4 Haziran 2026 Perşembe

Jacques Semelin - Arındırma ve Yok Etme / Katliam ve soykırımın Siyasi Kuramları - Notlar

Jacques Semelin - Arındırma ve Yok Etme - Notlar

Katliam ve soykırımın Siyasi Kuramları

Purifier et detruire, Usages politiques des massacres et genocides

Mütercim: Melike Işık Durmaz, İletişim Yayınları, 2011

 

Giriş: Anlamak

Kitle kıyımı faillerinin eylemlerini anlamaya çalışmak onları ahlaken temize çıkarmak veya suçlarını bağışlamak anlamına gelmez.

"Neden?" sorusunun peşine düşmek, kurbanların hafızasına karşı etik bir görevdir.

Cellatları basitçe "deli" ya da iradesiz birer "kukla" olarak görmek olguyu açıklamada yetersizdir.

 

Kitle kıyımları tek bir disiplinle açıklanamayacak kadar karmaşıktır.

 

Ele Alınan Ana Vakalar:

Avrupalı Yahudilerin Yok Edilmesi (Shoah / Holokost)

Ruanda Soykırımı (1994)

Bosna Savaşı ve Katliamları (1990'lar)

 

Katliam; "savaşa dahil olmayanların genellikle kolektif bir biçimde yok edilmesine yönelik eylem biçimi" olarak ampirik biçimde tanımlanır. Çalışmanın nihai amacı ise bu tür katliam süreçlerinin hangi şartlarda bir "soykırıma" dönüştüğünü ortaya koymaktır.

 

BİRİNCİ BÖLÜM: TOPLUMSAL YIKICILIĞIN TAHAYYÜLLERİ

Katliam... her şeyden önce bir düşünce edimidir; bir 'Öteki' yaratma, onu fiziken öldürmeden önce kınama, yerme, hiçleştirme.

Toplumsal çözülme ve kriz dönemlerinde hiçbir toplum bu yıkıcı süreçlerden muaf olamaz.

 

Kitlesel şiddeti açıklamakta kullanılan indirgemeci ve determinist yaklaşımlar

Ekonomik İndirgemecilik: Sefalet tek başına kitlesel şiddet doğurmaz: "kitlesel şiddetin, hatta soykırımın nedeni tek başına sefalet değildir.

Demografik İndirgemecilik (Tavşan Kafesi Teorisi): İnsanları dar bir alandaki hayvanların birbirini öldürmesine benzeten sosyobiyolojik teoriler tartışmalıdır ve insan davranışını hayvansal içgüdülere indirger.

Kültürel İndirgemecilik: Doğu veya Afrika toplumlarının katliama daha yatkın olduğu savı yanlıştır. Avrupa tarihi sömürgelerdeki, Babi Yar'daki ve Srebrenitsa'daki dehşet verici katliamlarla doludur. Claude Lévi-Strauss'un dediği gibi: "Barbar, öncelikle barbarlığa inanan kişidir."

Etnik/Dini Gerilimler: Etnik ve dini farklılıklar katliamın nedeni değil, ancak katalizörüdür: "etnik ya da kültürel antipatiler hiçbir zaman katliama kadar varmadan da sürüp gidebilirler."

Katliamın gerçekleşmesi için siyasi liderlerin bu gerilimleri kasıtlı olarak kışkırtması ve araçsallaştırması gerekir.

 

Tahayyülün gücü

1930'lar Almanyası, 1980'ler Yugoslavya'sı ve 1990'lar Ruanda'sındaki krizlerin ortak paydası kolektif toplumsal travmadır. Kriz dönemlerinde "krize giren aslında... kurumlarının hayali temelleridir."

Siyasi aktörler bu travmadan faydalanarak:

Tahayyül retoriklerinin ilk amacı, halkın içinde az çok belirginleşmiş olan kolektif kaygıyı tüm tehlikelerin sorumlusu kılınan bir düşmana karşı yöneltilmiş korku duygusuna dönüştürmektir.

Nefret, gruplar arasındaki 'doğal' ilişkileri önceden belirleyen temel veri değildir. Bu daha ziyade hem yandaşlarının iradi eylemiyle hem de yayılmasını kolaylaştıran koşullarca inşa edilmiş, üretilmiş bir duygudur.

Kurban edilen "Öteki"nin ölümü, acı çeken "Biz"in eyleme geçerek yeniden güçleneceği sanrısını (zafer tahayyülü) besler.

 

Melanie Klein'ın çocuk gelişimindeki "paranoid konum" ve "depresif konum" kuramı:

Paranoid konumda, tersine, bebek kendisini yok eden nesneyi yıkarak kendi ben'ini kurtarma telaşındadır.

Savaş ve kriz durumlarında toplumlar adeta 8 aylık bir bebeğin yabancı karşısında yaşadığı kaygı seviyesine geriler. Aşırılıkçı siyasi söylemler bireyi uygarlık sürecinden geri çekerek bir "uygarlıktan uzaklaşma süreci" başlatır.

 

Hayal ile gerçeği birleştiren çimento ideolojidir.

Katliam retorikleri üç ana tema etrafında kurulur: kimlik, saflık ve güvenlik.

Siyasi aktörler hınç ("ressentiment") ve mağduriyet anlatılarını canlandırır.

 

Kimlik anlatısından hain figürüne

Tarih, zihnin alaşımının bugüne dek ürettiği en tehlikeli üründür: Bugün acı çekiyorsak, bu bizim hatamız değil: Bizler tarihin kurbanlarıyız.

Uluslar hayali cemaatlerdir; Ernest Gellner'in dediği gibi: uluslar oldukları gibi var olmazlar; milleti yaratan milliyetçiliktir.

 

Freud'un "küçük farklar narsisizmi" kuramı uyarınca, en şiddetli düşmanlıklar uzak farklılıklardan değil, yakın benzerliklerden doğar.

Kriz anlarında bu küçük farklılıklar tahammül edilemez bir hal alır.

Kimlik ölçütü bireyi ezip geçer ve kişiyi sadece "Bir Yahudi", "Bir Sırp" veya "Bir Tutsi" kategorisine indirger.

 

Kimlik siyaseti iktidarı ele geçirdiğinde, ilk hedef dışarıdaki düşman değil, "Biz" grubunun içindeki ılımlılar ve muhaliflerdir.

Totaliter birlik kurgusu, "çelişkisiz, düşmanlardan arındırılmış bir dünya kurmaya dair delice arzu" üzerine yükselir.

 

Saflık arayışından fazlalık haline gelen Öteki figürüne

Kendini saf ilan etmek, ötekini "saf olmayan" ve "kirli" olarak tanımlamaktır.

Öteki'nin insanlık dışı bir alana itilmesi, dilde hayvan metaforlarıyla başlar.

Nazilerin Yahudileri sıçan ve bitlere, aşırılıkçı Hutuların ise Tutsileri "hamamböceği ya da karafatma (Inyenzi)" olarak adlandırması buna örnektir.

Kimliğe dayalı saflık varoluşu "fazlalık" olan öteki grubun (Yahudiler) fiziksel olarak yok edilmesine odaklanır

Siyasi saflık: Parti tasfiyelerle güçlenir" şiarıyla tüm toplumsal bünyeyi kontrol etmek ve hainleri temizlemek için çalışır

 

Güvenlik ikileminden düşmanının yok edilmesine

Şiddetin tırmanmasının ardındaki temel dinamik güvenlik ihtiyacıdır.

Belirsizlik ve gelecek kaygısı nefret yoluyla yapılandırılır.

Nefret korkudan doğar.

 

Ortak ölüm tehlikesi algısı, geçmiş travmaları tetikleyerek "ölülerin intikamını alma ödevini, arzusunu, zorunluluğunu" bir görev olarak dayatır.

 

İç düşmanın dış düşmanla işbirliği içinde olduğu inancı komplo teorilerini besler.

Paranoyak kişilik doğru akıl yürütür ancak yargıları yanlış öncüller üzerine odaklanmıştır. / Sapkın rasyonellik

 

Soykırımın nedeni, ulusal ya da toplumsal bir kriz durumunda iktidarı ele geçiren bir grup insanın -belki de psikiyatrik nitelikte- takıntılı nefretidir.

 

Şiddet insanı nesneleştirir.

 

İKİNCİ BÖLÜM: BOZGUNCU SÖYLEMDEN KURBAN EDİCİ ŞİDDETE

Norbert Elias'ın uygarlıktan kopuş süreci vs  Zygmunt Bauman'ın Holokost tezleri…

 

Entelektüel sıçrama tahtası

Kitlesel şiddete anlam katan çerçeve her zaman radikal analizler sunan "entelektüeller" tarafından hazırlanır.  / Kimlik müteahhitleri

Alfred Rosenberg'in ırkçı mitleri (Der Mythus des 20. Jahrhunderts),

Dobrica Cosic'in "şehit Sırp halkı" efsanesi ve

Gregoire Kayibanda'nın Hutu çoğunluğunu ırksal temelde yücelten BaHutu Manifestosu

 

İdeolojinin kitleler üzerinde derin bir etki yaratabilmesi için yerel kültüre, mitlere ve hafızalardaki anılara iliştirilmesi gerekir

Eğitimli insan, eğer kalbi kötülükle, kinle doluysa daha kötücül olabilir.

 

Siyasi meşrulaştırma zamanı

Düşünceden eyleme doğrudan bir nedensellik bağı yoktur.

 

Adolf Hitler

İktidara gelişi kaçınılmaz bir tarihsel yol değil, Weimar Cumhuriyeti'nin istikrarsızlığı, 1929 ekonomik krizi ve muhafazakar sağın büyük bir hesap hatası yapmasının sonucudur

 

Slobodan Milosevic

Federal sistemin meşruiyet krizini ve Kosova'daki Sırp azınlığın milliyetçi hareketlenmesini kendi iktidar hırsı için manipüle eden oportünist bir figürdür.

 

Gregoire Kayibanda

Belçika idaresinin ve Katolik Kilisesi'nin desteğiyle 1959-1960 Hutu devrimini yönetmiş, monarşiyi yıkarak meşruiyetini Tutsi feodallere karşı kazanılan zafer üzerine kurmuştur.

 

Liderler, meşruiyetlerini kargaşa ortamından ve koruyucusu olduklarını iddia ettikleri halkla kurdukları duygusal ilişkiden alırlar.

Hitler kitleleri "karizmatik gücüyle" büyülemiştir.

Kayibanda ise 1964 yılında, "soykırım" kelimesini ilk kez kullanarak sürgündeki Tutsilere karşı şu dehşet verici kehanette bulunmuştur: "Bu, Tutsi ırkının nihai sonu olacaktır."

 

Propaganda, zihinleri ele geçirme ve ortak düşmana karşı safları sıklaştırma girişimidir.

 

Propaganda aygıtı zehirli bir ağaçtır: Kökleri geçmiş acıların manipülasyonunda yatar. İki büyük dalı halkın saflığı ve Öteki'nin canavarlaştırılmasıdır.

 

Dinden kurban adamaya

Hıristiyan kiliselerinin devlet şiddeti karşısındaki tutumu, ahlaki meşruiyetlerinin sınırlarını belirler.

Dietrich Bonhoeffer 1933'te kiliseyi Yahudilerin yardımına koşmaya çağıran tek kişi olmuştur. Protestan ve Katolik Kiliseleri suskunluğu seçmiştir.

 

Sırp Ortodoks Kilisesi: Ulusal kimliği dinle birleştirerek Sırp milliyetçiliğini desteklemiştir.

 

Ruanda Katolik Kilisesi: 1959'da Monsenyör Perraudin Hutu hareketini ırksal temelde meşrulaştırmıştır. Kilise hiyerarşisi Tutsilere uygulanan şiddet karşısında sessiz kalmıştır.

 

Kriz durumundaki topluluklar, günahlarını yükleyecekleri bir "günah keçisi" seçerek arınma ve sükunete kavuşma arayışına girerler. / Rene Girard

 

Birey, gruptan dışlanma ve yalnız kalma korkusuyla egemen görüşe uyum sağlar ve sessiz kalır.

 

Üçüncü kişiler katliam dinamiğinin tam ortasındadır. Kurbanlara karşı kayıtsız kaldıklarında şiddet tırmanır.

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ULUSLARARASI BAĞLAM, SAVAŞ VE MEDYA

Siyasi fırsat yapısı

Uluslararası sistem, Westphalia Antlaşması'ndan beri devletlerin iç işlerine müdahale edilmesini engelleyen egemenlik ilkesine dayanır.

Rudolph Rummel'ın hesaplamalarına göre 20. yüzyılda 164 milyon insan bizzat kendi hükümetlerince öldürülmüştür.

 

Mark Levene'e göre, modernleşme yarışındaki ulus-devletler, kendi projelerinin önünde engel gördükleri geleneksel veya azınlık toplulukları yok etme eğilimindedir.

 

Ruanda'da 1959'dan itibaren komşu ülkelere kaçan Tutsi mülteciler, gittikleri ülkelerde (Uganda, Zaire) dışlanınca militarize olmuş ve 1987'de Ruanda Vatanperver Cephesi'ni (RVC) kurarak iç savaşı başlatmışlardır.

 

İmparatorlukların kesişim noktalarındaki coğrafi tampon bölgeler (Balkanlar, Baltık) tarihsel olarak en büyük katliamlara sahne olmuştur.

 

Yugoslavya'nın dağılması sürecinde Milosevic ve Tudjman Bosna'yı paylaşmak üzere gizlice anlaşarak savaşı kaçınılmaz kılmışlardır.

 

Sarajevo kuşatması canlı yayınlanmış, Roy Gutman gibi gazeteciler toplama kamplarını ortaya çıkarmıştır.

 

Savaşa sürüklenme

Fransız Devrimi'nden miras kalan "topyekun savaş" modelinde sivil ile asker arasındaki fark silinmiştir.

20. yüzyılda savaşlardaki toplam insan kaybı içerisinde sivil kurbanların oranı %10'dan %90'a çıkmıştır.

Savaş aynı zamanda katliamı gizleyen ve dış dünyadan yalıtan bir kapalı kutudur.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: KİTLE KIYIMININ DİNAMİKLERİ

Karar alma süreci ve sorumlular hakkında

Katliamların arkasında her zaman merkezi bir irade ve planlama vardır.

 

Hitler'in idari hiyerarşideki sözlü ve muğlak talimatları, astların "Führer'in beklentilerini" tahmin etmek için adeta birbiriyle yarışmasına neden olmuştur.

1 Eylül 1939 tarihli yazılı emriyle ilk kez akıl hastalarının gazla öldürülmesini (ötanazi) onaylamıştır.

 

1992'den itibaren Tutsileri "iç düşman" olarak tanımlayan askeri memorandumlar hazırlanmış ve "sivil meşru müdafaa" kapsamında Çin'den binlerce pala ithal edilmiştir.

 

Milosevic, Sırp milliyetçiliğinin taleplerine dayanarak sınırların etnik temelde yeniden çizilmesi için savaşı ve "RAM" planı kapsamında yerel Sırpların silahlandırılmasını yönetmiştir.

 

Tarihçiler tek bir "büyük karar anı" bulmak yerine, kriz koşullarında kademe kademe radikalleşen bir kararlar silsilesini incelemelidir. (Çünkü Yahudilerin katledilmesini emreden bir karar bulunamamıştır)

 

Kitle kıyımının örgütlenmesi ve aktörleri

Devlet, resmi ordu ve polis güçlerinin (Wehrmacht, JNA, Ruanda Ordusu) yanı sıra, kirli işleri üstlenmesi ve kendisini uluslararası sorumluluktan kurtarmak için özel cinayet timleri ve paramiliter milisler (SS Einsatzgruppen, Arkan'ın Kaplanları, Interahamwe) oluşturur.

 

Einsatzgruppen: Sovyetler Birliği'nde arkasında Wehrmacht'ın desteğiyle iki günde 33.371 Yahudi'yi katleden (Babi Yar) profesyonel ideoloji savaşçılarıdır.

 

Interahamwe: Ruanda'da işsiz gençlerden kurulan ve devlet aygıtından bağımsız olarak hareket eden ama askerlerce silahlandırılan milislerdir.

Katliamlar, geleneksel bir zorunlu kamu hizmeti olan "umuganda" (ortak çalışma angaryası) kisvesi altında "çalışmak" (Tutsileri öldürmek) olarak rutinleştirilmiştir.

 

Srebrenica Katliamı

General Mladic komutasındaki Bosnalı Sırp güçlerinin 8.000 Müslüman'ı katletmesi, asırlık intikam mitlerinin (1804 Dahija Ayaklanması ve Nasır Oriç'in önceki Kravica saldırıları) askeri ve stratejik bir temizlik planıyla birleşmesinin sonucudur.

 

Katliamlara karşı kolektif kayıtsızlıktan kitlesel katılıma

Alman halkı Yahudilerin yok edilmesini aktif olarak protesto etmemiş, kiliseler suskun kalmıştır.

 

Scott Straus'a göre soykırımda cinayet işleyen Hutu sayısı yaklaşık 175.000 ila 210.000 arasındadır.

Katliam yerel seçkinler, belediye başkanları ve radyo aracılığıyla tüm toplumsal katmanlara yayılmıştır.

 

Sırbistan / halk mağduriyet kültürü ve devlet propagandasının etkisiyle yaşanan vahşete karşı tamamen körleşmiş ve kayıtsız kalmıştır.

 

BEŞİNCİ BÖLÜM: CEZASIZ KALAN SUÇLARIN İZİNDE

Eyleme geçişte dönüşümler

Katliam dünyasında cinayet işlemek cezasız kalma güvencesiyle başlar.

Bazı katiller sadece kurbanların mallarını yağmalamak ve zenginleşmek için sürece katılırlar.

 

Katillerin gaddarlaştırılması için zorlu bir askeri/fiziksel ön eğitimden geçirilmesi (Lonnie Athens kuramı) her zaman geçerli değildir; Ruanda'da sıradan köylüler hiçbir eğitim almadan palalarla katliama katılmıştır.

 

101. Alman Polis Birliği üyeleri önceden katil olmayan, Hamburg'lu sıradan aile babalarıyken Polonya'da 38.000 Yahudi'yi bizzat katletmişlerdir.

 

Katiller, işledikleri cinayetler ile kendileri hakkındaki olumlu benlik algıları arasındaki derin çatışmayı (Leon Festinger'in "bilişsel uyumsuzluk" kuramı) çözmek için rasyonelleştirmelere başvururlar.

 

Öldürme eylemi dilde sıradanlaştırılır. Ruanda'da buna "çalışmak" veya "ayrık otlarını temizlemek" denmiştir.

 

Naziler ise "özel muamele" ("Sonderbehandlung") veya "Nihai Çözüm" gibi bürokratik terimler kullanmıştır.

 

Katiller Tanrı'nın istencini yerine getirdiklerini iddia ederler. Sırp paramiliterler "Sırpların yaptığı Tanrı'nın, diğerleri şeytanın işidir" derken, General Mladic Srebrenica'da: "Sizin tanrınız benim" diyerek mutlak kudret yanılsamasına kapılmıştır.

 

Kitle kıyımına sürükleyecek bir aygıt

Milgram Deneyi)

Bireyler sorumluluğu otoriteye devrederek birer "aracı konuma" girerler.

 

Bireyi katliama iten en güçlü dürtü, arkadaşları tarafından "korkak" veya "zayıf" olarak görülmekten ve dışlanmaktan duyduğu korkudur.

Gruba sadakat ve "erkeklik" ideali, kurbana acıma duygusunu yok eder.

 

Katliamı iki yolla öğrenme süreci

Katiller cinayet işledikçe duygusal olarak uyuşur ve profesyonelleşirler

 

Katil Benlik (Robert Lifton): Fail, kendi normal yaşantısını sürdürebilmek ve suçluluk duygusundan kaçınmak için bir tür kişilik bölünmesi yaşayarak "katil bir benlik" geliştirir.

 

Kurbanın çehresini görmemek için arkasından vurma veya gözlerini bağlama gibi teknikler geliştirilir.

 

Naziler, celladın üzerindeki psikolojik baskıyı azaltmak için öldürme sürecini rasyonelleştirmiş, mekanikleştirmiş ve gaz odalarını (Zyklon B) icat etmiştir.

 

Kötülüğün sıradanlığı... 'aptallıktan değil meraklı ve özgün bir düşünme yetisinin olmamasından (inability to think) kaynaklanıyordu.

Arendt'e göre Eichmann bir canavar değil, sadece eylemlerinin sonuçlarını sorgulamayan sıradan bir bürokrattır.

 

Cinsel şiddet ve diğer vahşet biçimleri

Katliam dünyasında vahşet (bedenlerin parçalanması, hamile kadınların karınlarının deşilmesi, tecavüzler) nedensiz değildir; aksine kurbanın insan olma saygınlığını yok etmeyi amaçlayan sembolik ve kültürel bir işleve sahiptir.

 

Homeros'un destanındaki gibi, cesedin parçalanması ve toza bulanması, cansız madde ile yaşayan varlık arasındaki farkı silerek kurbanı "şeyleştirir."

Savaşta tecavüz, sadece cinsel bir saldırı değil, kurbanın aidiyet grubunu aşağılamayı ve toplumsal bağlarını koparmayı hedefleyen yıkıcı bir silahtır.

 

Yasağın çiğnenmesi, faillerde bir tür şenlik havası ve öldürme hazzı yaratır.

Katiller akşamları tecavüz ettikten ve öldürdükten sonra bir arada şarkı söyleyip eğlenirler; bu durum ahlaki sorumluluktan tamamen sıyrılmalarını sağlar.

 

Marquise de Sade'ın Justine yapıtındaki gibi, vahşet kurban üzerinde uygulanan mutlak kudret duygusundan kaynaklanan karanlık bir hazza dönüşür.

 

ALTINCI BÖLÜM: KATLİAM VE SOYKIRIMLARIN SİYASİ KULLANIMLARI

Tanımlanması imkansız bir sözcüğün araçsallaştırılması

Raphael Lemkin, 1944'te Yunanca "soy" (genos) ve Latince "öldürmek" (cide) sözcüklerinden "soykırım" kavramını türetmiştir.

 

1948 BM Sözleşmesi soykırımı ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu kısmen ya da tamamen yok etme niyeti olarak tanımlamıştır.

Bu tanım, siyasi ve sınıf katliamlarını (Stalin'in tasfiyeleri, Gulak sistemi) dışarıda bıraktığı için tarihsel-sosyolojik açıdan kısıtlıdır.

Bu boşluğu doldurmak için araştırmacılar "siyasi kıyım" (politicide), "halk kıyımı" (democide), "sınıf kıyımı" (classicide) veya "etnik kıyım" (ethnocide) gibi farklı kavramlar üretmişlerdir.

 

Soykırım statik bir durum değil, dinamik bir "yıkım sürecidir."

 

Katliam (Massacre): Savunmasız insanların kolektif ve örgütlü bir biçimde öldürülmesine dayalı temel ampirik eylem birimidir.

Katliamlar yoğunluğuna, kurbanlarla failler arasındaki mesafeye (yüz yüze vs. uzaktan) ve iki taraflı (iç savaş) ya da tek taraflı (devlet terörü) oluşlarına göre sınıflandırılmalıdır.

 

Tahakküm altına almak için yok etmek

Amaç, bir grubu kısmen yok ederek geriye kalanları korku yoluyla siyasi tahakküm altına almaktır.

 

Şehir kuşatmaları, bombalamalar (Dresden, Hiroşima ve Nagazaki) bu mantığın ürünüdür.

Sömürge fetihleri, Fransız Devrimi'ndeki Terör dönemi, sömürgecilik sonrası gerilla savaşları (Cezayir, Latin Amerika diktatörlüklerinin "kaybetme" teknikleri) bu kategoriye girer.

 

Komünist Rejimlerde Toplum Mühendisliği: Amaç, "sınıfsız toplum" ütopyası adına tüm toplumsal bünyeyi yeniden biçimlendirmek ve temizlemektir. Stalin'in zorunlu kolektifleştirme sırasında Ukrayna'da yarattığı kitlesel kıtlık (1932-1933) ve Büyük Temizlik tasfiyeleri buna örnektir.

 

Çin'de Mao'nun kurduğu devasa "Laogai" (çalışma yoluyla reform) kampları ağı ve Kamboçya'da Pol Pot'un kentleri tamamen boşaltarak tüm ülkeyi çeltik tarlalarında köleleştirmesi bu yıkıcı mühendisliğin en radikal halleridir.

 

Ortadan Kaldırmak İçin Yok Etmek

Amaç, belirli bir toprak üzerinde yaşayan "fazlalık durumundaki Öteki"yi tamamen temizlemek, ortadan kaldırmaktır.

 

Etnik Temizlik (yazarın meseleye yaklaşımını şu ifadeyi kullanması üzerinden tespit edebiliriz; katliamları “temizlik” sözüyle anmaya devam ediyor!): Kuzey Amerika yerlilerinin sürülmesi, Balkan Savaşları'ndaki kıyımlar, Yugoslavya'nın dağılımı sırasındaki nüfus tehcirleri ve İsrail devletinin kuruluşu esnasında Filistinlilerin göçe zorlanması bu mantıkla yürütülmüştür.

 

Soykırım (Genocide): Ortadan kaldırma mantığının en uç noktasıdır; kurbanların (kadınlar, çocuklar dahil) nerede olurlarsa olsunlar tamamen yok edilmesini hedefler. / Yazar, 1915 tarihli Ermeni tehcirini bu kategoriye dahil etmiş.

1941-1945 Yahudi Soykırımı (Shoah) ve 1994 Ruanda Soykırımı bu kategorinin tarihsel örnekleridir.

 

Başkaldırmak için yok etmek

Devlet dışı aktörlerin, egemen sisteme karşı seslerini duyurmak, kriz yaratmak veya siyasi süreçleri sabote etmek amacıyla gerçekleştirdikleri noktasal katliamlar ve terör eylemleridir.

 

Terörist eylem, herhangi bir kişiyi, herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda öldürmeyi hedefleyen "dolaylı" bir stratejidir; asıl amacı kurbanları öldürmek değil, yaratılan büyük korkuyla siyasi iradeye baskı uygulamaktır.

 

İkiz Kuleler saldırısı, kitle kıyımı ile onun canlı yayında tüm dünyaya servis edilmesinin kesiştiği anı simgeler.

Bu olay, Batı dünyasında büyük bir güvenlik kaygısı ve "Ground Zero" travması yaratmıştır.

Kendini feda etmeye hazır "sıradan fedailerin" ortaya çıkışı, devletlerin ölüm korkusuyla yönetme tekelini ellerinden almıştır.

Terörist ağları, Batı'nın çürümüşlüğünü yok etmek adına her tür sivil katliamını kutsal bir görev (cihat) olarak meşrulaştırırlar.

 

SONUÇ: YİNE YENİDEN "BİR DAHA ASLA!"

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ilan edilen "Bir daha asla!" şiarı, sonraki yıllarda yaşanan katliamlar ve uluslararası toplumun kayıtsızlığı karşısında derin bir ahlaki hoşnutsuzluğa ve şüpheciliğe yol açmıştır.

 

Krizlerin önlenmesi ve sorumluluk ahlakı

Tarihte acıların yarattığı sarsıntılar, Kızıl Haç (1859) veya Sınır Tanımayan Doktorlar (1971) gibi sivil toplum örgütlerinin kurulmasını ve koruma bilincinin gelişmesini sağlamıştır.

Gareth Evans ve Muhammed Sahnoun'un BM raporunda önerdikleri üzere, devletler vatandaşlarını koruyamıyorsa, bu görev uluslararası kamuoyuna geçer.

Bu sorumluluk üç temel yükümlülük getirir: uyarıda bulunma, tepki gösterme ve yeniden inşa etme sorumluluğu.

 

Katliamların önlenmesi, "erken uyarı sinyallerinin" (nefret medyasının izlenmesi, azınlıkların korunması) doğru tetkik edilmesinden ve geçmiş acıların siyasi olarak araçsallaştırılmasını engelleyecek dürüst bir bellek çalışmasından geçer.

 

İhtirasların İntikamı

11 Eylül sonrasında dünya, Pierre Hassner'in tabiriyle bir "ihtirasların intikamı" dönemine girmiştir.

ABD'nin "öncelik hakkı" adına başlattığı teröre karşı savaş politikaları, diğer devletlerin de kendi muhaliflerini "terörist" olarak damgalayıp ezmelerine kapı aralamıştır.

Gelecekte yaşanacak çatışmalarda da yine siviller hedefte olacaktır.

Araştırmacının en temel görevi, bu karanlık gidişat karşısında "bilmek ve bildirmek sorumluluğunu" yerine getirmektir.

 

EKLER

Ek 1: bir katliamı araştırmak

Katliamları birer ampirik vaka olarak araştırmak ve siyasi manipülasyonlardan kurtulmak için şu temel sorular sorulmalıdır:

 

Kim öldürdü?: Katillerin profili, hiyerarşisi, ekonomik ve siyasi saikleri nedir?

Kurbanların seçimi: Siviller nasıl tasnif edildi? Yaş ve cinsiyet ayrımı yapıldı mı? Kurbanların sayısı ve kimliği nasıl belirlendi?

"Düşman" figürünün inşası: Düşman dilde nasıl canavarlaştırıldı? Propagandanın ve söylentilerin rolü nedir?

Katliam biçimleri: Suçun aşamaları, kullanılan silahlar, tecavüz ve vahşet pratikleri nelerdir? 

Katliamın zamanlaması: Toplumsal bağların bozulduğu ilk anlar, savaş koşulları ve uluslararası bağlam nedir?

Siyasi etkiler ve medyanın rolü: Katliam gizlendi mi yoksa teşhir mi edildi? Haberler nasıl yayıldı?

"Sonraki" söylemler: Tanıkların, kurtulanların ve faillerin olaylardan yıllar sonra geliştirdikleri rasyonelleştirmeler nelerdir? 

 

Ek 2: katliamları karşılaştırmak

Denklik Tuzağı: Kurban sayılarından yola çıkarak rejimler arasında simetrik ahlaki denklikler kurmak (örneğin Ukraynalı bir çocuğun ölümüyle gettodaki bir Yahudi çocuğun ölümünü eşitlemek) tarihsel özellikleri maskeler

 

Tekillik Tuzağı: Bir olayın (örneğin Shoah'ın) tamamen benzersiz ve karşılaştırılamaz olduğunu iddia etmek, onu tarihsel düzlemin dışına iterek mistikleştirmek anlamına gelir

 

Yöntem: Karşılaştırma, totalitarizm gibi dar kalıplardan kurtulmalı; her bir vakanın özgünlüğünü ve "neden orada değil de burada gerçekleştiği" sorusunu ortaya koyacak ortak sorunsallar (tahayyül, ideoloji, kriz, savaş, atalet) üzerinden yürütülmelidir.

 

Ek 3: katliamlar ve soykırımlar hakkında elektronik bir ansiklopedi

Sitenin Amacı: Siyasi ve militan amaçlarla araçsallaştırılmasını önleyecek uluslararası saygın bir bilim kurulunun (Omer Bartov, Ben Kiernan, Norman Naimark, Nicolas Werth, William Schabas vb.) denetiminde, tamamen nesnel ampirik ve tarihsel veriler sunmak.

 

Kapsam: Her bir ülkeye ait katliamların tarihsel dizinlerini ve bu olayların bağlamsal, çok-disiplinli analizlerini (failler, kurbanlar, tanıklar, bellekler) İngilizce ve ilgili yerel dillerde sunarak evrensel bir kamu hizmeti oluşturmak.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder