Benoit
Guillette - Dil Terörü Zizek'in Slav
Felsefesi -
Notlar
La terreur du langage, La philosophie de Slavoj Zizek, L'Harmattan, Paris, 2021
Önsöz (Slavoj Zizek)
Geleneksel metafizik ile günümüz düşüncesi arasındaki
radikal kopuş, dünyayı tutarlı bir bütün olarak kavrama imkanının
yitirilmesiyle şekillenir.
Bu kopuşla birlikte bizi tamamen tutarlı bir gerçeklik
anlayışından vazgeçmeye zorlayan yeni bir evrene giriyoruz... Aklın alanı
içinde kalırız ve bu alan içeriden tutarlılıktan yoksundur: Aklın içkin
tutarsızlıkları aklın ötesinde daha derin bir gerçekliğin var olduğu anlamına
gelmez, onun tutarsızlıkları bir anlamda 'şeyin kendisidir.'
Gerek Hegel gerekse Lacan felsefesinde, nesnel
gerçeklik ile öznel bakış açısı ayrılmaz bir biçimde iç içedir. Gerçekliğe
ulaşmak, öznel konumun yarattığı tutarsızlıkları ve kendine gönderme yapan
paradoksları sürecin içine dahil etmekle mümkündür.
20. yüzyıl düşüncesini ikiye ayırır: Badiou'nun temsil
ettiği "türsel" yönelim (bütünlük pahasına tutarlılık) ve
"paradoksal-eleştirel" yönelim (tutarlılık pahasına bütünlük).
Badiou'nun yaklaşımı eril bir ontolojik yapı sunarken, paradoksal-eleştirel
tutum dişil bir mantık izler.
İstisnai bir olaya bağlı evrensel düzen mantığının aksine,
paradoksal-eleştirel yaklaşım, Varlığın evrensel düzenine içkin veya içkin olan
tutarsızlıklara odaklanır.
Badiou'nun ontolojisi Çokluk'u Bir'in önüne koyarken,
paradoksal-eleştirel yaklaşım ve Hegelci diyalektik Bir'in eksikliğini ve
çelişkisini temel alır. Somut evrensellik, tam da bu içkin başarısızlıklardan
doğar. Yahudilerin tarihsel "köksüzlüğü" veya Babil Kulesi örneğinde
olduğu gibi, düzenin istisnası o düzeni kuran asıl unsura dönüşür.
Hegel felsefesinde Bir'in kimliği dışarıdan tehdit edilen
statik bir birlik değil, bizzat nesnenin kendi kendisiyle olan radikal
farkıdır.
Hegel'e göre ise tam tersine, Bir'in kimliği ya da birliği
bir öz-farklılaşma biçimidir. Kimlık, son derece kendini yansıtan bir
farklılıktır. Bir'in birliği sürekli olarak kusur ve tutarsızlıklarla tehdit
edilmez, bu birlik bizzat kusurdur.
Hegelci diyalektiğe göre toplumsal özgürleşme girişimleri ve
büyük projeler zorunlu olarak tersine döner; hakikat ise tam da bu
başarısızlıkların bizzat kendisinde yatar.
Eğer Hegelci bir parola varsa, o da şöyle bir şeydir:
İşlerin her zaman ters gittiği gerçeğinde gerçeği bulun!... Bu nedenle, dünyayı
değiştirme girişimlerine ilişkin Hegelci ders hem umutsuz hem de iyimserdir: Bu
girişimler hiçbir zaman hedeflerine ulaşmaz, ancak tekrarlanan başarısızlıklar
yoluyla yeni bir varoluş biçimi ortaya çıkabilir.
Giriş: İnsan varoluşunun Borromean düğümü
Hayvanlar âleminden insan dünyasına geçiş: Zizek'e göre
hayvanlar aleminden insan dünyasına geçiş, korkunç bir ara aşamayı içeriyor.
Hegel bu aşamayı dünyanın gecesi ya da mutlak olumsuzluk olarak adlandırdı.
İnsan, ötekinin anlaşılmaz arzusuyla (Che vuoi? / "Ne
istiyorsun?") yüzleşerek doğallıktan çıkar.
Dil, doğayı yok eden, parçalayan negatif bir güç ve bir
parazit/virüs gibi işler.
Dilin temel işlevi gerçekliği tanımlamaktan ziyade
gerçeklikte delikler ve kusurlar açmaktır.
Zizek'e göre dil, bir iletişim aracı olmaktan çok, insanları
terörize eden bir bıçak ve parazittir.
Dil dış bir gerçekliği tarafsızca yansıtmaz; kendi kapalı ve
kendine gönderme yapan yapısıyla kapalı bir sistem oluşturur.
Öznenin dilinin şiddeti, kurdelenin kesilmesi olarak
düşünülmeli ve varoluşumuzun üç halkası, İmgeler, Gerçek ve Sembolik'in üçlüsü
olarak anlaşılmalıdır.
Bu üç halka bir Borromean düğümü oluşturur; biri koptuğunda
ya da eksildiğinde diğerlerinin dengesi bozulur.
BÖLÜM I: SEMBOLİK
Sembolik Düzen
Sembolik düzen, ötekinin arzusunun yarattığı kaygı ve
travmaya yanıt olarak inşa edilir.
Babanın yasası ve sembolik sınır, imkânsız olan hazzı
(jouissance) yasaklanmış bir nesneye dönüştürerek arzuyu mümkün kılar.
Toplumsal gerçeklik; maskeler, yalanlar, yasa dışı/örtük
normlar ve nezaket kalıpları üzerine kuruludur.
Sembolik düzen, dille donatılmış insana özgü, başkalarını
doğruyu söyleyerek kandırma kapasitesine dayanmaktadır.
Düzen, kendisini sürdürebilmek için sahte ihlallere, edimsel
sanallığa ve bilinçdışı otomatizmlere ihtiyaç duyar.
Gösteren ve Gösterilen
Dil saf ayırıcı (diferansiyel) bir yapıya sahiptir; bir
gösterenin pozitif bir kimliği yoktur, kimliği diğer gösterenlerden farklı
olmasına dayanır.
Gösteren, özneyi diğer gösterenlere temsil eder. Ancak
hiçbir gösteren özneyi kusursuz temsil edemez.
Efendi, kral veya lider, bireysel niteliklerinden dolayı
değil, sembolik mekanizmanın onu o konuma yerleştirmesi nedeniyle otorite
sahibidir.
Gerçek güç veya dönüşüm imkânı, sembolik unvan/yasa ile o
unvanı taşıyan fani birey arasındaki mesafenin fark edilmesiyle ortaya çıkar
Bir olayın, sözün veya eylemin anlamı anında değil, geriye
dönük olarak müdahalesi veya diğerlerinin tepkisiyle) belirlenir.
Yasa, kökenindeki rastlantısallığı ve travmatik anı geriye
dönük olarak siler. Yasa bir kez kurulduktan sonra, sanki "her zaman zaten
varmış" gibi bir yanılsama yaratır.
Sembolik hadım etme ve cinselliğin formülleri
Sembolik hadım etme (kastrasyon), insanın bedensel hazdan
kopup simgesel düzene girmesini sağlayan kurucu yaradır.
Bilinçdışında dişil/ikili gösteren eksiktir; bu nedenle
cinsel ilişki simgeleştirilemez ("cinsel ilişki yoktur").
Lacan'ın cinselleşme formüllerinde eril konum, evrensel yasa
ve onu doğrulayan bir kurucu istisnaya (ilkel baba) dayanırken; dişil konum
"hepsi değil" (pas-tout) mantığıyla hiçbir istisnayı kabul etmez ve
Simgesel'in içsel sınırını ifşa eder.
BÖLÜM II: GERÇEK
Adlandırma Eylemi ve Geriye Yürümesi
Adlandırma eylemi, nesnelerin ham maddeselliğine anlam katan
edimsel (performatif) ve saf bir boş jesttir.
Doğal nesneleri adlandırmak veya henüz bilmediğimiz şeylere
adlar uydurmak, bilimin ve anlamlandırmanın önünü açan kurucu edimsel jesttir.
İfade öznesi ile ifade etme (sözceleme) öznesi ayrışır.
Ana gösteren diğer tüm gösterenler için özneyi temsil eden
boş, edimsel bir gösterendir. Nesnelerin somut özelliklerine gönderme yapmaz;
edimsel gücüyle özneler arası ilişkileri değiştirir.
Sembolik otoritenin emri totolojiktir.
Yasaya itaat, fiziksel baskıdan değil, bu edimsel/kurucu
ifadenin kabul edilmesinden kaynaklanır.
Zevk ve Cinsel Düşmanlık
Zevk (jouissance), dilin bedene uyguladığı şiddet ve
mazoşizmle bağlantılı olan travmatik bir alandır.
Süperego, emredici ve müstehcen bir sesle bireye "Keyif
al!" emrini verir. İdeolojilere karşı Laibach ve Rammstein gibi grupların
uyguladığı "aşırı özdeşleşme" (over-identification) stratejisi,
düzenin gizli haz mekanizmalarını ifşa eder. İdeolojiyi açıkça reddetmek yerine
ona görünüşte aşırı saygı duyup faşist sembolleri/ritüelleri sahneleyerek
ideolojinin dayandığı gizli zevki gün ışığına çıkarırlar.
Ölüm dürtüsü, simgesel evrenin çöküşü ve tarih dışı silinme
imkânına işaret eder.
Özne, Nesne ve Fantezi
Özne
Özne biyolojik veya ampirik bir birey değil, dilin (Sembolik
Düzen) insan varoluşuna girmesiyle oluşan köksel bir boşluk, kesinti veya
ontolojik olumsuzluktur.
Dil, doğayı ve insan organlarını dönüştürür, her şeyi
soyutlar.
Özneyi hiçbir zaman tam olarak temsil edemez. Özne, bu
temsil başarısızlığının geriye dönük (retroaktif) bir ürünüdür.
Özne, saf bir kendine-gönderme veya potansiyel
düşünümselliktir. Ancak bu düşünümsellik kusurludur; tam bir öz-şeffaflığa
ulaşamaz. Öz-bilinç, benliğin kendisiyle örtüşemediği bu ilk kusurdan doğar.
Nesne petit a veya artı-zevk (a)
Özne, gösterenler zincirinde asla tam olarak temsil
edilemez. Nesne petit a, Sembolik düzenin bu başarısızlığının ve boşluğunun
somutlaşmış halidir; Sembolik ağa entegre edilemeyen Gerçek alanına ait bir
kalıntı / artık / fazlalıktır.
Lacan, nesne petit a’yı açıklarken Marx'ın artı-değer
kavramından yararlanır. Kapitalizm, kendi engellerinden ve krizlerinden
beslenen tek sistemdir.
Tıpkı Protestan kaderciliğinde olduğu gibi ("Kaderimi
değiştiremem" fikrinin insanı daha çok çalışmaya sevk etmesi), nesne petit
a da kendi imkânsızlığını ve engelini üretici bir güce dönüştürür.
Fantezi
Fantezi formülü ($<>a), öznenin ötekinin arzusuna
verdiği cevaptır.
Toplumsal gerçeklik, sınıf mücadelesi veya cinsel düşmanlık
gibi Gerçek olan travmaları gizleyen fantastik kurgularla ayakta durur.
Fanteziler olmadan artık arzu olmaz, geriye yalnızca bir
şeyin etrafında dolaşan bir dürtü kalır.
Sonuç: Analistin dehşeti
Lacan'ın Dört Söylem Teorisi (Efendi, Üniversite, Histerik,
Analist)
Efendinin Söylemi
Toplumun temel otoriter söylemidir.
Üniversite Söylemi
Tarafsız, nesnel ve teknokratik bilgi kamuoyuna sunulur.
Ancak arkasında yatan hakikat yine Efendinin emridir.
Histeriğin Söylemi
Bölünmüş özne efendiyi ve sembolik düzeni sorgular: "Ne
istiyorsun?" (Che vuoi?). Simgesel kimliğin ve efendinin
sahtekarlığının maskesini düşürür; yeni bir bilgi/gösteren üretmeye zorlar.
Analistin Söylemi
Efendinin Söyleminin tam tersidir. Analist, Ajan konumuna
nesne petit a’yı (boşluğu, artığı) yerleştirir. Öznenin (Efendi) ile değil,
kendi ürettiği artıkla yüzleşmesini sağlar. Efendinin sahtekarlığını ortaya
çıkarır ve radikal/devrimci bir özgürleşme imkânı sunar.
Sembolik düzen eksiktir. Fantezi, özne ile sembolik ağ
arasındaki boşluğu kapatmaya yarayan bir yanılsamadır.
Psikanaliz tedavisinin sonunda hasta, Öteki’nin (Big Other)
her şeye gücünün yetmediğini, eksik ve tutarsız olduğunu kabul eder. Analistini
yüce bir efendi değil, Sembolik'in ürettiği bir atık/çöp olarak görür.
Özne, arzunun sonsuz metonimik kaymasından ve "Büyük
Öteki benden ne istiyor?" sorusundan vazgeçerek dürtünün kapalı devresine
ve kendi sinthome’una (semptomunun Gerçek çekirdeğine) tutunur.
Politik alanda "Sınıf Mücadelesi", toplumsal
yapıdaki kurucu imkânsızlığı ve eksikliği adlandıran gösterendir. Proletarya,
bu yapının ürettiği dışlanmış "atık/özne" olarak evrensel kurtuluşun
taşıyıcısıdır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder