3 Haziran 2026 Çarşamba

Jutta Bakonyi, Berit Bliesemann de Guevara - Şiddetin Mikro-Sosyolojisi - Notlar

Jutta Bakonyi, Berit Bliesemann de Guevara - Şiddetin Mikro-Sosyolojisi - Notlar

Kolektif Şiddetin Kalıplarını ve Dinamiklerini Çözmek

A Micro-Sociology of Violence, Deciphering Patterns and Dynamics Of Collective Violence, Routledge, 2012

 


Kitap, kolektif şiddeti şekillendiren sosyal süreçlerin, dinamiklerin ve kurumların daha derinlemesine anlaşılmasını amaçlamaktadır. Şiddetin toplumsal mantığa bağlı toplumsal bir pratik olduğunu ve kolektif biçimiyle yinelenen kalıplar olarak ortaya çıktığını ileri sürüyor.

Araştırmalar, kolektif şiddetin, en azından belli bir süre devam etmesi halinde, örgütlenmeyi hedeflediğini ve dolayısıyla kurucu ve bütünleştirici mekanizmalar geliştirdiğini gösteriyor.

 

Giriş - Şiddet Mozaiği

Jutta Bakonyi, Berit Bliesemann de Guevara

Şiddet (özellikle kolektif şiddet ve savaşlar); temel bir düzen eksikliği, kaos veya rasyonel olmayan bir patoloji değildir. Zaman ve mekân içinde izleneblenecek yinelenen kalıplara ve işlevsel mantıklara sahiptir.

 

Geleneksel yaklaşımlar (modernizasyon teorileri vb.), Üçüncü Dünya'daki çatışmaları "başarısız devlet" veya "otorite eksikliği" olarak kodlar ve çözümü Batılı devlet modellerini ihraç etmekte (devlet inşası) arar.

 

Devlet her zaman aktörlerden biridir.

 

Metodolojik Çerçeve

Habitus (Pierre Bourdieu): Aktörlerin tarihsel ve öznel deneyimleri ile toplumsal konumları tarafından şekillendirilen algı ve eylem eğilimleri.

 

Eylem Repertuvarı (Charles Tilly): Belirli bir sosyal grubun iddialarını ifade etmek için yararlanabileceği, tarihsel olarak gelişmiş araç ve seçenekler dizisi. İnsanların şiddete başvurup başvurmayacağı ve hangi yöntemi seçeceği (yaralanmaya açıklık ve yaralanma yeteneği) bu birikimle önceden şekillenir.

 

Şiddet, toplumsal kurallara ve geçmiş deneyimlere dayalı yerleşik bir eylemdir.

İnsanların eninde sonunda şiddeti kullanıp kullanmayacağı ve nasıl kullanacağı... daha önceki şiddet deneyimleri tarafından önceden şekillenmiştir.

 

Kolektif şiddet hazırlık ve seferberlik gerektirir. Başarılı bir şiddet örgütünün (protesto hareketi, milis, çete vb.) çözmek zorunda olduğu üç temel örgütsel görev (tessera) vardır:

1. Sosyal Sınırların Etkinleştirilmesi: Bu süreçte iki aktör öne çıkar; siyasi girişimciler ve şiddet uzmanları.

"Biz/öteki" kutuplaşmasını sertleştirir.

 

2. Savaşçıların İşe Alınması: Potansiyel faillerin mobilize edilmesi ve şiddet uzmanlarının (askeri geçmişe sahip olanlar ya da paralı askerler/eşkıyalar) kültürel sermayelerinin devreye sokulması.

 

3. Ekonomik Kaynakların Seferber Edilmesi: Max Weber’in ideal-tipik sınıflandırmasına dayanan finansman biçimleri; gönüllü katkılar (dış destekler), gasp/haraç paraları (yağma, koruma ücreti) ve istikrarlı bir vergi ekonomisi/kendi ekonomik faaliyetleridir. Örgütler güçlendikçe gasp ekonomisinden düzenli vergi ve yarı devlet yapılarına geçme eğilimi gösterirler.

 

Şiddet, sürekli bir eylem biçimi olarak çok fazla kaynak tükettiği için kendi kendini sınırlama eğilimindedir. Akut kolektif şiddet, zamanla kurucu ve bütünleştirici özellikler geliştirerek "ne barış ne de savaş" olarak özetlenebilecek yeni şiddet emirlerini (şiddet düzenlerini) ortaya çıkarır.

 

Bir çatışmanın veya şiddetin uzun süre devam edebilmesi (Kolombiya örneğinde olduğu gibi) toplumsal sınırların çizilmesine, muhalif grupların kurulmasına, savaşçı toplanmasına ve sürekli ekonomik kaynak teminine bağlıdır.

 

Bu önkoşullar tam sağlanamadığında şiddet, ancak yerel siyasi/sosyal ağlara entegre olduğu ölçüde dinamik kazanan veya aniden başlayıp biten yıkıcı isyanlara dönüşür.

 

Şiddet Düzenleri

Şiddet sürekli bir tırmanma (aşırılık) olarak varlığını sürdüremez; çünkü kaynakları ve insan gücünü hızla tüketir.

Şiddet homojen dağılmaz; bir bölgede yıkım sürerken hemen yanındaki bölgede günlük hayat rutininde devam edebilir.

 

Şiddet sadece medyadaki spektaküler olaylardan ibaret değildir; kurumsallaşarak insanların günlük yaşamının bir parçası haline gelir ve kendi kural ve düzenlemeleri olan bir "toplumsal eylem alanı" (Bourdieu) oluşturur.

 

Yerel şiddet alanları dünyadan kopuk veya egzotik değildir; aksine "dünya toplumunun" bir parçasıdır.

 

İlişkilerin Sürdürülmesi Olarak Ayaklanmalar: Hindistan, Gujarat'ta Hindu-Müslüman Şiddeti ve Siyasi Arabuluculuk

Ward Berenschot

 

27 Şubat 2002'de Hindistan'ın Gujarat eyaletindeki küçük bir kasaba olan Godhra'nın tren istasyonunun hemen dışında bir tren vagonunun yakılması sonucu 58 kişi öldü.

Tren yangını bir "tetikleyici" işlevi görmüş, devlet/polis destekli Hindu çetelerin Müslüman mahallelerine yönelik tek taraflı, koordineli ve son derece vahşi saldırılarına (pogrom) dönüşmüştür.

 

Şiddet, siyasi liderlerin (örneğin yerel politikacı Shailesh Macwana), Hindu milliyetçisi örgütlerin (VHP, RSS, Bajrang Dal) ve polisin doğrudan yönlendirmesiyle gerçekleşmiştir. Kalabalıklar kendiliğinden değil; tütün (masala), para, alkol, silah sağlanarak ve korku söylemleri üretilerek sahaya sürülmüştür.

Polis tarafsızlığını yitirerek Hindu çetelerle işbirliği yapmış, Müslüman hedeflere ateş açmış, failleri korumuştur.

Şiddet, bu aktörlerin (politikacılar, polis, suç örgütleri (goondas) ve sağcı aktivistler) hem kendi aralarındaki bağımlılık ilişkilerini sürdürmelerinin hem de devlet kaynakları ve sivil halk üzerindeki otoritelerini/güçlerini sağlamlaştırmalarının bir aracıdır.

 

Vatandaşların hantallık, yolsuzluk ve tepkisizlik nedeniyle devlet kurumlarıyla doğrudan iletişim kuramaması, siyasetçileri zorunlu birer "arabulucu" haline getirir.

Siyasetçiler vatandaşların gündelik bürokratik işlerini çözmeye harcayarak kendilerine borçlu ve sadık bir kitle yaratırlar.

Bu sürekli müdahale hali, devlet ile toplum arasındaki sınırı ortadan kaldırarak devleti yerel siyasetin nüfuz ettiği "süngerimsi bir arayüze" dönüştürür.

 

Polis, rüşvet çarkları nedeniyle siyasetçilere tabidir.

 

Suç örgütleri yasadışı işletmelerini polis baskınlarından korumak için siyasi desteğe ihtiyaç duyarlar. Bunun karşılığında siyasetçilere seçim finansmanı ve rakipleri sindirmek için fiziki güç ("kas gücü") sağlarlar.

 

Hindu milliyetçi örgütler, sağlık ve eğitim gibi alternatif hizmetler sunarak ve kendi üyelerini devlet kadrolarına yerleştirerek mahalle düzeyinde devasa bir patronaj ve bağlılık ağı kurarlar.

 

Alt düzey parti çalışanları ve suçlular için şiddet eylemlerini organize etmek; üst düzey siyasetçilerin gözüne girmek, "iyilik havuzunda" kredi biriktirmek ve gelecekteki siyasi/bürokratik çıkarlarını garanti altına almak için stratejik bir fırsattır.

 

Kitlesel Şiddetin Ahlaki Ekonomileri: Somali 1988-1991

Jutta Bakonyi

Somali iç savaşı

1981’de sürgündeki kentli elitler tarafından kurulan SNM, 1988’deki Hargeysa ve Burco bombardımanları sonrasında alt klan tabanlı kitlesel bir halk hareketine dönüştü.

Dış desteği kesilen SNM, varlığını sürdürebilmek için klanların geleneksel yardımlaşma ve dayanışma kurumu olan Qaaraan sistemine dahil oldu. Bu durum, sivil halkı doğrudan savaşın aktörü ve lojistik sağlayıcısı haline getirdi.

Klan sistemine entegrasyon, yaşlıların (Senato/Guurti) askeri alımlarda ve lojistikte söz sahibi olmasını sağladı.

 

SNM’nin örgütsel modelini ve mobilizasyon taktiklerini kopyalayarak Birleşik Somali Kongresi (USC) kuruldu.

 

Rejimin çöküşünün yakın olduğunu gören gençlerin ve firar eden askerlerin coşkuyla katılımı, klan yaşlılarının denetimsiz milisler kurmasıyla birleşince USC, sahadaki şiddet üzerinde denetimi kaybetti.

 

Savaş bölgelerinden gelen sığınmacılar genç işsiz nüfusunu artırmış, gıda tedarik zincirlerinin kesilmesi fiyatları yükseltmiş ve toplumsal hoşnutsuzluğu tırmandırmıştır.

 

Ayaklanma; hırsızlar, yağmacılar, firar eden kolluk kuvvetleri ve klan temelli çetelerin dahil olduğu anarşik bir yapıya bürünmüştür. Klanlar (Habr Gedir, Abgaal, Murosade, Hawadle) kendi aralarında rekabete girmiştir.

 

İlk yağma dalgası devlet dairelerini, bankaları, kamu işletmelerini ve hatta yabancı büyükelçilikleri (örn. ABD Büyükelçiliği) hedef almıştır.

 

Şiddet kısa sürede tüm Darood klan ailesine yayılmış, USC güçleri ve çeteler ayrım gözetmeksizin Darood mensuplarını hedef alarak kitlesel kıyımlara ve kaçışlara yol açmıştır.

 

Yerinden Olma, Geri Dönüş ve Hac Yolculuğu: Kolombiya'da Şiddet ve Şiddetsizlik Toplumsal Düzenlerinin İnşası

Nora Christine Braun

2001-2002 yıllarında AUC paramiliter güçleri, onlarca yıldır ELN gerillalarının kontrolünde olan Catatumbo'ya saldırarak katliamlar gerçekleştirmiş ve 25.000 köylüyü yerinden etmiştir. Cúcuta gibi kentlerin gecekondu mahallelerine sığınan köylüler; işsizlik, yoksulluk ve şehirde de devam eden paramiliter baskısı nedeniyle "Şehirde açlıktan ölmektense evimizde vurulmayı tercih ederiz" diyerek geri dönme kararı almıştır.

 

Kolombiya'daki zorunlu iç göç ve çatışmalar 19. yüzyıldaki ulus inşası süreçlerine ve 1940-50'lerdeki La Violencia (Liberal-Muhafazakar iç savaşı) dönemine dayanır.

Tarihsel süreçte zorla yerinden edilen halk, ideolojik/politik çizgilere göre ayrışarak coğrafi olarak parçalanmış alanlar oluşturmuştur.

 

Yalnızca silahla meşruiyet sağlanamayacağı için aktörler "patron-müşteri" (kayırmacı) ilişkileri kurar. Gerillalar ve paramiliterler yol, okul yapıp istihdam sağlarken; devlet/ordu ise kalkınma projeleriyle sivil-askeri alan ayrımını bulanıklaştırarak halkın desteğini veya bağımlılığını kazanmaya çalışır.

 

Köylüler silahlı hiçbir aktörün (ordu dahil) giremediği, insan haklarına ve sivil yaşama dayalı özerk "barış ve direniş toplulukları" inşa ederek tarafların Manocu mantığını reddetmişlerdir.

 

İnsani Yardımseverlik, Şiddet ve Kuzey Uganda'daki Kamp

Adam Branch

Uganda hükümeti, LRA'nın (Tanrının Direniş Ordusu) barbarlığını vurgulayıp kendisini "terörle mücadele eden meşru devlet" olarak sunarak uluslararası meşruiyet kazanmıştır. Bu ahlaki söylem, devletin Acholi halkını zorla toplama kamplarına kapatmasını ve uyguladığı ağır kontrgerilla şiddetini görünmez kılmıştır.

Kamp düzeni, Acholi halkını yalnızca "biyolojik olarak hayatta tutulan" ama tüm siyasi haklar ve temsil imkanlarından yoksun bırakılan (çıplak hayat) edilgen nesnelere dönüştürmüştür. Yardımın kesilmesi tehdidi ve kamptaki disiplin uygulamaları, devletin siyasi muhalefeti ezmesini kolaylaştırmıştır.

Bütün bu baskı, kontrol ve depolitizasyon çabalarına rağmen kamp sakinleri tamamen pasif kalmamış; sahte isim listeleri vermek, devlete karşı hak taleplerini sürdürmek ve alternatif toplumsal ağlar kurmak suretiyle kendi direniş ve siyaset biçimlerini üretmeyi başarmışlardır.

 

İnsani söylem, krizleri ve şiddetin etkilerini "teknik ve istatistiksel bir sorun" (beslenme oranları, nüfus sayıları, hastalık verileri) olarak ele alır. Şiddet teknikleştirildiği için çözümü de teknikleştirilir; bu durum yardım kuruluşlarının uzman bilgisini ve müdahalesini meşrulaştırır.

Yardım alıcıları; kendi adlarına hareket edemeyen, korunmaya ihtiyaç duyan pasif aktörler olarak kurgulanır.

Yardım kuruluşları, halkın bu direnme, yağmalama veya boyun eğmeme potansiyeliyle baş edebilmek için askeri güçlere dayanmak zorundadır. Bu durum halkın gözünde insani yardım ile hükümet/ordu şiddetini ayrıştırılamaz hale getirir.

 

Şiddet ve insani yardım birbirini besler. İnsani yardım, kampların uzun vadede sürdürülmesini sağlayarak yerinden edilmeyi kalıcılaştırır; şiddet ise yardımın muhalefetle karşılaşmadan yürütülmesini güvence altına alır.

 

Amerika'da 'İhlalci Nesneler': Ondokuzuncu Yüzyıl Kızılderili Savaşları Sırasında Ganimet Koleksiyonunda Mimesis ve Şiddet

Cora Bender

ABD ordusunun 19. yüzyıldaki Kızılderili Savaşları sırasında uyguladığı yöntemler, "düşmanın (yerlilerin) varsayılan vahşetini/savaş tekniklerini taklit etme" esasına dayanır. Ordu, "vahşi" olarak nitelendirdiği düşmanı yok edebilmek için onun seviyesine inmiş ve mimetik (taklitçi) bir şiddet benimsemiştir.

 

Savaş meydanında vücut parçası veya eser toplamak, zamanla etnografik/arkeolojik koleksiyonculuğa ve Smithsonian Enstitüsü gibi bilimsel kurumlara evrilmiştir. Bu durum, devletin uyguladığı şiddetin rasyonelleştirilip kurumlar aracılığıyla dönüştürülmesini simgeler.

 

General Crook’un kurmay subayı Yüzbaşı John Gregory Bourke, aktif bir savaşçı, aynı zamanda antropoloji/etnografi yazarı ve koleksiyoncudur. Öldürdüğü insanların kulaklarından lamba altlığı yapar.

 

Sınırdaki (Frontier) mimetik şiddet ve beden parçası toplama pratikleri tamamen yok olmamıştır.

 

Yağmur ve Baskınlar: Kuzey Kenya'da Şiddetli Hayvan Baskını

Karen M. Witsenburg, Wario R. Adano

Gözlemciler, STK'lar ve neo-Malthusçu yaklaşımlar (örn. Thomas Homer-Dixon) genellikle çatışmaların kuraklık ve kaynak kıtlığından kaynaklandığını savunur. Ancak Kuzey Kenya (Marsabit ve Moyale) verileri bunun aksini göstermektedir.

 

Kurak yıllarda yıllık ortalama şiddet kaynaklı ölüm sayısı 23 iken, yağışlı yıllarda bu sayı 50'ye çıkmaktadır (yaklaşık iki katı).

 

Yağışlı mevsimde meranın bol olması sebebiyle hayvanlar daha güçlü, sağlıklı ve besilidir. Uzun mesafeli intikallere dayanıklıdırlar.

Bitki örtüsü daha sık ve gür olduğu için baskıncıların saklanması kolaylaşır. Ayrıca yağmur, hayvanların ve baskıncıların ayak izlerini siler.

 

1963'teki bağımsızlıktan bu yana bölge nüfusu ve etnik çeşitlilik (Borana, Gabra, Rendille, Samburu, Turkana vb.) artmıştır. Nüfus artışına rağmen, toplam şiddet olayı sayısında zaman içinde oransal bir düşüş gözlemlenmiştir.

 

Saldırılarda sadece hayvanların çalınmayıp cesetlerin parçalanması, şiddetin yalnızca ekonomik bir kaynak ele geçirme eylemi olmadığını; düşmanı insanlıktan çıkarma, ritüel ve sembolik aşağılama amacı taşıdığını gösterir.

Karanlıkta ve kargaşada kendi üyelerini vurmamak için ağaç kabuğu veya kumaş gibi ayırt edici etiketler kullanılır.

Sık yaşanan kuraklıklar nedeniyle erkek gücünün sürüleri uzun süre terk edememesi, günümüzde devasa baskınların azalmasına; ancak küçük ölçekli ve sık saldırıların devam etmesine yol açmıştır.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder