Kırzıoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kırzıoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2020 Cumartesi

Kırzıoğlu Mehmet Fahrettin - 1461 “Turabuzon” Fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed’in yaya aştığı “Bulgar-Dağı” neresidir


1461 “Turabuzon” Fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed’in yaya aştığı “Bulgar-Dağı” neresidir

VI. Türk Tarih Kongresi (Ankara, 20-26 Ekim 1961) Tebliğleri, Türk Tarih Kurumu yayınları, Ankara (1967), s. 322-332

İstanbul fethinden sonra Karadeniz’i bir “Osmanlı Gölü” yapma siyaseti güden Fâtih Sultan Mehmed’in karşısına, (…)Akkoyunlu hükümdarı Bayındurlu Uzun Hasan (…) rakip olarak çıkmıştı.

(Uzun Hasan bu dönemde Trabzon Rum Krallığıyla müttefik idi, naib olarak tahtta oturan David Komnenos’un kardeşi Kirya Katerina’yı eş olarak almıştı. Uzun Hasan bugünkü Sivas ve çevresini ele geçirdikten sonra Fatih’e elçi göndererek daha çok toprak ve Trabzon Rum Krallığı üzerindeki nüfuzunun tanınmasını istedi)

(Fatih) 1461 yazında Akkoyunlu toprağına girdi. Fatih’in ordusu Erzincan yakınlarında Yassıçemen yaylasında dinlenirken Uzun - Haşan, anası Sârâ-Hatun ile Çemişgezek Beği Kürt Şeyh Hasan bir “darâ’at-nâme”yle birlikte elçi gönderip, barış teklifinde bulundu.
Padişah, dileklerinin kabul edildiği ve Elçilerin Osmanlı ordusuyla birlikte Tırabuzon’a yürümelerini buyurdu.

Âşıkpaşaoğlu, Bayburt’tan sonra aşılan sarp dağ için şunları anlatıyor :
“Bulgar-Dağı’na kim çıkdılar, Durabtızon tarafına iner oldular. Pâdişâh, bu Dağ’un ekserin yayak yörüdü”

Gümüşhane’den geçen şimdiki şose, yüzyılımızın başlarında yapılarak, Fâtih ordusunun aştığı o güçlüklerle dolu dağın kestirme dağ yolu terkedilmiştir.
…bugün de Bayburtluların “ Turabuzon’un Kese Dağ-Yolu” dedikleri yol da kasabanın kuzeyine düşer. Bu yolun aştığı dağdan yani eski Burkar/Bulgar’dan Bayburd’a esen kuzey yeline bugün bile “Parkhar” adı verilmesi bu yüzdendir.

Fâtih’in ordusu ile güçlükle aştığı sarp “ Bulgar Dağı, şimdiki Kemer Dağı…

MÖ. 130 yıllarında Kafkaslar kuzeyinden gelen ve şimdi de Kafkasların en yüce tepesi “Mengütağ” (Alburuz)ın batı ve kuzeyinde torunları “Balkar - Malkar” adıyla ve “Karaçay”lara komşu olarak yaşayan “Bulgar” Türklerinin Kars yaylasına yerleşen bir kolu buraya, “ Vanand” (Balang) ve merkezdeki kaleyi sahiplenen “Karsak” boyları da şehre “Kars” adını vermişlerdir. Esas “Balkar” adı ile anılan büyük kalabalık da, Çoruk soluna geçerek, buradaki sıradağlara “Balkar” ve bundan bozma “Barkal” millî adının verilmesine sebep olmuşlardır.

Barkal dağlarının kuzeyindeki “Hemşenli” adlı koyuncu ve eski bir ermeni lehçesiyle konuşan yerli ahalinin gerçek menşei de, buralara adını veren Bulgar
Türkleriyle alâkalı olsa gerektir.
…


Kırzıoğlu Mehmet Fahrettin - Karadeniz’in Doğu Kıyıları, Gürcistan Eski Trabzon Vilayetimiz bölgesinde Osmanlı Fethine Kadar Yerleşen Türkler ve Coğrafyada Yaşayan Hatıraları


Karadeniz’in Doğu Kıyıları, Gürcistan Eski Trabzon Vilayetimiz bölgesinde Osmanlı Fethine Kadar Yerleşen Türkler ve Coğrafyada Yaşayan Hatıraları

II. Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi (Haziran 1988) Bildirileri, 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fak. Yay., Samsun (s.83-91), 1990

Ziya Gökalp’ın telkiniyle ilk defa 1916-1917 ders yılında İstanbul Dârülfünûnu Edebiyat Fakültesi'nde üç yıllık "Tarih Enstitüsü" kurulmuştu.

Umumi Türk tarihiyle ilgili çığır açıcı ilk yayınlar Zeki Velidi Togan tarafından 1940’lı yıllarda gerçekleştirildi.

Gürcistan" ve "Armenya” kroniklerini özden geçirip (…) önasva-Sakalan ve halefleri “Arşakunik" de denilen “Küçük-Arşaklılar" (52-428) çağının tarih- destanları sayılan “Dede Korkut Oğuznamelerini (inceleyerek bunlarla ilgili bilgiler derledi)

(Karadeniz bölgesinin tarihiyle ilgili olarak) Sakalar ile birlikte Oguz/Türkmen Boylarından - Kırım'dan Rize’ye kadar - sıra ile: Karkın Apşar/Afşar (ikisi de Yıldız-Han-oğlu), Askur (Yazgur / Yazır, Ay-Han-oğlu) ve "Tokar / Döğer (ikisi de Ay-Han-oğlu) ile Kaşgarlı Mahmud’un adlarını vermediği Ay-Han-oğlu Kızık ile Karkın birliğinden kurulan “İki-Bov Khalaç” dediği Kalaçların, eski adıyla (arslan/aslan, kurşak/kuşak-varşak / vaşak gibi Türkçe sözlerde “R”nin düşmemiş biçimiyle) Kalarçları tespit etmek umulmadık müspet sonuçlar veriyor.

Bu bilgiler MÖ. VII. asırda Saka/Skyth göçleri sonucunda Oğuzların Üç-Ok kolundan Ay-Han oğlu Askur / Yazgur, Tokar / Döger; Yıldız-Han oğlu Apsar / Afşar, Karkın ve bunlardan başka yine Karkın boyuna mensup olan Kalarç / Kalaç / Khalaçların Kırım’dan Rize’ye kadar olan bölgeye gelip yerleştiğini ortaya koymaktadır.

Saka / İskit ismi hakkında
Saka / İskit ismi Eski Yunan ve Latin kaynaklarında “Skyth” şeklinde gösterilir.
Her iki dilde de c, ç, ş gibi diş sesleri bulunmaz.
Orkun Yazıtlarında Köğmen ormanları ve Kem-Suyu boyunda yaşadıkları belirtilen Çik ve Karahanlı hakanlığını oluşturan üç büyük Türk kolundan Çik-İl denilen kavmin ilk ataları MÖ. 720 yıllarında Sakalar ile birlikte Karadeniz’in kuzey kıyılarına geldiler.
Çik denilen bu kavim İslam kaynaklarında, Türkçe çokluk belirten “t” son-ekiyle, Çik-it (Çikler diye tanımlanırlar. Ceneviz-Venedik kaynaklarında Zyg, Zygi, Zikh, Sikha adlarıyla anılan bu kavim Gürcü kaynaklarında “Cik” ve yaşadıkları topraklar Cik-et (Çik yurdu) diye anılmıştır.

Karadeniz kuzeyinde ve Kuban boylarında "Bozkır-Kültürünü yaşayan atlı göçebe Kimmerler, MÖ. 720’lerde Orta Asya’dan gelen çok kalabalık Saka/Skyth adlı soydaşlarının baskısıyla, dağılmağa başlamışlardı.
Kimmer kolu 713 yılında ilk defa Kafkas-Geçitlerini (Derbent ve Daryal’ı) aşarak Kür, Aras, Karasu ve Çoruk boylarına yayıldılar.
Kimmerlerden: Kars doğusunda Gümürü / Gümrü, Bayburt-Trabzon arasındaki "Kemer-Dağı" ve Rize doğusunda “Kemer" köyü, kayası ve burnu ile, Sivas-Kayseri arasında ve Kızılırmak boyunda “Gemerek" bölge adı hâtıra kalmıştır.

Kimmerler’i kovalayarak MÖ. 680 yılında Kafkasları aşıp Asurlu hududuna varan Sakalar (Skythler), Kimmerleri Kızılırmak ve Kilikva kesimine sürdüler. Asurlu hükümdarı Asarhaddon, Sakaların baskısından korunmak için kızlarından birini Saka hükümdarı Bartatua (Heredotos’da Protothyas) ile evlendirdi.
Sakalardan kaçan Kimmerler MÖ. 676’da, önlerindeki Frigya devletini yıkıp Sakarya nehri boylarına ulaştılar.

İlk Gürcü kroniği olan Kartlis Çkhovreba, MÖ. 680 ve sonrasında Sakaları “Türkler” diye anar. Bu tarihlerde Sakalar Gürcü başkenti Mtiskheta yakınlarında bir şehir kurdular. Bir asır sonra MÖ. 586’da Nebukadnazar’ın bölgeye sürgün ettiği bir grup Yahudi, suları Kür’e akan Aragwi çayı boyunu yurt tuttuğu ve haraca bağlandıklarını belirtir. 
Bölgedeki Türkler asırlar sonra Makedonyalı İskender’in bölgeye yönelik saldırılarına karşı koydular. Kartlis Çkhovreba’da söz konusu Türk boyları Bun-Türki ve Kıpçaklar olarak belirtilir.

MÖ. 656-628 yılları arasında Sakalar, Karpatlardan Çin’a kadar ki topraklara hakimdiler. Kuzey Asya’ya hakim bu devletin hükümdarı Bartatua’nın oğlu Madyas, İran kaynaklarında Afrasyab, Türk kaynaklarında Alp-Er Tonga diye anılır. Sakalar bu dönemde Sina’ya da inmiş ve bu bölgede Mısır Firavunu III. Psammetik’ten haraç almışlar. Med hükümdarı Keyaksar / Key-Husrev düzenlediği şölene davet ettiği Madyas ve adamlarını zehirleyip/sarhoş edip öldürttü. Med/İranlılar bu olayı milli bayram haline getirmiş asırlar boyunca her yıl 7 Temmuz’da kutlama yapmışlar.
Birliği bozulan Sakalardan geriye çeşitli boylar kaldı: Urartu topraklarında yaşayan Sakalar, Aşkuzay
Aşkuzaylara komşu olarak Dicle’nin doğusunda yaşayanlara Karduklar
Kuzeyde Aras başlarında yaşayanlara Phasiyan / Pasinler,
Çoruk boyunda yaşayanlara Tavok / Tavlar (Tav-eli),
Erzurum-Erzincan hattında yaşayanlara Hhaybler,
Çoruk’un yukarılarında yaşayanlara Hesperitler (bunlar İspirlilerin atalarıdır),
Bayburt-Trabzon arasında yaşayanlara Skythenler,
Trabzon’un doğusunda yaşayanlara Makron (Makro-safal = koca başlı),
Trabzon-Giresun arasında Driller,
Rize ve daha doğuda Çan / Lazlar…

MÖ. 120 ve sonrasında Sakaların Horasan’daki boylarından Parthlan da denilen Arşaklılar, batıya seferler yaparak Roma İmparatorluğu ile çatıştılar. Bu çatışmalar sonucunda Fırat’ın doğusuna hakim oldular.  

1071’den önce Karadeniz kıyılarına yerleşen Türk boy ve urukları
Karkıntı: Karkın’ın yeri, Kırım yarımadasının batısında.
Kimmerikum: Kefe ile Kerç boğazı arasındaki liman.
Kemurgoy: Taman yarımadasının güneyi ve Çerkes boyunun adı.
Aspurglani: Kuban ırmağı deltası.
Küçük Khazret ırmağı: Kuban ırmağı.
Kuban/kuman: Kuban ırmağı.
Zyge / Zikhia: Abazalar’ın kuzeybatısında yaşıyorlardı.
Onogurya: Faş ve Ryon ırmakları boyundaki bölgeye V. asırda yerleştirilen Bulgar – On-Ogur birliğinin hatırası olarak bu yer adı yaşamaktadır.
Apsarus: Hopa’nın 8 mil batısındaki ırmak, ismini burayı yurt edinmiş olan Afşar / Avşar boyundan alır.
Askuros: Rize’nin 4 mil doğusundaki ırmak, ismini Yazgur / Askur boyundan almış.
Kalarzen: Borçka-Artvin-Şavşat-Ardanuç kesimlerini içine alan kesim idi. "Kalaç" adlı büyük Uruğun, Sakalar ile buraya gelmiş bir topluluğunun yeridir.
Çorokh/çoruk: Çoruk nehri boyuna verilen addır. “Çor/Çol-Kapısı" dedirten Çor/Çol adlı Kıpçak kolundan Türklerin bir uruğunun bu ırmak boyuna yerleşmesine göre adlanmıştır. Kartlis Çkhovreba’da bu ırmağa eskiden Seper (İspir) ırmağı dendiği belirtiliyor. Bugün Sibirya olarak adlandırılan geniş coğrafyaya adını veren Kıpçak boyundan bir kol zamanında bu ırmak boyarını yurt tutmuştu.
Tukharis: (=Tukharlı) Bugün Şavşat’ta bulunan kale ve ahalisini işaret eder. Strabon ve Pilinius’un eserlerinde bunlar Çinlilerin "Yue-çi dedikleri Türk uruğunun adı olarak gösteriliyor. 24 Oğuz Boyundan "Tokar/Döger"lerin bunların bir kolu olduğu anlaşılıyor.
Kamak: Bu adla anılan kalenin Penek/Banak suyu üzerinde olduğu sanılıyor.
Saspeir: Bugünkü İspir. Sibirya’ya adını veren Kıpçak kolundandır.
Barkar / Parkhar / Balkar: Bayburt çevresini yurt tutmuş olan Kıpçak kolundan Türk uruğu.
Sanni: Trabzon’dan itibaren Hopa’ya kadar olan kesimde yaşamış bir halkı işaret eder. Yunan ve Latin kaynaklarında “ç” sesi yoktur ve bu nedenle asıl adları Çan olan bu halk “San” diye anılmıştır. Şimdiki Lazların atalarıdır; Çanar/Alazan/Lazlar… Bu bölge Can-et / Çan-et şeklinde Kartlis Çkhovreba’da geçer.
Paçan: Çaykara
Dril: Trabzon-Giresun arasındaki bölge.
Kotyora: Ordu
…

Kırzıoğlu Mehmet Fahrettin - Hemşin Bölgesi ve Barkal (Bulgar) Dağları


Hemşin Bölgesi ve Barkal (Bulgar) Dağları

Hemşin Dergisi, Sayı: 7, Haziran 1954 (s. S1-4)

Anadolumuzun Çoruk boyu ile Çoruk - Karadeniz arasındaki yerleri çok balkanlık (at - araba işlemez) ve ormanlık olduğundan, Eskiçağ ile Ortaçağ tarihine ait çok mühim kavmi ve lisanî hususiyetler ile folklor varlıklarını muhafaza etmektedir.
Türkiye’de de Türk âlim ve araştırıcıları —Anadolunun birçok yerleri gibi— henüz bu bölgeleri de tarih, antropoloji, etnografya ve folklor bakımlarından tetkik etmiş değillerdir.

Çoruk boyu ile Karadeniz bölgesini ayıran (…) Rize dağları (…) Selçuklulardan öne esinden beri “BARKAR / BARKHAL” adiyle tanınmaktadır.
Bu mühim yer adı, Milâttan önceki ikinci asır sonlarında Kafkaslar kuzeyinden Dağıstan bölgesinden gelen "Bulgar" Türklerinden Çoruk boylarına yerleşen bir koldan kalmadır.

"Hemşen/Hemşin" bölgesi halkının hepsi koyu sünnî (Hanefî) müslüman olup, gregoryen hıristiyan mezhebindeki Eski-Oğuzlar'ın yazı dilinin bozuk bir lehçesiyle görüşürler.

“Hemşenli”ler arasında bugün de yaşamakta olan eski bir an’aneye göre, bunların ataları Barkal dağları kuzeyindeki Hemşen bölgesine, güneydoğudaki Erzurum çevresinden gelmiştir.

VII. Asır müellifi Hovhannes Mamıkonyan’ın yazdığı "Daron (Muş bölgesi) Tarihi"nin sonundaki "İlâve" bölümünde (…) "Hemşen/Hemşin" isminin nereden geldiği, çağdaş kaynak haberi olarak bildirilmektedir.
İran Şahı Sasanlı II. Hüsrev Perviz (590 - 628) ile Rum (Bizans) kayseri Herakliyus (610-641) arasında geçen çok yıkıcı savaşlar sırasında (…) (Revan güneyinde ve Aras solundaki) Divin şehrinde Mamıkonlu (Karakoyunlu) ilbeğlerinden Diran Beğ vazife başında bulunuyordu.  
Aşağı-Çoruk ve Kür boylarında ise Vaştiyan Beğ ilbeği, idi. 627 - 628 yıllarında Vaştıyan Beğ ile Diran Beğ rekabet halindeydiler.
Dampur’u yurt edinmiş olan Vaştiyan Beğ’in yeğeni HAMAM, Diran Beğ ile dostluk kurunca Vaştiyan Beğ, Dampur’u yıktı.
Yıkık ve ıssız yurduna dönen HAMAM Beg bu şehri yeniden şenlendirerek ve ahali yerleştirerek kendi adıyla buraya "HAMAM-A-ŞEN" (= Hamam’ın şenlendirdiği, Hamam-âbâd) adını verdi.
…

20 Ocak 2020 Pazartesi

Kırzıoğlu Mehmet Fahrettin - Milli Tarihimizde Rize Bölgesi


Milli Tarihimizde Rize Bölgesi

19 Aralık 1986 (Kırzıoğlu'nun 19 Aralık 1986'da Rize Kültür Sitesinde vermiş olduğu konferans metnidir)

Anadolu’nun kuzeydoğusunda, Çoruk solundaki BALKAR sıradağları ile Karadeniz arasındaki çok sarp ve ormanlık dereler bölgesinde kurulan RİZE İLİ ve çevresinin, bilinen ilk hâkim ahâlisi, "yuvarlakbaşlı, bitişken-dilli" ve Türk ırkıyla akraba “Asyanikler”den idi.

HURRİLER, MÖ. 3500 yıllarında Azerbaycan ve Doğu-Anadolu’ya yerleşerek: Kür, Aras, Çoruk ırmakları ile Yukarı-Dicle ve Fırat boylarında Yurt tutmuşlardı,
Güney komşuları ASURLULAR bunları “Ur-Artu” (=Yukarı-El/Yüksek-Ülke) adıyla anıyorlardı.
Urartulular MÖ. 850 yıllarında TUŞPA (Eski-Van Kalesi) şehrini merkez edindiler.
Kralları MENUA (MÖ.810-786)
I. ARGİŞTİ (786-765 )
II. SARDUR (765-735)

II. Sardur'un, MÖ.765 yılından sonra Kars kuzeyindeki, Çıldır Gölü güneyinde Taşköprü köyü üstündeki kayalıkta kazdırdığı çivi yazılı kitabede, ilk defa Kulki/Kulkha adı ile, sonraki Yunan kaynaklarında geçen Kolk/Koldit'lerden bahsedilmektedir.

KİMMERLER, MÖ. 2000’lerde Orta Asya’dan gelerek Karadeniz kıyılarına yerleşmişler.
Oğuzlar/Türkmenler’in ataları 'olan SAKALAR, MÖ. 720 yıllarında Hazar Denizi kuzeyinden gelerek KİMMERLER’ in ülkesini işgale başladılar.

Kimmerler'in Azak Denizi ile Kafkaslar arasındaki kolu, SAKALAR'ın baskısıyla MÖ.714 yılında yurtlarını bırakarak, Kafkas geçitlerini aştılar. Kür ve Aras ile Çoruh boylarına yayıldılar ve buralardaki URARTULAR, onların yaman okçu olan atlı savaşçılarına yenilerek geri çekildiler. Bu yüzden bir Asurlu kaynağı, Urartu kralı I. Rusa'nın M.Ö.713 yılında kuzeyde "Gimmiray" (Kimmerler) ile savaşıp yenilince, kendi hançeri ile intihar ettiğini belirtir.

Sakalar, M.Ö.680 yılında, Kafkas Geçitlerini (7) aşarak: Azerbaycan-Gürcistan ve eski Urartu ülkelerine yayıldılar. Bu sırada Başbuğ hükümdarları Partatua (Herodot'taki Protohyase) Asur'lu Devleti hududunda görülünce, Asurlu Kralı Asurhadon (680-669), Sakalar'dan ülkesini korumak için kendi kızını Partatua ile evlendirdi.

Partatua'nın oğlu Madova  (654-626) döneminde Sakalar, Sina'da Mısır Firavunu III. Psammetik'ten M.Ö.634 yılında harac aldıktan sonra, oraların sıcağından hastalanınca, geri çekilmişlerdir.
Firdevsi Şehnamesi'nde "Turan Pâdişahı Afrasyâb denilen Madova Türk destanlarında ve kaynaklarında  "ALP ER TONGA" diye anılır.

MÖ.626’da Madova'nın Medlerce hile ile öldürülmesi üzerine, Asya'daki üstünlükleri sona erdi.

1177 yılında Gürcistan Kralı III. Giorgi, Kıpçaklı kumandan Kubasar sayesinde ülkesini Orbelyanların taarruzlarından kurtarabildi. 1177 yılına dek Gürcü ordusunun kumandası Orbalyanlara aitti.

Ptolemous'un coğrafyasında ve Gürcü kaynaklarında Şavşat, Ardanuç, Artvin, Borçka ve Gönye'yi içine alan Sancağa "Kalarç" denilmekte. "Kalaç" adlı büyük Türk uruğunun bir kolu olarak Saka göçleriyle Aşağı Çoruk boyu ve Rize Batum arasına yerleştiği anlaşılıyor.

Kaşgarlı Mahmud'un "Yazğır", sonraki kaynakların "Yazır" dediği Boz Ok koluna mensup bir topluluğun Rize ve çevresine geldiği Askur (Azgur/Yazgur) adından anlaşılıyor.

Sakalar'ın "Sespeir" boyu günümüzde, İspir adıyla anılmakta.
"Kartlis Çkhovreba"da ise Çoruk'un eski adının Siper ırmağı olduğu ve Karadeniz'e de, bunların (Rize, Batum ve Acara dahil) kıyılara hakim oluşundan "Siper Denizi" denildiği belirtilir.

Biz Çoruk ırmağı adınında, Kıpçak Türkleri kolundan "Çor" uruğundan kaldığını tesbit ediyoruz.

Makedonyalı İskender'in haleflerini Kuzey Agganistan'daki Baslkh/Bakteryadan başlayarak Horasan'dan kovan Sakalar'ın Daha kolundan Para boyundan çıkan Arşek (Arsakes, 250-247) ve halefleri, hep Türkçe "pars ile ayı karması yırtıcı anlamına gelen Arşak ünvanını kullanıyorlardı. Bu yüzden Yunan ve Roma kaynakları dillerinde "ş" sesi olmadığından bunları "Arsakid" ve sonraki İran kaynakları "A(r)şakaniyen" ve istiklal kazandıkları Horasan kesimindeki Partiya'ya göre de "Parhian/Partlılar" diye anılıyorlardı. Bunlar Dede Korkut Oğuznamelerinde "Bayandur/Bayındur" diye gösteriliyor.

Arşaklı olan I. Mitridat (174-136), bütün İran ve Irak hakimi iken, şimdiki Azerbaycan (Atropatakan) ülkesini de alıp, başkenti Hamadan'a bağlamıştır.
II. Mitridat (123-88), 120 yıllarında batıya yöneldi: Hazar Denizi batısında yeni fethedilen yerlere Val Arşak adlı kardeşini Uç Beği tayin etti.
Val Arşak, Pot ülkesinide itaat ettirdi Giresun-Rize arasını da aldı ve Kafkaslar kuzeyinden asi ahaliden "Vunt (Balang) Bulgar"dan bir kolu getirtip, Yukarı Basen'de denilen şimdiki Kars yaylasına yerleştirdi.
Val Arşak'ın oğlu Arşak'da yendiği Pontluları baskı altında tutmak için, Bulgarlar'dan kalabalık bir kolu (…) Bayburt çevresine ve Çoruk solundaki dağlara yerleştirdi. Bu yüzden Bayburt İspir kuzeyindeki sıradağlara, günümüze kadar "Balkar" ve hece kayması ile "Barkal" ve buradan güneye esen yağmur bulutları getiren rüzgâra da "Barkal Yeli" denilegelmektedir.

Ardaşes/Aksidaros (110-113), "Manua" adlı pehlivan yapılı yiğidin uruğunu (…)  Revan kuzeyinde, merkezi Oşağan kalesi olan Alagez dağı ile Gökçegöl arasına yerleştirdi. Bu uruğa geldikleri Hamadan bölgesine göre "Amad Uni" (Hamad Hanedanı) denilmeğe başlandı.
Bunlar sonradan ateşe tapan Sasanlı İran baskısından kaçarak, Bizans idaresindeki Rize bölgesine (626 yıllarında) gelip, "Hemşen/Hemşin" bölgesine yerleşerek, adlarını bölgeye vereceklerdir.

"Yeryüzünde Hristiyanlığı ilk devlet dini olarak benimseyen" Arşaklılar idi. Prens Anak'ın oğlu Suren Pahlav, Hristiyan terbiyesi ile büyütülüp, rahip yetiştirilmiş ve "Grigor" adını almıştır.

Horasan Arşaklılar kolundan bir prens olan Anak oğlu Aziz Gregor'un benimseyerek kurduğu mezhebe "Grigoryanlık" denilmekte olup, hep Türklük töresini yansıtmakta ve öteki Hristiyan Katolik, Ortodoks ve Suryani mezheplerinden ayrılan şu esaslar bulunmaktadır.
a) Domuz eti haramdır ve domuz beslenmez
b) Tavşan uğursuzdur, eti de yenmez
c) Kabirtaşları, at ve koyun heykeli konma adetine göre devam ettirilebilir.
d) Papazlar evlenir ve çocuk sahibi olur
e) Vaftiz Babası ailesinden kız alınıp verilmez (bu da bugün Hazar Denizinden Sivas ve Adana'ya varınca, yerli ve göçebelerde "Kirvelik" adeti olarak yaşaya gelmektedir)
f) Kadınlar, yabancı erkekleri görünce yaşmaklanır.

"Hemşinli/Hemşinliler üzerine, 1952 yılından beri araştırma yazılarımı yayınlamaktayım.
Kıpçaklar kolundan gelen Lazlar'ın ataları, ikiz adlı olarak tanınmıştır: ALAZAN= Alazlar/LAZLAR, ÇANARLAR MÖ. V. yüzyılda Karadeniz kuzeyinde Saka/Skyt (İskit) adlı büyük bir Türk uruğunun ülkesini gezip görmüş olan Heredot (IV, 17), Karadenize kuzeybatısından karışan Hypanis ırmağı ortalarında, İskitler'in ekincilikle uğraşan Alazon (Alazlar) boyundan bahseder.
Kartlis Çkhovreba'da her ikisine "İki Alazan" denmektedir. İslam kaynakları, bu ikiz çayın yukarılarındaki savaşçı yerli ahaliyi (Arapça'da "Ç" sesi olmadığından Sanariye ve Ermenice kaynaklarda da Çanar'k (Çanarlar) diye gösterir.
Romalı Plinius, Arrianos "Lazlar"dan bahseder.
Rize kesimindeki bizim Lazlar, Karadeniz'in doğusundaki koldan buraya gelmişlerdir.
Faş/Riyon ırmağı kaynaklarındaki "Suvan" denilen Dağ Gürcüleri ise "Çanar" adının bozulmuşu olarak "Zanar" deyimini, hem Lazlar, hemde ön göçerek boşalttığı bölgenin adı olarak kullanmaktadırlar.

LAZLUK, batıda KEMER'den başlar ve doğuda ÇORUK'ta biter.

Bizans Kayseri Herakliyus Sasanlı Şehenşahı II. Khovrov'a savaş açtığı sırada 626 yılında, Gürcü Beği Vaştyan'ın Çoruk'u geçerek Balkar Dağları kuzey yamacındaki Dampur denilen şehri yaktığından, onun kız kardeşinden doğma yeğeni Amadunili uruğu beği "Hamam" bu şehri yeniden imar ederek, kendi adını verip Hamamşen (Hamam Abad/Hamam'ın şenlendirdiği) dedi.

1084’te KUMAN/KIPÇAK Türkleri, Azak Denizi ile Kafkas sıradağları arasına çekilmişlerdi.
Apkaz Kartel Kralı II. Giorgi oğlu IV. David 1096 veya 1098 yılında, "Kıpçaklar Hükümdarı Şar Khan oğlu Atrak’ın kızı Gurandukht ile evlenmişti.
aryal geçidinden topluca göçüp gelen Kıpçaklar aileleriyle birlikte iyi yerlere yerleştirilip, bunlardan 40.000 seçkin savaşçılar aldı (…) kendi ordusunu kurdu.
1118 yılında (…) Kıpçaklı Kubasar'ın ailesi ve akrabası göçerek, Rize bölgesine geldiler.
Gürcistan Kraliçesi Tamar/Tamara, IV. Haçlılar Ordusu 1204 yılında İstanbul'u işgal ederek Bizans devletini yıkıp, yerine Lâtin Devletini kurınca, oradan donanma ile kaçan ve kendine sığınan akrabasından Kominoslu I. Aleksis'e, Kıpçaklı ordusu ile yardım ederek, onun Nisan 1204 de, Trabzon İmparotorluğu adıyla yeni bir devlet kurmasını temin etti.

Osmanlı Fethi'ne kadar, Trabzon bölgesi: Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Ordu'daki Bayramlu Türkmenleri'nin akın edip, harac aldıkları bir yer olmuştu.

(II. Mehmet tarafından Trabzon alındıktan sonra) Daha önce şehirdeki Rumların çoğu ve çevredeki Rum köylülerinin bir takımı, Kırım'a göçüp, orada yerleştiklerinden, 1475 de Kırım liman şehirleri Venedik ve Cenevizlilerden alınıp, ilk tahrir yapılırken, bunlar "Turabuzoniyan" diye yazıldığı görülüyor.

Sultan II. Bayezid'in oğlu Şehzade Sultan Selim'in 1511 yılına kadarki 20 yıl süren "Turabzon Sancakbeğliği"  sırasında, 1501-1507 yıllarında aşırı Şiilik ile Akkoyunlu Sünni Devletini yıkan Safevi Şah İsmail'in kırgın ve zulümden kaçan Akkoyunlu Türkmenleri, en yakın Osmanlı toprağı olan, Turabzan Sancağına aileleriyle birlikte sığındılar.

…o kadar kalabalık Akkoyunlu Türkmeni bu iki ilimiz bölgesine gelip yerleşti ki, onların lehçesiyle bugün bile Rize'de ve Trabzon'da, "KE" sesini "Ç" ve "GE"'yi "C" biçiminde (Türç/Türk, Çatip/Katip, Coz/Göz, Cemi/Gemi sözlerindeki gibi) söylenenlerin lehçesi, Tebriz ve Revan Türkleri ile, yine 1534-1545 de Kanuni Sultan Süleyman'ın Tebriz şehrinden göçürüp gönüllü iskan ettirdiği Erzurumlular'ın konuşması gibidir.

Rize Tabzon bölgesine son ve dördüncü iskan, Yavuz Selim'in Padişah olduktan sonra, Maraşlı ve Dulkadırlu oymakları ile olmuştur.

1877 de basılan Şâkir Şevket'in "Tırabuzon Tarihi" bizde de Rize" adının Rumcada:
a) Pirinç/Çeltik /ekilen yer)
b) Dağ eteği anlamına geldiği tekrarlanmış; bunun adaşı olup olmadığı araştırılmamıştır. Halbuki, ner pirinç yetiştiren, ne de dağ eteği olan Erzincan'ın eski adı da, Sakalar'ın Khalyb boyundan kalma olarak, ERİZA/EREZ idi. Küçük Arşaklılar bahsinde gördüğümüz, Hristiyanlığı resmi devlet dini yapan Arşaklı III. Tiridat'ın (287-330), Roma'dan yanında getirdiği katibi Agahthangelosd(V,CIX), 286 yılı vak'alarını anarken, Karasu/Fırat'ın sağ yanındaki eski Erzincan için, "Anahit/Tapınağı bulunan Erez Şehri" diyor.
…
Kaynak: Rize İhtisas Kütüphanesi; http://biriz.biz/rize/rizetarihi.htm

Kırzıoğlu Mehmet Fahrettin - Hemşin Bölgesi ve Barkal (Bulgar) Dağları


Hemşin Bölgesi ve Barkal (Bulgar) Dağları

Hemşin Dergisi, Sayı: 7, Haziran 1954 (s. S1-4)

Anadolumuzun Çoruk boyu ile Çoruk - Karadeniz arasındaki yerleri çok balkanlık (at - araba işlemez) ve ormanlık olduğundan, Eskiçağ ile Ortaçağ tarihine ait çok mühim kavmi ve lisanî hususiyetler ile folklor varlıklarını muhafaza etmektedir.
Türkiye’de de Türk âlim ve araştırıcıları —Anadolunun birçok yerleri gibi— henüz bu bölgeleri de tarih, antropoloji, etnografya ve folklor bakımlarından tetkik etmiş değillerdir.

Çoruk boyu ile Karadeniz bölgesini ayıran (…) Rize dağları (…) Selçuklulardan öne esinden beri “BARKAR / BARKHAL” adiyle tanınmaktadır.
Bu mühim yer adı, Milâttan önceki ikinci asır sonlarında Kafkaslar kuzeyinden Dağıstan bölgesinden gelen "Bulgar" Türklerinden Çoruk boylarına yerleşen bir koldan kalmadır.

"Hemşen/Hemşin" bölgesi halkının hepsi koyu sünnî (Hanefî) müslüman olup, gregoryen hıristiyan mezhebindeki Eski-Oğuzlar'ın yazı dilinin bozuk bir lehçesiyle görüşürler.

“Hemşenli”ler arasında bugün de yaşamakta olan eski bir an’aneye göre, bunların ataları Barkal dağları kuzeyindeki Hemşen bölgesine, güneydoğudaki Erzurum çevresinden gelmiştir.

VII. Asır müellifi Hovhannes Mamıkonyan’ın yazdığı "Daron (Muş bölgesi) Tarihi"nin sonundaki "İlâve" bölümünde (…) "Hemşen/Hemşin" isminin nereden geldiği, çağdaş kaynak haberi olarak bildirilmektedir.
İran Şahı Sasanlı II. Hüsrev Perviz (590 - 628) ile Rum (Bizans) kayseri Herakliyus (610-641) arasında geçen çok yıkıcı savaşlar sırasında (…) (Revan güneyinde ve Aras solundaki) Divin şehrinde Mamıkonlu (Karakoyunlu) ilbeğlerinden Diran Beğ vazife başında bulunuyordu.  
Aşağı-Çoruk ve Kür boylarında ise Vaştiyan Beğ ilbeği, idi. 627 - 628 yıllarında Vaştıyan Beğ ile Diran Beğ rekabet halindeydiler.
Dampur’u yurt edinmiş olan Vaştiyan Beğ’in yeğeni HAMAM, Diran Beğ ile dostluk kurunca Vaştiyan Beğ, Dampur’u yıktı.
Yıkık ve ıssız yurduna dönen HAMAM Beg bu şehri yeniden şenlendirerek ve ahali yerleştirerek kendi adıyla buraya "HAMA-a-ŞEN" (= Hamam’ın şenlendirdiği, Hamam-âbâd) adını verdi.
…


16 Ocak 2020 Perşembe

Kırzıoğlu Mehmet Fahrettin - Hemşinliler


Hemşinliler

Rize’nin Sesi Dergisi, Sayı: 1, s. 9-10, 1986

İtalya'daki Katolik Ermcniler'den Joseph Sandalgian ("Histoire docıımentaire de L'Armenie", Rome 1917, I. 252),

Rize-Hemşinlileri'nin ataları olan Amaduniler'i ("Amat-Uni'k") de belirtme dürüstlüğünü göstermiştir. Bu gerçeği tanıtan ’Eski-Ermenice" (Grabar) kaynaklarından, hepsi Fransızcaya da çevrilen üç kaynaktaki bilgileri, özetleyelim:
Khorenli Moses (I. Kitap, 57 Bab) naklediyor ki: "Balkh" şehrinde Saka/İskitlerin Daha kolunun "Parn/Aparn" boyundan çıkarak İlk—Partlı/Arşaklı sülalesini kuran I. Arşak (MÖ. 250-247), iriyarı ve güçlü bir yiğit olan "Manua'nın başçılığından güçlü bir kolu, Ahmadan (Hamadan)a öncü olarak göndermişti. (370 yıl kadar geçtikten) sonra, (Armenya Kralı Arşaklı) "Ardeşes" bunlar ülkemize getirilip, köyler ve mülkler verilerek, şereflendirildiler. Yabancı olduklarından, Satraplar (Elbeğiler) arasında yer alınca, geldikleri yere (Ahmadan'a) göre, Amat/Amad-Uni (Hamadan-Hanedanı) diye anılmağa başlandılar.

Fransız Akademisi Üyelerinden R. Grousset (Histoire de L'Armenie, Paris 1947, s. 293, 338)
Amadunilerin malikânesinin, Revan kuzeybatısındaki Eleğez-Dağı (4095 m.) Çevresi ve Beğlerinin merkezinin de, Abaran (Avarlar) Çayı boyundaki Oşakan Kalesi olduğunu belirtir.

Muş'taki Çanğlı-Kilisede 640-660 arasında rahip olduğu bilinen bamıkonlu Hovhannes (Yalıya), Taron (Muş-Ahlat çevresi) Tarihinde (V. Langlois'nın Fransızca tercümesi: Collection des Historien Anciens et Modernes De l'Arınenie, Paris 1867, I. 381) Amaduni Uruğunun, şimdiki Rize-Hemşin bölgesine göçüp yerleşmesini bir tanık olarak şöyle anlatıyor.

665-788 arasındaki İslâm-Arap Fetihlerini anlatan rahip Gevond (tercümesi, Grabed V. Chahnazaian, Histoire des guerres et des conqueies des Arabes, Paris 1856, s. 162)
Araplardan bunalan Amatuniler (…) Tambur bölgesine gelerek, burayı şenlendirip, kaldılar. Bu yüzden oraya, Hamam-a-Şen denilir oldu.

301 yılında Arşaklılar'ın Hükümdar ve Elbeğlerine, heyecanla Hz. İsa Dini'ni benimsemişti.
Amadunili uruğu da, o yıllarda Grigoryen-Hıristiyan olup Hak-Dine girmişti; 626'larda Hamamaşene göçerlerken Hz. Muhammed hayatta olup, İslamlık daha Anadolu ve İran'a ulaşmamıştı.
Hemşinliler'in Osmanlı fethinden önce, İspir Atabeklerine bağlanıp müslüman olmağa başladıkları, 1405'te İspir üzerinden Araklıya geçen İspanyol elçisi Clavijo'nun Seyahatnâmesinde belirtiliyor.
…


Sinever Esin Dayı - Fahrettin Kırzıoğlu’nun Hayat Hikâyesi


Fahrettin Kırzıoğlu’nun Hayat Hikâyesi

Sinever Esin Dayı
A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 28 Erzurum 2005, Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu Özel Sayısı (s, 1-7)

Mehmet Fahrettin Kırzıoğlu, Kars-Kaleiçi Mahallesi’nde “Kars Kalesi Dizdarı” olan Kırzıoğullarından Mehmet Derviş Efendi ile Muhyiddîn Efendi kızı Hesnâ-Hoca’nın oğlu olup; 10 Mart 1917 yılında Kars’ın Susuz ilçesine bağlı Mamaş (Yeni adı Kırçiçeği) köyünde doğmuştur.
Kırzıoğlu, çok küçük yaşta annesini ve babaannesini kaybeder ve dedesi tarafından büyütülür.

Kırzıoğlu’nun hayatında kendisini büyüten ve çok emeği geçen Asker Dedesi’nin de çok özel bir yeri vardır. Çünkü Kars’ın esaret günlerini ve Kars’ın iki kerre kurtuluşunu “Zalim Moskofun ve Ermeni’nin yaptıkları zulümlerini” ondan dinlemiş; her yıl milli bayramları dedesinin elinden tutarak izlemiştir.

Kırzıoğlu’nun çocukluğundan beri, 40 yıllık Rus esaretini yaşayan Rus ve Ermeni zulmü gören, Anavatan’a katılmak için milli mücadele veren ve her biri canlı tarih sayılan aile ve çevresindeki diğer büyüklerinden dinledikleri; onun, milli hislerini güçlendirmiştir.

Kırzoğlu’nun ilk yayın hayatı, 17 yaşında iken Kars Halkevi Dergisi olan “Doğuş”un 14. sayısında 1 Aralık 1934 yılında “Kars’ta Edebiyattan” başlıklı yazısı ile başlamıştır.

Kars’ta Numûne Mektebi’nde başladığı ilk tahsilini, 1928 yılında İsmet Paşa İlkokulu’nda tamamladı. 1931 yılında da Kars Ortaokulu’ndan mezun oldu. O tarihlerde henüz Kars’ta lise olmadığı için, lise tahsilini Erzurum’da “Erzurum Lisesi”nde, ücretli-yatılı olarak 1934 yılında tamamladı. 28.7.1934-30.7.1935 tarihleri arasında bir yıl Zarşat’ta “Arpaçay Maliye Tahsil Müfettişliği” görevinde bulundu.

1935-36 yıllarında İstanbul Tıp Fakültesi’nde okuyan Kırzıoğlu ailevi sebepler nedeniyle Kars’a geri dönerek; 29.6.1936-30.4.1937 tarihlerinde on ay kadar, Kars Posof Merkezi’nin kazası Digor’da “Hususi Muhasebe Tahsil Müfettişi” olarak görev yapmıştır.

İlk askerliği (…) Topçu Yedek Subayı olarak (…) Sarıkamış’ta yapan Kırzıoğlu, altı aylık kıta hizmeti sonrası 1938 Ekim’in de terhis oldu.

1938-41 yıllarında Kars Lisesi’nde Türkçe Yardımcı Öğretmenlik yaptıktan sonra, 1941 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne girmiştir. İkinci askerliğini, 1943-44 yıllarında yine Sarıkamış’ta yapan Kırzıoğlu, ilk askerliği ile birlikte toplam 35 ay askerlik yaparak; Topçu Teğmen olarak terhis olmuştur.
Askerlik sonrası tekrar yüksek tahsiline dönen Kırzıoğlu, Mart 1946 yılında İstanbul Üniversitesi’nden mezun olmuştur.

Aile, 1943 yılına kadar, soyadı kanunu ile alınan “ÇELİK” soyadını kullanırken; 9.11.1943 tarihinde mahkeme kararı ile “KIRZIOĞLU” soyadını almıştır.

Kırzıoğlu, 1934’den 1954’e kadar Sarıkamış, Kağızman, Kars Merkez, Çıldır, Ardahan, Iğdır, Tuzluca, Digor ve Göle’yi dolaşarak tarih, folklor, halk edebiyatı araştırma ve derleme çalışmaları yapmıştır. Bu çalışmalarını (…) 1958’de “Edebiyatımızda Kars” adlı eserini yayınlamıştır.

1948-51’de Kars Lisesi’nde, 1951-57 yıllarında Diyarbakır’da Ziya Gökalp Lisesi’nde ve bir müddet de Diyarbakır Öğretmen Okulu’nda, Tarih Öğretmenliği yapmıştır.

“Kars Tarihi” adlı ilmi eserini 1953 yılında yayınladı.

17 Eylül 1953’te Türk Dil Kurumu üyeliğine seçilmiştir.
1957 yılında Adapazarı Lisesi’ne tayin olan Kırzıoğlu, 1961 yılına kadar Arifiye Öğretmen Okulu’nda Tarih Öğretmenliği yapmıştır.

1961 yılında Ankara’da “Öğretmeni İşbaşında Yetiştirme Bürosu”nda Şube Müdürü olarak görev yaptı. Kırzıoğlu, bir ara Devlet Planlama Teşkilatı Sosyal İşler Dairesi’nde ve Devlet Bakanlığı Özel İstatistiki Bilgiler Grubu’nda Tarih Araştırmaları Uzmanı olarak çalıştı.

1966’da Milli Eğitim Bakanlığı Arşiv Dairesi’nde Müdür Yardımcısı
1967 yılında “Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi (1451-1590)” konulu doktorasını tamamladı.

1967 yılında memleketi olan Kars’ta, Adalet Partisi’nden milletvekili adayı olmuş; ancak kazanamamıştır.

1967 tarihinde Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne Öğretim Görevlisi olarak girdi. Doçentlik Dil Eğitimi için 1972-73 yıllarında Fransa’da bulunan Kırzıoğlu, 1975 yılında “Kür ve Çoruh Boylarında Kıpçaklar ve Atabek Beğliği” adlı tezi ile Ortaçağ Kürsüsü’nde “Doçent” oldu.

1976-1983 yılları arasında, Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Tarih Bölümü Başkanlığı yaptı.
1982 yılında “Ani Şehri Tarihi” adlı tezi ile Profesör olan Kırzıoğlu, 1982-84 yıllarında “Dışişleri Bakanlığı Araştırma Dairesi’nde Arşiv Uzmanı” olarak çalışarak 1984 yılında Atatürk Üniversitesi’ndeki görevinden kadrosuzluk nedeniyle ayrıldı.

1984-90 yıllarında Ankara’da Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü’nde görev yapan Kırzıoğlu, (…) yaş haddinden emekli olmuştur.

“Arşiv Uzmanı” olan Kırzıoğlu, Fransızca, İngilizce ve Farsça bilmektedir.

Engin bilgisi ve güçlü hafızasından dolayı “Ayaklı Kütüphane” ve konferanslar vermek amacıyla çok seyahat ettiğinden dolayı da “Evliya Çelebi” gibi unvanların yakıştırıldığı Kırzıoğlu, Ankara’da Nenehatun’daki mütevazi ve adeta kütüphane olan evinde…

Kırzıoğlu’nu onurlandıran ve Kars’ın tarihi, edebiyatı, kısaca kültürüne yaptığı önemli hizmetlerden dolayı, taltif edilmesinin bir işareti olarak; şu anda babaevinin bulunduğu caddeye Kars Belediyesi’nce 1986 yılında “Prof.Dr.M.Fahrettin Kırzıoğlu Caddesi” adının verilmesidir.
Kırzıoğlu’nun adı, ayrıca Rize ve çevresi hakkında yaptığı önemli tarihi hizmetlerinden dolayı, Rize’de bir caddeye de verildiği gibi, Rize Belediyesi Kırzıoğlu’na “Fahri Hemşehrilik” unvanı da vermiştir.

Sosyal ve kültürel hayatta da aktif olan Kırzıoğlu, birçok dernek ve cemiyetin kurucu, yöneticisi ve üyesi olarak faaliyette bulunmuştur. Mesela; Kars Turizm ve Tanıtma Derneği, İstanbul-Kars Lisesi’nde Yetişenler Derneği, Selçuklu Tarihi ve Medeniyeti Enstitüsü, Selçuklu Fethini Kutlama Komitesi, Türk Ocakları (görev yaptığı çeşitli yerlerde şubeleri), Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Türk Folklor Derneği, Diyarbakır Milliyetçiler Derneği, Diyarbakır Turizm ve Tanıtma Derneği, Malazgirt Fetih Abidesini Yaptırma Derneği, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu, Türkiye-Azerbaycan Dostluk Derneği gibi.

4’ü erkek (M. Fahrettin, M. Cemal, Celal (rahmetli) ve Ali (rahmetli)), 6’sı kız (Refika, Meliha, Gülçiçek Afet, Sefahat Gülen, Yıldız ve Ülker) toplam 10 kardeşi olan Kırzıoğlu, oldukça kalabalık ve aile bağları kuvvetli bir aileye sahiptir.

10 Şubat 2005’te vefat etmiştir.
…


Fahrettin Kırzıoğlu Hayatı ve Eserleri


Fahrettin Kırzıoğlu Hayatı ve Eserleri

Yunus Zeyrek
Millî Folklor Dergisi, Yıl: 15 Sayı: 58, (s. 6-30)

1914 (…) Rusların da desteğini alan Ermeniler, (…) bölge halkına yapmadıklarını bırakmıyorlardı.
Kırzıoğlu Mehmet Derviş Efendi ve eşi Hesna Hoca Hanımın, sığındıkları Mamaş köyünde, bir akraba evinde ilk çocukları dünyaya geldi.

3 Mart 1918 tarihinde imzalanan Brest-Litovs Barış Antlaşması’yla (…) Ruslardan Kurtulan şehir, Ermeni işgaline uğradı.
Böyle bir ortamda dünyaya gözlerini açan Fahrettin’in ailesi, çevredeki “okumuş” ailelerden biriydi.

1923 yılında mahalle mektebine verildi. 1928 yılında altı yıllık ilkokulu ve 1931’de ortaokulu Kars’ta tamamladıktan sonra Erzurum Lisesine gönderildi.

1935 (…) Tıp Fakültesinde tahsile başladı.
…bu sırada Kars’taki evleri soyuldu.

…yeniden memuriyete başladı ve yine Hususî Muhasebe Tahsil Müfettişi olarak Posof’a gitti. Burada on ay görev yaptı.

1938 yılında Kars Lisesinde Yardımcı Türkçe öğretmenliği yapmağa başladı. Bu arada Kars Halkevi dergisi Doğuş’un idaresini üstlendi. Aylık olarak neşredilen bu dergi, onun yönetiminde yeni bir döneme girdi.

Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi Tarih Öğretmeni bulunduğu sırada, 17 Eylül 1953 tarihinde Türk Dil Kurumu üyeliğine kabul edildi.

Kür ve Çoruk Boylarında Kıpçaklar adlı teziyle, 18 Kasım 1975 tarihinde Orta Çağ Tarihi Doçenti oldu.

Başta kendi vilayeti Kars ve çevresi olmak üzere, Artvin, Erzurum, Rize, Trabzon, Bayburt, Gümüşhane, Ağrı, Van, Bitlis, Siirt, Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Malatya ve Adıyaman illerimizle ilgili çalışmalar yapmıştır. Hoca, bu şehirlerle ilgili olarak ya etraflı araştırmalar yaparak yayımlamış yahut da mahallinde konferanslar vermiştir.
Kırzıoğlu, bir tarih bilgini olduğu gibi aynı zamanda halkbilimcidir. Tertip edilen âşıklar bayramı ve halk oyunları yarışmasında birçok defa jüri üyeliği yapmıştır.

Boratav’ın Doğu Anadolu’da yaptığı folklor ve halk edebiyatı derlemelerinin hatırı sayılır çaptaki büyük bir kısmında Kırzıoğlu’nun payı vardır.

Cahit Öztelli, (…) incelemekte olduğu cönklerden birinde (…) yardımı için Kırzıoğlu’na teşekkür etmektedir.

Uzak yakın demeden kendisinden yardım isteyen herkese üflenmeden bu kadar faydalı olabilen kaç kişi gösterilebilir?

Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu, 1934 yılından bugüne kadar, aralıksız yazmış nadir bilim adamlarındandır.

Kırzıoğlu, önce bir tarih bilgini olmakla birlikte aynı zamanda ünlü bir halkıyatçı ve edebiyatçıdır.

1934-1943 yılları arasında kaleme aldığı yazılarında, ÇELİK soyadını kullanmıştır.

Bununla beraber zaman zaman Doğuş, Karsaklı, K. Kırzı, F. Saltkan, Mamaşlı M. Kuzu, Kars TTD Araştırma Kolu, Kars TTD Tanıtma Kolu, Mollaoğlu, Ilgar Kiziroğlu, M. K., Aksakallıoğlu, M. Şerif Çoruklu gibi imzalarla da yazı yazmıştır.

Bibliyografya
1992, Rize ve Dolaylarında Bilinmeyen Tarih Gerçekleri (Broşür), Rize Hoytur Derneği Yay., Ankara.

1994, Karadeniz Bölgesindeki Türk Boylarından Lazlar ve Hemşinlilerin Tarihçesi (Broşür), Ankara, 16 s.

1972 Lazlar/Çanarlar, VII. Türk Tarih Kongresi (1970) C.I, Tebliğler, Ankara s. 420-445.

1990 Karadeniz’in Doğu Kıyıları, Gürcistan ve Eski Turabozan Vilâyetimiz Bölgesinde Osmanlı Fethine Kadar Yerleşen Türkler ve Coğrafyada Yaşayan Hatıraları, Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri, Ondokuz Mayıs Ü. Eğt. Fak. Yay., Samsun, s. 83-91.

HEMŞİN
Hemşenli Boyu ve Köyleri, 3, 3,34-36, Mart 1967
Eski Oğuz (Arsaklı/Part) Kalıntısı Hemşinliler, 8, 75-80, 1974

RİZE’NİN SESİ
Hemşinliler, 1, 9-10, Mart 1986
Bir Alman Dergisinde Çıkan HEMŞİNLİ Adlı Yazıdaki Yanlışlar, 6, 48-51, Mart 1991

Türk Ansiklopedisi:
Hemşin
Lazlar

…

Fahrettin Kırzıoğlu'nun hayatı ve genel Türk tarihi çalışmaları


Fahrettin Kırzıoğlu'nun hayatı ve genel Türk tarihi çalışmaları

Halime Kaçar
Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
İstanbul 2008

Kırzıoğlu, 10 Mart 1917 tarihinde dünyaya geldi. Henüz bir yaşındayken öksüz kaldı. Küçük yaşlarda aile içinde yetiştirildi. İlk (1928) ve ortaokulu (1931) Kars’ta, liseyi (1934) Erzurum’da okudu

Kars Lisesi’ndeki öğretmenliği sırasında Halkevinin aylık dergisi Doğuş’un idaresini üstlendi. Doğuş’taki Türkoloji yazıları ona, yurt çapında haklı bir ün kazandırdı.

1966’da Türk Ansiklopedisi’nde uzman olarak çalıştı.

Kırzıoğlu, 1 Kasım 1967 tarihinde Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı.

…kardeşlerin en büyüğü Fahrettin’di.
1923 yılında Kars Numune Mektebi’ne verildi. 1928 yılında İsmet Paşa İlkokulu’nu ve 1931’de Kars Ortaokulu’nu bitirdi.

Misak-ı Millî sınırları içinde yer aldığı halde, millî sınırlarımızın dışında kalan Batum ve Osmanlı’nın Çıldır Eyaleti başşehri olan Ahıska, Kırzıoğlu’nun iç dünyasında başka bir yere sahipti. Nitekim o, bütün mesaisini bu bölgenin tarihi ve edebi ürünlerinin derlenip değerlendirilmesine hasretmiştir

1941 yılında Ülkü dergisinde çıkan Dede Korkut Kitabı’ndaki Coğrafî İsimler başlıklı incelemesiyle, ilim âleminin dikkatini çekti.

1946 yılında üniversite öğrenimini tamamlayan Kırzıoğlu, iki yıl İstanbul’da serbest çalıştı. Bu sırada Hazine-i Evrak’ta ve kütüphanelerde araştırmalar yaptı, hocası Prof. Dr. Cavid Baysun 68 ile Tezâkir-i Cevdet’in ilk 12 tezkiresini, müellif yazmasından kopya ile neşre hazırladı. Dört tane tarih eserinin metin ve sadeleştirilmesini Türkiye yayınevine verdi.

(tarih araştırmalarında) Kırzıoğlu, hangi dönem incelenecekse o dönemin ekonomik ve sosyal durumunun yanı sıra halkın yaşam tarzının da bilinmesi gerektiğinin üzerinde durmaktadır.

Kırzıoğlu’nun savunduğu tarih metodu; önce bölge tarihinin yazılması, ondan sonra bunların harmanlanmasıyla Millî Tarih’in yazılmasıdır.

Kırzıoğlu’nun bilimsel çalışmalarının Doğu Anadolu ve Kafkaslar üzerine yoğunlaştığı görülmektedir. Kendisinin ifadesi ile onun mesleğe hizmeti olan Dede Korkut Oğuznameleri’nde geçen Kızılırmak başları ve Malatya’dan Hazar Denizi ile Kafkas Dağlarına kadar ki coğrafya adlarının “Haritası”nı ilk defa yapması (1952); eski “Urartu” (eş anlamında Armenya/Yukarı-Eller =Oğuz Elleri) Ülkesi’nde, M.Ö. 680 yılında başlayan Türkmen/Aşkenaz sayılan Saka’ların yerleşmesiyle, onların Horasan kolundan gelen Arşaklı/Partlıların (M.Ö. 120–35, M.S. 51–428) ve Haleflerinin “Tarih Destanları” oluşunu 40 yılı aşkın bir zamandan beri türlü deliller ile yayınlarıyla kongre ve sempozyumlarda ispat edegelmesidir (s. 41).

Rize ve Dolaylarında Bilinmeyen Tarih Gerçekleri
Rize Hoytur Derneği Yayını, Sayı:2, Ankara 1992. Sekiz sayfalık bir broşürdür. “Anadoluda en azından 2500 yıllık Türkmen/Oğuz boylarından Apşar, Askur, Kalarç/Kalaç Yurdu: Hopa, Rize ve Artvin’dir” başlığını taşımaktadır. Broşür, bölge üzerinde kafa karıştıran yayınlar yapan Alman bilim adamlarına cevap niteliği taşımaktadır (s. 102).

Karadeniz Bölgesindeki Türk Boylarından Lazlar ve Hemşinlilerin Tarihçesi
1994 yılında Rizeliler Kültür ve Dayanışma Derneği yayınları tarafından Ankara’da basılmıştır. Küçük boyutta broşür şeklinde bir kitap olup 16 sayfadan meydana gelmektedir.
Kırzıoğlu, kitabın giriş kısmında Lazlar/Çanarlar başlığı altında kimlere “Laz” dendiği ve neresinin “Lazlık” olduğunu anlatmaktadır.
Yazar; giriş kısmından sonra, Lazların Gürcü/Megrel olmadığını belirten kaynaklar ile Lazlar/Çanarlar’ın Turanlı ve Türk olduğunu gösteren delilleri sunmuştur. Kırzıoğlu, kitabın 12. sayfasından itibaren Hemşinlilerin tarihini, dilini, dinini ve sosyolojisini anlatmaktadır (s. 104).
…


Kırzıoğlu Mehmet Fahrettin - Rize ve Dolaylarında Bilinmeyen Tarih Gerçekleri


Rize ve Dolaylarında Bilinmeyen Tarih Gerçekleri

Rize Hoytur Derneği Yayını, Ankara, 1992

Bu makalenin girişinde, daha önce "Bir Alman Dergisi'nde Çıkan HEMŞİNLİ Adlı Yazıdaki Yanlışlar" adlı yazıda verilen bilgiler ele alınıyor.

MS. 79 yılında ölen Romalı Plinius Kıpçaklar'ın, Dağıstan güneyindeki Derbend Kapısına, Kumanya Kapısı denildiğinden bahseder.

Plinius, Pont Denizine (Karadeniz'e) karışan Absarus Çayından bahseder. 131 yılında, Rize-Batum arasındaki kıyıları da gören Arrianos, Rize'ye (doğudan) 4 mil mesafede Asksarus Çayı ve Arhavi'den 8 mil doğudaki Apsarus Çayı’ndan bahseder.

Türklerin Küçük Asya’ya 1071’den sonra geldiğini savunan tezlere karşılık olarak, Skylax ve Arrianos gibi bölge tarihiyle ilgili en eski metinlerde Hopa'daki “Apsarus” ve Rize’nin doğusundaki “Askaros” adlarının geçtiğini belirten Kırzıoğlu bu yer adlarının Kıpçak Türklerine ait olduğuna dikkat çekerek Türklerin yaşadığımız coğrafyadaki mazisinin iddia edildiği gibi 1000 yıl değil en az 2500 yıl eskilere uzandığını ortaya koyar.

Askur/Yazgır
Günümüzde boyu kısa, suyu çok gür bu çaya, hâlâ "Askaros" denilmesi, Türkoloji bakımından, Anadolu'da yaşayan "en eski Oğuzca coğrafya hâtırası" olarak, çok değerlidir.

İlk Gürcistan Tarihinde
Kartli Kıralı Varaz-Bakar(379-393) çağında, bu krala karşı ayaklanan (yabancılar) arasında, "Deniz'den Arsıyan'a kadarki K(a)lnrcet’in ahâlisi olan Klarclar’ın da bulunduğu, belirtiliyor.

Öteden beri ilkbahar ile güzün, Artvin bölgesinden Karadeniz'e esen, çok sert, sıcak ve kuru rüzgâra, Batum-Bize arasındaki yerliler, "Kalaç/Kalaş” veya "Kalaç Yeli" demektedirler.
…


Kırzıoğlu Mehmet Fahrettin - Rize ile Artvin İllerimizdeki Hemşenli Boyu ve Kökleri


Rize ile Artvin İllerimizdeki Hemşenli Boyu ve Kökleri

Hemşin Dergisi, Sayı: 3, Mart 1967

Dağıstan'daki Demir kapu/Derbend'den Mardin'e ve Tırabuzon'dan Tebriz'e değin uzayan yerleri içerisine alan Dede- Korkut Ki tabadaki OĞUZ-ELLERİ denilen yerlerdeki bütün uruk ve boylar; incelerken. Rize ile Artvin illerimizdeki köylerde çiftçi ve koyuncu olarak yaşayan Hemşinli Boyumuzu da tanımak için uğraştık.

Büyük şehirlerimiz ile işlek ticaretli kasabalarımızda fırıncılık, pastacılık, otelcilik ve gazinoculuk ile geçinen Hemşenliler, okuma ve çocuk okutmayı da çok sevdiklerinden, içlerin den yüksek tahsilli birçok aydınlar ve idareciler yetişmiştir.

Tarih bilgilerimize göre, Hemşenli adının, Milâttan önce 256-254 yılları arasında
Horasan'dan Amadan (Hemedan) bölgesine gelip, 300 yıl kadar kaldıktan sonra. Doğu Anadolu'ya göçerek AMAD UNİ (Amad/Hamadan - Uruğu) adı ile anılan Eski Oğuzlar’dan, 620 yıllarında Orta - Çoruk boyundan Kaçkar Dağı yanındaki Dampur/Tambur adlı yanık ve ıssız kasabayı şenlendirerek buraya kendi adıyla Hamama - Şen (Hamam Abad, (Hamam'ın Mamuresi) adım verdiren Hamam Begden kaldığını; Anadolu'da İslâmlıktan öncesinden kalan 1347 yıllık güzel bir Türkçe bey adı olduğunu, biliyoruz.

HAM/HEM ile ŞEN adlı iki kardeşten türeme…

Hopa Hemşenliğinden duyduğumuz adlarının çıkışını anlatan rivayet:
Hemşenliler deniz kıyılarına, yalıboyuna hiç yanaşmamışlardır. Bu yüzden komşuları bunlara hep ekilip sürülmemiş ham yerleri şenlendirdikleri için, Hamşenliler demişlerdir.

Folklor ve etnografya Bakımlarından Khopa—Hemşenliği:
Çocukları, koyun ve keçinin art ayaklarından çıkan Aşık—Kemiği ile oyunlar oynarlar. Aşıkların dört yönüne: Tok, çik, alçı, tokhan derler.
Oniki Hayvanlı Türk Takvimi'ni bilirler ve her yıla bir hayvanın hükmettiğine inanarak, onur, adı ile anarlar: 1966 yılı İçin. At Yılıdır dediler; gelecek yıl, Koyun Yılı olacağından, ekin bereketli olur, diye inanıyorlar.
Bütün aylan Rumi hesap ile (şimdiki resmi takvimden 13 gün sonra başlatarak) sayarlar. Yılbaşı, Marttır.

12 ayı şöyle adlandırırlar. 1) Mart, 2) Abrel, 3) Mayıs/Yağmur, 4) Kirez, 6) Çuruk Ay (Çürük/sıcaktan hastalık olan), 6) Orak (Ağustos/biçin), 7) İlk Güz/Sifte - Güz (Eylül), 8) Orta Güz, 9) Son Güz/Sonki Güz, 10) Karakış (Aralık), 11) Yeni Yıl (Ocak), 12) Gücük/Gucuk (Şubat).
Sayılı fırtına günlerini, koyun çobanlarının iyi bilmesi ve sürüleri koruması gerekir.

Yerler dağlık ve balkanlık olduğundan araba, kızak kullanmazlar.
…küçük gövdeli ve dar - uzun kuyruklu Hemşen koyunu besler ve yabancı koç kalmazlar. Keçileri de, ufak yapılıdır. Hemşen koyununun yünü uzun ve serttir…

…yaylalara Mayıs ortalarında gelir, 90-100 gün kalır ve güzlek yerlerde de kona - göçe, 120 gün sonra köylerine inerler…

Yayla evleri, taştan ve üzeri bedevre denilen dar ve ince tahta ile örtülü…

Lâzlara kolay kolay kız vermez ve almazlar. Kaymaksız sütten bükme peyniri kendilerinin kuru maya ile yaparlar. Çeçil peynire Yümez, çökelik / lora minci derler.

…yeni doğan at yavrusuna kulul (kulun), biraz büyüğüne tay, bineğine at, enenmişine igdiç/iğdiş, damızlık dişiline kusırak/kısrak, erkeğine ayğur/aygır, atın (kısrağın) doğurmasına kulullama (kulunlama), koyunun yavrulamasına kuzlama; ahır’a akhor, ağıl’a ağıl/hağıl, koyun ağılına bere, güzleg/güz yaylasına güzlüğü, kışlağa kışla - mezra, pınara puğar derler.
…


Kırzıoğlu Mehmet Fahrettin - Lazlar - Hemşinliler'in Tarihçesi


Lazlar - Hemşinliler'in Tarihçesi

Rizeliler Kültür ve Dayanışma Derneği Yayını, Ankara 1994

Önce, kimlere 'Laz' dendiğini ve neresinin "Lazlık" olduğunu belirtmekte yarar görülmektedir. İslâmlığın çıkışından beri yazılı kaynaklar, "Laz" adlı boyun, şimdiki Çoruk ırmağı ağzının batısında ve Karadeniz kıyısındaki sarp ve ormanhk bölgede yaşadığını göstermektedir. Lazlar, Islâmiyetin doğuşundan 150 yıl önce, Çoruk ağzı ile Abhaza-Megrel sınırını ayıran Engür suyu arasındaki kıyılar ile içeride Faş/Riyon ırmağı boylarında, Roma İmparatorluğuna bağlı "Lazika Krallığında yaşamışlardır.

Lazlar, bugün aralarında üç lehçe ile, yazısız bir folklorik dili konuşan ufak bir topluluktur. Doğuda, 1921’denberi yarısı "Acaristan Özerk Cumhuriyeti'nde kalan Sarp köyünden, Batı'da Rize’nin doğusundaki Çayeli ve Pazar ilçelerinin Kemer burnuna değin uzanan kıyı köyleri ile kasabalarına yerleşmişlerdir.

Bunlar, bölgenin dağ köylerinde oturan, fırıncılık, pastacılık, aşçılık ve terzilik gibi zanaatlarla dışarda çalışan, evlerinde ise hayvancılık ve çiftçilikle uğraşan Hemşinliler ile komşudurlar (s. 1).

Toprak darlığı ve nüfus çokluğu yüzünden, geçimlerini sağlamak için, büyük şehirlere ve kasabalara giderek esnaflık, şoförlük, yapıcılık ve ticaretle uğraşan Lazlar, son yıllarda çay yetiştirmenin sağladığı büyük kazançlar yüzünden, artık köyleri ile ilgilerini kesmemeğe dikkat etmektedirler.

"Kartlis Çkhovreba'nın ilk bölümünde: Karadeniz-Hazar Denizi ve Azak Denizi ile Van Gölü arasındaki kesimlerde yaşayan, sekiz ayrı kavimden herbirinin, "Nuh-Nebi oğlu, Yafes oğlu Targam" adlı ulu ata'dan türedikleri anlatılıyor.

HAY: Ermenilerin alası
KARTL: Gürcilerin atası
BARD: Aran/Karabağ Sakaları
MOVAKAN: Şirvan'daki Albanlar/Sakalar
HER: sonradan "Kakhet" denilmiştir
EG(E)R: Eger/Eker:Açar/Acara’da yaşayan kavmin atası. …yerleri Kolkhis/Kolkid'de gösterilmiştir.
LEK: "Lezgi" de denilen, ince madenci ve kuyum ustası Türklerin "ilak/ilek" uruğu kolunun atası
KAVKAS: Çerkesler'in atası (s. 2-3).

Lazlar, kendilerini hep "Laz" olarak adlandırmakta ve başka ad kullanmamaktadırlar. Eski Iber kaynaklarında olduğu gibi Gürcüler, Lazlar’a “Çan“, yaşadıkları yerlere “Çanet" demişlerdir. Ermeni kaynakları ise; Faş/Riyon suyu boyundaki bu kavmi, çifte adla anarak, hem "Canik" (Canlar), hem de "bazik" (Lazlar) diye göstermektedir. Bölgelerinden dolayı, yine eski Ermenice kaynaklarda da "Laz" karşılığında, "Eker-açi" (Eker-li) veya "Eker’k" (Ekerler) denilmektedir (s. 6).

Strabon (X.Kitap, 111,18), Trabzon ile Appaitai (Apkaz) arasındaki kavmi, Sanoy (Sanlar) adı ile anar.
Yunanca'da “ç” sesi olmadığından, “Çanlar” yerine, “Sanlar” denmiştir

Ermenice kaynakları, Amuderya ötesindeki Türklere, "Çen'k" (Çen'ler) deniyor.

İlk İslâm eserlerinde, Arapçada "Ç" sesi olmadığından, Alazan boyundaki “Çanarlar"dan, hep “Sanariyye’ adıyla bahsedilmektedir.

Kartel Tarihinin de gösterdiği gibi, Yor-Alazan (İki Alazan arası), Makedonyalı İskender'den çok önceleri, Türklük bölgesiydi.

Tarih belgeleri ve dil delilleri, Laz/Alazan ve Çan/Çanar boylarının, (…) Saka/Khazar urukları kolundan gelen Türk soyuna mensup olduklarını ortaya koymaktadır.

Lazların, Alazan ve Çanar, (Arapça da Sanariyye) denilen ikiz boyu, hem batıda Karadeniz kıyısı ile Faş/Riyon boylarında, hem de doğuda Yor-Alazan çayları ve Kür boylarında birlikte yaşamışlardı (s. 10).

Lazlar, Müslüman olmadan önceleri de, kendi çocuklarını satmaz, köle ve cariye ettirmezlerdi. Megreller ise, MÖ. VI. yüzyıldan ta geçen asra kadar, öz evlâtlarını, ya vergi olarak hâkim Devlete verir veya kazanç için başkalarına satmakla tanınmışlardır…

Hemşinliler
İranlılar ile Hıristiyan Bizanslılar arasında geçen yıkıcı savaşlardan çok zarar gören Amudinler, Gürcistan Beyi (ve İran yanlısı) Vaçyan'ın yakıp yıktığını "Dampur" kasabasını ve çevresinin öncülüğünde şenlenen bu yeni yurtlarına, “Hamam-a Şen" (Hamam’ın Şenliği/âbâdı) denilmeğe başlandı. (Zamanla bu coğrafya adı, "Hemşen/Hemşin ve şenli/Horasan-Hemedarı Eleğez çevresinden gelme Türkmen/Oğuz ahâlisi de, "Hemşenli/Hemşinli diye anılır oldu (s. 13).

Hemşinliler'in Osmanlı fethinden önce, İspir Atabekieri'ne bağlanıp müslüman olmağa başladıkları, 1405'te İspir üzerinden Araklı'ya geçen İspanyol elçisi Clavijo'nun "Seyahanâmeinde belirtiliyor (s. 14).

Hemşinde yaşayan insanların gelenekleri ve yaşayan halk inanışlarından örnekler veriyor (s. 15).

Çamlıhemşin’deki bazı kabirlerde bulunan koyun heykelleri, Türklerin çok eskiden buralarda yaşadıklarına dair en kuvvetli delilidir (s. 16).
…

Kırzıoğlu Mehmet Fahrettin - Eski Oğuz (Arsaklı/Part) Kalıntısı Hemşinliler


Eski Oğuz (Arsaklı/Part) Kalıntısı Hemşinliler

Hemşin Dergisi, Sayı: 8, s. 75-80, 1974

Büyük şehirlerimizde en çok fırıncılık postacılık, otelcilik ve ikinci arada da terzilik, kunduracılık ve benzeri esnaflık işleri yaparak geçinen Hemşenli/Hemşinli denilen boya mensup köylülerin öz yerleri, Rize ile Artvin illerimizin Karadeniz’e bakan komşu bölgeleridir.

Yurdumuzdaki öteki boy ve uruklarımız gibi. Üniversitelerimizin ilgili Fakülte ve Enstitüleri Hemşinliler üzerine de hiçbir araştırma ve inceleme yapmamıştır.

Gerek 1928 de Türkiyat Mecmuası’nda, gerekse 1955 te İslâm Ansiklopedisi’nde Edebiyat Fakültemizin Rus görüşünü aynen kabul ederek «Hemşinleri, İslamlaşmış Ermeni» diye gösterme», aşağıda görüleceği gibi ilme ve gerçeklere aykırıdır.

En çok Kars Tarihi’nde (olmak üzere, yazılarında) Arsaklı – Part’ların, Eski – Oğuzlar’dan ve Dede- Korkut destanlarını bırakan Türkmenler oldukları; Muş-Bitlis illeri bölgesindeki Çinistan (Kaşgar) bölgesinden göçme Mamıkonlu (Kara-Konak – Karakoyunlar) uruğunun Kun/Hun Türklerinden geldiği ispat edilmiş; Düz Ermeni denilen Gregoryen mezhebinin Horasan’dan gelme bir Arsaklı kolundan Anak Beyoğlu Aziz – Greguvar tarafından kurulduğu anlatılmıştır.

Armenya/Ermeni adının, ise, önce yüksek-ülke / Yukarı anlamına coğrafya bölgesi olduğu (yine Kırzıoğlu’nun yazılarında anlatılmıştır)

Millî efsane, tarih, antropoloji, etnografya ve folklor ile dil bakımlarından, sosyolojinin bütün yönlerinden Hemşen / Hemşin boyunun, atlı göçebe Arsaklı/Partlar’dan ibaret Eski-Oğuzların yasayan torunları olduğu, gün gibi ortaya çıkmaktadır.

Hemşinli yerlilerin anlattıklarına göre, Ulu ataları, Erzurum-Kars bölgesinden bütün hayvanları ve oymağı ile Atine (Pazar) dağlık köylerine gelip yerleşen Ham/Ham ve Şen/Şin adlı iki kardeş imiş. Bunlar, Hıristiyan ve Ermeni – Kilisesi’ne / Düz-Ermeni mezhebine bağlı imişler.

Hemşenlilerin kökünü anlatan ikinci efsanede şöyle deniyor: Uzak ulu atalarımız, Ham/Hem ile Şen/Şin adlı iki kardeş, Kars’ın doğusundaki eski Anı Vilâyeti Bölgesi’nden şimdiki Hemşenliğe gelip yerleşmişlerdir. O zaman Hıristiyan dininde imişler…

Tarih kaynaklarına göre Hemşenlilerin ataları, (…) Horasan’dan Ansaklılarla birlikte 2200 yıl önce, Amadan (Hemedan) bölgesine gelip yüzlerce yıl bu başkent bölgesinde kalan, sonra da Doğu-Anadolu’ya geçen ulu-ilbeğleri soyundan Amad-Uni (Amad/Hemedan – Hanedanı) uruğundandır.

620 yallarına doğru şimdiki Karadeniz bakarındaki Hemşenlik bölgesine gelmişlerdir. Amad – Unili İlbeği Hamam Beğ, Çoruk bölgesinden kuzey batıya geçip, yakılıp yıkılarak bozulan Dampur/Tambur kasabasını yeniden şenlendirdiğinden burası, Hamam-a-Şen / Hamam-Şen ( = Hamam-âbâd/Hamam’ın şenlendirdiği) diye anılıyor ve şimdiki Ham-Şen/Hem-Şin boy ve bölge adı da bundan bozma ve kısalma olarak kalıyor.

II. Khusrev Perviz’in Kayser Herakliyus’u bunalttığı ve Kadıköy’üne varınca Anadolu, Suriye ve Kudüs’ü işgali ve yağması sırasında, 620 yıllarına doğru Hamam Beğ idaresindeki Amaduniler, Çoruk soluna geçerek. Kaçkar dağlarının Karadeniz bakarındaki eteklerinde yerleştiler…

Hemşinliler kıyıdan uzak ve dağ köylerinde, dere başlarında yaşadıklarından kayık ve balık ile hiç uğraşmazlar. Pazar, Viçe ve Abu-Hemşenlikleri ekincilik ve bağcılıkla geçinir; aynı zamanda yaylacıdırlar. Kıldan kara- çadır kullanırlar. Hopa – Hemşenliği ise, daha çok yaylacı ve koyuncu / çobandır.

Dağ-köylerinin hepsinde tandır vardır ve ekmeklerini tandırda pişirirler; Dere-köylerde tandır bulunursa da, ekmeği pileki denilen çömlekten kalıp içinde (mısır ekmeğini) pişirirler.

Hep nefesli sazları severler; düğünlerde koç ve koyun derisinden tulum-zurna veya tulum çalınır…

Tepegözü, Beğböğrek destanı’nı, Aslanbeğ (Pusat) hikâyesini, Köroğlu ve Kerem-Dede’yi iyi bilirler. Rize ilindeki Hemşinlilerin en büyük ziyaret yeri, Elevit köyü yaylasında Şehitler mezarlığıdır. En çok kadınlar ve genç kızlar, burayı ziyaret eder, adak adarlar.
…

Kırzıoğlu Mehmet Fahrettin - Lazlar-Çanarlar


Lazlar-Çanarlar

VII. Türk Tarih Kongresi, 25-29 Eylül 1970, Kongreye Sunulan Bildiriler (I. Cilt, s. 420-445), Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1972

Ruslar, öteden beri, Türkiye üzerindeki istilâ ülkülerini gerçekleştirmek için, her türlü vasıtaya başvururken, esaretleri altına aldıkları İslâm ve Hıristiyan kavimlerden de çok faydalanmışlardır. Bu arada, elleri altındaki her kavmin kendi tarihlerini anlayışına da yön vermeyi bilhassa gözetmişler (…) yayın ve propagandalar ile onları, Eski Tarih ve Etnik Hakların vârisi ve iddiacıları haline getirmeye çalışmışlardır.
…Çarlığın, bir ân önce İskenderun ve Adana üzerinden “Akdeniz'e çıkma” projesini gerçekleştirme uğrunda, eski Petersburg’daki İmparatorluk İlimler Akademisi ile, Tiflis’teki Kafkas Ordusu Kurmaylığında tezgâhlanan, Eski-Gürcistan ile, Kilikya’yı da içine alan Büyük-Armenyayı kurtarma hayalleri ağına aldıkları Gürcü ve Ermeni unsurlarından faydalanma uğrunda, şimdiki Sovyet Rusya’sı, daha sistemli ve yaygın olarak çalışmaktadır.

Kırzıoğlu bu makalesinde sözünü ettiği Rus propagandalarının bir parçası olan Lazlar, Müslüman-Gürcüdür iddiasını tetkik etmiştir.  

Birinci Dünya Savaşında patlak veren devrim sonucunda Rusya’da çarlık rejimi yıkıldı. Devrim hükumeti savaştan çekilmek üzere antlaşma masasına oturdu.   3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litovsk Antlaşmasına göre Ruslar savaştan çekildi. Antlaşmanın maddeleri arasında Kars-Ardahan ve Batum’un Osmanlı İmparatorluğuna bırakılması da yer alıyordu.
Mondros Mütarekesi sonrasında Bolşevik hükumeti Brest-Litovsk Antlaşmasındaki hükümleri tanımadığını ilan etti. 5 Kasım 1918’de Kars’ta müdafaayı hukuk cemiyeti mahiyetinde Millî İslâm Şurası adıyla bir hükumet kuruldu.
Bu hükumet 131 kişilik Büyük Kongrenin 17/18 Ocak 1919 gecesi Kars’ta verdiği kararla, Cenubi-garbî Kafkas Hükümeti adını almış olup, Hilâfet-i Mu’azzama ile Osmanlı-Türklüğüne bağlılığını da ilân etmiştir.
Kars’ı hile ile işgal edip, Hükümet erkânını Malta’ya süren İngilizler, bu Sancağı Ermenilere bağışlarmış, 20 Nisan 1919’da Gürcü ordusuna Ardahan’ı işgal ettirmiş ve ordumuz Üç-Sancak’tan çekilmiş, İngilizler de Batum’a yerleşmiştir.
Sovyet Hariciye Komiseri Çiçerin, Ankara’da yeni kurulan Türkiye Büyük Millet
Meclisi’ni resmen tanıdıklarım bildiren 3 Haziran 1920 tarihli mektubunda Batum’u Türklere vermeyeceğini ifade etmiştir.
Ruslar, 16 Mart 1921 Moskova Muahedesi ile Batum’un merkez olduğu Acaristan Muhtar Cumhuriyeti’ni de, Anayurttan koparıp, Tiflis’e tâbi kıldılar ve bugünkü Türk-Sovyet sınırları kesildi.

İslâmlığın çıkışından beri yazılı kaynaklar, “Laz” adlı boyun, şimdiki Çoruh ırmağı ağzının batısında ve Karadeniz kıyısındaki ormanlık ve balkanlık dar bir bölgede yaşadığım gösterir, İslâmlık çıkmadan 150 yıl Önceleri bunlar, Çoruh ağzı ile, Abaza-Megrel sınırını ayıran Engür-Suyu arasındaki kıyılarda ve içeride Faş-Riyon ırmağı boylarında, Roma İmparatorluğu’na bağlı bir “Lazik Kırallığı" kurmuş olarak yaşıyorlardı.

Doğu’da, 1921 Martından beri yansı Muhtar Acaristan Sovyet Cumhuriyetinde kalan Türk-Sovyet sınırının ikiye böldüğü Sarp köyünden, batıda Rize doğusundaki Çayeli (Eski: Mapavri) ile Pazar ilçelerinin kıyıda ayrıldığı Kemer Burnu'na değin uzayan kıyı köyleriyle kasabalarında otururlar.
…Hemşenliler ile komşu olarak otururlar. Anadilleri Türkçe olan ‘Hemşenliler' ile Rizeliler (çoğu: Akkoyunlu oymaklarındandır), yaşama ve âdetler (folklor) bakımından, Lazlardan ayrılırlar.

Lazlar'ın Kartelli (Katvel-Gürcü) olmadığını gösteren kaynaklar:
Kartlis-Çkhovreba’da, ilk bölüm olarak, Karadeniz-Hazar denizi ve Azak denizi ile Van gölü arasındaki ülkelerde yaşıyan sekiz ayrı kavmin her birinin, Nuh-Nebi oğlu Yafes oğlu Targam'os adlı uluatadan türedikleri anlatılıyor.

İşte bu “ Targam’os’tan türeme 8 ayrı kavimden biri olarak anılan Egr’os’a, V. yüzyıldan beri Ermenice kaynaklarda Eker'k=Ekerler, Eker-açi =Ekerli denilmiş ve yerleri Kolkhis/Kolkid’de gösterilmiştir.

Yine bu destanî ilk Kartel tarihinde belirtiliyor ki, Atası Targam’os’un Karadeniz’e doğru gönderdiği oğlu Eger'os, doğuda (Kür ve Faş/Riyon suları boyunu ayıran) Likh adlı küçük dağdan, batıda Deniz (Karadeniz) ile, (kuzeyde) Küçük-Khazarya (Koban) ırmağına değin uzayan bölgeye yerleşti. Bunun kurduğu şehre Egr'is deniyor ki, şimdi onun yerinde (Sokhum’un doğusunda ve dağ eteğindeki) Bedia bulunuyor.

Romalı müellif Plinius (MS. 23 - 79), Tabiî Tarih’inde (IV, 4), ilk defa Laz-oi / Lazlardan bahsederek, bunların Karadeniz kıyısında ve Phasis (Faş/Riyon) ırmağı boyunda yaşadıklarını bildirir.

Trabzon ile Doğu Karadeniz ve Kırım kıyılarını MS. 131 yıllarında dolaşan Arrianos, “ Karadeniz Çevresinde Seyahat” adlı kitabında, Kür boyundaki İber (Kartel/Gürcü)lerden ayrı ve Romalılara tâbi Lazlar Kralı Malassustan bahseder.

Ptolemeus (V, 9,5), Karadeniz kıyısındaki Lazların, (Phasis/Riyon boyundaki)  Kolkhianların güneybatı komşuları olduğunu (Doğu-Abkaz ve Yukarı-Megrel’den güneye çekildiklerini) bildiriyor.

552 - 558 yılları vak’alarını yazan Bizanslı Agathias (I,3), 554’te (…) İran Şahı I. Khosrov Anuşirvan(ın Karadeniz kıyılarına ulaşmak için) Bizans’a tâbi Lazika Krallığı topraklarını işgal ediyordu.

558 - 582 vak’alarını yazan Bizanslı Menandros (…) (doğudan Göktürkler’in ilerlemesi karşısında barışa yanaşan İranlılar ile) 562’de Elli-Yıllık Barış imzalayan Bizanslıların, büyük meblâğ ve yıllık haraç verdikleri İranlılardan Lazikayı boşaltarak, Karadeniz kıyılarından büsbütün çekilmelerini sağladığını, belirtir.

Gerek 527 - 532, gerekse 549 - 562 yıllarındaki İran-Bizans savaşları, Lazlar ülkesi Kolkid'ı yakıp yıkarak ıssızlaştırmış olduğundan, kalan Laz ahalisi, Bizans elindeki bozulup yıkılmayan Çoruk ırmağı soluna göçmeye başlamıştı.

Bizansh Theophanes, Choronographia’sının ilk cildinde, 689 yılında Lazların Bizans’a tâbi olup, son kralları Barnuk oğlu Sergi’den bahseder.

Yazılı belgelerin hiçbirinde, Milâdın ilk asrından İslâm fetihlerine değin geçen 650 yıl içinde, Kür boyundaki İber/Karteli kavminin batı komşusu ve Faş Riyon boyundaki Lazika / Eker-Egris ülkesi ve kavmi ile hiçbir yakınlık ve bağlılığı görülmüyor. Bugün bile, Kür ırmağı boyundaki eski İber / Kartel soyundan Gürcüler - Kartvelliler ile, Faş/Riyon boyları ve Karadeniz kıyısındaki Megrel / Mingrel, Suvanetli / Suvan ve Laz dilleri, birbirinden ayrıdır.

Lazlar, kendilerine hep Laz derler ve başkaca ad kullanmazlar.
Kartelli/Gürcüler ise bunlara Çan, Çan-ni (=Çan-lar) ve yurtlarına Çan-et/Can-et (Çan/Can-Yurdu) derler.
…eski Ermenice kaynaklarda da Laz karşılığında Eker-açi (Eker-li) veya doğruca Eker denilmektedir.

Laz adı, Kafkaslar bölgesindeki birçok coğrafya ve kavim hatta kişi adları başındaki seslinin yutulmuş biçimiyle söylenen “Alaz” (Alas) idi.

Bunu, Kartel doğusunda ve Albanlar’ın ikiz boyu Çanar ile birlikte yaşayıp, iki ırmağa da adını veren Alazlar anlamındaki Alazan’dan öğreniyoruz.
Çanar ve Alazan boylarının her ikisi de, eskiden Kaspi ve MÖ. V. yüzyıldan sonra Alban (Alplar) diye tanınan Saka-İskit uruğunun, Kür ırmağı solunda ve İber sınırında yaşayan ikiz boyu idi (Herodotos, Arrianos ve Strabon’dan deliller veriliyor).

Destanı Kartel tarihinin de gösterdiği gibi, Yor-Alazan/İki-Alazan arası, Makedonyalı İskender'den çok öncesinden (Sakalar’ın gelişinden) beri, Türklük bölgesi idi.

Bütün yukarıda arzedilen kaynak haberleri, Lazlar/Lazik/Alazan/Alazon ve Çan/Çanik/Caniv/Zanar/Çanar/Çanar'k, Arapçadan da Sanariyye denilen ikiz boyun, hem batıda Karadeniz kıyısı ile Faş / Riyon boylarında, hem de doğuda Yor-Alazan çayları ve Kür boylarında dahi birlikte yaşadıklarını gösteriyor.

…arzedilen tarih belgeleri ve dil delilleri, Laz/Alazon/Alazan ve Çan/Çanik/Çanar boylarının, Kartel/Gürcüler den apayrı ve Saka/Khazar urukları kolundan Türk soyuna mensup olduklarını ortaya koymuştur.
…