Abram
De Swaan - Kitle Katliamları -
Notlar
Cinai Bölmeler
The Killing Compartments, The Mentality of Mas Murder
Mütercim: Mine Karataş, Ayrıntı Yayınları, 2019
Giriş
Barış içinde olduğumuz zamanlardayız.
Şiddet türleri
Nizami Savaşlar
Uzak Mesafeli/Orantısız Yıkım: Havadan bombardımanlar,
nükleer füzeler veya dron (İHA) saldırıları gibi katil ile kurbanın yüz yüze
gelmediği durumlar.
Kasıtlı İhmal ve Açlık: İrlanda veya Bengal kıtlıkları gibi
yönetimlerin cezai ihmaliyle oluşan kitlesel ölümler.
…
Kitabın asıl konusu katillerin ve kurbanların doğrudan karşı
karşıya geldiği, örgütlü/silahlı faillerin tamamen savunmasız ve örgütsüz
kurbanlara uyguladığı büyük çaplı ve orantısız şiddet eylemleridir.
Kitle katilleri, tek başlarına değil; topluluklar halinde,
iktidardaki rejimlerin, devlet kurumlarının talimatı ve toplumsal desteğiyle
hareket ederler.
Failler, devletten aldıkları yetkiyle hiçbir cezalandırılma
korkusu duymadan hareket eder; ancak teröristlerin aksine eylemlerini kamuoyuna
duyurmaktan kaçınırlar.
Faillerin kurbanlarıyla doğrudan temas kurarken
vicdanlarını, acıma ve tiksinti duygularını bir kenara bırakabilmesi için
kurbanlarını "aşağılık, nefret edilen ve yok edilmesi gereken bir
nesneye" dönüştürmeleri gerekir.
Soykırım rejimleri, toplumsal normları ve bireysel şiddet
denetimini askıya aldıkları özel "cinayet bölmeleri" (killing
compartments) yaratırlar.
Şiddetin cezasız kaldığı bu cinayet bölmelerinde failler,
zamanla katliama alışırlar. Başlangıçta hevesle, mekanik bir kayıtsızlıkla veya
öfkeyle hareket etseler de normatif sınırlamalarını kaybederek rejimin ölümcül
amaçlarına hizmet eden barbar infazcılara dönüşürler.
Kitlesel şiddetin
uygulanabilmesi için toplumsal ve zihinsel yaşamın katı çizgilerle ayrılması
gerekir.
Zihinsel: Baskın grubun
kendi içinde "biz" özdeşleşmesini güçlendirip, dışlanan grubu
duygusal, zihinsel ve ahlaki olarak tamamen "öteki"leştirmesi.
Toplumsal: Dışlanan kitle
ile temasın kesilmesi ve onların tecrit edilmesi.
Kurumsal: Hedef grubun
okul, hastane, ticaret, yargı ve kamu hizmetlerinden soyutlanması.
Siyasi: Rejimin askeri ve
militer gücüyle hedef kitle arasındaki mesafeyi büyütüp bu ayrışmayı
meşrulaştırması.
20. yüzyıldaki kitlesel
imha eylemleri
Fatihlerin Cinneti: Galip
orduların, kendi yurtlarından uzakta ve yerel halkın haberi olmadan ele
geçirilen yabancı topraklardaki nüfusa uyguladığı şiddet.
Terör Egemenliği: Yerleşik
rejimin profesyonel şiddet aygıtları (milis, gizli polis) eliyle yalıtılmış
tutuklama ve imha merkezlerinde yürüttüğü süreç.
Kaybedenlerin Zaferi:
Yenilmek üzere olan soykırımcı rejimlerin, askeri kayıplar pahasına hedef grubu
imha etme hırsını son ana kadar sürdürmesi (örn. Nazilerin savaşın son
aylarında dahi tecrit ve sevkiyatları hızlandırması).
Megapogromlar: Savaş
yenilgisi veya toprak kaybı tehdidi gibi kriz anlarında rejimin örtülü/açık
desteğiyle halkın katıldığı, kendiliğinden gelişen kitlesel yerel isyan ve
şiddet dalgaları.
Kitlesel Şiddetin
Oluşum Süreçleri
Makrososyolojik: Uzun
süreli tarihsel süreçler, düşmanlık oluşturan kolektif zihniyet ve habitus.
Mezososyolojik: Kurumsal
düzey; soykırım durumunu yaratan ve yürüten rejim yapısı.
Mikrososyolojik:
Suçluların kurbanları katlettiği küçük grup dinamikleri ve ortam şartları.
Psikososyolojik:
Suçluların kendi kişisel geçmişleri, motivasyonları ve bireysel eğilimleri.
Geleneksel Durumcu Görüş (Arendt, Milgram, Browning,
Waller): Katillerin hasta veya psikopat olmadığını, olağanüstü koşullar altına
giren "sıradan insanların" (siz veya ben) bu tür kitlesel kötülükleri
işleyebileceğini savunur.
Durumcu yaklaşım kişisel yatkınlıkları, bireysel geçmişi ve
kişisel tercihleri ihmal eder. Milgram eksperinde bile bazı deneklerin
otoriteye direndiği unutulmamalıdır. Soykırımcılar sadece durumun bir ürünü
değil; ahlaki sorumluluk hissetmeme, acımasız davranabilme, inkar etme ve yalan
söyleme gibi kişisel yatkınlıkları önceden (veya süreç içinde) barındıran
bireylerdir.
Sıradan Suçlular ve Modernlik Durumcu Mutabakat
Nazi liderlerine uygulanan testlerin genelde olağandışı
sonuçlar vermemesi, katillerin "sıradan insanlar" olduğu tezini
güçlendirmiştir.
Akademisyenler arasındaki mutabakata göre, suçluların
kişiliklerindeki hiçbir şey, onları başkalarına nazaran cinai eylemlere daha
yatkın hale getirmemektedir.
Eichmann Kudüs'te: Kötülüğün Sıradanlığı
Eichmann, iddia edildiği gibi düşüncesiz bir bürokrat değil,
fanatik bir Yahudi avcısıydı.
Hannah Arendt, Eichmann Kudüs'te kitabının altbaşlığı olan
Ranality of Evil'e (Kötülüğün Sıradanlığı) kendisi bile inanmadı. Arendt daha
sonra bu yanıltıcı ifade tarzını, kötülüğü icra edenlerin sıradanlığını ifade
etmeye çalışmış olduğunu söyleyerek düzeltti. Lakin söyledikleri hemen rağbet
görmüştü ve bugün Holokost ya da genel olarak soykırıma dair az ama yaygın
olarak alıntı yapılan klişeler dizininin muhtemelen en büyük saçmalığını
(betise) ifade etmektedirler.
Milgram'ın Cezalandırma Deneyleri ve Muğlak Sonuçları
Milgram deneylerinin, insanların otoriteye itaat ederek
başkalarına zarar verme eğilimini gösterdiği kabul edilse de, deneklerin önemli
bir kısmının (üçte bir ila dörtte beş) itaat etmeyi reddettiği gerçeği göz ardı
edilir.
Sıradan İnsanlar Ya Da Sıradan Almanlar
Christopher Browning, faillerin "sıradan insanlar"
olduğunu savunurken Goldhagen, Alman kültüründeki antisemitizme vurgu yapar.
Eğilimler zaman içerisinde yaşanan durumlarla, yani sosyal
süreçlerle şekillenirler. Sosyal süreçler de kısmen eğilimlerine göre hareket
eden insanlar arasındaki sayısız etkileşimin bir sonucudur. Kültürel bağlamda
derinlemesine kökleşmiş ortak eğilimlerin özel bir türü, soykırım dönemlerinin
izahatının merkezini oluşturur: Bir grubun diğer insanlarla özdeşleşme ve
özdeşleşmeme kapasitesi.
Toptan İmha ve Modernite
Zygmunt Bauman, meşhur Modernity and the Holocaust eserinde
Holokost'un modern medeniyetin bir sapması/arızası değil; bürokrasi,
sanayileşme, rasyonelleşme ve teknolojik araçların ürettiği özgün bir modern
fenomen olduğunu savunur.
Nazilerin soykırım projesi tamamen soğukkanlı, önceden tıkır
tıkır planlanmış bir bürokratik mekanizma değildi; savaş şartlarına göre
geliştirilen uydurma ve koşullara bağlı bir önlemdi.
Modernlik sözcüğü her şeyi kapsayacak kadar
genişletildiğinde hiçbir şeyi açıklayamaz hale gelir.
Sosyolog Michael Mann, The Dark Side of Democracy kitabında
cinai etnik temizliklerin ve soykırımların demokrasinin ve demokratikleşme
süreçlerinin bir sonucu olduğunu ileri sürer.
Tarihteki en büyük toplu imhalar (Kral II. Leopold'un
Kongo'su, Almanların Herero katliamı, Çarlık Rusyası'nın Kazak katliamları,
Stalin ve Pol Pot rejimleri) yerleşimci demokrasilerden ziyade otoriter ve
diktatörlük rejimleri tarafından işlenmiştir.
Suçluluğu "bütün insan türüne",
"moderniteye" veya "içinde bulunulan duruma" yüklemek, asıl
failleri, rejimi ve katilleri banalleştirerek/sıradanlaştırarak suçsuzlaştırma
riski taşır.
Soykırımı ve kitlesel imhayı sadece "modernliğin
zorunlu bir meyvesi" veya "demokrasinin kaçınılmaz bir yan
etkisi" olarak görmek, olayın arkasındaki barbarca şiddeti, ideolojik
fanatizmi, rejimlerin kasıtlı yapılanmasını ve katillerin şahsi
psikolojik/ahlaki sorumluluklarını gölgeleyen aşırı teorik ve yanıltıcı
yaklaşımlardır.
Özdeşleşme ve Özdeşleşmeme Çevrelerinin Yaygınlaşması
Özdeşleşme, Özdeşleşmeme ve Grup Oluşumu
Sosyal özdeşleşme, kimin "bizden" kimin
"öteki" olduğuna dair zihinsel bir süreçtir.
Özdeşleşmeme süreci, "kişinin kendisinden olanı
idealleştirilmesini, kendi çevresindeki 'kabul edilemez' özelliklerin
reddedilmesini ve bu tür özelliklerin 'diğerlerine' yansıtılmasını"
içerir.
Birincil Özdeşleşmeler: Akrabalık ve Yakınlık
İnsanlar tarih boyunca akrabalık ve fiziksel yakınlık
üzerinden özdeşleşme kurmuşlardır.
Köy ve klan düzeyindeki bu bağlar, zamanla daha geniş dini
veya askeri ağlara eklemlenmiştir.
Ulus Devletlerin Doğuşu ve Özdeşleşme Çevrelerinin Yaygınlaşması
Ulus devletlerin yükselişiyle özdeşleşme çok daha geniş
kitlelere yayılmıştır. İnsanlar hiç tanımadıkları milyonlarca kişiyle
"hayali" bir birlik kurarlar.
Bu geniş özdeşleşmeler genellikle aile veya arkadaş gibi
küçük birincil gruplarda pekiştirilir: "insanlar vatan uğruna ölmeye o
kadar da hazır olmayabilirler, fakat ailelerinin onurunu kirlettiğine
inandıkları bir durumun öcünü almak için öldürmeye" yönelebilirler.
Önemsememe ve Kayıtsızlık, Özdeşleşme
ve Özdeşleşmeme
İnsanların çoğu birbirine karşı kayıtsızdır; ancak bir grup
hedef alındığında bu kayıtsızlık yerini düşmanlığa bırakır.
Kölelik örneğinde olduğu gibi, kurbanların hem insan olarak
kabul edilip hem de "alt insanlar olarak dışlanmaları" gerekmiştir.
İnsanlık Tarihi Boyunca Şiddet Dönüşümleri
Tarihöncesinde Şiddet
Şiddet sadece moderniteye özgü değil elbette, tarihöncesi
devletsiz toplumlar modern uluslardan daha sık savaştı ve katliam yaptı.
İlkel dünya kesinlikle modern dünyaya nazaran daha barışçıl
değildi.
Tarihte Kitlesel İmha
Antik çağlardan (Asurlular, Romalılar) Haçlı seferlerine,
Moğol istilalarından sömürge katliamlarına kadar kitle katliamları hep var
olmuştur.
Modernite sadece bu duruma yeni ideolojiler ve teknolojiler
eklemiştir.
Ruanda
Kendi Kendini Yok Etme
1994 Ruanda soykırımı, modern kitle iletişim araçları ve
devlet bürokrasisi kullanılarak planlanmış bir katliamdır.
Hutu-Tutsi Ayrımının Sömürge İnşası
Sömürge yönetimleri, aslında kültürel ve dilsel olarak aynı
olan Hutu ve Tutsileri ırkçı teorilerle (Hami hipotezi) birbirinden ayırmış ve
kartlara bağlamıştır.
Ötekilerin Özdeşleşmesi Üzerine Bir Parantez
Hutu ve Tutsi gibi gruplar arasındaki sınırlar genetik veya
değişmez biyolojik temellere değil, tarihsel ve "toplumsal" süreçlere
dayanır.
Hutu Gücü propagandası bir yandan Tutsilerin genetik olarak
tamamen farklı ve ayırt edilebilir olduğunu iddia ederken; diğer yandan
Tutsilerin kendilerini Hutu gibi gizleme "hilekarlığına" sahip
olduklarını ileri sürmüştür.
Hutular ve Tutsiler: Kişisel Özdeşleşmelerden Genel Özdeşleşmemelere
Sömürgecilik öncesinde "Hutu" ve "Tutsi"
terimleri irksal/etnik kategoriler olmaktan ziyade, sosyo-ekonomik konumları
(patron-müşteri, çoban-çiftçi ilişkisini) ifade eden esnek terimlerdi.
Zenginleşen bir Hutu "Tutsi", ast konumdaki bir Tutsi ise
"Hutu" olarak adlandırılabiliyordu.
Alman ve Belçika sömürge idareleri, fiziksel antropoloji
mitlerini ("Tutsilerin Nil/Hami kökenli dışarıdan gelen fatihler
olduğu" tezi) sisteme entegre etmiş; sivil kayıtlar ve kimlik kartlarıyla
bu esnek yapıyı düşmanca iki ebedi kategoriye dönüştürmüştür.
Fantezilerin Harekete Geçirilmesi
"Hamamböceği" (inyezi) gibi aşağılayıcı terimlerin
medya (radyo) aracılığıyla yayılması, özdeşleşmeme sürecini tamamlamıştır.
Bu dil, kurbanı insanlıktan çıkarma (dehumanization)
sürecinin son aşamasıdır.
Kurban bir "mikrop" veya "zararlı böcek"
seviyesine indirildiğinde, ona karşı uygulanan şiddet nefretin ötesine geçerek
duygusuz, mekanik ve rutin bir temizlik eylemine dönüşür.
Ruanda Soykırımı
Soykırımın "sıradan Hutular" tarafından işlenmesi
ve komşunun komşuyu öldürmesi, devletin desteğiyle oluşan bir "cinai
karnaval" atmosferinde gerçekleşmiştir.
1959’dan itibaren Uganda’ya sığınan Tutsi mültecilerin
oluşturduğu Ruanda Yurtseverler Cephesi’nin (RYC) 1990’dan itibaren kuzeyden
başlattığı askeri müdahaleler ve komşu Burundi’de Hutu çoğunluğa uygulanan
Tutsi baskısı (özellikle 1972 katliamı), Ruandalı Hutularda varoluşsal bir
tehdit algısı ve korku yaratmıştır.
Başkan Habyarimana’nın uçağının düşürülmesi kitlesel
katliamların fitilini ateşlemiştir. Fransız birlikleri, katliamları
gerçekleştiren Başkanlık Muhafızlarını eğitmiş ve soykırımın sonunda
"Turkuaz Operasyonu" ile katliamcı Hutu birlikleri ile Interahamwe
milislerinin Doğu Kongo’ya (Bukavu) kaçışına güvenli koridor sağlayarak göz
yummuştur. Bu durum, ilerleyen yıllarda Kongo'da milyonlarca insanın öleceği
zincirleme iç savaşları tetiklemiştir.
Ruanda, dünyanın en yüksek nüfus yoğunluğuna sahip ve
ekilebilir arazinin son derece kıt olduğu bir ülkedir.
1993'te ana ihraç kalemi olan kahve fiyatlarının %70
düşmesiyle derinleşen ekonomik kriz; toprak ve kaynak rekabetini "birinin
kazandığı diğerinin kaybettiği" şiddetli bir sıfır toplamlı oyuna
dönüştürmüştür.
Ruanda ordusu ve Interahamwe milisleri, kuzeyden Kigali’ye
doğru ilerleyen ağır silahlı ve sıkı örgütlü RYC ordusuna karşı direnmek
yerine, bütün enerji ve kıt kaynaklarını savunmasız Tutsi sivillerini (kadın,
çocuk, yaşlı) imha etmeye yöneltmiştir.
Askeri yenilgi kaçınılmaz hale geldiğinde bile Hutu Gücü
rejimi ve radyolar, "tek bir Tutsi kalmayana dek" cinayetleri
sürdürme çağrısı yapmıştır.
Rejim savaşı kaybedebilir ama düşmanı tamamen imha ederek
tarihsel bir "zafer" kazandığı illüzyonuna sığınır.
Katliamların %90'ını gerçekleştiren çekirdek grup (yaklaşık
50 bin kişi); işsiz, topraksız, az çocuklu ve manipülasyona açık genç
erkeklerden oluşuyordu. Ancak toplam suçlu/katılımcı sayısı 200 bin ila yarım
milyon arasındadır.
Katiller klinik anlamda "psikopat" değil,
"sıradan Hutular"dı. Katliama katılmayı reddeden, Tutsileri saklayan
ya da rüşvet vererek kurtarmaya çalışan Hutular da yine "sıradan"
toplumsal kesimlerden çıkmıştır. Dolayısıyla "sıradanlık" tek başına
felaketi açıklamaya yetmemektedir.
Ruanda Soykırımı düşük bölmelere ayırma koşullarında
gerçekleşmiştir. Cinayetler kapalı kapılar ardında değil; köylerin merkezinde,
okullarda, kiliselerde ve komşuların gözü önünde işlenmiştir.
Sabah ellerinde palalarla avlanmaya çıkan failler, akşamları
kurbanların mal ve hayvanlarını yağmalayarak ziyafetler düzenlemiş, gece ise
evlerine dönüp normal aile hayatlarına devam etmişlerdir.
Maskeler, muz yaprakları, palmiye biraları, ıslıklar ve
ritmik sesler eşliğinde yürütülen şiddet; normallik ve ahlak anlayışının askıya
alındığı geçici bir "şölen/karnaval" ortamı yaratmıştır.
Katiller eylemlerini gizlemek bir yana, yoldan geçenleri
izlemeye ve sıradan insanları bizzat insan öldürmeye zorlayarak kolektif bir
suç ortaklığı yaratmış; böylece bireysel sorumluluğu eritip "cezasızlık
illüzyonu" üretmişlerdir.
Soykırım Rejimleri ve Toplumun Bölmelenmesi
Devletlerin Oluşumu ve Soykırım Rejimleri
Devletin şiddeti tekelleştirmesi medenileşmeye yol açarken,
aynı zamanda kitleleri savunmasız sivillere karşı imha etme kapasitesini de
artırmıştır.
Bölmeleme (Parçalama)
Soykırım rejimleri, hedef grubu toplumun geri kalanından
fiziksel, hukuksal ve zihinsel olarak ayırır (apartheid).
Barbarlık sadece belirli zamanlarda ve sınırlı alanlarda
meydana gelmiştir.
Failler cinayet işledikten sonra normal hayatlarına dönerek
bir çeşit "rejimin hizmetinde gerileme" yaşarlar.
Toptan İmhanın Dört Tarzı
1. Fatihlerin cinneti: Fetih sonrası dirençsiz halka yönelik
intikam ve yağma.
2. Terör egemenliği: Kurulu rejimin sistematik baskı ve
imhası (Sovyet ve Çin örnekleri).
3. Kaybedenlerin zaferi: Yenilgi yaklaşırken rejimin hedef
grubu yok etme çabası (Naziler, Ruanda).
4. Megapogromlar: Merkezi kontrolden bağımsız görünen ama
yerel otoritelerce kışkırtılan kalabalık saldırıları.
Toptan İmhanın Dört Tarzı
Vaka Çalışmaları
İspanyol Fatihler
500 yıl önce Güney Amerika yerlilerinin işgalci İspanyol
ordusu tarafından keyfi biçimde imha edilmesi, kendilerine tamamen yabancı
toplumlara karşı uygulanan kitlesel katliamın temel örneğidir.
Hollanda'nın Açe Seferleri (1873–1913)
Hollanda'nın en kanlı savaşlarından biri olan Açe'nin fethi,
50 bin ila 100 bin arası yerlinin ölümüyle sonuçlanmış, yüzlerce köy
yakılmıştır. Ancak bu olay sömürgeci ülkenin hafızasından büyük ölçüde silinmiş
ve bastırılmıştır.
Kral II. Leopold ve Özgür Kongo Devlet (1887–1908)
Fildişi ve kauçuk kotasını doldurmayan Kongoluların sakat
bırakıldığı, ellerinin kesildiği, köylerinin yakıldığı ve açlık/hastalıklar
nedeniyle 1880-1920 arasında Kongo nüfusunun 20 milyondan 10 milyona düştüğü
daimi bir terör rejimi kurulmuştur.
Alman Güneybatı Afrikası ve Herero Soykırımı (1904)
Lothar von Trotha komutasındaki Alman birlikleri, Hereroları
ve Namaları susuz çöplere sürerek maksatlı bir soykırım uygulamıştır. Bu
seferde yer alan bazı figürler, ilerleyen yıllarda Freikorps ve Nazi Partisinde
aktif rol almıştır.
Çarlık Rusyası
I. Dünya Savaşı sırasında 200 bin Alman kökenli halkın
sürülmesi, Orta Asya'da yarım milyon göçerin öldürülmesi ve savaş esirlerinin
imhası gibi eylemlerle 1 milyonun üzerinde "demosid" (halk katliamı)
gerçekleştirilmiştir.
Japonya ve Nanking Katliamı (1937)
İkinci Çin-Japon Savaşı sırasında Nanking'i ele geçiren
Japon ordusu, geride tanık bırakmamak adına 3 ay içinde 300 bin silahsız
Çinliyi katletmiştir.
Yerleşimci Demokrasiler
ABD, Avustralya, Yeni Zelanda ve Tazmanya gibi yapılarda
yerleşimciler, toprağın tekeli uğruna yerli halkı ortadan kaldırmıştır. Michael
Mann'ın "Demokrasinin Karanlık Yüzü" olarak adlandırdığı bu durumda,
iç kısımdaki demokratik kurumlar çeperlerde uygulanan vahşeti görmezden gelmiş
veya alan açmıştır.
Meksika Devrimi (1890–1920)
İç savaş ve orduların savunmasız halka uyguladığı orantısız
şiddet neticesinde yaklaşık 2,1 milyonluk toplam nüfus kaybı yaşanmıştır.
Nazilerin Doğu Cephesi
Haziran 1941'deki SSCB işgalinin getirdiği "zafer
sarhoşluğu" ile SS ve infaz mangaları, Wehrmacht desteğiyle 1,5 milyon
Sovyet Yahudisini kendi kazdıkları mezarların önünde vurarak katletmiştir.
Terör Egemenliği
Kurulu rejimlerin kendi halklarına veya kontrol ettikleri
gruplara uyguladığı sistematik şiddettir.
Stalin dönemindeki Büyük Terör, Gulag kampları ve etnik
tehcirler…
Rejim, felç eden terör etkisini korumak için toplumun
tamamının herhangi bir zamanda ve yerde tutuklanabileceğini iyice anlamasını
istedi.
Çin
Kültür Devrimi'nde "Mao anarşist despotluğu seçti"
ve Genç Kızıl Muhafızlar aracılığıyla toplumu terörize etti.
Kuzey Kore
Günümüzde halen devam eden, kıtlığın bir silah olarak
kullanıldığı nihai terör rejimidir.
Endonezya (1965)
Komünist avı adı altında 1 milyona yakın insanın ordu ve
sivil çetelerce katledildi.
Devlet insanlar arasında kendiliğinden gelişen nefret
duygularından yararlandı ve onlara yön verdi.
Guatemala
Yerli Maya halkına karşı topyekun bir imha seferi
düzenlendi.
Kaybedenlerin Zaferi: Pasifin Aktife Çevrilmesi
Yenilgiyle karşılaşan rejimlerin, güçlerini dış düşman
yerine içerideki savunmasız azınlıklara yöneltmesi durumudur. Psikolojik
terimlerle, kaybedeceğine kesin gözüyle bakılan savaş yüzünden kazanabileceği
bir savaşa girişir.
Osmanlı'nın çöküş sürecinde Jön Türk rejimi…
Savaşın gidişatı tersine döndükçe Yahudi soykırımının
endüstriyel ve sistematik bir hal alması…
Doğu Pakistan’ın ayrılma arifesinde Pakistan ordusunun
aydınları ve gençleri hedef alarak yaptığı katliamlar: Pakistan Bangladeş'i
tamamen kaybetti fakat 'kaybedenlerin zaferi'ni elde etmiş oldu.
Pol Pot rejiminin "yeni halk" olarak adlandırdığı
şehirli kesimi zorunlu çalışma ve açlıkla yok etmesi…
Sırp milliyetçiliğinin "etnik temizlik"
faaliyetleri…
Megapogromlar
Merkezi otoritenin doğrudan rolünün belirsiz olduğu, ancak
sivil çeteler ve yerel liderler tarafından koordine edilen kitlesel şiddet
eylemleridir. Burada elebaşları yerli ileri gelenler, politikacılar, haydutlar
ve din adamlarıdır.
Asgari örgütlenme nedeniyle yerel ölçekteki şiddet birkaç
gün veya hafta sürer.
Kitlesel imhaya dönüşmesinin nedeni, koordinasyonsuz şekilde
ülkenin pek çok yerinde neredeyse eşzamanlı patlak vermesidir. Büyük bir
ulusal/uluslarüstü kriz dönemi, ortak kültürel algılara sahip kitleler için
şiddet eylemlerini tetikleyen bir "hızlandırıcı" (katalizör) işlevi
görür.
Otorite-itaat modelinden ziyade akran baskısı, taklit,
geçmişten gelen utancı silme arzusu, cezasız kalma inancı ve kolektif intikam
hissi etkilidir. Şiddet genellikle alenidir ve kamusal alanda
ritüelleşmiş/teatral bir karnaval havasında gerçekleşir.
Saldırıların arkasında sıklıkla hedef alınan grupların evlerine,
tarlalarına ve mülklerine el koyma hesabı yatmaktadır.
Savaş sonrası Orta ve Doğu Avrupa’dan 12 milyon Alman’ın
şiddetle sürülmesi. Dünün cellatları bugünün kurbanları haline gelmişti ve eski
kurbanlar yeni kazandıkları hakimiyetle aşırı hareket ettiler.
1947’de bağımsızlık sonrası Hindular, Müslümanlar ve Sihler
arasındaki karşılıklı katliamlar gerçekleşti.
Bu olaylar 20. yüzyılın en büyük göçü ve 1 milyon civarı
ölümle sonuçlanmıştır.
Soykırım Suçluları ve Kişiliğin Bölmelenmesi
Yaygın düşünceye göre soykırımcılar sıradan insanlardır ve
kişiliklerinden bağımsız olarak içinde bulundukları durum sebebiyle kitlesel
cinayetler işlerler. Daha kategorik bir deyişle, bugün yaygın olan yaklaşımlara
göre önemli olan "yatkınlık" değil "durum"dur.
Soykırım Analizinde 4 Temel Düzey
Makrososyolojik Düzey (Toplumsal Dönüşümler): Savaş
yenilgileri, ekonomik krizler, kolektif travmalar ve "gayrimedenileşme
süreçleri" aracılığıyla topluma ortak anılar, hınç duygusu ve kolektif bir
zihniyet aşılanır.
Mezososyolojik Düzey (Rejim Müdahaleleri): Rejimin
propaganda, eğitim ve kurumlar aracılığıyla nefret söylemini, ideolojik
bölmelemeyi ve yok edici ilkeleri meşrulaştırıp yaygınlaştırmasıdır.
Mikrososyolojik Düzey (Kurumsal Bağlam): Bireylerin şiddeti
bizzat uyguladıkları okul, hapishane, kışla veya toplama kampı gibi spesifik
kurumsal mekânlar ve çalışma koşullarıdır.
Psikososyolojik Düzey (Bireysel Yatkınlık ve Değerlendirme):
Bireylerin kendi kişisel geçmişleri, ahlaki duyguları, empati düzeyleri ve
içinde bulundukları durumu kendilerine has yorumlama biçimleridir.
Ortak Anılar, Kolektif Zihniyet ve Gayrimedenileşme
Katillerin eylemlerini sadece "doğuştan gelen
soykırımcı bir dürtüye" bağlamak analitik bir hatadır.
Gayrimedenileşme Süreci (Norbert Elias): Toplumların
medenileşme adımlarının tersine dönerek toplumsal ahlakın barbarlığa,
düellocu/askeri zihniyete ve kolektif intikam hislerine gerilemesidir.
Daniel Goldhagen ve Harald Welzer gibi araştırmacılara göre
katiller ahlaki tereddütlerini aşarak değil; tam tersine öldürmeyi
"gerekli, haklı ve ahlaki bir görev" olarak gören bir ideolojik kodla
hareket etmişlerdir.
Toplumsal Bağlamda Soykırım Durumları
Soykırımın gerçekleşmesi için gerekli en önemli makro koşul,
savaş veya ekonomik kriz gibi temel tahribatlardır.
Mezo düzeyde ise rejimin hedef kitleyi insanlıktan çıkaran
ve şeytanlaştıran propagandası ve "nihai çözüm" gibi örtmeceler
(euphemisms) kullanması dikkat çeker.
Bu süreçte failler, kendi halklarının ayakta kalabilmesi
için gerekli bir görevi yerine getirdiklerine inandırılırlar.
Failler ve Diğer Sıradan İnsanlar: Farklar
Failler boş birer levha değildir; her birinin duygularını,
ideallerini ve vicdani bariyerlerini şekillendiren kendilerine has
çocuklukları, eğitimleri, meslekleri ve aile hayatları vardır.
Görev alma süreçlerinde sadizme, zorbalığa ve şiddete
yatkınlığı olan kişiler ("şiddet uzmanları", yerel kabadayılar)
eylemlere daha kolay çekilir ve seçilir.
John M. Steiner’ın eski SS ve Wehrmacht askerleri üzerinde
yaptığı testlerde, SS üyelerinin Otoriter Kişilik (Faşizm) Ölçeği puanları
belirgin şekilde yüksek çıkmıştır. SS'ler çoğunlukla aşırı otoriter ailelerden
gelmektedir.
Soykırım failleri ne yaptıklarının farkında olan,
eylemlerini ideolojik veya kişisel gerekçelerle meşrulaştıran, partileşmiş ve
kitle hareketine dönüşmüş gerçek ideolojik faillerdir.
Gönülsüz Suçlular, Kayıtsız Suçlular ve Hevesli Suçlular
Faillerin tek tip değildir.
Soykırım Suçluları ve Diğer Sıradan İnsanlar: Vicdan, Eylemlilik, Empati
Soykırım suçlularının hayat hikayelerinde plan, iç görüş ya
da karar yoksunluğu, kısacası eylemlilik (agency) eksikliği dikkat çeker.
Çoğu, ibretlik bir şekilde tercih etmemeyi tercih
etmişlerdir.
Zihinselleştirme ve Zihinselleştirmeme: Empati ve Eksikliği
Psikolojik bir kavram olan "zihinselleştirme",
bireyin başkalarının davranışlarını zihinsel durumlara (duygu, ihtiyaç, inanç)
dayanarak yorumlama kapasitesidir. Soykırımcıların en belirgin özelliği kurbanlarına
yönelik bariz şefkatsiz olmalarıdır.
Cinai Bölmelerde Zihinselleştirmeme
Soykırım durumunda suçlular, kurbanlarına dair derinlerine
yerleşmiş olabilecek her türlü empati izinden tamamen kurtulmalarına yönelik
baskı altındadır. Bu, rejimin hizmetinde gerçekleşen bir kolektif gerilemedir.
Soykırım Sonrası Soykırımcıları
Birçok Nazi faili savaştan sonra başarılı iş insanları,
sevgi dolu eşler ve ilgili babalar olarak sivil hayata sorunsuz adapte
olmuştur.
Batı Almanya veya sürgündeki faillerin terapistlere veya din
adamlarına vicdan azabı itirafında bulunma oranı neredeyse sıfırdır.
Suçlular ne robot ne de psikopattır. İki farklı
gerçekliği/benliği zihinsel ve toplumsal olarak farklı "kapalı
bölmelerde" tutarak vicdani çelişkileriyle yaşamayı başarırlar.
Soykırım bittiğinde cinai bölmenin kapısı kapatılır. Fail,
"O zamanlar başkasıydım" diyerek eski sivil benliğine döner.
Sonuç
Failler toplumun geri kalanıyla benzer koşullarda yetişmiş
genç erkeklerdir ve soykırım ortamına girdiklerinde emir-komuta zinciri ve grup
baskısı nedeniyle kitleler halinde katil olabilmektedirler.
Bireyler katliamlara aynı güdüyle katılmaz; kimi gönülsüzce,
kimi kayıtsızca, kimi ise isteyerek/hevesle öldürür.
Kurbanın insanlığı failler için sürekli bir iç çatışma riski
doğurur. Failler bu çelişkiyle başa çıkmak için kendi insanlıklarını indirgemek
ve zamansız/yersiz empatik duygularını tamamen devreden çıkarmak zorunda
kalmışlardır.
Sonuç
Soykırımı anlamak için makro (toplumsal), mezo (kurumsal),
mikro (durumsal) ve psikososyolojik (bireysel) düzeylerin hepsine birden
bakılması gerekir.
Hannah Arendt’in "kötülüğün sıradanlığı" kavramı
hatalı sonuçlara götürür.
Eichmann gibi isimler “sıradan” insanlar değildir; bunlar fanatik,
yorulmaz birer avcıdır.
Milgram deneyi insanların otoriteye itaat etme
eğilimini gösterir fakat istisnaları açıklayamaz.
Soykırım rejimleri toplumu ideolojik, mekansal ve zihinsel
olarak katı kategorilere ayırır.
Kitlesel Şiddetin Dört Tarzı
Fatihlerin cinneti: Uzaktaki yabancı halkın katledilmesi.
Terör egemenliği: Kurulu rejimin iç reformları korumak için
uyguladığı şiddet.
Kaybedenlerin zaferi: Yenilgi ufukta görünmesine rağmen imha
kampanyasının hızlandırılması.
Megapogromlar: Rejimin daha mesafeli durduğu, güruhlar
eliyle yapılan katliamlar.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder