2 Haziran 2026 Salı

Abram De Swaan - Kitle Katliamları - Notlar

Abram De Swaan - Kitle Katliamları - Notlar

Cinai Bölmeler

The Killing Compartments, The Mentality of Mas Murder

Mütercim: Mine Karataş, Ayrıntı Yayınları, 2019


 

Giriş

Barış içinde olduğumuz zamanlardayız.

 

Şiddet türleri

Nizami Savaşlar

 

Uzak Mesafeli/Orantısız Yıkım: Havadan bombardımanlar, nükleer füzeler veya dron (İHA) saldırıları gibi katil ile kurbanın yüz yüze gelmediği durumlar.

 

Kasıtlı İhmal ve Açlık: İrlanda veya Bengal kıtlıkları gibi yönetimlerin cezai ihmaliyle oluşan kitlesel ölümler.

 

Kitabın asıl konusu katillerin ve kurbanların doğrudan karşı karşıya geldiği, örgütlü/silahlı faillerin tamamen savunmasız ve örgütsüz kurbanlara uyguladığı büyük çaplı ve orantısız şiddet eylemleridir.

 

Kitle katilleri, tek başlarına değil; topluluklar halinde, iktidardaki rejimlerin, devlet kurumlarının talimatı ve toplumsal desteğiyle hareket ederler.

Failler, devletten aldıkları yetkiyle hiçbir cezalandırılma korkusu duymadan hareket eder; ancak teröristlerin aksine eylemlerini kamuoyuna duyurmaktan kaçınırlar.

 

Faillerin kurbanlarıyla doğrudan temas kurarken vicdanlarını, acıma ve tiksinti duygularını bir kenara bırakabilmesi için kurbanlarını "aşağılık, nefret edilen ve yok edilmesi gereken bir nesneye" dönüştürmeleri gerekir.

 

Soykırım rejimleri, toplumsal normları ve bireysel şiddet denetimini askıya aldıkları özel "cinayet bölmeleri" (killing compartments) yaratırlar.

Şiddetin cezasız kaldığı bu cinayet bölmelerinde failler, zamanla katliama alışırlar. Başlangıçta hevesle, mekanik bir kayıtsızlıkla veya öfkeyle hareket etseler de normatif sınırlamalarını kaybederek rejimin ölümcül amaçlarına hizmet eden barbar infazcılara dönüşürler.

 

Kitlesel şiddetin uygulanabilmesi için toplumsal ve zihinsel yaşamın katı çizgilerle ayrılması gerekir.

Zihinsel: Baskın grubun kendi içinde "biz" özdeşleşmesini güçlendirip, dışlanan grubu duygusal, zihinsel ve ahlaki olarak tamamen "öteki"leştirmesi.

 

Toplumsal: Dışlanan kitle ile temasın kesilmesi ve onların tecrit edilmesi.

 

Kurumsal: Hedef grubun okul, hastane, ticaret, yargı ve kamu hizmetlerinden soyutlanması.

 

Siyasi: Rejimin askeri ve militer gücüyle hedef kitle arasındaki mesafeyi büyütüp bu ayrışmayı meşrulaştırması.

 

20. yüzyıldaki kitlesel imha eylemleri

Fatihlerin Cinneti: Galip orduların, kendi yurtlarından uzakta ve yerel halkın haberi olmadan ele geçirilen yabancı topraklardaki nüfusa uyguladığı şiddet.

 

Terör Egemenliği: Yerleşik rejimin profesyonel şiddet aygıtları (milis, gizli polis) eliyle yalıtılmış tutuklama ve imha merkezlerinde yürüttüğü süreç.

 

Kaybedenlerin Zaferi: Yenilmek üzere olan soykırımcı rejimlerin, askeri kayıplar pahasına hedef grubu imha etme hırsını son ana kadar sürdürmesi (örn. Nazilerin savaşın son aylarında dahi tecrit ve sevkiyatları hızlandırması).

 

Megapogromlar: Savaş yenilgisi veya toprak kaybı tehdidi gibi kriz anlarında rejimin örtülü/açık desteğiyle halkın katıldığı, kendiliğinden gelişen kitlesel yerel isyan ve şiddet dalgaları.

 

Kitlesel Şiddetin Oluşum Süreçleri

Makrososyolojik: Uzun süreli tarihsel süreçler, düşmanlık oluşturan kolektif zihniyet ve habitus.

 

Mezososyolojik: Kurumsal düzey; soykırım durumunu yaratan ve yürüten rejim yapısı.

 

Mikrososyolojik: Suçluların kurbanları katlettiği küçük grup dinamikleri ve ortam şartları.

 

Psikososyolojik: Suçluların kendi kişisel geçmişleri, motivasyonları ve bireysel eğilimleri.

 

Geleneksel Durumcu Görüş (Arendt, Milgram, Browning, Waller): Katillerin hasta veya psikopat olmadığını, olağanüstü koşullar altına giren "sıradan insanların" (siz veya ben) bu tür kitlesel kötülükleri işleyebileceğini savunur.

Durumcu yaklaşım kişisel yatkınlıkları, bireysel geçmişi ve kişisel tercihleri ihmal eder. Milgram eksperinde bile bazı deneklerin otoriteye direndiği unutulmamalıdır. Soykırımcılar sadece durumun bir ürünü değil; ahlaki sorumluluk hissetmeme, acımasız davranabilme, inkar etme ve yalan söyleme gibi kişisel yatkınlıkları önceden (veya süreç içinde) barındıran bireylerdir.

 

Sıradan Suçlular ve Modernlik Durumcu Mutabakat

Nazi liderlerine uygulanan testlerin genelde olağandışı sonuçlar vermemesi, katillerin "sıradan insanlar" olduğu tezini güçlendirmiştir.

Akademisyenler arasındaki mutabakata göre, suçluların kişiliklerindeki hiçbir şey, onları başkalarına nazaran cinai eylemlere daha yatkın hale getirmemektedir.

 

Eichmann Kudüs'te: Kötülüğün Sıradanlığı

Eichmann, iddia edildiği gibi düşüncesiz bir bürokrat değil, fanatik bir Yahudi avcısıydı.

 

Hannah Arendt, Eichmann Kudüs'te kitabının altbaşlığı olan Ranality of Evil'e (Kötülüğün Sıradanlığı) kendisi bile inanmadı. Arendt daha sonra bu yanıltıcı ifade tarzını, kötülüğü icra edenlerin sıradanlığını ifade etmeye çalışmış olduğunu söyleyerek düzeltti. Lakin söyledikleri hemen rağbet görmüştü ve bugün Holokost ya da genel olarak soykırıma dair az ama yaygın olarak alıntı yapılan klişeler dizininin muhtemelen en büyük saçmalığını (betise) ifade etmektedirler.

 

Milgram'ın Cezalandırma Deneyleri ve Muğlak Sonuçları

Milgram deneylerinin, insanların otoriteye itaat ederek başkalarına zarar verme eğilimini gösterdiği kabul edilse de, deneklerin önemli bir kısmının (üçte bir ila dörtte beş) itaat etmeyi reddettiği gerçeği göz ardı edilir.

 

Sıradan İnsanlar Ya Da Sıradan Almanlar

Christopher Browning, faillerin "sıradan insanlar" olduğunu savunurken Goldhagen, Alman kültüründeki antisemitizme vurgu yapar.

Eğilimler zaman içerisinde yaşanan durumlarla, yani sosyal süreçlerle şekillenirler. Sosyal süreçler de kısmen eğilimlerine göre hareket eden insanlar arasındaki sayısız etkileşimin bir sonucudur. Kültürel bağlamda derinlemesine kökleşmiş ortak eğilimlerin özel bir türü, soykırım dönemlerinin izahatının merkezini oluşturur: Bir grubun diğer insanlarla özdeşleşme ve özdeşleşmeme kapasitesi.

 

Toptan İmha ve Modernite

Zygmunt Bauman, meşhur Modernity and the Holocaust eserinde Holokost'un modern medeniyetin bir sapması/arızası değil; bürokrasi, sanayileşme, rasyonelleşme ve teknolojik araçların ürettiği özgün bir modern fenomen olduğunu savunur.

Nazilerin soykırım projesi tamamen soğukkanlı, önceden tıkır tıkır planlanmış bir bürokratik mekanizma değildi; savaş şartlarına göre geliştirilen uydurma ve koşullara bağlı bir önlemdi.

 

Modernlik sözcüğü her şeyi kapsayacak kadar genişletildiğinde hiçbir şeyi açıklayamaz hale gelir.

 

Sosyolog Michael Mann, The Dark Side of Democracy kitabında cinai etnik temizliklerin ve soykırımların demokrasinin ve demokratikleşme süreçlerinin bir sonucu olduğunu ileri sürer.

 

Tarihteki en büyük toplu imhalar (Kral II. Leopold'un Kongo'su, Almanların Herero katliamı, Çarlık Rusyası'nın Kazak katliamları, Stalin ve Pol Pot rejimleri) yerleşimci demokrasilerden ziyade otoriter ve diktatörlük rejimleri tarafından işlenmiştir.

 

Suçluluğu "bütün insan türüne", "moderniteye" veya "içinde bulunulan duruma" yüklemek, asıl failleri, rejimi ve katilleri banalleştirerek/sıradanlaştırarak suçsuzlaştırma riski taşır.

 

Soykırımı ve kitlesel imhayı sadece "modernliğin zorunlu bir meyvesi" veya "demokrasinin kaçınılmaz bir yan etkisi" olarak görmek, olayın arkasındaki barbarca şiddeti, ideolojik fanatizmi, rejimlerin kasıtlı yapılanmasını ve katillerin şahsi psikolojik/ahlaki sorumluluklarını gölgeleyen aşırı teorik ve yanıltıcı yaklaşımlardır.

 

Özdeşleşme ve Özdeşleşmeme Çevrelerinin Yaygınlaşması

Özdeşleşme, Özdeşleşmeme ve Grup Oluşumu

Sosyal özdeşleşme, kimin "bizden" kimin "öteki" olduğuna dair zihinsel bir süreçtir.

Özdeşleşmeme süreci, "kişinin kendisinden olanı idealleştirilmesini, kendi çevresindeki 'kabul edilemez' özelliklerin reddedilmesini ve bu tür özelliklerin 'diğerlerine' yansıtılmasını" içerir.

 

Birincil Özdeşleşmeler: Akrabalık ve Yakınlık

İnsanlar tarih boyunca akrabalık ve fiziksel yakınlık üzerinden özdeşleşme kurmuşlardır.

Köy ve klan düzeyindeki bu bağlar, zamanla daha geniş dini veya askeri ağlara eklemlenmiştir.

 

Ulus Devletlerin Doğuşu ve Özdeşleşme Çevrelerinin Yaygınlaşması

Ulus devletlerin yükselişiyle özdeşleşme çok daha geniş kitlelere yayılmıştır. İnsanlar hiç tanımadıkları milyonlarca kişiyle "hayali" bir birlik kurarlar.

Bu geniş özdeşleşmeler genellikle aile veya arkadaş gibi küçük birincil gruplarda pekiştirilir: "insanlar vatan uğruna ölmeye o kadar da hazır olmayabilirler, fakat ailelerinin onurunu kirlettiğine inandıkları bir durumun öcünü almak için öldürmeye" yönelebilirler.

 

Önemsememe ve Kayıtsızlık, Özdeşleşme ve Özdeşleşmeme

İnsanların çoğu birbirine karşı kayıtsızdır; ancak bir grup hedef alındığında bu kayıtsızlık yerini düşmanlığa bırakır.

Kölelik örneğinde olduğu gibi, kurbanların hem insan olarak kabul edilip hem de "alt insanlar olarak dışlanmaları" gerekmiştir.

 

İnsanlık Tarihi Boyunca Şiddet Dönüşümleri

Tarihöncesinde Şiddet

Şiddet sadece moderniteye özgü değil elbette, tarihöncesi devletsiz toplumlar modern uluslardan daha sık savaştı ve katliam yaptı.

İlkel dünya kesinlikle modern dünyaya nazaran daha barışçıl değildi.

 

Tarihte Kitlesel İmha

Antik çağlardan (Asurlular, Romalılar) Haçlı seferlerine, Moğol istilalarından sömürge katliamlarına kadar kitle katliamları hep var olmuştur.

Modernite sadece bu duruma yeni ideolojiler ve teknolojiler eklemiştir.

 

Ruanda

Kendi Kendini Yok Etme

1994 Ruanda soykırımı, modern kitle iletişim araçları ve devlet bürokrasisi kullanılarak planlanmış bir katliamdır.

 

Hutu-Tutsi Ayrımının Sömürge İnşası

Sömürge yönetimleri, aslında kültürel ve dilsel olarak aynı olan Hutu ve Tutsileri ırkçı teorilerle (Hami hipotezi) birbirinden ayırmış ve kartlara bağlamıştır.

 

Ötekilerin Özdeşleşmesi Üzerine Bir Parantez

Hutu ve Tutsi gibi gruplar arasındaki sınırlar genetik veya değişmez biyolojik temellere değil, tarihsel ve "toplumsal" süreçlere dayanır.

Hutu Gücü propagandası bir yandan Tutsilerin genetik olarak tamamen farklı ve ayırt edilebilir olduğunu iddia ederken; diğer yandan Tutsilerin kendilerini Hutu gibi gizleme "hilekarlığına" sahip olduklarını ileri sürmüştür.

 

Hutular ve Tutsiler: Kişisel Özdeşleşmelerden Genel Özdeşleşmemelere

Sömürgecilik öncesinde "Hutu" ve "Tutsi" terimleri irksal/etnik kategoriler olmaktan ziyade, sosyo-ekonomik konumları (patron-müşteri, çoban-çiftçi ilişkisini) ifade eden esnek terimlerdi. Zenginleşen bir Hutu "Tutsi", ast konumdaki bir Tutsi ise "Hutu" olarak adlandırılabiliyordu.

 

Alman ve Belçika sömürge idareleri, fiziksel antropoloji mitlerini ("Tutsilerin Nil/Hami kökenli dışarıdan gelen fatihler olduğu" tezi) sisteme entegre etmiş; sivil kayıtlar ve kimlik kartlarıyla bu esnek yapıyı düşmanca iki ebedi kategoriye dönüştürmüştür.

 

Fantezilerin Harekete Geçirilmesi

"Hamamböceği" (inyezi) gibi aşağılayıcı terimlerin medya (radyo) aracılığıyla yayılması, özdeşleşmeme sürecini tamamlamıştır.

Bu dil, kurbanı insanlıktan çıkarma (dehumanization) sürecinin son aşamasıdır.

 

Kurban bir "mikrop" veya "zararlı böcek" seviyesine indirildiğinde, ona karşı uygulanan şiddet nefretin ötesine geçerek duygusuz, mekanik ve rutin bir temizlik eylemine dönüşür.

 

Ruanda Soykırımı

Soykırımın "sıradan Hutular" tarafından işlenmesi ve komşunun komşuyu öldürmesi, devletin desteğiyle oluşan bir "cinai karnaval" atmosferinde gerçekleşmiştir.

 

1959’dan itibaren Uganda’ya sığınan Tutsi mültecilerin oluşturduğu Ruanda Yurtseverler Cephesi’nin (RYC) 1990’dan itibaren kuzeyden başlattığı askeri müdahaleler ve komşu Burundi’de Hutu çoğunluğa uygulanan Tutsi baskısı (özellikle 1972 katliamı), Ruandalı Hutularda varoluşsal bir tehdit algısı ve korku yaratmıştır.

 

Başkan Habyarimana’nın uçağının düşürülmesi kitlesel katliamların fitilini ateşlemiştir. Fransız birlikleri, katliamları gerçekleştiren Başkanlık Muhafızlarını eğitmiş ve soykırımın sonunda "Turkuaz Operasyonu" ile katliamcı Hutu birlikleri ile Interahamwe milislerinin Doğu Kongo’ya (Bukavu) kaçışına güvenli koridor sağlayarak göz yummuştur. Bu durum, ilerleyen yıllarda Kongo'da milyonlarca insanın öleceği zincirleme iç savaşları tetiklemiştir.

 

Ruanda, dünyanın en yüksek nüfus yoğunluğuna sahip ve ekilebilir arazinin son derece kıt olduğu bir ülkedir.

 

1993'te ana ihraç kalemi olan kahve fiyatlarının %70 düşmesiyle derinleşen ekonomik kriz; toprak ve kaynak rekabetini "birinin kazandığı diğerinin kaybettiği" şiddetli bir sıfır toplamlı oyuna dönüştürmüştür.

 

Ruanda ordusu ve Interahamwe milisleri, kuzeyden Kigali’ye doğru ilerleyen ağır silahlı ve sıkı örgütlü RYC ordusuna karşı direnmek yerine, bütün enerji ve kıt kaynaklarını savunmasız Tutsi sivillerini (kadın, çocuk, yaşlı) imha etmeye yöneltmiştir.

Askeri yenilgi kaçınılmaz hale geldiğinde bile Hutu Gücü rejimi ve radyolar, "tek bir Tutsi kalmayana dek" cinayetleri sürdürme çağrısı yapmıştır.

Rejim savaşı kaybedebilir ama düşmanı tamamen imha ederek tarihsel bir "zafer" kazandığı illüzyonuna sığınır.

 

Katliamların %90'ını gerçekleştiren çekirdek grup (yaklaşık 50 bin kişi); işsiz, topraksız, az çocuklu ve manipülasyona açık genç erkeklerden oluşuyordu. Ancak toplam suçlu/katılımcı sayısı 200 bin ila yarım milyon arasındadır.

 

Katiller klinik anlamda "psikopat" değil, "sıradan Hutular"dı. Katliama katılmayı reddeden, Tutsileri saklayan ya da rüşvet vererek kurtarmaya çalışan Hutular da yine "sıradan" toplumsal kesimlerden çıkmıştır. Dolayısıyla "sıradanlık" tek başına felaketi açıklamaya yetmemektedir.

 

Ruanda Soykırımı düşük bölmelere ayırma koşullarında gerçekleşmiştir. Cinayetler kapalı kapılar ardında değil; köylerin merkezinde, okullarda, kiliselerde ve komşuların gözü önünde işlenmiştir.

 

Sabah ellerinde palalarla avlanmaya çıkan failler, akşamları kurbanların mal ve hayvanlarını yağmalayarak ziyafetler düzenlemiş, gece ise evlerine dönüp normal aile hayatlarına devam etmişlerdir.

 

Maskeler, muz yaprakları, palmiye biraları, ıslıklar ve ritmik sesler eşliğinde yürütülen şiddet; normallik ve ahlak anlayışının askıya alındığı geçici bir "şölen/karnaval" ortamı yaratmıştır.

 

Katiller eylemlerini gizlemek bir yana, yoldan geçenleri izlemeye ve sıradan insanları bizzat insan öldürmeye zorlayarak kolektif bir suç ortaklığı yaratmış; böylece bireysel sorumluluğu eritip "cezasızlık illüzyonu" üretmişlerdir.

 

Soykırım Rejimleri ve Toplumun Bölmelenmesi

Devletlerin Oluşumu ve Soykırım Rejimleri

Devletin şiddeti tekelleştirmesi medenileşmeye yol açarken, aynı zamanda kitleleri savunmasız sivillere karşı imha etme kapasitesini de artırmıştır.

 

Bölmeleme (Parçalama)

Soykırım rejimleri, hedef grubu toplumun geri kalanından fiziksel, hukuksal ve zihinsel olarak ayırır (apartheid).

Barbarlık sadece belirli zamanlarda ve sınırlı alanlarda meydana gelmiştir.

Failler cinayet işledikten sonra normal hayatlarına dönerek bir çeşit "rejimin hizmetinde gerileme" yaşarlar.

 

Toptan İmhanın Dört Tarzı

1. Fatihlerin cinneti: Fetih sonrası dirençsiz halka yönelik intikam ve yağma.

 

2. Terör egemenliği: Kurulu rejimin sistematik baskı ve imhası (Sovyet ve Çin örnekleri).

 

3. Kaybedenlerin zaferi: Yenilgi yaklaşırken rejimin hedef grubu yok etme çabası (Naziler, Ruanda).

 

4. Megapogromlar: Merkezi kontrolden bağımsız görünen ama yerel otoritelerce kışkırtılan kalabalık saldırıları.

 

Toptan İmhanın Dört Tarzı

Vaka Çalışmaları

İspanyol Fatihler

500 yıl önce Güney Amerika yerlilerinin işgalci İspanyol ordusu tarafından keyfi biçimde imha edilmesi, kendilerine tamamen yabancı toplumlara karşı uygulanan kitlesel katliamın temel örneğidir.

 

Hollanda'nın Açe Seferleri (1873–1913)

Hollanda'nın en kanlı savaşlarından biri olan Açe'nin fethi, 50 bin ila 100 bin arası yerlinin ölümüyle sonuçlanmış, yüzlerce köy yakılmıştır. Ancak bu olay sömürgeci ülkenin hafızasından büyük ölçüde silinmiş ve bastırılmıştır.

 

Kral II. Leopold ve Özgür Kongo Devlet (1887–1908)

Fildişi ve kauçuk kotasını doldurmayan Kongoluların sakat bırakıldığı, ellerinin kesildiği, köylerinin yakıldığı ve açlık/hastalıklar nedeniyle 1880-1920 arasında Kongo nüfusunun 20 milyondan 10 milyona düştüğü daimi bir terör rejimi kurulmuştur.

 

Alman Güneybatı Afrikası ve Herero Soykırımı (1904)

Lothar von Trotha komutasındaki Alman birlikleri, Hereroları ve Namaları susuz çöplere sürerek maksatlı bir soykırım uygulamıştır. Bu seferde yer alan bazı figürler, ilerleyen yıllarda Freikorps ve Nazi Partisinde aktif rol almıştır.

 

Çarlık Rusyası

I. Dünya Savaşı sırasında 200 bin Alman kökenli halkın sürülmesi, Orta Asya'da yarım milyon göçerin öldürülmesi ve savaş esirlerinin imhası gibi eylemlerle 1 milyonun üzerinde "demosid" (halk katliamı) gerçekleştirilmiştir.

 

Japonya ve Nanking Katliamı (1937)

İkinci Çin-Japon Savaşı sırasında Nanking'i ele geçiren Japon ordusu, geride tanık bırakmamak adına 3 ay içinde 300 bin silahsız Çinliyi katletmiştir.

 

Yerleşimci Demokrasiler

ABD, Avustralya, Yeni Zelanda ve Tazmanya gibi yapılarda yerleşimciler, toprağın tekeli uğruna yerli halkı ortadan kaldırmıştır. Michael Mann'ın "Demokrasinin Karanlık Yüzü" olarak adlandırdığı bu durumda, iç kısımdaki demokratik kurumlar çeperlerde uygulanan vahşeti görmezden gelmiş veya alan açmıştır.

 

Meksika Devrimi (1890–1920)

İç savaş ve orduların savunmasız halka uyguladığı orantısız şiddet neticesinde yaklaşık 2,1 milyonluk toplam nüfus kaybı yaşanmıştır.

 

Nazilerin Doğu Cephesi

Haziran 1941'deki SSCB işgalinin getirdiği "zafer sarhoşluğu" ile SS ve infaz mangaları, Wehrmacht desteğiyle 1,5 milyon Sovyet Yahudisini kendi kazdıkları mezarların önünde vurarak katletmiştir.

 

Terör Egemenliği

Kurulu rejimlerin kendi halklarına veya kontrol ettikleri gruplara uyguladığı sistematik şiddettir.

 

Stalin dönemindeki Büyük Terör, Gulag kampları ve etnik tehcirler…

Rejim, felç eden terör etkisini korumak için toplumun tamamının herhangi bir zamanda ve yerde tutuklanabileceğini iyice anlamasını istedi.

 

Çin

Kültür Devrimi'nde "Mao anarşist despotluğu seçti" ve Genç Kızıl Muhafızlar aracılığıyla toplumu terörize etti.

 

Kuzey Kore

Günümüzde halen devam eden, kıtlığın bir silah olarak kullanıldığı nihai terör rejimidir.

 

Endonezya (1965)

Komünist avı adı altında 1 milyona yakın insanın ordu ve sivil çetelerce katledildi.

Devlet insanlar arasında kendiliğinden gelişen nefret duygularından yararlandı ve onlara yön verdi.

 

Guatemala

Yerli Maya halkına karşı topyekun bir imha seferi düzenlendi.

 

Kaybedenlerin Zaferi: Pasifin Aktife Çevrilmesi

Yenilgiyle karşılaşan rejimlerin, güçlerini dış düşman yerine içerideki savunmasız azınlıklara yöneltmesi durumudur. Psikolojik terimlerle, kaybedeceğine kesin gözüyle bakılan savaş yüzünden kazanabileceği bir savaşa girişir.

 

Osmanlı'nın çöküş sürecinde Jön Türk rejimi…

 

Savaşın gidişatı tersine döndükçe Yahudi soykırımının endüstriyel ve sistematik bir hal alması…

 

Doğu Pakistan’ın ayrılma arifesinde Pakistan ordusunun aydınları ve gençleri hedef alarak yaptığı katliamlar: Pakistan Bangladeş'i tamamen kaybetti fakat 'kaybedenlerin zaferi'ni elde etmiş oldu.

 

Pol Pot rejiminin "yeni halk" olarak adlandırdığı şehirli kesimi zorunlu çalışma ve açlıkla yok etmesi…

 

Sırp milliyetçiliğinin "etnik temizlik" faaliyetleri…

 

Megapogromlar

Merkezi otoritenin doğrudan rolünün belirsiz olduğu, ancak sivil çeteler ve yerel liderler tarafından koordine edilen kitlesel şiddet eylemleridir. Burada elebaşları yerli ileri gelenler, politikacılar, haydutlar ve din adamlarıdır.

 

Asgari örgütlenme nedeniyle yerel ölçekteki şiddet birkaç gün veya hafta sürer.

 

Kitlesel imhaya dönüşmesinin nedeni, koordinasyonsuz şekilde ülkenin pek çok yerinde neredeyse eşzamanlı patlak vermesidir. Büyük bir ulusal/uluslarüstü kriz dönemi, ortak kültürel algılara sahip kitleler için şiddet eylemlerini tetikleyen bir "hızlandırıcı" (katalizör) işlevi görür.

Otorite-itaat modelinden ziyade akran baskısı, taklit, geçmişten gelen utancı silme arzusu, cezasız kalma inancı ve kolektif intikam hissi etkilidir. Şiddet genellikle alenidir ve kamusal alanda ritüelleşmiş/teatral bir karnaval havasında gerçekleşir.

 

Saldırıların arkasında sıklıkla hedef alınan grupların evlerine, tarlalarına ve mülklerine el koyma hesabı yatmaktadır.

 

Savaş sonrası Orta ve Doğu Avrupa’dan 12 milyon Alman’ın şiddetle sürülmesi. Dünün cellatları bugünün kurbanları haline gelmişti ve eski kurbanlar yeni kazandıkları hakimiyetle aşırı hareket ettiler.

 

1947’de bağımsızlık sonrası Hindular, Müslümanlar ve Sihler arasındaki karşılıklı katliamlar gerçekleşti.

Bu olaylar 20. yüzyılın en büyük göçü ve 1 milyon civarı ölümle sonuçlanmıştır.

 

Soykırım Suçluları ve Kişiliğin Bölmelenmesi

 

Yaygın düşünceye göre soykırımcılar sıradan insanlardır ve kişiliklerinden bağımsız olarak içinde bulundukları durum sebebiyle kitlesel cinayetler işlerler. Daha kategorik bir deyişle, bugün yaygın olan yaklaşımlara göre önemli olan "yatkınlık" değil "durum"dur.

 

Soykırım Analizinde 4 Temel Düzey

Makrososyolojik Düzey (Toplumsal Dönüşümler): Savaş yenilgileri, ekonomik krizler, kolektif travmalar ve "gayrimedenileşme süreçleri" aracılığıyla topluma ortak anılar, hınç duygusu ve kolektif bir zihniyet aşılanır.

 

Mezososyolojik Düzey (Rejim Müdahaleleri): Rejimin propaganda, eğitim ve kurumlar aracılığıyla nefret söylemini, ideolojik bölmelemeyi ve yok edici ilkeleri meşrulaştırıp yaygınlaştırmasıdır.

 

Mikrososyolojik Düzey (Kurumsal Bağlam): Bireylerin şiddeti bizzat uyguladıkları okul, hapishane, kışla veya toplama kampı gibi spesifik kurumsal mekânlar ve çalışma koşullarıdır.

 

Psikososyolojik Düzey (Bireysel Yatkınlık ve Değerlendirme): Bireylerin kendi kişisel geçmişleri, ahlaki duyguları, empati düzeyleri ve içinde bulundukları durumu kendilerine has yorumlama biçimleridir.

 

Ortak Anılar, Kolektif Zihniyet ve Gayrimedenileşme

Katillerin eylemlerini sadece "doğuştan gelen soykırımcı bir dürtüye" bağlamak analitik bir hatadır.

 

Gayrimedenileşme Süreci (Norbert Elias): Toplumların medenileşme adımlarının tersine dönerek toplumsal ahlakın barbarlığa, düellocu/askeri zihniyete ve kolektif intikam hislerine gerilemesidir.

 

Daniel Goldhagen ve Harald Welzer gibi araştırmacılara göre katiller ahlaki tereddütlerini aşarak değil; tam tersine öldürmeyi "gerekli, haklı ve ahlaki bir görev" olarak gören bir ideolojik kodla hareket etmişlerdir.

 

Toplumsal Bağlamda Soykırım Durumları

Soykırımın gerçekleşmesi için gerekli en önemli makro koşul, savaş veya ekonomik kriz gibi temel tahribatlardır.

Mezo düzeyde ise rejimin hedef kitleyi insanlıktan çıkaran ve şeytanlaştıran propagandası ve "nihai çözüm" gibi örtmeceler (euphemisms) kullanması dikkat çeker.

Bu süreçte failler, kendi halklarının ayakta kalabilmesi için gerekli bir görevi yerine getirdiklerine inandırılırlar.

 

Failler ve Diğer Sıradan İnsanlar: Farklar

 

Failler boş birer levha değildir; her birinin duygularını, ideallerini ve vicdani bariyerlerini şekillendiren kendilerine has çocuklukları, eğitimleri, meslekleri ve aile hayatları vardır.

Görev alma süreçlerinde sadizme, zorbalığa ve şiddete yatkınlığı olan kişiler ("şiddet uzmanları", yerel kabadayılar) eylemlere daha kolay çekilir ve seçilir.

 

John M. Steiner’ın eski SS ve Wehrmacht askerleri üzerinde yaptığı testlerde, SS üyelerinin Otoriter Kişilik (Faşizm) Ölçeği puanları belirgin şekilde yüksek çıkmıştır. SS'ler çoğunlukla aşırı otoriter ailelerden gelmektedir.

 

Soykırım failleri ne yaptıklarının farkında olan, eylemlerini ideolojik veya kişisel gerekçelerle meşrulaştıran, partileşmiş ve kitle hareketine dönüşmüş gerçek ideolojik faillerdir.

 

Gönülsüz Suçlular, Kayıtsız Suçlular ve Hevesli Suçlular

Faillerin tek tip değildir.

 

Soykırım Suçluları ve Diğer Sıradan İnsanlar: Vicdan, Eylemlilik, Empati

Soykırım suçlularının hayat hikayelerinde plan, iç görüş ya da karar yoksunluğu, kısacası eylemlilik (agency) eksikliği dikkat çeker.

Çoğu, ibretlik bir şekilde tercih etmemeyi tercih etmişlerdir.

 

Zihinselleştirme ve Zihinselleştirmeme: Empati ve Eksikliği

Psikolojik bir kavram olan "zihinselleştirme", bireyin başkalarının davranışlarını zihinsel durumlara (duygu, ihtiyaç, inanç) dayanarak yorumlama kapasitesidir. Soykırımcıların en belirgin özelliği kurbanlarına yönelik bariz şefkatsiz olmalarıdır.

 

Cinai Bölmelerde Zihinselleştirmeme

Soykırım durumunda suçlular, kurbanlarına dair derinlerine yerleşmiş olabilecek her türlü empati izinden tamamen kurtulmalarına yönelik baskı altındadır. Bu, rejimin hizmetinde gerçekleşen bir kolektif gerilemedir.

 

Soykırım Sonrası Soykırımcıları

Birçok Nazi faili savaştan sonra başarılı iş insanları, sevgi dolu eşler ve ilgili babalar olarak sivil hayata sorunsuz adapte olmuştur.

Batı Almanya veya sürgündeki faillerin terapistlere veya din adamlarına vicdan azabı itirafında bulunma oranı neredeyse sıfırdır.

 

Suçlular ne robot ne de psikopattır. İki farklı gerçekliği/benliği zihinsel ve toplumsal olarak farklı "kapalı bölmelerde" tutarak vicdani çelişkileriyle yaşamayı başarırlar.

Soykırım bittiğinde cinai bölmenin kapısı kapatılır. Fail, "O zamanlar başkasıydım" diyerek eski sivil benliğine döner.

 

Sonuç

Failler toplumun geri kalanıyla benzer koşullarda yetişmiş genç erkeklerdir ve soykırım ortamına girdiklerinde emir-komuta zinciri ve grup baskısı nedeniyle kitleler halinde katil olabilmektedirler.

 

Bireyler katliamlara aynı güdüyle katılmaz; kimi gönülsüzce, kimi kayıtsızca, kimi ise isteyerek/hevesle öldürür.

 

Kurbanın insanlığı failler için sürekli bir iç çatışma riski doğurur. Failler bu çelişkiyle başa çıkmak için kendi insanlıklarını indirgemek ve zamansız/yersiz empatik duygularını tamamen devreden çıkarmak zorunda kalmışlardır.

 

Sonuç

Soykırımı anlamak için makro (toplumsal), mezo (kurumsal), mikro (durumsal) ve psikososyolojik (bireysel) düzeylerin hepsine birden bakılması gerekir.

 

Hannah Arendt’in "kötülüğün sıradanlığı" kavramı hatalı sonuçlara götürür.

Eichmann gibi isimler “sıradan” insanlar değildir; bunlar fanatik, yorulmaz birer avcıdır.

Milgram deneyi insanların otoriteye itaat etme eğilimini gösterir fakat istisnaları açıklayamaz.

 

Soykırım rejimleri toplumu ideolojik, mekansal ve zihinsel olarak katı kategorilere ayırır.

 

Kitlesel Şiddetin Dört Tarzı

Fatihlerin cinneti: Uzaktaki yabancı halkın katledilmesi.

Terör egemenliği: Kurulu rejimin iç reformları korumak için uyguladığı şiddet.

Kaybedenlerin zaferi: Yenilgi ufukta görünmesine rağmen imha kampanyasının hızlandırılması.

Megapogromlar: Rejimin daha mesafeli durduğu, güruhlar eliyle yapılan katliamlar.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder