2 Haziran 2026 Salı

Haldun Yalçınkaya - Savaş, Farklı Disiplinlerde Yeni Yaklaşımlar - Notlar

Haldun Yalçınkaya -  Savaş - Notlar

Farklı Disiplinlerde Yeni Yaklaşımlar

Siyasal Kitabevi, Ankara, 2010

 


Sunuş

İdeal olan barışın tesisi için savaşın sadece askerlik ve siyaset bilimiyle değil; tıp, yönetim, teknoloji, ekonomi, etik ve sosyoloji gibi farklı disiplinlerle incelenmesi gerekir.

 

Kitabın içeriği

1. Bölüm: Uluslararası İlişkiler / Savaş Teorisi

Savaş çalışmalarının tarihsel gelişimi ve savaşın değişen niteliği.

 

2. Bölüm: Dr. A. B. Uşaklı & İ. H. Alper / Mühendislik & Teknoloji

Teknolojik gelişmelerin savaşları dönüştürmesi ve geleceğin savaşlarına hazırlık.

 

3. Bölüm: Dr. Uğur Güngör / Siyaset Bilimi & U. İlişkiler

Soğuk Savaş sonrası değişen savaş niteliği ve BM barışı koruma operasyonları.

 

4. Bölüm: Prof. Dr. A. Varoğlu & Dr. H. Korkmazyürek / Yönetim Bilimi

Kriz yönetimi, savunma planlaması (yetenek/senaryo odaklı) ve kaynak tahsisi.

 

5. Bölüm: Dr. Ünsal Sığrı / Yönetim ve Organizasyon

 

Askeri karar verme süreçleri, durum muhakemesi ve stratejik/taktik kararlar.

 

6. Bölüm: Doç. Tbp. M. Uçar & Doç. Dr. A. Ataç / Tıp Tarihi

Savaş ile tıp arasındaki karşılıklı gelişim ve lojistik sağlık hizmetleri.

 

7. Bölüm: Prof. Dr. Ali İhsan Uzar / Tıp / Cerrahi (Deneysel)

Ateşli silah yaralanmaları, yara balistiği ve mermi/blast etkileri.

 

8. Bölüm: Doç. Dr. H. N. Başım & H. Şeşen / Yönetim ve Organizasyon

Orduların belirsizlik ortamında "öğrenen organizasyonlara" dönüşme gerekliliği.

 

9. Bölüm: Doç. Dr. Uğur Zel / Kamu Yönetimi & Etik

Kamu yönetimi ve askeri sektörde etik anlayışlar; ulusal ahlak ile evrensel etik farkı.

 

10. Bölüm: Dr. Ömer Turunç / Stratejik Yönetim

Geleceğin savaşlarında belirsizlik, risk, kaos ortamı ve stratejik liderlik.

 

11. Bölüm: Dr. Mazlum Çelik / Ekonomi

Savaşın ekonomik maliyetleri, savunma harcamaları ve savaş ekonomisi planlaması.

 

12. Bölüm: Dr. Yavuz Ercil / Sosyoloji / Kültür

Kültürel bir olgu olarak savaş, olumlu/olumsuz barış kavramları ve toplumsal etkiler.

 

Bölüm 1: Savaşın Değişimi ve Savaş Çalışmalarında Farklı Disiplinler

Dr. Haldun Yalçınkaya

Savaş, sadece askeri bir faaliyet olmanın ötesinde, toplumun tüm katmanlarını doğrudan etkileyen ve diğer disiplinlerin katkısıyla incelenmesi gereken dinamik bir sosyal olgudur.

 

Savaşın Değişen Niteliği

Savaşın tarihsel süreçte sürekli bir değişim ve süreklilik döngüsü içinde olduğu kabul edilmektedir [3]. Savaş teorisyeni Clausewitz, savaşı ortama göre renk değiştiren ancak doğası sabit kalan bir sürüngene benzetmiştir.

 

Clausewitz’e göre savaşın doğası, milleti ilgilendiren "kin ve nefret", orduyu ilgilendiren "ihtimal hesapları ve tesadüfler" ile hükümeti ilgilendiren politik araç kimliğinden oluşan "üçlü sacayağı" (üçleme) üzerine kuruludur. Tarihsel süreçte Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası mekanizmalar savaşı engellemeye çalışsa da asıl belirleyici olan kurallardan ziyade nükleer silahlanmanın getirdiği nükleer caydırıcılık olmuştur.

 

Değişen Niteliği ile Yeni Savaş Tanımı

Klasik dönemde Clausewitz savaşı; "düşmanı irademizi yerine getirmeye zorlayan bir şiddet eylemi" olarak tanımlarken, günümüzde Westphalia düzeninin değişmesi ve devlet dışı aktörlerin sahneye çıkmasıyla bu tanım yetersiz kalmıştır.

Tüm bu gelişmeler doğrultusunda günümüz koşullarına uygun yeni savaş tanımı şu şekilde yapılmaktadır:

"Savaş, hükümetlere bağlı veya hükümet oluşturmaya istekli meşru organize gruplar arasındaki büyük ölçekli ve şiddet içeren çatışma durumudur."

 

Savaş Konusundaki Çalışmalar ve Türkiye'de Savaş Çalışmaları

Uluslararası İlişkiler disiplini, Birinci Dünya Savaşı'ndaki büyük kayıplardan sonra barış ihtiyacını karşılamak amacıyla akademik bir kürsü olarak doğmuştur. Dünyada savaşın sayısal verilere dayalı incelenmesi Sorokin (1937), Quincy Wright’ın anıtsal eseri "A Study of War" (1942), Richardson’ın matematiksel analizleri ve Michigan Üniversitesi'nde başlatılan "Savaşın Korelasyonları Projesi" (COW) ile kurumsallaşmıştır.

Dünyada KOSIMO, HIIK Çatışma Barometresi, IISS’in "Silahlı Çatışma Veritabanı" (ACD) ve SIPRI gibi saygın veri tabanları bulunurken, Türkiye'de savaş çalışmaları son yıllara kadar kısıtlı kalmış ve kurumsal bilgi üretimi genel olarak askeri eğitim kurumlarının sınırları içinde hapsolmuştur.

 

Savaşın Farklı Disiplinlerle Olan İlişkisi

Savaş alanlarında artık medya kuruluşları, özel askeri şirketler ve sivil toplum örgütleri gibi çok çeşitli aktörler yer almaktadır.

Askerlerin de asli görevi olan savaşmanın yanı sıra "savaş dışı askeri harekat" (insani yardım, afet desteği, barışı koruma) gibi politik yönü ağır basan görevleri icra etmesi sıradanlaşmıştır. Savaş; gıda mühendisliğinden (Napolyon'un kumanyaları hafifleten konserveleri), tekstile (ergonomik ceket-pantolon modası) [68], bilgisayar oyunlarından (simülasyonlar), mimariye (kışlalar, Çin Seddi) kadar geniş bir disiplinler arası etkileşim alanına sahiptir.

 

Sonuç

Savaş, yalnızca askerlere bırakılamayacak kadar karmaşık ve toplumun tamamını ilgilendiren, dolayısıyla tıp mühendisliğinden dilbilime kadar çok disiplinli bir yaklaşımla incelenmesi gereken bir olgudur.

 

Bölüm 2: Teknolojik Gelişmelerin Savaşları Dönüştürmesi ve Gelecekteki Savaşlara Hazır Olmak

Dr. Ali Bülent Uşaklı, İrfan Hasan Alper

Teknolojik gelişmeler, devletlerin düzenli ordularla yürüttüğü klasik dış politika aracı olan savaşı dönüştürerek, günümüzde asimetrik ve çok boyutlu çatışmalar haline getirmiştir.

 

Savaş Olgusu

Savaş, insan doğasındaki beslenme ve barınma güdülerine egonun ve kendini kabul ettirme arzusunun eklenmesiyle ortaya çıkan bir olgudur 

 

Diplomasinin tıkandığı noktada radikal bir şiddet eylemi olarak savaş, ekonomik kaynakları ve stratejik olanakları ele geçirme mücadelesine dönüşür.

 

Tarihsel Süreçte Savunma Teknolojilerinin Gelişiminin Etkileri

Tarihsel kırılma noktaları, savaşın doğasını ve taktiklerini kökten değiştirmiştir.

 

Amerikan İç Savaşı (1860-1865): Demiryolları, telgraf ve yivli tüfeklerin kullanımı topyekün savaşa geçişi sağlamış, kuryeler yerine telgrafla merkezi emir-komuta kurulmuştur.

 

Birinci Dünya Savaşı: Hava gücü, motorize hareket, yüksek ateş gücü, zırhlı tanklar ve kimyasal gazlar (hardal gazı) devreye girmiştir.

 

Sağlık ve Hijyen: İkinci Dünya Savaşı'na kadar askeri kayıpların çoğunluğu muharebeden değil, mikrop ve salgın hastalıklardan (tifüs, kolera vb.) kaynaklanmıştır.

 

Teknolojinin Savaşları Dönüştürmesi

Modern muharebe sahasında üstün teknoloji (LADAR, sentetik açıklıklı radarlar SAR, uydusavar sistemler vb.) caydırıcılıkta ve muharebede muazzam bir kuvvet çarpanıdır.

Ancak asimetrik çatışmalarda (örneğin yol kenarı bombaları IED), düşük maliyetli yaratıcı çözümler, pahalı ve yüksek teknoloji sistemlerini etkisiz kılabilmektedir. Robot askerler, insansız kara/hava araçları ve yapay zeka uygulamaları gelecekte insan faktörünü sınırlamaya çalışsa da yetişmiş insan kaynağına olan ihtiyaç asla azalmayacaktır.

2006 İsrail-Hizbullah Savaşı, teknolojiye aşırı güvenmenin ve klasik temel değerleri ihmal etmenin ağır yenilgiler getirebileceğini kanıtlamıştır.

 

Ağ Merkezli Bilgi Harekatı Dönüşümü

Modern savaşlar birer bilgi yönetimi sürecidir. Ağ merkezli harekat, muharebe sahasındaki birimleri (taktik internet ve durumsal farkındalık ile) birbirine bağlayarak eşzamanlı karar almayı sağlar. Elektromanyetik spektruma hakim olmak, karşı tarafın karar verme mekanizmalarını ve komuta-kontrol sistemlerini felç etmek için kritiktir.

 

Sonuç

Teknolojik üstünlük tek başına zaferi garantilemez. Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı örnekleri göstermiştir ki: İnanmış iyi eğitimli askerle teknolojinin entegrasyonu, zaferin kazanılmasını sağlayacak bir bütünleşmedir.

 

Bölüm 3: Savaşın Değişen Niteliği ve Barışı Koruma

Dr. Uğur Güngör

1945'te kurulan BM'nin kolektif güvenlik sistemi, Güvenlik Konseyi'ndeki veto engelleri yüzünden tam anlamıyla hayata geçirilemeyince, çatışmaları yumuşatmak amacıyla "ad hoc" bir çözüm olarak barışı koruma (peacekeeping) kavramı ortaya çıkmıştır.

Eski Genel Sekreter Dag Hammarskjöld bu durumu BM Anayasası'ndaki boşluğu dolduran "Bölüm Altı-buçuk" olarak adlandırmıştır.

 

Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Barış Operasyonları

Soğuk Savaş döneminde sadece 13 barış operasyonu düzenlenmişken, iki kutuplu sistemin çökmesiyle birlikte 1988-2010 yılları arasında 50 yeni operasyon icra edilmiştir.

Sivil görevlerin ağırlık kazanmasıyla bu yeni dönem "İkinci nesil barış operasyonları" olarak tanımlanmıştır.

 

Barış Operasyonlarındaki Artışın ve Değişimin Sebepleri

Uzlaşma Kapasitesi: Güvenlik Konseyi daimi üyeleri arasındaki ideolojik bloklaşmanın sona ermesi ve veto kullanımının radikal biçimde düşmesi.

Devlet İçi Çatışmalar: Süper güçlerin desteğinin çekilmesiyle etnik ve dinsel temelli iç savaşların artması ve devletlerin parçalanması (Yugoslavya ve SSCB örneği).

Küreselleşme ve Çok Ulusluluk: Devletlerin müdahalelerini uluslararası meşruiyet çerçevesinde, BM şemsiyesi altında gerçekleştirmek istemeleri.

 

Yeni Barış Operasyonlarının Özellikleri

Yeni barış operasyonları sadece askeri tampon bölgeler kurmakla kalmaz; insani yardımın dağıtılması, insan haklarının izlenmesi (El Salvador, Kamboçya), sivillerin korunması (1265 sayılı karar), demokratik seçimlerin yapılması ve devlet kurumlarının sıfırdan inşası gibi karmaşık sivil görevleri üstlenir.

 

Bu süreçte sivil polis (CIVPOL), sivil toplum örgütleri (NGO) ve BM Genel Sekreteri Özel Temsilcileri kilit diplomatik arabuluculuk rolleri üstlenmiştir.

 

Ayrıca, barışı korumadan barışı zorlamaya (peace enforcement) geçiş (Somali UNOSOM II, Bosna UNPROFOR) ciddi askeri riskleri ve "taraf tutma" krizlerini beraberinde getirmiştir. Charles Dobbie, barışı koruma ile barışı zorlama arasındaki hassas farkı, kafasında çay tepsisi taşıyan bir sirk cambazının dengesini yitirip seyircilerle kavgaya tutuşması üzerinden örneklendirmiştir.

 

Sonuç

Soğuk Savaş sonrasındaki barış operasyonları, geleneksel çatışma yönetiminden sıyrılarak doğrudan çatışma çözümüne ve insani korumaya odaklanan çok boyutlu barış inşası süreçlerine dönüşmüştür.

 

Bölüm 4: Kriz ve Kriz Yönetiminde Askeri Güç Kullanımı

Doç. Dr. Haluk Korkmazyürek, Prof. Dr. A. Kadir Varoğlu

Kriz yönetimi, uluslararası ilişkiler ile yönetim organizasyon disiplinlerinin kesişim noktasında yer alan, askeri gücün bir yönetim enstrümanı olarak nasıl kullanılacağını inceleyen ortak bir alandır.

 

Kriz ve Kriz Yönetimi ile İlgili Tanım ve Yaklaşımlar

Kriz; "büyük bir hasarı önlemek ya da ondan kaçınmak için önemli ve olağandışı bir müdahaleyi gerekli kılacak düzeye erişen bir durum" olarak tanımlanır. Rosenthal ve Pijnenburg'a göre krizin üç temel boyutu vardır: ciddi tehdit, belirsizlik ve aciliyet. Kriz, örgütsel açıdan sistemin kimliğini ve temel varsayımlarını tehdit eden ani bir gerilim durumudur.

 

Krizlerin Diplomatik ve Askeri Yönleri

Uluslararası ilişkilerde kriz; "savaşın olmadığı ancak barışın da bulunmadığı" gri alanları temsil eder. Dış politika krizlerinde, liderlerin kendi politik çıkarları doğrultusunda mevcut riskleri yönetme çabası ve caydırıcılık stratejileri kilit rol oynar.

 

Krizlerin Değişen Boyutları

Soğuk Savaş'ın tanımlı, coğrafi olarak sınırları belli konvansiyonel tehditleri, yerini 11 Eylül sonrasında asimetrik tehditlere (uluslararası terörizm, kitle imha silahlarının yayılması) bırakmıştır. Modern krizler; çok boyutlu, belirsiz, asimetrik ve coğrafi sınırları öngörülemez bir karakter taşımaktadır.

 

Kriz Yönetiminde Askeri Güç Kullanımı

Krizlerde askeri müdahale, sivil toplum mekanizmalarının ve sivil idarenin kurulabilmesi için uygun güvenlik zeminini oluşturan bir araçtır. Askeri gücün caydırıcılık düzeyinin ve kararlılığının gösterilmesi, krizlerin savaşa dönüşmeden çözülmesini sağlayabilir (Türkiye ile Suriye arasındaki terör krizi örneği).

 

Kriz Yönetiminde Askeri Gücün Kullanım İlkeleri

Kriz döneminde askeri gücün kullanım ilkeleri politik ve askeri ihtiyaçların dengelenmesine dayanır:

Her iki tarafın politik yetkililerinin askeri hareketlilik üzerinde tam denetim sağlaması.

Askeri harekatın hızının bilinçli olarak yavaşlatılarak diplomatik iletişime zaman tanınması.

Askeri kuvvet hareketlerinin diplomatik girişimlerle koordineli sürdürülmesi.

Karşı tarafa topyekün bir işgal izlenimi verecek radikal hareketlerden kaçınılması.

 

Askeri Güç Kullanımında Bazı Kritik Başarı Faktörleri

Kritik başarı faktörlerinin başında karşı tarafın niyet ve çıkarlarını "gerçekçi değerlendirme" becerisi gelir. Kriz yönetiminde askeri güç kullanımı bir "savaş ilanı" gerektirmez (Süveyş, Falkland, Kosova harekatları örnekleri). Ayrıca, müdahalenin yasal bir zemine (BM mandası) oturtulması, medyanın etkisiyle kamuoyu desteğinin kazanılması ve sürdürülmesi kritik önem taşır.

 

Sonuç

Krizlerde askeri gücün kullanılmasındaki asıl hedef, sıcak çatışmayı ve savaşı önleyerek, sivil mekanizmaların ve istikrarın hızla kurulabileceği güvenli bir geçiş zeminini inşa etmektir.

 

Bölüm 5: Karar Verme ve Savaş

Dr. Ünsal Sığrı

Karar vermek; risk, belirsizlik ve kısıtlı kaynaklar altında alternatifler arasından sorumluluk taşıyarak seçim yapmayı gerektiren zorlu bir süreçtir. Bilgi çağında savaş alanındaki kararlar taktik düzeyden, sivillerin de yer aldığı stratejik-politik düzeye kaymıştır.

 

Karar Verme Kavramı

Yönetim ve liderlik özünde bir "karar verme süreci"dir. Peter Drucker, etkin karar vermenin adımlarını; sınıflandırma, tanımlama, somutlaştırma, doğru olandan yola çıkarak karar alma, uygulama ve geribildirim mekanizmalarını işletme olarak tanımlamıştır.

 

Askeri Kararlar ve Savaşta Karar Verme

Askeri alanda iki tür karar bulunur: savaşa girilmeden önce alınan politik kararlar ve bizzat savaş alanında uygulanan taktik kararlar.

Karar vermede Tversky ve Kahneman'ın tanımladığı iki yaklaşım öne çıkar: belirli durumlar için adımları takip eden analitik (algoritmik) yaklaşım ve savaşın kaotik ortamında sezgilere ve tecrübeye dayanan huristik (sezgisel) yaklaşım.

Savaş teorisinde Jomini ve Moltke standart kesin kuralları (analitik) savunurken, Clausewitz matematiksel kuralların ötesinde belirsizliklerin ve şahsi sezgilerin (huristik) rolünü vurgulamıştır.

 

Karar Verme Süreci ve Savaş

Karar verme; sorunun tanımlanması, alternatiflerin geliştirilmesi, değerlendirme ve seçim, uygulama ve kontrol aşamalarından oluşan dinamik bir döngüdür.

Savaş alanında sorunun/problemin doğru tanımlanması hayati önem taşır; zira yanlış teşhis tüm süreci faydasız kılar.

Askeri kararlarda en fazla faydayı ve en az zayiatı getirecek "hareket tarzı" tercih edilmeye çalışılır.

 

Karar Türleri ve Savaş

Kararlar bireysel ve grup kararları olarak ayrılır.

17. yüzyılda komuta tamamen generallerin elindeyken (generaller savaşı), günümüzün sınırlı ve asimetrik savaşlarında tek bir askerin kararı dahi stratejik sonuçlar doğurabilmektedir (Vietnam'daki piyade yüzbaşısının otonom karar verme sorumluluğu örneği).

Grup kararlarında ise ortak akıl hedeflense de, Irving Janis'in tanımladığı "grup düşüncesi-yanılgısı" (groupthink) yani risk almaktan kaçınma ve sorgulamama hastalığı ortaya çıkabilir. Kültürel olarak Türk toplumu yüksek güç mesafesi ve ortaklaşacı yapısıyla kararlarda hem katılımcılığı hem de hiyerarşik itaati bir arada barındırır.

 

Karar Verme Ortamı ve Savaş

Kararlar belirlilik, risk ve belirsizlik ortamlarında alınır.

Rasyonel karar modeli tam belirlilik gerektirirken, savaş alanı hiçbir zaman tam belirlilik sunmaz. Risk altında kararlarda ihtimaller bilinirken (Kahneman ve Tversky'nin "Beklenti Teorisi"), belirsizlik ortamında hiçbir olasılık öngörülemez; dolayısıyla karar vericiler "sınırlı rasyonellik" sınırları içinde "tatminkar" kararlarla yetinmek zorunda kalırlar.

 

Karar Verme Sürecine Etki Eden Unsurlar ve Savaş

Teknolojik Gelişmeler: Bilgi çağı ve "Ağ Merkezli Harp", sensörlerin birleştirilmesiyle durumsal farkındalığı artırıp karar sürecini kısaltsa da ortamın karmaşıklığını da artırır.

 

Bilgi Gereksinimi: Bilgi eksikliğinin yerini modern dünyada "bilgi yığılması" (information overload) almıştır. Kaos anında gerçek bilgiye ulaşmak zorlaştığında askeri liderin sezgileri (Clausewitz'in "alacakaranlık" metaforu) devreye girer.

 

Zaman Baskısı: Karar vericinin planlama zamanının 1/3'ünü kullanıp, astlarına uygulamak için 2/3 zaman bırakması esastır [349]. Savaşta düşmandan hızlı karar almak inisiyatifi elde tutmayı sağlar.

 

Bireysel ve Psikolojik Unsurlar: Kişilik özellikleri, algılama engelleri ve "çerçeveleme tuzağı" kararları etkiler. Kurtuluş yolu "yeniden çerçeveleme" (re-framing) yapmaktır.

 

Çevresel ve Kültürel Unsurlar: Kararlar makro çevreden soyutlanamaz [359]. Doğu kültüründeki uzlaşmacı modeller (Japon "Ringi" yöntemi) karar hızı ve katılım dengesinde farklı yaklaşımlar sunar.

 

Sonuç

Savaş, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin ağ merkezli değil insan merkezlidir. Teknolojik boşlukları kapatacak ve sistemi yönetecek yegane unsur insanın muhakeme ve liderlik becerisidir.

 

Bölüm 6: Savaşlarda Sağlık Hizmetlerinin Tarihsel Gelişimi

Doç. Dr. Muharrem Uçar, Doç. Dr. Adnan Ataç

Tarih boyunca ordu sağlığı ile zafer arasında doğrudan bir ilişki olmuştur.

Savaş ve tıp birbirini beslemiş; tıp savaşta hayati bir lojistik destek olurken, savaşlar da tıbbi yeniliklerin laboratuvarı olmuştur.

M.Ö. 14. yüzyıla ait Hitit Murşili tableti, savaştan dönen Mısırlı esirlerin getirdiği salgın hastalığın (veba) ülkeyi nasıl kırıp geçirdiğini anlatan acı bir tarihi kanıttır.

 

Savaşlarda Ateşli Silahların Kullanılmasından Önce Askeri Tıbbın Gelişimi

Ateşli silahlar öncesinde yaralanmalar kesici-delici aletlerle sınırlı kalmış, Edwin Smith Papirüsü ve Hint Vedalarında travmatik yaralanmalar sistematize edilmiştir.

Roma İmparatorluğu, askeri tıp alanında ilk profesyonel yapılanmayı kurmuş; cohort cerrahları, bandajcılar (capsarii) ve Novaesium gibi sahra hastaneleriyle bugünkü Rol 1, Rol 2 ve Rol 3 sağlık sisteminin ilk temellerini atmıştır.

Türk tarihinde ise Melikşah’ın 40 deveyle taşınan seyyar hastanesi ve Osmanlı Yeniçeri Ocağındaki "Esnafat-ı Askeriye" ile tabip/cerrah yayabaşılar düzenli sağlık desteği sağlamıştır.

 

Ateşli Silahların Kullanılmaya Başlamasından Sonra Askeri Tıp Uygulamalarında Meydana Gelen Gelişmeler

Ateşli silahların yıkıcı etkileri cerrahiye olan ihtiyacı patlatmıştır.

Fransız askeri cerrah Ambroise Pare (1510-1590), mermi yaralarının zehirli olduğu gerekçesiyle uygulanan "kızgın yağla dağlama" vahşetini sonlandırmış ve dikiş yöntemini yeniden hayata geçirmiştir.

İngiliz John Pringle, Dettingen Savaşı'nda (1743) sahra hastanelerinin tarafsızlığı ilkesini ortaya atarak Kızılhaç-Kızılay'ın temellerini atmış ve askeri hijyen kurallarını yazmıştır.

Osmanlı'da ise Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi'nin girişimleriyle askeri hekim yetiştirmek amacıyla 14 Mart 1827'de Tıphane-i Amire kurularak modern askeri tıp eğitimi başlatılmıştır.

 

Kırım Savaşından Sonra Askeri Tıp Uygulamalarında Meydana Gelen Gelişmeler

Kırım Savaşı, Roger Fenton'ın çektiği fotoğraflar ve Russell'ın gazete haberleriyle savaşın dehşetini ilk kez sivil kamuoyuna nakletmiştir.

 

Florence Nightingale, Selimiye ve Haydarpaşa Asker Hastanelerinde yaralı İngiliz askerlerinin bakımında devrim yaratarak modern askeri hemşireliğin kurucusu olmuştur.

 

Osmanlı ordusu ise bu savaşta kayıt ve istatistik tutma eksikliği nedeniyle salgın hastalık zayiatlarını tam tespit edememiştir. Bu eksiklikleri gidermek ve orduya nitelikli tabip yetiştirmek üzere 1898'de Alman hocaların (Rieder, Deycke) yönetimi altında modern Gülhane Askeri Tıp Akademisi kurulmuştur.

 

Birinci Dünya Savaşından Sonra Askeri Tıp Uygulamalarında Meydana Gelen Gelişmeler

Pasteur'ün mikrobiyoloji çalışmaları sayesinde ordularda aşı ve koruyucu hekimlik uygulamaları hayati bir boyut kazanmıştır.

Çanakkale Cephesi: Tümen sıhhiye bölükleri, "yaralı yuvaları" ve sahra sargı yerleri üstün bir performans göstermiş, bit salgınlarına karşı etüvler ve sahra fırınları kullanılmıştır.

 

Kafkas Cephesi (Sarıkamış): Coğrafi ve iklimsel imkansızlıklar nedeniyle ordu kırıma uğramış; tifo, tifüs, beyin humması ve dizanteri salgınlarında askerlerin %45'i hastalanmış ve hastalananların %24'ü hayatını kaybetmiştir.

 

Sina-Filistin ve Irak-İran Cepheleri: Lojistik ve ilaç yetersizliği, açlık ve kötü hijyen kitlesel hastalıklara yol açmış, 6. Ordu Komutanı Goltz Paşa da Bağdat'ta tifüsten ölmüştür.

 

Birinci Dünya Savaşı istatistikleri askeri tıbbın acı gerçeğini gösterir: Osmanlı'da yaralanma kaynaklı ölüm 20.521 iken, bulaşıcı hastalıklardan ölen asker sayısı 387.939 olmuştur.

 

İkinci Dünya Savaşından Sonra Askeri Tıp Uygulamalarında Meydana Gelen Gelişmeler

Sir Alexander Fleming'in keşfettiği penisilinin antibiyotik olarak yaygın kullanımı, bulaşıcı hastalık ölümlerini temelden durdurmuştur.

Sahra şartlarında Aşamalı Acil Sağlık Hizmetleri Yönetimi (Rol 1, 2, 3, 4) kurulmuştur.

Kore Savaşı'nda mobil askeri sahra hastaneleri (MASH) ve uçakla havadan yaralı tahliyesi başarıyla uygulanmıştır.

Vietnam Savaşı'nda helikopterler ve kristaloid resüsitasyon sıvıları şok tedavisinde devrim yaratmıştır.

 

Sonuç

Modern askeri tıp; mobil, esnek, hafif teçhizatla donatılmış, ileri yaşam desteği (ATLS) eğitimli personeli ve tıbbi etik kurallarına bağlılığıyla, orduların muharebe gücünü koruyan en hayati lojistik unsurdur.

 

Bölüm 7: Ateşli Silah Yaralanmaları, Mermi Etkileri Ve Yarabalistiği

Prof. Dr. Ali İhsan Uzar

Ateşli silahların gelişimi, 11. yüzyılda Çin'de kara barutun keşfiyle başlar. İsviçreli askeri cerrah Dr. Theodor Kocher, Cenevre Sözleşmesi'nin temelini atan Dum Dum mermilerinin yasaklanmasını sağlayarak modern yara balistiği (wound ballistics) biliminin kurucusu olmuştur.

 

İç (Internal) Balistik

Barutun yanması sırasında oluşan kimyasal reaksiyonları, namlu içi basınç, hacim ve hız değişikliklerini inceler.

G3 piyade tüfeğinde kullanılan 7.62 x 51 mm mermide 3 gram barut ateşlendiğinde 2856 kalori (11958 joule) enerji açığa çıkar ve namlu içi gaz sıcaklığı 2000 °C'ye ulaşır.

Havalandırmasız kapalı alanlarda (zırhlı araçlar) yapılan atışlar sıcak barut gazının solunmasıyla ani akciğer ölümlerine yol açabilir.

 

Dış (External) Balistik

Merminin namluyu terk ettikten sonra havadaki uçuş hareketini ve hava direncini inceler.

Yiv-setlerin sağladığı jiroskopik etki ile merminin takla atması önlenerek düz uçuşu sağlanır.

Ağır mermiler havadaki hız ve enerjilerini hafif mermilere göre daha iyi koruduğu için keskin nişancı (sniper) tüfeklerinde (G3, Kanas) genellikle 7.62 mm veya daha ağır mühimmat tercih edilir.

 

Terminal Balistik (Yara Balistiği)

Merminin canlı doku içindeki fiziksel ve fizyopatolojik etkilerini inceler.

Beş temel parametre üzerinden değerlendirilir:

 

Penetrasyon (Delme): Kinetik enerjiyle (1/2 mv²) doğru orantılıdır. Cilt için delinme eşiği 50-70 m/sn, kemikler için 150-160 m/sn, hayati organlara ulaşmak için gereken kritik hız sınırı ise 80-100 m/sn'dir.

 

Geri Tepme ve Momentum: Fizik kuralları gereği, merminin itme gücü omuza yansır. Balistik kask ve yeleklere dik isabet eden 7.62 mm merminin kafa ve boyunda oluşturacağı darbe (itme kuvveti yaklaşık 45-50 kg) teorik olarak boyun kemiğini kırmaz, ancak lokal sarsıntılara yol açabilir.

 

Kalıcı Kavite (Yara Yolu): Merminin dokuları doğrudan yırtarak kendisi için açtığı kanaldır. Karaciğer yaralanmalarında ölüm oranı %45'lere kadar çıkabilir.

 

Geçici Kavite (Blast Etki): Yoğun dokuya giren merminin doğrusal hızının aniden düşmesiyle takla atması ve kinetik enerjisini 1/100 saniye gibi kısa bir sürede basınca dönüştürerek dokuları çevreye itmesidir.

G3 mermisi adale dokusunda 15 cm çapında devasa bir geçici boşluk (blast etki) yaratır. Mide veya mesane gibi içi boş organların dolu olması, blast etkinin basıncıyla organın bütünüyle patlamasına yol açar; bu nedenle askere operasyonda idrarını yapması önerilir.

 

Parçalanma (Fragmantasyon): Merminin kemik gibi sert bir engele çarparak primer ve sekonder şarapnel parçaları oluşturmasıdır.

Askerin göğüs ve karın bölgesinde taşıdığı yedek şarjör, telsiz gibi sert askeri donanımlar, merminin vücuda girmeden önce parçalanmasına neden olarak yara girişindeki blast tahribatını ve ölüm olasılığını katlayarak artırır.

 

Bölüm 8: Ordular İçin Öğrenen Organizasyona Dönüşmenin Gerekliliği

Doç. Dr. H. Nejat Basım, Harun Şeşen

Hızlı çevresel değişim ve artan bilgi yoğunluğu karşısında, organizasyonların geçmişin başarı reçeteleriyle ayakta kalması imkansızdır.

Hiçbir problem kendisini ortaya çıkaran bakış açısı ile çözülemez; dünyayı yeni bir şekilde görmeyi öğrenmemiz gerekir.

 

Öğrenen Organizasyon Kavramı

Öğrenen organizasyon; sürekli olarak yaşadığı tecrübelerden sonuç çıkaran, bunları dinamik bir yapı içinde çevreye uyarlayan ve kendini yenileyen sistemdir.

Peter Senge’ye göre öğrenen organizasyonlar beş temel disipline sahip olmalıdır: kişisel ustalık, zihni modeller, paylaşılan vizyon, takım halinde öğrenme ve sistem düşüncesi.

Liderler, çalışanların hata yapmaktan korkmadığı "düşünsel olarak güvenli" bir öğrenme iklimi tasarlamakla yükümlüdür.

 

McGill ve Slocum’un Dörtlü Gelişim Modeli

Yönetim bilimi kuramları çerçevesinde kurumsal yapılar dört evrimsel aşamada incelenir:

Bilen Organizasyonlar: Taylor ve Weber'in bürokrasi modeline dayalı, "en iyi tek yol"un liderce bilindiği, katı ve öğrenme özürlü yapılardır.

Anlayan Organizasyonlar: Ortak kültürel değerlere inanan, ancak beklenmedik krizlerde uyum gösteremeyen yapılardır.

Düşünen Organizasyonlar: Problemleri belirleyip hızlıca onaran, ancak problemin derin kök nedenlerini sorgulamayan yapılardır.

Öğrenen Organizasyonlar: Değişimi sürekli bir fırsat gören, paydaşlarından en fazlasını öğrenen esnek yapılardır.

 

Orduları Öğrenen Organizasyon Olmaya İten Nedenler

Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan "Yeni Dünya Düzensizliği", orduları yapısal bir dönüşüme zorlamıştır. Bu zorunluluğun arkasındaki üç temel neden şunlardır:

Tehdit Algılamasındaki Değişim: Moskos'un tasnifindeki "modern sonrası" (1990 sonrası) dönemde tehdit, ülke işgali veya nükleer savaştan ziyade etnik çatışmalar ve küresel terörizm haline gelmiştir.

Asimetrik Harp ve Uluslararası Terörizm: Teknolojik olarak üstün olan orduya karşı, siber taarruzlar ve gayri nizami taktikler içeren asimetrik savaş yürütülmektedir.

ABD'nin Irak savaşı sonrasında düzenli ordusuyla asimetrik direniş karşısında düştüğü kriz bunun kanıtıdır.

Esneklik İhtiyacı: Orduların küçülerek profesyonelleşmesi, her an her yerde çok uluslu krizlere derhal cevap verebilecek çevik ve esnek kuvvetlerin inşasını gerektirmiştir.

 

Ordular ve Öğrenen Organizasyona Dönüşüm

Hiyerarşik orduların asla öğrenen organizasyon olamayacağı iddiaları (Robert Masten) tamamen yanlıştır. Tam aksine, yüksek belirsizlik içeren savaş alanlarında, astları güçlendiren ve yerel inisiyatifi destekleyen ademi merkeziyetçi (merkezi olmayan) komuta sistemleri (İkinci Dünya Savaşı'ndaki Alman ordusu veya İsrail Kuvvetleri örnekleri) her zaman merkeziyetçi yapılardan daha başarılı olmuştur. Dönüşümün başarısı için ordularda; seviye belirleme, zayıf yönleri tespit etme, güçlendirme ve değişimi sürekli kılmayı içeren dört aşamalı döngüsel süreç izlenmelidir.

 

Sonuç

Orduların değişen asimetrik savaş koşullarında galip gelebilmesinin ön koşulu, mecburi askerliğin hantal kadrolarından sıyrılarak öğrenme ve uyum yeteneği yüksek, esnek ve profesyonel birer öğrenen organizasyona dönüşmeleridir.

 

Bölüm 9: Kamu Yönetiminde Etik Ve Askeri Sektörde Etik Konusuna Farklı Yaklaşımlar

Doç. Dr. Uğur Zel

Yönetimde ve siyasette etik, devlete karşı sarsılan güveni yeniden inşa etmenin, yolsuzlukları önlemenin ve toplumsal bütünlüğü korumanın hayati bir aracıdır.

 

Etik ve Ahlak Kelimelerinin Tanımları

Ahlak: İyi ve kötüyü ayırt etmek üzere insan karakteri hakkında yapılan milli ve vicdani değerlendirmelerdir.

Etik: Doğru ve yanlış davranış standartlarıyla ilgilenen, ahlaka kıyasla daha evrensel ve uluslararası nitelik taşıyan bilimsel disiplindir.

 

Etik Kodlar ve Etik Algılama

Çalışanların sırları sızdırması, dürüst davranmaması ve çıkar çatışması gibi ahlak dışı eylemleri önlemek üzere kurulan "etik kodlar", çalışan davranışlarının sınırlarını çizen ve ihlalinde yaptırım uygulanan resmi yasalar niteliğindedir.

 

Kamu Yönetimi Kavramı ve Etik Yapılanma Çalışmaları

Kamu yönetiminde etik dürüstlüğü sağlamak için OECD ülkeleri bir dizi altyapı mekanizması (siyasi irade, yasal altyapı, hesap verebilirlik) geliştirmiştir.

İngiltere'deki Nolan Komitesi, kamu hayatında bireysel düşünmeme, entegrasyon, nesnellik, hesap verebilirlik, açıklık, dürüstlük ve liderlikten oluşan yedi temel ilke belirlemiştir.

Etik algısı yerel kültürle sıkı sıkıya bağlıdır; nitekim Çin ile ABD etik kodları arasında yapılan bir karşılaştırmada %0 uyum tespit edilmiştir.

 

Türk Kamu Sektöründe Etik Konusunun Gelişimi

Türkiye'de 2004 yılında 5176 sayılı kanunla "Kamu Görevlileri Etik Kurulu" kurulmuş ve kamu görevlilerinin uyması gereken etik ilkeler ile kamuya girişte imzalanması zorunlu olan "etik sözleşmesi" yürürlüğe konmuştur.

 

Ancak kamuda liyakat eksikliği, bürokrasinin merkeziyetçi yapısı ve denetim yetersizliği gibi 12 temel faktör etik kültürün yerleşmesini engellemektedir.

 

Askeri Kurumlarda Etik Konusuna Farklı Yaklaşımlar

Silahlı kuvvetlerde üç temel etik programı yaklaşımı izlenir:

 

İtaat Tabanlı Yaklaşım (ABD): Yapılması ve yapılmaması gereken tüm hususların katı ve yazılı kurallarla belirlenmesidir.

 

Değer Tabanlı Yaklaşım (Kanada / Türkiye): Katı kurallar yerine arzu edilen etik değerlerin tanımlanması ve personelin bunları özümseyerek kararlarını bu süzgeçten geçirmesidir.

 

Önleyici Tabanlı Yaklaşım (Avustralya): Sadece kötüye kullanım riski en yüksek kritik alanlarda (sahtecilik vb.) önleyici düzenlemeler yapılmasıdır.

 

Askerlik Mesleğinin Değerleri

Askerlik mesleği hayati ve kutsal bir sorumluluk taşıdığı için etik zafiyetlerin sonuçları sivil hayata göre çok daha yıkıcıdır.

TSK İç Hizmet Kanunu’nda yer alan "Askerlik Yemini" askerlerin vatan uğrunda canını feda etmeyi namusu üzerine ant içtiği bir etik kontrattır.

TSK’nın temel mesleki değerleri; yurda bağlılık, mutlak itaat, sebat ve mukavemet, cesaret, canını esirgememek, harbe hazırlık, iyi geçinmek, iyi ahlak, sır saklamak, emel ve fikir birliği, yardımlaşma, vakarlı tavır, intizam severlik ve silah arkadaşlığı olarak belirlenmiştir. Hindistan ordusundaki Şeref Kodu ise liderin öncelik sıralamasını şöyle özetler:

"Ülkenizin emniyeti, onuru ve refahı daima ve her seferinde ilk sıradadır. Komutanızdaki adamların onuru, refahı ve rahatlığı ikinci sıradadır. Sizin kendi huzurunuz, rahatlığınız ve emniyetiniz daima ve her seferinde en son sıradadır."

 

Sonuç

Etik ilkelerin kurumsal kültürün bir parçası haline getirilmesi, dürüst yönetimin, hesap verebilirliğin ve toplumsal güvenin korunmasının yegane güvencesidir.

 

Bölüm 10: Geleceğin Savaşları Ve Stratejik Yönetim

Dr. Ömer Turunç

Bilişim teknolojilerinin getirdiği baş döndürücü değişim, küresel yaşamda fırsatları artırırken tehditlerin çeşitliliğini de artırmış, örgütlerin ve liderlerin varlığını sürdürmesini zorlaştırmıştır.

 

Bilgi Çağı, Bilgi Teknolojileri ve Özellikleri

Bilgi çağında, geleneksel maddi üretim faktörlerinin yerini entelektüel bilgi kaynağı almıştır.

Bilgi toplumunda, bilgi bolluğu yaşanmakta, kadın-erkek ayrımı teknik yeterlilik bazında ortadan kalkmakta ve çalışma hayatında "çift yakalılar" (hem sivil hem teknik uzmanlık taşıyanlar) öne çıkmaktadır.

 

Örgütsel Değişim ve Bilgi Teknolojilerinin Örgütsel Etkileri

Örgütsel değişim, çevresel etkilere uyum sağlama sürecidir.

Bilgi teknolojileri (BT), örgüt stratejisi ve iş süreçleri ile karşılıklı etkileşim halindedir (Şekil-1); BT’yi stratejisine entegre edemeyen yapılar rekabet gücünü yitirmektedir.

 

Örgütlerde Stratejik Yönetim ve Süreçleri

Strateji kelimesinin kökeni, M.Ö. 5. yüzyılda Atina'daki genel kurmay konseyini ifade eden "strategos" (ordunun generali) kelimesine dayanır.

Stratejik yönetim; bir organizasyonun uzun dönemde ayakta kalmasını sağlayacak dinamik kararlar ve planlamalar bütünüdür.

Mintzberg'in on yönetim okulu (tasarım, planlama, güç, konumlandırma vb.) içinde "Biçimleşme Okulu", tüm süreçleri bütünleştirici bir vizyon sunar.

Stratejik yönetim süreci; başlangıç (stratejik bilinç), planlama (yönlendirme, analiz, oluşturma) ve sonlandırma (uygulama ve eşzamanlı yenilikçi kontrol) aşamalarından oluşur.

 

Örgütlerde Belirsizlik, Risk, Kriz, Kaos ve Stratejik Yönetim

Kaos Teorisi, dinamik ve doğrusal olmayan sistemlerin düzensiz ama kendi içinde düzenli davranışlarını inceler.

Edward Lorenz'in tanımladığı "kelebek etkisi" (başlangıç şartlarına hassas bağımlılık) ilkesi uyarınca, karmaşık sistemlerde önemsiz gibi görünen en küçük bir hata veya değişiklik, sistemin çıktısında devasa yıkımlara yol açabilir.

Bu doğrultuda, kaotik ortamlarda katı hiyerarşik planlar yerine, ademi merkeziyetçi, esnek ve hızlı karar alan yapılar kurgulanmalıdır.

 

Gelecek ve Stratejik Yönetim

Yarının başarısı, istenen geleceği elde etmek üzere "bugün hangi stratejik kararların alınacağına" doğru karar vermekle mümkündür.

 

Geleceğin Savaşlarını Görebilmek ve Şekillendirebilmek

Gelecekteki savaşlar, Avrasya coğrafyasındaki kıt enerji ve su kaynaklarının kontrolü etrafında şekillenecektir.

Geleceğin savaşlarını şekillendirmek için SWOT, Performans Güçleri ve Denge analizleri gibi durum belirleme matrisleri askeri alanda da etkin şekilde kullanılmalıdır.

Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın tanımladığı üzere:

"Güvenlik algılamalarında meydana gelen değişimin en önemli sebeplerinden birisi, tehdidin tek boyutlu, devletten devlete olma klasik konumundan çıkarak, asimetrik ve çok boyutlu bir konuma ulaşmasıdır... Daha ucuz, daha etkili 'karanlık savaş' metotları günümüzde daha çok tercih edilmektedir."

 

Geleceği Yönetmek için Stratejik Yönetim Liderliği

Geleceğin liderleri "Stratejik Kaos Yönetimi" uygulamalıdır. Roosevelt'in Manhattan Projesi ve Bush Doktrini'nin "önleyici saldırı" tezi, geleceği savunma hattında beklemek yerine onu bugünden şekillendiren proaktif stratejik hamlelere örnektir. Zhang Yu'nun belirttiği gibi:

"Stratejin derin ve uzağı gören cinsten ise daha savaşmadan sen kazanırsın. Stratejik düşüncen sığ ve kısa erimli ise, daha savaşmadan sen kaybedersin."

 

Bölüm 11: Savaş ve Ekonomi

Dr. Mazlum Çelik

Savaşların temelinde kıt kaynaklardan daha fazla pay alma mücadelesi yattığı için savaşların doğrudan bir ekonomisi vardır.

 

Savaş Ekonomisi: Savaşın başarısı için ekonomik yapının düzenlenmesi ve seferberlik planlamalarıdır.

Ekonomik Savaş: Karşı tarafı zayıflatmak için uygulanan ambargo, abluka ve yaptırımlar gibi bir harp cephesidir.

 

Savaş Öncesi Dönem (Gücün Oluşturulması)

Roma atasözü "Barış istiyorsan savaşa hazır ol" uyarınca devletler caydırıcılık için bütçelerinden büyük kaynaklar ayırır.

SIPRI (2009) verilerine göre küresel askeri harcamaların %41,5'ini tek başına ABD gerçekleştirmektedir.

Savunma harcamalarının ekonomik büyümeye etkileri tartışmalıdır; Benoit olumlu etkileri savunurken, Looney kısıtlı kaynaklara sahip ülkelerde savunma harcamalarının büyümeyi baltaladığını ileri sürmüştür.

Silah ticareti, küresel ekonominin en karlı sektörlerinden biri olup en büyük satıcılar aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi'nde veto yetkisi olan en gelişmiş 7 ülkedir.

Savunma harcamalarının artması, eğitim ve sağlık bütçelerinden kesinti yapılması anlamına gelen yüksek bir alternatif (fırsat) maliyeti barındırır.

 

Savaş Dönemi (Gücün Kullanılması)

Savaş döneminde ekonomide çok radikal dönüşümler yaşanır:

Üretimin Şekil Değiştirmesi: Üretim imkanları eğrisi uyarınca, askeri üretim artarken sivil üretim kısıtlanır. Körfez Savaşı'ndaki gibi, hasmın üretim kapasitesini kırmak amacıyla ilk aşamada altyapı tesisleri bombalanarak imha edilir.

İşgücü Dengesi: En verimli genç erkek nüfus orduya alındığından üretim alanlarında ciddi verimlilik kayıpları yaşanır; bu boşluk kadın işgücünün artırılmasıyla kapatılmaya çalışılır. Ayrıca yedek askeri personelin orduya alınması sivil hizmetlerde (itfaiye, polis, sağlık) büyük aksamalara yol açar (Katrina Kasırgası zafiyeti örneği).

Yatırımların Durması: Güvensizlik, istikrarsızlık ve artan vergiler nedeniyle yerli ve yabancı yatırımlar bıçak gibi kesilir.

Finansman Kaynağı Yaratma: Devasa savaş maliyetlerini karşılamak üzere; vergilerin artırılması, fiyatlara müdahale ve karne uygulamalarıyla spekülasyonun önlenmesi, iç/dış borçlanma (para basarak borçlanmanın yarattığı hiperenflasyon), Tekalifi Milliye benzeri cebri tasarruflar [766] ve müttefik yardımları devreye sokulur.

Ticaret ve Turizmin Durması: Savaş ve terör, güvenliğe hassas olan turizm gelirlerini derhal sıfırlar (11 Eylül saldırılarının ABD ve küresel turizme darbesi).

 

Savaş Sonrası Dönem (Zararların Telafisi)

Tahribatın Onarılması: Yıkılan altyapı, konut ve sanayi tesislerinin yeniden inşası (Lübnan ve Irak örnekleri) devasa bir pazar yaratsa da bu durum yerel kaynakların yabancı inşaat şirketlerine transferiyle ülkenin geleceğini ipotek altına alır.

İnsan Zayiatının Yansımaları: Birinci Dünya Savaşı istatistikleri ve Bosna Savaşı tecrübesi, ölümlerin yanı sıra nitelikli beyin göçünün ve yaralıların yarattığı sosyo-ekonomik çöküşü gözler önüne sermektedir.

Ordunun Yeniden Teçhizi: Tüketilen askeri stokların tamamlanması ve ordunun yeniden kurulması için kısıtlı kaynaklar silah satıcılarına aktarılır.

 

Sonuç

Atatürk'ün belirttiği gibi: "Savaş, millet için hayati derecede zorunlu olmadıkça bir cinayettir."

Ancak savaş kaçınılmaz hale geldiğinde, savunma hazırlığı yapmamış olmak daha büyük bir cinayettir.

 

Bölüm 12: Düşünceden Hayatın İçine Kültürel Olgu Olarak Savaş

Dr. Yavuz Ercil

Savaşın Kavramsal Yapısı

İlk yazılı belge olan Gılgamış Destanı dahi savaş anlatımlarıyla başlar; düzenli ordu ve devlet yapılanmaları insanlık medeniyetinin kurucu unsurlarındandır.

 

Savaşın Bireysel Algılamadaki Gelişimi

Yapılan psikolojik araştırmalar, çocukların 8 yaşında savaş kavramını (ölüm, vurma, yıkım olarak) tam algıladıklarını, barış kavramını (kızlarda arkadaşlık, erkeklerde şiddetin olmaması olarak) ise ancak 10 yaşında idrak edebildiklerini göstermektedir. Savaş kavramı insan belleğinde barışa göre çok daha kararlı ve önce yer edinmektedir.

 

Savaş Kavramının Sosyal Bir Olgu Olarak Ortaya Çıkması

Herakleitos: "Savaş ve mücadele her şeyin babası, her şeyin kralıdır." diyerek, varlığın özündeki gerilimin yaşama enerji verdiğini savunmuştur. Savaş zamanla kurumsallaşarak karmaşık "askeri-endüstriyel-bilimsel karmaşıklar" zincirine dönüşmüş ve memetik (kuşaktan kuşağa aktarılan zihinsel şablonlar) bir sosyal bellek haline gelmiştir.

Fareler üzerinde yapılan 25 kuşaklık genetik deneyler, saldırganlık sıklığının kalıtsal ve sosyal olarak kuşaktan kuşağa aktarılabildiğini kanıtlamıştır.

 

Savaş Kavramının Olumlu ve Olumsuz Şekilleri

Olumsuz (Aktif) Savaş Kültürü: Maddi ve stratejik kazanımlar elde etmek, egemenlik kurmak amacıyla yapılan sömürgeci saldırı savaşlarıdır.

Pasif (İçselleştirilmemiş) Savaş Kültürü: Sadece savunma, korunma ve hayatta kalma güdüsüyle, seçeneksizlikten yapılan hayati savaşlardır.

 

Olumsuz / Aktif Savaş Kültürü

Avrupa devletlerinin hammadde ve işgücü için Afrika ve Asya'yı sömürgeleştirmesi aktif savaş kültürünün en net örneğidir.

Zulu kabilesi, barışçıl bir hayvancılık toplumuyken kıtlık ve Boer tehdidiyle karşılaşınca, Shaka liderliğinde tüm toplumsal yapısını (evlilik yasakları, göğüs göğüse muharebe düzeni) değiştirerek yok edici, saldırgan aktif bir savaş toplumuna dönüşmüştür.

Günümüzdeki birçok savaş, aslında doğal kaynak zenginliklerini (Sudan petrolü, Kamboçya kerestesi, Sierra Leone elması) ele geçirme amacı taşıyan "kaynak savaşları"dır.

 

İçselleştirilmemiş / Pasif Savaş Kültürü

Paskalya Adası sakinleri, kano yapacak ormanların tükenmesi ve kuraklık sonucu besin kıtlığı yaşayınca, adadaki tek yanardağın volkanik taşlarından mızraklar üreterek hayatta kalmak amacıyla savaşa sürüklenmiş ve bu içselleştirilmemiş pasif savaş en sonunda adadaki insan nüfusunu yok olma noktasına getirmiştir.

 

Savaşın Sistem Yapısı

Machiavelli, fetih isteğinin doğal olduğunu ve savaşta başarının ahlak dışı bir mutlak kararlılıkla elde edilebileceğini savunmuştur. Oysa modern savaşlar kaotik ve doğrusal olmayan (non-linear) dinamik sistemlerdir.

Clausewitz'in belirttiği gibi, savaşta bir etkinin hangi tepkiye yol açacağı kestirilemez; başlangıç koşullarındaki en küçük bir hata veya şans faktörü savaşın kaderini baştan aşağı değiştirebilir; bu nedenle teorik kılavuzlar yerine şahsi istidada pay ayrılmalıdır.

 

Sonuç

Dünyada silahsızlanmaya harcanan her bir dolara karşılık, silahlanmaya 140 dolar harcanmaktadır. Küresel barışın kalıcı olarak tesisi, ancak insan zihnindeki bu yıkıcı "savaş memetikleri" ile yürütülecek kültürel mücadele ile mümkün olabilecektir.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder