2 Haziran 2026 Salı

Yves Michaud - Şiddet - Notlar

Yves Michaud - Şiddet - Notlar

Mütercim: Cem Muhtaroğlu, İletişim Yayınları

 


I. BÖLÜM

Tanımlar Sorunu

Şiddet terimi günlük kullanımda iki ana doğrultuda toplanır:

Olgular ve eylemler: Huzuru bozan, tartışmaya açan durumlar.

Varoluş usulü: Ölçüleri aşan, kuralları çiğneyen kaba veya çılgın bir güç (örneğin doğanın ya da tutkuların şiddeti).

 

Etimoloji

Latince (violentia, violare, vis): Güç, sertlik, kurallara karşı gelme, bedensel güç kullanımı ve hatta yaşam gücü/etkinlik anlamına gelir.

Yunanca (is, bia): Kas, bedensel güç, esenlik ve yaptırım uygulayan güç anlamına gelir.

Sanskritçe (j'(i)ya): Üstünlük ve egemenlik anlamlarıyla ilişkilendirilir.

 

Hukuksal Tanımlamalar

Klasik dönemde sadece kalıcı bedensel hasar ve doğrudan fiziksel temas (darbe) şiddet sayılırken; modern hukukta "Şiddet ve Etkili Eylem" kavramına geçilmiştir. İçsel olgular (hastalığa yol açma, ruhsal dengenin bozulması, tehdit, hakaret, itip kakma) da şiddet kapsamına alınmıştır.

 

Bir eylemin şiddet sayılıp sayılmaması normlara bağlıdır. Spor müsabakaları, cerrahi müdahaleler veya kolluk kuvvetlerinin düzeni sağlama eylemleri yasal sınırlar dâhilinde olduğu için şiddet/suç sayılmaz.

 

Şiddet, kişinin iradesini baskı altına alan eylemdir.

 

Şiddetin Tanımları

Şiddet; bir ilişki ortamında taraflardan birinin diğerinin bedensel, ahlaki/ruhsal, maddi veya sembolik/kültürel bütünlüğüne zarar vermesidir.

 

Bürokrasi ve anonim mekanizmalar şiddeti bireysel olmaktan çıkarıp anonim bir süreç haline getirir.

 

Şiddet ve Kargaşa

Georges Sorel ve Hannah Arendt gibi düşünürlerin vurguladığı üzere şiddet; kuralsızlık, mutlak dengesizlik ve olacakları önceden kestirememe durumudur.

 

Bir davranışı "şiddet" olarak nitelemek, onu ciddiye alıp karşı eyleme geçmek demektir.

 

II. BÖLÜM

Şiddetin Tarihi ve Sosyolojisi

Şiddet kavrayışı toplumlara ve döneme göre değişir.

 

Eski Çin'de nüfus planlaması için yeni doğan bebeği öldürmek suç sayılmadığı için istatistiklere girmez. Yoksul mahallelerde hapse girmek veya polisle çatışmak varoluşun "doğal" bir parçası kabul edilir.

 

Suç ve savaş istatistikleri ancak 19. yüzyılın başından itibaren (bürokratik devlet yapısının ve veri kaydetme geleneklerinin gelişmesiyle) tutulmaya başlanmıştır.

Resmi arşivler iktidarı elinde tutanlar (polis, yargı, ordu) tarafından tutulur; bu nedenle bastırılan taraflar, yenilenler veya kurbanlar tarihten silinir.

İktidarlar rakiplerinin eylemlerini ya abartır ya da tamamen sansürler.

 

Savaşlar

Savaşlar, uluslararası şiddetin en doğrudan biçimidir.

Çağdaş savaşlar geçmiştekilere göre sayıca daha az/seyrek, fakat çok daha öldürücü, daha yıkıcı ve sivil halkı doğrudan kapsayan niteliktedir.

 

Siyasi Şiddet

Dağınık Siyasi-Toplumsal Şiddet

Aniden patlak veren, yerel, örgütsüz, halkın kendiliğinden giriştiği arbede, yağma ve vergi isyanlarıdır.

Şiddetin henüz devlet tekelinde olmadığı, toplumsal yaşamın ve kendini savunmanın olağan bir aracı sayıldığı döneme aittir.

 

İktidara Karşı Şiddet

Merkezi iktidarı ele geçirmeyi veya düzeni değiştirmeyi amaçlar (devrimler, darbeler, siyasi grevler).

 

İktidar Şiddeti / Terör

Fransız Devrimi'nin Jakoben Terör Dönemi (1793-1794) bunun tipik örneğidir; Devrim Mahkemeleri ve basit yargılama usulleriyle on binlerce kişi infaz edilmiş, terör devrimci bir araç ve "savunma yöntemi" olarak meşrulaştırılmıştır.

 

III. BÖLÜM

Çağdaş Şiddetin Teknolojisi

Geçmiş toplumlar kaba ve vahşi olsa da öldürme kapasiteleri kısıtlıydı. Modern teknoloji toplumlarında ise yıkım imkânları devasa boyutlara ulaşmış, şiddet kurallaştırılmış ve rasyonelleştirilmiştir.

 

Yok Etmenin Teknolojisi

Piyasa ve pazarlama kurallarına tabi olan devasa bir "şiddet süpermarketi" oluşmuştur. Küçük ölçekli av/yakın dövüş silahlarından; lazer/kızılötesi güdümlü sistemlere, füzelerden molotofkokteyllerine kadar her bütçeye ve pazara uygun ürün mevcuttur.

 

Silah ticaretindeki rekabet ve eski stokların indirimle elden çıkarılması, silahların ulaşılabilirliğini artırmıştır.

 

İnsan unsurunun telaş ve hata payını azaltmak adına karar süreçleri, hedefleme ve cephe yönetimi bilgisayarlar ve uydular vasıtasıyla yürütülmektedir. Bu durum şiddetin geçmişteki en önemli özelliği olan "önceden kestirilemezlik" unsurunu ortadan kaldırmış, yerine hassas hesaplama ve planlamayı getirmiştir.

 

Yüksek teknolojiye dayalı silahlanma devasa bütçeler gerektirir. Bu harcamalar ülke ekonomilerini kademeli olarak askerî topluma dönüştürür.

 

Medya ve Şiddet

Kitle iletişim araçları (basın, TV, radyo, sinema) şiddet olgusuyla karşılıklı bir beslenme ilişkisi içindedir.

 

Şiddetin gösterilme biçimine egemen olmak ana hedef haline gelmiştir. Ordular, emniyet birimleri ve terör örgütleri (ör. Kore uçağının düşürülmesi vakası) medya ve dezenformasyon savaşları yürütmektedir.

 

Çağdaş Toplumlarda Etkilenebilirlik ve Direniş

Çağdaş toplumlar aşırı gelişmiş altyapı, ulaşım ve iletişim ağları nedeniyle kırılgan ve etkilenebilirdir. Kararlı ve iyi eğitilmiş birkaç teröristin gerçekleştireceği bir eylem (havaalanı saldırıları, uçak kaçırma, teknolojik/nükleer/biyolojik tehditler) tüm sistemi kilitleyebilmekte ve devasa ekonomik maliyetler doğurmaktadır.

 

IV. BÖLÜM

Şiddetin Yönetimi ve Denetimi

Şiddet; umutsuz başkaldırılar veya anlık hırs patlamaları dışında, belirli amaçlara ulaşmak için başvurulan rasyonel bir seçenek ve hesaplı bir eylemdir.

Şiddet ne temiz ne de kirlidir; getirdiği sonuç ve sağladığı yarar kadar değer taşır.

 

Terör Yönetimi

Normalde devlet, şiddet tekelini yasalar ve kurallar (düzen, süreklilik, kamusallık) çerçevesinde kullanır. Yasalar geriye dönük veya kişiye özel olamaz. Ancak devlet terörü bu sınırları aşar; özel mahkemeler, olağanüstü hâller ve ayrımcı yasalar devreye girer.

20. yüzyılda işkence, hükümetlerin gündelik yönetim aracına dönüşmüştür.

İşkencenin asıl amacı sadece bilgi almak değil; kurbanın onurunu kırmak, toplumda dehşet yaymak ve kamusal yaşamı felç etmektir.

 

Totaliter rejimler ilk terör aşamasını geçtikten sonra açık şiddet yerine daha "ucuz ve boğucu" yöntemlere başvururlar.

 

İttifak ve itaat; ekonomik teşvikler, propaganda, bilgi akışının tekelde toplanması, gençlik ve sendika örgütlenmeleriyle sağlanır.

Sisteme uymayanlar dövülmekten ziyade bürokratik engellerle karşılaşır; işini, kimliğini, evini ve toplumsal statüsünü kaybederek marjinalleştirilir.

 

Şiddetin Stratejileri

İç ve dış politikada şiddet, tırmanma ihtimali kontrol altında tutularak bir pazarlık, kışkırtma ve tehdit aracı (strateji) olarak kullanılır.

Şiddet eylemlerinde sadece karşı taraf değil, "sessiz çoğunluk" veya uluslararası kamuoyu da hedeftir. Asiler veya muhalifler, hükümetleri sert tedbirler almaya zorlayarak kendilerini "mağdur" konumuna yükseltmeye çalışırlar.

 

Düzensizlik ve Riziko Yönetimi

Cinayetlerin büyük çoğunluğu (ör. ABD verileri) alt kültürlerde, birbiriyle akraba/tanıdık olan kişiler arasında ve alkol/silah varlığıyla işlenmektedir. Buna karşı aile içi danışmanlık hatları ve kadın polislerin de yer aldığı özel devriyeler kurulmuştur.

 

Polis şiddeti denetlemekle görevli olsa da nevrotik yapısı ve güç kullanımı nedeniyle kendisi de şiddet üretebilir.

 

1970'lerden itibaren istihbarat paylaşımı, özel antitör timleri (1972 Münih faciası sonrası geliştirilen uzman birimler) ve hedefteki kişilerin eğitimi sayesinde uluslararası terör eylemleri büyük oranda denetim altına alınmış ve olağanlaştırılmıştır.

 

Şiddetin Değerlendirilme Biçimleri

Şiddetin kabul görüp görmemesi tamamen toplumsal değerlendirmelere ve rasyonelleştirmeye bağlıdır.

Gangsterler zenginleşip iş insanı olabilir, eski teröristler başbakanlığa kadar yükselebilir.

 

Cinayet ve fiziksel şiddet olaylarından çok daha fazla insan trafik kazalarında ölmekte veya yaralanmaktadır. Ancak trafik kazaları günlük yaşamın "olağan bir riski" kabul edilirken, cinayetler lanetlenir. Bu durum, toplumun rasyonelleştirme ve kurallaştırma gücünü gösterir.

 

V. BÖLÜM

Antropolojik Açıdan Şiddetin Nedenleri

Gerilim ile saldırganlık çift yönlü etkileşir: Gerilim doğrudan hedefsiz bir saldırganlığa yol açabileceği gibi, bastırılmış öfke ve gerilim de ülser ve kalp rahatsızlıkları gibi fizyolojik sorunları tetikler.

 

Nörofizyolojik araştırmalar beynin belirli bölgelerinin uyarılmasıyla saldırganlığın başlatılabileceğini veya durdurulabileceğini göstermiştir.

Sakinleştiriciler çağdaş toplumda saldırganlığı denetleme aracı olarak kullanılır.

 

Farklı türler arası çatışmalar yalnızca avlanma amaçlıdır ve kanlı kitlesel kıyımlara dönüşmez.

 

Asıl saldırganlık aynı türün bireyleri arasındadır; programlanmış, törensel ve belli kurallara bağlıdır.

Tür içi saldırganlık; popülasyonun alana yayılmasını, güçlü genlerin aktarılmasını ve grup içi hiyerarşinin (böylece düzenin) kurulmasını sağlar.

 

Doğal içgüdü yapay ortamlarla (hayvanat bahçesi, laboratuvar, kafes) karşılaştığında yönünü şaşırır ve öz-yıkım, yavrularını yeme veya nedensiz öldürme gibi nevrozlara yol açar.

 

İnsan, araç-gereç yapma becerisi ve kültürel evrimiyle doğal dengesini yitirmiştir. Doğal frenleme mekanizmaları (boyun eğme ritüelleri vb.) yetersiz kalmış; insan, saldırganlığını tür içi kitle kıyımlarına dönüştüren "yapısı bozulmuş ve fethedici" tek hayvan olmuştur.

 

Alet kullanımı ve avlanma, insanlar arası işbirliğini ve simgesel iletişimi doğurmuştur. İnsanın araştırmacı, keşfedici ve araçsal gelişiminin özünde bu fethedici saldırganlık yatar.

 

İnsan alet kullanarak doğanın sürekliliğini böler ve onu yönetebileceği nesnelere ayırır. Bu, ilk yaratıcı şiddettir.

 

Ancak doğadan kopan insan, kuralsız bir aşırılıklar dünyasına girer. Yitirdiği doğallığa dönme özlemi; şölenler, kurban törenleri, vahşet ve en nihayetinde akıl almaz işkence/kıyım yöntemleriyle sonuçlanır.

 

Şiddetin Psikolojisi

Mahrumiyet, kısıtlanma, aşırı gürültü, sıcaklık ve kalabalık saldırganlığı doğrudan tetikler.

Saldırganlık, bir amaca ulaşmada yaşanan engellenmenin/huzursuzluğun ilk ve temel tepkisidir. Şiddet doğrudan huzursuzluğun kaynağına (veya yasaklıysa dolaylı hedeflere/özneye) yönelir.

 

Sadist olmayan son derece "sıradan" insanlar bile, otoriteye itaat ve görevi yapma dürtüsüyle birer işkenceciye veya cellada dönüşebilirler.

 

Freud / Uygarlık, bireyler arası saldırganlığı bastırıp toplumsal örgütlenmeyi sağlarken; bu bastırılmış ölüm itkisini yabancılara, ötekilere ve dış düşmanlara yönlendirerek grup içi kenetlenme kaynağı olarak kullanır.

 

VI. BÖLÜM

Şiddetin Nedenleri: Sosyolojik Yaklaşımlar

Ampirik Yaklaşımlar

İnsanların "neden ve ne zaman başkaldırdıklarını" saptamak amacıyla siyasal şiddet ile ekonomik/toplumsal göstergeler arasındaki korelasyonlar geniş istatistiksel verilerle ölçülmeye çalışılmıştır.

 

Yoksunluk Kuramı

Yoksunluk / İnsanların özlem ve beklentileri ile gerçekte elde ettikleri kazançlar arasındaki farktır.

 

Görece yoksunluk kalıcı olduğunda (ayrımcılık, eğitim/din engelleri vb.) insanlar aracı değişkenler ne olursa olsun ayaklanırlar. Yoksunluk geçici olduğunda ise (enflasyon, dönemsel krizler) devletin baskıcı gücü ve rahatlama mekanizmalarıyla şiddet yatıştırılabilir.

 

Ekonomik ve toplumsal alanlarda uzun süreli bir gelişme/yükselme sürecinin ardından gelen ani ve kısa bir kriz dönemi devrimi tetikler.

 

Şiddet ve Toplumsal Kuram

Şikago Okulu (Burgess) ve Mazrui, çatışmaların yaşlanan toplumsal yapıları yenilediğini veya birbirinden kopuk grupları/ulusları bir araya getirip iletişim kurdurduğunu savunur.

 

Çatışma bir "emniyet subabı" görevi görür; yeni değerlerin doğmasını, gerilimlerin azaltılmasını ve yeni dengelerin kurulmasını sağlar. Katı yapılar çatışmayı biriktirip patlamaya yol açarken, esnek yapılar şiddeti yönetebilir. Şiddet, marjinal grupların sesini duyurma aracıdır.

 

Güç, tıpkı para gibi toplumsal bir iletişim ve denetim aracıdır. Paranın enflasyon/deflasyonu olduğu gibi gücün de vardır. İktidar inandırma veya çıkar sağlama yöntemleri tükendiğinde en son çare olarak kaba güce/şiddete başvurur (T. Parsons).

 

Şiddet tarihin ateşleyicisi/aracıdır ama yaratıcısı değildir. Siyasal şiddet doğrudan ekonomik koşullara bağlıdır; ekonomik gelişmeyle aynı yönde ilerlerse süreci hızlandırır, ekonomik gelişmeye karşı çıkarsa yenilmeye mahkûmdur (Engels).

 

Mikrososyolojik Araştırmalar

Şiddet sanılandan çok daha yaygındır ve toplumca kanıksanmıştır.

 

Cezaevlerinde yasalar dışı işleyen sürekli bir zorbalık/şiddet düzeni vardır. Aile içinde çocuklara ve kadınlara uygulanan akıl almaz şiddet, çocukların benliğine yerleşerek alt kültür normlarına dönüşür.

 

Polisin temel amacı kelimesi kelimesine yasaları uygulamak değil, "düzeni korumaktır". Bu durum adalet mekanizması ile polis arasında çatışmalara yol açar. Polislik mesleği yapısı gereği cezalandırıcı, katı ve basmakalıp düşünen kişilikleri çeker.

 

Gençlik çeteleri, rockerlar ve marjinal gruplar için şiddet, grubun bir parçası olma ve kabul görme değeridir.

 

Mikrososyolojik çalışmalar ideolojik söylevlerden uzaktır; cezaevi koşullarının düzeltilmesi, polis eğitimi, gençlik merkezleri gibi somut/pratik denetim önlemlerine katkı sağlar.

 

VII. BÖLÜM

Şiddet Felsefeleri

Herakleitos: Varlığın temelinde çatışma (polemos) ve karşıtların mücadelesi yer alır. Çatışma, doğadaki sonsuz devinimin kaynağıdır.

 

Platon: Şiddeti diyalektiğe ve özgür tartışmaya karşı bir tehdit olarak görmüş; Sofistlerin inandırma yetersizliği kaldığında şiddete başvurduklarını öne sürmüştür.

 

Hegel: Varlık (töz/özne), ancak çelişki, acı, mücadele ve olumsuzluğun işlenmesiyle gerçekleşir. Tarihsel ilerleme ve Ruh'un gelişimi çatışmalar üzerinden yürür.

 

Marx: Tarihsel gelişimi, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkiden doğan sınıf savaşının bir süreci olarak tanımlar.

 

Frankfurt Okulu: Diyalektik olumsuzluğu kabul etmekle birlikte, Mutlak’a veya uzlaşmaya ulaşılacağını reddederler. Uzlaşıyı erteleyen kötümser bir anlayış benimserler.

 

Şiddetin Ontolojileri

Nietzsche: Yaşama ve güce övgüde bulunurken; uysallaştıran, zayıfları örgütleyip güçlüleri denetim altına alan uygarlık süreçlerini eleştirir. Güçlü ve riski seven "insanüstü" varlığın gelişimini savunur.

 

Georges Sorel: Şiddeti genel grevler ve proletaryanın kitlesel başkaldırısı üzerinden ele alır. Sorel’e göre bu şiddet, devletin uyguladığı baskıdan farklı, arındırıcı ve yeni bir siyasal çağ açıcı niteliktedir. Şiddet bir "mitos" olarak eylem gücü yaratır.

 

Walter Benjamin: Hukuku kuran şiddet ile hukuku koruyan/sürdüren "yöntem-şiddet" ayrımını yapar. Bunların dışında, hiçbir düzen kurma amacı gütmeyen, saf bir kızgınlık ve yok etme belirtisi olan "duru şiddet" kavramını öne sürer.

 

Karşılıklılık Felsefeleri

Hegel (Efendi-Köle Diyalektiği): Bilinç, kendini kanıtlamak ve bağımsızlığını kazanmak için bir başka bilincin tanınmasına ihtiyaç duyar. İki bilincin karşılaşması, ötekini şeyleştirme ve tanınma mücadelesine (ölümcül kavgaya) dönüşür.

 

Sartre: "Öteki", bireyin özgürlüğünü tehdit eden ve onu nesneleştiren unsurdur ("Çatışma, başkası için varlığın özgün yanıdır"). Critique de la Raison Dialectique eserinde ise kısıtlı kaynaklar (enderlik) çerçevesinde insanın insana yönelik tehdidini ve kökten kötüyü vurgular.

 

René Girard: Arzu taklitçidir (mimesis). İki öznenin aynı nesneyi arzulaması çatışmayı doğurur. Toplumlar bu yıkıcı şiddeti yönlendirmek ve yatıştırmak için kurban ve tören kurumlarını (gelişmiş toplumlarda ise hukuk sistemini) geliştirmiştir.

 

Hobbes: Herkesin herkesle savaş halinde olduğu doğa durumunda güvensizliği gidermek için soyut hukuk düzenini ve Leviathan (Devlet) kurumunu gerekli görür.

Şiddet kavramının kesin ve tek bir tanımının olmaması, toplumsal yapının çoğulcu ve çelişkili doğasından kaynaklanır. Şiddet, olayları bastırmaktan ziyade olaylar hakkındaki yargıları belirlemeye yarar.

 

Çağdaş toplumlar şiddeti mistik bir felaket olmaktan çıkarıp rasyonel olarak yönetilebilir, denetlenebilir ve çözümlenebilir bir toplumsal sorun/araç haline getirmiştir.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder