3 Haziran 2026 Çarşamba

John D. Brewer - C. Wright Mills ve Şiddetin Sonlandırılması - Notlar

John D. Brewer - C. Wright Mills ve Şiddetin Sonlandırılması - Notlar

C. Wright Mills and the Ending of Violence, Palgrave Macmillan, New York, 2003

 


Önsöz

Kuzey İrlanda ve Güney Afrika barış süreçleri karşılaştırması

Bu kitap, barış sürecini siyaset biliminin tekelinden kurtarma ve sosyolojik bir analiz çerçevesine oturtma ("kurtarma") girişimidir.

 

Mills’in yaklaşımı basitleştirilerek sadece birey-toplum ilişkisi olarak görülmektedir. Oysa Mills; bireysel biyografi, tarih, toplumsal yapısal değişimler ve siyasi süreçlerin kesişimini inceler.

 

Kitap barış süreçlerini açıklamadaki başarısını ve aynı zamanda olayların sosyoloji disiplinine sağladığı katkıyı gösteren yorumlayıcı bir tarih sunar.

 

Giriş: Çatışma, Şiddet ve Barış

Bu kitap bilinçli olarak bir önsöz olarak yazılmıştır.

Sosyoloji barış süreçlerini tahmin etmede yetersiz kaldı

Barış süreçleri, şiddetin tüm biçimlerini ortadan kaldırmasa da, toplumsal şiddetin disiplinli bir dönüşümünü temsil eder.

 

Terörizm ve kitlesel siyasi şiddet dursa da; yapısal şiddet (işsizlik, ekonomik eşitsizlik), suç odaklı şiddet (Güney Afrika örneği) ve sokak/gençlik şiddeti (Kuzey İrlanda örneği) daha düşük yoğunlukta devam eder. Barış süreçleri hassas ve kırılgan yapılardır.

 

Sosyoloji çoğu zaman olayları ve tarihi çarpıtan soyut "büyük teoriler" üretmeye çalışır. İddialı teoriler kurmak yerine; açıklamada açıklığı, inandırıcılığı, ampirik ve tarihsel doğruluğu önceliklendirmek gerek.

 

C. Wright Mills'in Sosyolojik Tahayyül (Sociological Imagination) kavramı

Bu yaklaşım 4 temel unsurun kesişimini inceler:

 

Toplumsal Yapı (Social Structure)

 

Bireysel Biyografi (Personal Biography)

 

Tarih (History)

 

Siyasi Süreç (Political Process)

 

Kuzey İrlanda ve Güney Afrika / Her iki ülke de "ırk", din veya milliyet gibi tek bir keskin fay hattıyla bölünmüş toplumsal yapılara sahiptir.

 

Sinn Féin / ANC (Cumhuriyetçiler/Afrika Ulusal Kongresi): Kendilerini sömürgecilik karşıtı özgürlük hareketleri olarak eşitlemişlerdir.

 

İttihatçılar (Unionists) / Afrikaner Milliyetçileri: Egemen konumlarını korumaya çalışan, kuşatılmışlık hissiyatı ve muhafazakar Dini/Protestan arka planı paylaşan gruplar olarak paralellik kurmuşlardır.

 

Güney Afrika'daki "ırk" ve Kuzey İrlanda'daki "din", toplumsal tabakalaşmayı etno-ulusal sınırlar boyunca örgütleyen işlevsel eşdeğerlerdir.

Bir tarafın kazancı diğerinin mutlak kaybı olarak algılanmış; barınma, eğitim ve sağlık gibi tüm sosyal konular ulusal egemenlik çatışmasına indirgenmiştir.

 

Mandela'nın da vurguladığı gibi, sıfır toplamlı çatışmalar ya taraflardan birinin yok olmasıyla ya da iki tarafın birlikte imhasıyla ("ölümcül kucaklaşma") sonuçlanır.

Gerçek "barış", mutlak zaferden vazgeçip karşılıklı avantaj sağlayan "en iyi ikinci çözümü" kabul etmeyi gerektirir.

 

Sosyolojik tahayyül, barış sürecinin sonucunu kehanet gibi öngörmez (öngörü teorilerin işidir), ancak sürecin nasıl ortaya çıktığını açıklar.

 

1. Bölüm: C. Wright Mills ve Sosyolojik Tahayyül

Sosyoloji; suç, işsizlik veya eğitim gibi herkesin hakkında bir fikri olduğu konularla ilgilendiği için sıradan "sağduyu" (common sense) ile sürekli yarış halindedir.

Sosyolojik bulgular sağduyuya aykırı çıktığında "sezgilere aykırı" denilerek alaya alınır; sağduyuyu doğruladığında ise "zaten bilineni söylemekle" suçlanır. Ne var ki sorun sosyolojide değil, sağduyunun yöntemsel titizlikten uzak olmasındadır.

 

Sosyolojik tahayyül, şu üç temel eksenin kesişim noktasını yakalama becerisidir:

Biyografi ve Toplumsal Yapı: Bireysel deneyimler ile içinde yaşanılan tarihsel ve kurumsal yapı arasındaki bağı kurmak.

Kişisel Sorunlar ve Kamusal Meseleler: Bireyin yaşadığı kişisel sıkıntıların (işsizlik, ailevi sorunlar vb.) altında yatan kamusal/toplumsal dinamikleri açığa çıkarmak.

Disiplinlerarası Bütünlük: Tarih, siyaset bilim, ekonomi, psikoloji ve felsefeyi kapsayan ortak bir düşünme biçimi geliştirmek.

 

Mills, 20. yüzyıl Amerikan sosyolojisinin profesyonelleşme adına apolitik ve teknik bir yapıya bürünmesine şiddetle karşı çıkmıştır.

 

Teksas'ta yetişen Mills; ateist duruşu, bağımsızlığına düşkünlüğü, motosiklet tutkusu ve kurallara uymayan yaşam tarzıyla akademik dünyanın tam anlamıyla bir "yabancısı" (outsider) olmuştur.

Sosyolojiyi akademinin steril duvarları arasından çıkarıp Küba Devrimi, Soğuk Savaş militarizmi, iktidar elitleri ve orta sınıfın sorunları gibi doğrudan gerçek dünya meselelerini analiz etmek için bir araç olarak kullanmıştır.

 

Mills’in Karşı Çıktığı Sosyoloji Eğilimleri

Soyut Ampirizm (Paul Lazarsfeld): Sosyolojiyi toplumsal kavramlardan ziyade istatistiksel değişkenlere, anketlere ve ölçüm tekniklerine indirger. Yöntem fetişizmi yaparak araştırma konusunu yöntemin kendisine köle eder; toplumsal yapıyı gözden kaçırarak olguları bireysel düzeyde (psikolojikleştirerek) ele alır.

 

Genel Teori / Büyük Teori (Talcott Parsons): Tarihsel zaman ve mekândan kopuk, aşırı soyut ve karmaşık bir dil (kavram fetişizmi) kullanır. Bireyleri toplumun iplerini elinde tuttuğu "aşırı sosyalleşmiş kuklalara" dönüştürür ve iktidar, çatışma gibi temel dinamikleri göz ardı eder.

 

Sosyal Yönetim / Pratik Sosyoloji: Sosyolojiyi bürokrasinin, devletin, ordunun ve büyük şirketlerin hizmetine sunan teknik bir araca dönüştürür. "İnsan ilişkileri" veya "verimlilik" adı altında fabrikalardaki ve toplumdaki güç hiyerarşilerini saklayarak egemen elitlerin çıkarlarına hizmet eder.

 

Sosyolojik Tahayyül

Gerçek ve nitelikli bir sosyoloji, tek taraflı ampirizm veya soyut teoriler yerine dört temel unsurun kesişimini tek bir çerçevede dengede tutmalıdır:

Bireysel Biyografi (Faillik): İnsanın gündelik yaşam deneyimi, yaşanmış geçmişi ve mikro düzeydeki kişisel çevresi.

Toplumsal Yapı: Bireyin içinde yaşadığı ekonomik, siyasi, askeri ve dini kurumların makro düzeni.

Tarih (Tarihsel Özgüllük): Toplumların ve yapıların boşlukta oluşmadığı, geçmişten gelen tarihsel süreçlerin ve spesifik dönemsel koşulların bugünü şekillendirdiği bilinci.

Siyasal İktidar ve Devlet: Sosyal yapıların siyasi devlet altında örgütlendiği gerçeği; iktidar elitlerinin ve karar alıcıların bireysel yaşamlar üzerindeki belirleyici gücü.

 

Sosyolojik tahayyülün en kritik işlevi, bireylerin kendi dar çevrelerinde yaşadıkları özel sıkıntıların (troubles), aslında toplumun yapısından kaynaklanan kamusal sorunlarla (issues) doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koymasıdır.

 

Barış süreçlerini açıklamak için her yere uygulanabilen "Büyük Teori"ler kurmak yerine; analiz doğrudan gerçek zaman ve mekândaki vakalarla (Kuzey İrlanda ve Güney Afrika) sınırlandırılmalıdır.

 

2. Bölüm: Barış Sürecinin Tarihsel Özelliği

Din mi, ırk mı, siyaset mi?:

Yüzeysel olarak bakarsak Kuzey İrlanda'daki çatışma dini, Güney Afrika'daki ise ırksal görünür. Esasen her iki çatışmanın da özünde siyasi ve ekonomik kaynaklara erişim kavgası vardır.

 

Tarihin mirası ve yükü

Tarihsel bölünmeler toplumsal yapıya yerleşir ve bugünkü barış çabalarını kısıtlayan bir "yük" haline gelir.

 

Tarihsel bir faktör olarak sömürgecilik

Sömürgecilik her iki toplumda da yerleşimci-yerli ayrımına dayalı katı sosyal yapılar yarattı.

 

Daha önceki reform süreçleri

Geçmişteki başarısız reform girişimleri (O'Neill dönemi ve Bantustan politikası gibi) mevcut süreçler üzerinde güvensizliği miras bırakır.

 

Çözüm

Irk (Güney Afrika) veya din (Kuzey İrlanda) temelinde yükselen 17. yüzyıl sömürgeci bölünmeleri, toplumlar modern sanayi aşamasına geçseler dahi yok olmamıştır.

 

Kültürün ve yerleşimcilerin ürettiği eşitsizlik, adaletsizlik ve mülksüzleştirme kalıpları hukuk tarafından onaylanmış; bu durum şiddet ve çatışmayı sosyal yapının ayrılmaz bir parçası haline getirmiştir.

 

Modern dönemdeki grup ilişkileri, kökleri yüzyıllar öncesine dayanan bu yapısal eşitsizliklerden beslenmeye devam etmiştir.

 

Çatışma tarihi zamanla ilkeler, semboller ve kutsallaştırılmış anlatılara dönüşür (örn. Ian Paisley'nin "şehitlerin kanı" vurgusu).

Masadaki aktörler ve barış yapıcılar bu sembollerin dışına çıkmakta son derece zorlanırlar; çünkü atılan her esnek adım, "davaya veya geçmişte acı çekenlerin mirasına ihanet" olarak algılanma riski taşır. Tarih, siyasi esnekliği sınırlandıran bir barikata dönüşür.

 

3. Bireysel Biyografik Deneyimler ve Barış

Kişisel sorunlar ve kamusal sorunlar

Şiddet bireyler için ontolojik güvensizlik yaratan kişisel bir sorundur.

Barış ise bu sorunların çözümü için ortaya çıkan bir kamusal meseledir.

 

Şiddet deneyimlerinin farklılığı, grupların barış sürecine desteğini etkiler; örneğin Protestanların şiddete maruz kalma biçimleri, onların sürece daha şüpheci bakmasına neden olmuştur.

 

Barışın ontolojik bedeli

Barışın tanıdık rutinleri bozması ve mağdurlar için faillerle bir arada yaşamayı gerektirmesi gibi "bedelleri" vardır.

 

Kilit kişiler ve barış süreci

Barış Karşıtları

"Sert Hayır" (Hard No): Eski egemenlik düzenine (Apartheid veya Protestan üstünlüğü) geri dönmek isteyen radikal gruplardır.

"Yumuşak Hayır" (Soft No): Eski düzene geri dönmeyi savunmasalar da kendi grup çıkarlarından taviz vermeyi reddeden ve "ikinci en iyi" çözümleri kabul etmeyen gruplardır.

Söylemleri: Dışlayıcı, partizan ve gelenekseldir. Eski bağlılıklar, semboller, şehitler ve "bir santim bile taviz yok" mottosu etrafında bir söylem kurarlar.

 

Barış Yapıcılar

F.W. de Klerk (Güney Afrika) ve David Trimble (Kuzey İrlanda); ayrıca Gusty Spence ve David Ervine gibi eski radikal Sadık (Loyalist) milisler.

Bu liderlerin muhafazakar veya sağcı geçmişlerinin "kusursuz" olması, kendi tabanlarını uzlaşmaya ikna edebilmelerini sağlamıştır.

 

Hapsedilme veya gözaltı süreçleri, hem Güney Afrika'da hem de Kuzey İrlanda'da aktörlerin düşmanı anlamalarını, radikal şiddetin insani maliyetini kavramalarını ve sadece siyasi yöntemlerin meşruiyet getireceğini fark etmelerini sağlamıştır.

 

Güney Afrika'da barışın sağlanması ve çoğunluk yönetimine geçilmesi, Siyah nüfusun yoksulluğunu, işsizliğini ve "ekonomik apartheid" gerçeğini ortadan kaldırmamıştır.

 

Ancak Mandela ve diğer kilit liderler, ekonomik koşulları hemen düzelmese dahi Siyah toplumun "artık ikinci sınıf vatandaş olarak görülmediği" duygusunu ve sembolik tanınmayı başarılı bir şekilde işleyerek barış sürecine kitlesel destek toplamayı başarmışlardır.

 

Katolik tarafı, uzun süredir bağlı olduğu "İngilizlerin derhal çekilmesi" ve "Birleşik İrlanda" ideallerinden vazgeçerek rıza ilkesini (Protestanların veto hakkını) kabul etmiştir. Anayasal ve bölgesel hedeflerinden feragat etmelerine rağmen Katolik seçmenin %99'u Hayırlı Cuma Anlaşması'nı desteklemiştir. Bu durum, kilit azınlık liderlerinin tabanı "ikinci en iyi çözüme" ikna etmedeki başarısını gösterir.

 

Protestan kültüründe dini vurgu (günah, tövbe ve yeniden doğuş) belirleyicidir. Protestanlar, eski savaşçıları ancak hapishanede radikal bir Hristiyan dönüşümü ("yeniden doğuş") yaşayıp alenen tövbe ettilerse affetmeye meyillidir. Sadece siyasi olarak barışı savunan Cumhuriyetçiler ise "özür dilemedikleri" gerekçesiyle kınanmaya devam eder.

 

4. Bölüm: Siyaset ile Toplumsal Yapının Kesişimi

Demografi

Kuzey İrlanda'daki Katolik nüfus artışı ve Güney Afrika'daki beyaz azınlığın sayısal yetersizliği siyasi statükoyu sürdürülemez kıldı.

 

Sivil toplum ve demokrasi açığı

Resmi siyasetin tıkandığı alanlarda topluluk grupları, sendikalar barış inşasında kritik roller üstlenir.

Sınıf ve toplumsal cinsiyet gibi yeni bölünme hatları geleneksel etnik blokları aşındırmaya başlar.

 

Barış süreçlerini mümkün kılan ve şekillendiren yapısal dönüşümler iki ana seviyede gerçekleşmiştir.

1.     Uluslararası ve Küresel Etkenler

Siyasi: Soğuk Savaş'ın bitişi, Avrupalılaşma entegrasyonu ve dış üçüncü taraf müdahaleleri (ABD, AB gibi).

Sosyo-Ekonomik: Küreselleşme, laikleşme ve (Güney Afrika örneğindeki) uluslararası ekonomik yaptırımlar.

 

2.     Yerel ve Ulusal Dönüşümler

Demografik / Kültürel: Etnik bloklar içinde sınıf farklılıklarının derinleşmesi, doğurganlık ve göç oranlarının değişmesi.

Ekonomik Krizler: Refah devletinin küçülmesi, sanayisizleşme ve işsizliğin yerel topluluklar (Protestan ve Katolik işçi sınıfları) üzerindeki dönüştürücü baskısı.

 

Sosyolojik tahayyül; uluslararası küreselleşmeden yerel duvardaki grafitiye, liderlerin stratejilerinden sıradan insanların ontolojik korkularına kadar her parçayı birbirine bağlayan geniş bir mercektir.

 

Sonuç: Sosyolojik Tahayyül ve Barış Süreci

Tanrı ile şans arasında

Barış bir "mucize" ya da "şans" değil, tarihsel, siyasi ve yapısal güçlerin kesişiminin bir sonucudur.

 

Barış sürecini sosyolojik olarak anlamak

Sosyolojik Tahayyülün 4 Ana Boyutu ve Kesişim Hali

A. Tarih (History)

Sömürgecilik geçmişi, her iki toplumda çatışmanın neden sıfır toplamlı bir etnik savaşa dönüştüğünü açıklar.

Geçmişteki başarısız reform girişimlerinden ders alınmış; mevcut barış süreçlerinde çatışmanın yapısal nedenlerine (adaletsizlik, mülksüzleştirme) doğrudan müdahale edilmiştir.

 

B. Toplumsal Yapı (Social Structure)

Tarihsel güçlerin yarattığı sömürgeci eşitsizlikler, hukuk ve kültür vasıtasıyla kurumsallaşmış ve modern sanayi dönemine kadar "ırk" veya "din" üzerinden yeniden üretilmiştir.

Katolik karşıtlığı (Ulster) veya ırkçılık (Güney Afrika), toplumsal yapının derinliklerine işleyerek gruplar arası ilişkileri yapılandırmaya devam etmiştir.

 

C. Bireysel Biyografi ve Faillik (Agency & Personal Experience)

Özel Sorunlar / Kamusal Meseleler: İnsanların şiddet, hapis veya kayıp nedeniyle yaşadığı bireysel trajediler (özel sorunlar), medyanın ve kamuoyunun etkisiyle "şiddetin sona ermesi" ve "barış talebi" gibi kitlesel kamusal meselelere dönüşmüştür.

 

Çevre ve Ontolojik Güvensizlik: Bireylerin yaşadığı yerel çevre onların şiddeti ve barışı algılama biçimini belirler. Kuzey İrlanda Protestanlarının yerel ortamı ve dini gelenekleri, af ve sembolik tavizler konusunda daha yüksek bir ontolojik güvensizliğe yol açmış ve barış sürecini daha kırılgan kılmıştır.

 

D. Siyaset ve Küresel Yapılar (Politics)

Yerel/Küresel Kesişimi: Soğuk Savaş'ın bitişi, küreselleşme, Avrupalılaşma, uluslararası yaptırımlar ve dış müdahaleler (üçüncü taraflar), siyasi elitlerin hareket alanını ve stratejilerini değiştirmiştir.

 

Kilit Liderlerin Seferberlik Stratejileri: Mandela, De Klerk, Adams veya Trimble gibi kilit aktörler (eski militaristler ve egemen grup siyasetçileri), tabanlarındaki ontolojik korkuları ve özel sorunları işleyerek toplumu "ikinci en iyi çözümlere" ikna etmeyi başarmışlardır.

 

Mills'in sosyolojik hayal gücünün etkinliği

Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi

18. Yüzyıl Aydınlanması (Ferguson, Smith): Bilimsel rasyonalite, toplumsal ilerleme ve işbölümü kavramının topluma uygulanması.

 

19. Yüzyıl Klasik Dönemi (Marx, Durkheim, Weber): Sanayi ve Fransız devrimleriyle şekillenen toplumsal yapının, tarih, siyaset ve insan psikolojisiyle (yabancılaşma, anomi, Verstehen) iç içe anlaşılması.

 

Weber Sonrası "Fetret" ve Daralma: ABD'deki Chicago Okulu (etnografi) ve Parsons-Lazarsfeld aksı (soyut teorisizm / ampirizm) ile İngiltere’deki politik aritmetik geleneği sosyolojiyi dar kalıplara sokmuştur.

 

Mills, klasik 19. yüzyıl geleneğinden dört temel ilke süzerek sosyolojik tahayyülü inşa etmiştir:

Kamuoyunu ilgilendiren konulara odaklanma (Özel Sorun – Kamusal Mesele ikiliği).

Konulara tarihsel özgüllük içinde yaklaşma.

Disiplinler arası geniş bir alan tanımlama (Toplumsal Yapı, Tarih, Siyaset ve Bireysel Biyografi kesişimi).

İnsan özgürlüğünü ve karar alma yetisini güçlendiren eleştirel tutum (Özgürleşme).

 

(Özel Sorunlar ve Kamusal Meseleler)

Sıradan insanların şiddet, mağduriyet ve acı deneyimleri (özel sorunlar), kitlesel barış talebine (kamusal mesele) dönüşmüştür. Ancak barış sürecinin getirdiği yükler veya tavizler de bireyler için yeni özel sorunlar yaratabilir.

 

Toplumsal yapı (ırk, din, sınıf bölümleri) bireysel deneyimleri biçimlendirir. Sömürgecilik Güney Afrika'da "ırk"ı, Kuzey İrlanda'da "din"i baskın statü (master status) haline getirmiştir.

 

Mills’in modeli; politika/sosyoloji, yerel/küresel, tarihsel/çağdaş, özel/kamusal ve birey/yapı ikiliklerini tek bir teorik çerçevede birleştirme başarısı gösterir.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder