7 Haziran 2026 Pazar

Benoit Guillette - Dil Terörü Zizek'in Slav Felsefesi - Notlar

Benoit Guillette - Dil Terörü Zizek'in Slav Felsefesi - Notlar

La terreur du langage, La philosophie de Slavoj Zizek, L'Harmattan, Paris, 2021

 


Önsöz (Slavoj Zizek)

Geleneksel metafizik ile günümüz düşüncesi arasındaki radikal kopuş, dünyayı tutarlı bir bütün olarak kavrama imkanının yitirilmesiyle şekillenir.

Bu kopuşla birlikte bizi tamamen tutarlı bir gerçeklik anlayışından vazgeçmeye zorlayan yeni bir evrene giriyoruz... Aklın alanı içinde kalırız ve bu alan içeriden tutarlılıktan yoksundur: Aklın içkin tutarsızlıkları aklın ötesinde daha derin bir gerçekliğin var olduğu anlamına gelmez, onun tutarsızlıkları bir anlamda 'şeyin kendisidir.'

 

Gerek Hegel gerekse Lacan felsefesinde, nesnel gerçeklik ile öznel bakış açısı ayrılmaz bir biçimde iç içedir. Gerçekliğe ulaşmak, öznel konumun yarattığı tutarsızlıkları ve kendine gönderme yapan paradoksları sürecin içine dahil etmekle mümkündür.

 

20. yüzyıl düşüncesini ikiye ayırır: Badiou'nun temsil ettiği "türsel" yönelim (bütünlük pahasına tutarlılık) ve "paradoksal-eleştirel" yönelim (tutarlılık pahasına bütünlük). Badiou'nun yaklaşımı eril bir ontolojik yapı sunarken, paradoksal-eleştirel tutum dişil bir mantık izler.

İstisnai bir olaya bağlı evrensel düzen mantığının aksine, paradoksal-eleştirel yaklaşım, Varlığın evrensel düzenine içkin veya içkin olan tutarsızlıklara odaklanır.

 

Badiou'nun ontolojisi Çokluk'u Bir'in önüne koyarken, paradoksal-eleştirel yaklaşım ve Hegelci diyalektik Bir'in eksikliğini ve çelişkisini temel alır. Somut evrensellik, tam da bu içkin başarısızlıklardan doğar. Yahudilerin tarihsel "köksüzlüğü" veya Babil Kulesi örneğinde olduğu gibi, düzenin istisnası o düzeni kuran asıl unsura dönüşür.

 

Hegel felsefesinde Bir'in kimliği dışarıdan tehdit edilen statik bir birlik değil, bizzat nesnenin kendi kendisiyle olan radikal farkıdır.

Hegel'e göre ise tam tersine, Bir'in kimliği ya da birliği bir öz-farklılaşma biçimidir. Kimlık, son derece kendini yansıtan bir farklılıktır. Bir'in birliği sürekli olarak kusur ve tutarsızlıklarla tehdit edilmez, bu birlik bizzat kusurdur.

 

Hegelci diyalektiğe göre toplumsal özgürleşme girişimleri ve büyük projeler zorunlu olarak tersine döner; hakikat ise tam da bu başarısızlıkların bizzat kendisinde yatar.

Eğer Hegelci bir parola varsa, o da şöyle bir şeydir: İşlerin her zaman ters gittiği gerçeğinde gerçeği bulun!... Bu nedenle, dünyayı değiştirme girişimlerine ilişkin Hegelci ders hem umutsuz hem de iyimserdir: Bu girişimler hiçbir zaman hedeflerine ulaşmaz, ancak tekrarlanan başarısızlıklar yoluyla yeni bir varoluş biçimi ortaya çıkabilir.

 

Giriş: İnsan varoluşunun Borromean düğümü

Hayvanlar âleminden insan dünyasına geçiş: Zizek'e göre hayvanlar aleminden insan dünyasına geçiş, korkunç bir ara aşamayı içeriyor. Hegel bu aşamayı dünyanın gecesi ya da mutlak olumsuzluk olarak adlandırdı.

 

İnsan, ötekinin anlaşılmaz arzusuyla (Che vuoi? / "Ne istiyorsun?") yüzleşerek doğallıktan çıkar.

 

Dil, doğayı yok eden, parçalayan negatif bir güç ve bir parazit/virüs gibi işler.

Dilin temel işlevi gerçekliği tanımlamaktan ziyade gerçeklikte delikler ve kusurlar açmaktır.

 

Zizek'e göre dil, bir iletişim aracı olmaktan çok, insanları terörize eden bir bıçak ve parazittir.

 

Dil dış bir gerçekliği tarafsızca yansıtmaz; kendi kapalı ve kendine gönderme yapan yapısıyla kapalı bir sistem oluşturur.

 

Öznenin dilinin şiddeti, kurdelenin kesilmesi olarak düşünülmeli ve varoluşumuzun üç halkası, İmgeler, Gerçek ve Sembolik'in üçlüsü olarak anlaşılmalıdır.

Bu üç halka bir Borromean düğümü oluşturur; biri koptuğunda ya da eksildiğinde diğerlerinin dengesi bozulur.

 

BÖLÜM I: SEMBOLİK

Sembolik Düzen

Sembolik düzen, ötekinin arzusunun yarattığı kaygı ve travmaya yanıt olarak inşa edilir.

Babanın yasası ve sembolik sınır, imkânsız olan hazzı (jouissance) yasaklanmış bir nesneye dönüştürerek arzuyu mümkün kılar.

 

Toplumsal gerçeklik; maskeler, yalanlar, yasa dışı/örtük normlar ve nezaket kalıpları üzerine kuruludur.

Sembolik düzen, dille donatılmış insana özgü, başkalarını doğruyu söyleyerek kandırma kapasitesine dayanmaktadır.

 

Düzen, kendisini sürdürebilmek için sahte ihlallere, edimsel sanallığa ve bilinçdışı otomatizmlere ihtiyaç duyar.

 

Gösteren ve Gösterilen

Dil saf ayırıcı (diferansiyel) bir yapıya sahiptir; bir gösterenin pozitif bir kimliği yoktur, kimliği diğer gösterenlerden farklı olmasına dayanır.

Gösteren, özneyi diğer gösterenlere temsil eder. Ancak hiçbir gösteren özneyi kusursuz temsil edemez.

 

Efendi, kral veya lider, bireysel niteliklerinden dolayı değil, sembolik mekanizmanın onu o konuma yerleştirmesi nedeniyle otorite sahibidir.

 

Gerçek güç veya dönüşüm imkânı, sembolik unvan/yasa ile o unvanı taşıyan fani birey arasındaki mesafenin fark edilmesiyle ortaya çıkar

 

Bir olayın, sözün veya eylemin anlamı anında değil, geriye dönük olarak müdahalesi veya diğerlerinin tepkisiyle) belirlenir.

Yasa, kökenindeki rastlantısallığı ve travmatik anı geriye dönük olarak siler. Yasa bir kez kurulduktan sonra, sanki "her zaman zaten varmış" gibi bir yanılsama yaratır.

 

Sembolik hadım etme ve cinselliğin formülleri

Sembolik hadım etme (kastrasyon), insanın bedensel hazdan kopup simgesel düzene girmesini sağlayan kurucu yaradır.

 

Bilinçdışında dişil/ikili gösteren eksiktir; bu nedenle cinsel ilişki simgeleştirilemez ("cinsel ilişki yoktur").

Lacan'ın cinselleşme formüllerinde eril konum, evrensel yasa ve onu doğrulayan bir kurucu istisnaya (ilkel baba) dayanırken; dişil konum "hepsi değil" (pas-tout) mantığıyla hiçbir istisnayı kabul etmez ve Simgesel'in içsel sınırını ifşa eder.

 

BÖLÜM II: GERÇEK

Adlandırma Eylemi ve Geriye Yürümesi

Adlandırma eylemi, nesnelerin ham maddeselliğine anlam katan edimsel (performatif) ve saf bir boş jesttir.

Doğal nesneleri adlandırmak veya henüz bilmediğimiz şeylere adlar uydurmak, bilimin ve anlamlandırmanın önünü açan kurucu edimsel jesttir.

 

İfade öznesi ile ifade etme (sözceleme) öznesi ayrışır.

Ana gösteren diğer tüm gösterenler için özneyi temsil eden boş, edimsel bir gösterendir. Nesnelerin somut özelliklerine gönderme yapmaz; edimsel gücüyle özneler arası ilişkileri değiştirir.

Sembolik otoritenin emri totolojiktir.

Yasaya itaat, fiziksel baskıdan değil, bu edimsel/kurucu ifadenin kabul edilmesinden kaynaklanır.

 

Zevk ve Cinsel Düşmanlık

Zevk (jouissance), dilin bedene uyguladığı şiddet ve mazoşizmle bağlantılı olan travmatik bir alandır.

Süperego, emredici ve müstehcen bir sesle bireye "Keyif al!" emrini verir. İdeolojilere karşı Laibach ve Rammstein gibi grupların uyguladığı "aşırı özdeşleşme" (over-identification) stratejisi, düzenin gizli haz mekanizmalarını ifşa eder. İdeolojiyi açıkça reddetmek yerine ona görünüşte aşırı saygı duyup faşist sembolleri/ritüelleri sahneleyerek ideolojinin dayandığı gizli zevki gün ışığına çıkarırlar.

Ölüm dürtüsü, simgesel evrenin çöküşü ve tarih dışı silinme imkânına işaret eder.

 

Özne, Nesne ve Fantezi

Özne

Özne biyolojik veya ampirik bir birey değil, dilin (Sembolik Düzen) insan varoluşuna girmesiyle oluşan köksel bir boşluk, kesinti veya ontolojik olumsuzluktur.

Dil, doğayı ve insan organlarını dönüştürür, her şeyi soyutlar.

Özneyi hiçbir zaman tam olarak temsil edemez. Özne, bu temsil başarısızlığının geriye dönük (retroaktif) bir ürünüdür.

 

Özne, saf bir kendine-gönderme veya potansiyel düşünümselliktir. Ancak bu düşünümsellik kusurludur; tam bir öz-şeffaflığa ulaşamaz. Öz-bilinç, benliğin kendisiyle örtüşemediği bu ilk kusurdan doğar.

 

Nesne petit a veya artı-zevk (a)

Özne, gösterenler zincirinde asla tam olarak temsil edilemez. Nesne petit a, Sembolik düzenin bu başarısızlığının ve boşluğunun somutlaşmış halidir; Sembolik ağa entegre edilemeyen Gerçek alanına ait bir kalıntı / artık / fazlalıktır.

 

Lacan, nesne petit a’yı açıklarken Marx'ın artı-değer kavramından yararlanır. Kapitalizm, kendi engellerinden ve krizlerinden beslenen tek sistemdir.

Tıpkı Protestan kaderciliğinde olduğu gibi ("Kaderimi değiştiremem" fikrinin insanı daha çok çalışmaya sevk etmesi), nesne petit a da kendi imkânsızlığını ve engelini üretici bir güce dönüştürür.

 

Fantezi

Fantezi formülü ($<>a), öznenin ötekinin arzusuna verdiği cevaptır.

Toplumsal gerçeklik, sınıf mücadelesi veya cinsel düşmanlık gibi Gerçek olan travmaları gizleyen fantastik kurgularla ayakta durur.

 

Fanteziler olmadan artık arzu olmaz, geriye yalnızca bir şeyin etrafında dolaşan bir dürtü kalır.

 

Sonuç: Analistin dehşeti

Lacan'ın Dört Söylem Teorisi (Efendi, Üniversite, Histerik, Analist)

 

Efendinin Söylemi

Toplumun temel otoriter söylemidir.

 

Üniversite Söylemi

Tarafsız, nesnel ve teknokratik bilgi kamuoyuna sunulur. Ancak arkasında yatan hakikat yine Efendinin emridir.

 

Histeriğin Söylemi

Bölünmüş özne efendiyi ve sembolik düzeni sorgular: "Ne istiyorsun?" (Che vuoi?). Simgesel kimliğin ve efendinin sahtekarlığının maskesini düşürür; yeni bir bilgi/gösteren üretmeye zorlar.

 

Analistin Söylemi

Efendinin Söyleminin tam tersidir. Analist, Ajan konumuna nesne petit a’yı (boşluğu, artığı) yerleştirir. Öznenin (Efendi) ile değil, kendi ürettiği artıkla yüzleşmesini sağlar. Efendinin sahtekarlığını ortaya çıkarır ve radikal/devrimci bir özgürleşme imkânı sunar.

Sembolik düzen eksiktir. Fantezi, özne ile sembolik ağ arasındaki boşluğu kapatmaya yarayan bir yanılsamadır.

 

Psikanaliz tedavisinin sonunda hasta, Öteki’nin (Big Other) her şeye gücünün yetmediğini, eksik ve tutarsız olduğunu kabul eder. Analistini yüce bir efendi değil, Sembolik'in ürettiği bir atık/çöp olarak görür.

 

Özne, arzunun sonsuz metonimik kaymasından ve "Büyük Öteki benden ne istiyor?" sorusundan vazgeçerek dürtünün kapalı devresine ve kendi sinthome’una (semptomunun Gerçek çekirdeğine) tutunur.

 

Politik alanda "Sınıf Mücadelesi", toplumsal yapıdaki kurucu imkânsızlığı ve eksikliği adlandıran gösterendir. Proletarya, bu yapının ürettiği dışlanmış "atık/özne" olarak evrensel kurtuluşun taşıyıcısıdır.

…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder