Ahmet
Kabaklı - Temellerin Duruşması -
Notlar
1. Cilt, 27. Basım, Türk Edebiyatı Vakfı, 2008
Cumhuriyet'in 66. yılına bir armağan…
Büyük emeklerle, ancak üç yılda çıkardığımız bu kitap, yakın
tarihimizi yanlış aksettiren bazı kaba yalanları gidermek, doğruları araştırma
fikrini milletimize arz etmek maksadıyla yazıldı.
BİRİNCİ BÖLÜM
Osmanlı ve Cumhuriyet
Türklüğün kurduğu en uzun ömürlü, geniş topraklı ve özgün
medeniyete sahip bir "baba devlet"
Her iki devletin kuruluşunda büyük benzerlikler vardır:
İkisi de Anadolu'daki felaket ve yıkım dönemlerinde (Selçuklu'nun ve
Osmanlı'nın son anlarında) kurulmuştur. Baş düşmanları aynı Haçlı/Bizans
zihniyeti ve emperyalist güçlerdir. Her iki devlette de amaç "din ve
devlet, mülk ve millet" uğruna fedakarlık yapmaktır. Osmanlı'nın simge
sanatçısı Yunus Emre ise Cumhuriyet'inki Mehmet Akif'tir. Her iki devletin
kurucusu da halkın gözünde "Gazi" unvanına sahiptir (Osman Gazi ve
Gazi Mustafa Kemal).
Tarih Bölücülüğü
Türk devlet anlayışı ebed-müddettir; değişen sadece
hanedanlar, rejimler ve isimlerdir. Yekpare tarih ve yekpare devlet anlayışı
millete ebediyet huzuru verir.
Tanzimat'tan itibaren Batı'yı taklit ederek, devrim ve
reform zorlamalarıyla Türk insanı kendi köklerinden, dilinden ve dininden
koparıldı
Atatürk ve Lenin
Lenin, Bolşevik ihtilaliyle Çarlığı ve dünyayı yıkmayı
amaçlayan bir doktrin adamıyken; Mustafa Kemal ve arkadaşları Osmanlı ordusunun
paşaları olarak vatanı Misak-ı Milli sınırları içinde kurtarmayı hedefleyen
milliyetçilerdir.
Lenin dini, tarihi ve milliyetçiliği "burjuva
yutturmacası" görerek reddetmiş; Atatürk ise Kurtuluş Savaşı boyunca
Türk-İslam ülküsüne, dine, dile, tarihe ve milli iradeye tam bağlı kalmıştır.
Lenin kendi devletini ve ordusunu yenmeye çalışırken;
Atatürk düzenli bir ordu ve millet birliğiyle dış düşmana (Yunanistan ve
emperyalist güçlere) karşı zafer kazanmıştır.
Milli Mücadele'de Hedefler
Misak-ı Milli ve Bağımsızlık: Musul, Kerkük ve Batı
Trakya'yı da kapsayan sınırlar içinde tam bağımsız bir Türk devletini dünyaya
kabul ettirmek.
Emperyalizme Karşı Mücadele: Sevr'i yırtarak İslam
aleminin akıncısı sıfatıyla Batılı emperyalistlere ve onların maşası olan Yunan
ordusuna karşı zafer kazanmak.
Milli İrade ve Halifelik/Padişahlık: Padişah ve
Halifenin varlığını koruyarak "Hakimiyet kayıtsız şartsız
milletindir" düsturuyla demokratik ve halkçı bir rejimi yaşatmak.
Misak-ı Milli Etrafında
Milli Mücadele'nin varlık sebebi olan Misak-ı Millî, Erzurum
ve Sivas Kongrelerinde şekillendikten sonra 28 Ocak 1920’de son Osmanlı
Meclis-i Mebusanı tarafından oy birliğiyle kabul edilmiş altı maddelik bir
milli andtır.
Mustafa Kemal'in ifadeleriyle "Türklerin yaşadığı her
yer, Milli Misak'a dahildir."
Milli Misak'ın Neresindeyiz
Mondros Mütarekesi'nde verilen sözler tutulmadı. Türk
milleti silahlarını bıraktıktan sonra İngiliz ve Fransızlar Anadolu'yu işgal
edip Yunan'ı üstümüze saldı
Şubat 1923'te Lozan'daki gidişatı anlatmak üzere Ankara'ya
çağrılan Başmurahhas İsmet İnönü, Meclis'te milletvekilleri (Hüseyin Avni Ulaş,
Ali Şükrü Bey, Rauf Bey vb.) tarafından sert bir şekilde sorguya çekilmiş; Batı
Trakya, Musul ve adalar gibi konularda verilen tavizler milletvekillerinde
büyük bir öfke ve hayal kırıklığı yaratmıştır.
I. Dünya Harbi sonunda Hatay, Musul-Kerkük, Batum ve Halep
elimizdeyken, diplomatik hezimetler ve Lozan'daki gevşeklikler yüzünden bu
toprakların kaybedildi
Lozan Konusunda Hüküm
İkinci Murahhas Rıza Nur'un Ankara'ya çektiği telgrafta,
Lozan şartlarının Türkiye'ye bağımsızlık ve yaşama kabiliyeti vermediği,
Musul'un petrolleriyle birlikte mutlaka alınması gerektiği vurgulanmıştır.
Atatürk, fırsat buldukça Musul, Kerkük, adalar ve Selanik
dahil Batı Trakya'yı geri almayı amaçladığını ifade etmiştir.
Temellerden Uzaklaşma
Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet aynı İslami-milli öz üzerine
kuruldu
Ne zaman bu temellerden uzaklaşıldıysa devlet ve millet
yozlaştı
Tanzimat'tan beri süregelen kültür buhranı ve aydınların
Batı hayranlığı yüzünden bu temellerden sapmalar baş göstermiştir.
Hercümercin Tarihçesi
Osmanlı Batı'ya yenildikçe aydınlar da ruhen Batı’ya teslim
oldu
Tanzimat
Reşit, Ali ve Fuat Paşaların öncülük ettiği bu dönemde,
basının da etkisiyle Kamuoyu ilk kez bir güç olarak belirmiştir. Namık Kemal
gibi isimlerin söylediği "hürriyet, vatan, meşrutiyet" fikirleri Türk
aydınları arasında yeni bir fikriyat oluştururken; gayrimüslim ve Hristiyan
azınlıklar ise bu sloganları kendi bağımsızlık ve "şoven
milliyetçilikleri" için kullanmışlardır.
Tanzimat’la getirilen ayrıcalıklar, askerlik yapmayan ve
ticaretle zenginleşen gayrimüslim tebaayı devlet içinde Müslümanlardan üstün
konuma getirmiştir. Gazete ve tiyatroların gayrimüslimlerin elinde olması Batı
taklitçiliğini ve "yabancılaşmayı" körüklemiştir.
Fevkalade abartılı II. Abdülhamit övgüleriyle tarih
anlatısını edebi kurguya dönüştürüyor, gerçekçilikten uzaklaşıyor…
Meşrutiyet
Milli Mücadele'yi yürüten kadro da İttihat ve Terakki
ikliminde yetişmiştir. Fikir dünyasında Ziya Gökalp'ın "Türk
milletindenim, İslam ümmetindenim, Avrupa medeniyetindenim" formülü
öne çıkmış…
İttihatçılar, partiyi devletin üstüne çıkararak devleti
parti lehine kullanmışlardır.
…kapitülasyonların kaldırılması (1914), Milli İktisat
hamleleri, esnaf kooperatifleri, kızların üniversiteye alınması (1916) ve
modern medrese reformu gibi hizmetler de bu dönemde başlatılmıştır.
Bedr'in Arslanları
Milli Mücadele'nin motor gücü olan İslami-milli ülkü yeni
icat bir 'ideoloji' olmayıp; Malazgirt'te bize Anadolu'yu kazandıran, İstanbul
fethinde ise dünyanın ufuklarını bize açan aynı iman-inanç-düşüncedir.
İslam'ın Kılıcı
Birinci TBMM'ce, kendisine 'gazilik' gibi, İslami-milli
yüksek bir 'unvan' verilen Mustafa Kemal Paşa / Türkiye'de olduğu gibi Müslüman
dünyada da 'İslamın kurtarıcısı, İslamın kılıcı' olarak tanınıyor.
Manevi Mimarlar
Ülkenin o zamanki aydın gücünün yüzde doksana varan
kadrosunu Medreselilerle Harbiyeliler teşkil etmektedir. (bu ifadeleri doğru
kabul edemeyiz, hangi aydın, ne aydınlığı…)
…halka en yakın olarak, halkı cephelere ve şehitliğe
çağıranların başında 'sarıklılar' gelmektedir. (bu da doğru değil; nice
sarıklı vardır ki, medrese ehli olduğu halde cepheye çağrılmayı zül saymış ve mücadeleden
kaçmıştır.)
Müslüman Milletin Gücü
Tevfik Rüştü ve Mahmut Esat Bozkurt gibi isimlerin 1923'te
Anayasa'ya dinin Hristiyanlık olarak yazılmasını teklif ettiklerini iddia
ediyor…
…
Hilafet ve İslamcı Siyaset
II. Abdülhamid tahta çıkarak "İslamcılık"
(Panislamizm) politikasını bir savunma stratejisi haline getirdi.
Düşmanının Gözüyle Sultan Hamid
İngiltere Dışişleri Bakanı Edward Grey Abdülhamid'in Yakın
Doğu dengesini çok iyi koruduğunu, onun tahttan indirilmesiyle birlikte
Balkanlar'da ve dünyada dengelerin sarsıldığını ve nihayetinde 1914 Birinci
Dünya Savaşı'na giden sürecin önünün açıldığını itiraf eder.
Hilafet, Nereden Nereye...
Rıza Tevfik’in Abdülhamit hakkındaki düşünceleri…
Hilafet Etrafında Dönüşler
Erzurum ve Sivas Kongreleri ile TBMM bildirgelerinde Padişah
ve Halifeye karşı son derece saygılı ve koruyucu bir dil kullanıldı
…
Melikşah'tan Atatürk'e Hilafet
TBMM'nin Abdülmecid Efendi'yi Halife seçtiği dönemde Mustafa
Kemal Paşa'nın Meclis'te yaptığı konuşma
Atatürk bu konuşmada, Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah ile
aynı dönemde yaşayan Halife Muktedibillah örneğini vererek, Türk hakimiyetini
temsil eden Meclis'in (Saltanat-ı milliye) yanında manevi bir makam olarak
Hilafet'in de yan yana durabileceğini savunmuş
Bir Garip Osmanlı
…
Hilafetin Kaldırılmasına Dıştan ve İçten Akisler
Hilafet'in ani bir kararla kaldırılması İslam dünyasının
birlik ve dayanışma bağını zedeledi…
Hala Aynı Hava
Ezher ulemasından Dr. Mustafa Hilmi'nin Müslüman Kardeşler
Örgütü tarafından yayımlanan "Osmanlı Hilafeti'nin Kaldırılmasının
Ardındaki Sırlar" adlı kitabı ele alınır. Bu tür yayınlarda Atatürk'ün
laiklik politikası üzerinden Batı ve Siyonizm'e hizmet ettiği iddialarının
işlendiği; Mısır'daki Müslüman Kardeşler ve benzeri örgütlerin bildirilerinde
ise Türkiye'nin kimliğini kaybettiği ve Avrupa Topluluğu tarafından dışlanacağı
yönündeki önyargılı değerlendirmelerine yer verilir.
Hilafet, Şiiler ve İsmaililer
İsmailîlerin lideri zengin Ağa Han ile Londra İslam Cemiyeti
Reisi Emir Ali gibi isimlerin Hilafet'in korunması ve İslam ümmetinin
birliğinin bozulmaması için yaptıkları girişimler anlatılıyor.
Dünyada Neden Yalnızız?
Tevfik Rüştü Aras’ın 1931 yılında Kudüs’te toplanan İslam
Kongresi'ni "şeriatçı" olarak nitelendirmiş…
…
Asım'ın Nesli ... Ama
Çanakkale savunmasından İzmir zaferine kadar geçen dönem
Bu dönemin ideali, Mehmet Akif’in şiirlerinde sembolleşen
"Asım'ın Nesli"dir; yani hem teknik ve bilimde Batı seviyesinde
aydınlar olmak hem de Kur'an ve Peygamber yolunda saf Müslümanlar kalmaktır.
Lakin Cumhuriyet'in ilanını takip eden yıllarda, bazı
'aydınların' eski Tanzimat ve İttihat-Terakki mirasının alışkanlığıyla Batı
karşısında aşağılık duygusuna düşerek, bu dört büyük hedeften yavaş yavaş
caydılar.
Çökük Kubbeler
Tarihi değeri olmayan veya cemaatsiz olduğu gerekçesiyle
kapatılan pek çok caminin (Ahmet Kethüda, Ebekadın, Burmalı Mescit vb.)
satılığa çıkarıldığı ya da depo, imalathane, ikametgâh ve hatta parti ocağı
olarak kullanıldığı (örneğin Darülkurra'nın CHP ocak merkezi yapılması)
belirtiliyor.
Ayasofya'nın 1934 yılında müzeye çevrilmesi…
Sultanahmet Camii'nin geçici bir kışla ve çamaşırhane
olarak kullanılması…
Laiklik, Ellerde Kör Alet
Türkiye’nin tek dinli ve %95’i Müslüman olan yapısında
Batı'daki gibi ayrı bir ruhban (papazlık) sınıfı bulunmamasına rağmen,
laikliğin sonradan (özellikle 1931'de Altı Ok'a girmesiyle ve 1937'de anayasaya
eklenmesiyle) din düşmanlığının bir kılıfı gibi kullanıldığını, sol/Marksist
çevrelerin de bu durumu desteklediğini yazıyor.
Laiklik Nedir?
Devlet, Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla dini ve din
adamlarını bürokrasiye bağlayarak kontrol altında tuttu.
Türkiye'de laiklik kavramı ahlak, eğitim veya inanç hakkında
konuşan vatandaşları susturmak ve cezalandırmak için bir baskı aracı olarak
kullanıldı.
"Tevhid-i Tedrisat" Meselesi'
Kanunun metninde medreselerin ve dinî okulların
kapatılmasına dair bir hüküm olmamasına (yalnızca Millî Eğitim Bakanlığı'na
devredilmeleri ve din görevlisi yetiştiren okullar ile İlahiyat Fakültesi
açılması emredilmesine) rağmen, mevcut medrese ve vakıf mektepleri toptan
kapatıldı
Din Yerine "Ulusalcılık"
1926-1935 yılları arasında izlenen bazı politikalarda
İslamiyet'in yerine "ulusalcılık" (milliyetçilik) kavramı bir din
gibi ikame edilmeye çalışıldı
İslam'da Reform Deneyişleri
1928 tarihli *"Islahat Layihası"*nda; camilerin
temizlenmesi, sıralar konulması, ibadet dilinin ve duaların Türkçe olması,
mabetlerde enstrümantal musiki (saz takımı) kullanılması gibi önerilerin yer
aldığı; ayrıca Türkçe ezan uygulaması ile Frakla yapılan Türkçe hutbe
denemeleri (Sadettin Kaynak'ın anıları) ve Dolmabahçe Sarayı'nda saz takımı
eşliğinde yapılan Türkçe Kur'an okuma tecrübeleri…
"Züğürt Devrimleri"
Camilerin kapatılması depo veya meyhane yapılması… (bu
zihniyet İsmet Paşa için de “asker kaçağı” demişti…)
Dağılan Tespih ve M. Kemal
Amiral Bristol ve General Harbord'un tanıklığıyla Atatürk
Türkiye’nin durumunu ipi kopmuş tespihin etrafa dağılan tanelerine benzetmiş…
En Kolayı: Dinde Reform
Manzara ve Dıştaki Akisler
İKİNCİ BÖLÜM
Dört Bölümde Dört Artı, Dört Eksi
…
Tek Parti'nin Öncesi
Millî Mücadele döneminde (özellikle 1. TBMM döneminde)
kumandanlar ve ordular Meclis'e bağlıydı, hiçbir diktaya izin verilmeksizin en
çetin savaşlar dahi hür irade ve amansız denetimlerle yönetildi
Cumhuriyet'in ilanından sonra bu hür havan yerini kademeli
olarak Tek Parti diktatoryasına (CHP) bıraktı
Işıktan Karanlığa
…
Tek Parti Gerçeği-Çok Parti Hasreti
Tek Parti döneminde muhalefete katlanılamamasına rağmen,
Atatürk'ün sağlığında iki kez çok partili rejim denemesi yapıldı…
Terakkiperver Fırka, Şeyh Said ve Bitiş
…
Takrir-i Sükûn ... Basın ve Din Adamları
Şapka devrimi üzerine Erzurum'da (Kasım 1925) bazı kişiler
cahillikle yürüyüş yapmaya kalkmışlar... Bunların 114'ü tutuklanmıştır, hatta
üçü idam, ikisi sürgün cezasına çarptırılmışlardır.
Buna benzer, yine şapkayla ilgili olaylar, Maraş'ta, Rize'de
ve birçok yerlerde adeta kasten düzenlenmiş tir. Tahrik edilen halktan
asılanlar olmuştur. Zulüm, terör ve temizlik'i becermek için, o yürüyüşlerin
birer tertip olduğu sık sık söylenmiştir. / s. 293
Basında Tek Parti Sansürü: Korkunç!
Yaşanan bölgesel ayaklanmaların ardından yürürlüğe konulan
olağanüstü yasal düzenlemeler, iktidara muhalefeti ve toplumsal muhalefeti
sınırlandırma konusunda geniş yetkiler kazandırmıştır. Bu dönemde devreye
sokulan özel yargı mekanizmaları aracılığıyla çok sayıda siyasi ve hukuki
soruşturma yürütülmüştür.
Serbest Cumhuriyet Fırkası
…
Putlaştırma İlleti
Bu süreçte çıkarcı ve zayıf karakterli aydınlar,
gazeteciler, sanatçılar, bürokratlar ve milletvekillerinin rejimin meddahı
haline gelerek büyük imtiyazlara, konfora ve ihalelere kavuştu
Tek Parti Doktrini, Faşizme Çağrı
Demokrasi taleplerinin ve çok partili rejim arayışları rejim
tarafından hainlik veya gericilik olarak yaftalandı
Parti-Devlet ve Militarizm
Valiler, kaymakamlar ve üst düzey bürokratlar doğrudan parti
teşkilatlarının başı konumuna getirildi ve bu durum zamanla yasal bir
zorunluluk haline büründürüldü…
Kahrolsun Muhalefet!
Muhalefet kavramı rejim tarafından varoluşsal bir tehdit ve
düşmanlık unsuru olarak algılandı
Tek Parti' de İlim Diktası
Rejim tarih, dil ve bilim alanlarında da tepeden inmeci
teorileri (Güneş Dil Teorisi, resmi tarih tezi) dayattı
Bu süreçte bilimsel ve akademik özgürlükler kısıtlandı
"Putlaşan Türk: Atatürk"
Atatürk'ü put haline koyan bu kanun (Atatürk'ü Koruma Kanunu),
inkılapları fosil haline getirdiği gibi, tenkit hürriyetine de engel olur...
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Yeniden Batı Hayranlığı
Millî Mücadele döneminde taklitçiliği eleştirenler Cumhuriyet
döneminde bu şuurlu duruştan uzaklaşılarak Batı'nın hayat tarzını, kılık
kıyafetini ve kültürünü zorla kabul ettirmeye çalıştılar.
Batı'ya Üç Yoldan Gidilir
Birinci Yol: Afrika'daki bazı küçük kitlelerin
dillerini ve her şeyini unutup Batı'nın birebir kopyası olması
(başkalaşım/erime).
İkinci Yol: Japonya örneği; kendi töresinde,
kültüründe ve dininde kalarak sadece ilim, fen ve teknikte Batı ile eşit
seviyeye gelme (gerçek çağdaşlaşma).
Üçüncü Yol: Bizim iki asırdır düştüğümüz belirsiz
durum; çağdaşlaşma ile Avrupalılaşmayı birbirine karıştırarak usulden, imandan
ve töreden vazgeçip Batılı gibi olma çabası (taklitçilik).
Batı'ya Niçin Bağımlıyız?
Tanzimat'tan beri hükümetler halkın iradesine rağmen gizli
taahhütler ve zımni anlaşmalarla Batı'nın çizgisine çekildi…
Musul-Kerkük gibi millî meselelerde İngiltere'nin çıkarları
uğruna tavizler verildi…
(Cumhuriyetin kurucu kadrolarına karşı bu yorumlar esasen
gerici siyasetin politik düsturu olarak okunabilir.
Eser sahibi (Ahmet Kabaklı) eğitimsiz biri değil. Kitapta
ele aldığı konuların neredeyse tamamında tarihi hadiseleri tahrif ediyor, ne
yaptığını bilmemesi mümkün değil, cahillik ettiğini düşünmek saflık olur.
Politik bir vizyona hizmet ettiğini görmek gerekiyor.
Eleştirdiği hususlar gerici zihniyete neyi nasıl yapacaklarının bilgisini
içeriyor; Kuzey Irak’ta kalan Türk topraklarıyla ilgili tasarruf söz konusu
olduğunda, kurucu kadroyu, İngilizlerin çıkarlarına hizmet etmekle itham ediliyor.
Bu ifadeyle dikte edilen bilgi; “Kuzey Irak’ta Türk toprakları söz konusu
olduğunda İngilizlerin (tarihi koşullar İngilizler yerine Amerikalıları çıkardı
karşımıza) çıkarlarına hizmet edilir” şeklinde tezahür ediyor. Nitekim Türk dış
politikasının 2000’li yıllardan itibaren artan bir ivmeyle, Amerika'nın
çıkarlarını gözettiği, koruduğu, destek verdiğini biliyoruz.)
Batı Kafası - Batı Hayatı
Tek Parti yönetimi Batı'nın ilmini ve tekniğini almaktan
ziyade, toplumu lükse, sefahate ve yapay bir taklitçiliğe sürükleyen "Batı
yaşayışını" (golf sahaları, güzellik yarışmaları, balolar) tercih etti
DÖRDÜNCÜBÖLÜM
Yolsuzluklar
Tek Parti dönemi yalnızca siyasi bir birlik değil, aynı
zamanda memleketin gelirlerini, taahhüt işlerini ve ticaretini tek elinde
toplayan büyük bir menfaat birliğiydi.
Milli gelirin büyük kısmını imtiyazlı küçük bir azınlığın
elindeydi (şimdi de böyledir, bu ilanihaye böyle olacaktır).
Hatime
60 yıldır bu eğri ocaktan çıkan duman gözleri yaşartmaya
devam ediyor…
Okunacak Eserler
…