Andrew
J. Mitchell, Jason Kemp Winfree - Georges
Bataille'in Takıntıları - Notlar
Topluluk ve İletişim
The Obsessions of Georges Bataille: Community and
Communication, Sunny Press, New York, 2009
Editörün Önsözü
Bataille; edebiyat, felsefe, sosyoloji, psikanaliz, sanat
tarihi ve erotizm/pornografi arasında mekik dokur. Felsefe kurumunun dışında
kalmış gibi görünse de yirminci yüzyıl Kıta Felsefesi’nin (Foucault, Derrida,
Blanchot, Lacan, Kristeva, Baudrillard, Nancy) kurucu figürlerinden biridir.
Lanetli Pay (La Part Maudite): Bataille, ekonomi politikten
evrenin bütününe uzanan aşırı enerjinin (güneş enerjisi, harcama, tüketim)
izini sürer.
Jean-Luc Nancy, siyasal ve toplumsal "birlikte var
oluşu" üretici ekonominin ve klasik Heideggerci çerçevenin dışına
taşıyarak Bataille üzerinden yeniden düşünür.
lanchot, Nancy’ye yanıt vererek Bataille'ın topluluk
anlayışının kavramsallaştırmaya (ve hatta eylemsizliğe/tembelliğe) gösterdiği
inatçı direnci ve bu düşüncenin somut, imkânsız karakterini vurgular.
Bataille’a göre topluluk, ancak karşıt eğilimlerin
(egemenlik dürtüsü ile kaynaşma/erime arzusu) gerilimi üzerinde yükselebilir.
Gerçek anlamda iletişim kurmaya değer tek şey, "iletişim kurulamayanın
kendisidir" (imkânsız olanın
paylaşımı).
Editörlerin Girişi: Topluluk ve İletişim
Günümüz sermaye düzeninin "iş dünyası",
"akıllı topluluk" gibi faydacı kavramlarla nitelenir.
Bataille'ın topluluk anlayışı / Bu topluluk, ne geçmişe
dönük ütopik bir cemaattir ne de belirli bir ulus, din veya etnik kimliğe
dayanır.
Jean-Luc Nancy ve Maurice Blanchot’nun izinden giden bu
yaklaşımda topluluk; bir birikime, üretime, esere (works) veya öz-yinelemeye
dayanmaz. "İşsiz olumsuzluk" (unemployed negativity); üretmeyen,
kendisini bir kimlik veya mülkiyet olarak kurmayan, aksine aylaklık, kayıp ve
tüketimle açığa çıkan toplumsal bağı simgeler.
Bataille’ın külliyatındaki topluluk düşüncesi
Faşizmin toplumsal heyecanı örgütleme biçimine karşı,
faşizan olmayan fakat şiddetli, duygusal, rasyonel-dışı (heterolojik) ve
"başsız" (acéphale) bir topluluk arayışı. Toplumu yok etmeyi bir
yıkım değil, köleleştirici egemen düzene karşı anarşik bir
"başarı/eylem" olarak görmek.
Emile Durkheim ve Roger Caillois’dan mülhem; üretken olmayan
enerji harcaması, kutsal, ihlal ve kayıp üzerinden ontolojik bir aşırılık
ilkelerinin geliştirilmesi.
Varlığın sınırlarının çatlamasıyla ortaya çıkan; Aşıklar
Topluluğu (kapalı, takıntılı, dünyevi görevleri reddeden) ve Kaynaşma /
Biçimsiz Topluluk (özne-nesne ayrımının eridiği, kahkaha, orgazm ve gözyaşı
anlarındaki fışkırma).
Klasik toplumsal sözleşme teorileri topluluğu "ihtiyaç
ve eksiklik" üzerinden kurarken; Bataille yetersizliği "dünyaya ve
ötekine bir açılma" olarak tanımlar.
Birey, kendi kendine yeten kapalı bir bütünlük değil; yapısı
gereği tesadüfi, temelsiz ve kırılgan bir varlıktır.
İçsel Deneyim (Inner Experience): Söylemsel aklın ve
gerekçelendirmenin dışına çıkan, aşırı sonlu varoluşun şans ve coşkuyla kendini
ötekine terk etme hareketidir.
Klasik iletişim (bilgi aktarımı / "zayıf
iletişim") özneyi korur ve nesneyi sahiplenir. Bataille’ın
"derin/güçlü iletişimi" ise bilginin ve söylemsel dilin başarısız
olduğu, ötekinin "nüfuz edilemezliği" ile yüzleşildiği an başlar.
Birinci Bölüm: Yüzleşen Topluluk
Jean Luc Nancy
Jean-Luc Nancy, 1980'lerde Avrupa'da felsefi gündemin
merkezine oturan "topluluk" (cemaat) motifinin tarihsel ve kavramsal
gelişimini ele alır. Jean-Christophe Bailly'nin Aléa dergisi için önerdiği
"Yüzleşen Topluluk" / "topluluk, sayı" kavramı üzerinden
harekete geçen Nancy, bu terimin Nazizm'in "ulusal topluluk"
(Volksgemeinschaft) kullanımıyla lekelenmiş geçmişini ve komünizm fikriyle olan
gerilimli ilişkisini sorgular.
Topluluk, kendini nesneleştirmeyen ve kendi özünü bir esere
dönüştürmeyen bir "işsizlik/işlemezlik" durumudur.
Birliktelik; ne nesneleşmiş bir bütünleşme (füzyon) ne de
tamamen steril bir bireysel tozlaşmadır. Sadece yan yanalık, temas ve
sınırların paylaşımıdır.
Bağlamak: Topluluğu mistik veya organik bir bağla
birleştirme çabası. Sivil alanın mistikleşmesine veya faşizan/totaliter
yapılara yol açabilir.
Toplumsal sözleşmeler ve ilişkiler hukuki metinlerden önce
karşılıklı bir güvene/inanca dayanır. Bu güven, tam bir teslimiyeti ve
başkasıyla ayrılmayı kabul eden bir "açıklığı" gerektirir.
Modern dünyada radikal tektanrıcılık ile hümanist teizm
arasındaki çatışma, topluluk olma acısını ve arzusunu araçsallaştırmaktadır.
Yaşanan durum bir "medeniyetler çatışması" değil,
Batı medeniyetinin kendi mantığı doğrultusunda dünyayı tanrısız ve ticari bir
piyasaya dönüştürmesinden doğan içsel bir yarılma/yırtılmadır.
Ortak olmak, ortak bir varlığı, temel bir temeli, bir ilkeyi
ve 'üyelerin' anlamlarını ve hakikatlerini buldukları bir amacı gerektirir.
İkinci Bölüm: Toplumun Yarışması
Jason Kemp Winfree
Bataille'ın topluluk düşüncesi imkansız bir programa ve üç
ana erişim noktasına/alanına ayrılır:
Acéphale (Devrimci Pratik): Topluluğun fiili oluşumu ve
radikal bir savaş ilanıyla ilgilenir.
Sosyoloji Koleji (Teorik/Sosyolojik Araştırma): Bireyleri
birbirine bağlayan "duygusal bağ" (affective bond) ve "kutsal
sosyoloji" üzerine odaklanır. Toplumsal düzenin korumacı ve homojen
yapısına karşı heterojen bir kopuşu inceler.
Ateolojik Toplam / İçsel Deneyim (Kesinti/Heteroloji):
Pratik ile bilgiyi birbirine karıştıran, eserleri parçalayan ve ateolojik
(Tanrı'sız) bir kesinti sunan metinler bütünü (İçsel Deneyim, Suçlu, Nietzsche
Üzerine).
Bataille için dindarlık, geleneksel anlamda Tanrı'ya yönelim
değil; mevcut medeni dünyayı, onun düzenleyici ve emniyetçi ışığını terk etme
iradesidir.
Klasik siyaset ve din anlayışı insanı toplumsal emniyet ve
birikim için biçimlendirirken; Bataille radikal bir kopuşu, "tamamen
farklı olmayı ya da yok olmayı" savunur.
Bataille'ın Acéphale Programı, evrensel topluluk dışındaki
ulusal, sosyalist, komünist veya dini tüm toplulukların yok edilmesini çağırır.
Bu, kurumsallaşmış siyasi süreçlere ve burjuva/militan elitlerin kitlelere
duyduğu güvensizliğe karşı bir devrimdir.
Savaş tehdidi, Sol'un yaşadığı kriz ve faşizmin yükselişi
karşısında kurulan Sosyoloji Koleji, Marksist ekonomik analizin sınırlarını
aşarak kitleleri birleştiren duygusal bağları ve "kutsal sosyoloji"yi
araştırmayı amaçlar.
Siyasetin krizi karşısında Bataille üç insan tipi tanımlar:
"silahlı hödük" (savaşın faili), "hukuk ve söylem adamı"
(iktidarsız solcu entelektüel) ve "trajedi adamı". Trajedi figürü,
eylemin güçsüzlüğünü ve ölüme maruz kalan egemen varoluşu sessizlikle ortaya
koyar.
Bataille, fiili/geleneksel toplulukların homojen ve
emniyetçi yapısına karşı seçmeli toplulukları çıkarır.
İnsan varoluşunun temelinde bir "yetersizlik" ve
"çatlak/yara" vardır. Bireyin kendini tam ve yeterli sanması suçluluk
ve güvenlik illüzyonu yaratır.
Aşıklar, tesadüfen (şans eseri) karşılaşan, toplumsal fayda
ve iş dünyasına kayıtsız kalan seçmeli topluluk örneğidir. Aşk, bir birikim
veya mülkiyet hesabı değil; kendini riske atma, zarları atma ve bütünüyle
harcama eylemidir.
Üçüncü Bölüm: Özgürlük Dehşeti
Stuart Kendall
Lanetli Paylaşım üçlemesinde (Tüketim, Erotizm, Egemenlik)
sunulan genel ekonomi teorisine göre, canlı sistemlerin temel sorunu kıtlık
değil, fazla enerjinin "savaşsız" tüketilmesi zorunluluğudur.
Bataille, komünizmi insanı devletin ve üretimin hedeflerine
tabi kılan katı bir rasyonalizm ve aktivizm olarak eleştirir. Buna karşılık
Nietzsche'nin egemen öznellik anlayışını ve Sade'ın kategorik zorunluluğun
ötesine geçen özerklik etiğini olumlar.
Bataille, insan dünyasının yasağın ve ihlalin melez bir
dengesinden oluştuğunu; özgürlük korkusunun insanı şeyleşmeye sürüklediğini
vurgular. Komünizmin insanı nesneleştiren yapısına karşı Nietzscheci egemen
öznellik bir alternatif olarak sunulur.
Dördüncü Bölüm: Mal ve Şeylerin: Topluluk Etiği Üzerine Düşünceler
Chris Gemerchak
Geleneksel etik sistemlerin dayandığı Kartezyen özerk özne
ve çıkar hesabı reddedilir. Yakınlık ve iletişim anları, bireyin kendisiyle
özdeş sınırlarını sarsarak onu riske atar.
Bir çıkarın hizmetinde var olmak, mevcut yaşamı bir amaca
veya gelecekteki bir amaca tabi kılmak... içimizdeki insanlığa ihanettir.
İç deneyim, öznel bir içsellik değil, öznenin dışa
fırlatıldığı ve sınırlarının eridiği bir iletişim yeridir.
Bataille'ın "üretken olmayan harcama" ve
"varlığın yetersizliği" ilkeleri arasındaki gerilim ele alınır. Saf
kayıp ihtiyacı, toplumsal yapılar tarafından diyalektik olarak yeniden
araçsallaştırılma riski taşır.
Yasa, Şey'i (yakınlığı) yasaklayarak onu ulaşılmaz bir
egemen iyiye dönüştürür.
Ahlak yasası, öznenin doğrudan Şey'i hedef alamamasını
emreder... ama aslında yasa, Şey'i yasaklayarak onu var eder.
Bataille'ın etiği bir risk ve iletişim etiğidir; arzunun
yıkıcı Şey karşısında geri çekilmemesini vaat eder.
Beşinci Bölüm: Transgresyon/İhlal ve Kutsallar Topluluğu
David B. Allison
İhlâl, tabuyu yok etmez; onu koruyarak askıya alır. Emeğin
ve toplumsal düzenin oluşturduğu dünyevi çalışma dünyasına karşılık; bayram,
erotizm, coşku ve terkedişin yaşandığı "kutsal" dünya yükselir.
Toplum, cinayete ve cinselliğe dönük tabularla varlığını
sürdürürken; savaş ve ritüeller aracılığıyla "sınırlı ihlâl"
biçimlerine izin verir. Roger Caillois'nın kralın ölümü örneğinde incelediği
"sınırsız ihlâl" ise bireyselliğin tamamen çözüldüğü ve kolektif
esrikliğin (köpürme) hakim olduğu radikal bir durumu ifade eder.
Altıncı Bölüm: Deneyim Unsurları: Bataille'ın Dramı
Kalliopi Nikolopoulou
Rüzgar: Sokrates Tiyatrosu'nda Bataille
Sokrates'in Apologia’da ifade ettiği "hiçbir şey
bilmediğini bilme" duruşu ile Bataille'ın "bilgisizlik" kavramı
karşılaştırılır. Bataille, söylemin ve teorik bilginin yetersiz kaldığı yerde
bedensel ve duyusal bir sarsıntı yaratan "dramatizasyon" yöntemini
öne sürer.
Okyanus: Bataille Sınırların Dışında
Jean-Luc Nancy'nin Bataille okuması sorgulanır. Nancy,
kaynaşmayı eleştirip ontolojik paylaşımı öne çıkarırken; Nikolopoulou,
Bataille'daki ıstırap, trajedi ve yalnızlık deneyiminin eşsizliğini savunur.
Çöl: Lamma Sabakhtani
Nietzsche'nin coşkulu okyanus imgesi Bataille'da çölleşir.
Golgotha'daki "Lamma Sabakhtani" (Beni neden terk ettin?) haykırışı,
yanıtlanamayan yalnızlığın ve bilgisizliğin en uç noktasıdır.
Yedinci Bölüm: İletişim ve İletişim
Alphonso Lingis
İletişim rasyonel dil ve ortak projelerden önce kahkaha,
gözyaşı, cinsel heyecan ve şiddet aracılığıyla gerçekleşir.
Bizi bu grup kimliğinden ayıran ve dışarıdakilerle
özdeşleştiren şey... rasyonel düşünce değil, kahkaha ve cinsel heyecandır.
Husserl ve Kant'ın evrensel rasyonel özne modellerinin
aksine; Bataille'cı "egemenlik" anları, araçsal fayda sistemlerinin
dışına taşar.
İletişim, ötekinin ve kendinin bütünlüğünü bozmak,
yaralamak, riske atmak ve kurban ritüellerinde olduğu gibi hiçliğin ve ölümün
sınırında buluşmaktır. Müstehcenlik, cinsel temas, savaş ve trajik sanat,
geleceğe dönük bir birikim amacı taşımayan egemen iletişim biçimleridir.
Sekizinci Bölüm: Tanrı'nın Yaralarını Paylaşmak: İletişim ve Laceration,
Stigmata
Karmen MacKendrick
Assisili Francis ve diğer mistiklerde görülen bu bedensel
yaralar, benliğin kendisiyle özdeş zırhını parçalayarak ilahi olanla doğrudan
bir iletişim ve ortaklaşa kanama alanı açar.
Stigmata, Tanrı'nın çarmıhtaki kırılganlığı ve ölümüyle
kurulan sarsıcı bir topluluk deneyimidir.
Dokuzuncu Bölüm: Kendi Anlamında Değiştirilmiş Bir Kan
Marc Froment-Meurice
15. yüzyıl komutanı ve çocuk katili Gilles de Rais (Mavi
Sakal efsanesinin kaynağı)
Gilles de Rais'nin servetini hesapsızca harcaması, çocukları
katletmesi ve "kendi anlamında değişmiş" olarak tek başına dolaşması
ele alınır. Suç, insan türünün gizli ve en kötü anlamıdır. Gilles'in eylemleri
Mavi Sakal efsanesine dönüşerek kurgusal bir boyut kazanmıştır.
Gilles'in hem çocukları katledip hem de şeytandan korkan
dindar bir Hıristiyan olması, Hıristiyanlığın arkaik şiddeti ve affetme
arzusuyla ilişkilendirilir. Çocukların kanıyla yazıldığı söylenen gizemli
kitap, yazının ölüm ve suçla olan bağını gösterir.
Gilles de Rais siyasi veya stratejik akıldan tamamen yoksun
bir "canavar" ve "çocuk"tur. Onun sınırsız harcaması ve
kurbanlık şiddeti, Hıristiyanlığın kökenindeki katliam ve kefaret dinamiğini
çıplaklığıyla açığa çıkarır.
Onuncu Bölüm: Bataille: Lascaux Sanatında Keskin Kenarlar
Edward S. Casey
Kenar Biçimleri: Paleolitik sanatta üç kenar bulunur: mağara
duvarının yüzey kenarı (yarıklar/çatlaklar), maddi ortamın kontur kenarı ve
çizginin kendisi olan kuvvet çizgileri.
Çukur Sahnesi ve Sınırlar: Lascaux'nun çukur odasındaki kuş
başlı adam ve ölen bizon figürü üzerinden erotizm ile ölüm, insan ile hayvan,
çalışma ile oyun arasındaki sınırlar tartışılır.
Et ve Taş Kıvrımları: Lespugue Venüsü ve Laussel
kabartmasındaki et kıvrımları, insan bedeni ile "toprak-beden"
arasındaki derin yakınlığı ve sürekliliği sergiler.
İletişimin Niteliği: Lascaux sanatı belirli bir dinsel
"mesaj" değil; sanatsal anlamın genişlemesini ve insanlığın doğuşunu
iletir.
Topluluk ve Eşik: Çizimler, zaman içindeki tüm izleyicileri
kapsayan dikey bir "toplum" ve estetik bağ kurar.
EKLER
Neler Yaptık...
Georges Bataille
Georges Bataille’ın 1937 baharında gizli topluluk Acéphale
üyelerine verdiği ve ölümünden sonra notları arasından çıkarılan "Neler
Yaptık..." başlıklı konuşma metni.
Eylemin sınırlı, pragmatik veya dar bir siyasi amacı olamaz.
Asıl amaç, modern toplumun sunduğu edilgen ve sönük varoluş biçimlerinden
patlayıcı bir kararlılıkla sıyrılmaktır.
Teslim olacağımız tek otorite bilimdir.
Bireyi topluma bağlayan şey soyut akıl değil; duygusal yükü
yüksek mitler, ritüeller ve kolektif tutkulardır.
Freud’un kitle psikolojisi, ordu ve kilise analizi (Grup
Psikolojisi ve Egonun Analizi); dini gruplardan siyasi partilere, gizli
örgütlerden milislere kadar tüm toplumsal yapıların duygusal haritasını
anlamada temel kılavuzdur.
Geleneksel dini ve estetik biçimler işlevini yitirmiştir.
Modern çağın gerçek insani dokusu; fabrikaları, biçimsiz
evleri ve varoşlarıyla büyük şehirlerdir.
Bu çürüyen dünyaya uzaktan küçümsemeyle bakan bir
"bilge" gibi değil; elindeki keskin neşterle neyi keseceğini bilen
soğuk, neşter kadar yakıcı bir "cerrah" gibi yaklaşılmalıdır.
Hedef, aşkın bir Tanrı'ya teslim olmak değil, "varlığın
bütünlüğünü" (totality of being) yeniden kazanmaktır.
Varlığın bütünlüğü, emniyetçi ve hesapçı
"sağduyu"nun reddedilmesini; yaşamın ölümle, riskle ve acıyla
yüzleşerek birleşmesini gerektirir.
Sessizlik ve Edebiyat
Georges Bataille
Georges Bataille’ın ilk olarak 1952 yılında Critique
dergisinde yayımlanan ve dostu, yazar Maurice Blanchot’nun Zamanı Geldiğinde
(Au moment voulu) anlatısı üzerine yazdığı "Sessizlik ve Edebiyat"
(Silence and Literature) başlıklı eleştiri metnidir.
Blanchot, Wells’in "Görünmez Adam"ına benzer.
Wells’in karakteri üzerindeki bandajları çıkardığında
arkasından dehşet verici bir hiçlik çıkarken; Blanchot’nun cümlelerinde
bandajlar çekildiğinde ortaya çıkan şey sessizlik ve tarafsızlıktır.
Wells'in görünmezliğinde mutsuz bir saldırganlık ve terör
varken; Blanchot’nun metinlerinde bir tuzak veya ele geçirme arzusu yoktur.
Kelimelerin altında yatan sessizlik; okuyucuya uzak bir dostluk, tarafsız bir
dinginlik ve suç ortaklığı sunar.
Sessizlik, dilin susturabileceği son şeydir; ancak dil,
sessizliği nesne olarak seçtiği an ona karşı bir suç işler.
Yazar konuşmaya başladığı an "sessizliğini
kaybetmenin" kaçınılmaz acısını yaşar.
Konuşmak, sessizliğin saflığını bozar; yalnızlığın kendisi
konuşmaya başlar ve bu konuşma bitmek bilmeyen yankılar yaratır.
Tek güçlü noktam sessizliğimdi... Sessizliğimi kaybettim ve
bundan dolayı hissettiğim pişmanlık ölçülemez.
Siyasi Yalan
George Bataille
Georges Bataille’ın ilk olarak Haziran 1948’de Critique
dergisinde yayımlanan "Siyasi Yalan" (La mensonge politique)
başlıklı bu makalesi, İkinci Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş ikliminde
komünizm, eylem, strateji ve ahlak arasındaki çelişkili ilişkiyi ele alır.
Günümüzde yalanlar ve bunların yarattığı öfke siyaset
sahnesinde önemli bir rol üstlenmiştir.
Eylem, doğası gereği bir güç ve mücadele alanıdır.
Mücadelede strateji neyse, ideolojik mücadelede yalan ve gerçeğin
araçsallaştırılması da odur.
Yalanı "ruhsal bir cüzam" olarak görüp reddetmek
idealist bir zayıflıktır. Gerçek bir eylem adamı için yalan, hedefe ulaşmada
etkili olduğu sürece araçsal bir zorunluluktur.
Yalanın başarısı ahlaki boyutuyla değil, dinleyici
üzerindeki etkisiyle ölçülür. Eğer yalan kitlelerde yorgunluk ve yabancılaşma
yaratıyorsa başarısız bir stratejidir; etkiliyse işlevini yerine getirmiştir.
Kapitalist dünyada insan bir nesneye, bir satılık metaya
indirgenmiştir. Bireysel kaçışlar (sanat, soyut felsefe) insanı bu durumdan
kurtarmaz, aksine onu sistemin gizli bir suç ortağı yapar.
İnsanın nesne/şey olmaktan kurtulmasının tek yolu, tüm
insanlığın özgürleşmesidir. Komünizm, insanın nesneleşme sürecini radikal bir
şekilde tamamlayarak ve genelleştirerek onu son sınırına ulaştırır.
Siyasi yalan ve devlet aygıtı, tıpkı pedagoji veya biyoloji
gibi insanı rasyonel bir biçimde şekillendiren bilimsel bir araçtır.
İnsanın özgürleşebilmesi için devletin aşkın bir güç
olmaktan çıkıp, tıpkı nesneler gibi sadece bir "araç" seviyesine
indirilmesi gerekir.
Komünizm, insanı önce tamamen nesneye indirger; ancak insan
ancak bu tam indirgenmenin bilincine vararak kendi hakiki insanlığını
kavrayabilir ve özgürleşebilir. Bu yüzden komünizm hem geçilmesi gereken bir
aşama hem de ölümüne mücadele edilmesi gereken bir güçtür.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder