2 Haziran 2026 Salı

Leo Panitch - Günümüzde Şiddet - Notlar

Leo Panitch - Günümüzde Şiddet - Notlar

Ya Barbarlık Ya Sosyalizm

Violence Today , Actually Existing Barbarism

Mütercim: Umut Haskan, Yordam Yayınları, 2009

 


ÖNSÖZ

Leo Panitch & Colin Leys

Kapitalizmin giderek daha fazla şiddetle kendini ifade etme eğilimi…

(Rosa Luxemburg) Engels’e atıfla, toplumun "sosyalizme doğru ilerleme, ya da barbarlığa geri dönüş" ikilemiyle karşı karşıya olduğunu söyler.

İki dünya savaşının kıyımı…

BM İnsan Hakları Bildirgesi'ne rağmen dünya nadiren eskisinden daha az şiddete sahne oldu.

Reel sosyalizmin sona ermesinden yirmi yıl sonra bir başka barbarlık çağından geçtiğimizi hissetmek güç.

Amaç, günümüz dünyasındaki şiddet biçimlerinin olağanüstü çeşitliliği üzerine net bir bakış açısı geliştirmektir.

 

GÜNÜMÜZDE ŞİDDET: GÜNCEL DÜŞÜNCELER

Henry Bernstein, Colin Leys ve Leo Panitch

Günümüz dünyasında şiddet terörizmle savaştan, iç savaşlara ve kadına yönelik şiddete kadar çok geniş bir yelpazeye yayıldı.

Güney ülkelerinin pek çok bölümünde, şiddet neredeyse 'doğal' hale gelmiş durumdadır.

Antik çağlardan bu yana şiddet, insanların dünyasındadır.

Günümüzde şiddetin somut gerçekliğinin yanı sıra ideolojisinin de çözümlenmesi gerekmektedir.

 

Kapitalizmden Doğan Şiddet

Kapitalizmin doğuşundaki ilkel birikim süreçleri, (Marx) "sermaye dünyaya, tepeden tırnağa her bir gözeneğinden kan ve pislik damlayarak gelir" tespitiyle açıklanmaktadır.

Sömürgeci yayılmacılık, yerli halkların mülksüzleştirilmesi ve "uygarlaştırma misyonu" adı altında dayatılan ırkçılık, kapitalist çekirdeğin ve çeperlerin inşasındaki şiddetin parçasıdır.

Günümüzde ise stratejik doğal kaynakların yağmalanması, "doğal kaynak laneti" adı verilen istikrarsızlık ve şiddet ortamını beslemektedir.

Ayrıca Güney, ABD ve müttefiklerinin "ibret verme amaçlı" ve "önleyici" şiddetine maruz kalmaktadır.

 

Karşı Şiddet Döngüsü

Sermayenin egemenlik biçimleri bir karşı şiddet zinciri doğurmuştur.

Toplumsal devrimlerde, sömürgecilik karşıtı bağımsızlık mücadelelerinde ve ilerici güçlerin bastırıldığı ortamlarda silahlı mücadeleler yürütülmüştür.

Bu süreç, "baskıcı devlet yapılarına... karşı girişilen, tepki niteliğindeki, çoğu kez savunma amacı taşıyan şiddete kadar giden bir yelpazedeki 'karşı şiddet' döngüsü" olarak tanımlanmaktadır.

Bu döngüye egemenler, paramiliter yapılar ve işkence gibi yöntemlerle yoğunlaştırılmış bir "terörle mücadele" söylemiyle karşılık vermektedir.

 

Halkın Kendine Yönelttiği Şiddet

Ezilenlerin şiddeti her zaman ezenlere yönelmez; bazen bizzat halkın kendisine döner.

Ruanda ve Kongo gibi alanlarda Mahmud Mamdani’nin ifadesiyle "kurbanların katillere dönüştüğü" çatışmalar buna örnektir.

Çaresizlik koşullarında çetecilik, uyuşturucu ticareti ve savaş ağalarının gayriresmî şiddeti yaygınlaşmaktadır.

Mike Davis’in belirttiği gibi, insanlık dayanışmasının geleceği, yeni kentli yoksulların, küresel kapitalizmin kendilerine biçtiği kutupsal marjinallik rolünü sineye çekmeyi militanca reddetmelerine bağlıdır.

 

Şiddetin İdeolojik Arka Planı

Aydınlanma duyarlılığı yasal cezalandırmadaki bazı vahşi yöntemleri geride bıraksa da, Žižek'in belirttiği üzere, bireye yönelik şiddetle ilgili hassasiyet genellikle, 'bir sistemin doğasında yer bulan… hükümranlık ve sömürü ilişkilerini ayakta tutan, daha kurnazca ve güç algılanabilir baskı biçimleri' olan topluma yönelik [objective] şiddet üzerindeki kaygılarla ters ilişkilidir.

Mark Twain de iki farklı "Terör Krallığı" olduğunu yazarak sistemin görünmez dehşetini vurgulamıştır.

Neoliberal ideoloji, devleti insancıl sunarken "Ötekiler"e karşı şiddeti yasal olarak meşrulaştırmaktadır.

 

Küresel Jandarma

SSCB’nin çöküşü, ABD’ye küresel bir jandarma gibi davranma yolu açmıştır.

NATO, "bir savunma örgütünden, kendi uygun gördüğü her yerde askeri müdahalelere imza atmaya hazır, güçlü bir ittifaka" dönüşmüştür.

11 Eylül sonrası dönemde, kentsel protestolar ve mülk zararları gibi eylemler ile terör arasındaki ayrım devlet eliyle bilinçli olarak muğlaklaştırılmıştır.

 

Bir Kez Daha: Ya Sosyalizm, Ya Barbarlık

Barbarlığın yayılması, yirminci yüzyıldaki sosyalist ve sosyal demokrat projelerin yenilgileriyle doğrudan bağlantılıdır.

21. yüzyıl sosyalist siyaseti, devrimci şiddete güzellemeler yapma ayartısına karşı da tetikte olmalı, mülksüzleştirilmiş ve ezilmiş kesimlerden gelecek tüm şiddet içerikli direniş eylemlerini devrimci kabul etme hatasına düşmemelidir.

Yüceltilmesi gereken şiddet değil, dayanışma ve cesarettir.

 

AMERİKAN MİLİTARİZMİ VE EGEMEN SİYASİ YAPISI: IRAK’IN İŞGALİNDEN ÇIKARILACAK GERÇEK DERSLER

Vivek Chibber

Irak’ın işgali, Irak halkı için büyük bir yıkım getirirken Amerikan hegemonyası açısından da felakete dönüşmüştür.

Bu girişim sadece dar bir neo-muhafazakâr grubun ya da petrol devlerinin komplosu olarak açıklanamaz.

 

Soğuk Savaş’tan Yeni Dünya Düzenine

Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD askeri ağını daraltmak yerine genişletmiştir.

Clinton’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Anthony Lake, ABD'nin etki alanını genişletme stratejisini ilan etmiştir.

Bu doğrultuda caydırıcılık, yerini açıkça yürütülecek bir üstünlük arayışına bırakacaktı.

 

George W. Bush Öncesi Irak’ta Durum: Çevreleme Politikasından Rejim Değişikliğine

Saddam Hüseyin'e yönelik saldırgan askeri tutum Bush'tan önce, Clinton döneminde başlamıştır.

Çevreleme politikasının uygulanma koşulları: 1991 Körfez Savaşı sonrası Körfez petrollerinin arz bolluğu ve müttefiklerin desteği yaptırımlarla çevreleme politikasını kolaylaştırmıştır.

Ancak Clinton döneminde strateji örtülü operasyonlarla "çevreleme ve rejim değiştirme" yönüne kaymıştır.

Rejim değiştirme politikasına geçiş: 90'ların sonunda petrol arzındaki sıkışıklık ve yaptırımlara yönelik desteğin aşınması bu politikayı istikrarsızlaştırmıştır.

Yaptırımları kaldırmak ABD için dolaysız bir güç kaybı yaratacaktı; çünkü "Irak... bir petrol denizinin üzerinde oturuyordu" ve Saddam bölgesel bir rakip haline gelebilirdi. Bu açmazda Clinton yönetimi de "rejim değiştirme" seçeneğine yönelmiştir.

 

Kırılmaya Doğru: Bu Neo-Muhafazakârların Savaşı Mı?

11 Eylül saldırıları, Bush yönetimine kamuoyunu esneterek rejim değişikliği planını uygulamaya koyma fırsatı vermiştir.

Siyasi seçkinler arasındaki esas anlaşmazlık işgalin özü değil, zamanlaması ve kullanılacak araçlar üzerinedir.

Anlaşmazlık kurmacası: Baba Bush'un kadroları (Scowcroft, Baker) ile Clinton Demokratları işgal fikrine tamamen karşı çıkmamış, bunun müttefiklerle yapılmasını savunmuşlardır.

Çok Taraflılık Düzmecesi: Muhaliflerin çok taraflılık çağrıları içi boşaltılmış bir kavramdır ve Robert Kagan’ın alaycı ifadesiyle "Amerikan tipi birçok taraflılık" anlamına gelir.

Amaç BM üzerinden işgale meşruiyet kılıfı uydurmaktır.

Varılan sonuç: Bush, muhaliflerin önerilerini benimseyerek BM Güvenlik Konseyi'nden 1441 sayılı kararı çıkarmış ve "BM yollarının tüketilmesi" kampanyasını yürütmüştür.

 

Petrol Bağlantısını Yeniden Değerlendirmek

Petrol şirketlerinin imtiyazlı erişim talebi işgalin tek nedeni değildir.

Petrole dair çıkarlar hakkında söylenebilecek en uygun şey, rejim değişikliğini öngören geniş bir çıkarlar bütününün yalnızca bir parçası olduğudur.

Saddam'ın Amerikan egemenliği dışına çıkması, tahammül edilemez siyasi sonuçlar yaratacaktı.

 

Neo-Muhafazakârların Rolü Neydi ve Ne Değildi?

Neo-muhafazakârlar sadece askeri bir başarı vaat eden somut bir eylem planı hazırlamışlardır.

Geri plandaki militarist yönelim ise iktidar blokunun tamamınca benimsenmiştir: Demokratlar savaş çığırtkanlığı yapmadılar; savaşa rıza gösterdiler ve savaşın Bush tarafından gündeme alınmasından sonra da, destek verdiler.

 

Sonuç

Irak'taki fiyasko ABD'yi yalnızlaştırmıştır.

Ancak gelecek yönetimlerin Amerikan askeri ve ekonomik üstünlüğünü pekiştirme kararlılığından taviz vermesi beklenmemektedir.

Orta Doğu’ya yönelik devlet politikasında geleneksel tavra dönülmesi halinde, Amerikan üstünlüğüne ve 'Amerikan tarzı çok taraflılığa' dönük kararlılık, muhtemelen; kuvvet kullanımına veya kuvvet kullanımından tehdit unsuru olarak faydalanılmasına dayanacak bir strateji anlamına gelmektedir.

 

EKRANDAKİ BARBARLIK: AMERİKAN GÖRSEL KÜLTÜRÜNDE ŞİDDET

Philip Green

I

W.B. Yeats'in dizelerinden mülhem "yaşlılara göre değil bu ülke" ifadesi, günümüzde bitmek bilmeyen bir şiddetin mekânına işaret etmektedir.

Sinemada izleyici kitlesi özdeşleşmeden röntgenciliğe, ahlaki rekabetten nihilizme sürüklenmiştir.

Çağdaş korku sineması, slasher sinemasının işkence sinemasına dönüşmesidir.

Artık kelimenin tam anlamıyla bir "şiddet pornografisi" söz konusudur. Klasik filmlerdeki ahlaki gerilimin yerini, 3:10 to Yuma’nın yeniden çekiminde olduğu gibi vahşi bir toplu kıyım ve amaçsız şiddet almıştır.

 

II

Televizyon dizilerinde (Dexter, CSI) cinayet kurbanlarının bedenleri göze batan bir tatsızlıkla sergilenmektedir.

Eğlence televizyonu sağa doğru açılan bir kapıdır ve yetkeci popülizmin tarafını tutmaktadır.

Klasik dedektif ve dürüst avukat figürlerinin ortadan kalkmasıyla, "adalet veya hak adını verdiğimiz kavramlar, artık önem sıralamasında yasa uygulayıcıdan sonra gelmektedir"

. Yasa uygulayıcının sınırı belirlemesi, barbarizme doğru atılan kritik bir adımdır

.

III Klasik sinema bireyin ahlaki tercihleri etrafında kurulurken, günümüzde şiddet, bir içgüdüsel zevk kaynağından daha fazla bir şey değilmiş gibi estetize ediliyor –fetişleştiriliyor.

Seyirciyi bu vahşi görüntülere alıştırmak ve insanlıktan uzaklaştırmak hedeflenmektedir.

Sonuçta sinematik ve ahlaki düş gücünün etkinliğidir yitirilen.

Kuvvet kullanımının üzerindeki tüm kısıtlamaların kaldırılması, barbarlıktır.

 

IRK AYRIMI, HAPİSHANELER VE SAVAŞ: ABD ŞİDDET TARİHİNDEN SAHNELER

Ruth Wilson Gilmore

Güney Louisiana: Silahlı Beyaz Adamlar

Katrina Kasırgası’nın ardından sular altında kalan Siyahların ve onlara silah doğrultan beyaz adamların görüntüleri, "Bu ülkede Siyah olmak zor ve tehlikelidir" gerçeğini hatırlatmıştır.

Gretna’da köprüden geçişi engelleyen beyaz yasa uygulayıcıların tavrı, bir yüzyıl önceki linç güruhlarıyla aynı köke dayanmaktadır.

Ida B. Wells'in de gösterdiği gibi linç, beyaz ırkın üstünlüğünü ve ucuz işgücü sömürüsünü güvence altına alan kurumsallaşmış bir işkencedir.

Beyaz ırk, kendisine yüklenen sosyal ve siyasi anlamlardan meydana geldi.

 

Güney New England: Askeri-Endüstriyel Bileşim

New Haven’da tarih boyunca "silahlar ve öğrenciler yüksek kalitede üretilir ve yüksek maliyetle okurken" seçkinci bir düzen kurulmuştur.

Bu yapı, Eli Whitney ve Winchester tüfeğinin seri üretimiyle şekillenen, "işçilerin, entelektüellerin, patronların... bir ölüm makinesine dönüşmesini sağlayacak siyasi ve ekonomik gücün bileşimi" olan askeri-endüstriyel bileşimi doğurmuştur.

1945 sonrası dönemde ise bu yapı Pentagon'un kurulmasıyla kurumsallaşmıştır.

 

Greyhound İstasyonundan Ebu Garib’e: Kader

Olarak Sunulan Hapishaneler Katrina sonrası New Orleans’ta tamamlanan ilk altyapı çalışmasının bir otobüs istasyonunun hapishaneye dönüştürülmesi olması semboliktir.

ABD'de hapishaneler işkencenin yerini almamış, toplumsal düzeni korumak için onu tamamlamıştır.

Kitleleri kilit altına alma süreci, erken ölümlere karşı korunmasızlık düzeyi üzerindeki ırk temelli farklılaşmayı yaratan ve sonra da bunu sömüren bir makinedir.

 

Köleliğe Son, Hemen Şimdi

Hapishanede ve Guantanamo gibi üslerde işkence sıradanlaşmıştır.

Hakları elinden alınmış suçlu sınıfının yaratılması, Dred Scott davasında Yüksek Mahkeme’nin verdiği, kimlerin insan sayılacağını ve dolayısıyla insan haklarına sahip olacağını belirlenmesinde ırkı temel alan kararın dolaylı mirasçısıdır.

Çözüm, yapısal dönüşüm getirmeyen reformlar değil, köleliğin kaldırılması amacına yönelik radikal süreçtir.

 

DEVLETİN SÖYLEDİKLERİ VE SÖYLEMEDİKLERİ: İNGİLTERE’DE EMEK VE “ŞİDDET”

Joe Sim ve Steve Tombs

Yasa yapmak, güç yaratmak demektir ve bu çerçevede, dolaysız bir şiddet gösterisidir.

 

“Şiddet Kurbanı Devlet”

Devlet görevlilerinin, şiddetin daimi kurbanları olduğu yönündeki toplumsal algı o kadar genelgeçer hale getirildi ki sorgulanmadan kabul edilmektedir.

Oysa resmi veriler incelendiğinde, ölen polislerin yüzde 75’inin trafik kazaları gibi nedenlerle hayatını kaybettiği görülmektedir. Öte yandan, devlet görevlilerinin uyguladığı sistematik şiddet, "münferitleştirme ve ihtiyatlılık yoluyla, karmaşık süreçler üzerinden yine aldatmacaya başvurularak" görünmez kılınmaktadır.

 

İşyerindeki Şiddet

İş cinayetleri ve yaralanmaları ceza hukuku ihlallerinden kaynaklansa da "suç" olarak kabul edilmemektedir.

Örgütsel şiddet, gerçekte sanıldığından çok daha yaygın ve büyük ölçüde gizli kalmayı da sürdürüyor.

Neoliberal politikalara bağlı olarak denetleyici kurumların (HSE) personel kaynakları eritilmiş ve "ticaretin üzerindeki yükler" söylemiyle iş güvenliği suçları "süzgeçten geçirilerek" cezasız bırakılmıştır.

 

Şiddet, İdeoloji ve Ahlak

Devlet görevlilerine yönelik saldırılar anında ulusal bir krize ve yasa-düzen talebine dönüştürülürken, emekçilerin ölümleri görünmez kalmaktadır.

Emekçilerin ölümleri... ilişkiler bütününün, sessiz, gündelik maliyetidir. Bu, devlet eliyle onaylanan şiddettir.

Neoliberalizm ticari girişime bir ahlaki statü yükleyerek onu denetimden muaf tutmaktadır.

 

ŞİDDETİN KURBANLARI: TOPLUMSAL CİNSİYET MANZARASINA BAKIŞ

Lynne Segal

Aile İçi Şiddeti ve İstismarı Göğüslemek

Erkeğin kadına yönelik şiddeti küresel ölçekte gerilememiştir.

Evrimci psikolojinin, erkeklerin şiddet ve tahakküm eğiliminin biyolojik olarak programlandığını savunan tezleri, eşitsizliği doğallaştıran popüler kabulü desteklemektedir.

 

Kadınlardan Gelen Şiddet

Kadınların da şiddete başvurabileceğini kabul etmekle birlikte, "ciddi bedensel yaralanmalara kadınların çok daha açık olduğunu" ve darp kurbanlarının yüzde 90'ının kadın olduğunu belirtmek gerekir.

Eşe karşı zarar verici şiddetin en vahşi, dehşet verici ve sürekli biçimlerinin öncelikli failleri erkeklerdir.

 

Tecavüz Tartışmalarını Yeniden Düşünmek

Tecavüz vakalarında mahkûmiyet oranları çarpıcı biçimde düşüktür.

Evrimci psikolojinin tecavüzü "üreme avantajı" sağlayan kalıtımsal bir mekanizma olarak sunan tezleri bilimsel gerçeklerle uyuşmamaktadır.

 

Tecavüzün Kültürel Payandalarına Karşı Durmak

Tecavüzün yaygınlığı, evlilik içi tecavüzün cezasızlığı ve askeri/hapishane kültürleri ile doğrudan ilişkilidir.

Söylemsel boyutta tecavüzün ana kültürel payandası da sözcüklerin anlamlarındaki işte bu ideolojik saptırma eliyle temin ediliyor.

MacKinnon gibi isimlerin tüm erkekleri potansiyel tecavüzcü gören toptancı savları ise hatalıdır.

 

Küresel Planda Savunmasızlık ve Erkeklik

Küresel eşitsizlik, yoksulluk ve militarizm, kaba ve saldırgan maskulinite biçimlerini yükseltmektedir.

11 Eylül sonrası Amerikan medyasında feminizm suçlanmış ve "amerikan erkekliğinin onarılması" adı altında işkencenin meşrulaştırılması övünç kaynağı haline gelmiştir.

 

Erkekler, Kadınlar ve Savaş

Kadın barış eylemcilerinin antimilitarist çabalarına karşın, ordu içindeki kadın askerler yine erkek meslektaşlarının taciz ve tecavüzüne maruz kalmaktadır.

Erkeklerin de savaştaki yıkımın kurbanı olduğu unutulmamalı; "ortak konumumuz kesinlikle işte bu paylaşılan korunmasızlıktır" anlayışıyla hareket edilmelidir.

 

HİNDİSTAN’DA KIZ ÇOCUKLARI: DEĞERSİZ VARLIKLAR

Barbara Harriss-White

Hindistan'da kız çocuklarının doğumdan önce cenin halindeyken veya doğum sırasında öldürülmesi, sinsi bir "cinsiyet temizleme" sürecidir.

Çocuk Cinsiyet Oranı (ÇCO) değerleri, özellikle ülkenin kuzeybatısındaki zengin, kentli ve üst kast kesimlerinde alarm vermektedir.

Kız bebeklerin celladı ihmal, doğum anında öldürme ve cinsiyet tercihli kürtajdır.

Bu şiddet modernite ve pazar ekonomisiyle doğrudan ilişkilidir: drahoma geleneği gelinin ailesi üzerinde ekonomik bir yüke dönüşmüş, ultrason ve kürtaj teknolojisi ise "cinsiyet tercihli öldürme sürecinin tıbbın hizmetine sunulduğu ve metalaştırıldığı" kazançlı bir birikim sahası yaratmıştır.

 

HİNDİSTAN’DA KOMÜNAL ŞİDDET ÖRNEĞİ

Achin Vanaik

Hindutva'nın (Hinduluk siyaseti) yükselişi ve Müslümanlara karşı uygulanan komünal şiddet…

 

Hindistan’da Şiddet: Her Şey Olabilir, Ama Sıra Dışı Asla

Hindistan demokratik kurumlarına rağmen, "bölgesel ve mikro düzeyde bakıldığında... rutin ve süreksiz şiddet sıklığına, ölçeğine ve yoğunluğuna" sahne olmaktadır.

Kadına yönelik şiddet, kast çatışmaları, Dalitlere yönelik saldırılar ve devletin Naksalitleri "terörist" olarak öcüleştirmesi sıradanlaşmıştır.

 

Hindutva: Kilit Etmen

1980’lerden bu yana neoliberal dönüşümle birlikte, "demokrasi, Hindu çoğunlukçuluğu şeklinde yeniden tanımlanıyor.

Ram Janmabhoomi hareketi ve 1992’de Babri Mescid’in yıkılması, anayasal laikliğe kasıtlı bir saldırı olup geniş çaplı bir komünal şiddet doğurmuştur.

 

Hindistan’da Komünal Şiddet

Hindu-Muslim çatışmalarındaki ölümlerin çoğunluğunu Müslümanlar oluşturmaktadır.

Paul Brass'ın belirttiği üzere, bu çatışmalar kendiliğinden değil, "kurumsallaşmış çatışma şebekeleri üzerinden" planlı olarak üretilmektedir.

 

Gucarat Katliamı

2002 yılında Gucarat’ta Modi’nin liderliğindeki eyalet hükümetinin göz yummasıyla en az iki bin Müslüman katledilmiştir.

Aralık 2002’deki eyalet seçimlerinde daha büyük bir çoğunlukla yeniden seçilmesi, Gucarat’ta komünalizmin sıradanlaştığının kanıtı oldu.

 

Sınıfsal Yapı

Komünal şiddetin arkasında "çatışmaların hemen her zaman somut bir ekonomik amaca da hizmet ettiği" gerçeği yatmaktadır; Müslüman girişimcilerin saf dışı bırakılması Hindu sermayesinin işine gelmektedir.

 

Hindutva İle Mücadele Etmek

RSS, okul ve dernekleriyle sivil toplumun gözeneklerine sızmıştır.

İlerici güçlerin bu faşizan yapıya karşı "bir rakip takımyıldızı olarak çıkaracak bütünleşmenin gerçekleşmesi" ve Sol-Demokratik bir cephe kurması hayati önemdedir.

 

ENDONEZYA’DA ŞİDDET ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: İKİ ANLATI VE ÜÇ GİZ

Tania Murray Li

 

İki Anlatı

Yerli Hıristiyanlar olayı Müslüman göçmenlerin (Bugis) bir komplosu olarak dinsel temelde açıklarken; yazar, bu göçmen akınını toprağı metalaştıran, yeni sınıflar yaratan tarımsal kakao dönüşümüyle açıklar.

Şiddetin nedenleri ne sadece ekonomik ne de sadece kültürel temele indirgenebilir.

 

Tarih

Hollandalı sömürgecilerin dinî bölünmeleri kasten kullanması, dağlık bölgelerde Hıristiyan kaleleri yaratarak bugünkü dinî coğrafi sınırların tortulaşmasına zemin hazırlamıştır.

 

Coğrafya

Hıristiyan dağlılar kıyıdaki Müslümanlarca hor görülmüştür.

Suharto rejiminin sonundaki İslamlaşma eğilimi ve 2001'deki ademi merkeziyetçilik yasaları, bölgesel devlet görevleri ve kaynaklar üzerindeki rekabeti ve gerilimi tırmandırmıştır.

 

Failler

Şiddete, devlet kapısında iş bulamayan alt seviye beyaz yakalılar ve seçkin olmak isteyenler liderlik etmiştir.

Vahşet: aşırı, vahşi, sadistçe ve... akıl dışı biçim ve seviyedeki şiddet olarak ortaya çıkmış, komünist hayaleti (PKI) gibi fetişleştirilmiş simgeler bu şiddeti beslemiştir.

 

Şiddete Karşı

Şiddeti önleme çabalarında, etnik/dinî örgütlenme yasağı (SARA) etkili olmuştur.

Ancak devlet ve yardım kuruluşları, sorunu sivil toplum eksikliğine bağlayarak apolitik bir "çatışma yönetimi" sanayisi yaratmıştır.

 

Siyaset yapmak Suharto'nun 32 yıllık diktatörlüğü halkı siyasetsizleştirmiştir.

Oysa "insan yaşamının normal durumlarından biri olan çatışmanın vahşete ve aşırılığa dönüşmesini teşvik eden şey, siyaset yapma gücü ve yeteneğinin kaybedilmesi olmuştur.

 

KOLOMBİYA: ŞİDDETİN ESKİ VE YENİ BİÇİMLERİ

Ulrich Oslender

 

La Violencia’ya Bakış

Kolombiya'da şiddet o kadar yerleşmiştir ki, "Orlando’nun akıbetinin son derece sıradan sayılması" durumuna yol açmıştır.

1946-1966 yılları arasındaki La Violencia dönemi, corte corbata gibi kurbanı tahrif eden vahşi yöntemleri doğurmuştur.

On dokuzuncu yüzyıldaki "bitmemiş savaşlar" ve ikili oligarşik yapı, daha sonra FARC ve ELN gibi gerilla direnişlerini beslemiştir.

 

Şiddetin Günümüzdeki Biçimleri

Uribe'nin "Demokratik Güvenlik" politikası, kaba kuvvet ve kitlesel tutuklamalarla muhalefeti, sendikacıları ve toplumsal hareketleri ezmeyi hedeflemiştir.

Devlet terörü, yabancı çok uluslu şirketlerin yatırımlarını koruma işlevini görmektedir.

 

Pasifik Kıyısı Bölgesinde Şiddet ve Kapitalist Gelişme

70 sayılı yasa ile Afro-Kolombiyalılara kolektif toprak hakları tanınmıştır.

Ancak, 1996'daki askeri-paramiliter ortaklığıyla yürütülen Genesis Operasyonu gibi katliamlar, "kendi mega-projelerini inşa etmek için ihtiyaç duydukları alanların boşaltılması" ve mülksüzleştirme amacını taşımaktadır.

 

Afrika Palmiyesi Tarımında Delice Şiddet

Pasifik bölgesinde yağ palmiyesi dikimi, biyo-yakıt üretimi için dayatılmaktadır. Şirketler ve paramiliterler köylüleri mülksüzleştirmek için terör yöntemlerine başvurmaktadır; çünkü "erk elinde silahla çıkıp geldiğinde insanların dayanışmayı bırakacağını bilirsiniz.

 

Sonuç

Şiddetin sahneye koyulmasında başvurulan yollar, içinde bulunduğu coğrafi ve tarihsel bağlama özgüdür.

Pasifik kıyısındaki etnik temizlik, küresel kapitalizmin ilkel birikim arzusunun bir parçasıdır.

 

NİJER DELTASI’NDA ŞİDDET METALAŞIRKEN

Sofiri Joab-Peterside ve Anna Zalik

Petrol çıkarma faaliyetlerinin Nijer Deltası'ndaki toplumsal ilişkiler üzerindeki şiddetli etkileri.

 

Nijer Deltası’nda Toplumsal Dışlanma

Petrol zenginliğine rağmen, "petrol bölgesi azınlıkları" aşırı yoksulluk, altyapı yokluğu ve çevresel yıkımla boğuşmaktadır.

Ken Saro-Wiwa'nın idamı ve devlet şiddeti, barışçıl protestoları ezmiştir.

 

Sömürgecilik, Etnik Yapı ve Metalaştırma

Sömürgeci dolaylı yönetim mirası ve petrol şirketlerinin "ev sahibi topluluk" politikaları, topluluklar arası sınır çatışmalarını ve şeflik kavgalarını kışkırtmıştır.

Gençler, şeflerin yetkisini sarsarak petrol güvenliği sağlamak üzere silahlanmıştır.

Devlet ise "Ateşe Karşı Ateş" operasyonlarıyla şiddeti tırmandırmıştır.

 

Şiddet ve Şiddetin Sunum Şekli

Asari ve Ateke liderliğindeki milislerin çatışması, uyuşturucu çeteleriyle birleşerek bir "şiddetin metalaşması" sürecine yol açmıştır.

MEND gibi yapılar ise bu isyanı siyasi bir özgürlük söylemine büründürerek petrol platformlarına (Bonga gibi) yönelik sabotajlar düzenlemektedir.

 

“Demokratikleştirilmiş Şiddet?”

Milislerin yaygınlaşması, "milis liderlerini kontrol altında tutma konusunda siyasi seçkinlerin sergilediği başarısızlığın" sonucudur.

Güvenlik ve şiddet yerel bir pazara dönüşmüş, neoliberallere kâr ve koruma haracı sağlayan bir makine haline gelmiştir.

 

DEVRİMCİ Mİ, BARBAR MI, YOKSA SAVAŞ MAKİNESİ Mİ? NİKARAGUA VE GÜNEY AFRİKA’DA ÇETELER

Steffen Jensen ve Dennis Rodgers

Deleuze ve Guattari’nin "savaş makineleri"

 

Çeteler ve Devrim: Managua

1990’larda terhis edilen Sandinista askerleri toplumsal statülerini korumak ve mahallelerini savunmak için çetelere katılmışlardır.

Çeteciler, "biz, çete üyesi kardeş böyleyiz işte, mahallemize duyduğumuz sevgiyi diğer çetelerle savaşarak gösteriyoruz" diyerek eylemlerine devrimci bir ahlak atfetmişlerdir.

Ancak 90’ların sonunda uyuşturucu ekonomisinin (kokain) gelmesiyle çeteler, halka terör uygulayan birer yırtıcı narko-burjuvaziye dönüşmüştür.

 

Çeteler Ve Devrim: Cape Town

Apartheid rejiminin zorunlu göç politikaları ve yoksulluk Cape Town’da melez çetelerini doğurmuştur.

Bu çeteler, "comotsotsi" adını alarak apartheid karşıtı boykotlarda sosyal eşkıyalık rolü üstlenmişlerdir.

Hapishanelerde ise 26, 27 ve 28 numaralı çeteler, kurumsal şiddete karşı maskulin bir direniş oluşturarak "ndota" (erkek) olma kimliğini pekiştirmiştir.

Ancak gerçekte çeteler, "sokaklarda ataerkil yapıyı yeniden üreterek" egemenliği muhafaza etmektedir.

 

Çeteler: Savaş Makineleri

Çeteler birer savaş makinesidir; "siyasi bilinç ortaya koymaz: yalnızca yetkeyi istikrarsızlaştırır" ve egemen düzene karşı bir azınlık odağı oluşturur.

Günümüzün "sıfır tolerans" ve "Mano Dura" gibi polisiye politikaları ise isyan bastırma stratejilerini taklit ederek bu gençleri kriminalize etmekte ve adaletsiz düzeni pekiştirmektedir.

 

ÖZGÜRLEŞME VE SOL: ŞİDDET SORUNU

Michael Brie

Kapitalist ve militarist vahşet karşısında direnme hakkı…

 

Nedir Şiddet?

Şiddet, insanın insana kasten verdiği fiziksel zarar…

Bu, bilinçli ve kasıtlı olarak bir başkasının bedensel/zihinsel bütünlüğünü yok etmeyi amaçlayan fiillerdir.

Şiddet, "kendi doğası gereği dilsizdir" ve vurduğu kişiyi sessiz bırakır.

Bu yönüyle mülke zarar verme ve sivil itaatsizlikten ayrılmalıdır.

 

Direnme Hakkı

Yurttaşların insan onuruna aykırı yasalara ve politikalara karşı direnme hakkı meşrudur.

Demokrasinin en derin yerinde, insan hakları ülküsünü anayasal düzenin üzerinde tutan devrimci bir yürek daima çarpar.

Sivil itaatsizlik gibi yasal sınırları aşan eylemler, anayasal meşruiyeti koruma çelişkisini taşır.

 

Şiddet Bir Suçtur

Walter Benjamin’in belirttiği gibi, "haklı sonuçlar ve meşru araçlar için, birbirinden bağımsız kıstaslar" aranmalıdır.

Sol, kendi tarihindeki Gulag ve Ölüm Tarlaları gibi felaketleri tekrarlamamak için şiddeti reddetmelidir.

Radikal amaçlar, "insanın aşağılandığı, köleleştirildiği... tüm bu şartları alaşağı etme" hedefiyle sınırlı kalmalıdır.

 

Karşı Şiddetin Sağladığı Fayda

Şiddet ancak başka seçenek kalmadığında (diktatörlük, totaliterlik veya açlıktan ölüm tehdidi) meşrudur. Diğer insanlara karşı fiziksel güç kullanmak için tek bir insancıl neden ileri sürülebilir: tercih edebileceğin başka hiçbir aracın kalmaması.

Amaç, şiddeti ortadan kaldırmak olmalıdır.

 

Liberal Demokrasi Koşullarında Karşı Şiddet

Siyasi demokrasilerde karşı şiddet faydasızdır ve sadece siyasi şiddet, iç savaşa yol açar. Herkesi, ama herkesi tehdit eder.

Toplumsal değişimin önündeki gerçek engel yöneticiler değil, statükoya rıza gösteren çoğunluktur; bu çoğunluk ise ancak "şiddete başvurmayan muhalefet" ve ikna ile dönüştürülebilir.

 

Neoliberalizm Koşullarında Direniş

Neoliberalizmde tahakküm öznelerce içselleştirilmiştir.

Bu durumda yeni bir direniş tarzı geliştirilmelidir.

Sivil itaatsizlik ve şiddet içermeyen direniş, her şey olabilir, ama asla eylemsizlik değildir.

Bu yöntem (boykotlar, G8 yolları kapatma vb.) devletin meşruiyet iddiasını sarsar ve çoğunluğu harekete geçirir.

 

İNSANLIĞIN SAVUNULMASI İÇİN HALK MÜCADELELERİNİ RADİKALLEŞTİRELİM

Samir Amin

Emperyalizm, gezegenin kaynaklarını sömürürken dünya nüfusunun yüzde 75’ine sunacak hiçbir şeye sahip değildir ve bu nedenle küreselleşmenin militarize olmasını gerektirmektedir.

 

Halk Mücadelelerini Radikalleştirilmesi Gereği

Mücadelelerin kapitalizmin köklerine yönelmesi gerekmektedir.

Bu, mücadelelerin siyasallaştırılması ve sosyalist alternatifin olumlanmasıyla aynı anlama geliyor.

Sivil toplum ve ulusal bağımsızlık cepheleri birleştirilmelidir.

 

Emperyalist Saldırganlığa Karşı Durmak: Silahlı Direniş Durumu

Kolektif emperyalizm, Güneyli halklara karşı "sıfır kayıplı savaş" ve yüksek irtifa bombardımanlarıyla soykırım uygulamaktadır.

Halklar buna ancak "silahlanmış halk" ideali ve etkin caydırıcı askeri araçlar edinerek direnebilirler.

Lübnan’da Hizbullah’ın İsrail ordusuna karşı kazandığı başarı, silahlı halk direnişinin önemini göstermiştir.

G.W. Bush’un Büyük Orta Doğu Projesinin bölgedeki halk direnişleriyle çökertilmesi küresel sol açısından hayati bir zorunluluktur.

 

Ilımlı Seçenekler: Görüşler ve Sınırlar

İnsani yüzlü kapitalizm veya apolitik sivil toplum tezleri ılımlı saptırmalardır.

Emperyalizmin kullandığı "terörizm terimi, şiddet üzerindeki tartışmayı dağıtmak için kullanılıyor" ve devletlerin toptan imha eylemlerini perdelemektedir.

Gerçek çözüm, mücadelelerin radikalleştirilmesidir.

 

CANLI KALKAN

John Berger

Abor mahallesindeki eski tütün fabrikasının üzerinde bir Apache helikopterinin döndüğü ve tankların namlularını insanlara doğrulttuğu bir dehşet anında, kadınlar el ele tutuşarak bir canlı kalkan oluştururlar.

Korkunun ve egzoz dumanlarının ortasında kımıldamadan duran kadınların gücü, "korkuya rağmen olduğumuz yerde kalma, hiçbir şey yapmama kararını almak için gerekli iradenin miktarını" el ele tutuşarak birbirlerine aktarmalarında yatmaktadır.

Bu asude ve bin yıllık kolektif irade, en nihayetinde tankları geri çekilmeye zorlar.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder