John
D. Brewer - C. Wright Mills ve Şiddetin
Sonlandırılması - Notlar
C. Wright Mills and the Ending of Violence, Palgrave
Macmillan, New York, 2003
Önsöz
Kuzey İrlanda ve Güney Afrika barış süreçleri karşılaştırması
Bu kitap, barış sürecini siyaset biliminin tekelinden
kurtarma ve sosyolojik bir analiz çerçevesine oturtma ("kurtarma")
girişimidir.
Mills’in yaklaşımı basitleştirilerek sadece birey-toplum
ilişkisi olarak görülmektedir. Oysa Mills; bireysel biyografi, tarih, toplumsal
yapısal değişimler ve siyasi süreçlerin kesişimini inceler.
Kitap barış süreçlerini açıklamadaki başarısını ve aynı
zamanda olayların sosyoloji disiplinine sağladığı katkıyı gösteren yorumlayıcı
bir tarih sunar.
Giriş: Çatışma, Şiddet ve Barış
Bu kitap bilinçli olarak bir önsöz olarak yazılmıştır.
Sosyoloji barış süreçlerini tahmin etmede yetersiz kaldı
Barış süreçleri, şiddetin tüm biçimlerini ortadan kaldırmasa
da, toplumsal şiddetin disiplinli bir dönüşümünü temsil eder.
Terörizm ve kitlesel siyasi şiddet dursa da; yapısal şiddet
(işsizlik, ekonomik eşitsizlik), suç odaklı şiddet (Güney Afrika örneği) ve
sokak/gençlik şiddeti (Kuzey İrlanda örneği) daha düşük yoğunlukta devam eder.
Barış süreçleri hassas ve kırılgan yapılardır.
Sosyoloji çoğu zaman olayları ve tarihi çarpıtan soyut
"büyük teoriler" üretmeye çalışır. İddialı teoriler kurmak yerine;
açıklamada açıklığı, inandırıcılığı, ampirik ve tarihsel doğruluğu
önceliklendirmek gerek.
C. Wright Mills'in Sosyolojik Tahayyül (Sociological Imagination) kavramı
Bu yaklaşım 4 temel unsurun kesişimini inceler:
Toplumsal Yapı (Social Structure)
Bireysel Biyografi (Personal Biography)
Tarih (History)
Siyasi Süreç (Political Process)
Kuzey İrlanda ve Güney Afrika / Her iki ülke de
"ırk", din veya milliyet gibi tek bir keskin fay hattıyla bölünmüş
toplumsal yapılara sahiptir.
Sinn Féin / ANC (Cumhuriyetçiler/Afrika Ulusal Kongresi):
Kendilerini sömürgecilik karşıtı özgürlük hareketleri olarak eşitlemişlerdir.
İttihatçılar (Unionists) / Afrikaner Milliyetçileri: Egemen
konumlarını korumaya çalışan, kuşatılmışlık hissiyatı ve muhafazakar
Dini/Protestan arka planı paylaşan gruplar olarak paralellik kurmuşlardır.
Güney Afrika'daki "ırk" ve Kuzey İrlanda'daki
"din", toplumsal tabakalaşmayı etno-ulusal sınırlar boyunca
örgütleyen işlevsel eşdeğerlerdir.
Bir tarafın kazancı diğerinin mutlak kaybı olarak
algılanmış; barınma, eğitim ve sağlık gibi tüm sosyal konular ulusal egemenlik
çatışmasına indirgenmiştir.
Mandela'nın da vurguladığı gibi, sıfır toplamlı çatışmalar
ya taraflardan birinin yok olmasıyla ya da iki tarafın birlikte imhasıyla
("ölümcül kucaklaşma") sonuçlanır.
Gerçek "barış", mutlak zaferden vazgeçip
karşılıklı avantaj sağlayan "en iyi ikinci çözümü" kabul etmeyi
gerektirir.
Sosyolojik tahayyül, barış sürecinin sonucunu kehanet gibi
öngörmez (öngörü teorilerin işidir), ancak sürecin nasıl ortaya çıktığını
açıklar.
1. Bölüm: C. Wright Mills ve Sosyolojik Tahayyül
Sosyoloji; suç, işsizlik veya eğitim gibi herkesin hakkında
bir fikri olduğu konularla ilgilendiği için sıradan "sağduyu" (common
sense) ile sürekli yarış halindedir.
Sosyolojik bulgular sağduyuya aykırı çıktığında
"sezgilere aykırı" denilerek alaya alınır; sağduyuyu doğruladığında
ise "zaten bilineni söylemekle" suçlanır. Ne var ki sorun sosyolojide
değil, sağduyunun yöntemsel titizlikten uzak olmasındadır.
Sosyolojik tahayyül,
şu üç temel eksenin kesişim noktasını yakalama becerisidir:
Biyografi ve Toplumsal Yapı: Bireysel deneyimler ile
içinde yaşanılan tarihsel ve kurumsal yapı arasındaki bağı kurmak.
Kişisel Sorunlar ve Kamusal Meseleler: Bireyin
yaşadığı kişisel sıkıntıların (işsizlik, ailevi sorunlar vb.) altında yatan
kamusal/toplumsal dinamikleri açığa çıkarmak.
Disiplinlerarası Bütünlük: Tarih, siyaset bilim,
ekonomi, psikoloji ve felsefeyi kapsayan ortak bir düşünme biçimi geliştirmek.
Mills, 20. yüzyıl Amerikan sosyolojisinin profesyonelleşme
adına apolitik ve teknik bir yapıya bürünmesine şiddetle karşı çıkmıştır.
Teksas'ta yetişen Mills; ateist duruşu, bağımsızlığına
düşkünlüğü, motosiklet tutkusu ve kurallara uymayan yaşam tarzıyla akademik
dünyanın tam anlamıyla bir "yabancısı" (outsider) olmuştur.
Sosyolojiyi akademinin steril duvarları arasından çıkarıp
Küba Devrimi, Soğuk Savaş militarizmi, iktidar elitleri ve orta sınıfın
sorunları gibi doğrudan gerçek dünya meselelerini analiz etmek için bir araç
olarak kullanmıştır.
Mills’in Karşı Çıktığı Sosyoloji Eğilimleri
Soyut Ampirizm (Paul Lazarsfeld): Sosyolojiyi toplumsal
kavramlardan ziyade istatistiksel değişkenlere, anketlere ve ölçüm tekniklerine
indirger. Yöntem fetişizmi yaparak araştırma konusunu yöntemin kendisine köle
eder; toplumsal yapıyı gözden kaçırarak olguları bireysel düzeyde
(psikolojikleştirerek) ele alır.
Genel Teori / Büyük Teori (Talcott Parsons): Tarihsel zaman
ve mekândan kopuk, aşırı soyut ve karmaşık bir dil (kavram fetişizmi) kullanır.
Bireyleri toplumun iplerini elinde tuttuğu "aşırı sosyalleşmiş
kuklalara" dönüştürür ve iktidar, çatışma gibi temel dinamikleri göz ardı
eder.
Sosyal Yönetim / Pratik Sosyoloji: Sosyolojiyi bürokrasinin,
devletin, ordunun ve büyük şirketlerin hizmetine sunan teknik bir araca
dönüştürür. "İnsan ilişkileri" veya "verimlilik" adı
altında fabrikalardaki ve toplumdaki güç hiyerarşilerini saklayarak egemen
elitlerin çıkarlarına hizmet eder.
Sosyolojik Tahayyül
Gerçek ve nitelikli bir sosyoloji, tek taraflı ampirizm veya
soyut teoriler yerine dört temel unsurun kesişimini tek bir çerçevede dengede
tutmalıdır:
Bireysel Biyografi (Faillik): İnsanın gündelik yaşam
deneyimi, yaşanmış geçmişi ve mikro düzeydeki kişisel çevresi.
Toplumsal Yapı: Bireyin içinde yaşadığı ekonomik, siyasi,
askeri ve dini kurumların makro düzeni.
Tarih (Tarihsel Özgüllük): Toplumların ve yapıların boşlukta
oluşmadığı, geçmişten gelen tarihsel süreçlerin ve spesifik dönemsel koşulların
bugünü şekillendirdiği bilinci.
Siyasal İktidar ve Devlet: Sosyal yapıların siyasi devlet
altında örgütlendiği gerçeği; iktidar elitlerinin ve karar alıcıların bireysel
yaşamlar üzerindeki belirleyici gücü.
Sosyolojik tahayyülün en kritik işlevi, bireylerin kendi dar
çevrelerinde yaşadıkları özel sıkıntıların (troubles), aslında toplumun
yapısından kaynaklanan kamusal sorunlarla (issues) doğrudan bağlantılı olduğunu
ortaya koymasıdır.
Barış süreçlerini açıklamak için her yere uygulanabilen
"Büyük Teori"ler kurmak yerine; analiz doğrudan gerçek zaman ve
mekândaki vakalarla (Kuzey İrlanda ve Güney Afrika) sınırlandırılmalıdır.
2. Bölüm: Barış Sürecinin Tarihsel Özelliği
Din mi, ırk mı, siyaset mi?:
Yüzeysel olarak bakarsak Kuzey İrlanda'daki çatışma dini,
Güney Afrika'daki ise ırksal görünür. Esasen her iki çatışmanın da özünde
siyasi ve ekonomik kaynaklara erişim kavgası vardır.
Tarihin mirası ve yükü
Tarihsel bölünmeler toplumsal yapıya yerleşir ve bugünkü
barış çabalarını kısıtlayan bir "yük" haline gelir.
Tarihsel bir faktör olarak sömürgecilik
Sömürgecilik her iki toplumda da yerleşimci-yerli ayrımına
dayalı katı sosyal yapılar yarattı.
Daha önceki reform süreçleri
Geçmişteki başarısız reform girişimleri (O'Neill
dönemi ve Bantustan politikası gibi) mevcut süreçler üzerinde güvensizliği
miras bırakır.
Çözüm
Irk (Güney Afrika) veya din (Kuzey İrlanda) temelinde
yükselen 17. yüzyıl sömürgeci bölünmeleri, toplumlar modern sanayi aşamasına
geçseler dahi yok olmamıştır.
Kültürün ve yerleşimcilerin ürettiği eşitsizlik,
adaletsizlik ve mülksüzleştirme kalıpları hukuk tarafından onaylanmış; bu durum
şiddet ve çatışmayı sosyal yapının ayrılmaz bir parçası haline getirmiştir.
Modern dönemdeki grup ilişkileri, kökleri yüzyıllar öncesine
dayanan bu yapısal eşitsizliklerden beslenmeye devam etmiştir.
Çatışma tarihi zamanla ilkeler, semboller ve
kutsallaştırılmış anlatılara dönüşür (örn. Ian Paisley'nin "şehitlerin
kanı" vurgusu).
Masadaki aktörler ve barış yapıcılar bu sembollerin dışına
çıkmakta son derece zorlanırlar; çünkü atılan her esnek adım, "davaya veya
geçmişte acı çekenlerin mirasına ihanet" olarak algılanma riski taşır.
Tarih, siyasi esnekliği sınırlandıran bir barikata dönüşür.
3. Bireysel Biyografik Deneyimler ve Barış
Kişisel sorunlar ve kamusal sorunlar
Şiddet bireyler için ontolojik güvensizlik yaratan kişisel
bir sorundur.
Barış ise bu sorunların çözümü için ortaya çıkan bir kamusal
meseledir.
Şiddet deneyimlerinin farklılığı, grupların barış sürecine
desteğini etkiler; örneğin Protestanların şiddete maruz kalma biçimleri,
onların sürece daha şüpheci bakmasına neden olmuştur.
Barışın ontolojik bedeli
Barışın tanıdık rutinleri bozması ve mağdurlar için
faillerle bir arada yaşamayı gerektirmesi gibi "bedelleri" vardır.
Kilit kişiler ve barış süreci
Barış Karşıtları
"Sert Hayır" (Hard No): Eski egemenlik düzenine
(Apartheid veya Protestan üstünlüğü) geri dönmek isteyen radikal gruplardır.
"Yumuşak Hayır" (Soft No): Eski düzene geri
dönmeyi savunmasalar da kendi grup çıkarlarından taviz vermeyi reddeden ve
"ikinci en iyi" çözümleri kabul etmeyen gruplardır.
Söylemleri: Dışlayıcı, partizan ve gelenekseldir. Eski
bağlılıklar, semboller, şehitler ve "bir santim bile taviz yok"
mottosu etrafında bir söylem kurarlar.
Barış Yapıcılar
F.W. de Klerk (Güney Afrika) ve David Trimble (Kuzey
İrlanda); ayrıca Gusty Spence ve David Ervine gibi eski radikal Sadık
(Loyalist) milisler.
Bu liderlerin muhafazakar veya sağcı geçmişlerinin
"kusursuz" olması, kendi tabanlarını uzlaşmaya ikna edebilmelerini
sağlamıştır.
Hapsedilme veya gözaltı süreçleri, hem Güney Afrika'da hem
de Kuzey İrlanda'da aktörlerin düşmanı anlamalarını, radikal şiddetin insani
maliyetini kavramalarını ve sadece siyasi yöntemlerin meşruiyet getireceğini
fark etmelerini sağlamıştır.
Güney Afrika'da barışın sağlanması ve çoğunluk yönetimine
geçilmesi, Siyah nüfusun yoksulluğunu, işsizliğini ve "ekonomik
apartheid" gerçeğini ortadan kaldırmamıştır.
Ancak Mandela ve diğer kilit liderler, ekonomik koşulları
hemen düzelmese dahi Siyah toplumun "artık ikinci sınıf vatandaş olarak
görülmediği" duygusunu ve sembolik tanınmayı başarılı bir şekilde
işleyerek barış sürecine kitlesel destek toplamayı başarmışlardır.
Katolik tarafı, uzun süredir bağlı olduğu "İngilizlerin
derhal çekilmesi" ve "Birleşik İrlanda" ideallerinden vazgeçerek
rıza ilkesini (Protestanların veto hakkını) kabul etmiştir. Anayasal ve
bölgesel hedeflerinden feragat etmelerine rağmen Katolik seçmenin %99'u Hayırlı
Cuma Anlaşması'nı desteklemiştir. Bu durum, kilit azınlık liderlerinin tabanı
"ikinci en iyi çözüme" ikna etmedeki başarısını gösterir.
Protestan kültüründe dini vurgu (günah, tövbe ve yeniden
doğuş) belirleyicidir. Protestanlar, eski savaşçıları ancak hapishanede radikal
bir Hristiyan dönüşümü ("yeniden doğuş") yaşayıp alenen tövbe
ettilerse affetmeye meyillidir. Sadece siyasi olarak barışı savunan
Cumhuriyetçiler ise "özür dilemedikleri" gerekçesiyle kınanmaya devam
eder.
4. Bölüm: Siyaset ile Toplumsal Yapının Kesişimi
Demografi
Kuzey İrlanda'daki Katolik nüfus artışı ve Güney Afrika'daki
beyaz azınlığın sayısal yetersizliği siyasi statükoyu sürdürülemez kıldı.
Sivil toplum ve demokrasi açığı
Resmi siyasetin tıkandığı alanlarda topluluk grupları, sendikalar
barış inşasında kritik roller üstlenir.
Sınıf ve toplumsal cinsiyet gibi yeni bölünme hatları geleneksel
etnik blokları aşındırmaya başlar.
Barış süreçlerini mümkün kılan ve şekillendiren yapısal
dönüşümler iki ana seviyede gerçekleşmiştir.
1.
Uluslararası ve Küresel Etkenler
Siyasi: Soğuk Savaş'ın bitişi, Avrupalılaşma entegrasyonu ve
dış üçüncü taraf müdahaleleri (ABD, AB gibi).
Sosyo-Ekonomik: Küreselleşme, laikleşme ve (Güney Afrika
örneğindeki) uluslararası ekonomik yaptırımlar.
2.
Yerel ve Ulusal Dönüşümler
Demografik / Kültürel: Etnik bloklar içinde sınıf
farklılıklarının derinleşmesi, doğurganlık ve göç oranlarının değişmesi.
Ekonomik Krizler: Refah devletinin küçülmesi, sanayisizleşme
ve işsizliğin yerel topluluklar (Protestan ve Katolik işçi sınıfları)
üzerindeki dönüştürücü baskısı.
Sosyolojik tahayyül; uluslararası küreselleşmeden yerel
duvardaki grafitiye, liderlerin stratejilerinden sıradan insanların ontolojik
korkularına kadar her parçayı birbirine bağlayan geniş bir mercektir.
Sonuç: Sosyolojik Tahayyül ve Barış Süreci
Tanrı ile şans arasında
Barış bir "mucize" ya da "şans" değil,
tarihsel, siyasi ve yapısal güçlerin kesişiminin bir sonucudur.
Barış sürecini sosyolojik olarak anlamak
Sosyolojik Tahayyülün 4 Ana Boyutu ve Kesişim Hali
A. Tarih (History)
Sömürgecilik geçmişi, her iki toplumda çatışmanın neden
sıfır toplamlı bir etnik savaşa dönüştüğünü açıklar.
Geçmişteki başarısız reform girişimlerinden ders alınmış;
mevcut barış süreçlerinde çatışmanın yapısal nedenlerine (adaletsizlik,
mülksüzleştirme) doğrudan müdahale edilmiştir.
B. Toplumsal Yapı (Social Structure)
Tarihsel güçlerin yarattığı sömürgeci eşitsizlikler, hukuk
ve kültür vasıtasıyla kurumsallaşmış ve modern sanayi dönemine kadar
"ırk" veya "din" üzerinden yeniden üretilmiştir.
Katolik karşıtlığı (Ulster) veya ırkçılık (Güney Afrika),
toplumsal yapının derinliklerine işleyerek gruplar arası ilişkileri
yapılandırmaya devam etmiştir.
C. Bireysel Biyografi ve Faillik (Agency & Personal
Experience)
Özel Sorunlar / Kamusal Meseleler: İnsanların şiddet, hapis
veya kayıp nedeniyle yaşadığı bireysel trajediler (özel sorunlar), medyanın ve
kamuoyunun etkisiyle "şiddetin sona ermesi" ve "barış
talebi" gibi kitlesel kamusal meselelere dönüşmüştür.
Çevre ve Ontolojik Güvensizlik: Bireylerin yaşadığı yerel
çevre onların şiddeti ve barışı algılama biçimini belirler. Kuzey İrlanda
Protestanlarının yerel ortamı ve dini gelenekleri, af ve sembolik tavizler
konusunda daha yüksek bir ontolojik güvensizliğe yol açmış ve barış sürecini
daha kırılgan kılmıştır.
D. Siyaset ve Küresel Yapılar (Politics)
Yerel/Küresel Kesişimi: Soğuk Savaş'ın bitişi, küreselleşme,
Avrupalılaşma, uluslararası yaptırımlar ve dış müdahaleler (üçüncü taraflar),
siyasi elitlerin hareket alanını ve stratejilerini değiştirmiştir.
Kilit Liderlerin Seferberlik Stratejileri: Mandela, De
Klerk, Adams veya Trimble gibi kilit aktörler (eski militaristler ve egemen
grup siyasetçileri), tabanlarındaki ontolojik korkuları ve özel sorunları
işleyerek toplumu "ikinci en iyi çözümlere" ikna etmeyi
başarmışlardır.
Mills'in sosyolojik hayal gücünün etkinliği
Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi
18. Yüzyıl Aydınlanması (Ferguson, Smith): Bilimsel
rasyonalite, toplumsal ilerleme ve işbölümü kavramının topluma uygulanması.
19. Yüzyıl Klasik Dönemi (Marx, Durkheim, Weber): Sanayi ve
Fransız devrimleriyle şekillenen toplumsal yapının, tarih, siyaset ve insan
psikolojisiyle (yabancılaşma, anomi, Verstehen) iç içe anlaşılması.
Weber Sonrası "Fetret" ve Daralma: ABD'deki
Chicago Okulu (etnografi) ve Parsons-Lazarsfeld aksı (soyut teorisizm /
ampirizm) ile İngiltere’deki politik aritmetik geleneği sosyolojiyi dar
kalıplara sokmuştur.
Mills, klasik 19. yüzyıl geleneğinden dört temel ilke
süzerek sosyolojik tahayyülü inşa etmiştir:
Kamuoyunu ilgilendiren konulara odaklanma (Özel Sorun –
Kamusal Mesele ikiliği).
Konulara tarihsel özgüllük içinde yaklaşma.
Disiplinler arası geniş bir alan tanımlama (Toplumsal Yapı,
Tarih, Siyaset ve Bireysel Biyografi kesişimi).
İnsan özgürlüğünü ve karar alma yetisini güçlendiren
eleştirel tutum (Özgürleşme).
(Özel Sorunlar ve Kamusal Meseleler)
Sıradan insanların şiddet, mağduriyet ve acı deneyimleri
(özel sorunlar), kitlesel barış talebine (kamusal mesele) dönüşmüştür. Ancak
barış sürecinin getirdiği yükler veya tavizler de bireyler için yeni özel
sorunlar yaratabilir.
Toplumsal yapı (ırk, din, sınıf bölümleri) bireysel
deneyimleri biçimlendirir. Sömürgecilik Güney Afrika'da "ırk"ı, Kuzey
İrlanda'da "din"i baskın statü (master status) haline getirmiştir.
Mills’in modeli; politika/sosyoloji, yerel/küresel,
tarihsel/çağdaş, özel/kamusal ve birey/yapı ikiliklerini tek bir teorik
çerçevede birleştirme başarısı gösterir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder