2 Haziran 2026 Salı

Taha Akyol - Politikada Şiddet - Notlar

Taha Akyol - Politikada Şiddet - Notlar

Truva Yayınları, 2005

 


Kitabın ilk baskısı Alparslan Türkeş'in önsözüyle 1980 yılında Töre Yayınları tarafından yayımlanmıştır.

 

Önsöz

1970'li yıllarda Türkiye'de yaşanan ideolojik çatışmalar ("sosyal cinnet") esnasında, ahlaki ve akli bir sorumluluk hissederek terör ruhuna karşı gençliği uyarmak amacıyla yazılmıştır. Eser ilk olarak Hergün Gazetesi'nde tefrika edilmiştir.

 

Alparslan Türkeş'in Önsözü

Terör, eski değerlerin yıkılıp yenilerinin henüz oturmadığı dönemlerde, "ihtilalci-devrimci" geçişlerin ürünü olarak ortaya çıkar. "Yabancılaşma" ve "değer buhranı" terörün temel amilidir.

Robespierre, Lenin, Stalin veya Hitler gibi liderler olmasaydı bile bu totaliter ve dünyayı iki renkli gören devrimci ideolojiler kendi katillerini mutlaka yaratacaktı. Terör ile totaliter düşünce bir madalyonun iki yüzüdür.

 

BİRİNCİ BÖLÜM: ŞİDDET: NİÇİN? NE ZAMAN?

Şiddet, yalnızca biyolojik bir saldırganlık dürtüsü değil; belirli tarihsel ve toplumsal kırılma dönemlerinde kurumsallaşan bir "toplumsal cinnet" halidir.

 

Tarihin fırtınalı dönemlerinde birey, kendi vicdan muhakemesini bir kenara bırakarak kolektif bir imha düzeneğinin parçası haline gelir. Bu noktada siyaset sosyolojisi açısından en kritik ayrım, "adi katil" ile "siyasi terörist" (cihaz/makine) arasındadır.

 

Adi katil, eyleminin ahlaken kötü olduğunu bilir ve bunu bir "mecburiyet" üzerinden savunurken; siyasi terörist, şiddeti bir "görev" olarak tanımlar ve tarihin çarklarını çevirdiğine inanarak eylemini bir kahramanlık neşesiyle gerçekleştirir.

 

Pierre Gaxotte’un aktardığı üzere, Fransız İhtilali döneminde Carrier’in sofrada papazları ve burjuvaları "gebertmekten" bahsetmesi ve "Öldür! Öldür!" nidalarıyla tempo tutması, şiddetin nasıl bir sadizm ve kutsal görev haline geldiğinin en çarpıcı örneğidir.

 

İnsanlar terörist olarak doğmaz; terör, kişinin dışında gelişen sosyal, siyasi ve iktisadi şartların ürettiği bir sosyal psikolojinin/cinnetin sonucudur.

 

Carrier'in "Fransa'yı kendi bildiğimiz gibi diriltemezsek bir mezarlık haline getireceğiz" vecizesi, şiddetin bir "cihazlaşma" süreci olduğunu kanıtlar.

 

Bireysel (Adi) Şiddet: Fail, "birey" olarak kalır; vicdani bir muhakeme yürütür, eyleminin ahlaki sorumluluğunu hisseder.

Cihazlaşmış (Siyasi) Şiddet: Fail artık bir "aparatçik" veya "kan makinesi"dir. Eylemi ideolojik bir "iyi" uğruna yaptığına inanır; vicdanını ideolojiye devrettiği için daha kararlı ve sorumsuzdur.

 

Ahmet Cevdet Paşa'nın "Toplumlar için büyük tehlike, geçiş dönemlerinde dengeyi kaybetmektir" sözünde belirtildiği gibi; büyük yıkılış, doğuş veya ihtilal dönemlerinde (sosyal değişme) toplumlar dengesini kaybederse şiddet salgını ortaya çıkar.

 

İbni Haldun toplumları "bedevi" (göçebe/köy) ve "hazeri" (şehirli) olarak ikiye ayırmıştır. Günümüzde bedevi toplumların yerini İbni Haldun'un döneminde bulunmayan sanayi toplumu almıştır.

 

Tarım toplumunda ilişkiler yüz yüzedir; otokontrol (ayıplama/koruma), sosyal dayanışma ve statü dengesi belirgindir. Yoksulluk ve hiyerarşi "kader" veya tecrübe/yaşlılık sayılarak daha kolay kabullenilir.

Şehre göç eden insan için geleneksel dayanışma bağları kopar. Şehirdeki aşırı servet-sefalet farkı, sınıf/gelir uçurumları artık "kader" olarak görülmez; aksine uyumsuzluğu, kıskançlığı ve nefreti tetikler.

Sosyal uyumsuzluk ve adaletsizlik ne kadar sertse, bireyin tepkisi ve terörizm ihtimali de o kadar şiddetli olur.

 

İKİNCİ BÖLÜM: FRANSIZ İHTİLALİ

İki Renkli Dünya

Uyumlu toplumlarda birey ve toplum ortak değerleri ("üst-ben" / değerler sistemi) paylaşır. Sosyal değişme, savaş veya hızlı sanayileşme bu değerleri yıktığında birey toplumuna yabancılaşır ve bir "gurbet" (yalnızlık, güvensizlik) hissiyatı doğar.

Birey, kendi kafasındaki ideal toplumu ("sıla" / ideoloji) "mutlak iyi", dışındaki her şeyi ise "mutlak kötü" olarak görür.

 

Anatole France, İlahlar Susamışlardı

Evariste Gamelin, bireysel olarak merhametli, çocukken kuşlara bile acıyan iyi bir insanken; toplumsal çözülme ve ihtilal ortamında fanatik bir "canavara" dönüşen tipik bir terörist/ihtilalci modelidir.

Gamelin ve tarihteki kanlı ihtilalcilerin (Robespierre, Lenin, Hitler, Fouché vb.) ortak noktası, gelecek nesillerin hayali mutluluğu uğruna bugün yaşayan gerçek insanları hiçe saymaları ve yok etmeleridir.

 

Alexis de Tocqueville'e göre rejimler ve iktidarlar en güçlü oldukları zaman değil; zayıfladıkları, tehdit edildikleri ve sarsıldıkları "geçiş dönemlerinde" şiddete ve teröre başvururlar.

 

Eski Fransa

Gücünü Tanrı'dan alan mutlak monarşi, vergi vermeyen imtiyazlı aristokrasi (asiller) ve ruhban sınıfı (kilise) ile toplumun tüm yükünü çeken, hiçbir hakkı olmayan köylü/esnaf tabakasına dayanıyordu.

 

18. yüzyılda gelişen ticaret ve kapitalizmle birlikte "Burjuvazi" (tüccar, sanayici, maliyeci) ekonomik gücü eline geçirdi. Ancak bu yeni zengin sınıf, eski rejimin mantığı gereği siyasi haklardan ve saygınlıktan mahrumdu.

 

Jakobenlerin "Halk", Bolşeviklerin (Lenin/Stalin) "Proletarya" ve Nazilerin (Hitler) "Irk/Volk" kavramları; gerçek insanları temsil etmeyen, liderlerin kafasındaki soyut ve kurgusal yapılardır.

 

İngiltere sosyal değişimi kademeli evrimle sağlarken, Fransa'daki kemikleşmiş monarşi ve kilise yapısı toplumsal taleplerin önüne baraj kurmuştur.

 

Robespierre

Idealist insan, nefret ettiği eski düzen (Kralcı Fransa) ile özlem duyduğu ütopya (Cumhuriyetçi Fransa) arasındaki gerilimden beslenir. Robespierre için Jakoben kulübü dışındaki herkes; lakaytlar, pasifler ve sürece katkıda bulunmayanlar dahil "halk düşmanı" ve "hain"dir.

Robespierre'e göre barış döneminde hükümetin dayanağı "fazilet" ise, ihtilal döneminde hem "fazilet" hem "terör"dür. Terör, keskin ve yumuşama bilmez bir adalettir.

Robespierre, bir dönem "kendim kadar yakınım" dediği ılımlı lider Danton'u ufak bir görüş ayrılığı üzerine giyotine göndermiştir. "İki renkli dünya" anlayışında en küçük sapma ihanet sayılır; bu yüzden terör kendi önderlerini de (Danton ve en nihayetinde Robespierre'i) yutar.

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: AVRUPA'DA BİREYSEL TERÖRİZM

Sanayi İnkılabı: Büyük Deprem

Sanayi Devrimi, Avrupa’da zanaatkarları ve köylüleri köklerinden kopararak "proleter"leşmeye zorlayan bir sosyal deprem yaratmıştır.

 

İngiltere’de 19. Yüzyılın başında %5 olan şehir nüfusu oranı 50 yıl içinde %60'a ulaşmıştır. Fabrikalardaki işçi sayıları hızla artmış (örneğin Krupp fabrikasında işçi sayısı 1845'te 122 iken yüzyıl sonunda 45 bine çıkmıştır), milyonlarca insan köklerinden koparak şehir varoşlarında toplumsal bir boşluğa sürüklenmiştir.

 

Fabrikalaşma süreciyle birlikte daha önce bilinmeyen "işçi-işveren" ilişkileri doğmuş; bu durum iki kesim arasında derin menfaat çatışmalarına yol açmıştır.

 

Sarsıntı, Şaşkınlık, Nefret, Özlem ve Eylem

Ezilen kitleler için en cazip slogan "eşitlik" olmuştur.

Bu dönemde ortaya çıkan Saint-Simon, Proudhon, Bakunin, Kropotkin, Marx ve Engels gibi düşünürlerin teorileri, toplumdaki çaresizliğe ve adaletsizliğe birer yanıt olma iddiasıyla ortaya çıkmış; hem bireysel hem de devrimci terör eylemlerinin fikri altyapısını oluşturmuştur.

Bu gelişmeler, Proudhon’un "Mülkiyet hırsızlıktır" ifadesinde karşılık bulan mülkiyet düşmanlığını ve Bakunin ile Kropotkin’in anarşist teorilerini beslemiştir. Anarşizm, "yıkma tutkusunu" kutsal bir eyleme dönüştürmüştür.

Anarşist mekanizma nefret ile mutlak eşitlik özlemi arasına terörü yerleştirmiş; bu durum bombalı ve silahlı suikastlar düzenleyen yeni bir eylemci tipolojisi ("Şeytanlar" / "Ecinniler") doğurmuştur.

 

Tipik Bir Anarşist: Vaillant

Auguste Vaillant: "Her gittiğimiz yerde zavallı insanların kapitalizmin boyunduruğu altında nasıl iki büklüm olduklarını gördüm... Bombamı toplumun çilesinden ve yoksulluğundan sorumlu olanların ortasına fırlattım. Bombamın çıkardığı ses, sadece benim değil, hakkını arayan bir kitlenin sesidir."

1893 yılında Fransız Millet Meclisi'ne bomba atan Vaillant, 13 yaşında taşradan Paris'e gelmiş, polisle tanışmış, yoksulluk ve suç döngüsü içinde büyümüştür. Anarşist fikirlerle tanıştıktan sonra yaşadığı ezilmişliğin sorumlusu olarak gördüğü otoriteye (Meclis'e) saldırmıştır.

 

Vaillant'ın idamından bombalı saldırılar ve suikastlar dalgası büyüyerek devam etmiştir.

 

Şiddetin Kaynağı

Sanayileşme sürecinde zanaatkarlar ve küçük toprak sahibi köylüler, fabrikasyon üretim karşısında tutunamayarak mülksüzleşmiş ve her türlü haktan yoksun birer "proleter" haline gelmiştir.

Batı dünyası bu terörün kökünü giyotinle veya polisle değil, "Keynes kapitalizmi" ve sosyal adalet mekanizmalarıyla gidermeyi başarmıştır.

 

Anarşizmden Komünizme

Zulmü metot olarak seçen hiçbir özlem adil bir toplum kuramaz. Anarşistler inşa etmeyi değil, yalnızca nefretle yıkmayı düşünmüşlerdir.

 

Üst sınıfların suçluluk duygusuyla anarşizme katılan Errico Malatesta, bireysel terörü kınayarak kitlesel eylemleri ve "sınıf terörü" kavramını savunmuştur.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: RUSYA'DA BİREYSEL TERÖRİZM

Rusya: "Bireysiz Toplum"

Çarlık toplumu, kararlı ve iradeli "bireylerden" değil; mensup olunan dini ve sosyal sınıfların oluşturduğu "sürülerden" müteşekkildir. İnsanlar bağımsız birer varlık değil, bir organizmanın iradesiz hücreleri gibidir.

Cemaat yapısından kopan insan şiddetli bir yalnızlığa kapılır ve iradesini yeni bir "cihaza" (örgüte) teslim eder.

 

Rusya'daki "hürriyetçiler" özgür birer birey olmak için değil, bireyselleşmenin getirdiği çıldırtıcı yalnızlıktan kurtulmak ve bir cihazın parçası olmak için fikirsel yapılara sığınmışlardır.

 

Rus ruhunda itidal ve denge yoktur.

 

Eski Rusya / Yeni Rusya

Lenin'in doğduğu Simbirsk kasabası, Çar II. Aleksandr’ın reformlarına düşman tutucu toprak sahipleri (Eski Rusya) ile reform taraftarı aydınlar ve "nihilist" ihtilalci gençlerin (Yeni Rusya) çatışma alanıdır.

Toprak sahipleri (aristokratlar) sadece toprağın değil, üzerindeki köylülerin de sahibidir. Köylüler ağır sefaleti kader sayıp efendilerinin verdiği çamurlu ekmeği lütuf görürler.

Yönetim vasıtası ise jandarma, polis ve vergi tahsildarlarının uyguladığı şiddet ve terördür.

 

Rus aydınlarının ilk uyanışı Napolyon savaşlarında Fransız ordularıyla karşılaşmaları ve "hürriyet" kelimesini tanımalarıyla başladı.

1815'te Paris'e kadar giden genç subaylar, kendi ülkelerinin ne kadar despotik olduğunu kavradılar.

 

Dekabristler

Genç subayların 1825 Aralık ayında 3.000 kişilik askeri birlikle başlattığı ihtilal teşebbüsü topçu ateşiyle kanlı bir şekilde imha edildi. Ancak bu olay barajda ilk deliği açtı.

 

Yeni Rusya, Aydınlığın Rusyası

Çariçe II. Katerina Moskova valisine, "Köylülerimizin okuyup öğrenmek istedikleri gün, ne sen ne de ben yerimizde kalırız" diyerek sistemin cehalete dayandığını açıkça ifade etmiştir.

 

Çarlık yönetimi eğitimi "lokma lokma" ve sansürleyerek veriyordu. Gramer ile Latince/Eski Yunanca ezberletilmiş ama Rönesans'ı doğuran metinlerin okunması yasaklanmıştır.

Milli Eğitim Bakanı Uvarov (1833-1849), görevini "Rusya'nın ilerleyişini elli yıl geciktirmek" olarak tanımlıyordu.

 

Eski Rusya; fikir, felsefe ve hareket yönünden derin bir kuraklık içindeydi. Rus aydını, 19. yüzyıl Batı fikirlerini birer "teori" değil, mistik ve sorgulanamaz birer "iman" veya dogma olarak benimsedi.

 

“Halka Doğru” Ama

Çarlık despotizminden nefret eden ve Batılı fikirlerle kendinden geçen Rus aydınları; ne grev yapacak işçi sınıfına, ne reform zorlayacak burjuvaziye, ne de yönetimi devirecek askerî güce sahipti.

Üstlendikleri kültürel ayrıcalıklardan dolayı derin bir suçluluk duyan genç aristokratlar ve öğrenciler, köyleri eğitmek ve halkı uyandırmak için şehirleri terk edip köy yollarına düştü.

Bu çaba "halksız bir halkçılık" olarak kalıp başarısızlıkla sonuçlandı.

 

Necayef, Anarşist Filozof Bakunin'in Yakın "Mesai" Arkadaşı Bir Delikanlıydı

Propagandanın ve halkı eğitme çabalarının yetersiz kaldığı görülen noktada, çaresizlik içindeki gençler bireysel teröre (suikast, bomba, terör) yöneldi. Çar II. Aleksandr'a düzenlenen suikastlar ve 1881'de öldürülmesi bu dönemin simgesidir.

 

Çarların Ülkesi

Rusya'da rejimin adaletsizlikteki ısrarı ve fikrî alandaki kemikleşme, Marksizmi ve radikalizmi alternatifsiz tek yol hâline getirdi.

 

İşçi ve köylü sınıfının henüz organize bir güç olmadığı bu dönemde, eylemlerin ana kaynağı üniversite gençliğidir. Çarlık rejimi kendi okullarında adeta rejim karşıtı kadrolar yetiştirmiştir.

 

"Cinler" Veya "Şeytanlar"

Anarşizm ve nihilizmin eyleme dönüşmesinde kilit isim olan Neçayef, yıkımı tek bilim ve en yüksek değer olarak görür.

Neçayef’in mantığında insan bir amaç değil, "devrim sermayesinin parçası"dır.

 

Neçayef'in Kimliği ve Fikirleri

Bireysel ilişkileri, sevgiyi ve tüm insani değerleri devrim uğruna reddeden Neçayef; Robespierre, Lenin ve Hitler gibi "en kaba canavarlıkları asil bir cesaret sayan" anlayışın tipik bir örneğidir.

 

Rus Dünyası dergisi, Neçayef olayını "okumamış, işsiz güçsüz, deli bir gencin münferit çılgınlığı" olarak nitelendirmiş ve okuyan gençliğin bilimle ilgilendiğini savunmuştur.

Dostoyevski bu teselli yaklaşımını alaya alarak Neçayeflerin zeki ve bilgili kişiler arasından da çıkabileceğini vurgulamıştır (Ecinniler).

Dostoyevski’ye göre sorun; ailelerdeki yozlaşma, bağımsız düşüncenin tarihsel olarak bastırılması, Avrupalı fikirlerin körü körüne yüceltilmesi ve kendi toplumuna yabancılaşmadır. Dostoyevski Ecinniler romanında, sınırsız hürriyet iddiasıyla yola çıkıp sınırsız zorbalığa varan bu süreci ve Rusya'nın kanlı geleceğini öngörmüştür.

 

Kibar Katiller

Şiddet eylemlerini gerçekleştirenler genellikle iyi eğitimli, aristokrat ailelerden gelen gençlerden oluşmaktadır.

 

Vera Zasuliç’in Petersburg Valisi General Trepov’u vurması, bireysel terörü münferit olmaktan çıkarıp yaygın bir dalgaya dönüştürmüştür.

 

Çarlık rejiminin kurduğu Ohrana (gizli polis), sürgünler, yasaklar ve ajan-provokatörler (örneğin iki taraflı çalışan Azev) şiddeti tırmandırmış; devlet baskısı artıkça yeraltı örgütleri (Halkın Buyruğu, Narodnaya Volya vb.) suikast eylemlerini yoğunlaştırmıştır.

 

Kitleler vahşetten korkmuş, eylemler yalnızca öğrencileri ve marjinal grupları etkileyebilmiştir.

 

İki Kardeş / Aleksandr vs. Vladimir (Lenin)

Çar’a suikast girişiminden 1887'de idam edilen ağabey Aleksandr, terörü "devlet zorbalığına karşı tek seçenek" olarak gören romantik-bireysel anarşist/narodnik çizgiyi temsil eder. Bu yöntem bir çıkmaz sokaktır.

Ağabeyinin intikamını suikastla değil, sistemi kökten devirerek almayı seçmiştir. Bireysel terörü reddetmiş; terörü teşkilatlandırıp kitlelere (özellikle işçilere) mal edecek stratejiler geliştirmiştir.

 

1890-1913 yılları arasında Çarlık Rusya'sı hızla sanayileşmiş; köylüler kent çeperlerindeki gecekondulara yığılarak ezilen, oy ve sendika hakkı bulunmayan kinli bir işçi sınıfına (proletarya) dönüşmüştür.

 

Önceki devrimciler köylülere odaklanırken Lenin, gecekondularda ve Petersburg/Moskova gibi sanayi merkezlerinde kümelenen işçilerin devrimci potansiyelini görmüştür.

 

Marksizm Batı'da bir "çocukluk hastalığı" aşamasını atlatıp sosyo-ekonomik haklarla yumuşarken; Lenin bu Avrupalı ideolojiyi Rusya'nın feodal/müstebit ve sosyo-kültürel şartlarına uydurmuş, "Rus ruhu" ve örgütlü kitle terörüyle birleştirerek Sovyet rejiminin temellerini atmıştır.

 

BEŞİNCİ BÖLÜM: LENİNCİ TERÖR

Geçiş Toplumu

Avrupa'da sanayi devrimi, burjuvazinin eski feodal hiyerarşiyi yıkması ancak kendi değerler sistemini henüz tam oturtamaması nedeniyle kanlı sınıf çatışmalarına yol açmıştır.

İhtilalci gerilim, kapitalizmin en ileri safhasında değil, tam aksine başlangıç ve geçiş safhasında ortaya çıkmaktadır. Rusya, Çarlık feodalizminden kapitalist sanayileşmeye geçiş yaparken tam bir "geçiş toplumu" manzarası sergilemiştir.

Lenin, ihtilalin sadece soyut bir fikir değil, bir iktidar ve teşkilat meselesi olduğunu kavramıştır.

 

Teşkilat

Lenin, halkın/işçilerin kendiliğinden bir devrim yapamayacağına, devrimin ancak "aydınların vesayeti" altındaki profesyonel ihtilalciler (öncü parti) eliyle yürütülebileceğine inanıyordu (Ne Yapmalı?).

 

Lenin'in parti modeli, Prusyalı General Von Clausewitz'in askeri stratejilerinden ve Çernişevski'nin zorba/şiddet odaklı eylem anlayışından beslenmiştir. Parti, tek bir merkezden yönetilen, esnek, demir disiplinli bir "ordu" gibi tasarlanmıştır.

 

Lenin, işçi sınıfının kendi kendine ancak sendikal bilince ulaşabileceğini, devrimci/sosyalist bilincin onlara dışarıdan (aydınlarca) aşılanması gerektiğini savunur. İşçi sınıfı bir nevi "vasi"ye muhtaç görülmüştür.

Kararların merkezde tartışılması ancak alındıktan sonra tıpkı bir ordudaki gibi tam itaate ve katı disipline dayalı olarak uygulanması esastır.

 

İskra (Kıvılcım) Gazetesi

İskra, sadece fikir yayan bir gazete değil; ajitatör (kışkırtıcı) yetiştiren, hücreleri birbirine bağlayan, illegal ağı organize eden kolektif bir örgütleyici işlevi görmüştür.

 

Lenin ve Terör

Lenin, bireysel teröre karşı çıkmıştır.

Lenin'in savunduğu terör biçimi, kitlelerin silahlara ve eyleme yönlendirildiği kitlevi terördür. Terör, devrimci mücadelenin ve iç savaşın bir aracı olarak meşru ve gerekli görülmüştür.

 

Lenin, kitlevi terörün ve silahlı ayaklanmanın olgunlaşması için üç aşamalı bir süreç öngörmüştür:

Birinci Safha: Dar propagandist çevrelerden çıkıp kitleler arasında geniş ekonomik ajitasyona (kışkırtmaya) geçiş.

İkinci Safha: Geniş ölçüde politik ajitasyona ve açık sokak gösterilerine geçiş.

Üçüncü Safha: Gerçek iç savaşa, doğrudan devrimci mücadeleye ve silahlı halk ayaklanmasına ("kanlı, dehşet verici bir imha savaşına") geçiş.

 

Provokasyon

Provokasyon, tıpkı "erken doğum" gibi bir hareketi zamansız/hazırlıksız eyleme iterek yok etme veya "erken öten horozun başını kesmek" misali kitleleri kıyıma uğratma tuzağıdır.

 

Moskova Gizli Polis (Ohrana) Şef Yardımcısı Zubatov, sendika ve devrimci gruplara "ajan provokatörler" sokmuştur. Bu ajanlar (örneğin Levno Azev) en keskin eylemci gibi görünerek devrimcileri zamansız eylemlere ve polisin tuzağına sürüklemiştir.

 

Lenin provokasyona ahlaki nedenlerle değil, "pratik" sebeplerle karşı çıkmıştır. Çünkü provokasyon; Merkez Komitesi'nin enerjisini dağıtıyor, "bireysel kahramanlık" ve dağınıklık yaratarak Merkez'in koyduğu hedefleri sabote ediyordu. Lenin, buna karşı Lassalle'ın "Parti kendini arındırarak güçlenir" ilkesini katı disiplinle tatbik etmiştir.

 

Ajitasyon

Ajitasyon kitleleri ayağa kaldırıp devlet kuvvetleriyle vuruşturma, kitlede devlete karşı nefret ve savaş tecrübesi oluşturma "sanatıdır."

Komünist ajitatör teori veya Marksizm anlatmaz. Fabrikalarda/sokaklarda somut sıkıntıları (çalışma saatleri, düşük ücretler, baskılar) "teşhir" eder.

 

Üç Aşamalı Tırmanma:

Ekonomik Safha: Grev ve hak arayışlarını kışkırtma.

Siyasi Safha: Grevleri taşkınlaştırıp sokağa dökme, slogansal boyuta taşıma.

Savaş Safhası: Polisle/devletle doğrudan kanlı çatışmaya girme ve kitleleri silahlandırma.

 

Düşmanı Azdırmak

Asıl düşmanı (rejimi) diğer sosyal kesimlerden soyutlayıp tek başına bırakmak için köylüyü tarafsızlaştırmak veya işçi hareketinin yanına çekmek.

Rejimi veya devleti (düşmanı) öyle tahrik edip azdırmaktır ki, devlet merhametsizce ve akılsızca şiddet uygulasın. Böylece doğan zulüm kitlelere "teşhir" malzemesi yapılır ve kitlelerin nefreti artırılır.

 

ALTINCI BÖLÜM: LENİN'İN RUSYASI

Çürümüş Rejim

Rusya'nın sanayi üretimi Petersburg ve Moskova hatlarında yoğunlaşmıştır.

Siyasi ve sosyal haklardan yoksun işçi kitleleri sefalet içinde yaşarken, karşılarında servet sahibi burjuvalar ve toprak sahipleri yer almıştır. İki kesim arasında denge sağlayacak bir orta sınıf veya kurum bulunmamaktadır.

Köylülerin toprak reformu, işçilerin ise grev ve toplu sözleşme talepleri aristokrasi ile burjuvazinin çıkarlarına takılmıştır.

 

Köy papazı Rasputin

Tahtın hemofili hastası varisi Alexei'i psikolojik telkinlerle iyileştirmesi, Çar ve Çariçe'nin ona bağımlı hale gelmesine yol açmıştır.

 

1904 Rus-Japon Savaşı'nda Rus ordusu hezimete uğramış; bu mağlubiyet ekonomik çöküşü derinleştirerek rejimin zayıflıklarını ortaya çıkarmıştır.

 

Kanlı Pazar

1905 yılına gelindiğinde grevci işçi sayısı üç milyonu aşmış, ekonomik talepler siyasi huzursuzluğa dönüşmüştür.

Binlerce silahsız işçi, aileleriyle birlikte Çar'a insani ve anayasal talepler içeren bir dilekçe sunmak üzere Kışlık Saray'a yürümüştür.

 

22 Ocak 1905 Pazar günü saraya yürüyen silahsız kitle, askeri birliklerin yaylım ateşiyle karşılaşmış; binlerce insan ölmüş ve yaralanmıştır. Bu katliam, halkın Çar'a olan son inancını da yok etmiştir.

Troitsky Köprüsü'nün üstündeki askeri birlikler, hiçbir sebep olmadan rastgele ve çılgınca ateş ediyorlardı.

 

Her Yerde Ayaklanma

Katliamın ardından grevler tüm Rusya'ya, sanayi merkezlerine, azınlık bölgelerine ve köylere yayılmıştır. Ekim 1905'te genel greve dönüşen hareket, ülkedeki ulaşım ve haberleşmeyi tamamen durdurmuştur.

 

Grevleri yönetmek ve temsil sağlamak amacıyla işçiler tarafından bağımsız "Sovyet" (kurul/şura) organları oluşturulmuştur.

Başlangıçta siyasi bir niteliği olmayan bu yapılar, ilerleyen süreçte Bolşeviklerin kontrolüne geçerek devrimin ana organı haline gelir.

 

Anayasa'ya Sarılmış Kırbaç

Çar'ın ilan ettiği "Ekim Bildirisi" temel hak ve hürriyetleri, genel seçimi ve Duma'nın onay yetkisini vaat etmiştir. Ancak bu bildiri radikal devrimcileri tatmin etmemiş; Troçki ve Lenin bildirinin kitleleri pasifleştirmek için atılmış samimiyetsiz bir adım olduğunu savunmuştur.

 

Rejim ve polis tarafından desteklenen aşırı milliyetçi "Kara-Yüzler" gibi grup ve milisler türemiş; işçilere, azınlıklara ve özellikle Yahudilere yönelik katliam ve yağma (pogrom) eylemleri düzenlemiştir.

Ekim Bildirisi'nin yarattığı kısmi yumuşama ve işçilerin yorulmasıyla eylemler gerilemiştir. Başbakan Witte durumu fırsat bilerek Petersburg Sovyeti yöneticilerini tutuklatmış; ancak bu tutuklamalar ılımlı liderleri tasfiye ederek inisiyatifi Bolşeviklere kaptırmıştır.

 

Tutuklamalara tepki olarak sol grupların çağrısıyla Moskova'da genel grev ve ardından silahlı barikat savaşları patlak vermiştir.

 

Moskova Dersleri

Bolşevikler ordunun ve halkın içine yayılan yoğun propaganda broşürleri ve afişlerle iktisadi grevleri silahlı ayaklanmaya dönüştürdü. Moskova'da gerilla tarzı çatışma taktikleri uygulandı.

Lenin’e göre / Eğer 1905'in genel provası olmasaydı 1917 Ekim İhtilali'nin zaferi mümkün olmazdı.

 

Başbakan Stolypin

Siyasi hürriyetlere karşı olup sert bir polis rejimi uygulasa da köylüleri mülk sahibi yaparak rejime bağlamayı amaçlayan kapsamlı bir tarım reformu başlatmıştır. Köylü desteği olmadan devrim yapılamayacağını bilen Lenin, köylülerin mülkiyet sahibi olarak devrimci potansiyellerini kaybetmesinden büyük korku duymuş; reform ile devrim arasında zaman karşı amansız bir yarış yaşandığını savunmuştur. Reform sayesinde Bolşevik İhtilali'ne kadar 2 milyon köylü ailesi toprak sahibi olmuştur.

 

Stolypin'in toprak reformu hem devrim imkanını kaybedeceklerini düşünen Bolşevikleri hem de topraklarının ellerinden alınarak devrime taviz verildiğini savunan aristokratları öfkelendirmiştir. Öte yandan kurduğu baskıcı polis rejimi aydınları ve şehirleri rejimden koparmıştır. Stolypin, 14 Eylül 1911'de Kiev'de Çar'ın huzurunda bir polis ajanı olan Dimitri Bogrov tarafından öldürülmüştür. Ölümünün ardından baskı mekanizması yetersiz yöneticilerin eline geçmiş ve süreç devrimi kışkırtmıştır.

 

Birinci Dünya Savaşı'nda Bolşevikler

Lenin, savaşı bir "Emperyalist Savaş" olarak nitelemiş ve Rusya'nın zaferini değil, mağlubiyetini savunmuştur. Ona göre Çarlık rejiminin yenilgisi orduyu ve devleti sarsarak ihtilali kolaylaştıracaktır. Lenin "barış" yerine, milletler arası savaşın sınıf çatışmasına dönüştürülmesini hedefleyen "İç Savaş" sloganını öne sürmüştür. Savaş uzayıp ekonomik çöküş ve açlık arttıkça bu slogan kitleler arasında güç kazanmıştır.

 

Almanya'nın zaferinin proletarya devrimini doğuracağına inandığı için Rusya aleyhine Almanlarla iş birliği yapmıştır. Alman yönetimi de Bolşeviklerin orduyu ve ekonomiyi felç eden ajitasyon faaliyetlerini (Parvus ve Keskuela gibi ajanlar vasıtasıyla) mali ve lojistik açıdan desteklemiştir.

 

İkili İktidar

Savaş nedeniyle 14 milyon insanın silah altına alınması üretimi düşürmüş, açlık ve karaborsayı tırmandırmıştır. Orduya katılan işçiler başkaldırı düşüncesini askerler arasına taşımış, cephelerde çözülme başlamıştır. Ekim-Kasım 1916'da başlayan grevler, 1917 Şubat ayında Petersburg'da genel greve dönüşmüştür. Çar'ın karakolları bastıran kitlelere karşı Duma'yı kapatması ve şiddete başvurması ordunun da isyana katılmasına yol açmış ve Çarlık rejimi devrilmiştir.

Ordu, işçiler ve halkın desteğini tamamen yitiren Çar, generallerinin de tavsiyesiyle tahttan çekilmek zorunda kalmıştır.

 

Duma üyeleri yönetimi sağlamak adına liberal Prens Lvov liderliğinde "Geçici Hükümet" kurmuştur. Ancak kabinede zengin burjuvaların yer alması ve işçi-köylü-asker topluluğunu temsil eden Sovyetler'in (Şuralar) yeniden kurulup güçlenmesi ülkede iki başlı bir iktidar yapısı oluşturmuştur.

 

Nisan 1917'de Rusya'ya dönen Lenin, "Nisan Tezleri"ni yayımlayarak Geçici Hükümet'e kesinlikle destek verilmemesini ve "Bütün İktidar Sovyetlere" sloganının kullanılmasını istemiştir. Amacı; zayıf hükümeti tecrit etmek ve Bolşevikler henüz azınlıkta olsa da Sovyet organlarını kullanarak iktidarı ele geçirmekti.

 

Geçici Hükümet'in savaşa devam etmek istemesine karşılık, Lenin'in "tazminatsız, ilhaksız barış" vaadi, yorulmuş askerleri ve halkı Bolşeviklere ve Sovyetler'e yaklaştırmıştır. Almanlar bu süreçte Lenin'i "Mühürlü Tren" ile Rusya'ya taşıyıp maddi yardım sağlamıştır.

 

İhtilalin Arifesi

Dışişleri Bakanı Mulyikov'un Rusya'nın savaşa devam edeceğini ve İstanbul'u alma hedefini açıklaması, savaştan bıkan kitlelerin büyük tepkisine yol açmıştır. Bolşevikler ve cepheden dönen Troçki'nin etkili hitabeti bu durumu hükümeti zayıflatmak için büyük bir fırsat olarak kullanmıştır.

 

Haziran 1917'deki Galiçya Taarruzu'nun ağır bir hezimetle sonuçlanması üzerine Petrograd işçileri ve askerleri yeniden isyan etmiştir.

Olayların ardından hükümet Bolşevik liderlerin tutuklanmasına karar vermiş; Lenin Finlandiya'ya kaçarken Troçki tutuklanmıştır. Ancak derin ekonomik çöküş, enflasyon ve kıtlık halkı tamamen Bolşeviklerin "ekmek, barış ve toprak" sloganının arkasında birleştirmiş, Petrograd ve Moskova Sovyet seçimlerini Bolşevikler kazanmıştır.

 

Başkomutan General Kornilov, ordudaki çözülmeyi ve Bolşevik etkisini bitirmek amacıyla askeri bir darbe planladı.

Başbakan Kerenski ile ters düşen Kornilov, 24 Ağustos 1917'de ordusuyla Petrograd'a yürümüştür. Kornilov'un tüm sol grupları tehdit eden tutumu, Menşevik ve Sosyal Devrimcileri de Bolşeviklerle iş birliğine zorlamıştır.

Geçici Hükümet'in çaresiz kalması üzerine Bolşevikler "devrimi korumak" gerekçesiyle işçileri ve Sovyetleri meşru olarak silahlandırmıştır.

Kornilov'un güvendiği birliklerin bulunduğu trenler, işçilerin grevleri ve sabotajları yüzünden ilerleyememiştir. Trenlerde bekleyen askerler Bolşevik ajitatörlerin propagandasıyla ikna edilmiş ve darbe tek kurşun atılmadan çökertilmiştir. Bu süreç Bolşevikleri ellerinde silah olan en güçlü yapı haline getirmiştir.

 

YEDİNCİ BÖLÜM: İHTİLAL EĞİTİMİ

Sağ Gösterip Sol Vurmak

Kornilov’un darbe girişimi sonrasında Bolşevikler, toplumda çok güçlü bir "sağ darbe / karşı-ihtilal" algısı ve korkusu yaratmışlardır. Yürütülen bu etkili ajitasyon sonucunda hükümet güçsüzleşirken, Bolşevikler kitleler üzerindeki etkilerini artırmıştır.

 

Kerenski, tedbir olarak Petrograd garnizonunu cepheye nakletmek istediğinde; Troçki ve Bolşevikler askerlerin cepheye gitmek istemeyişini "hükümet başkenti savunmasız bırakıyor" propagandasıyla devrimci bir amaç altında birleştirmiştir. Askerler ile işçiler arasında güçlü bir ittifak kurulmuş, hükümet ise garnizon üzerindeki yetkisini tamamen kaybetmiştir.

 

Bolşevik Darbesi

Lenin, Finlandiya'daki saklanma yerinden Merkez Komitesi'ne sürekli darbe emri vermiştir. Komitede Kamenev ve Zinoviev’in "macera" diyerek karşı çıkması üzerine Lenin istifa resti çekmiş, ardından gizlice Petrograd'a gelerek sabaha kadar süren toplantıda komiteyi ikna etmiştir.

 

Smolni Enstitüsü harekat merkezi yapılmış; eski subay Antonov Ovseyenko detaylı bir şehir işgal planı hazırlamıştır.

Asıl vurucu güç olarak yıllarca teori ve ideolojiyle yetiştirilmiş Kızıl Muhafızlar (milisler) seçilmiştir.

 

Telgrafhane, demiryolları, elektrik santralleri ve Merkez Bankası gibi kritik noktalar 24 Ekim gecesi kansız bir şekilde ele geçirilmiştir.

 

Kerenski kaçmış; Harp Okulu öğrencileri ve kadın taburunun savunduğu Kışlık Saray basılarak bakanlar tutuklanmış, iktidar Sovyetler adına ele geçirilmiştir.

 

Brest-Litovsk Barışı

İktidara geldikten sonra Troçki başkanlığındaki heyet Almanya ile barış masasına oturmuş, Almanların şartlarını kabul edip anlaşmayı imzalamıştır.

 

12-14 Kasım 1917'de yapılan genel seçimlerde Bolşevikler oyların yalnızca %25'ini alabilmiş; köylülerin desteklediği Sosyal-Devrimciler ise %58 ile ezici bir zafer kazanmıştır. Halk desteğini kaybettiğini gören Lenin, demokratik olarak seçilen Kurucu Meclis'i zorbalık ve silah gücüyle feshederek tek parti diktatörlüğünü ilan etmiştir.

 

Düşünen Giyotin

Maksim Gorki'nin "düşünen bir giyotin" olarak tanımladığı Lenin, terörü sınırsız, kanunsuz ve merhametsiz bir devlet politikası haline getirmiştir.

 

7 Aralık 1917’de "Karşı-Devrim ve Sabotajla Mücadele Olağanüstü Komisyonu" (ÇEKA) kurulmuş; başına merhametsizliğiyle bilinen Feliks Çerzinski getirilmiştir. ÇEKA; yargılama olmaksızın kurşuna dizmeler, toplu sürgünler ve her türlü muhalifi imha etme yetkisiyle Bolşevik rejiminin kanlı kırbacı olmuştur.

 

Lenin, diğer sol partileri ve muhalifleri tasfiye etmek için provokasyonlardan da yararlanmıştır. Sosyal-Devrimci Parti'yi "isyan" kılıfıyla bir hafta içinde kanlı bir şekilde imha etmiştir.

 

Azınlık Terörü

Lenin, Marksizm’i Rus siyasi gelenekleriyle sentezleyerek Neçayef ve Tkaçev’in ihtilalci fikirlerini sisteme dahil etmiştir. Çarlık otokrasisindeki "Çar Baba" anlayışının yerini "Proletaryayı temsil eden Merkez Komitesi otokrasisi" almıştır.

 

Bolşevik baskısına karşı Kolçak, Denikin ve Wrangel gibi generallerin öncülüğünde kurulan Beyaz Ordu ile Kızıl Ordu arasında kanlı bir iç savaş yaşandı.

Bolşevikler Rus olmayan uluslara (özellikle Türkistan halklarına) "kendi kaderini tayin hakkı" ve "şeriat mahkemeleri" vaat ederek desteklerini almıştır. Beyazlar ise "Tek ve Bölünmez Rusya" söylemiyle bu grupları itmiştir.

 

"Proletarya Diktatörlüğü" sloganıyla iktidara gelen Bolşevikler, iktidarı sağlamlaştırdıktan sonra işçi sınıfının haklarını elinden aldı.

5 Ocak 1918 / Kurucu Meclis’in Bolşeviklerce kapatılmasını protesto etmek ve oy haklarını savunmak için sokaklara çıkan silahsız fabrika işçileri, Bolşevik birlikleri tarafından ihtar yapılmaksızın kurşuna dizilmiştir.

 

İşçi Muhalefeti

1920'de Şlyapnikov ve Aleksandra Kollontay öncülüğünde kurulan İşçi Muhalefeti, ekonominin ve üretimin yönetiminin doğrudan işçi sendikalarına devredilmesini savunmuştur.

 

Lenin Mart 1921’deki 10. Kongre’de parti içi tüm muhalefeti ve farklı sesleri tamamen yasaklamıştır.

 

SEKİZİNCİ BÖLÜM: KOMÜNİST İHTİLALİ

Lenin'in Terör Mirası

Bolşevizm, ideolojik özü gereği terörü bir yöntem ve "kahramanlık" olarak benimsemiştir. Fransız Jakobenizmi ve Alman Nazizmi ile benzer bir "iki renkli dünya" (dost-düşman) anlayışına dayanır.

 

Lenin döneminde kurulan terör mekanizması muhalif tüm toplumsal grupları ezmiştir.

 

Stalin, parti bürokrasisini kullanarak Troçki’yi önce sürgüne göndermiş, ardından Komintern aracılığıyla "faşist/Amerikan ajanı" ilan ettirmiş ve Meksika'da bir suikastla öldürtmüştür.

 

Sol Bolşevikler (Troçki, Kamenev, Zinoviev): Aşırı hızlı sanayileşmeyi ve kaynak aktarımı için köylülerin baskı altına alınmasını savunmuşlardır.

Sağ Bolşevikler (Buharin): Köylünün ezilmesinin kıtlığa yol açacağını belirterek dengeli kalkınmayı savunmuşlardır.

Stalin'in önce "sağ kanat" ile birleşip "sol kanadı" (Troçki, Kamenev, Zinoviev) tasfiye etmiş; ardından "sol kanat" söylemlerini benimseyerek "sağ kanadı" (Buharin) yok etmiştir.

 

1 Aralık 1934'te Leningrad Parti Sekreteri Sergey Kirov’un öldürülmesi, Stalin tarafından tüm parti içi muhalefeti yok etmek için bir provokasyon olarak kullanılmıştır.

 

Buharin, Kamenev ve Zinoviev gibi ihtilal liderleri ağır fiziki/psikolojik işkencelerle "vatan haini" ve "faşist ajanı" olduklarını itiraf etmeye zorlanmıştır.

 

Kruşçev’in "Gizli Nutuk"ta açıkladığı verilere göre:

Merkez Komitesi: Seçilen 139 üyenin 98’i (%70) kurşuna dizilmiştir.

Kongre Delegeleri: 1.966 delegeden 1.008'i tutuklanmış veya öldürülmüştür.

 

Stalin terörü sadece yetişkinleri değil, çocukları da hedef almıştır. Çıkarılan özel bir kanunla 12 yaşındaki çocukların reşit insanlarla aynı cezalara (idam dahil) çarptırılmasının önü açılmıştır.

NKVD (Gizli Polis), tutuklanan eski Bolşevik liderlerin "itiraf" vermesini sağlamak için çocuklarını kaçırmış ve öldürmekle tehdit etmiştir.

 

Rus Tarihsel Mirası ve Otokrasi

Rusya'da Marksizm-Leninizm'in bu derece kanlı ve otoriter bir yapıya dönüşmesi, Rus tarihsel gelenekleri ve toplum yapısıyla doğrudan ilişkilidir.

Çarlık döneminin despotik yönetim kültürü, Korkunç İvan ve Demir Nikola gibi figürlerin yönetim anlayışı Bolşevik rejimi bünyesinde yeniden hortlamıştır.

 

Bireysel hürriyet ve demokratik tecrübenin olmadığı bir toplumda, birey "bütün" içinde eritilmiş; rejime mutlak itaat esasa bağlanmıştır.

 

Ekonomik Model

Lenin’in 15 Nisan 1919'da çıkardığı "Mecburi Çalışma Kararnamesi" ile temelleri atılan sistem, Stalin döneminde milyonların köleleştirildiği GULAG Çalışma Kamplarına dönüşmüştür.

 

Kırım Türkleri, Volga Almanları, Ahıska Türkleri ve Çeçenler binlerce yıllık yurtlarından Sibirya ve Orta Asya bozkırlarına sürülmüştür.

 

DOKUZUNCU BÖLÜM: IRKÇI TERÖRİZM

Kanlı Bir Çağ

Tarih boyunca ezilen ve hak arayışına çıkan ("Promete"leşen) aktörlerin, iktidarı ele geçirdiklerinde seleflerinin zalimane yöntemlerini benimseyerek otoriterleşmeleri ("Sezar"laşmaları) medeniyet krizinin temel özetidir.

 

Hitler'in iktidara gelişinde, Alman toplumsal ve kültürel yapısındaki tarihsel birikimler ile I. Dünya Savaşı sonrası oluşan sosyo-ekonomik çöküş eşzamanlı olarak rol oynamıştır.

 

Hitler, siyasi mücadelesini yalnızca doktriner bir propaganda üzerinden değil, kitlelerin "şuuraltı" dürtülerine seslenen görsel ve mistik semboller aracılığıyla yürütmüştür.

 

Bireysel kimliğini kaybetmiş veya ekonomik güvensizlik yaşayan kitleler, dev üniforma geçitleri ve bayrak törenlerinde bir "bütünün parçası" olarak varlık bulmuş, kendi iradelerini "Führer" mitine teslim etmişlerdir.

 

Birahane Darbesi (Münih)

8-9 Kasım 1923 / Hitler ve General Ludendorff’un Bavyera hükümetini devirme girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Hitler tutuklandı ve hapiste Kavgam (Mein Kampf) kitabını kaleme aldı.

 

Dawes Planı

1924 – 1928 / Stresemann'ın dış politikası ve Dr. Schacht'ın maliye reformlarıyla Almanya ekonomik refaha ulaştı; radikal partilerin (NSDAP/KPD) oyları dip yaptı.

 

Büyük Buhran

Ekim 1929 / Wall Street’in çöküşüyle Almanya’ya gelen krediler kesildi, sanayi çöktü ve kitlesel işsizlik "hürriyetten kaçış" psikolojisini tetikledi.

 

14 Eylül 1930

Ekonomik krizin etkisiyle NSDAP milletvekili sayısını 12'den 107'ye çıkararak Reichstag'ın en büyük ikinci partisi oldu.

 

Şansölye Hitler

30 Ocak 1933 / Seçim başarıları ve muhafazakar iktidar elitlerinin desteğiyle Hitler şansölyelik makamına getirildi; Weimar Cumhuriyeti sona erdi.

 

Lider (Führer), yanılmaz bir figür ve adeta mistik bir kurtarıcı olarak görülür. Hukuk ve karar alma mekanizmaları tamamen liderin iradesine ve "Führer ne düşünürdü?" sorusuna endekslenmiştir.

 

"Nazi Fiziği", "Cermen İlmi" gibi ideolojik kavramlar türetilmiş; Albert Einstein ve izafiyet teorisi gibi bilimsel gelişmeler "Yahudi etkisi" gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu durum, nitelikli bilim insanlarının ülkeden kaçışına veya tasfiyesine yol açmıştır.

 

Yargı bağımsızlığı yok edilmiş, yargıçlar Hitler’e sadakat yemini etmiştir. S.A. ve S.S. gibi paramiliter yapılar aracılığıyla toplumsal muhalefet ve parti içi klikler (örneğin Strasser kanadı ve Röhm) kanlı bir şekilde tasfiye edilmiştir.

 

Totalitarizm ve Şiddet Felsefesi

Totaliter rejimlerin (Hitler, Stalin, Robespierre) ortak özelliği, ahlaki ve dini değerleri reddederek kendi güç ve ırk/sınıf mistisizmlerini ilahlaştırmalarıdır. Bunun en somut örneği, yıllarca birbirine düşman olan Hitler ve Stalin'in çıkarları doğrultusunda bir gecede imzalandığı Hitler-Stalin Paktı'dır.

 

Barbarossa Harekatı

Rusya'nın işgali sırasında (Barbarossa Harekatı), Stalin baskısından bıkmış olan Rus, Ukraynalı ve Kırım Türkleri, Alman ordusunu ilk başta bir "kurtarıcı" gibi çiçeklerle ve ikramlarla karşılamıştır.

Ancak Nazilerin Slavları ve Cermen olmayan halkları "aşağı ırk" (Untermensch) olarak görmesi, Himmler ve Reich komiserlerinin sivil halka uyguladığı köleleştirme ve vahşet politikaları, bu halkları tekrar Stalin'in etrafında birleştirmiş ve partizan savaşlarını başlatmıştır.

 

Dr. Schacht yönetimindeki Nazi ekonomisi, Keynesyen ilkelerin harp ekonomisine uygulanmasından ibarettir. İşçi hakları ve sendikalar feshedilmiş, "tereyağı yerine top" politikasıyla halkın yaşam standardı ve Volkswagen gibi imkanlar artırılsa da aslan payı savaş tröstlerine gitmiştir.

 

Tarihsel perspektif göstermektedir ki; şiddet bir zorunluluk değil, istikrarsızlığın bir sonucudur.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder