Hindistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hindistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2011 Cuma

Moritz Winternitz – Hint Destanları

Moritz Winternitz – Hint Destanları
Ramayana – Mahabharata- Harivamsa

Destanların çekirdek konularına bakıldığında, Mahabharata Ramayana’dan daha eski gözükmektedir. Ancak Ramayana’nın yazıya geçirilip, bitirilişi (yaklaşık MÖ. 2. Yüzyıl) Mahabharata’dan daha önce olduğu için, daha eski bir destan olarak kabul edilir.

Ramayana, öncelikle Buddhist inançtan etkilenmiştir ve halk arasında yaşayan baladlar, destan bitirilmeden önce zaman içinde, sık sık destan anlatımlarında kullanılmıştır. Destan, daha sonra Hinduizm’in Vishnu mezhebinin etkisi altına girerek, tamamen Hindulaştırılmıştır.

Ramayana, 24.000 beyit be 7 bölümdür. Mahabharata ise 100.000 beyit ve 18 bölümden oluşur. Destandan çok bir Purana (efsanevi öykü biçimi) karakteri gösteren Harivamsa ise 35.000 beyit ve 3 bölümdür.

Rama, bir savaşçı çocuğu olmakla birlikte, sürgüne gidişi sırasında bir Buddhist gibi uysal ve yumuşaktır. Sugriva için Valin’i öldürmesi, aslında kalleşçe bir davranıştır. Bunun dışında genelde iyi bir insan portresi çizer. Daşaratha sözünde duran kral; Kaikeyi ise oğlu için kötülüğü bile göze alan iyi bir anne, fakat kötü bir kişidir. Lakshmana, kardeş bağlılığına, Sita ise eş bağlılığına iyi birer örnektir. Bharata ise, ağabeyi Rama’ya bağlılığını göstermeyi ihmal etmez. Rovana’da, destandaki en kötü ve zalim karakterdir.

Mahabharata destanında ilk önce görülenler, Vishnu inancının egemen olmadığı zamanların baş tanrıları Vedik tanrılar, İndra, Agni, Soma vs’dir. Destan, daha sonra, Vishnu mezhebine bağlı din adamlarının egemenliği altında yeniden biçimlendirilmiştir. Ancak destanda, erdem ve adalet tanrısı Dharma’nın ve Dharma anlayışının da büyük bir önemi olduğu görülmektedir.

Mahabharata’nın konusundan esinlenerek eser yaratmış birçok sanatçı vardır. Kalidasa’nın(MÖ. 3-4. Yüzyıl), destan içindeki bir öyküden yola çıkarak yarattığı Şakuntala adlı eseri çok ünlüdür.

700 beyitten oluşan Bagavatgita’nın yazarı belli değildir ve büyük bir olasılıkla destana sonradan eklenmiştir. Krisha, tıpkı Rama gibi, tanrı Vishnu’nun insan olarak bedenlenmiş halidir.
…bu kitap için Hint düşüncesinin aynasıdır diyebiliriz.

Harivamşa destanı, Mahabharata’nın eki olarak kabul edilir. Tanrı Vishnu’nun bedenlenmiş hali olan Krishna’nın aşkları, maceraları ve kahramanlıklarını anlatır.

Hintliler atalarına Bharata derler.
Mahabharata, Büyük Bharata savaşını anlatır.
Ariler savaşçı bir ırktı, Hindistan’a kuzeyden geldikleri zaman tarih MÖ. 1500 veya 1250 yıllarını gösteriyordu.
Rama ise bir büyük raca olarak, Ari kurum ve düşüncelerini Hindistan’ın güneyindeki en uç noktasına kadar yayan kişi olarak düşünülür.
Dünya zalim cin (rakshasa) Ravana’nın kötülüğü altında inim inim inlemektedir. Vishnu cennetten yere iner ve Rama kılığına bürünerek bu dünyayı kurtarır. Ona, kardeşi Lakshmana ve maymun dostu Hanuman yardım ederler. Karısı Sita ise onun en büyük dayanağı, eşi, sevgilisi, her şeyidir.
Mahabarata Destanı
Pandu bir çileci hayatını benimser.
Bunun üzerine Kunti, soyunun devamı için tanrılara yalvarır.
Gezginin dostu kervandır. Evde kalanın dostu karısıdır. Hastanın dostu doktor…
Yenilmesi zor olan düşman öfkedir. Hiç bitmeyen hastalık aç gözlülüktür.
Kuru savaş alanındaki büyük savaştan otuz yıl sonra Pandavalar,  Gondhari’nin Krishna ve soyunun yok oluşu ile ilgili lanetinin gerçekleşmekte olduğuna dair işaretler alırlar. Krishna kardeşi Baladeva’yı arar ve onu tam ölmek üzereyken bulur. Baladeva’nın ağzından beyaz bir yılan çıkar ve süratle kendisini bekleyen çok ünlü yılan şeytanlarının bulunduğu okyanusa gider. Krishna ıssız bir ormanda yere uzanır ve derin düşüncelere dalar. Orada dolaşmakta olan Cara (yaşlılık) adındaki bir avcı onu geyik zannederek okunu fırlatır. Ve onu vücudundaki tek öldürebileceği/öldürülebileceği nokta olan topuğundan vurarak öldürür.

Harivamşa Destanı
Üç ana kitaptan oluşur;
1)      Harivamşaparvan
Hari, tanrı Vishnu’nun sayısız isimlerinden biridir. Harivamşa ise Hari’nin soyu anlamına gelir. Yaratılış konusunda ve çok çeşitli mitolojik olaylardan bahsedilir. İnsan tanrı Krishna’nın doğuşundan sonra birçok olay anlatılır.
2)      Vishnuparvan
Bir ölümlü haline gelen tanrı Vishnu’nun Krishna adıyla doğumundan ölümüne kadar geçen olayları kapsar.
3)      Bhavisyaparvan
Purana metinlerinin toplanmış bir nüshasıdır.

Ramayana Destanı
Bir avcının vurduğu çulluğu gören Valmiki çok kederlenir ve avcıya beddua eder. Sonra Tanrı Brahma ortaya çıkar, Rama’nın yaptıklarını anlatır.
  1. Kitap: Bala-kanda (Rama’nın gençliği)
  2. Kitap: Ayodhya-kanda (Ayodhya’da)
  3. Kitap: Aranya-kanda (Orman Hayatı)
  4. Kitap: Kishkindha-kanda (Kishkindha’da)
  5. Kitap: Sundara-kanda (güzel bölüm)
  6. Kitap: Yuddha-kanda (Savaş bölümü)
  7. Kitap: Uttara-kanda (Bitiriş bölümü)

Çeviren: Korhan Kaya
İmge Kitabevi Yayınları, 2. Baskı, 2002, Ankara 

Kürşat Demirci – Hinduizmin Kutsal Metinleri Vedalar

Kürşat Demirci – Hinduizmin Kutsal Metinleri Vedalar

Vedaların sanskrit dilindeki yazılı metinleri MS. 14. Yüzyılda ortaya çıkar. Sadece birkaç fragmanın tarihi MS. 2. Yüzyıla kadar çıkmaktadır. Bu tarih, Vedaların meydana getirildiği tarih olan MÖ. 1200 civarı gözönüne alındığında oldukça geç bir tarihtir.
Vedalar başlangıçta şifai olarak söylenmş ve çok sonraları yazıya geçirilmiştir.
Özellikle sır cemaatlerinde görülen bu kaygı şifai geleneği kutsal bir yapıya büründürmüştür.

Vedalarla ilgili ana kaynak mahiyetindeki eserlerin başında şüphesiz Vedalardan sonraki kutsal metinler olan Brahmanlar, Upanişadlar, Puranalar ve Mahabharatha gelir. Vedantik literatür adı altında incelenen bu kitaplar, Hindu geleneğine göre Vedaların tefsiri mahiyetindedir.

Özellikle Upanişadların ortaya çıkışından (MÖ. 800) sonra Hinduizm zengin bir felsefi boyut kazanmıştır.

Hinduizm ve Hindu sözcükleri Sanskrit dilinde nehir anlamına gelen Sindhu kelimesinden türerilmiştir.


Veda (=Vid) kelimesi -> bilgi, yani kutsal bilgi anlamına gelir. Grekçe’deki Poida, Got’çadaki Wait, Almanca’daki Weiss, Eski İngilizce’deki Wit ve Latince’deki Video, bilmek mânâsına geliyor olup bu Sanskrit kelimeden türmişlerdir.

Bu bilgi, yani Veda, Hindu inancına göre ruh dünyasından, Tanrı Krişna’dan gelir.
Veda kavramına eş olarak benzer şekilde kullanılan bir terim de Sriti’dir. Literatürde kimi zaman bu iki terimin birbiri yerine kullanıldığı görülür. Sriti, işitmek/duymak, yani şifai olarak gelen kutsal bilgiyi işitmek anlamına gelir.

Bilgi’de (Veda kitabında) ilk öğretilen, Brahmandır (Tanrı). Hindu geleneğine göre Brahman bilgiyi almış, aziz Naranda’ya ve diğer şakirtlere dağıtmıştır.
Bhagavat Gita adlı eserde Veda bu şekilde açıklanır.
Bhagavat Gita’ya göre bilginin amacı Krişna’yı yani Brahman’ı bulmaktır.


5000 yıl önce Vyasedeva, Veda’yı kendi çağındaki halkın okuması için yazılı hale getirdi. Veda’yı dörde böldü (Rig, Sama, Yacurve Atharva), sonra bu Vedaların sorumluluğunu şakirtlere verdi. Yüksek bir aileden doğmuş olmakla birlikte bilgi niteliği bakımından yeterli olmayan kişilere (dvija ve bandhu’lara) Mahabharatha’yı verdi. Sonra Vyasedeva Vedaları alimler ve filozoflar için Vedanta Sutra denilen bir külliyatta topladı.

Vedaların ortaya çıkışı ile Hindistan’ı işgal eden Aryanların ya da Hind-Avrupalıların çok yakın ilişkisi vardır (sadece tez).

Yaklaşık MÖ. 1500-1200 civarında dalgalar halinde ve uzun süreli savaşçı akınlarla Hindistan içlerine giren Hind-Avrupalılara ait oldukça kısıtlı bilginin büyük bir kısmı dört Veda’dan ve özellikle Rig Veda’dan gelir.

Vedaların dilinden de anlaşılacağı üzere bu ilk akıncı Aryanlar bugünkü Sanskrit dilini de içine alan Hind dillerinin arkaik bir formunu konuşuyorlardı. Bu dil, Hititçe, Toharca, Slavca ve Farsça ile yakoından akrabaydı.

Bugün hâlâ kullanılan İran kelimesi de Ari kelimesinin genetif plural hali olup ürün yetiştirmek fiiliyle ilişkilidir.

Bu konuyla ilişkili önemli problemlerden biri de Aryanların ana vatanları ve buradaki kültürleridir.
…ana Arya ırk gurubu MÖ. 2000’den daha önce Ren ve Don veya Ren ve Batı Türkmenistan arasındaki geniş otlak arazilerde göçebe olarak yaşayan münferid kabileler halinde bulunuyorlardı. Dinyeper ve Danube arasındaki ovalarda yoğunlaşan batı kabile birliklerinde nilk olarak Grekler, İtalikler, Keltler ve Germenler meydana geldi. Muhtemelen Aral civarında gerçekleşen doğu bölünmesinden çeşitli Balto-Slavik kabileler ve ilk İranlılar ile Hindistan ve Pakistan’ı işgal edecek olan ilk Ari kabileleri ortaya çıkmıştır.

MÖ. 1200 civarına doğru bu ana guruptan kopan Ariler, Afganistan’ı geçerek önce Pakistan’a sonra da Hindistan içlerine sızmışlardır. Bu ana guruptan kopup batıya gelen guruplar da Hititleri ve Mitannileri meydana getirmişlerdir.

Rig Veda
Vedaların içerisinde en erken döneme tarihlenen Rig Veda gerek bu nedenle, gerekse asli Vedik düşünceyi yansıtması açısından diğer üç Vedadan daha büyük bir öneme sahiptir.
Rig Veda 1017 ilahiyi kapsar. Her bir ilahi 10 kadar verse (ayet) den müteşekkildir.
Bu 1017 ilahi, kainatın ve hayatın esrarengiz yapısı ile şaşkına dönen şiirsel düşüncenin tezahürü olarak, rahiplerin ağzı ile söylenen, yoğun emirlerden ziyade şükür ve istek türünde duaları içine alan ve din duygusunun ulaştığı en yüksek bir düşünce sistemini kapsayan ayetler halinde 10 ayrı kitap içine bölünmüştür.

Sama Veda
(Samani = Melodi) Önemli yanı Rig Veda’daki ilahilerin söylenişine eşlik edecek melodilere yaptığı referanslardan gelir.

Sema Veda’daki ilahilerin ithaf edildiği Tanrı genellikle İndra’dır.

Yacur Veda
Kurbanın veya takdimenin sunuluşu ile ilgili merasimleri içine alan Yacur Veda iki temel kısma ayrılır. Krişna (veya Kara) Yacur Veda ve Sukla (veya Beyaz) Yacur Veda. Kara Yacur Veda tarih olarak daha eskidir.
İçindeki talim bütünüyle rahiplere yöneliktir. Dili ağdalıdır. Ayetlerin bir kısmı olduğu gibi Rig Veda’dan alınmadır.

Athara Veda / Atharva Veda
Atharva Veda bugünkü şekliyle en son Veda’dır.
Hindu geleneği Atharva Veda’nın kronikliği konusunda iki ayrı görüşe sahiptir. Atharva Veda’yı Veda külliyatına dahil etmezler.
Bunun nedeni Atharva Veda’daki muhtevanın avami büyü formülleriyle dolu olmasıdır.
Atharva Veda’nın iki adı daha vardır; Bhhrgvanirasah (Bhrigu ve Angiura), diğeri Brahma Veda.
AtharvaVeda 730 ilahilik bir koleksiyondur.
Hindu geleneğine göre Vedalar ve Brahmanalar sriti yani vahy (vahiy) ürünüdür. Bunun dışında kalan literatür smrıti veya gelenektir.
Upanişadlar’ı birinci guruba sokmak daha uygundur.
Vedalarda çok tanrılığın yanında göze batan olaylardan biri de ayetlerin sembolik anlatımıdır. Aşırı sembolik anlatım Vedik teolojinin içine tam olarak girmemizi engellemektedir.

Vedalarda ilk bakışta neredeyse her gücün ilahlaştırıldığı görülmektedir. Tanrıların sayısını hesaplamak imkansızdır.
Önemli tanrılar otuz üç tanedir.
Bununla birlikte cinler, diğer küçük tanrılar ve kahramanlarla birlikte bu sayı binlere ulaşır.

Görünüşte Vedalar’daki bütün ilahlar antromorfik karakter taşırlar. Vedalar’daki tanrıların en göze çarpan özelliği kuşkusuz onların kurbana ve takdimeye olan tutkularıdır.

Agni
Agni, ateşle ilgili bir tanrıdır.
O hem korkulması gereken bir Tanrı (ugra) hem de müşfik ve insanlara yardım eden bir Tanrıdır.
Agni gök tanrısı Dyaus’un (Greklerde Zeus) oğludur. O gökte doğmuştur fakat aynı zamanda herşeyin içinde bulunur. Bazen güneşle aynileştirilir.

İndra
İndra sık sık deva türünde bir Tanrı olarak zikrediliyorsa da o gerçekte asuralar sınıfına girer. O hem iyi(midhvas) hem de kötü(ugra-ghora) bir Tanrıdır.
İndra’nın en büyük fonksiyonu cin Vrita ile yaptığı savaş ve böylece insanlığın kurtuluşudur.
İndra, suların akmasını önleyen Vrita ile bir mücadeleye girer. Vrita’yı yener. Bu sayede insanlar suya kavuşur. Bu mitolojik anlatımın gerisinde Kaos’tan yaratılışa geçiş olayı vardır.
Mısır’da Re (Ra) ve Apophis; Sümer’de Ninutra ve Asag; Babil’de Marduk ve Tiamat; Hititler’de Fırtına Tanrısı ve yılan İlliyanka; Grekler’de Zeus ve Typhon; İran’da Thraetaona ve üç başlı canavar Azhi Dahaka, bu mitosa klasik örneklerdir.

Mitra
Hind-Avrupalılar’ın en eski tanrılarındandır. Daha sonraları Hindistan’da, İran’da önem kazanacak ve hatta bir tanrı olarak Roma’ya kadar gidecek olan bu ilah, Vedalar’da tali bir öneme sahip görünür. Sadece bir ilahi ona adanmıştır.
Tanrılarla insanların arasını bulur. Güneş onun gözüdür (Horus’un gözü) hiçbir şey onun gözünden kaçmaz.

Vişnu Hinduizm’de Brahma ve Şiva ila birlikte ana üçlü tanrılar gurubunu meydana getirecektir.
Bu kontekste Vişnu, avatar yani hulûl eden tanrı olacaktır. Bu üç tanrı ilginç bir şekilde Hıristiyanlığın teslis akidesini andırmaktadır.
Brahma -> Baba
Vişnu -> Oğul
Şiva -> Kutsal Ruh
Avatar olan Vişnu, Brahma’nın tarihileşmiş ya da kişileşmiş halidir.

Vedalar’da tanrı kelimesinin monoteist dinlerdeki anlamından uzak olarak ilk prensip şeklinde düşünülmesi gerekmektedir.

Yaratılış olayının nasıl, ne zaman ve kim tarafından başlatıldığı konusunda bir açıklık yoktur.

(Eskatoloji)
Asu’nun (ruh) ölümden sonra yaşadığına inanılırdı. Hinduizm’de daha sonra ortaya çıkacak olan tenasüh inancına Vedalar’da rastlanmaz.
Bu inanç ilk kez Brahmanlar’da ortaya çıkar.
Vedalar’da ölülerin ruhlarının, daha önce ölen atalarının ruhlarının yanına gittiğine inanılırdı. Burası Yama’nın mekânıydı. Burası bir nevi cennettir. Hastalık ve dert yoktur.

Atharva Veda’da cehenneme dair bir referans vardır. Cehennem karanlık ve çukur bir yerdi (naraka loka).

Upanişadlar’ı izleyecek olursak Vedalar bir vahy ürünüdür. Vedalar’da görülen çok tanrıcı karakter Upanişadlar’daki tek tanrı inancı ile telafi edilmiştir.
Bu durum/bu tutarsızlık, iki farklı dönemde ortaya çıkan metinler üzerinde tereddüte neden olmaktadır (Tanrı yanılmaz öyle değil mi?).

Vedalar’daki tanrıların durumuyla ilgili olarak söylenebilecek kesin şey, onların gerçekte tabiat güçlerinin sembolizasyonu olduğudur.

Vedalar’daki sembollerin tümelleri temsil ettiğini söyleyebiliriz.

Vedalar’daki teoloji bütün boyutlarıyla panteizme çok elverişli bir yapı sergiler.

Brahmanlar’daki temel konu kurbandır. Kurban bir canın karşılığında bir can kazanmadır.
Bu inancın adı, Hindu literatüründe Karma adını alır.
Karma, insanın yaptığı herşeyin karşılığını bu dünyada mutlaka almasını sağlayan bir yasadır ki, bu yasadan samsara yani ruh göçü kavramı neşet etmiştir.
Eliade’ya bakılırsa Hinduizm’in karması, Yahudiliğin Adem ve Havva’nın bilgi ağacına yaklaşarak yeryüzüne düşmesi inancına tekabül eder. Bu sebepten dolayı Yahudilik’teki cennet kavramının bu dünyada olmuş olmasına şaşmamak gerekiyor.

Rig Veda
Agni, tanrıların rabbi. Herşeyin maliki büyük bilge. Adakların taşıyıcısı.

Athara Veda
Yeryüzü bizim için geniş bir faydalanma alanı. O bizi bereketlendirecek, bize kendisini uygun kılacak. O ki, Agni Vaisnavara’yı (ateş) yaratır ve boğayı İndra ile çiftleştirir, bizi servet ile donatacaktır.
Brahmin’den önce Brahmaçarin doğdu; sıcaklık içinde kendinin yükselttiği ateş ile. Ondan Brahmanam (Brahmani hayat) ve en yüksek Brahmin ve ölümsüzlükleri ile bütün tanrılar neşet etti.
İsimler ve şekiller Ukkhista’da (kurban artıkları) depo edilmiştir.
Dünyanın yaratıkları Ukkhista’da inşa edilmiştir.
Zaman bir küheylan, yedi ışını ile hızla koşar; zaman bin başlı, çağların üstünde, tohumu bereketli. Kutsalca düşünceleri ile düşünen kahinler onu incelerler, bütün varlıklar onun tekerleğidir.
Yedi tekerleği ile zaman (atını) koşar, onun yedi dingili vardır, ölümsüzlük onun baltasıdır, bütün varlıkları taşır. ;lk tanrı olan zaman, şimdi ileri doğru hızlanıyor.
Büyük bir fanus zamanın üzerine yerleştirilmiştir; onu biz gerçekte çeşitli şekiller halinde görürüz.
Gerçekte ondan (zaman) daha yüksek bir güç yoktur.
Bütün varlıklar zamandadır, zamanda bütün gözler görür.
Zaman düşünceyi sınırlar, zaman soluğu sınırlar, zaman adı sınırlar…
Zaman yaratıcı ateşi sınırlare, zaman en yüksek ateşi sınırlar, zaman Brahma’yı sınırlar; zaman herşeyin Rabb’ıdır. O Pracapati’nin babasıydı.
Gerçekte Brahma’ya sahip olan zaman Parameshthin’i (en yüce tanrı) de destekler.
Yaratıkları (pragah) zaman yarattı ve zaman başlangıçta yaratıkların rabbını yarattı; kendi kendine var olan Kasyapa ve Tapas Zaman’dan doğdu.



İşaret Yayınları
Ağustos 1991

Korhan Kaya – Buddhistlerin Kutsal Kitapları

Korhan Kaya – Buddhistlerin Kutsal Kitapları

Vinayapitaka

Gerçeği öğrenen, gerçeği gören kişinin yalnızlığı ne güzel.

Gelin efendiler Dhamma olmayan şeyler yayılıp gerçek Dhamma unutulmadan, Vinaya olmayan şeyler yayılıp gerçek Vinaya unutulmadan, biz gerçek Dhamma’yı ve gerçek Vinaya’yı söyleyip yayalım.

Suttapitaka

Efendim, kadınlara nasıl davranmamız gerekir?
Onları görmeyin Ananda
Ama eğer görmek kaçınılmazsa ne yapalım?
Konuşmaktan kaçının Ananda
Ama eğer onlar bizimle konuşursa ne yapalım?
Gözünüzü dört açın Ananda

Yükten kurtulmak nedir?
Bu tukulardan tamamen yok edilmesidir. İsteğin kesilip atılması, istekten vazgeçilmesi, ona uyulmamasıdır. İşte keşişler, buna da yükten kurtulma denir.

Cehalet Karma’dan doğar,
Karma bilinçten doğar,
Bilinç ad/isim ve biçimden doğar,
Ad/isim ve biçim altı duyu organından doğar,
Temas histen doğar,
His istekten doğar,
Bağlılık varlıktan doğar,
Varlık doğuştan doğar,
Doğuş; yaşlılık, ölüm, keder, ağlama, acı ve üzüntüden doğar. Böylece bütün acılar ortaya çıkmış olur.

Öte yandan cehaletin bütünüyle yok olmasıyla Karma kaybolur.

Kadınlar gizlice davranır, açık davranmaz.
Brahmanların sihirleri gizlidir, açık değildir.
Yanlış öğretiler gizlidir açık değildir.

Ay, açıkça parlar.
Güneş, açıkça parlar.
Buddha’nın dini ve öğretisi açıkça parlar, gizli değildir.

Suttanipata

Öfkesini yenen kişi, tıpkı yılan zehirinden kurtulan kişi gibidir.
Tüm dünyalardan vazgeçen keşiş, tıpkı eskiyen derisini yenileyen yılan gibidir.
Böyle kişi o beş engelden (tutku, kin, tembellik, endişe, akılsızlık) vazgeçmiştir.

Başkalarıyla temastan sevgi doğar, sevgiyi acı izler.

…dört keşiş vardır;
Yolu kazanan, Yolu gösteren, Yolda yaşayan ve Yolda yürüyen.

Şüphelerini yenmiş, acıda kurtulmuş, Nibbana’da haz bulan, aç gözlülüğü bırakmış, insanlara ve tanrılara yol gösteren kişiyi Buddhalar, Yolu kazanmış kişi olarak tanımlar.

Bu dünyada Nibbana’yı en soylu şey olarak bilen ve Dhamma’yı açıklayıp etrafı aydınlatan, şüpheleri yenmiş ve şehveti kovmuş ermişe bu ikinci tip Bhikkhu’ya, Yolu gösteren denilir.

Duyularını kontrol eden, Dhamma’nın doğru yorumlanmış sözlerine göre Yol’da yaşayan, düşünceli ve doğru öğretiyi uygulayan üçüncü tip Bhikkhu’ya Yolda yaşayan denilir.

İyi davrananlar gibi giyinen, kazanç fırsatlarını kollayan, toplulukları rezil eden, dünyayı umursamayan, aldatıcı, denetimsiz, geveze kişi, sanki gerçek bir keşişmiş gibi Yolda yürür.

Yanlış görüşlere sarılmayan, erdemli ve anlayışlı, duyu zevklerine aldırış etmeyen kişi bir daha asla ana rahmine düşmez.

Abhidhammapitaka

Yüksek din anlamına gelir.

Abhidhammapitaka’nın güvenilirliğinden bir parça kuşku duyulmaktadır.

Milindapanha

Milinda’nın soruları anlamına gelir. Milinda, MÖ. 1. Yüzyılda Kuzey Hindistan’daki Greko-Baktriyan İmparatorluğu’nun yöneticisi Menandros’tur.
Bu Yunanlu büyük kral, çok önemli bir Buddhist hoca ile karşılaşır ve ona çeşitli sorular sorar, ondan Budhist bakış açısıyla cevaplar alır.

Sanskrit Buddhist Metinler

En önemlileri; Mahavastu, Lalitavistara, Divyavadana, Buddhaçarita, Saddharmapundarika gibi eserlerdir.

İmge Kitabevi
Aralık 1999, Ankara

27 Aralık 2011 Salı

Bhagavad-Gita

Bhagavad-Gita
Hinduların Kutsal Kitabı
(Kutlu Ezgi – Tanrı’nın Şarkısı)

  1. Bölüm
Arcuna’nın Bunalımı
Soyun yok olmasıyla ölümsüz aile gelenekleri kaybolur; adalet sağlayan gelenekler kaybolduğunda ise adaletsizlik bütün soya egemen olur.

Varshneya, adaletsizliğin yüzünden egemenliği yüzünden soyun kadınları ahlak çöküntüsüne uğrarlar. Ey Krishna, kadınlar bozulduğunda da sınıf karışımı olur.

Sınıf karışımı soyu yıkanları ve soyun kendisini cehenneme yollar.

Ey Canardana biz, aile geleneklerini kaybetmiş insanlar cehennemde sınırsız/sonsuz süre kalacaklar diye işittik.

  1. Bölüm
Bilmek ve Olmak (Aydınlanmış İnsan)
Kederlenmeyecek kişiler için kederlenme!
Akıllı kişi ne yaşayanlar için ne de ölüler için kederlenir.

Aslında benim olmadığım, senin ve bu kralların olmadığı bir zaman hiç olmadı; bundan sonra da hepimiz bütün zamanlarda olacağız.

Ey Kaunteya, duyular dünyasından sıcaklık ve soğukluk, zevk ve acı gibi şeyler gelir. Bunlar gelip geçicidir, bunlara değer verme Arcuna!

Ey büyük insan, bilge kişi için zevk de acı da birdir; ikisi de onu etkileyemez; o kişi ölümsüzlüğe layıktır.

Şunu bil ki herkesin içinde bulunan öz ölümsüzdür; hiçkimse ona bir son veremez.

O doğmamıştır, ölmez; bir şeyden olmamıştır ve hiçbir şeye dönüşmez. O doğmamıştır, daimidir, ölümsüzdür, ilktir; o, beden ölse bile öldürülemez.

Bir insanın eski elbiselerini bırakıp yenilerini giymesi gibi, ruh da ölümlü bedeni bırakır ve yeni bir bedene girer.

Bütün canlıların ondan türediği ve herşeyin içinde bulunan bu ruha hiçbir zaman zarar verilemez, lütfen kederlenme.

Vedalar doğanın üç Guna’sından sözeder, bu üç Guna’yı aş Arcuna! Karşıtlıkları bırak, hep hakikate bağlı kal, mal edinme, kendin ol!

Heryerde su varken bir su kuyusunun yararı neyse, aydınlanmış bir Brahman için Vedaların yararı odur.

Kendini sadece çalışmaya ver, asla meyvesini isteme…
Kurtuluşu akılda ara, ödül için çalışanlar ne kadar da zavallıdır.

Yoga, işlerdeki akıllılıktır.

Partha, bir kimse aklın tüm tutkularından vazgeçer, kendi kendine yeterse, o kimsenin ölümsüz bir aklı var demektir.

Bir kaplumbağanın organlarını içeri çekmesi gibi o kişi de bütün duyu organlarını zevk nesnelerinden çeker, onun sarsılmaz bir aklı vardır.

Kaunteya, duyuların dinmek bilmez şiddeti, kendini disipline eden bilge kişinin bile aklını uzaklara sürükler.

Kişi duyu nesneleri içinde yaşarsa onlara bağlılık geliştirir; bu bağlılıktan istek, istekten de öfke doğar.

Öfkeden akıl karışıklığı, ondan hatırlama kaybı, ondan ise mantık yitimi doğar; mantığı kaybolan kişi tam bir yıkıma uğrar.

  1. Bölüm
İş Yapma Yolu (Eylem Yolu)
Kimse bir an için bile hareketsiz kalamaz.

Yaratıcı Procapati, insanı ve kurbanı yarattığında şöyle dedi; Kurban verme yoluyla çoğalacak ve bütün isteklerinize kavuşacaksınız.

Canaka ve diğerleri mükemmelliğe hareket yoluyla ulaştılar.

Herşeyi gören akıllı kişi, herşeyi göremeyen akılsız kişinin aklını karıştırmasın.

Kendi işinde ölmek yaşamaktır, başkasının işinde yaşamak ise ölümdür.

Tutkudan aç gözlülük ve öfke. Bütün kötülüklerin anası, ruhun düşmanı, yıkıma götüren şey budur.

  1. Bölüm
Bilgi Yolu (Bilgelik Yolu)
İnsanların bilge olanları eylemde eylemsizliği, eylemsizlikte eylemi görürler. Her türlü işle uğraştığı halde aşkın durumdadır.

Ey Partha, bilginin kurbanı ise her türlü maddi şeyin kurbanından daha değerlidir. Çünkü bilgelik istisnasız bütün eylemlerin son bulduğu yerdir.

Arcuna, nasıl yanmakta olan ateş yakıtını küle çevirirse, bilgeliğin ateşi de bütün eylemleri kül haline getirir.

Ey Dhanancaya, eylemlerini Yoga yoluyla dışlayan, şüphelerini bilgiyle yok eden ve kendi özünü kavrayan kişiyi hiçbir eylem bağlayamaz.
O halde, bilgi kılıcıyla cehaletten doğan ve yüreğe kök salan bu şüpheni kesip atarak Yoga’ya sığın. Ayağa kalk, Ey Bharata!

  1. Bölüm
Oluruna Bırakma (El Çekme)
Hem özverili eylem, hem de dünyadan el çekme En Yüce Olan’a gider. Ama el çekmeden daha güçlü olan, bencil olmayan eylem Yogasıdır.

Budala kişi Samkhya ve Yoga’nın farklı yollar olduğunu söyler, bilge kişi bunu söylemez; ikisinden birini izleyen kişi sonuçta ikisinin de meyvasını alır.

Hiçbir eylem, saf uyum içinde, kendi kendisini disipline etmiş ve ruhu herşeyin ruhu ile bir olmuş kişiyi lekeleyemez.

Bütün işlerini Brahma’ya ada, bencil bağları atarak çalış. Nasıl sular nilüfer çiçeğinin yaprağını lekeleyemezse, hiçbir günah da seni lekeleyemez.

Bilge kişi, bilgili ve kültürlü bir Brahman’a da bir ineğe de, bir file veya bir köpeğe de, hatta köpek yiyen bir kişiye de aynı gözle bakar.

Akılları böyle bir eşitliği kabul edenler, bu dünya üzerindeki hayat zaferini de kazanırlar. Brahma kusursuz ve tarafsızdır, o yüzden bu kişiler Brahma ile bir olurlar.

Onun mantığı sağlamdır ve şüpheden kurtulmuştur. O, zevk karşısında sevinmez, acı karşısında da üzülmez. Brahma’yı bilen kişi onunla özdeş olur.

Duyu temasından doğan zevkler acının da kaynağıdırlar; bunların başı vardır ve sonu vardır Kaunteya. Bu nedenle bilge kişi bunlara kendini kaptırmaz.

Günahları kaybolmuş, şüpheleri bitmiş derin düşünceyle/tefekkürle özlerini uyum içinde tutup tüm canlıların iyiliğine çalışan ermişler Brahma-Nirvana’yı kazanırlar.

Öfke ve tutkudan kurtulmuş, akıllarını disipline etmiş ve özlerini kavramış bu bilge kişiler Brahma-Nirvana’ya çok yakındırlar.

  1. Bölüm
Meditasyon Uygulaması (İçe Dalış)
Kendisine galip gelen insanın benliği onun dostudur, ama eğer bunu başaramamışsa benliği ona düşmandır.

Aklı en yüce huzuru yakalamış, tutkuları sönmüş lekesiz Yogi, lekesiz Brahma ile bir hale gelir.

  1. Bölüm
Bilgi ve Sezgi (Kavramadan Kaynaklanan Bilgi)
Kunti’nin oğlu, ben suların tadıyım, ben güneş ve aydaki parlaklığım, bütün Vedalardaki OM hecesiyim, havadaki sesim, kahramanların kahramanlığıyım.

Bir inanan başka bir göksel biçime tapınmak isterse, ona o sarsılmaz inancı o formla Ben veririm.

Bu inanç ile o tanrıya tapınır ve istediği şeyleri elde eder ama aslında ona onları Ben vermişimdir.

Kendimi Yogamaya gücümle gizlediğim için herkese görünmem; cahil kişi Benim hiç doğmamış ve asla değişmeyen olduğumu kavrayamaz.

Ey Arcuna, ben geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki tüm canlıları biliyorum ama hiçkimse beni bilmiyor.

Ey Bharata, dünyadaki tüm canlılar, tutku ve nefretten doğan hayal perdesinin yarattığı cehaletle doludur, ey düşmanlarını yenen kişi.

Fakat zıtlıkların yol açtığı cehaletten kurtulmuş, günahları sona ermiş erdemli kişi, kararlılıkla Bana tapar.

  1. Bölüm
Sonsuzluk (Sonsuz Ruh)
Değişmez en yüce element Brahma’dır. Her canlının özü Adhyatma’dır; tüm canlıları doğurtan yaratıcı güce de Karma denir.

Ancak bu Görünmeyen’in ötesinde başka ve ölümsüz bir Görünmeyen vardır. Tüm canlılar yok olsa da O asla yok olmaz.

Bu görülmeyen Aksharadır (ölümsüz), o en yüce hedef olarak kabul edilir; Ona ulaşıldığında artık dönüş yoktur. Bu benim en yüce mekanımdır.

Duman, gece, karanlık, on beş günlük ay, güneşin güney yönündeki altı ayı; bu sırada ölen Yogiler parlak aya ulaşıp geri gelirler.

  1. Bölüm
Gizli Bilgi (Soylu Yol)
Kinci olmadığın için sana en büyük sırrı söyleyeceğim. Bu bilgiyi Tanrı’nın gerçek doğasını bilerek, dünyalık bilgilere bağlı kötülükten kurtulacaksın.

Ben bu evrenin babası, anası, büyükbabası, destekleyicisiyim. Bilinen herşey Benim, Ben saflığım, Om hecesiyim, Rig, Sama ve Yacur Veda’yım.

O geniş cennetin tadını aldıktan sonra, işlerin ödülü bir sona erer ve ölüm, dünyasına girerler. Böylece Veda’nın belirlediği görevi izleyerek, tutkularının emirlerini izleyen gidip-gelme yolunu elde ederler.

  1. Bölüm
Görünüm (Tanrısal Görkem)
Çok eski zamanların yedi ermişi ve insan ırkının dört atası olan Manular da aynı şekilde. Benşm aklımın ürünüdürler; bu insanların dünyası da onlardan meydana geldi.

Bana her zaman derin düşünceyle/tefekkürle bağlı olup, sevgiyle tapanlara, bana ulaşabilecekleri Yoga (meditasyon, tefekkür, zikir) bilgeliğini bahşederim.

  1. Bölüm
Gösterim (Kozmik Görüntü)
Ancak bu ölümlü gözlerinle Beni asla göremezsin. Sana doğaüstü bir görüş kazandıracağım. Benim tanrısal Yoga’ma bak.

Ben bütün dünyaları yok eden alevli Zaman’ım (Kâla)

  1. Bölüm
Sevgi (Sevgi Yolu)
Şüphesiz düşüncelerini Görünmeyen’e bağlayanların yolu zordur, çünkü O, bu fiziksel bedenle çok zor görülür.

En iyisi sarsılmaz bir inançla kalbi bana bağlamaktır.

Bu yüzden aklını Bende tut, bırak şuurun Bende kalsın. Bundan sonra Bende yaşayacaksın, bundan hiç kuşku yok.

Fakat eğer aklını Bende tutamıyorsan, o zaman bunu sağlamak için Yoga pratiği (meditasyon) yolunu kullan, ey Dhanancaya.

Eğer bunu da yapamıyorsan bütün işlerini Bana ada. Bütün işlerini Bana adadığında mükemmelliğe  (Dhamma-pada/kemalat-kemal olma) ulaşacaksın.

Bilgi, şuursuz bir ibadetten daha iyidir; meditasyon ise bilgiden.

Sevgi ve inançla Yüce Amaç olarak beni gören ve sözlerimi işitip sonsuz Hayat sularına gelenler benim en sevdiklerimdir.

  1. Bölüm
Doğa ve Can (Alanı Bilmek)
Beş gizli element, benlik, akıl, ilksel madde (arkhe), on organ, düşünce gücü, beş duyunun beş organı…

…arzu, nefret, zevk, acı, beden, şuur, sebat; buna kısaca, birleşik alan ve onun değişimleri denir.

Kendini bilmede ısrarcılık, Hakikat bilgisini görme; bütün bunlara bilgi, bunların dışındakilere ise cehalet denir.

Bölünmeyen olduğu halde (Tek) kendisini tüm canlılara bölmüştür (ayrım). O, canlıları geçindiren (doyuran), yok eden ve tekrar yaratan olarak bilinmelidir.

Yoğun düşünce ile bazıları, kendilerindeki Atman’ı görürler; bazıları Samkhya Yoga ile, bazıları ise Karmayoga ile görürler.

  1. Bölüm
Üç Nitelik (Evrim Güçleri)
Ey Mahabahu, Prakriti’den doğan Sattva(iyilik), Racas(tutku) ve Tamas(karanlık), bedende yaşayan ölümsüz varlığa bağlıdır.
Doğa üç Guna olan Sattva (denge), Racas (aşırı hareketlilik) ve Tamas (uyuşukluk) ile ölümsüz ruhu bedene bağlar.

Racas’ı tutku niteliğiyle bil Kautenya, istek ve bağlılık ondan doğar; tüm eylemleri bedene bağlayan odur.

Ancak Tamas’ın cehalettem doğduğunu bil. O tüm canlıları aldatır, onları ihmale sevkedip uyuşukluk ve tembellikle bağlar ey Bharata.

Sattva kişiyi mutluluğa, Racas eyleme bağlar Bharata. Gölgeleyici bilgiyle dolu Tamas ise kişiyi hataya sürükler.

Bedenin tüm kapılarından bilginin ışığı parladığında, Sattva üstün demektir.

  1. Bölüm
Yüce Kişi (Yüce Öz)
Ölümsüz Aşvattha ağacının köklerinin yukarıda, dallarının ise aşağıda olduğunu söylerler. Yaprakları ilahilerdir, bunları bilen kişi Vedaları bilir.

Gunaların fışkıran dalları aşağı ve yukarı yayılır, sürgünleri duyu nesneleridir. Eyleme bağlı kökleri ise, insanların dünyasına kadar uzanır.

Benim temel varlığım’dan bir parça, bu dünyaya ruh olarak gelir ve doğada yatan aklı ve beş duyuyu kendine çeker.

Çabalayan Yogiler, kendi içlerindeki O’nu görürler ancak, ruhları gelişmemiş olanlar, çabalasalar da O’nu göremezler.

Ben herkesin kalbindeyimdir; hafıza, bilgi ve tartışma Ben’den gelir. Bütün Vedalar’ın bildirdiği sadece Benim ve Vedaları bilen de yazan da Benim.

Bu dünyada iki purusha vardır; Kshara ve akshana. Kshara bütün varlıklardadır, aksharanın ise en yüksek noktada olduğu söylenir.

Ancak bunların dışında bir En yüce Ruh vardır, ona En yüce Öz denir. O ölümsüz Tanrı, üç dünyaya girerek, onları destekler.

Ben bu ölümlülüğün ötesinde olduğum ve ölümsüzlükten de daha yüce olduğum için, dünya’da ve Veda’da, En yüce Ruh diye bilinirim.

Ey kusursuz kişi, sana en gizli bilgiyi açıkladım. Bu bilgi insanı bilgeliğe götürür, bununla tüm isteklerin yerine gelir, ey Bharata.

  1. Bölüm
İyilerle Kötüler (Tanrısal İnsan, Şeytani İnsan)
Bu cehennemin kapısı üçtür; tutku, öfke ve zçgözlülük. Bunlar ruhu yok eder. Bu yüzden bunlardan sakınmak gerekir.

  1. Bölüm
İnancın Üç Türü (İnancın Gücü)
Bharata, her insan inancını asıl doğasından alır. Kişi inançtan yapılmıştır; o nedenle inancı neyse kişi de odur.

Om Tat Sat: Bunlar Brahma’nın üçlü açıklamasıdır. Kadim zamanlarda Brahmanlar, Vedalar ve kurbanlar böyle ortaya çıktı.

Bu yüzden Brahma’yı alatanlar, her zaman, kutsal yazıların onayladığı kurban, sadaka ve çileyi uygularken, Om hecesini tekrarlar.

Hiçbir karşılık beklemeden, Tat hecesini söyleyerek, kurban, çile ve çeşitli sadaka yolları deneyenler, kurtuluşu bu yolla ararlar.

Sat sözcüğü ise, gerçeklik ve iyilik anlamında kullanılır; hatta bu sözcük övgüye layık işleri de belirtir, ey Partha.

  1. Bölüm
Kurtuluş (Vazgeçme ve Özgürlük)
Bilge kişiler, isteğin yarattığı eylemleri terk etmeye Sanyasa derler; yine bilgeler, tüm eylemlerin meyvelerinden vazgeçmeye Tyaga derler.

Kurban sadaka ve çile bilge kişiyi saflarştırır.

Ancak bunlar yapılırken, bunların karşılıkları beklenmemelidir.

Bir eylem, bağlılıktan uzak, tutku ve nefretten arınmış, ödül düşünülmeden yapılmışsa, buna Sattvika işi denir.


Notlar

Bhagavatgita, yediyüz beyittir. MÖ. 300-100 tarihleri arasında yazıldığına inanılır. Ünlü Hint destanı Mahabharata’nın içinde yer alan bir bölümdür.

Uphanishadlar (MÖ. 6. Yüzyıl), Bhagavatgita yazılmadan çok önce vardı. Buradaki genel felsefe, herşeyin vrensel ruhun parçalara ayrılmasıyla oluştuğu düşüncesiydi. Brahma ile canlılardaki Atman aynı şeydi. Hepimiz Tanrı’dan bir parça idik. Bhagavatgita bu felsefeye sahip çıkmakla kalmayıp, bazı cümleleri hemen hemen Upanishadlar’daki ile aynı biçimde vermeye de çalışmıştır. Bhagavatgita, Upanishadların Mutlak Tanrı inancını ve gizemci görüşlerini sürdürmek iddiasındadır.

Üçüncü unsur, çoban toplumun kahramanı olan, Hint Herkül’i (Herakles) Krishna’dır. Hayatı hakkında üç önemli kaynaktan yararlanılır. 1) Mahabharata, 2) Harivamşa, 3) Puranalar.

Upanishadlar’dan eksik biçimde, alıntılar aktarılmaya çalışılmıştır. Bunlar eski bilgilere sahip olma çabalarını gösteriyor.




Çeviren: Korhan Kaya
Dost Kitabevi Yayınları, 2. Baskı, Nisan 2004, Ankara

Ramayana

Ramayana

Vid -> Bilgi, Veda -> Bilgi/gerçek/hakikat/kutsal bilgi demektir.
Rigveda: Vedalar’ın en eskisi ve önemlisidir. 1028 İlahiden oluşur. İlahilerde doğal görüngülerin bizzat kendilerine tapınılır.

Vedik dönemin ikinci önemli koleksiyonu Brahmanalardır.
Brahmana -> ‘Din adamı açıklamaları’
Kurban törenleri ve kurbanla ilgili diğer detaylara geniş yer verilen bu kitapta din adamları çok yüksek itibar görüyor oluşu dikkat çekicidir.


Brahmanalardan sonra orman metinleri de denilen Aranyakalar gelir. Konuları; kurban simgeciliği, mistisizm ve Brahman felsefesidir.

Vedik dönemin son kısmını Upanişadlar oluşturur.
Upatnitsad sözcüğünden türemiş olan kelimenin/sözcüğün anlamı ‘birinin dizinin dibinde oturmak’tır; Guru’nun öğrencisine verdiği derslere göndermede bulunur.
Bilinen Upanişad sayısı 13’tür. Ortak temaları Atman ve Brahman’ın aynı olduklarıdır.

Epik dönemde varlığını sürdüren destanlar ve Puranalar karmaşık olan Hint mitolojisi için çok önemlidir. Ramayana, Mahabharata ve Harivamşa adlı destanlar halk tarafından sevilen kahramanlara aittir.

Ramayana -> İlk şiir -> adi kavya
Ramayana’nın yazarı, Valmiki -> İlk şair -> kavi

Mahabharata:
Amca çocukları Pandular ve Kurular arasındaki büyük savaşı konu alır.

Efsane ve öykülerin anlatıldığı Puranalar’da beş özellik vardır: Sarga (yaratılış), Pratisarga (Yeniden yaratılış), Vamşa (Tanrıların ve Rişilerin soy kütükleri), Manvantarani (Manu devirleri), Vamşanuçarita (Hanedanın Tarihleri).

Kadere inanmak korkakların işidir. Hayat sadece kendine güvenenleri başarılı kılar.

Sebatla yapılan işler mutlaka tamamına erer, kederle yapılan işlerse yolunda gitmez.

Uçan araba -> Vimana
Saban izi -> Sita

(Ramayana) İlyada destanında olduğu gibi güzel Sita kaçırılır. Rama, Sita’yı geri almak için dev boyutlu maymunlarla ittifak yapar ve Sita kurtulur. Kuşatılan şehir, yakılıp yıkılır. Savaşın sonunda ne Sita ne de Ramayana mutlu olurlar.

Çeviri ve derleme: Asuman Belen Özcan & Hatice Derya Can
Dost Kitabevi Yayınları
Temmuz 2002, Ankara

Shankara – Tefrik Etme Hazinesi

Shankara – Tefrik Etme Hazinesi - Viveka Chudamini


Yaşayan herhangi biri yaratık için, bir insan şeklinde doğmayı başarmak oldukça zordur. Bedenin ve iradenin kuvvetini elde etmek daha da zordur; safiyet daha da zordur; ruhani bir hayat yaşamak bunlardan da zordur; hepsinden de zor olan mukaddes yazıları anlamaktır. Atman ve Atman olmayan şeyler arasındaki farkı tefrik, Atman’ın kendisini doğrudan doğruya anlama, Brahman ile devamlı birlik ve son kurtuluş bunlar, bin milyar kere iyi hayatlı tecessümler liyakatından geçmedikçe, elde edilemez.

Ancak Tanrı’nın lütfuyla, biz şu üç nadir avantajı elde edebiliriz; insani doğuş, kurtuluş arzusu ve aydınlanmış bir öğreticiye mürid olmak.

Sükûneti artmış olan ve Atman’ı tefekküre çalışan kişi, bütün dünyevi faaliyetleri terketsin ve bu dünyevilik bağlarını koparmak için mücadele etsin.

(Brahman’a ulaşmak için dört vasıf)
Birincisi; bahşedilmiş olan, ebedi ve ebedi olmauan şeyler arasındaki farkı tefrik etmektir.
İkincisi; bu dünyanın ve öteki dünyanın zevklerinden feragat etmedir.
Üçüncü olarak sükûnet ile başlayan altı tane iyi huy hazinesi gelir.
Dördüncüsü ise katiyetle kurtuluş arzusudur.

Brahman gerçektir; kainat gerçek olmayandır. Bunun böyle olduğuna sabit inanca; ebedi ve ebedi olmayanı tefrik etme adı verilmiştir.

Kurtuluşu istemek; ego duygusuyla başlayan ve fiziki bedenin kendisine kadar devam eden, cehaletle işlenmiş engellerden, bir şahsın kendi gerçek tabiatını idraki yoluyla kurtulmuş olmayı istemesidir. Hatta bu kurtuluş arzusu az bir derecede mevcut olsa dahi, öğreticinin lütfu ile ve feragat etme ve sükûn gibi iyi huyların pratiği ile kurtuluş arzusu şiddetlenecektir.

Feragat etme ve kurtuluş arzusu zayıf derecede ise, sükûn ve diğer iyi huylar çöldeki bir serap gibi, sadece bir görünüştür.

İbadet bir kimsenin kendi Atman’ının hakikatini araştırması olarak tarif edilebilir.
(Kendini bilmek -> Atman -> Rabbini bilmek -> Brahman)

Vedanta’da öğretildiği gibi, hakikatin mânâsı üzerine tefekkür en yüksek aydınlanmaya ulaştırır.

Ne Yoga veya Sankhya felsefesinin pratiğiyle, ne iyi işlerle, ne de öğrenmeyle kurtuluş hasıl olmaz; ancak Atman’ın ve Brahman’ın bir olduğunu, aynı olduğunu idrak etme yoluyla hasıl olur, başka bir yolla değil.

Mukaddes yazıların (Vedalar) tetkiği, Brahman tecrübe edilmedikçe, semeresizdir. Brahman tecrübe edildiği zaman, mukaddes yazıları okumak faydasızdır.

Kurtuluş sadece Brahman kelimesini söylemekle elde edilemez. Brahman’ı hakikaten tecrübe etmek lazımdır.

İnsanların kaba beden adını verdikleri bu görünen beden şu cevherlerden meydana gelmiştir; ilik, kemik, yağ, kan, deri ve epidermis.
Gerçekten kurtuluşu arzu ediyorsan, duygu zevki veren nesneleri, zehir gibi uzakta tut; ve abı hayat imişler gibi, memnuniyet, şefkat, affetme, doğruluk, sükûnet ve kendini kontrol gibi vasıfları lezzetle içmeye devam et.

Vücut sadece, insan ruhu için bir tecrübe vasıtasıdır.

Deri, et, kan, damarlar, yağ, ilik ve kemikten teşekkül etmiş olan bu beden, boş madde (boşluk) ve pislikle (bok) doludur.

Objektif (nesnel) kainatın anlaşıldığı duruma, uyanık şuurluluk durumu adı verilir.

O (beden), sonsuz hikmet sahibi olan Atman’ın bütün faaliyetlerinin bir aracıdır. Bu sebepten Atman’ın kendisi herhangi bir kusurdan münezzehtir.

(Şuurun üç hali)
Uyanma, rüya görme ve rüyasız uyku

Maya, Tanrı’nın potansiyel yönündeki ilahi kudretidir. Onun başlangıcı yoktur. Üç Guna’dan yoğunlaşarak olmuştur, latiftir ve idrakin ötesindedir. Varlığı hasıl ettiği neticelerle anlaşılır. Bütün kainatın doğuşuna O sebep olmuştur.

Atman, ilk sebep Maya’dan ve O’nun neticesi olan kainattan ayrıdır. Atman’ın tabiatı saf şuurluluktur.

Atman’ı gerçek ben olarak tanı. Böylece, dalgaları doğum ve ölüm olan, kıyısız dünyevilik okyanusunu geçersin. Daima Brahman’la ayniyet bilgisi içinde yaşa ve inayet edilmiş ol.

İnsan, Atman olmayan şeyin, gerçek benliği olduğu yanlışlığını yaptığından dolayı, bağ içindedir. Buna cehalet sebep olmuştur.

Atman ebedidir, bölünmezdir, bir ikincisi olmayan birdir. O, ebedi olarak, kendi bilgisinin kudretiyle tezahür etmiştir. O’nun şaşası sonsuzdur. Tamalar’ın örtüsü, tıpkı bir güneş tutulmasının güneşi gizlemesi gibi, Atman’ın gerçek doğasını gizler/örter.

Atman tarafından meydana getirilmiş olan ego, Atman’ın gerçek doğasını gizler. Böylece sadece ego mevcutmuş gibi görünür.

Kalbi saflaşmış/arınmış bir insan, ilahi Atman’ı idrak eder. Bu suretle, dünyaya, köke ve her şeye olan bağını imha eder.

Ahmak insan, bedenim diye düşünür. Zeki insan, ben, bedenle birleşmiş ferdi bir ruhum diye düşünür. Fakat akıllı insan, bilgisinin ve ruhi tefrik etme kabiliyetinin büyüklüğüyle gerçek olarak Atman’ı görür ve Ben Brahman’ım diye düşünür.

Akıllı insan, Vedanta ve ahlaki kanunlar konusunda bilgili olabilir. Lakin o kişi, kendisini bedenle ve duygu organları ile hüviyetlendirme hatasından kurtulmadıkça, kurtuluşu için en küçük bir ümit yoktur.

Atman kendisinin şuurunda olduğundan dolayı, kendi kendisinin müşahitidir. Atman, Brahman’dan başka bir şey değildir.

Brahman’ı idrak et ve bir daha bütün üzüntülerin evi olan bu dünyaya dönüş olmayacak. Atman’ın Brahman olduğunu mutlak idrak etmelisin.

O zaman, Brahman’i ebediyyen kazanacaksın. O hakikattir. O varlıktır ve bilgidir. O mutlaktır. O saftır ve kendi kendine mevcuttur. O ebedi’dir, ebedi zevktir. O Atman’dan başka bir şey değildir.

Atman Brahman’la birdir; bu en yüksek hakikattir. Yalnız Brahman gerçektir. Ondan başka hiçbir şey yoktur. O en yüksek hakikat olarak bilindiği zaman, Brahman’dan başka mevcudiyet yoktur.

Brahman hakikattir; insani düşünce veya fikirden katiyetle kurtulmuş (uzak) bir mevcudiyettir.

Brahman, kainatın yaratıcısı ve Maya’nın yöneticisi Tanrı’yı ifade eder. Atman, Maya’nın neticeleri olan beş örtü ile birleşmiş olan ferdi ruhu ifade eder.
Öyleyse Brahman ve Atman’ın ayniyeti üzerinde tefekkür etsin ve böylece hakikati idrak etsin.

Gerçek tefrik etme melekesine sahip akıllı insanlar, Brahman ve Atman’ın özünün saf şuurluluk olduğunu anlarlar. Ve böylece onların mutlak ayniyetlerini idrak ederler. Brahman’ın ve Atman’ın ayniyeti, mukaddes metinlerde (Vedalar) yüzlerce kez beyan edilmiştir.

Saf ve sonsuz şuurluluk olan kendi Atman’ını idrak et.

Yajur Veda, bir insanın kendisi ile Brahman arasında en ufak bir fark gördüğü müddetçe, korkuya hedef kalacağını beyan eder.

Aydınlanmış kalp, bağdan kurtulmuştur. Ebedi sevinci ancak kurtulmuş olan insan tecrübe edebilir.

Brahman -> İkincisi olmayan Bir


Notlar
Shankara, 686 yılı civarında güney Hindistan’daki Malabar kasabasının  Kaladi köyünde doğdu.
Hayatın en son gayesi, Brahman’ı tanımaktır. Shankara’nın felsefesi, tefrik etme, hayatımızın her anında, kendimize ve her tecrübe durumumuza ve nesnemize tatbik edilecek bir tefrik etme çalışması üzerine temel kurmuştur.
  
Çeviren: Mehmet Ali Işım
Dergâh Yayınları, Şubat 1976

20 Aralık 2011 Salı

Dhammapada

Dhammapada - Mükemmelliğe Giden Yol – Buda’nın Öğretileri

Buda’nın öğretileri, Pali diliyle Dhamma, evrenin ve insanın oluşum ve değişim kurallarıyla yapısal özelliklerini düzenleyen yasaların tümü, aynı zamanda insanı acıdan, ıstıraptan kurtarıp, Nibbana’ya (Nirvana) eriştiren öğretilerdir. 423 aforizmadan oluşmaktadır. Buda’nın yirmi dokuz yaşındayken sahip olduğu dünyevi her şeyi geride bırakarak başladığı, altı yıllık çilekeş ve münzevi bir yolculuktan sonra, sonsuz ışığı görerek aydınlandığı eşsiz deneyimin ürünüdür. (s. 7)

1 Yamakavegga (İkiz Beyitler Bölümü / Karşıt Yollar)
Bizim olan herşey düşüncelerimizin sonucundadır; düşüncelerimizde kurulur, düşüncelerimizde oluşur.

Eğer bir kimse kötü düşüncelerle konuşur veya davranırsa onu, tıpkı kağnı çeken bir öküzün tekerleğini izlemesi gibi, acı izler.

Eğer bir kimse temiz/saf düşünce ile konuşur veya davranırsa onu, tıpkı asla ayrılmayacak bir gölge gibi mutluluk izler.

Nefret, sevgi ile yok edilir.

Kendini günahtan arındırmış, iyi niteliklerle donanmış, ölçülü ve gerçekçi kişi gerçekten sarı elbise giymeye layıktır.

Gerçeği gerçek olmayan zannedenler ve yakanı gerçek olarak görenler, asla hakikate ulaşamazlar, sadece boş istekler peşinde koşarlar.

Damı sağlam yapılmış bir eve yağmur nasıl girmezse, tıpkı bunun gibi, derin düşünen bir beyne de tutku asla giremez.

Kötü iş işleyen hem bu dünyada, hem de ötekinde keder içinde yaşar.

2 Appamadavagga (İçtenlik / Uyanıklık)
İçtenlik, ölümsüzlüğün (nibbana) yoludur, kayıtsızlık ise ölümün yolu.

Düşüncesizlerin arasında düşünceli, uyuyanların arasında uyanık olan bilge kişi, herkesi geride bırakarak bir yarışçı gibi ilerler.

3 Çittavagga (Düşünce Bölümü / Tefekkür / Akıl)
Bu bedenin bir kavanoz gibi kırılabilir olduğunu bilerek ve düşüncesini bir kale gibi sağlam tutarak, ayartıcı Mârâ’ya bilgi silahı ile saldırmalı; onu ele geçirince de gözaltında tutmalı ve asla gevşememelidir.

4 Pupphavagga (Çiçekler Bölümü / Hayatın Çiçekleri)
Sandal ağacı, Tagara, nilüfer çiçeği veya vassiki gibi güzel kokuların arasında erdemib kokusu hepsinden üstündür.

5 Balavagga (Aptal / Budala)
Uyanık kişi için gece uzundur; yorgun kişi için yol uzundur; gerçek Dhamma kanununu bilmeyen budala için ise hayat uzundur.

Bir budalanın arkadaşı yoktur.

Aptallığını bilen aptal kişi hiç olmazsa bu yönüyle akıllıdır. Kendini akıllı sanan aptal ise gerçekten bir aptaldır.

6 Panditavagga (Akıllı – Bilge kişi)
Ancak kendilerine Dhamma açıklandığında onu izleyenler, her ne kadar geçmesi zor olsa da, ölümün egemenliğinin ötesine geçeceklerdir.

7 Arahantavagga (Ahatlar Bölümü – Sonsuz Özgürlük)
Hiçbir zenginliği olmayan sıradan şeyleri yiyerek yaşayan, boşluktaki kayıtsız şartsız özgürlüğü algılayan insanlar gökteki kuşlara benzerler; onların yollarını aramak çok zordur.

Herşeye inanmayan ama yaratılmamış olanı bilen, bütün bağlardan kurtulmuş, yolunu şaşırtacak etkenleri yok etmiş, bütün tutkulardan vazgeçmiş kişi, insanların en büyüğüdür.

8 Sahassavagga (Binler Bölümü / Binden Daha İyi)
Derin düşünen (tefekkür eden), erdemli bir kişinin yaşadığı bir tek gün, kontrolsüz ve kötü biçimde yüz yıl yaşamış bir kişininkinden daha değerlidir.

9 Papavagga (Kötülük Bölümü / İyi ve Kötü)
Bir kimse iyi olanı yapmakta acele etmeli ve düşüncesini kötü olandan uzak tutmalıdır; eğer kişi iyi olanı yapmakta tembel davranırsa, aklı kötülüğün zevkine dalar.

Eğer bir kimse zararsız, saf ve masum bir kişiye karşı bir kötülük işlerse, o kötülük, tıpkı rüzgara karşı savrulmuş bir çöp gibi o budalaya geri döner.

10 Dandavagga (Eziyet Bölümü / Hayat)
Saflaşmanın tek yolu tutkuları yenmektir.

11 Caravagga (Yaşlılık Bölümü / Hayatın Ötesinde)
Kemiklerden bir kale oluşturulduktan sonra bunun etrafı et ve kanla çevrilir ve bu kalenin içinde kibir ve hile ile yaşlılık ve ölüme kadar yaşanır.

12 Attavagga (Öz Bölümü / Kendine Hakimiyet)
Kötülüğü kişi kendi özüyle yapar, kendi özüyle acı çeker; kötülükten kişi kendi özüyle sakınır, kendi özüyle kendini temizler. Temizlik de kirlilik de öze aittir, kimse bir başkasını temizleyemez.

13 Lokavagga (Dünya Bölümü / Uyan! Gözle!)
Dünyanın dostu olma!

14 Buddhavagga (Buddha Bölümü / Buda)
Kimseyi azarlama, kimseye vurma, kanunun sınırları içinde davran, yemeğini azalt, yalnız uyu ve yüce düşüncelerle yaşa, işte bunlar Buddha’nın öğretileridir.

Gökten altın yağsa insanın isteği doymaz.

15 Sukhavagga (Mutluluk Bölümü / Neşe)
Galibiyet nefreti doğurur, çünkü yenilen kişi mutsuzdur; galibiyeti de yenilgiyi de terk eden kişi huzur içindedir, mutludur!

Beden en büyük kederdir.

16 Piyavagga (Zevkler Bölümü / Fani Zevkler)
Sevilenin kaybı acıdır. Hiçbir şeyi sevmeyen ve hiçbir şeyden nefret etmeyen kişi, prangalarını kırmıştır.

Zevkten acı ortaya çıkar, zevkten korku ortaya çıkar; zevkten kurtulan kişi ne acı bilir ne de korkar.

17 Kodhavagga (Öfke Bölümü / Hiddeti Terket)
Bedenini kontrol eden, dilini ve aklını kontrol eden bilge kişi, gerçekten kendine egemen olan bir kişidir.

18 Malavagga (Kirlilik Bölümü / Vakit Keybetme ve Gayret Et)
Hayatını heba eden, yalan söyleyen ve bu dünyada kendisine verilmeyeni alan… kimse, daha bu dünyada kendi hayat ağacını kesiyor demektir.

19 Dhammatthavagga (İyiler Bölümü / Doğruluk)
Çok konuşan kişi bilgisiz demektir. Sabırlı olan nefret ve korkudan uzakta olan kişiye ise bilgili denir.

İyiliğin ve kötülüğün üstünde olan bu dünyayı dikkatle yaşayarak geçen namuslu kişiye gerçek anlamda Bhikkhu denir.

20 Maggavagga (Yol Bölümü / Yol)
Bu dünya ayartıcı Mârâ’nın bir hilesidir.

Bütün canlılar yok olur. Bunu gören ve bunu bilen kişi, acılara tepki vermez. İşte bu saflık yoludur.

Bütün biçimler gerçek dışıdır. Bunu gören ve bunu bilen kişi, acılara tepki vermez. İşte bu saflık yoludur.

21 Pakinnakavagga (Karışık Konular Bölümü / Uyanıklık)
Yerken yalnız, uyurken yalnız, dolaşırken yalnız olan, isteklerini yok edip kendini kontrol eden kişi, ormandaki açıklıktan nefes alır gibi mutlu olur.

22 Nirayavagga (Cehennem Bölümü / Karanlıkta)
Kötü işi yapmamak daha iyidir, kişi sonradan pişman olur; iyi işi ise yapmak gerekir, bunun sonunda pişmanlık olmaz.

23 Nagavagga (Fil Bölümü / Sabır)
Eğer kişi kendisiyle gelecek ölçülü ve bilgili bir kimse bulamazsa o zaman, zapt edilmiş ülkesini terk eden bir kral gibi, ormandaki yalnız bir fil gibi yolunu tek başına yürüsün.

24 Tanhavagga (Susuzluk Bölümü / Özlemler)
Varlığın öteki kıyısına vardığında önce, sonra ve ortada olandan vazgeç. Eğer aklın bütünüyle özgürse artık bir daha doğmaz ve ölmezsin.

25 Bhikkhuvagga (Bhikkhu Bölümü / Derviş)
Ağzını (konuşmasını) kontrol eden, bilgece ve sükûnetle konuşan, Dhamma’yı ve yorumu öğreten kişi Bhikkhu’dur; onun sözü tatlıdır.

Nezaketle davranan, isim ve biçime duyduğu tutkuyu yok etmiş ve Buddha’nın öğretisi içinde erimiş Bhikkhu, sessizlik yerine ve mutluluğa ulaşacaktır.

Bilgi olmadan düşünme olmaz, düşünme olmadan da bilgi olmaz; hem bilgiye hem de düşünmeye sahip olan bir insan Nibbana’ya çok yakındır.

26 Brahmanavagga (Brahman Bölümü / Brahmin)
Yaratılmış şeylerin yok olduğunu anlayarak yaratılmamış olanı kavra.

Kötülüğü başından defeden kişiye Brahmana, sessizce yürüyen kişiye Samana, kendi kirliliklerinden kurtulan kişiye de Pabbacita denir.

Çeviren: Korhan Kaya
İmge Kitabevi, Ankara, 1999


Çeviren: Cengiz Durkan
Dergâh Yayınları, 2005

Upanişadlar - Tanrı’nın Soluğu

Upanişadlar - Tanrı’nın Soluğu

Hindistan’ın en eski ve en değerli kutsal yazıtları, Veda adı verilen kitaplarda toplanmıştır.
Veda’lar dört kitaptır: Rig Veda, Sama Veda, Yajur Veda, Athar Veda. Bu kitapların her biri iki kısımdan müteşekkildir; bilgi ve hareket.
Sama Veda, dini gerçeğin en büyük tarafı olan Tanrı bilgisini işler ve kitabın bu kısımlarına Upanişadlar denir.
Upanişad -> “dizinin dibinde”, “bir öğreticinin dizinin dibinde” anlamına gelir. (s. 7)

Katha Upanişad
Ölümsüzlüğün sırrı; kalbin arınması, derin düşünme ve insanın manevi aleme dönük gerçek Ben’inin (Atman) Tanrı (Brahman) ile aynı varlık olduğunu idrak etme yoluyla bulunabilir. Çünkü ölümsüzlük Tanrı’ya ulaşmaktır. (s. 17)

İnsan da, tıpkı bir tohum tanesi gibi olgunlaşır, toprağa düşer yok olur ve zamanı geldiği an, tekrar meydana çıkar. (s. 20)

Ey ölüm! Seni tanıyan bir kimse, zenginliği ne yapsın?

İyi ve güzel birbirinden tamamen farklı şeylerdir. (…) İyiyi seçenler kutsal kişilerdir; güzelliği seçenler ise gerçek amacı yitirmiş olan kişilerdir.
Bunları birbirinden ayırtedebilen bilge kişi, güzeli değil, iyiyi tercih eder. Bedenî tutkuları tarafından yönetilen ahmak kişi ise, iyi yerine güzeli tercih eder. (s. 22)

Atman, varlığın özündeki o gerçek Ben hakkında herhangi bir bilgiye ulaşmak çok güçtür. Böyle bir bilgiye ulaşanlardan çoğu da onun hakikatini anlayamaz. Ondan bahseden kişi, fevkalade bir insandır. Onun hakkında birşeyler öğrenmek isteyen kişi de, akıllı bir kimsedir. İyi bir öğretici tarafından yetiştirilmiş olup O’nu anlayabilen kişi ise, kutsal bir insandır.

Atman ile Brahman’ın, başka bir deyişle, insanın uhrevi tarafı olan gerçek Ben ile yüce Tanrı’nın aynı varlık olduğunu bilen bir kimseden öğrenen kişi, anlamsız doktrinleri terkederek Hakikate ulaşır.

Gerçek uyanıklık, akıl yoluyla değil, bilge kişinin dudaklarından dökülen sözlerle hasıl olur. (s. 23)

İnsan ebedi olanı, geçici zevklerle değil, ancak ibadet yoluyla bulabilir.

Atman’ın bedenden, duyulardan, zihinden apayrı bir varlık olduğunu öğrenen ve bu latif prensibi tamamıyla tanıyan bilge bir insan, mutluluğun menbaına ve makânına ulaşmıştır.

OM (AUM)

Tanrı Brahman’a delalet eden bu hece, varlığın en yüksek mertebesidir, bütün varlıkların dayanağıdır, ulu bir semboldür.

Bu hecenin anlamını bilen kişi, amacına ulaşmış ve Tanrı’yı tanıyan bir kimse olarak, bütün insanlardan saygı görür. (s. 24)

Sembolü OM hecesi olan Atman (gerçek Ben) herşeyi bilen Tanrı Brahman’la aynı varlıktır. Doğmamıştır, herhangi bir sebebin neticesi değildir, ölmez, yok olmaz, beden yok olsa dahi, O yok olmaz.

Bütün tutkularından kurtulmuş, zihnini ve duygularını arıtmış kişi, Atman’ın kendi gerçek Ben’inin ihtişamını görür ve bütün üzüntülerinden kurtulur.

Kişi kötülüklerden arınmadıkça, duyularını kotrol altına almadıkça, zihnini huzura kavuşturmadıkça ve tefekküre, düşüncenin derinliklerine dalmadıkça, sadece öğrenimle O’nu bulamaz. (s. 25)

Beden bir araba, Atman bu arabanın içindeki bir yolcu gibidir. Akıl, bu arabanın sürücüsü, zihin de dizginleridir.

Tefrik etme melekesinden yoksun olan ve zihnini kontrol edemeyen bir insanın duyuları, bir arabanın zaptedilemeyen huysuz atları gibidir.

Ancak tefrik etme melekesine sahip, zihni kontrol altında ve kalbi bütün kötülüklerden arınmış olan kişi, amaca ulaşır ve bir daha dünyaya gelmez.

Duyular nesnelerden, nesneler zihinden, zihin akıldan, akıl egodan (nefs), ego (nefs) görünmeyen tohumdan, bu görünmeyen tohum da sebepsiz olan Tanrı Brahman’dan doğmuştur. (s. 26/27)

Hayat yolunun ve var olan herşeyin sonu, aslına yani Tanrı’ya dönüştür. Her amacın sonu, Tanrı’dır.

Herşeyin özünde gizli olan Tanrı, Atman, kendisini hiçbir varlığa göstermemiştir. Onu ancak, bilge kişinin aklı bulabilir.

Bilge kişinin duyuları zihnine, zihni aklına, aklı benliğine, benliği de gerçek Ben’i Atman’a itaat eder.

Mutlak varlık, duyuları dışa dönük olarak yaratmıştır. Bu sebepten, insan iç alemine değil, dış dünyaya bakar. Çok ender olarak ölümsüzlüğü arayan bir kimse çıkar, iç alemine bakar ve kendisini bulur.

Tutkularının peşinden koşan cahil kişiler, herşeyin etrafını kuşatan ölüm tuzaklarına düşerler. (s. 27)

Kişi, mutlak varlığa ancak arınmış bir zihin vasıtasıyla ulaşabilir. Bütün evrende varolan sadece Tanrı’dır; Tanrı’dan başka hiçbir şey yoktur. Evreni tek bir gerçek olarak görmeyen, çeşit çeşit gören kişi, ilelebet ölümden ölüme gider. (s. 28)

Herşeyi aydınlatan, ışık saçan, herşeye nurunu veren O’dur. Yeryüzündeki herşey O’nun ışığını yansıtır.

Şayet insan ölmeden, ruhu bedenini terketmeden önce, Tanrı’ya ulaşamazsa, başka bir bedenle tekrar dünyaya gelmeye mecburdur. (s. 31)

Zihin ve bütün duyular sükûna kavuştuğu, akıl tek bir amaç üzerinde tesbit edildiği zaman, en yüksek duruma ulaşılmıştır. Bilge kişiler öyle söylerler.

Tanrı, kelimelerle ifade edilemez, göz O’nu göremez, zihin O’nu kavrayamaz, O’nu ancak varlığına inanan kişi bulur. İnanmayan bir kimsenin, O’nu bulmasına hiçbir imkân yoktur. (s. 32)

Tanrı, her varlığın özünde gizlenmiş olan hakiki Ben’dir. Hakikatin peşinde olan kişi tıpkı bir kamışın içindeki özün çıkarılması gibi, hakiki Ben’inin bedenden tamamıyla ayrı bir varlık olduğunu idrak etmeye çalışmalıdır. Saf ve ölümsüz olan bu Ben’i tanı ve O’nu bulmaya çalış. (s. 33)


Isha Upanişad
Dünyadaki hayat ile, ruh alemindeki hayat, birbirine zıt şeyler değildir. Çalışma hayatı Tanrı bilgisine zıt bir yaşantı değildir, aksine, tutkusuz olarak yapılan her faaliyet, bu bilgiye ulaşmak için bir vasıtadır. Diğer taraftan, terk ve feragat, egodani bencillikten terk ve feragat etmelidir. Yoksa hayattan değil. Çalışmanın ve feragatin amacı, içteki Atman’i ve dıştaki Tanrı’yı tanımak ve onların ayniyetini (birliğini) idrak etmektir. Atman, Tamrı’nın kendisidir. Ve Tanrı herşeydir. (s. 35)

Kendinde, (Atman’da) bütün varlıkları, ve bütün varlıklarda kendini gören kişi, hiç kimseden nefret etmez.

Kendilerini sadece dünya hayatına adamış kişiler, karanlıkta kalmaya mahkûmdurlar. Sadece tefekkür hayatına dalmış kişiler de aynı durumdadır. Sadece dünya hayatı veya sadece tefekkür hayatı, kişiyi birbirinden tamamen farklı sonuçlara ulaştırır.

Hem dünya hayatını hem de ruhi hayatı bir arada sürdüren kişiler ise, hayatı ve ölümü yenerler, düşünce/tefekkür hayatı ile de ölümsüzlüğe ulaşırlar. (s. 38)

Kena Upanişad
Tabiata ve insana ait her faaliyetin ardındaki kudret, Tanrı’nın kudretidir. Bu gerçeği bilmek, ölümsüz olmaktır. (s. 41)

Dil O’nu anlatamaz, ancak dile konuşma yeteneğini veren O’dur.

Her türlü faaliyetin ötesinde Tanrı’nın var olduğunu idrak eden kişi, ölümsüzlüğe ulaşır. Kişi, Tanrı bilgisi sayesinde kudret sahibi olur ve yine bu bilgi sayesinde ölümü yener.

Her varlığın içindeki Atman’ı, Tanrı Brahman’la Bir ve Aynı varlık olduğunu idrak eden bilge kişiler, bu hayatı terk ederek ölümsüz olurlar. (s. 44)

Tanrı, her varlığın içindeki iyiliktir, faydadır. Tanrı’yı bu şekilde düşün. Böyle bir insan, diğer bütün varlıkların saygı gösterdiği bir kimse olur. (s. 46)

Sana gizli bilgiyi öğrettim. Tanrı bilgisinin kökü; sadelik, kendini kontrol ve her an için tutkusuz olarak yapılmasıdır. Kutsal Vedalar bu bilginin dallarıdır. Hakikat ise, O’nun ruhudur. (s. 47)

Prasna Upanişad
Bu dünyaya tapan insanlar, hayatın ve maddenin verebileceği her şeyi elde ederler. Bunun aksinei kendine hakimiyetini, safiyetini ve inancını kuvvetlendirmeye çalışan kimseler ise, Tanrı’nın mekânına, cennete ulaşırlar.

Gerçek Ben’in (Atman) mekânı, kalptir. Kalpten bedenin içine doğru yayılan yüz bir tane damar çıkar. Bu damarların her birinden yüzer tane ve yine bunların hepsinden de yetmiş iki bin tane daha küçük damarcık çıkar. Bütün bu damarcıkların içinde hareket eden Can kuvvet, Vyana’dır. (s. 55)

Evrenin Can’ı güneştir. (s. 56)

OM (Aum) hecesi, kişisel (şartlanmış) veya evrensel (şartlanmamış) Ben’dir. Ve bilge kişi bu hece üzerinde tefekkür (meditasyon) ederek, bunlardan birine ulaşır. (s. 57)

Hayat kuvveti Can’ı (Prana) yarattı; Can’dan arzuyu, arzudan eteri, havayı, ateşi, suyu, toprağı, zihni, duyuları ve besini; besinden hayatiyeti, zahitliği, yapılan işleri (Karma), Vedaları, adak törenlerini ve bütün dünyaları yarattı. Ondan sonra, bu dünyadaki isimleri yarattı. Ve böylece yarattığı elementlerin sayısı on altı oldu.

Nasıl ki ırmaklar amaçları olan denize ulaştıkları zaman, ona karışırlar, isim ve şekillerini kaybederler, insanlar da sadece denizden bahsederlerse; bu on altı elementte, kendilerini yaratan Tanrı’ya ulaştıkları zaman O’na karışıp kaybolurlar, isim ve şekillerini kaybederler; insanlar da sadece Tanrı’dan bahsederler. İşte kişi bu mertebeye ulaştığı zaman, ölümsüz olur. (s. 59)

Mundaka Upanişad
Bilge kişi, bilgi ile hikmet arasındaki farkı ayırtedebilmelidir. Bilgi, nesnelere, faaliyetlere ilişkin ve ilişkilere ait bir şeydir. Hikmet ise, sadece Tanrı’ya ait bir şeydir; ve O, daima bütün nesnelerin, faaliyetlerin ve ilişkilerin ötesindedir. Yegâne hikmet, O’nunla birleşmektir. (s. 61)

Tanrı’yı bilen kişiler, biri yüksek biri de aşağı seviyede olmak üzere iki çeşit bilginin var olduğunu söylerler.

Aşağı seviyedeki bilgi; gramer, etimoloji, astronomi, ölçüm, ayinler ve kutsal Veda kitaplarına (Rig, Sama, Yajur ve Atharva) ait bilgilerdir. (s. 63)

Yüksek derecedeki bilgi, kişinin sayesinde hiçbir zaman değişmeyen hakikati bildiği gibidir. Bu bilgi ile bilge kişiye, duyumların ötesinde olan, sebepsiz, tarif edilemez, gözleri kulakları elleri ve ayakları olmayan, herşeyin içine yayılan, en latif şeyden daha latif ve herşeyin kaynağı olan ölümsüz Varlık tamamıyla açıklanmıştır. (s. 64)

Gerçek, hiçbir zaman yok olmayandır.

Hiçbir zaman yok olmayan bu varlık, nurani ve şekilsizdir. Doğmamıştır, soluksuzdur, zihinsizdir, saftır, her şeyin içinde ve dışındadır. (s. 66)

Sen de kendini Tanrı’da kaybet. (s. 67)

Bölünmez Bir olan Tanrı’nın mekânı, kalptir. O, saftır, nurların nurudur. Kendi gerçek Ben’ini tanıyan kişiler O’na ulaşabilirler. (s. 68)

Kendi özündeki gerçek Ben’i bulmuş olan kişi, bütün arzuları tatmin olmuş ve hayatta iken hürriyete, ölümsüzlüğe ulaşmış bir insandır. (s. 70)

Mandukya Upanişad
İnsan hayatı, uyanıklık, düş görme ve düşsüz uyku durumları arasında süregelir. Bununla beraber, bu üç halin ötesinde, “üstün şuurlu görüş” adı verilen dördüncü bir durum vardır. (s. 73)

Tanrı hakikatini yalnız, kalp safiyetine ulaşmış, O’na ibadet ve kanuna itaat eden kişilere öğret, kötü insanlara değil.
Rig Veda

OM hecesi, Ben’in kendi varlığından başka bir şey değildir. Bu hali anlayan kişi, kendi özünün derinliklerindeki gerçek Ben’ine yani Tanrı’ya ulaşır.

İnsan cehaletin kontrolü altındadır, oysa Tanrı, cehaleti kontrol eden varlıktır. (s. 77)

Taittiriya Upanişad
Seni tanıyan kişi, kendisinin efendisi olur. O kişi, şaşkın düşüncelerini kontrol eder. Sözünün, duyu organlarının ve aklın efendisi olur.

Sen, huzurun, hayatın, mükemmelliğin ve ölümsüzlüğün kendisisin. Daima sana ibadet edeceğim. (s. 82)

Evrenin yaratılışından önce, Tanrı tezahür etmemiş olarak mevcuttu. Görünmezden görüneni yarattı. Kendisinden kendisini yarattı. Bundan dolayı, O’na kendiliğinden mevcut adı verildi.

Tanrı korkusuyla güneş parlar, yağmur yağar, rüzgâr eser, ölüm öldürür. (s. 85)

Tanrı sevincini tanıyan kişi, doğru ve yanlışın ne olduklarını bilerek her ikisini de aşmıştır. (s. 86)

Tanrı’yı destek olarak düşünen kişi desteklenecektir, büyüklük olarak düşünen kişi büyük olacaktır, akıl olarak düşünen kişi akıl kudretine sahip olacaktır, sevgi olarak düşünen kişi sevilecektir, herşeyin efendisi olarak düşünen kişi herşeyin efendisi olacak, Tanrı olarak düşünen kişi Tanrı olacaktır. (s. 87)

Aitareya Upanişad
Evrenin kaynağı, idame ettireni ve sonu olan Tanrı, varlığın her safhasına iştirak eder.
O’nun hakiki mahiyeti saf şuurluluktur. (s. 89)

Sözüm zihnimle, zihnim sözümle bir olsun. Ey yüce Tanrı! Önümdeki cehalet perdesini kaldır ki senin nurunu görebileyim.

Bana kutsal metinlerin özünü göster.

Kutsal metinlerin hakikati daima önümde olsun. (s. 91)

İnsan çocuğunda yaşar, bu onun ikinci bedenlenmesidir. (s. 93)

Chandogya Upanişad
Tanrı herşeydir. Evrende var olan bütün görüntüler, duyular, arzular, işler Tanrı’dan zuhur ederler. Fakat bütün bunlar sadece isim ve şekillerdir. Tanrı’yı tanımak için, kişinin kendisi ile kalbinin derinliklerinde gizli olan Tanrı’nın aynı varlık olduğunu idrak etmesi gerekir. Kişi, ancak bu şekilde bütün ıstıraplardan ve ölümden kurtulur, her bilginin cevheri ile bir olur. (s. 95)

Senin bütün bilgin, sadece isimlerin bilgisidir. Bütün bunlar sadece bir isimdir. (s. 108)

İrade gücünü Tanrı olarak düşünen kişi, istediği dünyayı elde eder, ebediyeti isteyerek ebediyete ulaşır, şöhret isteyerek şöhrete ulaşır, ıstırabın ötesine gitmek isteyerek ıstırapsızlığa ulaşır. Ancak irade gücünü Tanrı olarak düşünen kişi, istediği şeyin hudutları içinde hareket edebilir.

İrade gücünün ötesinde tefrik etme melekesi vardır. Çünkü insan ancak bu meleke sayesinde geçmişteki tecrübelerini analiz eder ve onların temeli üzerinde düşünerek geleceğini tayin eder ve şimdiki hareketini ona göre düzenler. O halde tefrik etme melekesini de Tanrı olarak düşün. (s. 109/110)

Hikmet’in ötesinde kudret vardır.
Kişi kudretli olduğu zaman yükselir; yükseldikçe hizmet eder; hizmet ettikçe bilge kişilerle arkadaş olur ve bu arkadaşlık sayesinde bilgeliğe ulaşır, her şeyi görür, işitir, düşünür, bilir ve o şekilde davranır. Biz insanlar, kudret sayesinde, yeryüzünün, dağların, insanların, hayvanların, Tanrıların, bitkilerin ve bütün diğer şeylerin efendisiyiz. O halge kudreti Tanrı olarak düşün. (s. 110)

Havanın ötesinde hafıza vardır. (s. 111)

Hafızanın ötesinde de ümit vardır. (s. 112)

Ümidin de ötesinde hayat kuvveti (Can) vardır. (s. 112)

Mutluluğun kaynağı sonsuzluktur. Sonlu olanda mutluluk yokur.

Sonsuzluk hiçbir şeye bağlı değildir. Sonsuzluk Tanrı’nın kendisidir.

Duyular arındığı zaman kalp arınır. (s. 113)

Tanrı’nın şehri olan bu bedende, kalp, kalbin içinde de küçük bir ev vardır. Bu ev lotüs şeklindedir ve bilinmesi gereken şey oradadır.

Tanrı, kalbin lotüsü içindedir. Bunu bilen bilge kişi, her gün bu kutsal mabede girer. (s. 115)

Kurtuluş adı verilen durum, kendine hakimiyettir. Çünkü kişi bu hakimiyet sayesinde Tanrı’yı tefekkür durumuna ulaşır. (s. 116)

Cennette, suyu abıhayat olan bir göl ve meyvesi ölümsüzlük olan br ağaç vardır. Bunları tadan kişi, sevinçle dolar ve ölümsüz olur. Bu mekana ancak kendilerine hakim olan kişiler ulaşabilirler. (s. 116)

Brihadaranyaka Upanişad
Atman, her fani mutluluğun menşeidir. Kendisi ise saf mutluluktur. İyi veya kötü hiçbir faaliyet O’na tesir edemez. O, duyunun ve bilginin ötesindedir, lakin bilge kişinin düşüncesinin ötesinde değildir. (s. 123)

Erkek, sadece bir bütünün yarısıdır, O’nun eşi de diğer yarısıdır.
Onlar birleştiler ve bu şekilde insanlık doğdu. (s. 126)

Bunlar ilahi kuvvetlerdir; en mühim olanları otuzüç tanedir.
Sekiz tane Wasu, onbir tane Rudra, oniki tane Aditya, Ndra ve Prajapati.
(Wasu) ateş, toprak, rüzgar, gökyüzü, güneş, ay, yıldızlar ve uzay.
(Rudra) Beş hayat kuvveti, Prana, Apana, Samana, Vyana, Udana, beş duyu ve şehsi atman.
(Aditya) senenin on iki ayı.
(İndra) şimşek.
(Prajapati) adaktır. (s. 144)

İlahi Aydınlanma durumunda, çokluk şuurunun kaybolmasıyla, şahsiyet de kaybolur. Atman’ın şuuruna ulaşıldığı zaman, artık şahsiyet ortadan kaybolmuştur.

Tek Tanrı, hayat kuvvetidir. O ruhtur. İnsanın kökü, tohumu, ruhtur. İnsanı tekrar hayata getiren, onu tekrar bedenleştiren ruhtur. Ruh, kendisini bilen kişi için, nüfuz edilemeyen bir sığınaktır, bilgidir, sevinçtir.

Söz bilgidir. Çünkü dünyevi olsun, semavi olsun her şey, her bilgi, söz sayesinde bilinir. Bu dünyanın ve öte dünyanın bilgisi, söz sayesinde elde edilmiştir. Bütün yaratıkların bilgisi, söz sayesinde elde edilmiştir. Söz yüce / ulu Tanrı’dır. (s. 147)

Kişi rüyalar aleminde iken, varlığının özündeki kendiliğinden nurani Varlık, bedeni uykuya sokar, bununla beraber kendisi daima uyanık kalır ve kendi ışığı ile zihnin üzerinde bırakılmış olan izlerini seyreder. (s. 150)

Kişi rüyalar aleminde iken, içteki kendiliğinden nurani, ölümsüz Varlık, hayat kuvveti vasıtasıyla bedenin canlılığını muhafaza eder, lakin aynı zamanda kendisi bedenin dışına gider. Tanrı, istediği her yere gider. (s. 151)

Kişinin hayatta iken yaptığı bütün işler ve edindiği bütün inribalar, öldükten sonra da O’nu takip eder.

Kişinin arzusu, o kimsenin kaderidir. Çünkü kişi arzularına göre irade gösterir, iradesine göre davranır, iyi veya kötü ektiğini biçer.

Arzusu olmayan kişi, arzusuna ulaşmıştır. Atman’a ulaşmış bir kimse, bütün arzularından kurtulmuştur. Böyle bir insanın ölümü, başkalarınınki gibi olamaz. Çünkü o kişi Atman olmuştur. (s. 154)

Kaivalya Upanişad
İnanç, ibadet ve tefekkür yoluyla kendi gerçek Ben’ini idrak eden bilge kişi, yeniden doğuş ve ölüm çarkından, ıstırap çarkından kurtulmuştur. (s. 161)

Tanrı, her varlığın içindeki Atman’dır. Fakat, bu varlık cehalet örtüsüyle örtülmüştür. O; sonsuzdur, bölünmez. Şuurun, mutluluğun kendisidir.

Sen O’sun. (Tat tvam asi) (s. 164)

Svetasvatara Upanişad
Bu geniş evren, bir çark’tır. Üzerindeki bütün yaratıklar doğum, ölüm ve yeniden doğuş neticelerine hedeftirler. Bu çark daima döner ve hiçbir zaman durmaz. Bu çark, Tanrı’nın çarkıdır. Kişi, onun Tanrı’dan ayrı bir varlık olduğunu düşündüğü müddetçe, doğum, ölüm ve yeniden doğuş kanunlarına tabi olan bu çark üzerinde dönüp durur. Fakat Tanrı’nın lütfu ile, bu çarkın Tanrı ile aynı olduğunu idrak eden kişi, artık bu çarkın üzerinde dönmez. Ölümsüzlüğe ulaşır. (s. 170)

Tanrı’yı bil, böylece cehalet kaybolacak ve dünyaya olan tüm bağlar kopacaktır. (s. 170/171)

Bilge kişi zihnini kontrol eder ve kalbini her yerde mevcut, her şeyi içten kuşatan, sonsuz Tanrı ile birleştirir. Ancak Tefrik etme melekesine sahip ruhlar, ruhi disiplinleri tatbik ederler. Kendiliğinden nurani Varlık manevi hakikatin ihtişamı çok büyüktür. (s. 171/172)

Tefekkür kabiliyetimizi geliştirdikçe kar kristallerine, dumana, ateşe, ateş böceklerine, güneşe ve aya benzer şekiller görebilirsiniz. Bütün bunlar, Tanrı’ya doğru yol olmakta olduğumuzun işaretleridir. (s. 172)

Bütün evren, senin görüntün, bütün kutsal metinler de, senin soluğundur. (s. 178)

Derleyen: Mehmet Ali Işım
Dergâh Yayınları, 2. Baskı, Mart 1997