31 Temmuz 2017 Pazartesi

Ahmet Kabaklı - Temellerin Duruşması 2 - Notlar

Ahmet Kabaklı - Temellerin Duruşması 2 - Notlar

Gazi ve Atatürkçüler

Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 2008

 

BİRİNCİ BÖLÜM - ATATÜRK VE ATATÜRKÇÜLER

Temeller'de Ana Fikirler

200 yıldır sürdürülen laiklik tartışmalarında devletin resmi bir düşünceye sahip olması demokrasinin ruhuna aykırıdır.

Devlet bir kavramdır; resmi düşüncesi olamaz, yalnız milletin isteklerini ve milli ideallerini temsil eder.

Milli Mücadele, din ve millet sevgisi ile kazanılmıştır; bu manevi temeller ve demokrasi ruhu olmasaydı zafer mümkün olamazdı.

Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet aynı Müslüman Türk ülküleri üzerine kuruludur; Milli Mücadele'yi yürüten kadro Osmanlı paşaları ve Osmanlı Meclisinden Ankara'ya geçen Mebuslardır.

Milli Mücadele sonrasında oportünizm ve menfaatçilik başlamış, Batı'ya karşı Milli Mücadele'deki doğru ve yüksek tutum yerini tehlikeli bir Batı kapılanmasına bırakmıştır.

 

Atatürk ve Atatürkçüler

Türkiye Cumhuriyeti, ilk yıllarından itibaren yönetenlerin yönetilenlere zorla kabul ettirdiği milletle zıt inançlar yüzünden halktan koparılmış, devlet-millet çatışmasının yaşandığı bir rejim haline getirilmiştir. "Laikçiler" laikliği millete karşı bir baskı aracı yaptığı gibi, "Atatürkçüler" de halkın sevdiği Atatürk'e ihanet ederek onu kara çıkarlarına alet etmişlerdir.

 

1930'lardan itibaren Mustafa Kemal Paşa'nın millete yakın yanları gizlenmiş, tek parti diktası kurulmuştur. TBMM tarafından dinde ve askerlikte en üst kutsal paye olarak verilen "Gazi" unvanı unutturularak halkla olan ilişki damarları kesilmiştir.

 

Gazi Mustafa Kemal Paşa hayattayken etrafını saran dalkavukların kendisini putlaştırmasından rahatsızlık duymuştur.

 

Atatürkçülüğün tartışmasız iki temeli vardır: Milliyetçilik ve Medeniyetçilik. Milliyetçilik Türklüğün asırlar boyu yarattığı manevi (iman ve ahlak) ve maddi (kültür, eğitim, iktisat) değerleri yaşatmak; medeniyetçilik ise Doğu ve Batı'nın temeli olan ilim metoduna ulaşmaktır.

Atatürkçülüğün net bir felsefe sistemi veya ideolojisi olmaması, çıkarcı kesimlerin bu kavramı din, tarih ve millet düşmanlığına kadar götürmesine yol açmıştır.

 

Atatürk'ü resmi ideolojinin tekelinden kurtarıp hür düşünce forumunda, dogmalardan uzak pozitif ilim gözüyle incelemek şarttır.

 

Atatürk, ölümünden kısa süre önce Orman Çiftliği, Tarsus Piloğlu, Yalova Millet ve Baltacı, Silifke Tekir gibi çiftliklerini, fabrikalarını ve binlerce dönüm arazisini Hazineye bağışladı.

 

Falih Rıfkı Atay'ın Çankaya eserinde aktardığı üzere, Ankara'da iş takibi yapanlardan komisyon almak, Atatürk'ün adını ve yakınlığını kullanarak "hava parası vurmak" rejim içi nüfuz tüccarlarının geçim kapısı haline gelmiştir.

 

Düşmanı Çatlatmak İçin

5816 Sayılı Atatürk'ü Koruma Kanunu

 

Sahte ve Kalp Atatürkçüler

27 Mayıs'ta Cemal Gürsel, 12 Mart'ta Memduh Tağmaç ve Faruk Gürler, 12 Eylül'de Kenan Evren ve 1983'te Turgut Özal iktidara yerleşmek veya darbelerine meşruiyet kazandırmak için "Atatürkçülüğü kuvvetlendirme" söylemine sığınmışlardır.

 

Atatürk Milliyetçiliği ve Apo

"Atatürk Milliyetçiliği" tabiri, Türk milliyetçiliğini bölmek ve içini boşaltmak amacıyla uydurulmuş yapay bir kavramdır.

"Ben Atatürk milliyetçisiyim," Abdullah Öcalan mahkemedeki yargılamasında böyle söyledi…

 

Atatürk ve Masonluk

Hamburg Mason Locası'nda ve Mimar Sinan dergisinde Atatürk'ün mason olduğu ve Atatürkçülük ile masonluğun aynı şey olduğu iddialarına karşı resmi makamların ve sözde Atatürkçü basının sessiz kalması ibret vericidir. Oysa Atatürk Türkiye'deki mason localarını kapatmıştır.

 

Yekta Güngör Özden'den Görüntüler

Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden'in din ve şeriat konularında sürekli demeç verip Topağacı Lions Kulübü'nden "Melvin Jones Dostluk Ödülü" alması, resmi kurum temsilcilerinin içine düştüğü tutarsızlığı sergiler.

 

Atatürk Adına Mafyacılık: Ne Utanmazlık!

Selçuk Parsadan adlı dolandırıcının emekli orgenerallerin ve Mustafa Kemal Derneği'nin adını kullanarak Başbakan Tansu Çiller'den Örtülü Ödenek vasıtasıyla 5,5 milyar lira alması, Atatürk istismarcılığının örtülü soygun mafyasına dönüştüğünü gösterir. Emekli Orgeneraller Necdet Öztorun, Necdet Uruğ ve Muhsin Batur dahi kendi isimlerinin kullanılarak bankalardan ve şirketlerden milyarlar sızdırıldığını şikayet etmişlerdir.

 

İKİNCİ BÖLÜM - DİN VE LAİKLİK

Vicdan hürriyeti, inancın sadece içte kalması değil, hayatta serbestçe yaşanabilmesidir.

 

Atatürk'e ve İslam'a Yabancı Bakışı

CIA eski analisti Graham Fuller'in gazeteci Ufuk Güldemir ile yaptığı söyleşide ifade ettiği sosyolojik gerçekler:

Liderlerin fikirleri zamanla eskir; ancak Kur'an ve İncil gibi ilahi metinler yaşamaya devam eder.

Atatürk'ün 1920'lerdeki reformları o günün şartlarında anlamlıydı ancak bugün Türkiye'nin İslami değerlerle ve kendi tarihi yörüngesiyle barışması kaçınılmazdır.

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM - ATATÜRK İLKELERİ VE DEMOKRASİ

Çok Sesli İstibdat

Atatürk'ün ölümünden sonra CHP'nin 6 oku arasına sokulan laiklik, din ve vicdan hürriyetini korumak yerine İslamiyet'e saldırma aracına dönüştürülmüştür. Atatürk'ün baş ilkesi "Milli İrade" yani demokrasi iken, sahte Atatürkçüler basını ve medyayı kullanarak çok sesli bir istibdat ve yargısız infaz rejimi kurmuşlardır.

 

"Atatürk İlkeleri" Neydi, Ne Oldu?

Atatürk İlkeleri Komisyonu'nda CHP'li Hıfzı Oğuz Bekata'nın belirttiği gibi:

Atatürk'ün Türk toplumuna yön veren temel ilkesi, milli tarih şuuru içinde Türk Milliyetçiliğidir.

Bu milliyetçilik dört sacayağına dayanır: Milli Savunma, Milli Dış Politika, Milli Ekonomi, Milli Eğitim.

Atatürk bir dogmatist veya ideolog değildir; manevi mirası kalıplaşmış düsturlar değil, bilim ve akıldır.

 

Müsaadeli Demokrasi

1946'da geçen müsaadeli demokrasi denemesi, Tek Parti zihniyetinin iktidarı bırakmama direnciyle kısıtlanmıştır. 27 Mayıs 1960 darbesinde, Meclis'te Cumhurbaşkanı adayı olan Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, General Sıtkı Ulay ve cunta mensupları tarafından hayatıyla tehdit edilerek adaylıktan çektirilmiş ve silah zoruyla İsviçre'ye sürgüne gönderilmiştir.

 

28 Şubat

28 Şubat sürecinde medya holdingleri, cübbeli profesörler ve darbeci çevreler orduyu kışkırtmak için yalan haber üfleme mekanizmasını çalıştırmışlardır. İftar saatlerinin mesaiye göre ayarlanması, Taksim'e cami yapılması, başörtüsü serbestisi ve kurban derilerinin serbestçe bağışlanması gibi tabii istekler "şeriat geliyor" yaygarasıyla darbe gerekçesi yapılmaya çalışılmıştır.

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), askerlerin siyasete darbe ile müdahale etmesini önlemek amacıyla kurulmuş bir istişare organı iken, medya tarafından cuntaların baskı aracı gibi gösterilmek istenmiştir.

 

Kendini Kınayan Adalet

Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer ve Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, 1999 yılındaki konuşmalarıyla Türkiye'de adaletin ve Anayasa'nın vesayet altında olduğunu açıkça beyan etmişlerdir.

 

Sonuç

Türkiye'de siyaset ve yönetim, milletin inançlarından, tarihinden ve ahlakından koparılamaz. Batı'dan veya Doğu'dan ithal edilen reçetelerle halka yumruk dayatan, Altı Ok'u veya başka dogmaları kutsallaştırıp milleti ezen bürokratik vesayet rejimi iflas etmiştir. Türkiye'nin kurtuluşu; milli iradeye, tam bağımsızlığa, insan haklarına, gerçek adalete ve Müslüman Türk milletinin kendi öz değerlerine dönmektedir.

…

 

Ahmet Kabaklı - Temellerin Duruşması - Notlar

Ahmet Kabaklı - Temellerin Duruşması - Notlar

1. Cilt, 27. Basım, Türk Edebiyatı Vakfı, 2008



 

Cumhuriyet'in 66. yılına bir armağan…

Büyük emeklerle, ancak üç yılda çıkardığımız bu kitap, yakın tarihimizi yanlış aksettiren bazı kaba yalanları gidermek, doğruları araştırma fikrini milletimize arz etmek maksadıyla yazıldı.

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Osmanlı ve Cumhuriyet

Türklüğün kurduğu en uzun ömürlü, geniş topraklı ve özgün medeniyete sahip bir "baba devlet"

 

Her iki devletin kuruluşunda büyük benzerlikler vardır: İkisi de Anadolu'daki felaket ve yıkım dönemlerinde (Selçuklu'nun ve Osmanlı'nın son anlarında) kurulmuştur. Baş düşmanları aynı Haçlı/Bizans zihniyeti ve emperyalist güçlerdir. Her iki devlette de amaç "din ve devlet, mülk ve millet" uğruna fedakarlık yapmaktır. Osmanlı'nın simge sanatçısı Yunus Emre ise Cumhuriyet'inki Mehmet Akif'tir. Her iki devletin kurucusu da halkın gözünde "Gazi" unvanına sahiptir (Osman Gazi ve Gazi Mustafa Kemal).

 

Tarih Bölücülüğü

Türk devlet anlayışı ebed-müddettir; değişen sadece hanedanlar, rejimler ve isimlerdir. Yekpare tarih ve yekpare devlet anlayışı millete ebediyet huzuru verir.

 

Tanzimat'tan itibaren Batı'yı taklit ederek, devrim ve reform zorlamalarıyla Türk insanı kendi köklerinden, dilinden ve dininden koparıldı

 

Atatürk ve Lenin

Lenin, Bolşevik ihtilaliyle Çarlığı ve dünyayı yıkmayı amaçlayan bir doktrin adamıyken; Mustafa Kemal ve arkadaşları Osmanlı ordusunun paşaları olarak vatanı Misak-ı Milli sınırları içinde kurtarmayı hedefleyen milliyetçilerdir.

 

Lenin dini, tarihi ve milliyetçiliği "burjuva yutturmacası" görerek reddetmiş; Atatürk ise Kurtuluş Savaşı boyunca Türk-İslam ülküsüne, dine, dile, tarihe ve milli iradeye tam bağlı kalmıştır.

 

Lenin kendi devletini ve ordusunu yenmeye çalışırken; Atatürk düzenli bir ordu ve millet birliğiyle dış düşmana (Yunanistan ve emperyalist güçlere) karşı zafer kazanmıştır.

 

Milli Mücadele'de Hedefler

Misak-ı Milli ve Bağımsızlık: Musul, Kerkük ve Batı Trakya'yı da kapsayan sınırlar içinde tam bağımsız bir Türk devletini dünyaya kabul ettirmek.

Emperyalizme Karşı Mücadele: Sevr'i yırtarak İslam aleminin akıncısı sıfatıyla Batılı emperyalistlere ve onların maşası olan Yunan ordusuna karşı zafer kazanmak.

Milli İrade ve Halifelik/Padişahlık: Padişah ve Halifenin varlığını koruyarak "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" düsturuyla demokratik ve halkçı bir rejimi yaşatmak.

 

Misak-ı Milli Etrafında

Milli Mücadele'nin varlık sebebi olan Misak-ı Millî, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde şekillendikten sonra 28 Ocak 1920’de son Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından oy birliğiyle kabul edilmiş altı maddelik bir milli andtır.

Mustafa Kemal'in ifadeleriyle "Türklerin yaşadığı her yer, Milli Misak'a dahildir."

 

Milli Misak'ın Neresindeyiz

Mondros Mütarekesi'nde verilen sözler tutulmadı. Türk milleti silahlarını bıraktıktan sonra İngiliz ve Fransızlar Anadolu'yu işgal edip Yunan'ı üstümüze saldı

 

Şubat 1923'te Lozan'daki gidişatı anlatmak üzere Ankara'ya çağrılan Başmurahhas İsmet İnönü, Meclis'te milletvekilleri (Hüseyin Avni Ulaş, Ali Şükrü Bey, Rauf Bey vb.) tarafından sert bir şekilde sorguya çekilmiş; Batı Trakya, Musul ve adalar gibi konularda verilen tavizler milletvekillerinde büyük bir öfke ve hayal kırıklığı yaratmıştır.

 

I. Dünya Harbi sonunda Hatay, Musul-Kerkük, Batum ve Halep elimizdeyken, diplomatik hezimetler ve Lozan'daki gevşeklikler yüzünden bu toprakların kaybedildi

 

Lozan Konusunda Hüküm

İkinci Murahhas Rıza Nur'un Ankara'ya çektiği telgrafta, Lozan şartlarının Türkiye'ye bağımsızlık ve yaşama kabiliyeti vermediği, Musul'un petrolleriyle birlikte mutlaka alınması gerektiği vurgulanmıştır.

Atatürk, fırsat buldukça Musul, Kerkük, adalar ve Selanik dahil Batı Trakya'yı geri almayı amaçladığını ifade etmiştir.

 

Temellerden Uzaklaşma

Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet aynı İslami-milli öz üzerine kuruldu

Ne zaman bu temellerden uzaklaşıldıysa devlet ve millet yozlaştı

Tanzimat'tan beri süregelen kültür buhranı ve aydınların Batı hayranlığı yüzünden bu temellerden sapmalar baş göstermiştir.

 

Hercümercin Tarihçesi

Osmanlı Batı'ya yenildikçe aydınlar da ruhen Batı’ya teslim oldu

 

Tanzimat

Reşit, Ali ve Fuat Paşaların öncülük ettiği bu dönemde, basının da etkisiyle Kamuoyu ilk kez bir güç olarak belirmiştir. Namık Kemal gibi isimlerin söylediği "hürriyet, vatan, meşrutiyet" fikirleri Türk aydınları arasında yeni bir fikriyat oluştururken; gayrimüslim ve Hristiyan azınlıklar ise bu sloganları kendi bağımsızlık ve "şoven milliyetçilikleri" için kullanmışlardır.

 

Tanzimat’la getirilen ayrıcalıklar, askerlik yapmayan ve ticaretle zenginleşen gayrimüslim tebaayı devlet içinde Müslümanlardan üstün konuma getirmiştir. Gazete ve tiyatroların gayrimüslimlerin elinde olması Batı taklitçiliğini ve "yabancılaşmayı" körüklemiştir.

 

Fevkalade abartılı II. Abdülhamit övgüleriyle tarih anlatısını edebi kurguya dönüştürüyor, gerçekçilikten uzaklaşıyor…

 

Meşrutiyet

Milli Mücadele'yi yürüten kadro da İttihat ve Terakki ikliminde yetişmiştir. Fikir dünyasında Ziya Gökalp'ın "Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Avrupa medeniyetindenim" formülü öne çıkmış…

 

İttihatçılar, partiyi devletin üstüne çıkararak devleti parti lehine kullanmışlardır.

…kapitülasyonların kaldırılması (1914), Milli İktisat hamleleri, esnaf kooperatifleri, kızların üniversiteye alınması (1916) ve modern medrese reformu gibi hizmetler de bu dönemde başlatılmıştır.

 

Bedr'in Arslanları

Milli Mücadele'nin motor gücü olan İslami-milli ülkü yeni icat bir 'ideoloji' olmayıp; Malazgirt'te bize Anadolu'yu kazandıran, İstanbul fethinde ise dünyanın ufuklarını bize açan aynı iman-inanç-düşüncedir.

 

İslam'ın Kılıcı

Birinci TBMM'ce, kendisine 'gazilik' gibi, İslami-milli yüksek bir 'unvan' verilen Mustafa Kemal Paşa / Türkiye'de olduğu gibi Müslüman dünyada da 'İslamın kurtarıcısı, İslamın kılıcı' olarak tanınıyor.

 

Manevi Mimarlar

Ülkenin o zamanki aydın gücünün yüzde doksana varan kadrosunu Medreselilerle Harbiyeliler teşkil etmektedir. (bu ifadeleri doğru kabul edemeyiz, hangi aydın, ne aydınlığı…)

…halka en yakın olarak, halkı cephelere ve şehitliğe çağıranların başında 'sarıklılar' gelmektedir. (bu da doğru değil; nice sarıklı vardır ki, medrese ehli olduğu halde cepheye çağrılmayı zül saymış ve mücadeleden kaçmıştır.)

 

Müslüman Milletin Gücü

Tevfik Rüştü ve Mahmut Esat Bozkurt gibi isimlerin 1923'te Anayasa'ya dinin Hristiyanlık olarak yazılmasını teklif ettiklerini iddia ediyor…

…

 

Hilafet ve İslamcı Siyaset

II. Abdülhamid tahta çıkarak "İslamcılık" (Panislamizm) politikasını bir savunma stratejisi haline getirdi.

 

Düşmanının Gözüyle Sultan Hamid

İngiltere Dışişleri Bakanı Edward Grey Abdülhamid'in Yakın Doğu dengesini çok iyi koruduğunu, onun tahttan indirilmesiyle birlikte Balkanlar'da ve dünyada dengelerin sarsıldığını ve nihayetinde 1914 Birinci Dünya Savaşı'na giden sürecin önünün açıldığını itiraf eder.

 

Hilafet, Nereden Nereye...

Rıza Tevfik’in Abdülhamit hakkındaki düşünceleri…

 

Hilafet Etrafında Dönüşler

Erzurum ve Sivas Kongreleri ile TBMM bildirgelerinde Padişah ve Halifeye karşı son derece saygılı ve koruyucu bir dil kullanıldı

…

 

Melikşah'tan Atatürk'e Hilafet

TBMM'nin Abdülmecid Efendi'yi Halife seçtiği dönemde Mustafa Kemal Paşa'nın Meclis'te yaptığı konuşma

Atatürk bu konuşmada, Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah ile aynı dönemde yaşayan Halife Muktedibillah örneğini vererek, Türk hakimiyetini temsil eden Meclis'in (Saltanat-ı milliye) yanında manevi bir makam olarak Hilafet'in de yan yana durabileceğini savunmuş

 

Bir Garip Osmanlı

…

 

Hilafetin Kaldırılmasına Dıştan ve İçten Akisler

Hilafet'in ani bir kararla kaldırılması İslam dünyasının birlik ve dayanışma bağını zedeledi…

 

Hala Aynı Hava

Ezher ulemasından Dr. Mustafa Hilmi'nin Müslüman Kardeşler Örgütü tarafından yayımlanan "Osmanlı Hilafeti'nin Kaldırılmasının Ardındaki Sırlar" adlı kitabı ele alınır. Bu tür yayınlarda Atatürk'ün laiklik politikası üzerinden Batı ve Siyonizm'e hizmet ettiği iddialarının işlendiği; Mısır'daki Müslüman Kardeşler ve benzeri örgütlerin bildirilerinde ise Türkiye'nin kimliğini kaybettiği ve Avrupa Topluluğu tarafından dışlanacağı yönündeki önyargılı değerlendirmelerine yer verilir.

 

Hilafet, Şiiler ve İsmaililer

İsmailîlerin lideri zengin Ağa Han ile Londra İslam Cemiyeti Reisi Emir Ali gibi isimlerin Hilafet'in korunması ve İslam ümmetinin birliğinin bozulmaması için yaptıkları girişimler anlatılıyor.

 

Dünyada Neden Yalnızız?

Tevfik Rüştü Aras’ın 1931 yılında Kudüs’te toplanan İslam Kongresi'ni "şeriatçı" olarak nitelendirmiş…

…

 

Asım'ın Nesli ... Ama

Çanakkale savunmasından İzmir zaferine kadar geçen dönem

Bu dönemin ideali, Mehmet Akif’in şiirlerinde sembolleşen "Asım'ın Nesli"dir; yani hem teknik ve bilimde Batı seviyesinde aydınlar olmak hem de Kur'an ve Peygamber yolunda saf Müslümanlar kalmaktır.

Lakin Cumhuriyet'in ilanını takip eden yıllarda, bazı 'aydınların' eski Tanzimat ve İttihat-Terakki mirasının alışkanlığıyla Batı karşısında aşağılık duygusuna düşerek, bu dört büyük hedeften yavaş yavaş caydılar.

 

Çökük Kubbeler

Tarihi değeri olmayan veya cemaatsiz olduğu gerekçesiyle kapatılan pek çok caminin (Ahmet Kethüda, Ebekadın, Burmalı Mescit vb.) satılığa çıkarıldığı ya da depo, imalathane, ikametgâh ve hatta parti ocağı olarak kullanıldığı (örneğin Darülkurra'nın CHP ocak merkezi yapılması) belirtiliyor.

 

Ayasofya'nın 1934 yılında müzeye çevrilmesi…

Sultanahmet Camii'nin geçici bir kışla ve çamaşırhane olarak kullanılması…

 

Laiklik, Ellerde Kör Alet

Türkiye’nin tek dinli ve %95’i Müslüman olan yapısında Batı'daki gibi ayrı bir ruhban (papazlık) sınıfı bulunmamasına rağmen, laikliğin sonradan (özellikle 1931'de Altı Ok'a girmesiyle ve 1937'de anayasaya eklenmesiyle) din düşmanlığının bir kılıfı gibi kullanıldığını, sol/Marksist çevrelerin de bu durumu desteklediğini yazıyor.

 

Laiklik Nedir?

Devlet, Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla dini ve din adamlarını bürokrasiye bağlayarak kontrol altında tuttu.

Türkiye'de laiklik kavramı ahlak, eğitim veya inanç hakkında konuşan vatandaşları susturmak ve cezalandırmak için bir baskı aracı olarak kullanıldı.

 

"Tevhid-i Tedrisat" Meselesi'

Kanunun metninde medreselerin ve dinî okulların kapatılmasına dair bir hüküm olmamasına (yalnızca Millî Eğitim Bakanlığı'na devredilmeleri ve din görevlisi yetiştiren okullar ile İlahiyat Fakültesi açılması emredilmesine) rağmen, mevcut medrese ve vakıf mektepleri toptan kapatıldı

 

Din Yerine "Ulusalcılık"

1926-1935 yılları arasında izlenen bazı politikalarda İslamiyet'in yerine "ulusalcılık" (milliyetçilik) kavramı bir din gibi ikame edilmeye çalışıldı

 

İslam'da Reform Deneyişleri

1928 tarihli *"Islahat Layihası"*nda; camilerin temizlenmesi, sıralar konulması, ibadet dilinin ve duaların Türkçe olması, mabetlerde enstrümantal musiki (saz takımı) kullanılması gibi önerilerin yer aldığı; ayrıca Türkçe ezan uygulaması ile Frakla yapılan Türkçe hutbe denemeleri (Sadettin Kaynak'ın anıları) ve Dolmabahçe Sarayı'nda saz takımı eşliğinde yapılan Türkçe Kur'an okuma tecrübeleri…

 

"Züğürt Devrimleri"

Camilerin kapatılması depo veya meyhane yapılması… (bu zihniyet İsmet Paşa için de “asker kaçağı” demişti…)

 

Dağılan Tespih ve M. Kemal

Amiral Bristol ve General Harbord'un tanıklığıyla Atatürk Türkiye’nin durumunu ipi kopmuş tespihin etrafa dağılan tanelerine benzetmiş…

 

 

 

 

En Kolayı: Dinde Reform

 

 

 

 

 

Manzara ve Dıştaki Akisler

 

 

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

Dört Bölümde Dört Artı, Dört Eksi

…

 

Tek Parti'nin Öncesi

Millî Mücadele döneminde (özellikle 1. TBMM döneminde) kumandanlar ve ordular Meclis'e bağlıydı, hiçbir diktaya izin verilmeksizin en çetin savaşlar dahi hür irade ve amansız denetimlerle yönetildi

Cumhuriyet'in ilanından sonra bu hür havan yerini kademeli olarak Tek Parti diktatoryasına (CHP) bıraktı

 

Işıktan Karanlığa

…

 

Tek Parti Gerçeği-Çok Parti Hasreti

Tek Parti döneminde muhalefete katlanılamamasına rağmen, Atatürk'ün sağlığında iki kez çok partili rejim denemesi yapıldı…

 

Terakkiperver Fırka, Şeyh Said ve Bitiş

…

 

Takrir-i Sükûn ... Basın ve Din Adamları

Şapka devrimi üzerine Erzurum'da (Kasım 1925) bazı kişiler cahillikle yürüyüş yapmaya kalkmışlar... Bunların 114'ü tutuklanmıştır, hatta üçü idam, ikisi sürgün cezasına çarptırılmışlardır.

Buna benzer, yine şapkayla ilgili olaylar, Maraş'ta, Rize'de ve birçok yerlerde adeta kasten düzenlenmiş­ tir. Tahrik edilen halktan asılanlar olmuştur. Zulüm, terör ve temizlik'i becermek için, o yürüyüşlerin birer tertip olduğu sık sık söylenmiştir. / s. 293

 

Basında Tek Parti Sansürü: Korkunç!

Yaşanan bölgesel ayaklanmaların ardından yürürlüğe konulan olağanüstü yasal düzenlemeler, iktidara muhalefeti ve toplumsal muhalefeti sınırlandırma konusunda geniş yetkiler kazandırmıştır. Bu dönemde devreye sokulan özel yargı mekanizmaları aracılığıyla çok sayıda siyasi ve hukuki soruşturma yürütülmüştür.

 

Serbest Cumhuriyet Fırkası

…

 

Putlaştırma İlleti

Bu süreçte çıkarcı ve zayıf karakterli aydınlar, gazeteciler, sanatçılar, bürokratlar ve milletvekillerinin rejimin meddahı haline gelerek büyük imtiyazlara, konfora ve ihalelere kavuştu

 

Tek Parti Doktrini, Faşizme Çağrı

Demokrasi taleplerinin ve çok partili rejim arayışları rejim tarafından hainlik veya gericilik olarak yaftalandı

 

Parti-Devlet ve Militarizm

Valiler, kaymakamlar ve üst düzey bürokratlar doğrudan parti teşkilatlarının başı konumuna getirildi ve bu durum zamanla yasal bir zorunluluk haline büründürüldü…

 

Kahrolsun Muhalefet!

Muhalefet kavramı rejim tarafından varoluşsal bir tehdit ve düşmanlık unsuru olarak algılandı

 

Tek Parti' de İlim Diktası

Rejim tarih, dil ve bilim alanlarında da tepeden inmeci teorileri (Güneş Dil Teorisi, resmi tarih tezi) dayattı

Bu süreçte bilimsel ve akademik özgürlükler kısıtlandı

 

"Putlaşan Türk: Atatürk"

Atatürk'ü put haline koyan bu kanun (Atatürk'ü Koruma Kanunu), inkılapları fosil haline getirdiği gibi, tenkit hürriyetine de engel olur...

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yeniden Batı Hayranlığı

Millî Mücadele döneminde taklitçiliği eleştirenler Cumhuriyet döneminde bu şuurlu duruştan uzaklaşılarak Batı'nın hayat tarzını, kılık kıyafetini ve kültürünü zorla kabul ettirmeye çalıştılar.

 

Batı'ya Üç Yoldan Gidilir

Birinci Yol: Afrika'daki bazı küçük kitlelerin dillerini ve her şeyini unutup Batı'nın birebir kopyası olması (başkalaşım/erime).

İkinci Yol: Japonya örneği; kendi töresinde, kültüründe ve dininde kalarak sadece ilim, fen ve teknikte Batı ile eşit seviyeye gelme (gerçek çağdaşlaşma).

Üçüncü Yol: Bizim iki asırdır düştüğümüz belirsiz durum; çağdaşlaşma ile Avrupalılaşmayı birbirine karıştırarak usulden, imandan ve töreden vazgeçip Batılı gibi olma çabası (taklitçilik).

 

Batı'ya Niçin Bağımlıyız?

Tanzimat'tan beri hükümetler halkın iradesine rağmen gizli taahhütler ve zımni anlaşmalarla Batı'nın çizgisine çekildi…

Musul-Kerkük gibi millî meselelerde İngiltere'nin çıkarları uğruna tavizler verildi…

(Cumhuriyetin kurucu kadrolarına karşı bu yorumlar esasen gerici siyasetin politik düsturu olarak okunabilir.

Eser sahibi (Ahmet Kabaklı) eğitimsiz biri değil. Kitapta ele aldığı konuların neredeyse tamamında tarihi hadiseleri tahrif ediyor, ne yaptığını bilmemesi mümkün değil, cahillik ettiğini düşünmek saflık olur.

Politik bir vizyona hizmet ettiğini görmek gerekiyor. Eleştirdiği hususlar gerici zihniyete neyi nasıl yapacaklarının bilgisini içeriyor; Kuzey Irak’ta kalan Türk topraklarıyla ilgili tasarruf söz konusu olduğunda, kurucu kadroyu, İngilizlerin çıkarlarına hizmet etmekle itham ediliyor. Bu ifadeyle dikte edilen bilgi; “Kuzey Irak’ta Türk toprakları söz konusu olduğunda İngilizlerin (tarihi koşullar İngilizler yerine Amerikalıları çıkardı karşımıza) çıkarlarına hizmet edilir” şeklinde tezahür ediyor. Nitekim Türk dış politikasının 2000’li yıllardan itibaren artan bir ivmeyle, Amerika'nın çıkarlarını gözettiği, koruduğu, destek verdiğini biliyoruz.)

 

Batı Kafası - Batı Hayatı

Tek Parti yönetimi Batı'nın ilmini ve tekniğini almaktan ziyade, toplumu lükse, sefahate ve yapay bir taklitçiliğe sürükleyen "Batı yaşayışını" (golf sahaları, güzellik yarışmaları, balolar) tercih etti

 

DÖRDÜNCÜBÖLÜM

Yolsuzluklar

Tek Parti dönemi yalnızca siyasi bir birlik değil, aynı zamanda memleketin gelirlerini, taahhüt işlerini ve ticaretini tek elinde toplayan büyük bir menfaat birliğiydi.

Milli gelirin büyük kısmını imtiyazlı küçük bir azınlığın elindeydi (şimdi de böyledir, bu ilanihaye böyle olacaktır).

 

Hatime

60 yıldır bu eğri ocaktan çıkan duman gözleri yaşartmaya devam ediyor…

 

Okunacak Eserler

…