Jacques
Semelin - Arındırma ve Yok Etme -
Notlar
Katliam ve soykırımın Siyasi Kuramları
Purifier et detruire, Usages politiques des massacres et
genocides
Mütercim: Melike Işık Durmaz, İletişim Yayınları, 2011
Giriş: Anlamak
Kitle kıyımı faillerinin eylemlerini anlamaya çalışmak
onları ahlaken temize çıkarmak veya suçlarını bağışlamak anlamına gelmez.
"Neden?" sorusunun peşine düşmek, kurbanların
hafızasına karşı etik bir görevdir.
Cellatları basitçe "deli" ya da iradesiz birer
"kukla" olarak görmek olguyu açıklamada yetersizdir.
Kitle kıyımları tek bir disiplinle açıklanamayacak kadar
karmaşıktır.
Ele Alınan Ana Vakalar:
Avrupalı Yahudilerin Yok Edilmesi (Shoah / Holokost)
Ruanda Soykırımı (1994)
Bosna Savaşı ve Katliamları (1990'lar)
Katliam; "savaşa dahil olmayanların genellikle kolektif
bir biçimde yok edilmesine yönelik eylem biçimi" olarak ampirik biçimde
tanımlanır. Çalışmanın nihai amacı ise bu tür katliam süreçlerinin hangi
şartlarda bir "soykırıma" dönüştüğünü ortaya koymaktır.
BİRİNCİ BÖLÜM: TOPLUMSAL YIKICILIĞIN TAHAYYÜLLERİ
Katliam... her şeyden önce bir düşünce edimidir; bir 'Öteki'
yaratma, onu fiziken öldürmeden önce kınama, yerme, hiçleştirme.
Toplumsal çözülme ve kriz dönemlerinde hiçbir toplum bu
yıkıcı süreçlerden muaf olamaz.
Kitlesel şiddeti açıklamakta kullanılan indirgemeci ve
determinist yaklaşımlar
Ekonomik İndirgemecilik: Sefalet tek başına kitlesel
şiddet doğurmaz: "kitlesel şiddetin, hatta soykırımın nedeni tek başına
sefalet değildir.
Demografik İndirgemecilik (Tavşan Kafesi Teorisi):
İnsanları dar bir alandaki hayvanların birbirini öldürmesine benzeten
sosyobiyolojik teoriler tartışmalıdır ve insan davranışını hayvansal içgüdülere
indirger.
Kültürel İndirgemecilik: Doğu veya Afrika
toplumlarının katliama daha yatkın olduğu savı yanlıştır. Avrupa tarihi
sömürgelerdeki, Babi Yar'daki ve Srebrenitsa'daki dehşet verici katliamlarla
doludur. Claude Lévi-Strauss'un dediği gibi: "Barbar, öncelikle barbarlığa
inanan kişidir."
Etnik/Dini Gerilimler: Etnik ve dini farklılıklar
katliamın nedeni değil, ancak katalizörüdür: "etnik ya da kültürel
antipatiler hiçbir zaman katliama kadar varmadan da sürüp gidebilirler."
Katliamın gerçekleşmesi için siyasi liderlerin bu
gerilimleri kasıtlı olarak kışkırtması ve araçsallaştırması gerekir.
Tahayyülün gücü
1930'lar Almanyası, 1980'ler Yugoslavya'sı ve 1990'lar
Ruanda'sındaki krizlerin ortak paydası kolektif toplumsal travmadır. Kriz
dönemlerinde "krize giren aslında... kurumlarının hayali
temelleridir."
Siyasi aktörler bu travmadan faydalanarak:
Tahayyül retoriklerinin ilk amacı, halkın içinde az çok
belirginleşmiş olan kolektif kaygıyı tüm tehlikelerin sorumlusu kılınan bir
düşmana karşı yöneltilmiş korku duygusuna dönüştürmektir.
Nefret, gruplar arasındaki 'doğal' ilişkileri önceden
belirleyen temel veri değildir. Bu daha ziyade hem yandaşlarının iradi
eylemiyle hem de yayılmasını kolaylaştıran koşullarca inşa edilmiş, üretilmiş
bir duygudur.
Kurban edilen "Öteki"nin ölümü, acı çeken
"Biz"in eyleme geçerek yeniden güçleneceği sanrısını (zafer
tahayyülü) besler.
Melanie Klein'ın çocuk gelişimindeki "paranoid
konum" ve "depresif konum" kuramı:
Paranoid konumda, tersine, bebek kendisini yok eden nesneyi
yıkarak kendi ben'ini kurtarma telaşındadır.
Savaş ve kriz durumlarında toplumlar adeta 8 aylık bir
bebeğin yabancı karşısında yaşadığı kaygı seviyesine geriler. Aşırılıkçı siyasi
söylemler bireyi uygarlık sürecinden geri çekerek bir "uygarlıktan
uzaklaşma süreci" başlatır.
Hayal ile gerçeği birleştiren çimento ideolojidir.
Katliam retorikleri üç ana tema etrafında kurulur: kimlik,
saflık ve güvenlik.
Siyasi aktörler hınç ("ressentiment") ve
mağduriyet anlatılarını canlandırır.
Kimlik anlatısından hain figürüne
Tarih, zihnin alaşımının bugüne dek ürettiği en tehlikeli
üründür: Bugün acı çekiyorsak, bu bizim hatamız değil: Bizler tarihin
kurbanlarıyız.
Uluslar hayali cemaatlerdir; Ernest Gellner'in dediği gibi: uluslar
oldukları gibi var olmazlar; milleti yaratan milliyetçiliktir.
Freud'un "küçük farklar narsisizmi" kuramı
uyarınca, en şiddetli düşmanlıklar uzak farklılıklardan değil, yakın
benzerliklerden doğar.
Kriz anlarında bu küçük farklılıklar tahammül edilemez bir
hal alır.
Kimlik ölçütü bireyi ezip geçer ve kişiyi sadece "Bir
Yahudi", "Bir Sırp" veya "Bir Tutsi" kategorisine
indirger.
Kimlik siyaseti iktidarı ele geçirdiğinde, ilk hedef
dışarıdaki düşman değil, "Biz" grubunun içindeki ılımlılar ve
muhaliflerdir.
Totaliter birlik kurgusu, "çelişkisiz, düşmanlardan
arındırılmış bir dünya kurmaya dair delice arzu" üzerine yükselir.
Saflık arayışından fazlalık haline gelen Öteki figürüne
Kendini saf ilan etmek, ötekini "saf olmayan" ve
"kirli" olarak tanımlamaktır.
Öteki'nin insanlık dışı bir alana itilmesi, dilde hayvan
metaforlarıyla başlar.
Nazilerin Yahudileri sıçan ve bitlere, aşırılıkçı Hutuların
ise Tutsileri "hamamböceği ya da karafatma (Inyenzi)" olarak
adlandırması buna örnektir.
Kimliğe dayalı saflık varoluşu "fazlalık" olan
öteki grubun (Yahudiler) fiziksel olarak yok edilmesine odaklanır
Siyasi saflık: Parti tasfiyelerle güçlenir" şiarıyla
tüm toplumsal bünyeyi kontrol etmek ve hainleri temizlemek için çalışır
Güvenlik ikileminden düşmanının yok edilmesine
Şiddetin tırmanmasının ardındaki temel dinamik güvenlik
ihtiyacıdır.
Belirsizlik ve gelecek kaygısı nefret yoluyla yapılandırılır.
Nefret korkudan doğar.
Ortak ölüm tehlikesi algısı, geçmiş travmaları tetikleyerek
"ölülerin intikamını alma ödevini, arzusunu, zorunluluğunu" bir görev
olarak dayatır.
İç düşmanın dış düşmanla işbirliği içinde olduğu inancı
komplo teorilerini besler.
Paranoyak kişilik doğru akıl yürütür ancak yargıları yanlış
öncüller üzerine odaklanmıştır. / Sapkın rasyonellik
Soykırımın nedeni, ulusal ya da toplumsal bir kriz durumunda
iktidarı ele geçiren bir grup insanın -belki de psikiyatrik nitelikte-
takıntılı nefretidir.
Şiddet insanı nesneleştirir.
İKİNCİ BÖLÜM: BOZGUNCU SÖYLEMDEN KURBAN EDİCİ ŞİDDETE
Norbert Elias'ın uygarlıktan kopuş süreci vs Zygmunt Bauman'ın Holokost tezleri…
Entelektüel sıçrama tahtası
Kitlesel şiddete anlam katan çerçeve her zaman radikal
analizler sunan "entelektüeller" tarafından hazırlanır. / Kimlik müteahhitleri
Alfred Rosenberg'in ırkçı mitleri (Der Mythus des 20.
Jahrhunderts),
Dobrica Cosic'in "şehit Sırp halkı" efsanesi ve
Gregoire Kayibanda'nın Hutu çoğunluğunu ırksal temelde
yücelten BaHutu Manifestosu
İdeolojinin kitleler üzerinde derin bir etki yaratabilmesi
için yerel kültüre, mitlere ve hafızalardaki anılara iliştirilmesi gerekir
Eğitimli insan, eğer kalbi kötülükle, kinle doluysa daha
kötücül olabilir.
Siyasi meşrulaştırma zamanı
Düşünceden eyleme doğrudan bir nedensellik bağı yoktur.
Adolf Hitler
İktidara gelişi kaçınılmaz bir tarihsel yol değil, Weimar
Cumhuriyeti'nin istikrarsızlığı, 1929 ekonomik krizi ve muhafazakar sağın büyük
bir hesap hatası yapmasının sonucudur
Slobodan Milosevic
Federal sistemin meşruiyet krizini ve Kosova'daki Sırp
azınlığın milliyetçi hareketlenmesini kendi iktidar hırsı için manipüle eden
oportünist bir figürdür.
Gregoire Kayibanda
Belçika idaresinin ve Katolik Kilisesi'nin desteğiyle
1959-1960 Hutu devrimini yönetmiş, monarşiyi yıkarak meşruiyetini Tutsi
feodallere karşı kazanılan zafer üzerine kurmuştur.
Liderler, meşruiyetlerini kargaşa ortamından ve koruyucusu
olduklarını iddia ettikleri halkla kurdukları duygusal ilişkiden alırlar.
Hitler kitleleri "karizmatik gücüyle" büyülemiştir.
Kayibanda ise 1964 yılında, "soykırım" kelimesini
ilk kez kullanarak sürgündeki Tutsilere karşı şu dehşet verici kehanette
bulunmuştur: "Bu, Tutsi ırkının nihai sonu olacaktır."
Propaganda, zihinleri ele geçirme ve ortak düşmana karşı
safları sıklaştırma girişimidir.
Propaganda aygıtı zehirli bir ağaçtır: Kökleri geçmiş
acıların manipülasyonunda yatar. İki büyük dalı halkın saflığı ve Öteki'nin
canavarlaştırılmasıdır.
Dinden kurban adamaya
Hıristiyan kiliselerinin devlet şiddeti karşısındaki tutumu,
ahlaki meşruiyetlerinin sınırlarını belirler.
Dietrich Bonhoeffer 1933'te kiliseyi Yahudilerin yardımına
koşmaya çağıran tek kişi olmuştur. Protestan ve Katolik Kiliseleri suskunluğu
seçmiştir.
Sırp Ortodoks Kilisesi: Ulusal kimliği dinle birleştirerek
Sırp milliyetçiliğini desteklemiştir.
Ruanda Katolik Kilisesi: 1959'da Monsenyör Perraudin Hutu
hareketini ırksal temelde meşrulaştırmıştır. Kilise hiyerarşisi Tutsilere
uygulanan şiddet karşısında sessiz kalmıştır.
Kriz durumundaki topluluklar, günahlarını yükleyecekleri bir
"günah keçisi" seçerek arınma ve sükunete kavuşma arayışına girerler.
/ Rene Girard
Birey, gruptan dışlanma ve yalnız kalma korkusuyla egemen
görüşe uyum sağlar ve sessiz kalır.
Üçüncü kişiler katliam dinamiğinin tam ortasındadır. Kurbanlara
karşı kayıtsız kaldıklarında şiddet tırmanır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ULUSLARARASI BAĞLAM, SAVAŞ VE MEDYA
Siyasi fırsat yapısı
Uluslararası sistem, Westphalia Antlaşması'ndan beri
devletlerin iç işlerine müdahale edilmesini engelleyen egemenlik ilkesine
dayanır.
Rudolph Rummel'ın hesaplamalarına göre 20. yüzyılda 164
milyon insan bizzat kendi hükümetlerince öldürülmüştür.
Mark Levene'e göre, modernleşme yarışındaki ulus-devletler,
kendi projelerinin önünde engel gördükleri geleneksel veya azınlık toplulukları
yok etme eğilimindedir.
Ruanda'da 1959'dan itibaren komşu ülkelere kaçan Tutsi
mülteciler, gittikleri ülkelerde (Uganda, Zaire) dışlanınca militarize olmuş ve
1987'de Ruanda Vatanperver Cephesi'ni (RVC) kurarak iç savaşı başlatmışlardır.
İmparatorlukların kesişim noktalarındaki coğrafi tampon
bölgeler (Balkanlar, Baltık) tarihsel olarak en büyük katliamlara sahne
olmuştur.
Yugoslavya'nın dağılması sürecinde Milosevic ve Tudjman
Bosna'yı paylaşmak üzere gizlice anlaşarak savaşı kaçınılmaz kılmışlardır.
Sarajevo kuşatması canlı yayınlanmış, Roy Gutman gibi
gazeteciler toplama kamplarını ortaya çıkarmıştır.
Savaşa sürüklenme
Fransız Devrimi'nden miras kalan "topyekun savaş"
modelinde sivil ile asker arasındaki fark silinmiştir.
20. yüzyılda savaşlardaki toplam insan kaybı içerisinde sivil
kurbanların oranı %10'dan %90'a çıkmıştır.
Savaş aynı zamanda katliamı gizleyen ve dış dünyadan yalıtan
bir kapalı kutudur.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: KİTLE KIYIMININ DİNAMİKLERİ
Karar alma süreci ve sorumlular hakkında
Katliamların arkasında her zaman merkezi bir irade ve
planlama vardır.
Hitler'in idari hiyerarşideki sözlü ve muğlak talimatları,
astların "Führer'in beklentilerini" tahmin etmek için adeta
birbiriyle yarışmasına neden olmuştur.
1 Eylül 1939 tarihli yazılı emriyle ilk kez akıl
hastalarının gazla öldürülmesini (ötanazi) onaylamıştır.
1992'den itibaren Tutsileri "iç düşman" olarak
tanımlayan askeri memorandumlar hazırlanmış ve "sivil meşru müdafaa"
kapsamında Çin'den binlerce pala ithal edilmiştir.
Milosevic, Sırp milliyetçiliğinin taleplerine dayanarak
sınırların etnik temelde yeniden çizilmesi için savaşı ve "RAM" planı
kapsamında yerel Sırpların silahlandırılmasını yönetmiştir.
Tarihçiler tek bir "büyük karar
anı" bulmak yerine, kriz koşullarında kademe kademe radikalleşen
bir kararlar silsilesini incelemelidir. (Çünkü Yahudilerin katledilmesini
emreden bir karar bulunamamıştır)
Kitle kıyımının örgütlenmesi ve aktörleri
Devlet, resmi ordu ve polis güçlerinin (Wehrmacht, JNA,
Ruanda Ordusu) yanı sıra, kirli işleri üstlenmesi ve kendisini uluslararası
sorumluluktan kurtarmak için özel cinayet timleri ve paramiliter milisler (SS
Einsatzgruppen, Arkan'ın Kaplanları, Interahamwe) oluşturur.
Einsatzgruppen: Sovyetler Birliği'nde arkasında
Wehrmacht'ın desteğiyle iki günde 33.371 Yahudi'yi katleden (Babi Yar)
profesyonel ideoloji savaşçılarıdır.
Interahamwe: Ruanda'da işsiz gençlerden kurulan ve
devlet aygıtından bağımsız olarak hareket eden ama askerlerce silahlandırılan
milislerdir.
Katliamlar, geleneksel bir zorunlu kamu hizmeti olan
"umuganda" (ortak çalışma angaryası) kisvesi altında
"çalışmak" (Tutsileri öldürmek) olarak rutinleştirilmiştir.
Srebrenica Katliamı
General Mladic komutasındaki Bosnalı Sırp güçlerinin 8.000
Müslüman'ı katletmesi, asırlık intikam mitlerinin (1804 Dahija Ayaklanması ve
Nasır Oriç'in önceki Kravica saldırıları) askeri ve stratejik bir temizlik
planıyla birleşmesinin sonucudur.
Katliamlara karşı kolektif kayıtsızlıktan kitlesel katılıma
Alman halkı Yahudilerin yok edilmesini aktif olarak protesto
etmemiş, kiliseler suskun kalmıştır.
Scott Straus'a göre soykırımda cinayet işleyen Hutu sayısı
yaklaşık 175.000 ila 210.000 arasındadır.
Katliam yerel seçkinler, belediye başkanları ve radyo aracılığıyla
tüm toplumsal katmanlara yayılmıştır.
Sırbistan / halk mağduriyet kültürü ve devlet
propagandasının etkisiyle yaşanan vahşete karşı tamamen körleşmiş ve kayıtsız
kalmıştır.
BEŞİNCİ BÖLÜM: CEZASIZ KALAN SUÇLARIN İZİNDE
Eyleme geçişte dönüşümler
Katliam dünyasında cinayet işlemek cezasız kalma
güvencesiyle başlar.
Bazı katiller sadece kurbanların mallarını yağmalamak ve
zenginleşmek için sürece katılırlar.
Katillerin gaddarlaştırılması için zorlu bir askeri/fiziksel
ön eğitimden geçirilmesi (Lonnie Athens kuramı) her zaman geçerli değildir;
Ruanda'da sıradan köylüler hiçbir eğitim almadan palalarla katliama katılmıştır.
101. Alman Polis Birliği üyeleri önceden katil olmayan,
Hamburg'lu sıradan aile babalarıyken Polonya'da 38.000 Yahudi'yi bizzat
katletmişlerdir.
Katiller, işledikleri cinayetler ile kendileri hakkındaki
olumlu benlik algıları arasındaki derin çatışmayı (Leon Festinger'in
"bilişsel uyumsuzluk" kuramı) çözmek için rasyonelleştirmelere
başvururlar.
Öldürme eylemi dilde sıradanlaştırılır. Ruanda'da buna
"çalışmak" veya "ayrık otlarını temizlemek" denmiştir.
Naziler ise "özel muamele"
("Sonderbehandlung") veya "Nihai Çözüm" gibi bürokratik
terimler kullanmıştır.
Katiller Tanrı'nın istencini yerine getirdiklerini iddia
ederler. Sırp paramiliterler "Sırpların yaptığı Tanrı'nın, diğerleri
şeytanın işidir" derken, General Mladic Srebrenica'da: "Sizin
tanrınız benim" diyerek mutlak kudret yanılsamasına kapılmıştır.
Kitle kıyımına sürükleyecek bir aygıt
Milgram Deneyi)
Bireyler sorumluluğu otoriteye devrederek birer "aracı
konuma" girerler.
Bireyi katliama iten en güçlü dürtü, arkadaşları tarafından
"korkak" veya "zayıf" olarak görülmekten ve dışlanmaktan
duyduğu korkudur.
Gruba sadakat ve "erkeklik" ideali, kurbana acıma
duygusunu yok eder.
Katliamı iki yolla öğrenme süreci
Katiller cinayet işledikçe duygusal olarak uyuşur ve
profesyonelleşirler
Katil Benlik (Robert Lifton): Fail, kendi normal
yaşantısını sürdürebilmek ve suçluluk duygusundan kaçınmak için bir tür kişilik
bölünmesi yaşayarak "katil bir benlik" geliştirir.
Kurbanın çehresini görmemek için arkasından vurma veya
gözlerini bağlama gibi teknikler geliştirilir.
Naziler, celladın üzerindeki psikolojik baskıyı azaltmak
için öldürme sürecini rasyonelleştirmiş, mekanikleştirmiş ve gaz odalarını
(Zyklon B) icat etmiştir.
Kötülüğün sıradanlığı... 'aptallıktan değil meraklı
ve özgün bir düşünme yetisinin olmamasından (inability to think)
kaynaklanıyordu.
Arendt'e göre Eichmann bir canavar değil, sadece
eylemlerinin sonuçlarını sorgulamayan sıradan bir bürokrattır.
Cinsel şiddet ve diğer vahşet biçimleri
Katliam dünyasında vahşet (bedenlerin parçalanması, hamile
kadınların karınlarının deşilmesi, tecavüzler) nedensiz değildir; aksine
kurbanın insan olma saygınlığını yok etmeyi amaçlayan sembolik ve kültürel bir
işleve sahiptir.
Homeros'un destanındaki gibi, cesedin parçalanması ve toza
bulanması, cansız madde ile yaşayan varlık arasındaki farkı silerek kurbanı
"şeyleştirir."
Savaşta tecavüz, sadece cinsel bir saldırı değil, kurbanın
aidiyet grubunu aşağılamayı ve toplumsal bağlarını koparmayı hedefleyen yıkıcı
bir silahtır.
Yasağın çiğnenmesi, faillerde bir tür şenlik havası ve
öldürme hazzı yaratır.
Katiller akşamları tecavüz ettikten ve öldürdükten sonra bir
arada şarkı söyleyip eğlenirler; bu durum ahlaki sorumluluktan tamamen
sıyrılmalarını sağlar.
Marquise de Sade'ın Justine yapıtındaki gibi, vahşet kurban
üzerinde uygulanan mutlak kudret duygusundan kaynaklanan karanlık bir hazza
dönüşür.
ALTINCI BÖLÜM: KATLİAM VE SOYKIRIMLARIN SİYASİ KULLANIMLARI
Tanımlanması imkansız bir sözcüğün araçsallaştırılması
Raphael Lemkin, 1944'te Yunanca "soy" (genos) ve
Latince "öldürmek" (cide) sözcüklerinden "soykırım" kavramını
türetmiştir.
1948 BM Sözleşmesi soykırımı ulusal, etnik, ırksal veya dini
bir grubu kısmen ya da tamamen yok etme niyeti olarak tanımlamıştır.
Bu tanım, siyasi ve sınıf katliamlarını (Stalin'in
tasfiyeleri, Gulak sistemi) dışarıda bıraktığı için tarihsel-sosyolojik açıdan
kısıtlıdır.
Bu boşluğu doldurmak için araştırmacılar "siyasi
kıyım" (politicide), "halk kıyımı" (democide), "sınıf
kıyımı" (classicide) veya "etnik kıyım" (ethnocide) gibi farklı
kavramlar üretmişlerdir.
Soykırım statik bir durum değil, dinamik bir "yıkım
sürecidir."
Katliam (Massacre):
Savunmasız insanların kolektif ve örgütlü bir biçimde öldürülmesine dayalı
temel ampirik eylem birimidir.
Katliamlar yoğunluğuna, kurbanlarla failler arasındaki
mesafeye (yüz yüze vs. uzaktan) ve iki taraflı (iç savaş) ya da tek taraflı
(devlet terörü) oluşlarına göre sınıflandırılmalıdır.
Tahakküm altına almak için yok etmek
Amaç, bir grubu kısmen yok ederek geriye kalanları korku
yoluyla siyasi tahakküm altına almaktır.
Şehir kuşatmaları, bombalamalar (Dresden, Hiroşima ve
Nagazaki) bu mantığın ürünüdür.
Sömürge fetihleri, Fransız Devrimi'ndeki Terör dönemi,
sömürgecilik sonrası gerilla savaşları (Cezayir, Latin Amerika
diktatörlüklerinin "kaybetme" teknikleri) bu kategoriye girer.
Komünist Rejimlerde Toplum Mühendisliği: Amaç,
"sınıfsız toplum" ütopyası adına tüm toplumsal bünyeyi yeniden
biçimlendirmek ve temizlemektir. Stalin'in zorunlu kolektifleştirme sırasında
Ukrayna'da yarattığı kitlesel kıtlık (1932-1933) ve Büyük Temizlik tasfiyeleri
buna örnektir.
Çin'de Mao'nun kurduğu devasa "Laogai" (çalışma
yoluyla reform) kampları ağı ve Kamboçya'da Pol Pot'un kentleri tamamen
boşaltarak tüm ülkeyi çeltik tarlalarında köleleştirmesi bu yıkıcı
mühendisliğin en radikal halleridir.
Ortadan Kaldırmak İçin Yok Etmek
Amaç, belirli bir toprak üzerinde yaşayan "fazlalık
durumundaki Öteki"yi tamamen temizlemek, ortadan kaldırmaktır.
Etnik Temizlik (yazarın meseleye yaklaşımını şu ifadeyi
kullanması üzerinden tespit edebiliriz; katliamları “temizlik” sözüyle anmaya
devam ediyor!): Kuzey Amerika yerlilerinin sürülmesi, Balkan Savaşları'ndaki
kıyımlar, Yugoslavya'nın dağılımı sırasındaki nüfus tehcirleri ve İsrail
devletinin kuruluşu esnasında Filistinlilerin göçe zorlanması bu mantıkla
yürütülmüştür.
Soykırım (Genocide): Ortadan kaldırma mantığının en
uç noktasıdır; kurbanların (kadınlar, çocuklar dahil) nerede olurlarsa olsunlar
tamamen yok edilmesini hedefler. / Yazar, 1915 tarihli Ermeni tehcirini bu kategoriye dahil etmiş.
1941-1945 Yahudi Soykırımı (Shoah) ve 1994 Ruanda Soykırımı
bu kategorinin tarihsel örnekleridir.
Başkaldırmak için yok etmek
Devlet dışı aktörlerin, egemen sisteme karşı seslerini
duyurmak, kriz yaratmak veya siyasi süreçleri sabote etmek amacıyla
gerçekleştirdikleri noktasal katliamlar ve terör eylemleridir.
Terörist eylem, herhangi bir kişiyi, herhangi bir yerde,
herhangi bir zamanda öldürmeyi hedefleyen "dolaylı" bir stratejidir;
asıl amacı kurbanları öldürmek değil, yaratılan büyük korkuyla siyasi iradeye
baskı uygulamaktır.
İkiz Kuleler saldırısı, kitle kıyımı ile onun canlı yayında
tüm dünyaya servis edilmesinin kesiştiği anı simgeler.
Bu olay, Batı dünyasında büyük bir güvenlik kaygısı ve
"Ground Zero" travması yaratmıştır.
Kendini feda etmeye hazır "sıradan fedailerin"
ortaya çıkışı, devletlerin ölüm korkusuyla yönetme tekelini ellerinden almıştır.
Terörist ağları, Batı'nın çürümüşlüğünü yok etmek adına her
tür sivil katliamını kutsal bir görev (cihat) olarak meşrulaştırırlar.
SONUÇ: YİNE YENİDEN "BİR DAHA ASLA!"
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ilan edilen "Bir daha
asla!" şiarı, sonraki yıllarda yaşanan katliamlar ve uluslararası toplumun
kayıtsızlığı karşısında derin bir ahlaki hoşnutsuzluğa ve şüpheciliğe yol
açmıştır.
Krizlerin önlenmesi ve sorumluluk ahlakı
Tarihte acıların yarattığı sarsıntılar, Kızıl Haç (1859)
veya Sınır Tanımayan Doktorlar (1971) gibi sivil toplum örgütlerinin
kurulmasını ve koruma bilincinin gelişmesini sağlamıştır.
Gareth Evans ve Muhammed Sahnoun'un BM raporunda önerdikleri
üzere, devletler vatandaşlarını koruyamıyorsa, bu görev uluslararası kamuoyuna
geçer.
Bu sorumluluk üç temel yükümlülük getirir: uyarıda bulunma,
tepki gösterme ve yeniden inşa etme sorumluluğu.
Katliamların önlenmesi, "erken uyarı
sinyallerinin" (nefret medyasının izlenmesi, azınlıkların korunması) doğru
tetkik edilmesinden ve geçmiş acıların siyasi olarak araçsallaştırılmasını
engelleyecek dürüst bir bellek çalışmasından geçer.
İhtirasların İntikamı
11 Eylül sonrasında dünya, Pierre Hassner'in tabiriyle bir
"ihtirasların intikamı" dönemine girmiştir.
ABD'nin "öncelik hakkı" adına başlattığı teröre
karşı savaş politikaları, diğer devletlerin de kendi muhaliflerini
"terörist" olarak damgalayıp ezmelerine kapı aralamıştır.
Gelecekte yaşanacak çatışmalarda da yine siviller hedefte
olacaktır.
Araştırmacının en temel görevi, bu karanlık gidişat
karşısında "bilmek ve bildirmek sorumluluğunu" yerine getirmektir.
EKLER
Ek 1: bir katliamı araştırmak
Katliamları birer ampirik vaka olarak araştırmak ve siyasi
manipülasyonlardan kurtulmak için şu temel sorular sorulmalıdır:
Kim öldürdü?: Katillerin profili, hiyerarşisi,
ekonomik ve siyasi saikleri nedir?
Kurbanların seçimi: Siviller nasıl tasnif
edildi? Yaş ve cinsiyet ayrımı yapıldı mı? Kurbanların sayısı ve kimliği nasıl
belirlendi?
"Düşman" figürünün inşası: Düşman
dilde nasıl canavarlaştırıldı? Propagandanın ve söylentilerin rolü nedir?
Katliam biçimleri: Suçun aşamaları, kullanılan
silahlar, tecavüz ve vahşet pratikleri nelerdir?
Katliamın zamanlaması: Toplumsal bağların
bozulduğu ilk anlar, savaş koşulları ve uluslararası bağlam nedir?
Siyasi etkiler ve medyanın rolü: Katliam
gizlendi mi yoksa teşhir mi edildi? Haberler nasıl yayıldı?
"Sonraki" söylemler: Tanıkların,
kurtulanların ve faillerin olaylardan yıllar sonra geliştirdikleri
rasyonelleştirmeler nelerdir?
Ek 2: katliamları karşılaştırmak
Denklik Tuzağı: Kurban sayılarından yola çıkarak rejimler
arasında simetrik ahlaki denklikler kurmak (örneğin Ukraynalı bir çocuğun
ölümüyle gettodaki bir Yahudi çocuğun ölümünü eşitlemek) tarihsel özellikleri
maskeler
Tekillik Tuzağı: Bir olayın (örneğin Shoah'ın) tamamen
benzersiz ve karşılaştırılamaz olduğunu iddia etmek, onu tarihsel düzlemin
dışına iterek mistikleştirmek anlamına gelir
Yöntem: Karşılaştırma, totalitarizm gibi dar kalıplardan
kurtulmalı; her bir vakanın özgünlüğünü ve "neden orada değil de burada
gerçekleştiği" sorusunu ortaya koyacak ortak sorunsallar (tahayyül,
ideoloji, kriz, savaş, atalet) üzerinden yürütülmelidir.
Ek 3: katliamlar ve soykırımlar hakkında elektronik bir ansiklopedi
Sitenin Amacı: Siyasi ve militan amaçlarla
araçsallaştırılmasını önleyecek uluslararası saygın bir bilim kurulunun (Omer
Bartov, Ben Kiernan, Norman Naimark, Nicolas Werth, William Schabas vb.)
denetiminde, tamamen nesnel ampirik ve tarihsel veriler sunmak.
Kapsam: Her bir ülkeye ait katliamların tarihsel dizinlerini
ve bu olayların bağlamsal, çok-disiplinli analizlerini (failler, kurbanlar,
tanıklar, bellekler) İngilizce ve ilgili yerel dillerde sunarak evrensel bir
kamu hizmeti oluşturmak.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder