Yves
Michaud - Şiddet -
Notlar
Mütercim: Cem Muhtaroğlu, İletişim Yayınları
I. BÖLÜM
Tanımlar Sorunu
Şiddet terimi günlük kullanımda iki ana doğrultuda toplanır:
Olgular ve eylemler: Huzuru bozan, tartışmaya açan durumlar.
Varoluş usulü: Ölçüleri aşan, kuralları çiğneyen kaba veya
çılgın bir güç (örneğin doğanın ya da tutkuların şiddeti).
Etimoloji
Latince (violentia, violare, vis): Güç, sertlik, kurallara
karşı gelme, bedensel güç kullanımı ve hatta yaşam gücü/etkinlik anlamına
gelir.
Yunanca (is, bia): Kas, bedensel güç, esenlik ve yaptırım
uygulayan güç anlamına gelir.
Sanskritçe (j'(i)ya): Üstünlük ve egemenlik anlamlarıyla
ilişkilendirilir.
Hukuksal Tanımlamalar
Klasik dönemde sadece kalıcı bedensel hasar ve doğrudan
fiziksel temas (darbe) şiddet sayılırken; modern hukukta "Şiddet ve Etkili
Eylem" kavramına geçilmiştir. İçsel olgular (hastalığa yol açma, ruhsal
dengenin bozulması, tehdit, hakaret, itip kakma) da şiddet kapsamına
alınmıştır.
Bir eylemin şiddet sayılıp sayılmaması normlara bağlıdır.
Spor müsabakaları, cerrahi müdahaleler veya kolluk kuvvetlerinin düzeni sağlama
eylemleri yasal sınırlar dâhilinde olduğu için şiddet/suç sayılmaz.
Şiddet, kişinin iradesini baskı altına alan eylemdir.
Şiddetin Tanımları
Şiddet; bir ilişki ortamında taraflardan birinin diğerinin
bedensel, ahlaki/ruhsal, maddi veya sembolik/kültürel bütünlüğüne zarar
vermesidir.
Bürokrasi ve anonim mekanizmalar şiddeti bireysel olmaktan
çıkarıp anonim bir süreç haline getirir.
Şiddet ve Kargaşa
Georges Sorel ve Hannah Arendt gibi düşünürlerin vurguladığı
üzere şiddet; kuralsızlık, mutlak dengesizlik ve olacakları önceden kestirememe
durumudur.
Bir davranışı "şiddet" olarak nitelemek, onu
ciddiye alıp karşı eyleme geçmek demektir.
II. BÖLÜM
Şiddetin Tarihi ve Sosyolojisi
Şiddet kavrayışı toplumlara ve döneme göre değişir.
Eski Çin'de nüfus planlaması için yeni doğan bebeği öldürmek
suç sayılmadığı için istatistiklere girmez. Yoksul mahallelerde hapse girmek
veya polisle çatışmak varoluşun "doğal" bir parçası kabul edilir.
Suç ve savaş istatistikleri ancak 19. yüzyılın başından
itibaren (bürokratik devlet yapısının ve veri kaydetme geleneklerinin
gelişmesiyle) tutulmaya başlanmıştır.
Resmi arşivler iktidarı elinde tutanlar (polis, yargı, ordu)
tarafından tutulur; bu nedenle bastırılan taraflar, yenilenler veya kurbanlar
tarihten silinir.
İktidarlar rakiplerinin eylemlerini ya abartır ya da tamamen
sansürler.
Savaşlar
Savaşlar, uluslararası şiddetin en doğrudan biçimidir.
Çağdaş savaşlar geçmiştekilere göre sayıca daha az/seyrek,
fakat çok daha öldürücü, daha yıkıcı ve sivil halkı doğrudan kapsayan
niteliktedir.
Siyasi Şiddet
Dağınık Siyasi-Toplumsal Şiddet
Aniden patlak veren, yerel, örgütsüz, halkın kendiliğinden
giriştiği arbede, yağma ve vergi isyanlarıdır.
Şiddetin henüz devlet tekelinde olmadığı, toplumsal yaşamın
ve kendini savunmanın olağan bir aracı sayıldığı döneme aittir.
İktidara Karşı Şiddet
Merkezi iktidarı ele geçirmeyi veya düzeni değiştirmeyi
amaçlar (devrimler, darbeler, siyasi grevler).
İktidar Şiddeti / Terör
Fransız Devrimi'nin Jakoben Terör Dönemi (1793-1794) bunun
tipik örneğidir; Devrim Mahkemeleri ve basit yargılama usulleriyle on binlerce
kişi infaz edilmiş, terör devrimci bir araç ve "savunma yöntemi"
olarak meşrulaştırılmıştır.
III. BÖLÜM
Çağdaş Şiddetin Teknolojisi
Geçmiş toplumlar kaba ve vahşi olsa da öldürme kapasiteleri
kısıtlıydı. Modern teknoloji toplumlarında ise yıkım imkânları devasa boyutlara
ulaşmış, şiddet kurallaştırılmış ve rasyonelleştirilmiştir.
Yok Etmenin Teknolojisi
Piyasa ve pazarlama kurallarına tabi olan devasa bir
"şiddet süpermarketi" oluşmuştur. Küçük ölçekli av/yakın dövüş
silahlarından; lazer/kızılötesi güdümlü sistemlere, füzelerden
molotofkokteyllerine kadar her bütçeye ve pazara uygun ürün mevcuttur.
Silah ticaretindeki rekabet ve eski stokların indirimle
elden çıkarılması, silahların ulaşılabilirliğini artırmıştır.
İnsan unsurunun telaş ve hata payını azaltmak adına karar
süreçleri, hedefleme ve cephe yönetimi bilgisayarlar ve uydular vasıtasıyla
yürütülmektedir. Bu durum şiddetin geçmişteki en önemli özelliği olan
"önceden kestirilemezlik" unsurunu ortadan kaldırmış, yerine hassas
hesaplama ve planlamayı getirmiştir.
Yüksek teknolojiye dayalı silahlanma devasa bütçeler
gerektirir. Bu harcamalar ülke ekonomilerini kademeli olarak askerî topluma
dönüştürür.
Medya ve Şiddet
Kitle iletişim araçları (basın, TV, radyo, sinema) şiddet
olgusuyla karşılıklı bir beslenme ilişkisi içindedir.
Şiddetin gösterilme biçimine egemen olmak ana hedef haline
gelmiştir. Ordular, emniyet birimleri ve terör örgütleri (ör. Kore uçağının
düşürülmesi vakası) medya ve dezenformasyon savaşları yürütmektedir.
Çağdaş Toplumlarda Etkilenebilirlik ve Direniş
Çağdaş toplumlar aşırı gelişmiş altyapı, ulaşım ve iletişim
ağları nedeniyle kırılgan ve etkilenebilirdir. Kararlı ve iyi eğitilmiş birkaç
teröristin gerçekleştireceği bir eylem (havaalanı saldırıları, uçak kaçırma,
teknolojik/nükleer/biyolojik tehditler) tüm sistemi kilitleyebilmekte ve devasa
ekonomik maliyetler doğurmaktadır.
IV. BÖLÜM
Şiddetin Yönetimi ve Denetimi
Şiddet; umutsuz başkaldırılar veya anlık hırs patlamaları
dışında, belirli amaçlara ulaşmak için başvurulan rasyonel bir seçenek ve
hesaplı bir eylemdir.
Şiddet ne temiz ne de kirlidir; getirdiği sonuç ve sağladığı
yarar kadar değer taşır.
Terör Yönetimi
Normalde devlet, şiddet tekelini yasalar ve kurallar (düzen,
süreklilik, kamusallık) çerçevesinde kullanır. Yasalar geriye dönük veya kişiye
özel olamaz. Ancak devlet terörü bu sınırları aşar; özel mahkemeler, olağanüstü
hâller ve ayrımcı yasalar devreye girer.
20. yüzyılda işkence, hükümetlerin gündelik yönetim aracına
dönüşmüştür.
İşkencenin asıl amacı sadece bilgi almak değil; kurbanın
onurunu kırmak, toplumda dehşet yaymak ve kamusal yaşamı felç etmektir.
Totaliter rejimler ilk terör aşamasını geçtikten sonra açık
şiddet yerine daha "ucuz ve boğucu" yöntemlere başvururlar.
İttifak ve itaat; ekonomik teşvikler, propaganda, bilgi
akışının tekelde toplanması, gençlik ve sendika örgütlenmeleriyle sağlanır.
Sisteme uymayanlar dövülmekten ziyade bürokratik engellerle
karşılaşır; işini, kimliğini, evini ve toplumsal statüsünü kaybederek
marjinalleştirilir.
Şiddetin Stratejileri
İç ve dış politikada şiddet, tırmanma ihtimali kontrol
altında tutularak bir pazarlık, kışkırtma ve tehdit aracı (strateji) olarak
kullanılır.
Şiddet eylemlerinde sadece karşı taraf değil, "sessiz
çoğunluk" veya uluslararası kamuoyu da hedeftir. Asiler veya muhalifler,
hükümetleri sert tedbirler almaya zorlayarak kendilerini "mağdur"
konumuna yükseltmeye çalışırlar.
Düzensizlik ve Riziko Yönetimi
Cinayetlerin büyük çoğunluğu (ör. ABD verileri) alt
kültürlerde, birbiriyle akraba/tanıdık olan kişiler arasında ve alkol/silah
varlığıyla işlenmektedir. Buna karşı aile içi danışmanlık hatları ve kadın
polislerin de yer aldığı özel devriyeler kurulmuştur.
Polis şiddeti denetlemekle görevli olsa da nevrotik yapısı
ve güç kullanımı nedeniyle kendisi de şiddet üretebilir.
1970'lerden itibaren istihbarat paylaşımı, özel antitör
timleri (1972 Münih faciası sonrası geliştirilen uzman birimler) ve hedefteki
kişilerin eğitimi sayesinde uluslararası terör eylemleri büyük oranda denetim
altına alınmış ve olağanlaştırılmıştır.
Şiddetin Değerlendirilme Biçimleri
Şiddetin kabul görüp görmemesi tamamen toplumsal
değerlendirmelere ve rasyonelleştirmeye bağlıdır.
Gangsterler zenginleşip iş insanı olabilir, eski teröristler
başbakanlığa kadar yükselebilir.
Cinayet ve fiziksel şiddet olaylarından çok daha fazla insan
trafik kazalarında ölmekte veya yaralanmaktadır. Ancak trafik kazaları günlük
yaşamın "olağan bir riski" kabul edilirken, cinayetler lanetlenir. Bu
durum, toplumun rasyonelleştirme ve kurallaştırma gücünü gösterir.
V. BÖLÜM
Antropolojik Açıdan Şiddetin Nedenleri
Gerilim ile saldırganlık çift yönlü etkileşir: Gerilim
doğrudan hedefsiz bir saldırganlığa yol açabileceği gibi, bastırılmış öfke ve
gerilim de ülser ve kalp rahatsızlıkları gibi fizyolojik sorunları tetikler.
Nörofizyolojik araştırmalar beynin belirli bölgelerinin
uyarılmasıyla saldırganlığın başlatılabileceğini veya durdurulabileceğini
göstermiştir.
Sakinleştiriciler çağdaş toplumda saldırganlığı denetleme
aracı olarak kullanılır.
Farklı türler arası çatışmalar yalnızca avlanma amaçlıdır ve
kanlı kitlesel kıyımlara dönüşmez.
Asıl saldırganlık aynı türün bireyleri arasındadır;
programlanmış, törensel ve belli kurallara bağlıdır.
Tür içi saldırganlık; popülasyonun alana yayılmasını, güçlü
genlerin aktarılmasını ve grup içi hiyerarşinin (böylece düzenin) kurulmasını
sağlar.
Doğal içgüdü yapay ortamlarla (hayvanat bahçesi,
laboratuvar, kafes) karşılaştığında yönünü şaşırır ve öz-yıkım, yavrularını
yeme veya nedensiz öldürme gibi nevrozlara yol açar.
İnsan, araç-gereç yapma becerisi ve kültürel evrimiyle doğal
dengesini yitirmiştir. Doğal frenleme mekanizmaları (boyun eğme ritüelleri vb.)
yetersiz kalmış; insan, saldırganlığını tür içi kitle kıyımlarına dönüştüren
"yapısı bozulmuş ve fethedici" tek hayvan olmuştur.
Alet kullanımı ve avlanma, insanlar arası işbirliğini ve
simgesel iletişimi doğurmuştur. İnsanın araştırmacı, keşfedici ve araçsal
gelişiminin özünde bu fethedici saldırganlık yatar.
İnsan alet kullanarak doğanın sürekliliğini böler ve onu
yönetebileceği nesnelere ayırır. Bu, ilk yaratıcı şiddettir.
Ancak doğadan kopan insan, kuralsız bir aşırılıklar
dünyasına girer. Yitirdiği doğallığa dönme özlemi; şölenler, kurban törenleri,
vahşet ve en nihayetinde akıl almaz işkence/kıyım yöntemleriyle sonuçlanır.
Şiddetin Psikolojisi
Mahrumiyet, kısıtlanma, aşırı gürültü, sıcaklık ve kalabalık
saldırganlığı doğrudan tetikler.
Saldırganlık, bir amaca ulaşmada yaşanan
engellenmenin/huzursuzluğun ilk ve temel tepkisidir. Şiddet doğrudan
huzursuzluğun kaynağına (veya yasaklıysa dolaylı hedeflere/özneye) yönelir.
Sadist olmayan son derece "sıradan" insanlar bile,
otoriteye itaat ve görevi yapma dürtüsüyle birer işkenceciye veya cellada
dönüşebilirler.
Freud / Uygarlık, bireyler arası saldırganlığı bastırıp
toplumsal örgütlenmeyi sağlarken; bu bastırılmış ölüm itkisini yabancılara,
ötekilere ve dış düşmanlara yönlendirerek grup içi kenetlenme kaynağı olarak
kullanır.
VI. BÖLÜM
Şiddetin Nedenleri: Sosyolojik Yaklaşımlar
Ampirik Yaklaşımlar
İnsanların "neden ve ne zaman başkaldırdıklarını"
saptamak amacıyla siyasal şiddet ile ekonomik/toplumsal göstergeler arasındaki
korelasyonlar geniş istatistiksel verilerle ölçülmeye çalışılmıştır.
Yoksunluk Kuramı
Yoksunluk / İnsanların özlem ve beklentileri ile gerçekte
elde ettikleri kazançlar arasındaki farktır.
Görece yoksunluk kalıcı olduğunda (ayrımcılık, eğitim/din
engelleri vb.) insanlar aracı değişkenler ne olursa olsun ayaklanırlar.
Yoksunluk geçici olduğunda ise (enflasyon, dönemsel krizler) devletin baskıcı
gücü ve rahatlama mekanizmalarıyla şiddet yatıştırılabilir.
Ekonomik ve toplumsal alanlarda uzun süreli bir
gelişme/yükselme sürecinin ardından gelen ani ve kısa bir kriz dönemi devrimi
tetikler.
Şiddet ve Toplumsal Kuram
Şikago Okulu (Burgess) ve Mazrui, çatışmaların yaşlanan
toplumsal yapıları yenilediğini veya birbirinden kopuk grupları/ulusları bir
araya getirip iletişim kurdurduğunu savunur.
Çatışma bir "emniyet subabı" görevi görür; yeni
değerlerin doğmasını, gerilimlerin azaltılmasını ve yeni dengelerin kurulmasını
sağlar. Katı yapılar çatışmayı biriktirip patlamaya yol açarken, esnek yapılar
şiddeti yönetebilir. Şiddet, marjinal grupların sesini duyurma aracıdır.
Güç, tıpkı para gibi toplumsal bir iletişim ve denetim
aracıdır. Paranın enflasyon/deflasyonu olduğu gibi gücün de vardır. İktidar
inandırma veya çıkar sağlama yöntemleri tükendiğinde en son çare olarak kaba
güce/şiddete başvurur (T. Parsons).
Şiddet tarihin ateşleyicisi/aracıdır ama yaratıcısı
değildir. Siyasal şiddet doğrudan ekonomik koşullara bağlıdır; ekonomik
gelişmeyle aynı yönde ilerlerse süreci hızlandırır, ekonomik gelişmeye karşı
çıkarsa yenilmeye mahkûmdur (Engels).
Mikrososyolojik Araştırmalar
Şiddet sanılandan çok daha yaygındır ve toplumca
kanıksanmıştır.
Cezaevlerinde yasalar dışı işleyen sürekli bir
zorbalık/şiddet düzeni vardır. Aile içinde çocuklara ve kadınlara uygulanan akıl
almaz şiddet, çocukların benliğine yerleşerek alt kültür normlarına dönüşür.
Polisin temel amacı kelimesi kelimesine yasaları uygulamak
değil, "düzeni korumaktır". Bu durum adalet mekanizması ile polis
arasında çatışmalara yol açar. Polislik mesleği yapısı gereği cezalandırıcı,
katı ve basmakalıp düşünen kişilikleri çeker.
Gençlik çeteleri, rockerlar ve marjinal gruplar için şiddet,
grubun bir parçası olma ve kabul görme değeridir.
Mikrososyolojik çalışmalar ideolojik söylevlerden uzaktır;
cezaevi koşullarının düzeltilmesi, polis eğitimi, gençlik merkezleri gibi
somut/pratik denetim önlemlerine katkı sağlar.
VII. BÖLÜM
Şiddet Felsefeleri
Herakleitos: Varlığın temelinde çatışma (polemos) ve
karşıtların mücadelesi yer alır. Çatışma, doğadaki sonsuz devinimin kaynağıdır.
Platon: Şiddeti diyalektiğe ve özgür tartışmaya karşı
bir tehdit olarak görmüş; Sofistlerin inandırma yetersizliği kaldığında şiddete
başvurduklarını öne sürmüştür.
Hegel: Varlık (töz/özne), ancak çelişki, acı,
mücadele ve olumsuzluğun işlenmesiyle gerçekleşir. Tarihsel ilerleme ve Ruh'un
gelişimi çatışmalar üzerinden yürür.
Marx: Tarihsel gelişimi, üretici güçler ile üretim
ilişkileri arasındaki çelişkiden doğan sınıf savaşının bir süreci olarak
tanımlar.
Frankfurt Okulu: Diyalektik olumsuzluğu kabul etmekle
birlikte, Mutlak’a veya uzlaşmaya ulaşılacağını reddederler. Uzlaşıyı erteleyen
kötümser bir anlayış benimserler.
Şiddetin Ontolojileri
Nietzsche: Yaşama ve güce övgüde bulunurken;
uysallaştıran, zayıfları örgütleyip güçlüleri denetim altına alan uygarlık
süreçlerini eleştirir. Güçlü ve riski seven "insanüstü" varlığın
gelişimini savunur.
Georges Sorel: Şiddeti genel grevler ve proletaryanın
kitlesel başkaldırısı üzerinden ele alır. Sorel’e göre bu şiddet, devletin
uyguladığı baskıdan farklı, arındırıcı ve yeni bir siyasal çağ açıcı
niteliktedir. Şiddet bir "mitos" olarak eylem gücü yaratır.
Walter Benjamin: Hukuku kuran şiddet ile hukuku
koruyan/sürdüren "yöntem-şiddet" ayrımını yapar. Bunların dışında,
hiçbir düzen kurma amacı gütmeyen, saf bir kızgınlık ve yok etme belirtisi olan
"duru şiddet" kavramını öne sürer.
Karşılıklılık Felsefeleri
Hegel (Efendi-Köle Diyalektiği): Bilinç, kendini
kanıtlamak ve bağımsızlığını kazanmak için bir başka bilincin tanınmasına
ihtiyaç duyar. İki bilincin karşılaşması, ötekini şeyleştirme ve tanınma
mücadelesine (ölümcül kavgaya) dönüşür.
Sartre: "Öteki", bireyin özgürlüğünü tehdit
eden ve onu nesneleştiren unsurdur ("Çatışma, başkası için varlığın özgün
yanıdır"). Critique de la Raison Dialectique eserinde ise kısıtlı
kaynaklar (enderlik) çerçevesinde insanın insana yönelik tehdidini ve kökten
kötüyü vurgular.
René Girard: Arzu taklitçidir (mimesis). İki öznenin
aynı nesneyi arzulaması çatışmayı doğurur. Toplumlar bu yıkıcı şiddeti
yönlendirmek ve yatıştırmak için kurban ve tören kurumlarını (gelişmiş
toplumlarda ise hukuk sistemini) geliştirmiştir.
Hobbes: Herkesin herkesle savaş halinde olduğu doğa
durumunda güvensizliği gidermek için soyut hukuk düzenini ve Leviathan (Devlet)
kurumunu gerekli görür.
Şiddet kavramının kesin ve tek bir tanımının olmaması,
toplumsal yapının çoğulcu ve çelişkili doğasından kaynaklanır. Şiddet, olayları
bastırmaktan ziyade olaylar hakkındaki yargıları belirlemeye yarar.
Çağdaş toplumlar şiddeti mistik bir felaket olmaktan çıkarıp
rasyonel olarak yönetilebilir, denetlenebilir ve çözümlenebilir bir toplumsal
sorun/araç haline getirmiştir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder