Leo
Panitch - Günümüzde Şiddet -
Notlar
Ya Barbarlık Ya Sosyalizm
Violence Today , Actually Existing Barbarism
Mütercim: Umut Haskan, Yordam Yayınları, 2009
ÖNSÖZ
Leo Panitch & Colin Leys
Kapitalizmin giderek daha fazla şiddetle kendini ifade etme
eğilimi…
(Rosa Luxemburg) Engels’e atıfla, toplumun "sosyalizme
doğru ilerleme, ya da barbarlığa geri dönüş" ikilemiyle karşı karşıya
olduğunu söyler.
İki dünya savaşının kıyımı…
BM İnsan Hakları Bildirgesi'ne rağmen dünya nadiren
eskisinden daha az şiddete sahne oldu.
Reel sosyalizmin sona ermesinden yirmi yıl sonra bir başka
barbarlık çağından geçtiğimizi hissetmek güç.
Amaç, günümüz dünyasındaki şiddet biçimlerinin olağanüstü
çeşitliliği üzerine net bir bakış açısı geliştirmektir.
GÜNÜMÜZDE ŞİDDET: GÜNCEL DÜŞÜNCELER
Henry Bernstein, Colin Leys ve Leo Panitch
Günümüz dünyasında şiddet terörizmle savaştan, iç savaşlara
ve kadına yönelik şiddete kadar çok geniş bir yelpazeye yayıldı.
Güney ülkelerinin pek çok bölümünde, şiddet neredeyse
'doğal' hale gelmiş durumdadır.
Antik çağlardan bu yana şiddet, insanların dünyasındadır.
Günümüzde şiddetin somut gerçekliğinin yanı sıra
ideolojisinin de çözümlenmesi gerekmektedir.
Kapitalizmden Doğan Şiddet
Kapitalizmin doğuşundaki ilkel birikim süreçleri, (Marx)
"sermaye dünyaya, tepeden tırnağa her bir gözeneğinden kan ve pislik
damlayarak gelir" tespitiyle açıklanmaktadır.
Sömürgeci yayılmacılık, yerli halkların mülksüzleştirilmesi
ve "uygarlaştırma misyonu" adı altında dayatılan ırkçılık, kapitalist
çekirdeğin ve çeperlerin inşasındaki şiddetin parçasıdır.
Günümüzde ise stratejik doğal kaynakların yağmalanması,
"doğal kaynak laneti" adı verilen istikrarsızlık ve şiddet ortamını
beslemektedir.
Ayrıca Güney, ABD ve müttefiklerinin "ibret verme
amaçlı" ve "önleyici" şiddetine maruz kalmaktadır.
Karşı Şiddet Döngüsü
Sermayenin egemenlik biçimleri bir karşı şiddet zinciri
doğurmuştur.
Toplumsal devrimlerde, sömürgecilik karşıtı bağımsızlık
mücadelelerinde ve ilerici güçlerin bastırıldığı ortamlarda silahlı mücadeleler
yürütülmüştür.
Bu süreç, "baskıcı devlet yapılarına... karşı
girişilen, tepki niteliğindeki, çoğu kez savunma amacı taşıyan şiddete kadar
giden bir yelpazedeki 'karşı şiddet' döngüsü" olarak tanımlanmaktadır.
Bu döngüye egemenler, paramiliter yapılar ve işkence gibi
yöntemlerle yoğunlaştırılmış bir "terörle mücadele" söylemiyle
karşılık vermektedir.
Halkın Kendine Yönelttiği Şiddet
Ezilenlerin şiddeti her zaman ezenlere yönelmez; bazen
bizzat halkın kendisine döner.
Ruanda ve Kongo gibi alanlarda Mahmud Mamdani’nin ifadesiyle
"kurbanların katillere dönüştüğü" çatışmalar buna örnektir.
Çaresizlik koşullarında çetecilik, uyuşturucu ticareti ve
savaş ağalarının gayriresmî şiddeti yaygınlaşmaktadır.
Mike Davis’in belirttiği gibi, insanlık dayanışmasının
geleceği, yeni kentli yoksulların, küresel kapitalizmin kendilerine biçtiği
kutupsal marjinallik rolünü sineye çekmeyi militanca reddetmelerine bağlıdır.
Şiddetin İdeolojik Arka Planı
Aydınlanma duyarlılığı yasal cezalandırmadaki bazı vahşi
yöntemleri geride bıraksa da, Žižek'in belirttiği üzere, bireye yönelik
şiddetle ilgili hassasiyet genellikle, 'bir sistemin doğasında yer bulan…
hükümranlık ve sömürü ilişkilerini ayakta tutan, daha kurnazca ve güç
algılanabilir baskı biçimleri' olan topluma yönelik [objective] şiddet
üzerindeki kaygılarla ters ilişkilidir.
Mark Twain de iki farklı "Terör Krallığı" olduğunu
yazarak sistemin görünmez dehşetini vurgulamıştır.
Neoliberal ideoloji, devleti insancıl sunarken
"Ötekiler"e karşı şiddeti yasal olarak meşrulaştırmaktadır.
Küresel Jandarma
SSCB’nin çöküşü, ABD’ye küresel bir jandarma gibi davranma
yolu açmıştır.
NATO, "bir savunma örgütünden, kendi uygun gördüğü her
yerde askeri müdahalelere imza atmaya hazır, güçlü bir ittifaka"
dönüşmüştür.
11 Eylül sonrası dönemde, kentsel protestolar ve mülk
zararları gibi eylemler ile terör arasındaki ayrım devlet eliyle bilinçli
olarak muğlaklaştırılmıştır.
Bir Kez Daha: Ya Sosyalizm, Ya Barbarlık
Barbarlığın yayılması, yirminci yüzyıldaki sosyalist ve
sosyal demokrat projelerin yenilgileriyle doğrudan bağlantılıdır.
21. yüzyıl sosyalist siyaseti, devrimci şiddete güzellemeler
yapma ayartısına karşı da tetikte olmalı, mülksüzleştirilmiş ve ezilmiş
kesimlerden gelecek tüm şiddet içerikli direniş eylemlerini devrimci kabul etme
hatasına düşmemelidir.
Yüceltilmesi gereken şiddet değil, dayanışma ve cesarettir.
AMERİKAN MİLİTARİZMİ VE EGEMEN SİYASİ YAPISI: IRAK’IN İŞGALİNDEN
ÇIKARILACAK GERÇEK DERSLER
Vivek Chibber
Irak’ın işgali, Irak halkı için büyük bir yıkım getirirken
Amerikan hegemonyası açısından da felakete dönüşmüştür.
Bu girişim sadece dar bir neo-muhafazakâr grubun ya da
petrol devlerinin komplosu olarak açıklanamaz.
Soğuk Savaş’tan Yeni Dünya Düzenine
Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD askeri ağını daraltmak
yerine genişletmiştir.
Clinton’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Anthony Lake, ABD'nin
etki alanını genişletme stratejisini ilan etmiştir.
Bu doğrultuda caydırıcılık, yerini açıkça yürütülecek bir
üstünlük arayışına bırakacaktı.
George W. Bush Öncesi Irak’ta Durum: Çevreleme Politikasından Rejim
Değişikliğine
Saddam Hüseyin'e yönelik saldırgan askeri tutum Bush'tan
önce, Clinton döneminde başlamıştır.
Çevreleme politikasının uygulanma koşulları: 1991 Körfez
Savaşı sonrası Körfez petrollerinin arz bolluğu ve müttefiklerin desteği
yaptırımlarla çevreleme politikasını kolaylaştırmıştır.
Ancak Clinton döneminde strateji örtülü operasyonlarla
"çevreleme ve rejim değiştirme" yönüne kaymıştır.
Rejim değiştirme politikasına geçiş: 90'ların sonunda petrol
arzındaki sıkışıklık ve yaptırımlara yönelik desteğin aşınması bu politikayı
istikrarsızlaştırmıştır.
Yaptırımları kaldırmak ABD için dolaysız bir güç kaybı
yaratacaktı; çünkü "Irak... bir petrol denizinin üzerinde oturuyordu"
ve Saddam bölgesel bir rakip haline gelebilirdi. Bu açmazda Clinton yönetimi de
"rejim değiştirme" seçeneğine yönelmiştir.
Kırılmaya Doğru: Bu Neo-Muhafazakârların Savaşı Mı?
11 Eylül saldırıları, Bush yönetimine kamuoyunu esneterek
rejim değişikliği planını uygulamaya koyma fırsatı vermiştir.
Siyasi seçkinler arasındaki esas anlaşmazlık işgalin özü
değil, zamanlaması ve kullanılacak araçlar üzerinedir.
Anlaşmazlık kurmacası: Baba Bush'un kadroları (Scowcroft,
Baker) ile Clinton Demokratları işgal fikrine tamamen karşı çıkmamış, bunun
müttefiklerle yapılmasını savunmuşlardır.
Çok Taraflılık Düzmecesi: Muhaliflerin çok taraflılık
çağrıları içi boşaltılmış bir kavramdır ve Robert Kagan’ın alaycı ifadesiyle
"Amerikan tipi birçok taraflılık" anlamına gelir.
Amaç BM üzerinden işgale meşruiyet kılıfı uydurmaktır.
Varılan sonuç: Bush, muhaliflerin önerilerini benimseyerek
BM Güvenlik Konseyi'nden 1441 sayılı kararı çıkarmış ve "BM yollarının
tüketilmesi" kampanyasını yürütmüştür.
Petrol Bağlantısını Yeniden Değerlendirmek
Petrol şirketlerinin imtiyazlı erişim talebi işgalin tek
nedeni değildir.
Petrole dair çıkarlar hakkında söylenebilecek en uygun şey,
rejim değişikliğini öngören geniş bir çıkarlar bütününün yalnızca bir parçası
olduğudur.
Saddam'ın Amerikan egemenliği dışına çıkması, tahammül
edilemez siyasi sonuçlar yaratacaktı.
Neo-Muhafazakârların Rolü Neydi ve Ne Değildi?
Neo-muhafazakârlar sadece askeri bir başarı vaat eden somut
bir eylem planı hazırlamışlardır.
Geri plandaki militarist yönelim ise iktidar blokunun
tamamınca benimsenmiştir: Demokratlar savaş çığırtkanlığı yapmadılar; savaşa
rıza gösterdiler ve savaşın Bush tarafından gündeme alınmasından sonra da,
destek verdiler.
Sonuç
Irak'taki fiyasko ABD'yi yalnızlaştırmıştır.
Ancak gelecek yönetimlerin Amerikan askeri ve ekonomik
üstünlüğünü pekiştirme kararlılığından taviz vermesi beklenmemektedir.
Orta Doğu’ya yönelik devlet politikasında geleneksel tavra
dönülmesi halinde, Amerikan üstünlüğüne ve 'Amerikan tarzı çok taraflılığa'
dönük kararlılık, muhtemelen; kuvvet kullanımına veya kuvvet kullanımından
tehdit unsuru olarak faydalanılmasına dayanacak bir strateji anlamına
gelmektedir.
EKRANDAKİ BARBARLIK: AMERİKAN GÖRSEL KÜLTÜRÜNDE ŞİDDET
Philip Green
I
W.B. Yeats'in dizelerinden mülhem "yaşlılara göre değil
bu ülke" ifadesi, günümüzde bitmek bilmeyen bir şiddetin mekânına işaret
etmektedir.
Sinemada izleyici kitlesi özdeşleşmeden röntgenciliğe,
ahlaki rekabetten nihilizme sürüklenmiştir.
Çağdaş korku sineması, slasher sinemasının işkence
sinemasına dönüşmesidir.
Artık kelimenin tam anlamıyla bir "şiddet
pornografisi" söz konusudur. Klasik filmlerdeki ahlaki gerilimin yerini,
3:10 to Yuma’nın yeniden çekiminde olduğu gibi vahşi bir toplu kıyım ve amaçsız
şiddet almıştır.
II
Televizyon dizilerinde (Dexter, CSI) cinayet kurbanlarının
bedenleri göze batan bir tatsızlıkla sergilenmektedir.
Eğlence televizyonu sağa doğru açılan bir kapıdır ve yetkeci
popülizmin tarafını tutmaktadır.
Klasik dedektif ve dürüst avukat figürlerinin ortadan
kalkmasıyla, "adalet veya hak adını verdiğimiz kavramlar, artık önem
sıralamasında yasa uygulayıcıdan sonra gelmektedir"
. Yasa uygulayıcının sınırı belirlemesi, barbarizme doğru
atılan kritik bir adımdır
.
III Klasik sinema bireyin ahlaki tercihleri etrafında
kurulurken, günümüzde şiddet, bir içgüdüsel zevk kaynağından daha fazla bir şey
değilmiş gibi estetize ediliyor –fetişleştiriliyor.
Seyirciyi bu vahşi görüntülere alıştırmak ve insanlıktan
uzaklaştırmak hedeflenmektedir.
Sonuçta sinematik ve ahlaki düş gücünün etkinliğidir
yitirilen.
Kuvvet kullanımının üzerindeki tüm kısıtlamaların
kaldırılması, barbarlıktır.
IRK AYRIMI, HAPİSHANELER VE SAVAŞ: ABD ŞİDDET TARİHİNDEN SAHNELER
Ruth Wilson Gilmore
Güney Louisiana: Silahlı Beyaz Adamlar
Katrina Kasırgası’nın ardından sular altında kalan
Siyahların ve onlara silah doğrultan beyaz adamların görüntüleri, "Bu
ülkede Siyah olmak zor ve tehlikelidir" gerçeğini hatırlatmıştır.
Gretna’da köprüden geçişi engelleyen beyaz yasa
uygulayıcıların tavrı, bir yüzyıl önceki linç güruhlarıyla aynı köke
dayanmaktadır.
Ida B. Wells'in de gösterdiği gibi linç, beyaz ırkın
üstünlüğünü ve ucuz işgücü sömürüsünü güvence altına alan kurumsallaşmış bir
işkencedir.
Beyaz ırk, kendisine yüklenen sosyal ve siyasi anlamlardan
meydana geldi.
Güney New England: Askeri-Endüstriyel Bileşim
New Haven’da tarih boyunca "silahlar ve öğrenciler
yüksek kalitede üretilir ve yüksek maliyetle okurken" seçkinci bir düzen
kurulmuştur.
Bu yapı, Eli Whitney ve Winchester tüfeğinin seri üretimiyle
şekillenen, "işçilerin, entelektüellerin, patronların... bir ölüm
makinesine dönüşmesini sağlayacak siyasi ve ekonomik gücün bileşimi" olan
askeri-endüstriyel bileşimi doğurmuştur.
1945 sonrası dönemde ise bu yapı Pentagon'un kurulmasıyla
kurumsallaşmıştır.
Greyhound İstasyonundan Ebu Garib’e: Kader
Olarak Sunulan Hapishaneler Katrina sonrası New Orleans’ta
tamamlanan ilk altyapı çalışmasının bir otobüs istasyonunun hapishaneye
dönüştürülmesi olması semboliktir.
ABD'de hapishaneler işkencenin yerini almamış, toplumsal
düzeni korumak için onu tamamlamıştır.
Kitleleri kilit altına alma süreci, erken ölümlere karşı
korunmasızlık düzeyi üzerindeki ırk temelli farklılaşmayı yaratan ve sonra da
bunu sömüren bir makinedir.
Köleliğe Son, Hemen Şimdi
Hapishanede ve Guantanamo gibi üslerde işkence
sıradanlaşmıştır.
Hakları elinden alınmış suçlu sınıfının yaratılması, Dred
Scott davasında Yüksek Mahkeme’nin verdiği, kimlerin insan sayılacağını ve
dolayısıyla insan haklarına sahip olacağını belirlenmesinde ırkı temel alan
kararın dolaylı mirasçısıdır.
Çözüm, yapısal dönüşüm getirmeyen reformlar değil, köleliğin
kaldırılması amacına yönelik radikal süreçtir.
DEVLETİN SÖYLEDİKLERİ VE SÖYLEMEDİKLERİ: İNGİLTERE’DE EMEK VE “ŞİDDET”
Joe Sim ve Steve Tombs
Yasa yapmak, güç yaratmak demektir ve bu çerçevede, dolaysız
bir şiddet gösterisidir.
“Şiddet Kurbanı Devlet”
Devlet görevlilerinin, şiddetin daimi kurbanları olduğu
yönündeki toplumsal algı o kadar genelgeçer hale getirildi ki sorgulanmadan
kabul edilmektedir.
Oysa resmi veriler incelendiğinde, ölen polislerin yüzde
75’inin trafik kazaları gibi nedenlerle hayatını kaybettiği görülmektedir. Öte
yandan, devlet görevlilerinin uyguladığı sistematik şiddet,
"münferitleştirme ve ihtiyatlılık yoluyla, karmaşık süreçler üzerinden
yine aldatmacaya başvurularak" görünmez kılınmaktadır.
İşyerindeki Şiddet
İş cinayetleri ve yaralanmaları ceza hukuku ihlallerinden
kaynaklansa da "suç" olarak kabul edilmemektedir.
Örgütsel şiddet, gerçekte sanıldığından çok daha yaygın ve
büyük ölçüde gizli kalmayı da sürdürüyor.
Neoliberal politikalara bağlı olarak denetleyici kurumların
(HSE) personel kaynakları eritilmiş ve "ticaretin üzerindeki yükler"
söylemiyle iş güvenliği suçları "süzgeçten geçirilerek" cezasız
bırakılmıştır.
Şiddet, İdeoloji ve Ahlak
Devlet görevlilerine yönelik saldırılar anında ulusal bir
krize ve yasa-düzen talebine dönüştürülürken, emekçilerin ölümleri görünmez
kalmaktadır.
Emekçilerin ölümleri... ilişkiler bütününün, sessiz,
gündelik maliyetidir. Bu, devlet eliyle onaylanan şiddettir.
Neoliberalizm ticari girişime bir ahlaki statü yükleyerek
onu denetimden muaf tutmaktadır.
ŞİDDETİN KURBANLARI: TOPLUMSAL CİNSİYET MANZARASINA BAKIŞ
Lynne Segal
Aile İçi Şiddeti ve İstismarı Göğüslemek
Erkeğin kadına yönelik şiddeti küresel ölçekte
gerilememiştir.
Evrimci psikolojinin, erkeklerin şiddet ve tahakküm
eğiliminin biyolojik olarak programlandığını savunan tezleri, eşitsizliği
doğallaştıran popüler kabulü desteklemektedir.
Kadınlardan Gelen Şiddet
Kadınların da şiddete başvurabileceğini kabul etmekle
birlikte, "ciddi bedensel yaralanmalara kadınların çok daha açık
olduğunu" ve darp kurbanlarının yüzde 90'ının kadın olduğunu belirtmek
gerekir.
Eşe karşı zarar verici şiddetin en vahşi, dehşet verici ve
sürekli biçimlerinin öncelikli failleri erkeklerdir.
Tecavüz Tartışmalarını Yeniden Düşünmek
Tecavüz vakalarında mahkûmiyet oranları çarpıcı biçimde
düşüktür.
Evrimci psikolojinin tecavüzü "üreme avantajı"
sağlayan kalıtımsal bir mekanizma olarak sunan tezleri bilimsel gerçeklerle
uyuşmamaktadır.
Tecavüzün Kültürel Payandalarına Karşı Durmak
Tecavüzün yaygınlığı, evlilik içi tecavüzün cezasızlığı ve
askeri/hapishane kültürleri ile doğrudan ilişkilidir.
Söylemsel boyutta tecavüzün ana kültürel payandası da
sözcüklerin anlamlarındaki işte bu ideolojik saptırma eliyle temin ediliyor.
MacKinnon gibi isimlerin tüm erkekleri potansiyel tecavüzcü
gören toptancı savları ise hatalıdır.
Küresel Planda Savunmasızlık ve Erkeklik
Küresel eşitsizlik, yoksulluk ve militarizm, kaba ve
saldırgan maskulinite biçimlerini yükseltmektedir.
11 Eylül sonrası Amerikan medyasında feminizm suçlanmış ve
"amerikan erkekliğinin onarılması" adı altında işkencenin
meşrulaştırılması övünç kaynağı haline gelmiştir.
Erkekler, Kadınlar ve Savaş
Kadın barış eylemcilerinin antimilitarist çabalarına karşın,
ordu içindeki kadın askerler yine erkek meslektaşlarının taciz ve tecavüzüne
maruz kalmaktadır.
Erkeklerin de savaştaki yıkımın kurbanı olduğu unutulmamalı;
"ortak konumumuz kesinlikle işte bu paylaşılan korunmasızlıktır"
anlayışıyla hareket edilmelidir.
HİNDİSTAN’DA KIZ ÇOCUKLARI: DEĞERSİZ VARLIKLAR
Barbara Harriss-White
Hindistan'da kız çocuklarının doğumdan önce cenin
halindeyken veya doğum sırasında öldürülmesi, sinsi bir "cinsiyet
temizleme" sürecidir.
Çocuk Cinsiyet Oranı (ÇCO) değerleri, özellikle ülkenin
kuzeybatısındaki zengin, kentli ve üst kast kesimlerinde alarm vermektedir.
Kız bebeklerin celladı ihmal, doğum anında öldürme ve
cinsiyet tercihli kürtajdır.
Bu şiddet modernite ve pazar ekonomisiyle doğrudan
ilişkilidir: drahoma geleneği gelinin ailesi üzerinde ekonomik bir yüke
dönüşmüş, ultrason ve kürtaj teknolojisi ise "cinsiyet tercihli öldürme
sürecinin tıbbın hizmetine sunulduğu ve metalaştırıldığı" kazançlı bir
birikim sahası yaratmıştır.
HİNDİSTAN’DA KOMÜNAL ŞİDDET ÖRNEĞİ
Achin Vanaik
Hindutva'nın (Hinduluk siyaseti) yükselişi ve Müslümanlara
karşı uygulanan komünal şiddet…
Hindistan’da Şiddet: Her Şey Olabilir, Ama Sıra Dışı Asla
Hindistan demokratik kurumlarına rağmen, "bölgesel ve
mikro düzeyde bakıldığında... rutin ve süreksiz şiddet sıklığına, ölçeğine ve
yoğunluğuna" sahne olmaktadır.
Kadına yönelik şiddet, kast çatışmaları, Dalitlere yönelik
saldırılar ve devletin Naksalitleri "terörist" olarak öcüleştirmesi
sıradanlaşmıştır.
Hindutva: Kilit Etmen
1980’lerden bu yana neoliberal dönüşümle birlikte,
"demokrasi, Hindu çoğunlukçuluğu şeklinde yeniden tanımlanıyor.
Ram Janmabhoomi hareketi ve 1992’de Babri Mescid’in
yıkılması, anayasal laikliğe kasıtlı bir saldırı olup geniş çaplı bir komünal
şiddet doğurmuştur.
Hindistan’da Komünal Şiddet
Hindu-Muslim çatışmalarındaki ölümlerin çoğunluğunu
Müslümanlar oluşturmaktadır.
Paul Brass'ın belirttiği üzere, bu çatışmalar kendiliğinden
değil, "kurumsallaşmış çatışma şebekeleri üzerinden" planlı olarak
üretilmektedir.
Gucarat Katliamı
2002 yılında Gucarat’ta Modi’nin liderliğindeki eyalet
hükümetinin göz yummasıyla en az iki bin Müslüman katledilmiştir.
Aralık 2002’deki eyalet seçimlerinde daha büyük bir
çoğunlukla yeniden seçilmesi, Gucarat’ta komünalizmin sıradanlaştığının kanıtı
oldu.
Sınıfsal Yapı
Komünal şiddetin arkasında "çatışmaların hemen her
zaman somut bir ekonomik amaca da hizmet ettiği" gerçeği yatmaktadır;
Müslüman girişimcilerin saf dışı bırakılması Hindu sermayesinin işine
gelmektedir.
Hindutva İle Mücadele Etmek
RSS, okul ve dernekleriyle sivil toplumun gözeneklerine
sızmıştır.
İlerici güçlerin bu faşizan yapıya karşı "bir rakip
takımyıldızı olarak çıkaracak bütünleşmenin gerçekleşmesi" ve
Sol-Demokratik bir cephe kurması hayati önemdedir.
ENDONEZYA’DA ŞİDDET ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: İKİ ANLATI VE ÜÇ GİZ
Tania Murray Li
İki Anlatı
Yerli Hıristiyanlar olayı Müslüman göçmenlerin (Bugis) bir
komplosu olarak dinsel temelde açıklarken; yazar, bu göçmen akınını toprağı
metalaştıran, yeni sınıflar yaratan tarımsal kakao dönüşümüyle açıklar.
Şiddetin nedenleri ne sadece ekonomik ne de sadece kültürel
temele indirgenebilir.
Tarih
Hollandalı sömürgecilerin dinî bölünmeleri kasten
kullanması, dağlık bölgelerde Hıristiyan kaleleri yaratarak bugünkü dinî
coğrafi sınırların tortulaşmasına zemin hazırlamıştır.
Coğrafya
Hıristiyan dağlılar kıyıdaki Müslümanlarca hor görülmüştür.
Suharto rejiminin sonundaki İslamlaşma eğilimi ve 2001'deki
ademi merkeziyetçilik yasaları, bölgesel devlet görevleri ve kaynaklar
üzerindeki rekabeti ve gerilimi tırmandırmıştır.
Failler
Şiddete, devlet kapısında iş bulamayan alt seviye beyaz
yakalılar ve seçkin olmak isteyenler liderlik etmiştir.
Vahşet: aşırı, vahşi, sadistçe ve... akıl dışı biçim ve
seviyedeki şiddet olarak ortaya çıkmış, komünist hayaleti (PKI) gibi
fetişleştirilmiş simgeler bu şiddeti beslemiştir.
Şiddete Karşı
Şiddeti önleme çabalarında, etnik/dinî örgütlenme yasağı
(SARA) etkili olmuştur.
Ancak devlet ve yardım kuruluşları, sorunu sivil toplum
eksikliğine bağlayarak apolitik bir "çatışma yönetimi" sanayisi
yaratmıştır.
Siyaset yapmak Suharto'nun 32 yıllık diktatörlüğü halkı
siyasetsizleştirmiştir.
Oysa "insan yaşamının normal durumlarından biri olan
çatışmanın vahşete ve aşırılığa dönüşmesini teşvik eden şey, siyaset yapma gücü
ve yeteneğinin kaybedilmesi olmuştur.
KOLOMBİYA: ŞİDDETİN ESKİ VE YENİ BİÇİMLERİ
Ulrich Oslender
La Violencia’ya Bakış
Kolombiya'da şiddet o kadar yerleşmiştir ki,
"Orlando’nun akıbetinin son derece sıradan sayılması" durumuna yol
açmıştır.
1946-1966 yılları arasındaki La Violencia dönemi, corte
corbata gibi kurbanı tahrif eden vahşi yöntemleri doğurmuştur.
On dokuzuncu yüzyıldaki "bitmemiş savaşlar" ve
ikili oligarşik yapı, daha sonra FARC ve ELN gibi gerilla direnişlerini
beslemiştir.
Şiddetin Günümüzdeki Biçimleri
Uribe'nin "Demokratik Güvenlik" politikası, kaba
kuvvet ve kitlesel tutuklamalarla muhalefeti, sendikacıları ve toplumsal
hareketleri ezmeyi hedeflemiştir.
Devlet terörü, yabancı çok uluslu şirketlerin yatırımlarını
koruma işlevini görmektedir.
Pasifik Kıyısı Bölgesinde Şiddet ve Kapitalist Gelişme
70 sayılı yasa ile Afro-Kolombiyalılara kolektif toprak
hakları tanınmıştır.
Ancak, 1996'daki askeri-paramiliter ortaklığıyla yürütülen
Genesis Operasyonu gibi katliamlar, "kendi mega-projelerini inşa etmek
için ihtiyaç duydukları alanların boşaltılması" ve mülksüzleştirme amacını
taşımaktadır.
Afrika Palmiyesi Tarımında Delice Şiddet
Pasifik bölgesinde yağ palmiyesi dikimi, biyo-yakıt üretimi
için dayatılmaktadır. Şirketler ve paramiliterler köylüleri mülksüzleştirmek
için terör yöntemlerine başvurmaktadır; çünkü "erk elinde silahla çıkıp
geldiğinde insanların dayanışmayı bırakacağını bilirsiniz.
Sonuç
Şiddetin sahneye koyulmasında başvurulan yollar, içinde
bulunduğu coğrafi ve tarihsel bağlama özgüdür.
Pasifik kıyısındaki etnik temizlik, küresel kapitalizmin
ilkel birikim arzusunun bir parçasıdır.
NİJER DELTASI’NDA ŞİDDET METALAŞIRKEN
Sofiri Joab-Peterside ve Anna Zalik
Petrol çıkarma faaliyetlerinin Nijer Deltası'ndaki toplumsal
ilişkiler üzerindeki şiddetli etkileri.
Nijer Deltası’nda Toplumsal Dışlanma
Petrol zenginliğine rağmen, "petrol bölgesi
azınlıkları" aşırı yoksulluk, altyapı yokluğu ve çevresel yıkımla
boğuşmaktadır.
Ken Saro-Wiwa'nın idamı ve devlet şiddeti, barışçıl
protestoları ezmiştir.
Sömürgecilik, Etnik Yapı ve Metalaştırma
Sömürgeci dolaylı yönetim mirası ve petrol şirketlerinin
"ev sahibi topluluk" politikaları, topluluklar arası sınır
çatışmalarını ve şeflik kavgalarını kışkırtmıştır.
Gençler, şeflerin yetkisini sarsarak petrol güvenliği
sağlamak üzere silahlanmıştır.
Devlet ise "Ateşe Karşı Ateş" operasyonlarıyla
şiddeti tırmandırmıştır.
Şiddet ve Şiddetin Sunum Şekli
Asari ve Ateke liderliğindeki milislerin çatışması,
uyuşturucu çeteleriyle birleşerek bir "şiddetin metalaşması" sürecine
yol açmıştır.
MEND gibi yapılar ise bu isyanı siyasi bir özgürlük
söylemine büründürerek petrol platformlarına (Bonga gibi) yönelik sabotajlar
düzenlemektedir.
“Demokratikleştirilmiş Şiddet?”
Milislerin yaygınlaşması, "milis liderlerini kontrol
altında tutma konusunda siyasi seçkinlerin sergilediği başarısızlığın"
sonucudur.
Güvenlik ve şiddet yerel bir pazara dönüşmüş, neoliberallere
kâr ve koruma haracı sağlayan bir makine haline gelmiştir.
DEVRİMCİ Mİ, BARBAR MI, YOKSA SAVAŞ MAKİNESİ Mİ? NİKARAGUA VE GÜNEY
AFRİKA’DA ÇETELER
Steffen Jensen ve Dennis Rodgers
Deleuze ve Guattari’nin "savaş makineleri"
Çeteler ve Devrim: Managua
1990’larda terhis edilen Sandinista askerleri toplumsal
statülerini korumak ve mahallelerini savunmak için çetelere katılmışlardır.
Çeteciler, "biz, çete üyesi kardeş böyleyiz işte,
mahallemize duyduğumuz sevgiyi diğer çetelerle savaşarak gösteriyoruz"
diyerek eylemlerine devrimci bir ahlak atfetmişlerdir.
Ancak 90’ların sonunda uyuşturucu ekonomisinin (kokain)
gelmesiyle çeteler, halka terör uygulayan birer yırtıcı narko-burjuvaziye
dönüşmüştür.
Çeteler Ve Devrim: Cape Town
Apartheid rejiminin zorunlu göç politikaları ve yoksulluk
Cape Town’da melez çetelerini doğurmuştur.
Bu çeteler, "comotsotsi" adını alarak apartheid
karşıtı boykotlarda sosyal eşkıyalık rolü üstlenmişlerdir.
Hapishanelerde ise 26, 27 ve 28 numaralı çeteler, kurumsal
şiddete karşı maskulin bir direniş oluşturarak "ndota" (erkek) olma
kimliğini pekiştirmiştir.
Ancak gerçekte çeteler, "sokaklarda ataerkil yapıyı
yeniden üreterek" egemenliği muhafaza etmektedir.
Çeteler: Savaş Makineleri
Çeteler birer savaş makinesidir; "siyasi bilinç ortaya
koymaz: yalnızca yetkeyi istikrarsızlaştırır" ve egemen düzene karşı bir
azınlık odağı oluşturur.
Günümüzün "sıfır tolerans" ve "Mano
Dura" gibi polisiye politikaları ise isyan bastırma stratejilerini taklit
ederek bu gençleri kriminalize etmekte ve adaletsiz düzeni pekiştirmektedir.
ÖZGÜRLEŞME VE SOL: ŞİDDET SORUNU
Michael Brie
Kapitalist ve militarist vahşet karşısında direnme hakkı…
Nedir Şiddet?
Şiddet, insanın insana kasten verdiği fiziksel zarar…
Bu, bilinçli ve kasıtlı olarak bir başkasının
bedensel/zihinsel bütünlüğünü yok etmeyi amaçlayan fiillerdir.
Şiddet, "kendi doğası gereği dilsizdir" ve vurduğu
kişiyi sessiz bırakır.
Bu yönüyle mülke zarar verme ve sivil itaatsizlikten
ayrılmalıdır.
Direnme Hakkı
Yurttaşların insan onuruna aykırı yasalara ve politikalara
karşı direnme hakkı meşrudur.
Demokrasinin en derin yerinde, insan hakları ülküsünü
anayasal düzenin üzerinde tutan devrimci bir yürek daima çarpar.
Sivil itaatsizlik gibi yasal sınırları aşan eylemler,
anayasal meşruiyeti koruma çelişkisini taşır.
Şiddet Bir Suçtur
Walter Benjamin’in belirttiği gibi, "haklı sonuçlar ve
meşru araçlar için, birbirinden bağımsız kıstaslar" aranmalıdır.
Sol, kendi tarihindeki Gulag ve Ölüm Tarlaları gibi
felaketleri tekrarlamamak için şiddeti reddetmelidir.
Radikal amaçlar, "insanın aşağılandığı,
köleleştirildiği... tüm bu şartları alaşağı etme" hedefiyle sınırlı
kalmalıdır.
Karşı Şiddetin Sağladığı Fayda
Şiddet ancak başka seçenek kalmadığında (diktatörlük,
totaliterlik veya açlıktan ölüm tehdidi) meşrudur. Diğer insanlara karşı
fiziksel güç kullanmak için tek bir insancıl neden ileri sürülebilir: tercih
edebileceğin başka hiçbir aracın kalmaması.
Amaç, şiddeti ortadan kaldırmak olmalıdır.
Liberal Demokrasi Koşullarında Karşı Şiddet
Siyasi demokrasilerde karşı şiddet faydasızdır ve sadece siyasi
şiddet, iç savaşa yol açar. Herkesi, ama herkesi tehdit eder.
Toplumsal değişimin önündeki gerçek engel yöneticiler değil,
statükoya rıza gösteren çoğunluktur; bu çoğunluk ise ancak "şiddete
başvurmayan muhalefet" ve ikna ile dönüştürülebilir.
Neoliberalizm Koşullarında Direniş
Neoliberalizmde tahakküm öznelerce içselleştirilmiştir.
Bu durumda yeni bir direniş tarzı geliştirilmelidir.
Sivil itaatsizlik ve şiddet içermeyen direniş, her şey
olabilir, ama asla eylemsizlik değildir.
Bu yöntem (boykotlar, G8 yolları kapatma vb.) devletin
meşruiyet iddiasını sarsar ve çoğunluğu harekete geçirir.
İNSANLIĞIN SAVUNULMASI İÇİN HALK MÜCADELELERİNİ RADİKALLEŞTİRELİM
Samir Amin
Emperyalizm, gezegenin kaynaklarını sömürürken dünya
nüfusunun yüzde 75’ine sunacak hiçbir şeye sahip değildir ve bu nedenle
küreselleşmenin militarize olmasını gerektirmektedir.
Halk Mücadelelerini Radikalleştirilmesi Gereği
Mücadelelerin kapitalizmin köklerine yönelmesi gerekmektedir.
Bu, mücadelelerin siyasallaştırılması ve sosyalist
alternatifin olumlanmasıyla aynı anlama geliyor.
Sivil toplum ve ulusal bağımsızlık cepheleri
birleştirilmelidir.
Emperyalist Saldırganlığa Karşı Durmak: Silahlı Direniş Durumu
Kolektif emperyalizm, Güneyli halklara karşı "sıfır
kayıplı savaş" ve yüksek irtifa bombardımanlarıyla soykırım uygulamaktadır.
Halklar buna ancak "silahlanmış halk" ideali ve
etkin caydırıcı askeri araçlar edinerek direnebilirler.
Lübnan’da Hizbullah’ın İsrail ordusuna karşı kazandığı
başarı, silahlı halk direnişinin önemini göstermiştir.
G.W. Bush’un Büyük Orta Doğu Projesinin bölgedeki halk
direnişleriyle çökertilmesi küresel sol açısından hayati bir zorunluluktur.
Ilımlı Seçenekler: Görüşler ve Sınırlar
İnsani yüzlü kapitalizm veya apolitik sivil toplum tezleri
ılımlı saptırmalardır.
Emperyalizmin kullandığı "terörizm terimi, şiddet
üzerindeki tartışmayı dağıtmak için kullanılıyor" ve devletlerin toptan
imha eylemlerini perdelemektedir.
Gerçek çözüm, mücadelelerin radikalleştirilmesidir.
CANLI KALKAN
John Berger
Abor mahallesindeki eski tütün fabrikasının üzerinde bir
Apache helikopterinin döndüğü ve tankların namlularını insanlara doğrulttuğu
bir dehşet anında, kadınlar el ele tutuşarak bir canlı kalkan oluştururlar.
Korkunun ve egzoz dumanlarının ortasında kımıldamadan duran
kadınların gücü, "korkuya rağmen olduğumuz yerde kalma, hiçbir şey yapmama
kararını almak için gerekli iradenin miktarını" el ele tutuşarak
birbirlerine aktarmalarında yatmaktadır.
Bu asude ve bin yıllık kolektif irade, en nihayetinde
tankları geri çekilmeye zorlar.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder