Vambéry'nin
türetim önerisi yetersiz bulunmuştur).
Axta (Akta): Farsça, Moğolca ve Türk dillerindeki
varlığı tartışmalı bir kelimedir.
Clauson, at kelimesinin en eski biçimini *at olarak
rekonstrüe ederken; G. Doerfer farazî bir *pakta- / *paktə biçiminden geldiğini ve
Moğolca ağta kelimesiyle eş kaynaklı olduğunu savunur. Şçherbak, Doerfer’in
başüstü *p- ünsüzü ve bakta- / bat- denkliği hipotezlerini inandırıcı
bulmayarak reddeder.
Modern bazı Türk dillerinde (Altay, Kırgız, Tuva vb.) at
kelimesi "iğdiş at" anlamında geçer; Yakutçada ise "iğdiş"
anlamını korur (at oğus = iğdiş öküz). Atan ("iğdiş deve") kelimesi
de bu yapıya paralellik gösterir.
Farsça axta veya Moğolca ağta sözcüklerinin Türkçedeki at
kelimesine dönüşmesi ses bilimi (fonetik) açısından mümkün görülmemektedir
(axta > at değişimi hiçbir dilde örneksizdir).
Tuvacadaki boğazsıllaşmış a't biçimi, ses büzüşmesinden
(ağı/oğu birleşimi) kaynaklanmış olabilir; fakat 8. yüzyıl Göktürk metinlerinde
at şeklinde doğrudan mevcut olan bir sözcüğün, 13. yüzyılda Farsçadan Moğolcaya
geçen ağt(a) biçiminden türemiş olması kronolojik olarak imkânsızdır.
…
Türkçe At ve Atçılık Terimlerinin Rusçaya Tesiri - István Vásáry
At ve At Cinsleri İsimleri
Argamak (аргамак): İri yapılı ve pahalı Asya at cinsi.
Türkçe arğı- ("koşmaya başlamak, hızlı koşmak")
fiilinden -mAk ekiyle türetilmiştir. Aynı kökten türeyen arqun (yabani at ile
evcil kısrak kırması) sözcüğü de mevcuttur.
Bahmat (бахмат): Ufak, güçlü at; midilli.
Tatarca üzerinden Arapça Muḥammad > Maḥmad özel isminden
(Bahmat) türediği düşünülmektedir.
Cigitay / Çikiley (джигитай, джикилей): Ufak yabani at
(Equus hemionus) veya yaban eşeği.
Türk ve Moğol kökenli yapı gruplarından (Teleutça yigidei /
çigittei) Rusçaya geçmiştir.
İşak (ишак): Eşek, katır; (mecazen) inatçı insan.
Türkçe eşgek / eşek sözcüğünden gelmektedir. Türkçe eş-
("yürümek, link etmek") fiilinden türemiştir. Rusçadaki ilk hece
vokalizmi Tatar ve Başkurt lehçelerinden alıntıdır.
Karabair (карабаир): Argamak ile Kırgız kısrağının melezi,
bir at cinsi.
Türkçe qara bayır / qarabağır ("kara göğüs")
ifadesinden gelmektedir.
Katır (катырь): Eşek ile kısrağın karışımı melez, katır.
Türkçe qatır ("katır") kelimesinden alıntıdır.
Kulan (кулан): İç Asya yaban eşeği / yaban atı (Equus
hemionus).
Bütün Türk dil gruplarında yaygın olan Türkçe qulan
sözcüğüdür.
Loşad' (лошадь): At, evcil binek hayvanı.
Türkçe alaşa ("at, beygir, zayıf/kısırlaştırılmış
at") kelimesinden türemiştir. Alaşa sözcüğü ise al- ("alt,
alçak") kökünden gelir.
Loşak (лошак): Eşek ile kısrağın melezi.
Eski Rusçadaki Türk alıntısı *loşa biçimine -k küçültme
ekinin getirilmesiyle oluşturulmuştur.
Tarpan (тарпан): Bozkır yaban atı; süvariye alıştırılmamış
at.
Kazakça ve Orta Asya Türk lehçelerindeki tarpan / tarlan
sözcüğünden geçmiştir.
Tulpar (тулпар): Savaş atı, efsanevi kanatlı at.
Kazakça, Kırgızca ve Altayca gibi Türk dillerinde yer alan
tulpar kelimesinden alıntıdır.
At Takımı ve Koşum İsimleri
Arkalık (аркалык): Kolan (eyerin göğüs/karın kayışı).
Türkçe arqa ("arka") köküne +lXk eki getirilerek
yapılan arqalıq türevidir.
Arkan (аркан): İp, halat, kement.
Türkçe arqan ("ip, halat") sözcüğüne dayanır.
Artak / Arçak (арчак): Eyerin tahta iskeleti, semer.
Türkçe (y)ığırçaq / yıñırçaq ("yastıksız eyer,
semer") kelimesinden alıntıdır. (Y)ığır ("eyer/semer") kökünden
imal aracı eki olan +çAk ile türetilmiştir.
Yelops / Yelovets (елопъ, еловецъ): Miğfer üzerindeki tüy,
süs veya at kılı.
Türkçe yalaw / yelaw ("sancak, mızrak ucundaki
bayrak") sözcüğünden gelmektedir. Türkçe yal ("yele") kökünden
türetilmiştir (yal+ağu > yalaw).
Cirim / Cirm (джирим, жирим): Kolan, eyer kayışı.
Kazakça cırım, Kırgızca cırım ("kolana dikilen kısa
kayış") sözcüğünden alıntıdır.
Kulbaka (кульбака): Верховое binek eyeri, Kazak eyeri.
Çağatayca ve Tatarca qaltaq ("eyerin tahta kısmı, eyer
kayışı") sözcüğünden ses değişimleriyle (qaltaq > *kulbaka) türemiştir.
Tatar / Tatavur (татаур): Geniş kemer, Kazak üst kolanı.
Türkçe tapqur / tapğur ("kolan, eyer kayışı")
sözcüğünün Moğolcaya (tatayur) geçip oradan Rusçaya aktarılmış halidir.
Uruk / Ukruk (уклюк, урюк): Otlayan atları yakalamak için
ucunda kement bulunan uzun çubuk.
Türkçe uqruq ("kementli çubuk") sözcüğünden
gelmektedir.
Çaprak / Şaprak (чапрак, чепрак): Eyer örtüsü, şaprak.
Doğrudan Osmanlı Türkçesindeki çaprak / şaprak ("eyer
örtüsü") kelimesinden geçmiştir.
Çembur / Çumbur (чембур, чумбур): Atın güdüldüğü veya
bağlandığı yular ipi.
Türkçe çılbır ("yulara takılan ip/zincir")
sözcüğünden alıntıdır.
Yal (ял): At boynunda yelenin çıktığı kısım.
Türkçe yal ("yele") kelimesinden gelmektedir.
At Renk İsimleri
Alıy (алый): Al, kırmızı, pembe.
Bulanıy (буланый): Bulanı; sarımsı, açık donlu at.
Karakovıy (караковый): Koyu doru.
Kariy (карий): Kestane rengi.
Kaurıy (каурый): Açık kestane, kızıla çalan doru
(yağız/kızıl).
Savrasıy (саврасый): Sarıya çalan açık doru
(savru/isabella).
Çagravıy (чагравый): Kahverengi, esmer.
Çalıy (чалый): Çal, kır, gri-kahve.
Çankırıy (чанкирый): Beyaz, gri (çakır/boz).
Çubarıy (чубарый): Çil, alaca, benekli (çubar).
…
Türk Sanatında At - Emel Esin
Türk kültüründe ve sanatında at, yalnızca bir binek veya
savaş aracı değil; sosyal yapıyı, devlet sembolizmini, kozmolojiyi, inanç
sistemini ve sanatsal ifadeyi biçimlendiren temel bir unsurdur.
Hunlardan itibaren Türkler tarih sahnesine at
yetiştiricilikleriyle çıkmışlardır. Çin kaynaklarının "Türklerin hayatı
atlarına bağlıdır" tespiti, Türk steplerindeki su, otlak ve dondurucu
kuzey ikliminin getirdiği doğal melezleştirme şartlarıyla desteklenmiştir.
At üstünde geriye doğru ok atabilme yeteneği (Part atışı),
kementle yaban atı avlama, cirit/çöğen/çevğan/bandai gibi binek oyunları ve
atların devlet diplomasi ile ticaretindeki (ör. Fergana'daki Çagdal pazarı)
rolü Türk toplumunun karakteristikleridir.
Bezeklik Uygur duvar resimlerinde "At cini", insan
biçimli ancak başlığında at maskı olan ve elinde Türkçe isim yazılı tomar tutan
bir figür olarak resmedilmiştir.
At yılında kışın sert/soğuk, yazın ise bereketli geçtiğine
inanılır. Bu yılda doğanlar yiğit, zeki, hareketli ve hükümdar yoldaşı olurlar;
ancak yılın son kısmında doğanlar huzursuz ve tehlikeli bir mizaca (müçel
kusurlarına) sahip olurlar.
"Atın Efendisi" (Aspavati / Şehsuvar)
Türk hakanlarına antik dönemden itibaren kuzey atlı
halklarının yüce unvanı olan Aspavati ("Atın Efendisi") denirdi.
Kök-Türklerde hakanın keçe üzerinde kaldırılması ritüelinden sonra ata binmesi,
tahta çıkışın ve iktidarın meşrulaşmasının ana şartıydı.
At, kahramanın en yakın dostu ve kardeşidir.
Ölen kahramanın atı kurban edilir, yakılır veya sahibiyle
birlikte gömülürdü. Atın kuyruğunun kesilip bir direğe/sırığa asılması
(tuğ/idduk anlayışı) ölen kişiye öte dünyada binek sağlama amacına dayanıyordu.
Bu gelenek Sibirya Türklerinden Osmanlılara kadar (ör. II. Osman'ın "Sisli
Kır" atının türbeye gömülmesi, IV. Murad'ın cenazesinde atlarının
eyerlerinin ters çevrilerek yürütülmesi) izlenebilir.
Selçuklu, Gazneli, Memlûk ve Osmanlı devletlerinde sultanın
ata binmesi yükselen güneşle ve kozmolojik kartal takımyıldızıyla
özdeşleştirilmiştir.
At Renklerinin Sembolizmi
Doğu: Doru / Demir kırı
Güney: Al (Kızıl)
Batı: Ak (Beyaz)
Kuzey: Yağız (Kara)
Ak / Boz At: Kutsal ve dinî nitelik taşır (Irk Bitig).
Gökyüzü Tanrısı Ülgen'e kurban edilir, beyler ve hakanlar tarafından tercih
edilir.
Kara / Yağız At: Yeraltı tanrısı Erlik ile ilişkilendirilir
(Altay mitolojisi) veya savaşçı kadın figürler (Uzun Burla Hatun) tarafından
kullanılır.
Gök / Kök (Mavi-Gri) At: Selçuklu ve Osmanlı minyatürlerinde
sıkça gördüğümüz gri-alaca veya hafif mavi tonlu atlardır.
Sarı at / Güneş
Kahverengi at / Jüpiter
Kır at / Venüs
Kara at / Satürn
Alaca at / Merkür
Türk boyları (Alayondlu, Alakçin Tatarları, Basmiller vb.)
özel olarak alaca (benekli/parçalı renkli) at yetiştiriciliğinde uzmanlaşmıştır.
Çin kaynaklarında geçen "cennet atları" veya
"Tcheou-you" tanımlarının Türkçe alaca kavramıyla doğrudan bağlantılıdır.
Zaman / Ödlek
Kutadgu Bilig beyitlerinde (1388-1389) zaman (ödlek), insanı
ölüme ve yaşlılığa götüren hızlı bir binek atına benzetilir.
Hotan resimlerindeki ala atın binicisi zaman tanrısı Öd ile,
atın alnındaki çark süslemesi ise kader çarkı ile özdeşleştirilir. Kaşgarî'ye
göre zaman (ödlek) ile ay birlikte hareket eder.
Alaca At
Alaca at, zamanın efendisi olan hükümdarların ve Kök-Türk
beylerinin tercih ettiği asil bir binektir. Anadolu Selçuklu sultanlarının
tahta çıkış törenlerinde siyah-beyaz benekli (ablak) ata binmeleri, gece ve
gündüzün (zamanın) hakimiyetini temsil eder.
Zengî'ye göre siyah benekli alacalardan alnı ve ayak
bilekleri beyaz lekeli olanlar hükümdarlara layıktır.
Tüküz / Kaşka / Tepel: Alındaki ay veya yıldız benzeri beyaz
leke.
Azgan / Mücennel: Ayak bilekleri bilezik gibi halka halinde
beyaz olan atlar; son derece hızlı ve hükümdarlara layık kabul edilir.
Semend / Kula: Güneş atı sayılan, sırtı şeritli açık
kahverengi atlar. Uğurlu kara benekleri yoksa değersiz sayılır ("Alma
kula, olsa dahi bir pula").
Harmunc / Hût: Yeşilimsi, balığa benzetilen alaca türü.
Hz. Ali'nin katırı Düldül ile Hz. Muhammed'in bineği Burak
(hing/ablak), minyatürlerde alevden hale içinde idealize edilmiş alaca atlar
olarak resmedilmiştir. Talih yıldızı Merkür de alaca at üzerinde gösterilir.
Türkçede at beneklerinin balık pullarını çağrıştıracak
şekilde pul olarak adlandırılması, atın su ile olan mitolojik bağını gösterir.
Kır At, Bamsı Beyrek'in atı Ak-Boz (deniz kulunu) ve
Başkurdistan'daki Şülgen/Sülgen atları sudan (Amu Derya, Volga, krater/ateş
gölleri) çıkan aygırlardan türemiştir.
Altay mitolojisinde Kutup Yıldızı Göktanrı Ülgen'in kazığı,
diğer yıldızlar ise bu kazığa bağlı otlayan atlardır. Çoban/Çolpan yıldızı
alaca atıyla gök çayırında sürüsünü otlatan bir at çobanıdır. Altay kamları
(şamanlar) göksel yolculuğa çıkarken kurbanlık atı temsil eden at başlı
sopalara binerler.
Türk kültüründe at binmek "kanatlanmak" ile eş
tutulur. Türk edebiyatında ve destanlarında safkan/alaca atlar kartal, hüma ve
tavus kuşuna benzetilir:
Irk Bitig (Fal 77) ve Talas yazıtlarında savaşa veya eğitime
gitmeden önce atın kuyruğunun düğümlenmesi (tûgûp) anlatılır.
Savaş öncesi atların kuyruğunu bağlamak (basamak/düğümlemek)
eski bir Türk geleneğidir.
Atların boyunlarına asılan boncuk veya değerli
taşlara/arslan tırnağına moncuk denirdi ve bu aynı zamanda bir hükümdarlık
sembolüydü. Ayrıca at alınlıkları, başlığa takılan kuş telekleri (sorguç) ve
zırhlar (kedimli at / giyimli at) da yaygındı.
At kuyruğu sancak (tuğ) veya turuncu ipekli bayrak
hükümdarlık sembolüdür.
Kaşgarî'nin al olarak adlandırdığı turuncu/kırmızı renkli
hükümdarlık eyer örtüsü, İslam dünyasında gaşiye olarak bilinir. Selçuklu,
Celayirli ve Osmanlı devletlerinde hükümdarlık ve itibar sembolü olarak mir-i
ahır (el-başı / saray ahır sorumlusu) veya seyisler tarafından taşınırdı.
Türkler kendi eyer ve koşum takımlarını yapmada ve
veterinerlikte uzmandı. Yüksek ön/arka kaşlı Türk eyeri (Pazırık modelinden
gelişen) atın üstünden kaymasın diye kemeldürük (göğüs kayışı) ve koşkum
(kuyruk altı kayışı) ile sabitlenirdi.
Ahşap eyerin atın sırtına zarar vermemesi için kaplan postu
veya işlemeli kumaşlardan içlik (çul) kullanılırdı.
Türk atları genellikle küçük-orta boylu, son derece
dayanıklı, hızlı ve toynakları sert (nallanmaya gerek duymayacak kadar güçlü)
atlardır.
Oturmaya elverişli yassı (düz) sırt, uzun boyun ve özellikle
Doğu Türkistan ile Osmanlı posta teşkilatında (Tatarlar) çok kıymetli olan
yorga (rahvan) yürüyüş biçimi Türk atlarının karakteristik özelliklerindendir.
Atların rahat nefes alabilmesi için burun deliklerinin yarılması geleneği de
mevcuttur.
Yarı Yabani Midilliler
Przewalski (iri kafalı, bodur, dayanıklı) ve Tarpan (narin,
zarif başlı) olmak üzere iki ana tipe ayrılır.
Tagî: Evcil kısrak ile yabani aygırın birleşmesinden doğan,
yaban eşeği veya geyik kadar hızlı, tutulup eğitilmesi çok zor fakat avda ve
uzun mesafe yarışlarında rakipsiz olan bir dağ atı/midillisidir.
Arkun: Kaşgarî'nin bahsettiği son derece hızlı av atıdır.
Dede Korkut'taki "kiçi başlı keçer aygır" ve "toklı başlı tori
aygır" tanımları da bu midilli türlerine uyar.
Bu küçük midilliler, Horasan ve Arap coğrafyasında ilk başta
küçümsenmiş fakat hızları ve dayanıklılıkları görüldüğünde hayranlık
uyandırmıştır.
Gocuklar (Küçük atlar): Cirit, çöğen oyunları ve kısa
seyahatler için.
Altıda Dörtlük (Orta boy atlar): Genel işler için.
Altıda Beşlik (Büyük boy atlar): Ağır biniciler, cirit ve
savaşta süvari safları için.
Erken dönemde Türkler zayıf ve hızlı atları (ineka,
yüğüriik) beğeniyorlardı; Irk Bitig’de çok besili ve bunun sonucu olarak
isteksizleşen atlar kötü, uğursuz bir alamet olarak kabul edilirdi.
Kutadgu Bilig ve Kaşgarî'de geçen Büktel; geniş, rahat ve
düz sırtlı, iri bir attır.
Argamak: Yalnızca Timur döneminde ideal güzel at biçimine
sahip ve Kasrü'l-Hayr'da tasvir edilmiş olan at ile bugünkü Türkmen
argamaklarına benzeyen at cinsi yeniden yaygınlaşmıştır. Timurlu sanatı safkan
at tasvirinde ideal bir biçime ulaşmıştır.
…
Mitolojik Dönemde At - Bilge Seyidoğlu
Eski Türklerin inançlarına göre kainatı yaratan her şeyin
hakimi ilahi güç Tengere Kayra Han’dır.
Şamanlar öte dünyayla temas kurmak için hazırlık yaparlar:
Bunlar şamanın sırtına giydiği kaftan, başına taktığı başlık, davulu, aynası ve
at başlı sopasıdır... Buryat şamanları bu sopayı trans haline geçerken
kullanırlar.
Şamana yeraltına seyahatinde kır at yardım eder. Şaman
gökyüzünden inerken de bu kır ata biner... Şamanizmle ilgili seanslarda sadece
at değil, beyaz at kılları da sembolik olarak kullanılır. Şamanların üzerine
oturduğu kır atın kılları yakılınca at onları dünyanın ötesine taşır.
Şamanizmin kutsal dünyasında davul şamanın 'Trans' halindeki
seyahatini sembolize eder... onun için davula şamanın atı adı verilir. Yakut ve
Buryat’lar arasında Altay davulu çalınınca şamanın atın üzerinde gökyüzüne
seyahat ettiğine inanılır.
At, Türk mitolojisinde sezgiyi de sembolize eder... Direğin
yanına kır bir at bağlanır. Buryatların inancına göre ruhu önce at görür ve
kişnemeye başlar.
Gökyüzüne yapılan sembolik seyahat ritüellerinde çam
ağacının tepesine şaman tarafından beyaz at başı yerleştirilir ve bu bağlar
cennete giden yolu temsil eder.
Dünyanın merkezindeki Hayat Ağacı'na veya yer altındaki
yedi/dokuz köklü ağaçlara ilahi varlıklar atlarını bağlar.
Kırat denizden çıkan iki deniz aygırının soyundan
gelmektedir.
Türk mitolojisine göre at, Tanrıları görmüş onlara yakın
olmuştur. Kainatın sırlarına vakıftır... Bu temel inanışların sonucu at Türk
toplumunda dost, sırdaş, arkadaş, yardımcı özelliklerini bugüne kadar
korumuştur.
…
At Damgaları - Tuncer Gülensoy
Atlı göçebe kültürünün temsilcisi olan Türkler, hayatlarının
her safhasında beraber oldukları ata büyük sevgi göstermişler; ona en iyi
şekilde baktıkları gibi adına methiyeler, şiirler düzmüşlerdir. At yalnız
Türklerin değil, at ile ilişki kuran her kavimden insanın sevgisini ve
saygısını kazanmıştır.
Türkler sahiplik ve boy aidiyetini göstermek için
hayvanlarını damgalamışlardır. Atlar üzerinde damga vurulan başlıca bölgeler
şunlardır:
1. Sağ veya sol sağrıları (nadiren her iki sağrıya da damga
basılabilir),
2. Boyun,
3. Yanak,
4. Baldır içi (atı çalan kişi fark edip damgayı tahrif
etmesin diye baldırın içine ve görünmeyen yerine vurulur),
5. Boyun bitimi ile sırt başlangıcı arasındaki çıkıntı
bölgesinde, kürek kemiğinin biraz gerisine (eyer basıp damgayı tahrif etmesin
veya örtmesin diye bu bölgeye vurulur).
"Damga" sözcüğü Türkçenin en eski yazılı
metinlerinden itibaren varlığını korumuştur.
Kelime XI. yüzyılda Kutadgu Bilig’de tamga urmak, XIV.
yüzyılda Süheyl ü Nevbahar’da tamga, Çeremişçe ve Rusçada tamga, Moğolcada ise
tamaga olarak yer bulmuştur.
Türkler, 'damga' adını verdiğimiz işaretleri kullanmadan
önce, anlatmak istedikleri şeyi mutlaka resim ile ifade ediyorlardı... Türk
damgaları, işte bu safhada, yani piktograf ile piktogram arasında doğmuş
olabilir.
Türk damgaları günümüzde Anadolu'da sadece hayvanlarda
değil; "kovanlarda, mezar taşlarında, kilim ve halılarda, ev kapı ve
duvarlarında, dövmelerde" yaşatılmaktadır.
Boğa: Pazırık kurganındaki gibi gücü ve bereketi temsil eden
kutsal bir motiftir.
Geyik: Mitolojide ve efsanelerde yeri büyük olan dişi
ruh/tanrı simgesidir; Göktürk türeyiş efsanelerinde ve Altay mezarlarında sıkça
rastlanır.
Dağ Keçisi: Tagar kültüründen Kök-Türk Kağan soyunun
piktogramına ve Esik kurganındaki altın elbiseli adamın börküne kadar taşınan
en yaygın damga figürlerindendir.
Koç-Koyun: Anadolu, Altay ve Kırgız kültüründe el
sanatlarına (şapak, kaşkap) işlenen; boynuz yapısıyla Orhun alfabesindeki bazı
işaretlerle örtüşen bir motiftir.
Kurt: Aşina (Uysun) kağan sülalesinin soy kütüğüne ve bayrak
sembollerine temel oluşturan hürriyet ve koruyuculuk simgesidir.
Kök-Türklerde ruhları ve kutsal varlıkları temsil eden
nesnelere tös/töz denmiş; kurt figürü devletin ana sembolü haline gelmiştir.
Kurt başlı sancak geleneği Türk devletlerinin yıkılışından
sonra da sürmüş, hatta Selçukluların Anadolu'ya gelişine dair anlatılara dahi
yansımıştır. Ayrıca Şaman davullarında yer alan yeleli/yelesiz kurt figürleri
bu hayvanın tanrılaştırıldığını göstermektedir.
Kartal, sungur, tuğrul ve kaz gibi kuşlar; yiğitlik, güç ve
hürriyet sembolüdür.
Orta Asya ve Sibirya Şamanizmindeki kartal, Tanrı'nın bir
elçisi görülür ve sayılırdı. Kuş olup uçmak Bektaşî ve Alevîlerin de önemli bir
prensibi idi.
Garuda ve Togrıl gibi efsanevi kuş figürleri, ölüm, kurban
ve hürriyet remzi olarak Asya'dan Avrupa'ya kadar taşınmıştır.
At Motifi: Göçebe yaşamın temeli olan at, hem günlük yaşamda
kullanılmış hem de kutsal törenlerin parçası olmuştur.
Türk boylarında ak donlu at göğe kurban edilirdi.
Hayat Ağacı Motifi
Türk mitolojisinde evrenin ve ölümsüzlüğün simgesi olarak
kullanılan en temel bitki piktogramıdır: Altay mitolojisine göre gökyüzüne
yükselen çok büyük bir çam ağacıydı. Gökleri delip çıkan bu ağacın tepesinde
ise Tanrı Bay-ülgen oturuyordu.
Damgalar sadece hayvanların sağrılarına basılmakla kalmamış;
ev duvarlarında, çinilerde, küplerde ve kasketlerde nazar/şifa tılsımı veya
aidiyet sembolü olarak kullanılmıştır.
Ahlat’taki kümbet taşlarında görülen 21 farklı şekil,
damgaların rastgele yapılmadığını ve Orhun-Yenisey alfabesine kadar uzanan
köklü bir yazı/kültür geçmişi olduğunu doğrular.
…
Eski Çin Yazma Eserlerindeki "Tanrı Atları" - Turdubay
Abdırakunov
M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren Çin kaynaklarında, Fergana
vadisinde yer alan Davan (Da-Yuan) ülkesi ve bu ülkenin efsanevi atları geniş
yer tutmuştur.
Davan'daki en güçlü, en güzel ve en soylu atlar, Erşi
şehrinde yetiştirilmekteydi.
Çinli seyyah Çjan Tsyan (M.Ö. 126) ve tarihi kaynaklar bu
atların en belirgin özelliğini şöyle nakleder:
Soylu ve güzel atları çok. Bu atlardan (koşarken) ter ile
birlikte kan da çıkar. Bu atlar 'tanrı (gök) T.A.' atlarının soyundan
gelirler... Bu dağlarda vahşi atlar yaşar. Bu hayvanlardan tohum alıp yeni bir
cins yaratmak maksadıyla, çiftleşmek üzere benekli (alaca) kula kısraklar
toplanıp, dağın eteklerine salınır. Bu kısraklardan kanlı ter akıtan yavrular
doğar.
Benzer anlatılar M.S. 7-10. yüzyıl Çin kroniklerinde (Suy ve
Tan sülaleleri) Tacikistan/Huttal bölgesi için de tekrarlanmış; Arap
coğrafyacısı İbn-i Hordadbeh de Huttal'daki Naz-Köl gölünden çıkan mucizevi
aygırlardan bahsetmiştir.
Arktın / Argın: Kaşgarlı Mahmud (11. asır) eserinde arkın
kelimesini açıklarken: 'Yabani aygır ile evcil kısrakların çiftleşmesinden
türemiş at; at yarışlarında çok başarılıdırlar' der. Şimdiki Kırgız lehçesinde
de argın veya arkun kelimesi, karışık cinsli hayvanları tarif etmek için
kullanılır.
Manas Destanı: Manas’ın efsanevi atı Ak Kula'nın babası
dağda yaşayan ve insanlarca görünmeyen yabani bir aygırdır.
Er Eşim Destanı: Eşim'in Şarp Kula adlı atı dağ aygırından
türemiştir.
Er Töştük Destanı: Töştük’ün atı Çal Kuyruk zorlu savaş
anlarında vücudundan kanla karışık köpükler saçar.
Çin kaynaklarında ve destanlarda geçen "ter yerine kan
akıtma" fenomoni, İngiliz seyyah A. Borns'un Türkmen atlarına dair
gözlemiyle açıklanmaktadır:
Atlar çok koştuğunda veya ağır bir yük taşıdığında,
boynundaki kılcal damarlar çatlar ve buradan kan sızar. Demek ki çatlayan
kılcal damarlardan sızan kanlar uzun yıllar ter sanılmıştır.
Tarihi kaynaklar, kaya resimleri ve efsanelerde tarif edilen
bu soylu Davan atlarının günümüzdeki en doğrudan torunları Oğuz-Türkmen kökenli
Yomut ve Ahal Teke atlarıdır.
…
Tarihi Şivelerde At Donları - Gülden Sağol
Eski Türklerden itibaren atın tüylerinin rengine
"don" adı verilmektedir.
Ak
Eski Türkçe döneminden itibaren yaygın kullanılan
"ak", sadece düz beyazı değil; beyaz, kır ve alacalı tonları da
kapsar.
Orhun Âbideleri'nde hem tamlama (ak aygır, ak at) hem
de tek başına at donunu temsil eden bir isim olarak geçer.
Kâşgarlı Mahmud, ak at kelimesini Arapça el-feresü’l-eşheb
karşılığı verir. Bu, düz beyazdan ziyade beyazla az miktarda siyah veya diğer
renklerin karışımından oluşan donu ifade eder.
Akça / Agca
Sadece Baytar-name metninde tespit edilmiştir. "Beyaza
çalan, kır renkteki at donu" anlamına gelmektedir.
Al
"Pembe, soluk kırmızı, turuncu, kızıl, parlak
kızıl" gibi tonları karşılar.
İbn-i Mühenna sözlüğünde Arapça ramâdî (kül renkli
at) karşılığı kullanılır.
Ala
Birden fazla rengin karışımından oluşan "alaca,
benekli" don durumunu ifade eder.
Kâşgarlı Mahmud Arapça arkat (siyah ve beyaz benekli)
karşılığını verir.
Harezm ve Kıpçak Türkçesi: Arapça ablak (siyah ve beyaz
alacalı/benekli) olarak geçer.
Alaca
İlk olarak Kıpçak Türkçesi metinlerinde (İdrâk, Tuhfe) ve
Eski Anadolu Türkçesinde tespit edilmiştir.
Az
Orhun Âbideleri ve Kıpçakça İdrâk sözlüğünde rastlanır.
Orhun Yazıtları'nda geçen az yağız ifadesi, "sarıya
çalan yağız" veya "sarımtırak siyah" at anlamında
yorumlanmıştır.
İdrâk'te Arapça el-aşfaru mine'l-hayl (sarı renkli at)
karşılığı verilmiştir.
Ak Az
Sadece İdrâk'te geçer (el-aşfaru'l-mu'aşşamu bi'l-beyâz):
"Bacaklarında beyaz lekeler bulunan sarı at".
Ala Beyaz
Türkçe ala ile Arapça beyaz kelimelerinin birleşimiyle
oluşmuş, "alacalı beyaz" donu ifade eden bir Eski Anadolu Türkçesi
terimidir.
Boz
"Toprak ve kül rengi, gri, açık toprak rengi"
anlamına gelen en yaygın don adlarından biridir:
Eski Türkçe: Orhun Yazıtları'nda sıkça geçer ("boz atıg
binip tegdi", "başgu boz at" - alnı akıtmalı/beyaz boz at).
Karahanlı / Harezm / Kıpçak: Bulanık/net olmayan renk, kül
rengi (eşheb, ramâdî) olarak izah edilir. RH'ta "safi ak/düz beyaz"
olan atlar için de kullanıldığı belirtilmiştir.
Çağatay Türkçesi: Sanglax'ta Farsça esb-i nîle (koyu kır
donlu at) karşılığı verilir.
Eski Anadolu Türkçesi: Dede Korkut'ta çok sık geçer (boz
aygırlu Bamsı Beyrek).
Ak Boz
Donu tamamen beyaz/ak olan atlar için kullanılır (el-ebyazu
kulluhu). Dede Korkut metinlerinde "ag boz at" şeklinde sıklıkla
yer alır.
Temir Boz
Demir madeninin mavimtırak esmer renginden mülhem bir
terimdir. Kıpçak Türkçesinde (Houtsma, Tuhfe) Arapça ahdar veya eşhebu hadîdî
karşılığı verilmiş olup "çelik grisi, demir kır/boz" anlamına gelir.
Çal
"Beyaz ve siyah karışık renk" ya da "kızıla
dönük kestane rengi / kır" anlamında kullanılmıştır. Kıpçakça metinlerde
ve Çağatayca Sanglax'ta kızıl-beyaz karışımı don olarak tarif edilir.
Çapar / Çubar
Geniş bir coğrafyada ve çağdaş Türk yazı dillerinde (şubar,
çıbar, çaar, çuar) yaşayan; "benekli, alacalı, kula renkli veya beyazı çok
kır" anlamlarına gelen don adıdır.
Eğir / Eygir
Siyah renkli at / Kıpkızıl at / Kır veya beyaz at.
İdrâk'te Arapça karşılığı edhem ("siyah renkli
at") olarak verilmiştir.
Kitâbu Mecmû'ı Tercümânı Türkî...'de Arapça karşılığı
el-ahmru'l-meşvî ("kıpkızıl at") olarak geçer.
Houtsma ve Radloff incelemelerinde kelimenin modern
diyalektlerde yirän / ğirän biçimlerine dönüştüğü; Kurışcanov'da ise
kızıllaşan/yakan anlamında değerlendirildiği belirtilmiştir.
Kara
Siyah, koyu renkli at. Arapça kaynaklardaki karşılığı
genelde edhemdir.
Kâşgarlı Mahmud'da tüm kara at ("düz, lekesiz kara
at") olarak geçer (edhem).
Dede Korkut (kara aygır, kara koç at), Kâbüsnâme,
Baytar-name ve Tâbirnâme metinlerinde yaygındır.
Kır
Demir kırı donlu at, boz/gri at.
Dîvânu Lugâti't-Türk'te Arapça semend ("demir kırı
donlu at, boz") karşılığı verilmiştir.
Tuhfe'de temir boz ile birlikte ele alınmış ve Arapça ahdar
("koyu kır, demir kırı") ile karşılanmıştır.
Demir kır
Kül renkli, çelik grisi at donu.
Kâbüsnâme'de Farsça dîze ("kül renkli at")
karşılığı olarak geçer ("dîze demür kır atdur, gayet eyüdür").
Baytar-name'de de bu terim yer almaktadır.
Kızgıl
Kızıl-kahverengi, koyu kırmızı, doru donlu at (Arapça
kumeyt).
Kızıl Sagı
Kızıla çalan, kızılımsı renk.
Kongur (Konur)
Kestane rengi, koyu kızıl, yağız al, kumral.
İbn-i Mühenna sözlüğünde Arapça karşılığı şaşırtıcı bir
biçimde muhâlifü'n-nukat ("benekli") olarak verilmişse de A. Battal
bunun asıl manasının "kumral" olduğunu belirtmiştir.
Dede Korkut destanlarında sıkça geçer (konur atın iyesi,
konur atın mahmuzladı).
Kök
Mavi, gri, demir kırı, açık boz at donu (Arapça ekheb /
eşheb).
Kökiş
Maviye çalan, göğümsü at donu.
Kuba
Donu kestane ile sarı arasında olan (kumral/konur al ile
sarı arası) at.
Sadece Kâşgarlı Mahmud tarafından kaydedilmiştir (el-feresu
beyne'l-aşhab va'l-aşfar).
Kula
Sarımtırak, kızılla boz arası; bacakları ve sağrısı koyu
renkli/çizgili at donu.
Talaş Yazıtları'nda geçer (atum kula).
Dîvânu Lugâti't-Türk'te kızıl ile boz arası don olarak
tanımlanır.
Kızıl Kula
Kızıla dönük boz don.
Kuru Kula
Başka renk karışmamış, katıksız/düz kula.
Kara Kül Levünlü
Siyaha dönük kül renkli at.
Or
Donu kestane ile doru (al ile doru) arasında olan at / demir
kırı (boz).
Oy
Yağız, doru-kırmızı arası, kül/toz rengi at donu.
Sarig (Sarı)
Açık kestane, sarıya dönük kahverengi veya al/kızıl
(sarışın) at donu.
Irk Bitig'de geçer (sarig atlıg).
Sıçan Tügi
Tüyü sıçan renginde (fare grisi) olan at donu.
Sis
Üzerinde boz veya alaca küçük benekler bulunan (sisli kır)
at donu.
Taz
Kâşgarlı Mahmud'da geçen taz at ifadesini B. Atalay ve R.
Dankoff ebreş ("alacalı") olarak düzeltmiştir. Ancak yazar Gülden
Sağol, kelimenin kökeni ve "taz at tawarçı bolmas" (tırnağı kötü
olduğu için yük taşıyamaz) atasözünden hareketle bunun bir don adı değil, ayağı
sakat/malsız/tırnağı bozuk at anlamına geldiğini savunarak listeden hariç
tutmaktadır.
Tıg
Donu kestane ile kızıl-kahve (al ile doru) arasında olan at
(konur al).
Irk Bitig'de geçer (tıg at kudrukın tügüp).
Torug (Doru)
Kızıl-kahverengi, doru at donu (Arapça kumeyt).
Orhun Yazıtları'nda sıkça geçer (Kül Tigin Abidesi: torıg at
/ torug at).
Kâşgarlı Mahmud'da hem "doru at" hem de benzetme
yoluyla doğrudan "at/köle" anlamında kullanılır.
Hurmayı Torı
Hurma rengine çalan doru at donu.
Yağız
Koyu kahverengi, siyaha dönük kızıl/esmer, doru ile siyah
arası at donu.
Kâşgarlı Mahmud kırmızılık ile siyahlık arasındaki renk (atlas)
olarak tanımlar.
Az Yağız
Sarımtırak yağız donlu at.
Sadece Orhun Âbideleri'nde geçer (KT K 5, 8: "az
yağızın binip").
Kara Yağız
Siyah ile kestane rengi arasındaki çok koyu at donu.
Yaşıl (Yeşil)
Siyaha dönük koyu yeşilimtırak veya koyu al at donu.
Yegren
Kula rengi, kızıla çalan kahverengi, al ile kula arası at
donu.
…
Divanu Lügati't-Türk'te At Kültürü - Ali Abbas Çınar
At, Türk'ün Kanadıdır
DLT’de geçen "Kuş kanatın, er atın" (Kuş
kanatıyla, yiğit atıyla) savı (atasözü), atın Türk insanı için
vazgeçilmezliğini ifade eder.
İslamiyet öncesi Türk kültüründe kutsal (ıduk) kabul edilen
at, İslamiyet’in kabulünden sonra da bu konumunu korumuştur. Sahibinin adağı
için ayrılan ve hiç çalıştırılmayan atlara da ıduk veya ıdhınçu yılkı
denilmiştir.
Türkçe "at" kökünden türeyen atılmak, atlamak,
atmak gibi kelimeler ile Çin kaynaklarının Hun atları için yaptığı "daima
bir güçle sıçramaya istekli" tanımı birbirini tamamlar.
At; "avrat" (eş) ve "silah" ile birlikte
Türk insanının hayatındaki en temel üç unsurdan biri sayılmıştır.
Atın ehlileştirilmesi, insanlığa büyük bir hareket
serbestisi kazandırmış; kavimler göçlerine, medeniyetlerin buluşmasına ve
kültür alışverişine zemin hazırlamıştır.
DLT'de Türk ordusunun tamamının atlı birliklerden oluştuğu
görülür ("Türk ordusu atlandı").
Türkler, atın sağladığı manevra kabiliyeti sayesinde
"uzak savaş" (ok ve yay ile uzaktan vurma) taktiğini uygulamışlardır.
Savaş öncesinde atların kuyrukları bağlanır (kudruk), atlara
tanınmaları için simgeler (beçkem) vurulurdu.
Atın kuyruğu yalnızca bir estetik öge değil, devletin,
egemenliğin ve yiğitliğin sembolüdür. Savaşta yiğitlik gösterenlerin atının
kuyruğu ipekle örülür (çermetmek); vefat eden veya şehit olan kişilerin
atlarının kuyrukları kesilirdi.
Dört ayaklı hayvan sürülerine yılkı, at sürülerine veya
genel olarak ata yund denmiştir. Ayrıca at, él, toruğ, köçüt kelimeleri de
kullanılmıştır.
Cinsiyet ve Yaş Hiyerarşisi
Erkek at: Adhgır (Aygır)
Dişi at: Bi veya Kısrak
Tay/Yavru: Kulun, tay, sip (2 yaşında), tosun (henüz
binilmemiş)
Yetişkin At: Ök at (4 yaşını geçmiş at)
Gebe/Sütlü Kısrak: Kulnaçı (doğuracak kısrak), yelnedi
(memesi sütle dolan kısrak)
Soylu ve hızlı koşan atlara kevvel, ikılaç, yügrük veya erik
denmiştir.
Binicisini sarsmadan yumuşak yürüyen atlara yorılga/yorga
denir.
…
XI. yüzyıl Abidelerinde Atla ilgili Terim ve Semboller - Tohliyev Bakican
Yaş, Cinsiyet ve Tür Adlandırmaları
Kısrak: Genç dişi at (baytar).
Kulun / Tosan: Taycık (küçük tay). Tosan sözcüğü önceleri
yalnızca "hiç binilmeyen tay" anlamında kullanılmıştır.
Sib: İki yaşını doldurmuş tay.
Arkun: Yabanî at ile evcilleştirilmiş dişi atın (baytar)
çiftleşmesinden doğan tay türü.
At Donları ve Renk Tanımları
Yağız: Boz renkli at.
Or: Kızıl ve sarı renkler arasındaki at.
Kula: Açık sarı.
Kuba: Koyu toprak rengi.
Nişan ve Leke İsimlendirmeleri
Bul: Ayağında beyaz lekesi (sekisi) veya alnında beyazlığı
(akıtması) olan at.
Töküz: Alnındaki beyaz leke çok küçük olan at.
Uğar: Alnının tamamı beyaz olan at.
Tış: Alnındaki beyazlık kulaklarına varmadan burnuna kadar
uzanan at.
Baymal: Boynunda beyazlık bulunan at.
Bükrül: İki böğründe de beyazlık olan at.
Taz: Derisi kırçıllı, alaca renkli at.
Yalğıl: Yelesi beyaz olan at ("Yalğıl atım
yazlınur..." dörtlüğünde geçer).
Türk folklorunda at, Radloff’un ifadesiyle "insanın
değerini belirleyebilen tek canlıdır". Şeref kazandırmak, kahramanı takdir
etmek, gelin için başlık ödemek veya yaralanmalarda diyet ödemek amacıyla at
hediye edilmiştir.
Tuşovlu At: Normalde atın hızlı koşmasını ve başıboş
kaçmasını önlemek için ön ayaklarının kısa bir iple bağlanmasıdır
(tuşov/köstek).
Atı koştu: Kişinin ününün/şöhretinin yayılması, işlerinin
açılması ve bahtının açılması anlamında kullanılır.
…
Özbek Dilindeki Atçılık Terimleri - Nizamiddin Mahmudov
Çağdaş Özbekçede at kavramı genel olarak ot ve yilqi
kelimeleriyle karşılanır. Eski Özbekçede bunlar dışında Türkçe yund ile Farsça
kaynaklı asp ve takovar kelimeleri de kullanılmıştır.
Tarihsel olarak "at sürüsü" anlamına gelen yilqi,
zamanla Özbekçede anlam daralmasına uğrayarak doğrudan "at" (ot)
kelimesinin eş anlamlısı haline gelmiştir.
Kelimenin kökü yil- / cıl- felsefi ve dilbilimsel olarak
"hızlı hareket etmek" (yelmoq fiili) ve "rüzgâr" (yel)
kavramlarına dayanır. Ek olan -qi ise fiilden isim türeten bir ektir (tuyğu,
bilgi örneklerindeki gibi). Buna göre yilqi, köken olarak "hızlı hareket
eden hayvan / hayvanların bütünü" demektir (yilon [yılan] ve jilğa [dere]
kelimeleri de aynı hız kökünden türemiştir).
…
Türklerde Atın Armağan Olması - Şükrü Elçin
Orta Asya’nın sert karasal iklimi ve bozkır coğrafyası,
Türklerin ilk çağlardan itibaren avcı-çoban/göçebe-yerleşik kültür içinde atı
ehlileştirmesine zemin hazırlamıştır.
At; etinden, sütünden (kımız), derisinden ve kılından
faydalanılan, ulaşım ve savaş aracı olmanın ötesinde edebiyat, sanat, hukuk,
gelenek ve inanç sistemini biçimlendiren temel unsurdur.
Bilge Kağan’ın (öl. 734) cenaze törenine katılan Bukag
Tutuk’un getirdiği hediyeler arasında iyi cins atlar yer almıştır.
Sultan Sencer’e bağlılık bildirmek isteyen Karluklar 5.000
at, 5.000 deve ve 50.000 koyun sunmuştur.
Kanuni Sultan Süleyman, Bosna/Semendire beylerine ve
Mohaç’ta kendisini karşılayan Yanoş Kral’a süslü atlar vermiştir.
Yıldırım Bayezid’in Devlet Şah Hatun ile evlenmesinde veya
yabancı elçilerin kabulünde at hediyesi temel kuraldır.
Manas, Kanikey’i istemeye gittiğinde 4.000 atlık bir sürü
hediye götürmüş; evlilik sırasında kılıç yapan ustaya 40 al kısrak
bağışlamıştır.
…
Türk Siyasi Parti Amblemlerinde At - Akile Gürsoy
Türk siyasi ve sosyal hayatının temel unsurlarından biri
olan at, günümüzde bağımsız Türk Cumhuriyetlerinden Kazakistan ve
Türkmenistan’ın resmî devlet armalarında/sembollerinde merkezi bir rol
oynamaktadır.
1946’da kurulan Demokrat Parti’nin resmî amblemi "Yeter
Söz Milletindir" sloganını temsil eden bir el figürü idi. Ancak
okuma-yazma oranının düşük olduğu ve kırsal nüfusun yoğunlukta bulunduğu o
dönemde halk, yabancı bir kelime olan "Demokrat"
sözcüğünü ses benzeşmesiyle "Demir Kır At"
olarak telaffuz etmiş ve benimsemiştir.
1960 darbesi sonrası DP kapatılıp adı ve amblemi
yasaklanınca, 1961'de DP’nin siyasi mirasını ve seçmen tabanını temsil etmek
üzere kurulan Adalet Partisi, halk zihnindeki bu görsel bağı resmileştirerek
sağ ayağını kaldırmış kır atı amblem olarak seçmiştir.
1980 askerî müdahalesiyle tüm partiler kapatılıp eski
semboller tekrar yasaklanınca, 1983'te kurulan DYP hiyerarşik yasakları aşmak
amacıyla şaha kalkmış at üzerinde bir süvari figürünü benimsemiştir. Siyasi
yasaklar kalktıktan sonra AP ile DYP çizgisinin birleşmesiyle DYP, süvariyi
kaldırıp doğrudan Adalet Partisi’nin klasikleşen beyaz/kır at amblemine geri
dönmüştür.
At; Türk kültüründe ve halk inancında kısmet, uğur,
temizlik, soyluluk, vefa, özgürlük, cesaret ve öncülük gibi yüksek değerleri
temsil eder.
…
Türk Kültüründe At Tasvirleri - Nezihe Seyhan
M.Ö. IV. yüzyıldan itibaren Asya Hunları, Göktürkler ve
Oğuzlar at yetiştiriciliği ve binicilikte öne çıkmıştır. İslam coğrafyasında
Türkler, dokuzuncu ve onuncu yüzyıllarda "en mahir binici ve savaşçı
kavim" olarak tanınmıştır.
Pazırık kurgalarında atlar, eyer ve koşum takımlarıyla ölen
sahibinin yanına gömülmüş; kulaklarına oymak damgaları vurulmuş; yas alameti
olarak kuyruk, yele ve toynakları kesilmiştir.
Dede Korkut’ta Bamsı Beyrek, ölmeden önce "Ak boz
atımın kuyruğunu kesin" diyerek bu eski Türk geleneğini sürdürmüştür.
Osmanlı padişahı III. Osman (1754-1757), çok sevdiği Sisli
Kır adlı atı ölünce onu Üsküdar/İhsaniye’de özel bir mezara gömdürmüş ve mezar
taşı diktirmiştir. Yine Üsküdar Karacaahmet'te Ebu'd-Derdâ’nın (veya Karaca
Ahmed'in) atının mezarı bulunmaktadır.
Dünyanın bilinen en eski halısı kabul edilen Pazırık
Halısı'nda kuyrukları düğümlenmiş atlara binen Hun süvarileri resmedilmiştir.
Bu, yüzyıllar boyunca sürecek "düğümlü at kuyruğu" motifinin ilk
örneklerindendir.
Noin-Ula 6. kurgandaki keçe örtüler ile Pencikent duvar
resimlerinde başlarını farklı yönlere çevirmiş Hun ve Eftalit atlıları görülür.
…
Baytarnameler - Mesut Şen
Batı Kaynakları: "Baytar" kelimesini Eski
Yunancada "at hekimi" anlamına gelen hippiatros sözcüğüne bağlar.
Arapça Sözlükler: Yarmak, ayırmak ve kesmek anlamındaki batr
kökünden türediğini kabul eder.
"Baytarname" kavramı İslam medeniyetinde evcil
hayvan hastalıkları ve tedavilerine yönelik yazılan tıp kitaplarının genel
adıdır. Ancak bu eserler çoğunlukla atçılık, binicilik, at hastalıkları ve
tedavisi konularına odaklanmış; diğer evcil hayvanlara ya hiç değinilmemiş ya
da eserin sonunda küçük bir bölüm ayrılmıştır. Bu tür eserler Kitâbü'l-hayl,
Kitâbü'l-fürüsiyye, Hayl-nâme, Feres-nâme ve Esb-nâme gibi adlarla da anılır.
Birçok otorite Orta Asya'yı evcil atların beşiği kabul etse
de Türklerin İslamiyet öncesinde (örneğin Uygurlarda) baytarlık üzerine eser
yazıp yazmadıkları netleşmemiştir. Günümüz kütüphanelerindeki Türkçe
Baytarnameler esasen Arapça tercüme ve telif eserlere dayanır.
İslam dünyasında 7. yüzyıldan itibaren (özellikle Abbasî
Halifesi Mansûr dönemiyle birlikte) Eski Yunanca, Farsça, Hintçe ve
Süryaniceden büyük bir tercüme hareketi başlatılmıştır.
Huneyn b. İshak (809–873): Hipokrat, Galen ve Dioskorides
gibi isimlerin eserlerini çevirmiştir. Bizanslı hekim Theomnestos’un (M.S. 4.
yüzyıl) 63 babdan oluşan Kitâbü’l-baytara isimli eserini Arapçaya
kazandırmıştır.
Sabit b. Kurra (836–901): Müellifi bilinmeyen 90 bablık bir
eseri başlığına mukaddime ekleyerek Kitâbü’l-baytara adıyla Arapçaya
çevirmiştir.
Aristo Efsanesi ve Anonimleşme: Aristo’ya atfedilen eserler
zamanla Türkçeye tercüme edilirken anonimleşmiş ve efsanevi nitelikler
kazanmıştır.
9. yüzyıldan itibaren ilk telif eserler ortaya çıkmıştır.
Asmaî (740–831): At üzerine Kitâbü’l-hayl adlı eseri kaleme
almıştır.
Nâsırüddin Muhammed b. Ya’kub b. İshak b. Ahî Hizâm
el-Huttelî (ö. 902): Abbasî Halifesi Mütevekkil’in imrahoru olan Hizâm’ın
Kitâbü’l-hayl ve’l-baytara isimli eseri, baytarlık üzerine yazılmış ilk telif
eser kabul edilir. (Ritter, Mütevekkil zamanındaki imrahorların Türklerden
oluşması sebebiyle Hizâm’ın Türk olabileceğini belirtir.)
Ahî Hizâm’ın Eserleri
Kitâbu Baytar-nâme (Kitâbü’l-hayl ve’l-baytara): Mahmud
b. Muhammed b. Hasan el-Ezherî tarafından Eski Anadolu Türkçesine çevrilmiştir.
Atın insandan sonra en şerefli mahluk olduğu belirtilir. Hz.
İsmail’in ata ilk binen kişi olduğu, Hz. Davud’un oğlu Hz. Süleyman’a 1000 at
miras bıraktığı ve Allah’ın atı "güney rüzgarından" (cenûb yili)
yarattığı rivayetlerine yer verilir.
Kitâbü'l-fürüsiyye ve'l-baytara: Atçılık, binicilik, savaş
taktikleri ve nallama usullerini içerir. II. Mahmud döneminde Tercüme-i Eşref
adıyla Türkçeye aktarılmıştır.
Kitâbu Ma'rifeti'r-remy...: Okçuluk ve silahşorluk
üzerinedir. Memlûklar döneminde Memlûk Kıpçakçasına Münyetü'l-ğuzât adıyla
tercüme edilmiştir.
…
Baytar-nâme-i Melik Kâbûs: Keykâvus’un Kâbûs-nâme adlı
eserinin 25. bölümü ("Nasıl At Almalı ki İyi Olsun...") ile başlar;
ardından Ahî Hizâm’ın eserinden alıntılar içeren 8 bablık bölümle devam eder.
Ahmet b. Muhammed b. Ebû Kutayre (10. Yüzyıl): Fatımî
Halifesi Aziz'e Kitâbü'l-hayl ve sıfâtühâ... adıyla at cinsleri, donları ve
ilaçlarını içeren bir eser sunmuştur.
İbn Sîde (1066): Kitâbü'l-muhassaş adlı lügatinde etli
hayvanlar, kuşlar ile insan ve hayvan ortak hastalıklarını ele almıştır.
İbn el-Avvâm (12. Yüzyıl - Sevil): Kitâbü'l-felâha isimli
ünlü ziraat kitabının son 4 babını evcil hayvanlara ayırmıştır. 31. bab
sığır/koyun/keçi, 32. bab at/katır/eşek/deve seçimi, 33. bab at hastalıkları,
34. bab ise kümes hayvanları yetiştiriciliğine ayrılmıştır. Eser 1590'da
Osmanlı Türkçesine tercüme edilmiştir.
Şemsüddin b. Eyyûb b. Kayyım el-Cevziyye (1292-1350):
Kitâbü'l-fürüsiyye el-Muhammediyye bi-fünûni'l-kitâbiyye adlı eserinde
hipoloji, binicilik ve askerlik sanatını işlemiştir.
Rıdvan ibn Arkâm (ö. 1356): İspanya’da yaşamış astronom ve
yazardır. Hipoloji üzerine Kitâbü'l-ihtifâl fî istifâ tasnîf mâ li'l-hayl
eserini yazmıştır.
İbn Hüzeyl el-Fezârî el-Endelüsî (ö. 1368'den sonra):
Granada (Gırnata) Nasrî Sultanı V. Muhammed’e atlar üzerine eserler sunmuştur:
Kitâbü'l-fevâ'idi'l-musattara fî 'ilmi'l-baytara (Hipoloji
konusundadır).
Tuhfetü'l-enfüs ve şi'âr sükkân el-Endelüs (Askerlik ve
hipoloji).
Hilyetü'l-fürsân (İkinci kitabının özetidir).
İbn Cuzaî: İbn Hüzeyl’in talebesidir. İbn Arkâm’ın eserinden
yararlanarak Kitâbu matla'i'l-yümn... adlı eseri yazıp V. Muhammed’e sunmuştur
(Baytarlık konularına değinmemiştir).
Kemâlüddin Muhammed b. Mûsâ ed-Demîrî (1344-1405): 1372’de
zooloji üzerine Hayâtü'l-hayavân adlı eseri yazmıştır. Câhiz ve Aristo’dan
etkilenmiş, eser pek çok kez Türkçeye çevrilmiştir (Örn: Abdurrahman b. el-Hâc
İbrahim el-Adanavî'nin 'Ayn-ı hayât tercümesi).
Baytaratü'l-vâzıh: Hipoloji ve at hastalıkları tedavisine
ayrılmıştır (Oğuz-Kıpçak dili özellikleri gösterir).
Kitâbu fî riyâzati'l-hayl: Farsçadan çevrilmiştir. Atın
nitelikleri, hastalıkları ve terbiyesini anlatır.
Hibetullah b. Mahmud b. Mevdûd el-Hanefî (1479): Arapça bir
eseri Kitâbu baytâr-nâme adıyla Türkçeye çevirmiştir. Cihat, at kusurları,
hastalıklar ve tedavilerini içeren 4 babdan oluşur.
Ali b. Ömer (1568 / H. 975): Ġazâ-nâme ve Baytâr-nâme isimli
telif eseri yazmıştır.
Sıraca (malleus / çekiç hastalığı) ve kuduzu döneminin
Avrupa yazarlarından çok daha iyi gözlemleyerek anlatmıştır. Şakak (ruam)
hastalığının atlardan insanlara geçtiğini tespit etmiş, ampirik/tecrübi
bilgiler sunmuştur.
Tuhfetü'l-mülûk ve's-selâtîn: I. Ahmed’in emriyle Emîr Hâcib
Âşık Timur’un Cümletü'l-mülûk eserinden Türkçeye çevrilmiştir (Hastalıklar,
binicilik, avcılık).
Belgradlı Ken'an Efendi: 13 bablık bir Baytarname yazmıştır.
Sancı, öksürük, ishâl, nefes darlığı, şakak, uyuz gibi ampirik at
hastalıklarını incelemiştir. Atın anatomik güzelliğini tarif ederken Aristo
gelenekli "12 iyi özelliğin 3'ünün kadına, 3'ünün deveye, 3'ünün sığıra,
3'ünün katıra benzemesi" kaidesine yer vermiştir.
Şeyh Muhammed Kadızâde (ö. 1635): II. Osman’a Kitâb-ı makbul
der hâl-i huyûl eserini ithaf etmiştir. Atın Türkçe "y" harfiyle
başlayan 27 mükemmel sıfatını ve bakım esaslarını listelemiştir. (Bazı
kaynaklarda bu eser Enderûnî Füyûzî’ye veya Hâdî adındaki birine atfedilir).
Ahmed Atâ Bey (1857): 14. yüzyıl Arapça bir eseri
Tuhfetü'l-fârisîn fî ahvâli huyûli'l-mücâhidîn adıyla 54 bab halinde Osmanlı
Türkçesine çevirmiştir. Atın diş yaşından, kısırlık, ruam, uyuz, kırık-çıkık ve
iç hastalıklara kadar çok kapsamlı tedavi usullerini aktarmıştır.
M. Şevki Bey (1860’lar): Ahkâm-ı emrâz-ı hâriciyye, Hayvan
hastalıkları, Hayvânât-ı müflise emrâzı beyânındadır ve 'İlm-i hıfzu'ş-sıhha
(1865) isimli dört müstakil telif eser kaleme almıştır.
"Baytarname" terimi genel olarak evcil hayvan
hastalık ve tedavilerini kapsasa da yazılan eserler ağırlıklı olarak at
hekimliği, at yetiştiriciliği (hipoloji) ve binicilik konularına
yoğunlaşmıştır.
Baytarnamelerde baytarlığın yanı sıra yer yer okçuluk,
silahşorluk, gaza/cihat faziletleri ve avcılık gibi konular da işlenmiştir.
Araştırma kapsamında tespit edilen 191 yazma eserin dil
dağılımı şu şekildedir:
Türkçe: 103 adet
Arapça: 80 adet
Farsça: 8 adet
…
Baytarlık ve Binicilik Üzerine Yazma Eserler Katalogu
Ayasofya - 3607
Nâşırü’d-dîn Muhammed b. Ya‘kûb b. İshâk b. Ahî Hizâm
el-Huttelî
Kitâbu câmi‘i’l-baytara
Hüsrev Paşa - 473
Nâşırü’d-dîn Muhammed b. Ya‘kûb b. İshâk b. Ahî Hizâm
el-Huttelî
Kitâbü’l-hayl ve’l-fürûsiyye
Hâfid Efendi - 257
Nâşırü’d-dîn Muhammed b. Ya‘kûb b. İshâk b. Ahî Hizâm
el-Huttelî
Kitâbü’l-hayl ve’l-fürûsiyye
Ayasofya - 2898/1
Nâşırü’d-dîn Muhammed b. Ya‘kûb b. İshâk b. Ahî Hizâm
el-Huttelî
Kitâbü’l-fürûsiyye ve’l-baytara (10 babdan ibarettir)
Ayasofya - 2898/2
Nâşırü’d-dîn Muhammed b. Ya‘kûb b. İshâk b. Ahî Hizâm
el-Huttelî
itâbu ma‘rifeti’r-remy bi’n-nüşşâb ve âlâti’l-harb ve envâ‘ı
vücûhi’r-remy ve keyfiyyet şurûtıhî ve ahvâlih (10 babdır, sonu eksik)
Ayasofya - 2899/1
Nâşırü’d-dîn Muhammed b. Ya‘kûb b. İshâk b. Ahî Hazzâm
el-Huttelî
Kitâbü’l-hayl ve’l-fürûsiyye
Ayasofya - 2899/2
Nâşırü’d-dîn Muhammed b. Ya‘kûb b. İshâk b. Ahî Hazzâm
el-Huttelî
Kitâbü’l-fürûsiyye
Fatih - 3510
Nâşırü’d-dîn Muhammed b. Ya‘kûb b. İshâk b. Ahî Hizâm
el-Huttelî
Kitâbü’l-huyûl ve’l-fürûsiyye
Fatih - 3513
Nâşırü’d-dîn Muhammed b. Ya‘kûb b. İshâk b. Ahî Hizâm
el-Huttelî
Kitâbü’l-kemâl fi’l-fürûsiyye ve envâ‘ı’s-silâh
Ayasofya - 3705
Ahmed ibn Muhammed ibn Ebî Kutayrete
Kitâbü’l-hayl ve sıfâtühâ ve elvânühâ ve şiyâtühâ ve
izmârühâ ve ihlâlühâ ve ilâcâtühâ
Fatih - 3512/1
…
Kitâbü’l-fürûsiyye
Ayasofya - 4158
ed-Dimyâtî
Kitâbu fî fazli’l-hayl
Ayasofya - 4826/1
Emîr Bedreddin Bektût er-Rammâh el-Hâzindâr
Kitâbü’l-fürûsiyye ve mucâlecâti’l-hayl
Fatih - 3176/4
Şeyhü'l-İmâmi'l-Fâzıl Ebû Sehl Sa‘îd b. ‘Abdül‘azîz en-Nîlî
Telhîşu mesâ’ili Huneyn b. İshâk
Fatih - 3608
eş-Şâhib Tâcü’d-dîn Ebû ‘Abdillâh Muhammed b. Muhammed b.
‘Alî
Kitâbü’l-baytara (I. Cilt)
Fatih - 3609
eş-Şâhib Tâcü’d-dîn Ebû ‘Abdillâh Muhammed b. Muhammed b.
‘Alî
Kitâbü’l-baytara (II. Cilt)
Fatih - 3509/3
…
Kitâb fî ‘ilmi’l-fürûsiyye
Fatih - 3509/5
…
Kitâbü’l-fürûsiyye bi-resmi’l-cihâd
Şehid Esad Efendi - 184
Şemseddîn Ebü’l-Cevvâd Muhammed b. İbrâhîm b. Sâ‘id
el-Ensârî
Risâletü’l-müzehhebe fî hıfzi’s-sihha
Şehid Ali Paşa - 1550
…
Kitâb fî ‘ilmi’l-fürûsiyye ve istihrâci’l-hayli’l-‘Arabiyye
Şehid Ali Paşa - 2005
…
Kitâbü’l-hayl ve’r-riyâza ve’l-fürûsiyye
Bağdatlı Vehbi - 1501
…
Risâle fî siyâseti’l-hayl ve tıbbihâ
Ayasofya - 4197
Muhammed b. ‘Alî b. İsmâ‘îl el-Hanefî el-Akşarâyî
Kitâbü’s-sûl ve’l-ümniyye fî ta‘allümi a‘mâli’l-fürûsiyye
Bağdatlı Vehbi - 1499/2
…
Kitâb fî ‘ilmi firâseti’l-hayl ve emâyirîhim
Amcazade Hüseyin Paşa - 377
…
Kitâbü’l-fürûsiyye
Ayasofya - 2900/1
…
Kitâb fî ‘ilmi’l-fürûsiyye bi’r-resmi’l-mücâhidîn (52
babdır)
Ayasofya - 4828/3
…
Kitâbü’l-fürûsiyyeti’l-cihâd bi’r-resm (52 babdır; Ayasofya
- 2900/1'in başka bir yazması)
Ayasofya - 4196/1
…
Kitâbü’l-fürûsiyyeti’l-cihâd
Antalya Tekelioğlu - 870
Saçaklı-zâde Muhammed b. Ebî Bekir el-Mar‘aşî (ö. 1145/1732)
Risâle fî itlâfi’l-kilâb
Ayasofya - 3606
…
Kitâbü’l-câmi‘ beyne’l-‘ilmi ve’l-‘ameli’n-nâfi‘ fî
sınâ‘ati’l-hıyal
Köprülü Mehmed Paşa - 959/2)
Theomnestos / Huneyn b. İshak
Kitâbü’l-Baytara (63 Bâb)
Köprülü Mehmed Paşa - 1360
Ebû Saîd Abdülmelik b. Kureyb el-Asmaî
Kitâbü’l-Hayl (47 Yk.)
Köprülü Mehmed Paşa - 1288/3
Emir Bedrüddin Bektût er-Rammâh el-Hâzindâr
Kitâbun fî 'ilmi'l-fürûsiyye ve mu'âlecâti'l-hayl
Köprülü Mehmed Paşa - 1225
Melikü’l-Mücâhid Alî b. Dâvud (Resûlî Hükümdarı)
Kitâbü't-Tezkire fî ma'rifeti'l-baytara
bi'l-akvâli'l-kâfiye...
Hacı Ahmed Paşa - 361/2, 361/4
Aristo'ya izfe edilen gelenek / Şemsü'd-dîn Muhammed b.
Hüseyn
Risâle-i Feres-nâme / Risâle-i Baytar-nâme-i Hakîm Arestâlis
…
Cirit Oyunu - Yabancı Dillerde Yayınlanmış Eserlerin Açıklamalı
Bibliyografyası - İbrahim Yıldıran
Çalışma, 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu
sınırları ve etki alanlarında (İran, Mısır, Balkanlar vb.) icra edilen cirit
oyununun köken teorilerini, yayılma alanlarını, kurallarını, tekniklerini,
araç-gereç ebatlarını ve sosyolojik boyutlarını yabancı literatür üzerinden ele
alır.
Araştırma Mainz Johannes Gutenberg Üniversitesi'nin
Orientalistik, Etnoloji, Spor ve Merkez kütüphanelerinde gerçekleştirilmiş olup
ağırlıklı olarak Almanca, İngilizce ve Fransızca eserleri kapsamaktadır.
Doğrudan cirit oyununu konu alan makale ve incelemeler
(Alexander Diacovitch, Carl Diem, Max Freiherr von Oppenheim vb.).
Binicilik tarihi, antik çağlardaki benzer atlı oyunlar
(Etrüsklerin Troya oyunu vb.) ve kültürel bağlamları inceleyen eserler.
Hans Jakob Breuning, Cornelis de Bruyn, Jean Chardin,
Stephan Gerlach, Evliya Çelebi'nin seyahatlerini derleyen eserler, Helmuth von
Moltke ve Carsten Niebuhr gibi yabancı gözlemcilerin hatıratları.
Türk Edebiyatında Rahşiyeler - Orhan Bilgin
Divan edebiyatında atlar için yazılan kasidelere
"rahşiye" denir.
Bu kavrama Arap ve İran edebiyatlarında aynı adla rastlanmaz.
17. yüzyıl kaside şairi Nef'î, IV. Murad ve Vezir Mustafa
Paşa için üç rahşiye yazdı
Bunlar arasında en meşhuru IV. Murad için kaleme aldığı 84
beyitlik kasidedir. Kasidenin başlığında yer alan "bâ-fermân-ı
âlişân" ibaresi, eserin bizzat padişahın emriyle yazıldığını gösterir.
Nef’î, Türk ve millî tarih şuurunu kasidelerinde öne çıkararak Divan
edebiyatına özgün bir kimlik kazandırmıştır.
Nef'î, 84 beyitlik kasidesinin 53 beyitlik nesîb bölümünde
IV. Murad’ın 23 farklı atını övmüştür.
Rahş, Farsça kökenli olup "at" (özellikle
kırmızı-beyaz renkli at) demektir. Rahşiye, Divan edebiyatında atları övmek
veya onlar için yazılan kaside/mersiye türüne verilen addır.
Fürûsiyye, Arap edebiyatında binicilik, atçılık ve at
sanatına dair yazılan eser veya şiirlere verilen ad.
Bâd-ı Sabâ / Tayyâr: Rüzgar gibi hızlı, adeta uçan ve
gölgesi dahi kendisine yetişemeyen at.
Evren: Atıldığında hışımla ilerleyen bir ejderhayı andıran
at.
Saçlı Doru: Yelesi siyah amber kokulu, Anka kuşu gibi kanat
çırpan doruk renkli at.
Mercân: Kıvrak hareketli, tek bir saç telinin üzerinde bile
dönebilecek kadar yetenekli at.
Celâlî Yağızı: Meydanlara sığmayan, kalemi andıran
adımlarıyla geniş fezayı daraltan yağız at.
İki Edhem: Birbirinden ayırt edilemeyen, güzelliğiyle
Leyla’yı bile unutturan iki siyah at.
Kapıağası Dorusu & Arslan Dorusu: Dağda ve ovada
durmaksızın koşan; dizginlerini zapt edebilmek için boynuna çift altın zincir
vurulan heybetli atlar.
Cebel Doru & Kayışoğlu Dorusu: Hızda ecel okuna bile
denk yetişen atlar.
Ağa Alcası & Şam Alcası: Gökyüzünde süzülürcesine
yürüyen, kırmızı elbiseli bir güzeli andıran alaca atlar.
Dağlar Delisi: Koştuğunda yer gök sarsılan, durduğunda ise
cennet tavusu ve harem ceylanı gibi süzülen at.
Surâhî: Boynu ölçülü, süzülerek yürüyen, bakışıyla ve
zarafetiyle insanı büyüleyen müstesna at.
…
Tabirnamelerde At - Arzu Erdoğan
16. Yüzyıl Tabirnamesinde At ve Kısrak İle İlgili Yorumlar:
At Sütü: Mal, nimet, ululuk ve güzel söz.
Ata Binmek / Uysal Ata Binmek: Yüksek mertebe, itibar,
beylik ve isteklerin gerçekleşmesi.
Asi Ata Binmek / Sarsılan Ata Binmek: Ziyan, belaya ve
kötülüğe bulaşmak.
Ata Binip Uçmak: Çok büyük servet sahibi olmak.
Atın İnsana Binmesi: Kötü bir iş işlemek.
At Renkleri: Kara at (ululuk), Doru at (padişahlık), Beyaz
at (sağlık ve zenginlik), Sarı at (hastalık), Yağız at (kadın), Boz at
(hepsinden hayırlı), Alaca at (meşhur olmak).
Aptan İnmek: İşten çıkarılmak veya eşini boşamak.
At Eti Yemek: Aziz olmak.
Bir Atlının Arkasına Binmek: Hoş bir kadınla tanışmak.
Kısrak Görmek / Kısrak Sütü İçmek: İstenen kadınla evlenmek,
yüksek makam, kısrak sütü içmek büyük bir kişiye yakınlaşmak. Siyah kısrak
sıkıntılı, kızıl kısrak namuslu, beyaz kısrak ise hafifmeşrep eşe işaret eder.
Günümüz rüya tabirnamelerinde (örneğin Sağlam Yayınevi ve
Geçit Kitabevi yayınları) at genellikle genel bir hayır, itibar, zenginlik ve
genç kızlar için murada erme sembolü olarak tek tipleştirilmiştir. Atın
gündelik hayattan çekilmesiyle birlikte rüya tabirlerindeki o zengin detaylar
ve olumsuz yormalar azalmış; at neredeyse tamamen katıksız bir hayır alametine
dönüşmüştür.
…
Türk Masallarında At Motifi - Saim Sakaoğlu
Atların Doğuşu (Elma Kabuğu Motifi): Çocuğu olmayan
padişah ve vezire Hızır (derviş/ak sakallı ihtiyar) tarafından verilen elmanın
meyvesi karı-koca tarafından yenirken, kabukları kısrağa yedirilir. Böylece
şehzade doğduğunda ona yoldaş ve binit olacak tay da aynı anda dünyaya gelir.
Atların Göl, Bataklık veya Tarladan Çıkışı:
Olağanüstü özelliklere sahip atlar genellikle bataklık, göl veya tarladan elde
edilir (örn. Askere Giden Kız masalında bataklıktan tay çıkarılması; Ağlayan
Narla Gülen Ayva masalında tarlada beyaz atla karşılaşılması).
Atların Konuşması ve Yardımcı Olması: Masal atları
insan dilinden anlar, konuşur, sahibine akıl verir, tehlikeleri haber verir ve
darda kalan kahramana yardım eder.
Atların Olağanüstü/Sihirli Özellikleri: Masallarda
atlar uçabilir, altı aylık yolu yarım saatte alabilir, peri formuna girebilir
veya sırtından verdikleri kıllar yakılarak/birbirine sürtülerek yardıma
çağrılabilir.
At, kahramanın en sadık kader arkadaşıdır. İnsan gibi
konuşur, yol gösterir, sihirli güçleriyle (uçma, peri olma) kahramanı tüm
zorluklardan ve tehlikelerden kurtarır.
…
Manas Destanında At İsimleri - Enverbek Mokeyev
At, Kırgızların bağımsızlık mücadelelerinde (Hun, Göktürk,
Uygur, Kalmak savaşları) en temel araç olmuştur.
Atlar abartılı, heybetli ve hızlı unsurlarla anlatılır.
Bahadırın doğumu, evliliği ve ölümünün 1. yılındaki anma
(aş) töreninde mutlaka geniş katılımlı at yarışları yapılır.
Savaş atı, bahadırın eş seçiminde yardımcı olur; konuşarak,
akıl vererek veya kanatlanıp uçarak sahibini tehlikelerden korur. Atından
ayrılan bahadır (Manas ve oğlu Semetey dâhil) yenilgiye uğrar ve ölür.
Destanda geçen at isimleri 4 ana gruba ayrılır (1. Renk,
yaş, büyüklük; 2. Yabani hayvan/kuş benzetmesi; 3. Tabiat olayları/unsurları;
4. Huy, nesil, hız).
Argımak / Tulpar: Soylu, cins ve mitolojik özellikleri olan
hızlı savaş/koşu atı.
Toburçak: Doğrudan savaş için yetiştirilmiş dayanıklı, güçlü
at.
Corgo (Corgo at): Rahvan yürüyüşlü, binicisini sarsmadan
hızlı mesafe kateden at.
Lagır (Çobur): Zayıf, bakımsız, cins olmayan beygir.
…
Altay'daki Tuvaların Sözlü Edebiyatında At - Enka Taube
Göçebe geleneklerini koruyan Tuvalarda at; deve, yak, koyun
ve keçi ile birlikte "beş tür hayvanı" (beş cüzün mal) oluşturur.
Moğol ve Kazaklardan farklı olarak Tuvalarda at, sadece
binek hayvanıdır; sütü sağılmaz ve eti için kesilmez. İnsanın uzun ve yalnız
yolculuklardaki vazgeçilmez dostu, sadık bir eşidir.
Şarkılarda at, insanın duygusal ve ruhsal durumunun doğrudan
yansımasıdır:
Erkeğin kendine güveni ve atıyla tek vücut olması (sağlam
kemikli al at tasviri),
Sevgili/kız güzelliğinin atın dış görünüşü (saksağan alası,
sağrısı damgalı at) ile mukayese edilmesi,
Atın yorulması, zayıflaması veya ürkmesinin gurbet, ayrılık
ve üzüntüyü simgelemesi (Gök bora / Ak boranın yorulmasıyla Altay yurdunun ırak
düşmesi),
İnsan ve atın kader/bağ açısından özdeşleşmesi.
At sahibinden daha akıllıdır; yaklaşan tehlikeleri önceden
sezerek sahibini uyarır, ona yol gösterir. Kahraman öldüğünde cesedini korur
veya Gök Tanrısı'nın kızına/kaderdeki kadına giderek yardım getirir (Xan
Tögüsvek masalı). Hatta sahibini kurtarmak için kendini kurban edebilir veya
sahibinin ruhunu burun deliklerinde saklar.
…
Sibirya'da At ve Atçılık Terimleri - Claus Schönig
At; ulaşım, beslenme (süt, et) ve giyim (deri) kaynak olarak
bozkır ile dağlık alanlarda kültürlerin gelişip devletlerin kurulmasını
sağlayan temel unsurdur. Atçılığın bölgeye yayılmasında Eski İranlılar, Türkler
ve Moğollar belirleyici rol oynamıştır.
Ugor Halkları (Hanti ve Mansi): Batı Sibirya Tatarlarından
tay, aigar (aygır) ve ésénké (üzengi) kelimelerini almışlardır.
Yenisey Halkları (Ketler vb.) ve Güney Samoyedler: Aygır
kelimesini Sibirya Tatarlarındaki -y- ile (aygır) değil, Hakasça, Şorca ve
Sayan Türkçesindeki -s-'li biçimiyle (askir) bünyelerine katmışlardır.
Tunguslar ve Gilyaklar: Doğrudan Moğollardan etkilenerek at
için Moğolca morin (mur, murng) kelimesini benimsemişlerdir. Gilyaklar at
dizgini için kendi köpek kızağı terimleri (puks) ile morin kelimesini
birleştirip murbuks biçiminde hibrit bir terim türetmişlerdir.
Türk dünyasının en uzağında yer alan Yakutlar, Tunguslar
gibi ren geyiğini binek hayvanı olarak kullanmaya başlayınca atçılık
terimlerini ren geyikçiliğine uyarlamışlardır.
Yukagirlar, atı geç dönemde Yakutlardan öğrendikleri için
ata "Yakut ren geyiği" (yoqodileň, yaxadaaçe) adını vermişlerdir.
…
Orta idil Türk Dillerinde At ile ilgili Bazı Kelimeler - R. G. Ahmetcan
Tatarca ve Başkurtçada genelde at, yılkı (çocuk dilinde
bahbayaw); Çuvaşçada destanlarda ot/ut ("er atı"), günlük dilde ise
Slav dillerine de giren (loşa/loşad) laşa/laja kullanılır.
Aygır (Çuvaşça ayar/ıyır) ve Kısrak (Tatar/Başkurt
biye/beye; kısır kısrak anlamına kısır; tay vermemiş kısrak için Moğolca
kökenli baytal) temel cinsiyet ayrımlarıdır.
Bir yaşından küçük yavruya kolon / kölön / kolkay /
koloncak; 1-2 yaş arasına tay denir.
Çok iyi atlar için argamak (Arapça kökenli tazi, döldöl);
savaş atı için eski bir kök olan tul (tulpar/tolpar = savaş atı + kaplan/pars)
ve Farsça kökenli sıbay/hıbay (sipahi); iş atı için ise Eski Türkçe/Moğolca
köl- (bağlamak, koşumlamak) fiilinden gelen külek kelimesi kullanılır.
Atı eğitmek ve itaatkar kılmak için dimlemek (Moğolca dem),
beplemek (Arapça bāb), yastamak/yastaklamcık (eski Tatarca yastav, Çuvaşça
ustav, Yakutça sısta-) ve yarışa hazırlamak anlamında yaraklamak (Mari dilinde
sorala/sarala, kökeni yaramak) fiilleri kullanılır.
At sürüleri için öyör, tabın, tabir ve yalnızca bu bölgede
"vatan, ayrılan çayır" anlamını da barındıran töyek kullanılır.
Kır at neslinden gelen cebe/yebe (tarpan) atları, iri yeleli
ancak zayıf, küçük kulaklı (yabalak / yebe kulak) ve savaşa elverişsiz
atlardır.
Kötü ata celehe, iğdiş edilemeyen/büyümüş ata azman denir.
…
Saha (Yakut) Kültüründe At ve Atçılık - Yuriy Vasilyev-Cargıstay
Sahaların (Yakutlar) mitolojisi, inançları ve günlük yaşamı
at, güneş, kımız ve kopuz etrafında şekillenmiştir. At, Tanrı Cöhögöy-Toyon
tarafından korunur; destanlarda insan soyu ile at arasında doğrudan soy/kan
bağı olduğuna inanılır.
Sahaların yeni yılı ve kımız bayramı olan Ihıax'ta kısrak
sütünden yapılan kımızı içmek ritüeldir.
Ağaç/Deri Kımız Kapları: Çoroon (1-3 ayaklı bardak), Ayax
(1,5 kovaya kadar kımız alan dev bardak), Kerien ayax (8-16 kg'lık dolaştırma
bardağı), Siri ihit ( öküz derisinden 30 kovalık fıçı), Simiir (kara at
derisinden kap), Xamnatar (kımız çırpma tahtası).
Tüm bu eşyalar ve kaplar sıklıkla at yelesi (sielleex) ve
gümüş süslemelerle donatılır.
Serge (At Direği): Tanrı'nın yeryüzündeki
anıtı/bastonudur; evin, ailenin ve yurdun bağımsızlık sembolüdür.
Zenginlik ve kullanım amacına göre farklılaşır: At serge
(genel at direği), Kiyiit sergete (gelin sergesi), Aar bağcıx (Ihıax sergesi),
Delbirge sergeti (doğa ruhları için), Kırgıs sergete (savaş sergesi).
Ev yapımında ana direklere ve temele at kanı, at yağı ve at
yelesi sürülür/konur.
Şamanlar davulsuz kaldığında kayın dalına at yelesi bağlayıp
ritüel yapar; ayinlerde ateşin önüne beyaz at derisi serilir.
Düğünlerde güvey, gelin evine pişmiş at başı hediye götürür.
XIX. yüzyıla kadar zenginlerin mezarına atı canlı/ölü gömme ya da kafatasını
ağaca asma geleneği sürdürülmüştür.
Olonho destanlarında kahramanların atları insan gibi
konuşur, Sahaca bilir ve sahibine rehberlik eder.
Cöhögöy-Toyon: Saha mitolojisinde dokuz katlı göğün 3.
katında bulunan, insanları ve atları koruyan kutsal at tanrısı.
Ihıax (Isıah): Sahaların kısrak sütü (kımız), at eti ve
ritüeller eşliğinde kutladığı geleneksel yeni yıl ve kımız festivali.
Çoroon / Ayax: Kayın ağacından oyularak yapılan, genelde at
toynağı biçiminde ayakları olan, at yelesi veya gümüşle süslenen kımız
bardağı/kasesi.
Serge: Saha kültüründe evlerin, meydanların ve kutsal
alanların önüne dikilen, tepesi at başı figürüyle süslü ahşap at bağlama direği
/ anıt.
Atır (Aygır): Sahacada fiziki/manevi güç, büyüklük, şiddet
veya ululuk bildirmek için isimlerin başına getirilen niteleme sıfatı (ör. atır
oyuun = ulu şaman).
Olonho: Sahaların (Yakut) kahraman atların insan gibi
konuştuğu, destansı edebiyat geleneklerinin genel adı.
…
Saha Halkının "Çevik Nürgün Bootur" Destanında At Sembolü - L. M.
Sabaraykina
-50°C'ye varan dondurucu kış şartlarında bile açık havada
kendi yiyeceğini bulup hızla semirebilen Yakut atı, Saha insanının en dayanıklı
yaşam ortağıdır. At; binek, ulaşım ve iş hayvanı olmasının yanı sıra kımız
sütü, eti ve sıcak tutan derisiyle yaşamsal bir role sahiptir. Bu bağlam
sebebiyle tarihsel olarak at sahibi öldüğünde atı da onunla gömülür.
Saha folklorunun zirvesi olan Olonho destanlarında at,
alelade bir canlı değil, tıpkı Ayıı boyunun kahramanı Çevik Nürgün Bahadır gibi
ilahi bir kökene sahiptir. Yüce dünyanın ilahesi tarafından bahadır için özel
olarak yaratılmıştır. Atın ismi bahadırın isminden ayrılmaz; bir bütünün
parçasıdır.
Saha mitolojisine göre evren üç katlıdır:
Yüce Dünya: Yardımcı tanrılar ve ilahi varlıklar yaşar.
Alçak Dünya: İnsanların ve Ayıı boyunun düşmanı olan Abaası
adı verilen kötü ruhlar yaşar.
Orta (Ara) Dünya: İnsanların (Ayıı boyu) yaşadığı yerdir.
Nürgün Bahadır insanları alçak dünya iblislerinden
korurken; onun sihirli, uçabilen, insan gibi konuşabilen ve gelecekten haber
veren atı adeta "kahramanın kanadı" ve en büyük akıl hocasıdır.
At, sahibine karşı derin bir sevgi ve koruma içgüdüsü taşır.
Sihirli gücüyle bahadırın kız kardeşini kulağında saklayabilir. Bahadırlar atın
kulağına veya ağzına girerek boyut değiştirebilir veya tehlikeden kaçabilir.
Ebedi yeşil ülkeye ulaşıldığında at ve bahadır güçlerini
yeniler: Bahadır iki direkten birindeki Ürün ilge'yi (sütlü kutsal yemek) yiyip
gücünü toplarken, at ise diğer direkteki çiçeği yiyerek tekrar "yıldırım
gibi" hız kazanır.
Olonholardaki at yarışlarında Ayıı bahadırının atı,
Abaasıların (kötü ruhların) atlarını daima mağlup eder. Bu durum iyiliğin
kötülüğe galip geleceğinin önceden habercisidir. At, Saha halkının özgürlük,
direnç ve yaşama gücünün simgesidir.
Abaası: Saha mitolojisinde alçak (yeraltı) dünyada yaşayan,
insanlara ve iyiliğe düşman olan kötü ruhlar / iblisler.
Ayıı: Yüce dünyadaki iyi tanrılar soyu ve onların
yeryüzündeki temsilcisi olan insan soyu.
Ürün İlge: Destanlarda ebedi yeşil ülkede bulunan,
bahadırların yediğinde yeniden yaşama gücü ve direnç kazandığı kutsal süt
yemeği / katığı.
…
Altayların Yaşamında ve Folklorunda At - Nina Şatinova
…
Kazakların Eski inançlarında At - Şekir Ibırayulı Ibırayev
Göçebe Kazak kültüründe at yalnızca bir binek veya maddi
varlık değil; kültürün temeli ve ruhanilik atfedilen kutsal bir değerdir.
Çocuklar 5 yaşında ata binmeyi öğrenir. Kazaklar için at sevgisi, doğa ve Tanrı
sevgisiyle özdeşleşmiştir.
Kazaklar dört temel evcil hayvanın yaratıcısına/koruyucusuna
(pîrine) dua ederler:
At: Kambar Ata
Deve: Oysıl Kara
İnek: Zengi Baba
Koyun: Çoban Ata
Bir efsaneye göre Nuh'un gemisi Kazıkurt Dağı'na indiğinde
karaya ilk ayak basan Kambar Ata olmuştur.
Kazak mitolojisine göre at rüzgârdan yaratılmıştır
(deve çölden, inek sudan, koyun havadan). Atın rüzgârdan yaratılması onun Gök
Tanrı ile doğrudan bağlantısını gösterir. Atın anne ve babasının hem su üstünde
hem su altında yüzebildiğine inanılır.
Kambar Ata yalnızca atların değil, aynı zamanda göl ve
yolların da yaratıcısı/tanrısı olarak kabul edilir (Kız Jibek destanındaki
dualarda yol ve göl tanrısı olarak geçer).
Gökyüzündeki Demir Kazık (Kutup Yıldızı) semanın göbeğidir.
Akbozat ve Gökbozat adlı iki at Demir Kazık'a bağlıdır. Yedi Karakşı (Yedi
Haydut / Büyük Ayı) bu iki atı çalmak için fırsat kollar. Eğer bu atlar
çalınırsa kıyamet kopacaktır (Akbozat'ın Jüpiter gezegeninin çocuğu olduğuna
inanılır).
İnsanlar uyurken veya ölü gömülürken baş tarafı Demir
Kazık'a gelecek şekilde yerleştirilir; mezar taşları Demir Kazık'a bakar.
Sahibi öldüğünde atının da onunla gömülmesi veya ölüm
yıldönümünde (aş/yuğ) kuyruğu kesilerek kurban edilmesi esastır. Bu kurban
etinden pişirilen yemeğe aş ("son yemek") adı verilir.
…
Kımız Üretimi - Şirzat Doğru
Kımız, Orta Asya’dan günümüze tüm Türk boylarının milli ve
ortak içeceğidir. Ziya Gökalp ve Mağcan Cumabayev gibi şairlerin dizelerinde
"atar içkisi", "neşe, yiğitlik ve cesaret kaynağı" olarak
tarif edilir.
Kımızın ilk mayası Kuzu Şirdanı'dır (Türk Mayası). Yeni
sağılmış kısrak sütü, kayın ve kızılcık ağacı dumanıyla tütsülenmiş at
derisinden yapılan saba (tulum) içine konur. Piskek (tokmak) ile 2 saatte bir
en az 5.000 kez dövülerek fermente edilir.
Kunan kımız (3 yaşındaki tay sütünden): Tatlı kımız
Dönen kımız (4 yaşındaki tay sütünden): Orta-sert kımız
Beşti kımız (5 yaşındaki tay sütünden): Çok sert kımız
Kımız, antiseptik, antibiyotik ve vitamin deposudur; mide,
idrar yolu, damar sertliği, karaciğer ve akciğer hastalıklarına iyi gelir. Besler,
kuvvetlendirir, yeniler.
Hücre yenileyici özelliği nedeniyle Avrupa'da gençleşme
kürlerinde kullanılır. Kısrak sütü anne sütüne en yakın süt olduğundan bebek
beslenmesinde ve kozmetikte (pürüzsüz cilt kremleri, sabunlar) kullanılır.
…
3. BÖLÜM: ÇAĞDAŞ ATÇILIK
Türkiye’de Arap Atı Yetiştiriciliği - Mustafa Çelebi
Arap atı; tenasüplü vücut yapısı, sürat, mukavemet ve irsi
üstünlüğü sebebiyle at yetiştiriciliğinde öne çıkmıştır. Eski Türk eserlerine
göre Arap atında kuru baş, kalem kulak, büyük burun delikleri, dal boyun, geniş
karın ve ceylan göz aranır.
15-16. yüzyıllarda kurulan "Hayvan Ocakları"
dünyaca ünlü süvari birliklerini ve at örneklerini yetiştirmiştir. İngiliz
safkan atlarının soy bağında yer alan 3 ünlü aygır (Byerley Turk, Darley
Arabian, Godolphin Arabian) Osmanlı egemenliğindeki topraklardan İngiltere'ye
götürülmüştür.
Çöküş döneminde dağılan damızlık stoku, Cumhuriyetin
ilanıyla birlikte 904 Sayılı Islah-ı Hayvanat Kanunu çıkarılarak yeniden inşa
edilmiştir. Çifteler, Karacabey, Sultansuyu, Çukurova ve Karaköy Haraları
kurulmuştur.
Urfa ve civarından Subeyhi, Seklavi, Kırşemsa, Cilfe, Suade,
Hamde, Zehra vb. safkan kısraklar satın alınmıştır.
Irak, Suriye ve Lübnan'dan efsanevi aygırlar getirilmiştir.
Bunların en önemlileri Baba Kuruş, Berk, I. Seklavi ve Sa'ad'dır.
Metodik seleksiyon ve Anadolu ekolojisi sayesinde, klasik
kitaplarda 148-152 cm olan cidago yüksekliği 155-160 cm'ye çıkarılmış; kuvvet,
mukavemet ve cüsse artırılarak özgün "Türk Arap Atı" tipi
geliştirilmiştir (Cidago Yüksekliği: Atın ön bacaklarının hizasındaki omuz başı
ile yer arasındaki dikey yükseklik (atın boy ölçüsü).
Günümüzde Safkan Arap atı yetiştiriciliği TİGEM'e bağlı
Anadolu (Çifteler), Karacabey ve Sultansuyu işletmelerinde ile özel
yetiştiricilerin elinde devlet kontrolünde sürdürülmektedir.
…
Türkiye'de At Yetiştiriciliği ve Suni Tohumlama Teknolojisi - Adnan Özkoca
At, Türk toplumunda tarih boyunca büyük bir sevgi ve değer
görmüştür. Orta Asya'dan Avrupa içlerine uzanan fetihler at sayesinde
gerçekleşmiştir. Dadaloğlu'nun şiirinde de vurgulanan "eşkin at"
(çevik, hareket kabiliyeti yüksek) kavramı, Türk at yetiştiriciliğinin temel
ilkesi olmuştur. Kosova ve Niğbolu savaşları bu atlar sayesinde kazanılmış,
Haçlıların kullandığı ağır zırhlı "katana" tipi atlara rağbet
edilmemiştir.
Türklerde at yarışları ve atlı sporlar Orta Asya'dan beri
yaygındır (Orhan Bey 1325'te Bursa'yı alınca ilk iş olarak bir yarış yeri
ayırmıştır). III. Osman'ın "Sislikır" isimli atına saray bahçesinde
mezar yaptırıp taş diktirmesi, Türklerin ata verdiği değerin somut bir
örneğidir.
Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte Islah-ı Hayvanat Kanunu
ve Haralar Kanunu çerçevesinde sistemli at ıslahı başlatılmıştır. Karacabey
Harası başta olmak üzere yürütülen çalışmalar ve geliştirilen ırklar şunlardır:
Karacabey Atı: Yarımkan Arap kökenli olup iri yapılı, çabuk
terbiye olan, hastalıklara dayanıklı; binek, koşum ve tarıma uygun ideal bir
Türk atıdır.
Nonius ve Karacabey Nonius: Ordunun ağır koşum ihtiyacı için
Macaristan'dan getirilmiş ancak sonradan yetiştirilmesinden vazgeçilmiştir.
Safkan Arap Atı: Yarımkan Arap atlarına kan vermek, asalet
sağlamak ve yarış atı ihtiyacını karşılamak amacıyla yetiştirilmiştir.
Safkan İngiltere (İngiliz) Atı: 1928'de başlatılmış, 1945'te
halka devredilerek Haradan kaldırılmıştır. Hassas yapılı, engel atlamada
başarılı ve kısa mesafe koşu atıdır.
Konkur Atı: 1962'de ordu ve atlı spor ihtiyacı için
Karacabey/Nonius kısrakları ile iri kemikli İngiliz aygırları melezlenerek
geliştirilmiştir.
Haflinger Atı: 1961'de Avusturya'dan getirilmiş; uysal, ağır
çekim ve koşuma uygun binek/iş atı olarak yetiştirilmiştir.
Türkiye, Rusya'dan sonra sun'i tohumlama teknolojisini
uygulayan ikinci ülke olmuştur. Ayrıca 1927'de köylü çocuklarına at bakımı ve
terbiyesi öğretmek amacıyla açılan okul uzun yıllar hizmet verdikten sonra
kapatılmıştır. Prof. Dr. Selahattin Batu, Nurettin Aral, M. Ali Kiper gibi
isimler bu ıslah çalışmalarının öncüleridir.
…
Türkiye'de İngiliz Atı Yetiştiriciliği ve Haralar - Mustafa Alver
Türkiye'de resmi at yarışları ilk defa Sultan Abdülmecid
zamanında (1857) İzmir'de Peterson (İngiliz) ve Evliyazade Refik Bey
önderliğinde başlamıştır. Sultan Abdülaziz döneminde Kağıthane'de fermanla
yarışlar yapılmış; 1908 sonrası Enver Paşa'nın gayretleriyle At Neslini Islah
Derneği kurulmuş ve Veliefendi'de ilk tribün inşa edilmiştir.
Cumhuriyet'in ilanı sonrası 1926'da kurulan Yüksek Yarış
Islah Encümeni Genel Sekreteri Atıf Esenbel, Atatürk ve devlet ricali için yurt
dışından safkan İngiliz atları ithal etmiştir. Bu atlardan kalanlar Mareşal
Fevzi Çakmak'ın yaveri Yüzbaşı Ahmet Atman ve İsmet İnönü'nün yaveri Yüzbaşı
Fikret Yüzatlı tarafından satın alınmış; Levanterlerin atlarıyla
birleştirilerek safkan İngiliz koşularının temeli atılmıştır.
Karacabey Harasında 1928'de başlayan devlet eliyle İngiliz
atı yetiştiriciliği, zamanla kan tazelenmemesi, yeni damızlık getirilememesi ve
yıpranmış materyalle devam edilmesi nedeniyle başarısızlığa uğramış; hara
1951'de İngiliz atlarını elden çıkarıp tamamen Arap atı yetiştiriciliğine
dönmüştür.
1972'de Tarım Bakanlığı ve Türkiye Jokey Kulübü (TJK) iş
birliğiyle Karacabey'de yeniden denenmiş ancak bu girişim de başarısızlıkla
sonuçlanmıştır.
1983 sonrası Newmarket (İngiltere) satışlarından getirilen
gebe kısrak ve aygırlarla özel hara sayısı 90'a, yıllık tay üretimi 80'lerden
400'e yükselmiştir. Yazara göre Türkiye'de atçılığın dünya seviyesine
ulaşabilmesi için devlet haralarında da yeniden İngiliz atı yetiştiriciliğine
başlanması gerekmektedir.
…
Türkiye'de At Yarışları - Sadettin Atığ
Türkiye atçılıkta İngiltere, İrlanda, İtalya, Almanya ve
Fransa'nın ardından Norveç, İsveç, İspanya gibi Avrupa ülkeleri seviyesindedir.
1990'dan beri Enternasyonal yarışlar İstanbul'da düzenlenmektedir.
1993 verilerine göre pistlerde koşan faal yarış atı sayısı
733 Safkan İngiliz ve 620 Arap atı olmak üzere toplam 1353 baştır.
…
Yurdumuzda Yapılan At Yarışları, Islahı, Üretimi ve
Soy kütüğü ile ilgili Kanun, Tüzük ve Yönetmelikler - Kâşif Birengel
904 Sayılı Islah-ı Hayvanat Kanunu (1926): Türkiye'deki tüm
hayvancılık ıslahı, üretimi, haralar, aygır depoları, sergiler ve suni
tohumlama (6893 sayılı kanun ekli) faaliyetlerini düzenleyen temel çatı
kanundur. Merkezde ve illerde Islah-ı Hayvanat Komisyonları vasıtasıyla
yürütülür.
6132 Sayılı At Yarışları Hakkında Kanun (1953): Yarış yapma
ve müşterek bahis tertip etme yetkisini Tarım ve Köyişleri Bakanlığına verir.
Bakanlık bu yetkiyi kamu yararına çalışan derneklere (Türkiye Jokey Kulübü) 30
yılı geçmemek üzere devredebilir. Devlet adına en yüksek denetim ve yarış
otoritesi Yüksek Komiserler Kurulu (YKK) ve Sekreteryasıdır.
5883 Sayılı Soykütüğü Kanunu (15.02.1952): Safkan Arap ve
Safkan İngiliz atlarının tescilini düzenler. Türkiye'de doğan taylar 3 ay, yurt
dışından getirilenler 2 ay içinde müracaat edilerek soykütüğüne kaydedilir.
1981 yılından itibaren kan grubu tespiti (ebeveyn doğrulaması) zorunlu
kılınmıştır; pedigrisi olmayan at yarışlara katılamaz.
7000 Sayılı Fon Kanunu (1957 - 6132'ye Ek): Yarış
gelirlerindeki artışlardan oluşturulan fon; at ıslahı, tesis yapımı ve ikramiye
açıklarının kapatılması için kullanılır.
…
Bahadır Gödek, Türk Atçılığında Perspektifler
Ülkede yetiştiricilik 3 devlet harası (TİGEM) ve 41 özel
harada sürdürülmektedir. Arap atı yetiştiriciliğinin %90'ını TİGEM, Safkan
İngiliz atı yetiştiriciliğinin tamamını ise özel sektör yürütmektedir.
Makineleşmeyle birlikte at toplumsal hayattaki işlevini
kaybederken, devlet 18 hara ve aşım istasyonunu 6'ya düşürmüştür.
Özel haralar kapanma sürecine girmişken, idealist atçıların
çabası ve T.J.K. Pansiyon Harası'nın kuruluşuyla Türk yetiştiriciliğine yeniden
ivme kazandırılmıştır.
…
Türkiye Jokey Klübü'nün Yapı ve Teşkilatı - Dinçer Cebeci
…
Erden Odabaşı, Müşterek Bahisler - O. Erden Odabaşı
…
Cerrahi Tedavi Merkezleri - Akın Finci
Tarımda motorlaşma, orduda süvariliğin ve şehirlerde atlı
polis birliklerinin kaldırılması ile haraların tarım işletmelerine
dönüştürülmesi nedenleriyle genel at popülasyonunda ciddi bir azalma
yaşanmıştır.
At kullanımındaki bu niteliksel dönüşüm (iş atından
spor/yarış atına geçiş), görülen cerrahi hastalıkların türünü ve yapısını
değiştirmiştir.
Yarış ve konkur atlarında ortaya çıkan sportif cerrahi
hastalıkların, biyomekanik yapı, antrenman tipleri ve pist/koşu koşulları
çerçevesinde incelenmesi; veteriner fakültesi müfredatlarının bu doğrultuda
güncellenmesi gerekmektedir.
Konkur (Konkurhipik): Atın belirli bir parkur üzerindeki
engelleri yüksek disiplin, zamanlama ve yetenekle aşmasına dayalı engel atlama
sporu/yarışması.
…
Azerbaycan Medeniyetinde At ve Atçılık - N. Semedoğlu Bağırov
İlki (yılkı/mera atçılığı) ve Tövle (tavla/ahır atçılığı)
olarak ikiye ayrılır.
Yaş/Cinsiyet Terminolojisi: Kulun (tay/yeni doğan), dayça
(küçük tay), day (2-3 yaş), ürye (2-5 yaş erkek at), gulan (2-5 yaş dişi at),
aygır (yetişkin erkek), madyan (kısrak), yabı (iğdiş edilmiş at/ahkıt).
Don ve Nişaneler: Donlar keher (doru), küren (al), boz
(kır), gara (yağız) ve nadiren semendidir (izabel). Nişanelerde ise ulduzvari
(kartopu), gaşga (akıtma), saggar (seki/kasma) ve ayaklardaki şekil (seki)
terimleri kullanılır.
Azerbaycan'da at eti yenmez. Yaşlanan değerli aygırlar
eceliyle ölene kadar beslenir, derisi soyulmadan gömülür. At, sahibinin yoldaşı
ve "kardeşi" olarak görülür.
Milli At Cinsleri ve Islah:
Karabağ Atı: XVIII. yüzyılda İbrahim Han'ın Hankendi
haralarında geliştirilen, altın/gümüş sarısı donlu, dağlık araziye dayanıklı,
Paris ve Moskova sergilerinde madalya alan milli ırk. Don atı ve Budyonnı
ırklarının oluşumuna katkı sağlamıştır.
Dilbaz Atı: 300 yıllık geçmişe sahiptir. Nadir Şah'ın Molla
Ali Kişi'ye "heyli delbazes" (gönül açan) demesinden adını alır.
Kazak, Ağstafa ve Gürcistan sınırında yayılmıştır.
Guba Yorgalanı: Yerli yorga/rahvan at cinsi.
Ermeni tecavüzü sonucu Ağdam Atçılık Zavodu işgal edilmiş,
Karabağ atları başka bölgelere tahliye edilmiştir. Özelleştirme ve köylü
çiftlikleri döneminde her rayonda 2-3 atçılık çiftliği kurulması
hedeflenmiştir.
…
İzmit Harasında Değerlendirme - N. Semedoğlu Bağırov
Başarılı bir atçılık için gerekli dört temel Unsur / genetik
kaynak/kaliteli damızlık, güçlü yem tabanı/rasyon, disiplinli antrenman/eğitim
ve uzman/tutkulu kadro
…
Özbekistan’da Atçılık - Nimet Resulov
At ilk kez Amu Derya (Ceyhun) ve Sir Derya (Seyhun)
arasındaki kadim Türkistan coğrafyasında ehlileştirildi
Özbekistan'ın asıl milli at ırkı Karabayır'dır. Bu ırk,
yüzyıllar boyunca halk seleksiyonu ile oluşmuş; Güney (Arap, Fars/İran)
atlarının şıklığı, hızı ve canlılığı ile Kuzey (Moğol) atlarının dayanıklılığı,
kanaatkârlığı ve güçlü vücut yapısının mükemmel bir sentezidir.
Karabayır atları üç ana tipe ayrılır: 1) Asıl/Temel Tip, 2)
Binek Tipi, 3) Verimli/İş (Araba) Tipi.
Büyüklük açısından Akhal-Teke ve Moğol atları ile
karşılaştırıldığında (Cidago yüksekliği: Aygırlarda ~155,8 cm, Kısraklarda
~150,4 cm); Moğol atlarından çok daha iri, Akhal-Teke atlarına kıyasla göğüs ve
kemik yapısı daha geniş ve güçlüdür.
Meragahların azalması sebebiyle atlar sonbahar-kış döneminde
tavlalarda (3-3,5 ton yonca samanı, 2 ton dane yem ile) beslenmektedir.
Karabayır ırkını ıslah etmek için Akhal-Teke, Arap ve Safkan
İngiliz atlarıyla "kan tazeleme" (1/4 ve 1/8 oranında) melezlemeleri
yapılmıştır. Kan oranının 5/8 veya 3/4 seviyesine çıkarılmasının olumsuz
sonuçlar verdiği tecrübe edilmiştir.
1917 öncesinde 1,2 milyon olan at sayısı günümüzde 122,5
bine kadar gerilemiştir.
…
Kırgızistan'daki At Yarışları - Sarinci Cumagaziyev
…
Kırgız Medeniyetinde At ve At Yetiştiriciliği - Adaşbek Kıdırmayev
Koşu atı seçimi ve antrenmanı babadan oğula geçen bir ata
sanatıdır.
Kırgızlarda at yarışları 50 km’ye varan uzun mesafelerde
yapılır.
bunun yanında Yorga Yarışları (10 km), Oğlak/Teke Çekiştirme
(Kökbörü), Kız Kuuv (Kız Kovalama), Erenje/Kız Yarışı ve at üstünden gümüş/para
toplama gibi zekâ ve güç oyunları yaygındır.
Geleneksel Oğlak Çekiştirme (Kökbörü) Oyunu
2500-3000 yıllık geçmişe sahip olan bu oyun aslen kışın kar
üstünde güçlü atlarla yapılan kurt avı ve yakalanan kurdun çekiştirilmesi
geleneğinden doğdu. Zamanla toylarda ve yuğ (cenaze) aşlarında kurt yerine
oğlak, teke veya tosun çekiştirilerek "Oğlak Çekiştirme" adını aldı.
1994 yılı itibarıyla ülkede 328.300 baş at bulunmakta…
…
Kazakistan’da At Yetiştiriciliği - Sovet Saudabayev
Ülke genelinde 13 Soy At Fabrikası, 5 Soy At İşletmesi ve 66
Soy At Çiftliği bulunmaktadır.
Jokey ağırlığı eğer dâhil 57-62 kg arasında
sınırlandırılmıştır. Soylu atlar 1,5 yaşında teste tabi tutulur, 2 yaşında
yarışlara başlar.
Ata kesinlikle insan ismi verilmez. Koşu atlarında adın ilk
harfi babanın, ortasındaki harf annenin baş harfi olmalıdır. Dresaj atlarında
ise bu düzen tam tersine işler.
Almatı Hipodromu’nda yıllık ortalama 228 baş at yarışır.
Yarışlara Kazakistan (3 at fabrikası, 13 çiftlik), Rusya (2 fabrika, 1 çiftlik)
ve Kırgızistan (1 çiftlik) olmak üzere 20 farklı kurum katılır.
…
Ahalteke Atlarının Nesil Izarlaycı İmmunogenetik Faktorları - Agalikov
Nurmuhammed
1993 tarihinde Türkmenistan Tarım Bilimleri Akademisi
Moleküler Biyoloji, Biyokimya ve Biyoteknoloji bölümleri bünyesinde Moleküler
Genetik ve İmmünoloji Laboratuvarı kurulmuştur.
Türkmenistan'ın simgesi olan Ahal-Teke ve Yamut (Yomut)
atlarının soy kütüğünü (pedigri/nesil orijinini), kan gruplarını, kan
protein-enzim polimorfizmini ve genetik çeşitliliğini tespit etmektir.
…
Akalteke Atları - Meredov Bazarbay
Türkmenlerin ehlileştirip uygarlığa kazandırdığı Ahal-Teke,
bilinen en eski cins atlardandır. Tarihte "Gök Atları", "Nisa
(Nesey) Atları" ve "Türkmen Atları" olarak anılmıştır.
Türkmenlerin sürdürdüğü göçebe/bozkır yaşam tarzı, bu ırkın
saflığını koruyarak günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır.
Ahal-Teke; Arap atı, Safkan İngiliz atı, Trakenen, Karabayır
ve Karabağ gibi dünyaca ünlü pek çok at ırkının oluşumunda ve genetik ıslahında
temel gen kaynağı olmuştur.
Duruşları, ateşli mizaçları, narin yetkinlikleri ve estetik
hareketleriyle eşsiz bir güzelliğe sahiptir.
En belirgin niteliği fevkalade dayanıklılığıdır; uzun
mesafeli koşulardan sonra bile gücünü kısa sürede tazeleyebilme (rejenerasyon)
yeteneğine sahiptir.
Bağımsız Türkmenistan Devleti’nin armalarında, milli
paralarında (Manat) ve devlet sembollerinde Ahal-Teke figürü baş köşeye
yerleşmiştir.
Damızlık Kitabı (Studbook): Bir at ırkının saflığını
korumak, soy kütüğünü (pedigri), ebeveynlik bağlarını ve hatlarını resmi kayıt
altına almak için devlet veya yetkili kurumca tutulan soy kütüğü kitabı.
…