Taha
Akyol - Politikada Şiddet -
Notlar
Truva Yayınları, 2005
Kitabın ilk baskısı Alparslan Türkeş'in önsözüyle 1980 yılında
Töre Yayınları tarafından yayımlanmıştır.
Önsöz
1970'li yıllarda Türkiye'de yaşanan ideolojik çatışmalar
("sosyal cinnet") esnasında, ahlaki ve akli bir sorumluluk hissederek
terör ruhuna karşı gençliği uyarmak amacıyla yazılmıştır. Eser ilk olarak
Hergün Gazetesi'nde tefrika edilmiştir.
Alparslan Türkeş'in Önsözü
Terör, eski değerlerin yıkılıp yenilerinin henüz oturmadığı
dönemlerde, "ihtilalci-devrimci" geçişlerin ürünü olarak ortaya
çıkar. "Yabancılaşma" ve "değer buhranı" terörün temel
amilidir.
Robespierre, Lenin, Stalin veya Hitler gibi liderler
olmasaydı bile bu totaliter ve dünyayı iki renkli gören devrimci ideolojiler
kendi katillerini mutlaka yaratacaktı. Terör ile totaliter düşünce bir
madalyonun iki yüzüdür.
BİRİNCİ BÖLÜM: ŞİDDET: NİÇİN? NE ZAMAN?
Şiddet, yalnızca biyolojik bir saldırganlık dürtüsü değil;
belirli tarihsel ve toplumsal kırılma dönemlerinde kurumsallaşan bir
"toplumsal cinnet" halidir.
Tarihin fırtınalı dönemlerinde birey, kendi vicdan
muhakemesini bir kenara bırakarak kolektif bir imha düzeneğinin parçası haline
gelir. Bu noktada siyaset sosyolojisi açısından en kritik ayrım, "adi
katil" ile "siyasi terörist" (cihaz/makine) arasındadır.
Adi katil, eyleminin ahlaken kötü olduğunu bilir ve bunu bir
"mecburiyet" üzerinden savunurken; siyasi terörist, şiddeti bir
"görev" olarak tanımlar ve tarihin çarklarını çevirdiğine inanarak
eylemini bir kahramanlık neşesiyle gerçekleştirir.
Pierre Gaxotte’un aktardığı üzere, Fransız İhtilali
döneminde Carrier’in sofrada papazları ve burjuvaları "gebertmekten"
bahsetmesi ve "Öldür! Öldür!" nidalarıyla tempo tutması, şiddetin
nasıl bir sadizm ve kutsal görev haline geldiğinin en çarpıcı örneğidir.
İnsanlar terörist olarak doğmaz; terör, kişinin dışında
gelişen sosyal, siyasi ve iktisadi şartların ürettiği bir sosyal
psikolojinin/cinnetin sonucudur.
Carrier'in "Fransa'yı kendi bildiğimiz gibi
diriltemezsek bir mezarlık haline getireceğiz" vecizesi, şiddetin bir
"cihazlaşma" süreci olduğunu kanıtlar.
Bireysel (Adi) Şiddet: Fail, "birey" olarak kalır;
vicdani bir muhakeme yürütür, eyleminin ahlaki sorumluluğunu hisseder.
Cihazlaşmış (Siyasi) Şiddet: Fail artık bir
"aparatçik" veya "kan makinesi"dir. Eylemi ideolojik bir
"iyi" uğruna yaptığına inanır; vicdanını ideolojiye devrettiği için
daha kararlı ve sorumsuzdur.
Ahmet Cevdet Paşa'nın "Toplumlar için büyük tehlike,
geçiş dönemlerinde dengeyi kaybetmektir" sözünde belirtildiği gibi; büyük
yıkılış, doğuş veya ihtilal dönemlerinde (sosyal değişme) toplumlar dengesini
kaybederse şiddet salgını ortaya çıkar.
İbni Haldun toplumları "bedevi" (göçebe/köy) ve
"hazeri" (şehirli) olarak ikiye ayırmıştır. Günümüzde bedevi
toplumların yerini İbni Haldun'un döneminde bulunmayan sanayi toplumu almıştır.
Tarım toplumunda ilişkiler yüz yüzedir; otokontrol
(ayıplama/koruma), sosyal dayanışma ve statü dengesi belirgindir. Yoksulluk ve
hiyerarşi "kader" veya tecrübe/yaşlılık sayılarak daha kolay
kabullenilir.
Şehre göç eden insan için geleneksel dayanışma bağları
kopar. Şehirdeki aşırı servet-sefalet farkı, sınıf/gelir uçurumları artık
"kader" olarak görülmez; aksine uyumsuzluğu, kıskançlığı ve nefreti
tetikler.
Sosyal uyumsuzluk ve adaletsizlik ne kadar sertse, bireyin
tepkisi ve terörizm ihtimali de o kadar şiddetli olur.
İKİNCİ BÖLÜM: FRANSIZ İHTİLALİ
İki Renkli Dünya
Uyumlu toplumlarda birey ve toplum ortak değerleri
("üst-ben" / değerler sistemi) paylaşır. Sosyal değişme, savaş veya
hızlı sanayileşme bu değerleri yıktığında birey toplumuna yabancılaşır ve bir
"gurbet" (yalnızlık, güvensizlik) hissiyatı doğar.
Birey, kendi kafasındaki ideal toplumu ("sıla" /
ideoloji) "mutlak iyi", dışındaki her şeyi ise "mutlak
kötü" olarak görür.
Anatole France, İlahlar Susamışlardı
Evariste Gamelin,
bireysel olarak merhametli, çocukken kuşlara bile acıyan iyi bir insanken;
toplumsal çözülme ve ihtilal ortamında fanatik bir "canavara" dönüşen
tipik bir terörist/ihtilalci modelidir.
Gamelin ve tarihteki kanlı ihtilalcilerin (Robespierre,
Lenin, Hitler, Fouché vb.) ortak noktası, gelecek nesillerin hayali mutluluğu
uğruna bugün yaşayan gerçek insanları hiçe saymaları ve yok etmeleridir.
Alexis de Tocqueville'e göre rejimler ve iktidarlar
en güçlü oldukları zaman değil; zayıfladıkları, tehdit edildikleri ve
sarsıldıkları "geçiş dönemlerinde" şiddete ve teröre başvururlar.
Eski Fransa
Gücünü Tanrı'dan alan mutlak monarşi, vergi vermeyen
imtiyazlı aristokrasi (asiller) ve ruhban sınıfı (kilise) ile toplumun tüm
yükünü çeken, hiçbir hakkı olmayan köylü/esnaf tabakasına dayanıyordu.
18. yüzyılda gelişen ticaret ve kapitalizmle birlikte
"Burjuvazi" (tüccar, sanayici, maliyeci) ekonomik gücü eline geçirdi.
Ancak bu yeni zengin sınıf, eski rejimin mantığı gereği siyasi haklardan ve
saygınlıktan mahrumdu.
Jakobenlerin "Halk", Bolşeviklerin (Lenin/Stalin)
"Proletarya" ve Nazilerin (Hitler) "Irk/Volk" kavramları;
gerçek insanları temsil etmeyen, liderlerin kafasındaki soyut ve kurgusal
yapılardır.
İngiltere sosyal değişimi kademeli evrimle sağlarken,
Fransa'daki kemikleşmiş monarşi ve kilise yapısı toplumsal taleplerin önüne
baraj kurmuştur.
Robespierre
Idealist insan, nefret ettiği eski düzen (Kralcı Fransa) ile
özlem duyduğu ütopya (Cumhuriyetçi Fransa) arasındaki gerilimden beslenir.
Robespierre için Jakoben kulübü dışındaki herkes; lakaytlar, pasifler ve sürece
katkıda bulunmayanlar dahil "halk düşmanı" ve "hain"dir.
Robespierre'e göre barış döneminde hükümetin dayanağı
"fazilet" ise, ihtilal döneminde hem "fazilet" hem
"terör"dür. Terör, keskin ve yumuşama bilmez bir adalettir.
Robespierre, bir dönem "kendim kadar yakınım"
dediği ılımlı lider Danton'u ufak bir görüş ayrılığı üzerine giyotine
göndermiştir. "İki renkli dünya" anlayışında en küçük sapma ihanet
sayılır; bu yüzden terör kendi önderlerini de (Danton ve en nihayetinde
Robespierre'i) yutar.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: AVRUPA'DA BİREYSEL TERÖRİZM
Sanayi İnkılabı: Büyük Deprem
Sanayi Devrimi, Avrupa’da zanaatkarları ve köylüleri
köklerinden kopararak "proleter"leşmeye zorlayan bir sosyal deprem
yaratmıştır.
İngiltere’de 19. Yüzyılın başında %5 olan şehir nüfusu oranı
50 yıl içinde %60'a ulaşmıştır. Fabrikalardaki işçi sayıları hızla artmış
(örneğin Krupp fabrikasında işçi sayısı 1845'te 122 iken yüzyıl sonunda 45 bine
çıkmıştır), milyonlarca insan köklerinden koparak şehir varoşlarında toplumsal
bir boşluğa sürüklenmiştir.
Fabrikalaşma süreciyle birlikte daha önce bilinmeyen
"işçi-işveren" ilişkileri doğmuş; bu durum iki kesim arasında derin
menfaat çatışmalarına yol açmıştır.
Sarsıntı, Şaşkınlık, Nefret, Özlem ve Eylem
Ezilen kitleler için en cazip slogan "eşitlik"
olmuştur.
Bu dönemde ortaya çıkan Saint-Simon, Proudhon, Bakunin,
Kropotkin, Marx ve Engels gibi düşünürlerin teorileri, toplumdaki çaresizliğe
ve adaletsizliğe birer yanıt olma iddiasıyla ortaya çıkmış; hem bireysel hem de
devrimci terör eylemlerinin fikri altyapısını oluşturmuştur.
Bu gelişmeler, Proudhon’un "Mülkiyet hırsızlıktır"
ifadesinde karşılık bulan mülkiyet düşmanlığını ve Bakunin ile Kropotkin’in
anarşist teorilerini beslemiştir. Anarşizm, "yıkma tutkusunu" kutsal
bir eyleme dönüştürmüştür.
Anarşist mekanizma nefret ile mutlak eşitlik özlemi arasına
terörü yerleştirmiş; bu durum bombalı ve silahlı suikastlar düzenleyen yeni bir
eylemci tipolojisi ("Şeytanlar" / "Ecinniler") doğurmuştur.
Tipik Bir Anarşist: Vaillant
Auguste Vaillant: "Her gittiğimiz yerde zavallı
insanların kapitalizmin boyunduruğu altında nasıl iki büklüm olduklarını
gördüm... Bombamı toplumun çilesinden ve yoksulluğundan sorumlu olanların
ortasına fırlattım. Bombamın çıkardığı ses, sadece benim değil, hakkını arayan
bir kitlenin sesidir."
1893 yılında Fransız Millet Meclisi'ne bomba atan Vaillant,
13 yaşında taşradan Paris'e gelmiş, polisle tanışmış, yoksulluk ve suç döngüsü
içinde büyümüştür. Anarşist fikirlerle tanıştıktan sonra yaşadığı ezilmişliğin
sorumlusu olarak gördüğü otoriteye (Meclis'e) saldırmıştır.
Vaillant'ın idamından bombalı saldırılar ve suikastlar dalgası
büyüyerek devam etmiştir.
Şiddetin Kaynağı
Sanayileşme sürecinde zanaatkarlar ve küçük toprak sahibi
köylüler, fabrikasyon üretim karşısında tutunamayarak mülksüzleşmiş ve her
türlü haktan yoksun birer "proleter" haline gelmiştir.
Batı dünyası bu terörün kökünü giyotinle veya polisle değil,
"Keynes kapitalizmi" ve sosyal adalet mekanizmalarıyla gidermeyi
başarmıştır.
Anarşizmden Komünizme
Zulmü metot olarak seçen hiçbir özlem adil bir toplum
kuramaz. Anarşistler inşa etmeyi değil, yalnızca nefretle yıkmayı
düşünmüşlerdir.
Üst sınıfların suçluluk duygusuyla anarşizme katılan Errico Malatesta,
bireysel terörü kınayarak kitlesel eylemleri ve "sınıf terörü"
kavramını savunmuştur.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: RUSYA'DA BİREYSEL TERÖRİZM
Rusya: "Bireysiz Toplum"
Çarlık toplumu, kararlı ve iradeli "bireylerden"
değil; mensup olunan dini ve sosyal sınıfların oluşturduğu
"sürülerden" müteşekkildir. İnsanlar bağımsız birer varlık değil, bir
organizmanın iradesiz hücreleri gibidir.
Cemaat yapısından kopan insan şiddetli bir yalnızlığa
kapılır ve iradesini yeni bir "cihaza" (örgüte) teslim eder.
Rusya'daki "hürriyetçiler" özgür birer birey olmak
için değil, bireyselleşmenin getirdiği çıldırtıcı yalnızlıktan kurtulmak ve bir
cihazın parçası olmak için fikirsel yapılara sığınmışlardır.
Rus ruhunda itidal ve denge yoktur.
Eski Rusya / Yeni Rusya
Lenin'in doğduğu Simbirsk kasabası, Çar II. Aleksandr’ın
reformlarına düşman tutucu toprak sahipleri (Eski Rusya) ile reform taraftarı
aydınlar ve "nihilist" ihtilalci gençlerin (Yeni Rusya) çatışma
alanıdır.
Toprak sahipleri (aristokratlar) sadece toprağın değil,
üzerindeki köylülerin de sahibidir. Köylüler ağır sefaleti kader sayıp
efendilerinin verdiği çamurlu ekmeği lütuf görürler.
Yönetim vasıtası ise jandarma, polis ve vergi
tahsildarlarının uyguladığı şiddet ve terördür.
Rus aydınlarının ilk uyanışı Napolyon savaşlarında Fransız
ordularıyla karşılaşmaları ve "hürriyet" kelimesini tanımalarıyla
başladı.
1815'te Paris'e kadar giden genç subaylar, kendi ülkelerinin
ne kadar despotik olduğunu kavradılar.
Dekabristler
Genç subayların 1825 Aralık ayında 3.000 kişilik askeri
birlikle başlattığı ihtilal teşebbüsü topçu ateşiyle kanlı bir şekilde imha
edildi. Ancak bu olay barajda ilk deliği açtı.
Yeni Rusya, Aydınlığın Rusyası
Çariçe II. Katerina Moskova valisine, "Köylülerimizin
okuyup öğrenmek istedikleri gün, ne sen ne de ben yerimizde kalırız"
diyerek sistemin cehalete dayandığını açıkça ifade etmiştir.
Çarlık yönetimi eğitimi "lokma lokma" ve
sansürleyerek veriyordu. Gramer ile Latince/Eski Yunanca ezberletilmiş ama
Rönesans'ı doğuran metinlerin okunması yasaklanmıştır.
Milli Eğitim Bakanı Uvarov (1833-1849), görevini
"Rusya'nın ilerleyişini elli yıl geciktirmek" olarak tanımlıyordu.
Eski Rusya; fikir, felsefe ve hareket yönünden derin bir
kuraklık içindeydi. Rus aydını, 19. yüzyıl Batı fikirlerini birer
"teori" değil, mistik ve sorgulanamaz birer "iman" veya
dogma olarak benimsedi.
“Halka Doğru” Ama
Çarlık despotizminden nefret eden ve Batılı fikirlerle
kendinden geçen Rus aydınları; ne grev yapacak işçi sınıfına, ne reform
zorlayacak burjuvaziye, ne de yönetimi devirecek askerî güce sahipti.
Üstlendikleri kültürel ayrıcalıklardan dolayı derin bir
suçluluk duyan genç aristokratlar ve öğrenciler, köyleri eğitmek ve halkı
uyandırmak için şehirleri terk edip köy yollarına düştü.
Bu çaba "halksız bir halkçılık" olarak kalıp
başarısızlıkla sonuçlandı.
Necayef, Anarşist Filozof Bakunin'in Yakın "Mesai" Arkadaşı Bir
Delikanlıydı
Propagandanın ve halkı eğitme çabalarının yetersiz kaldığı
görülen noktada, çaresizlik içindeki gençler bireysel teröre (suikast, bomba,
terör) yöneldi. Çar II. Aleksandr'a düzenlenen suikastlar ve 1881'de
öldürülmesi bu dönemin simgesidir.
Çarların Ülkesi
Rusya'da rejimin adaletsizlikteki ısrarı ve fikrî alandaki
kemikleşme, Marksizmi ve radikalizmi alternatifsiz tek yol hâline getirdi.
İşçi ve köylü sınıfının henüz organize bir güç olmadığı bu
dönemde, eylemlerin ana kaynağı üniversite gençliğidir. Çarlık rejimi kendi
okullarında adeta rejim karşıtı kadrolar yetiştirmiştir.
"Cinler" Veya "Şeytanlar"
Anarşizm ve nihilizmin eyleme dönüşmesinde kilit isim olan
Neçayef, yıkımı tek bilim ve en yüksek değer olarak görür.
Neçayef’in mantığında insan bir amaç değil, "devrim
sermayesinin parçası"dır.
Neçayef'in Kimliği ve Fikirleri
Bireysel ilişkileri, sevgiyi ve tüm insani değerleri devrim
uğruna reddeden Neçayef; Robespierre, Lenin ve Hitler gibi "en kaba
canavarlıkları asil bir cesaret sayan" anlayışın tipik bir örneğidir.
Rus Dünyası dergisi, Neçayef olayını "okumamış, işsiz
güçsüz, deli bir gencin münferit çılgınlığı" olarak nitelendirmiş ve
okuyan gençliğin bilimle ilgilendiğini savunmuştur.
Dostoyevski bu teselli yaklaşımını alaya alarak Neçayeflerin
zeki ve bilgili kişiler arasından da çıkabileceğini vurgulamıştır (Ecinniler).
Dostoyevski’ye göre sorun; ailelerdeki yozlaşma, bağımsız
düşüncenin tarihsel olarak bastırılması, Avrupalı fikirlerin körü körüne
yüceltilmesi ve kendi toplumuna yabancılaşmadır. Dostoyevski Ecinniler
romanında, sınırsız hürriyet iddiasıyla yola çıkıp sınırsız zorbalığa varan bu
süreci ve Rusya'nın kanlı geleceğini öngörmüştür.
Kibar Katiller
Şiddet eylemlerini gerçekleştirenler genellikle iyi
eğitimli, aristokrat ailelerden gelen gençlerden oluşmaktadır.
Vera Zasuliç’in Petersburg Valisi General Trepov’u vurması,
bireysel terörü münferit olmaktan çıkarıp yaygın bir dalgaya dönüştürmüştür.
Çarlık rejiminin kurduğu Ohrana (gizli polis), sürgünler,
yasaklar ve ajan-provokatörler (örneğin iki taraflı çalışan Azev) şiddeti
tırmandırmış; devlet baskısı artıkça yeraltı örgütleri (Halkın Buyruğu,
Narodnaya Volya vb.) suikast eylemlerini yoğunlaştırmıştır.
Kitleler vahşetten korkmuş, eylemler yalnızca öğrencileri ve
marjinal grupları etkileyebilmiştir.
İki Kardeş / Aleksandr vs. Vladimir (Lenin)
Çar’a suikast girişiminden 1887'de idam edilen ağabey
Aleksandr, terörü "devlet zorbalığına karşı tek seçenek" olarak gören
romantik-bireysel anarşist/narodnik çizgiyi temsil eder. Bu yöntem bir çıkmaz
sokaktır.
Ağabeyinin intikamını suikastla değil, sistemi kökten
devirerek almayı seçmiştir. Bireysel terörü reddetmiş; terörü teşkilatlandırıp
kitlelere (özellikle işçilere) mal edecek stratejiler geliştirmiştir.
1890-1913 yılları arasında Çarlık Rusya'sı hızla
sanayileşmiş; köylüler kent çeperlerindeki gecekondulara yığılarak ezilen, oy
ve sendika hakkı bulunmayan kinli bir işçi sınıfına (proletarya) dönüşmüştür.
Önceki devrimciler köylülere odaklanırken Lenin,
gecekondularda ve Petersburg/Moskova gibi sanayi merkezlerinde kümelenen
işçilerin devrimci potansiyelini görmüştür.
Marksizm Batı'da bir "çocukluk hastalığı"
aşamasını atlatıp sosyo-ekonomik haklarla yumuşarken; Lenin bu Avrupalı
ideolojiyi Rusya'nın feodal/müstebit ve sosyo-kültürel şartlarına uydurmuş,
"Rus ruhu" ve örgütlü kitle terörüyle birleştirerek Sovyet rejiminin
temellerini atmıştır.
BEŞİNCİ BÖLÜM: LENİNCİ TERÖR
Geçiş Toplumu
Avrupa'da sanayi devrimi, burjuvazinin eski feodal
hiyerarşiyi yıkması ancak kendi değerler sistemini henüz tam oturtamaması
nedeniyle kanlı sınıf çatışmalarına yol açmıştır.
İhtilalci gerilim, kapitalizmin en ileri safhasında değil,
tam aksine başlangıç ve geçiş safhasında ortaya çıkmaktadır. Rusya, Çarlık
feodalizminden kapitalist sanayileşmeye geçiş yaparken tam bir "geçiş
toplumu" manzarası sergilemiştir.
Lenin, ihtilalin sadece soyut bir fikir değil, bir iktidar
ve teşkilat meselesi olduğunu kavramıştır.
Teşkilat
Lenin, halkın/işçilerin kendiliğinden bir devrim
yapamayacağına, devrimin ancak "aydınların vesayeti" altındaki
profesyonel ihtilalciler (öncü parti) eliyle yürütülebileceğine inanıyordu (Ne
Yapmalı?).
Lenin'in parti modeli, Prusyalı General Von Clausewitz'in
askeri stratejilerinden ve Çernişevski'nin zorba/şiddet odaklı eylem
anlayışından beslenmiştir. Parti, tek bir merkezden yönetilen, esnek, demir
disiplinli bir "ordu" gibi tasarlanmıştır.
Lenin, işçi sınıfının kendi kendine ancak sendikal bilince
ulaşabileceğini, devrimci/sosyalist bilincin onlara dışarıdan (aydınlarca)
aşılanması gerektiğini savunur. İşçi sınıfı bir nevi "vasi"ye muhtaç
görülmüştür.
Kararların merkezde tartışılması ancak alındıktan sonra
tıpkı bir ordudaki gibi tam itaate ve katı disipline dayalı olarak uygulanması
esastır.
İskra (Kıvılcım) Gazetesi
İskra, sadece fikir yayan bir gazete değil; ajitatör
(kışkırtıcı) yetiştiren, hücreleri birbirine bağlayan, illegal ağı organize
eden kolektif bir örgütleyici işlevi görmüştür.
Lenin ve Terör
Lenin, bireysel teröre karşı çıkmıştır.
Lenin'in savunduğu terör biçimi, kitlelerin silahlara ve
eyleme yönlendirildiği kitlevi terördür. Terör, devrimci mücadelenin ve iç
savaşın bir aracı olarak meşru ve gerekli görülmüştür.
Lenin, kitlevi terörün ve silahlı ayaklanmanın olgunlaşması
için üç aşamalı bir süreç öngörmüştür:
Birinci Safha: Dar propagandist çevrelerden çıkıp kitleler
arasında geniş ekonomik ajitasyona (kışkırtmaya) geçiş.
İkinci Safha: Geniş ölçüde politik ajitasyona ve açık sokak
gösterilerine geçiş.
Üçüncü Safha: Gerçek iç savaşa, doğrudan devrimci mücadeleye
ve silahlı halk ayaklanmasına ("kanlı, dehşet verici bir imha
savaşına") geçiş.
Provokasyon
Provokasyon, tıpkı "erken doğum" gibi bir hareketi
zamansız/hazırlıksız eyleme iterek yok etme veya "erken öten horozun
başını kesmek" misali kitleleri kıyıma uğratma tuzağıdır.
Moskova Gizli Polis (Ohrana) Şef Yardımcısı Zubatov, sendika
ve devrimci gruplara "ajan provokatörler" sokmuştur. Bu ajanlar
(örneğin Levno Azev) en keskin eylemci gibi görünerek devrimcileri zamansız
eylemlere ve polisin tuzağına sürüklemiştir.
Lenin provokasyona ahlaki nedenlerle değil,
"pratik" sebeplerle karşı çıkmıştır. Çünkü provokasyon; Merkez
Komitesi'nin enerjisini dağıtıyor, "bireysel kahramanlık" ve
dağınıklık yaratarak Merkez'in koyduğu hedefleri sabote ediyordu. Lenin, buna
karşı Lassalle'ın "Parti kendini arındırarak güçlenir" ilkesini katı
disiplinle tatbik etmiştir.
Ajitasyon
Ajitasyon kitleleri ayağa kaldırıp devlet kuvvetleriyle
vuruşturma, kitlede devlete karşı nefret ve savaş tecrübesi oluşturma
"sanatıdır."
Komünist ajitatör teori veya Marksizm anlatmaz.
Fabrikalarda/sokaklarda somut sıkıntıları (çalışma saatleri, düşük ücretler,
baskılar) "teşhir" eder.
Üç Aşamalı Tırmanma:
Ekonomik Safha: Grev ve hak arayışlarını kışkırtma.
Siyasi Safha: Grevleri taşkınlaştırıp sokağa dökme,
slogansal boyuta taşıma.
Savaş Safhası: Polisle/devletle doğrudan kanlı çatışmaya
girme ve kitleleri silahlandırma.
Düşmanı Azdırmak
Asıl düşmanı (rejimi) diğer sosyal kesimlerden soyutlayıp
tek başına bırakmak için köylüyü tarafsızlaştırmak veya işçi hareketinin yanına
çekmek.
Rejimi veya devleti (düşmanı) öyle tahrik edip azdırmaktır
ki, devlet merhametsizce ve akılsızca şiddet uygulasın. Böylece doğan zulüm
kitlelere "teşhir" malzemesi yapılır ve kitlelerin nefreti artırılır.
ALTINCI BÖLÜM: LENİN'İN RUSYASI
Çürümüş Rejim
Rusya'nın sanayi üretimi Petersburg ve Moskova hatlarında
yoğunlaşmıştır.
Siyasi ve sosyal haklardan yoksun işçi kitleleri sefalet
içinde yaşarken, karşılarında servet sahibi burjuvalar ve toprak sahipleri yer
almıştır. İki kesim arasında denge sağlayacak bir orta sınıf veya kurum
bulunmamaktadır.
Köylülerin toprak reformu, işçilerin ise grev ve toplu
sözleşme talepleri aristokrasi ile burjuvazinin çıkarlarına takılmıştır.
Köy papazı Rasputin
Tahtın hemofili hastası varisi Alexei'i psikolojik
telkinlerle iyileştirmesi, Çar ve Çariçe'nin ona bağımlı hale gelmesine yol
açmıştır.
1904 Rus-Japon Savaşı'nda Rus ordusu hezimete uğramış; bu
mağlubiyet ekonomik çöküşü derinleştirerek rejimin zayıflıklarını ortaya
çıkarmıştır.
Kanlı Pazar
1905 yılına gelindiğinde grevci işçi sayısı üç milyonu
aşmış, ekonomik talepler siyasi huzursuzluğa dönüşmüştür.
Binlerce silahsız işçi, aileleriyle birlikte Çar'a insani ve
anayasal talepler içeren bir dilekçe sunmak üzere Kışlık Saray'a yürümüştür.
22 Ocak 1905 Pazar günü saraya yürüyen silahsız kitle,
askeri birliklerin yaylım ateşiyle karşılaşmış; binlerce insan ölmüş ve
yaralanmıştır. Bu katliam, halkın Çar'a olan son inancını da yok etmiştir.
Troitsky Köprüsü'nün üstündeki askeri birlikler, hiçbir
sebep olmadan rastgele ve çılgınca ateş ediyorlardı.
Her Yerde Ayaklanma
Katliamın ardından grevler tüm Rusya'ya, sanayi
merkezlerine, azınlık bölgelerine ve köylere yayılmıştır. Ekim 1905'te genel
greve dönüşen hareket, ülkedeki ulaşım ve haberleşmeyi tamamen durdurmuştur.
Grevleri yönetmek ve temsil sağlamak amacıyla işçiler
tarafından bağımsız "Sovyet" (kurul/şura) organları oluşturulmuştur.
Başlangıçta siyasi bir niteliği olmayan bu yapılar,
ilerleyen süreçte Bolşeviklerin kontrolüne geçerek devrimin ana organı haline
gelir.
Anayasa'ya Sarılmış Kırbaç
Çar'ın ilan ettiği "Ekim Bildirisi" temel hak ve
hürriyetleri, genel seçimi ve Duma'nın onay yetkisini vaat etmiştir. Ancak bu
bildiri radikal devrimcileri tatmin etmemiş; Troçki ve Lenin bildirinin
kitleleri pasifleştirmek için atılmış samimiyetsiz bir adım olduğunu
savunmuştur.
Rejim ve polis tarafından desteklenen aşırı milliyetçi
"Kara-Yüzler" gibi grup ve milisler türemiş; işçilere, azınlıklara ve
özellikle Yahudilere yönelik katliam ve yağma (pogrom) eylemleri düzenlemiştir.
Ekim Bildirisi'nin yarattığı kısmi yumuşama ve işçilerin
yorulmasıyla eylemler gerilemiştir. Başbakan Witte durumu fırsat bilerek
Petersburg Sovyeti yöneticilerini tutuklatmış; ancak bu tutuklamalar ılımlı
liderleri tasfiye ederek inisiyatifi Bolşeviklere kaptırmıştır.
Tutuklamalara tepki olarak sol grupların çağrısıyla
Moskova'da genel grev ve ardından silahlı barikat savaşları patlak vermiştir.
Moskova Dersleri
Bolşevikler ordunun ve halkın içine yayılan yoğun propaganda
broşürleri ve afişlerle iktisadi grevleri silahlı ayaklanmaya dönüştürdü.
Moskova'da gerilla tarzı çatışma taktikleri uygulandı.
Lenin’e göre / Eğer 1905'in genel provası olmasaydı 1917
Ekim İhtilali'nin zaferi mümkün olmazdı.
Başbakan Stolypin
Siyasi hürriyetlere karşı olup sert bir polis rejimi
uygulasa da köylüleri mülk sahibi yaparak rejime bağlamayı amaçlayan kapsamlı
bir tarım reformu başlatmıştır. Köylü desteği olmadan devrim yapılamayacağını
bilen Lenin, köylülerin mülkiyet sahibi olarak devrimci potansiyellerini
kaybetmesinden büyük korku duymuş; reform ile devrim arasında zaman karşı
amansız bir yarış yaşandığını savunmuştur. Reform sayesinde Bolşevik
İhtilali'ne kadar 2 milyon köylü ailesi toprak sahibi olmuştur.
Stolypin'in toprak reformu hem devrim imkanını
kaybedeceklerini düşünen Bolşevikleri hem de topraklarının ellerinden alınarak
devrime taviz verildiğini savunan aristokratları öfkelendirmiştir. Öte yandan
kurduğu baskıcı polis rejimi aydınları ve şehirleri rejimden koparmıştır.
Stolypin, 14 Eylül 1911'de Kiev'de Çar'ın huzurunda bir polis ajanı olan
Dimitri Bogrov tarafından öldürülmüştür. Ölümünün ardından baskı mekanizması
yetersiz yöneticilerin eline geçmiş ve süreç devrimi kışkırtmıştır.
Birinci Dünya Savaşı'nda Bolşevikler
Lenin, savaşı bir "Emperyalist Savaş" olarak
nitelemiş ve Rusya'nın zaferini değil, mağlubiyetini savunmuştur. Ona göre
Çarlık rejiminin yenilgisi orduyu ve devleti sarsarak ihtilali
kolaylaştıracaktır. Lenin "barış" yerine, milletler arası savaşın
sınıf çatışmasına dönüştürülmesini hedefleyen "İç Savaş" sloganını
öne sürmüştür. Savaş uzayıp ekonomik çöküş ve açlık arttıkça bu slogan kitleler
arasında güç kazanmıştır.
Almanya'nın zaferinin proletarya devrimini doğuracağına
inandığı için Rusya aleyhine Almanlarla iş birliği yapmıştır. Alman yönetimi de
Bolşeviklerin orduyu ve ekonomiyi felç eden ajitasyon faaliyetlerini (Parvus ve
Keskuela gibi ajanlar vasıtasıyla) mali ve lojistik açıdan desteklemiştir.
İkili İktidar
Savaş nedeniyle 14 milyon insanın silah altına alınması
üretimi düşürmüş, açlık ve karaborsayı tırmandırmıştır. Orduya katılan işçiler
başkaldırı düşüncesini askerler arasına taşımış, cephelerde çözülme
başlamıştır. Ekim-Kasım 1916'da başlayan grevler, 1917 Şubat ayında
Petersburg'da genel greve dönüşmüştür. Çar'ın karakolları bastıran kitlelere
karşı Duma'yı kapatması ve şiddete başvurması ordunun da isyana katılmasına yol
açmış ve Çarlık rejimi devrilmiştir.
Ordu, işçiler ve halkın desteğini tamamen yitiren Çar,
generallerinin de tavsiyesiyle tahttan çekilmek zorunda kalmıştır.
Duma üyeleri yönetimi sağlamak adına liberal Prens Lvov
liderliğinde "Geçici Hükümet" kurmuştur. Ancak kabinede zengin
burjuvaların yer alması ve işçi-köylü-asker topluluğunu temsil eden
Sovyetler'in (Şuralar) yeniden kurulup güçlenmesi ülkede iki başlı bir iktidar
yapısı oluşturmuştur.
Nisan 1917'de Rusya'ya dönen Lenin, "Nisan
Tezleri"ni yayımlayarak Geçici Hükümet'e kesinlikle destek verilmemesini
ve "Bütün İktidar Sovyetlere" sloganının kullanılmasını istemiştir.
Amacı; zayıf hükümeti tecrit etmek ve Bolşevikler henüz azınlıkta olsa da
Sovyet organlarını kullanarak iktidarı ele geçirmekti.
Geçici Hükümet'in savaşa devam etmek istemesine karşılık,
Lenin'in "tazminatsız, ilhaksız barış" vaadi, yorulmuş askerleri ve
halkı Bolşeviklere ve Sovyetler'e yaklaştırmıştır. Almanlar bu süreçte Lenin'i
"Mühürlü Tren" ile Rusya'ya taşıyıp maddi yardım sağlamıştır.
İhtilalin Arifesi
Dışişleri Bakanı Mulyikov'un Rusya'nın savaşa devam
edeceğini ve İstanbul'u alma hedefini açıklaması, savaştan bıkan kitlelerin
büyük tepkisine yol açmıştır. Bolşevikler ve cepheden dönen Troçki'nin etkili
hitabeti bu durumu hükümeti zayıflatmak için büyük bir fırsat olarak
kullanmıştır.
Haziran 1917'deki Galiçya Taarruzu'nun ağır bir hezimetle
sonuçlanması üzerine Petrograd işçileri ve askerleri yeniden isyan etmiştir.
Olayların ardından hükümet Bolşevik liderlerin
tutuklanmasına karar vermiş; Lenin Finlandiya'ya kaçarken Troçki
tutuklanmıştır. Ancak derin ekonomik çöküş, enflasyon ve kıtlık halkı tamamen
Bolşeviklerin "ekmek, barış ve toprak" sloganının arkasında
birleştirmiş, Petrograd ve Moskova Sovyet seçimlerini Bolşevikler kazanmıştır.
Başkomutan General Kornilov,
ordudaki çözülmeyi ve Bolşevik etkisini bitirmek amacıyla askeri bir darbe
planladı.
Başbakan Kerenski ile ters düşen Kornilov, 24 Ağustos
1917'de ordusuyla Petrograd'a yürümüştür. Kornilov'un tüm sol grupları tehdit
eden tutumu, Menşevik ve Sosyal Devrimcileri de Bolşeviklerle iş birliğine
zorlamıştır.
Geçici Hükümet'in çaresiz kalması üzerine Bolşevikler
"devrimi korumak" gerekçesiyle işçileri ve Sovyetleri meşru olarak
silahlandırmıştır.
Kornilov'un güvendiği birliklerin bulunduğu trenler,
işçilerin grevleri ve sabotajları yüzünden ilerleyememiştir. Trenlerde bekleyen
askerler Bolşevik ajitatörlerin propagandasıyla ikna edilmiş ve darbe tek
kurşun atılmadan çökertilmiştir. Bu süreç Bolşevikleri ellerinde silah olan en
güçlü yapı haline getirmiştir.
YEDİNCİ BÖLÜM: İHTİLAL EĞİTİMİ
Sağ Gösterip Sol Vurmak
Kornilov’un darbe girişimi sonrasında Bolşevikler, toplumda
çok güçlü bir "sağ darbe / karşı-ihtilal" algısı ve korkusu
yaratmışlardır. Yürütülen bu etkili ajitasyon sonucunda hükümet güçsüzleşirken,
Bolşevikler kitleler üzerindeki etkilerini artırmıştır.
Kerenski, tedbir olarak Petrograd garnizonunu cepheye
nakletmek istediğinde; Troçki ve Bolşevikler askerlerin cepheye gitmek
istemeyişini "hükümet başkenti savunmasız bırakıyor" propagandasıyla
devrimci bir amaç altında birleştirmiştir. Askerler ile işçiler arasında güçlü
bir ittifak kurulmuş, hükümet ise garnizon üzerindeki yetkisini tamamen
kaybetmiştir.
Bolşevik Darbesi
Lenin, Finlandiya'daki saklanma yerinden Merkez Komitesi'ne
sürekli darbe emri vermiştir. Komitede Kamenev ve Zinoviev’in
"macera" diyerek karşı çıkması üzerine Lenin istifa resti çekmiş,
ardından gizlice Petrograd'a gelerek sabaha kadar süren toplantıda komiteyi
ikna etmiştir.
Smolni Enstitüsü harekat merkezi yapılmış; eski subay
Antonov Ovseyenko detaylı bir şehir işgal planı hazırlamıştır.
Asıl vurucu güç olarak yıllarca teori ve ideolojiyle
yetiştirilmiş Kızıl Muhafızlar (milisler) seçilmiştir.
Telgrafhane, demiryolları, elektrik santralleri ve Merkez
Bankası gibi kritik noktalar 24 Ekim gecesi kansız bir şekilde ele
geçirilmiştir.
Kerenski kaçmış; Harp Okulu öğrencileri ve kadın taburunun
savunduğu Kışlık Saray basılarak bakanlar tutuklanmış, iktidar Sovyetler adına
ele geçirilmiştir.
Brest-Litovsk Barışı
İktidara geldikten sonra Troçki başkanlığındaki heyet
Almanya ile barış masasına oturmuş, Almanların şartlarını kabul edip anlaşmayı
imzalamıştır.
12-14 Kasım 1917'de yapılan genel seçimlerde Bolşevikler
oyların yalnızca %25'ini alabilmiş; köylülerin desteklediği Sosyal-Devrimciler
ise %58 ile ezici bir zafer kazanmıştır. Halk desteğini kaybettiğini gören
Lenin, demokratik olarak seçilen Kurucu Meclis'i zorbalık ve silah gücüyle
feshederek tek parti diktatörlüğünü ilan etmiştir.
Düşünen Giyotin
Maksim Gorki'nin "düşünen bir giyotin" olarak
tanımladığı Lenin, terörü sınırsız, kanunsuz ve merhametsiz bir devlet
politikası haline getirmiştir.
7 Aralık 1917’de "Karşı-Devrim ve Sabotajla Mücadele
Olağanüstü Komisyonu" (ÇEKA) kurulmuş; başına merhametsizliğiyle bilinen
Feliks Çerzinski getirilmiştir. ÇEKA; yargılama olmaksızın kurşuna dizmeler,
toplu sürgünler ve her türlü muhalifi imha etme yetkisiyle Bolşevik rejiminin
kanlı kırbacı olmuştur.
Lenin, diğer sol partileri ve muhalifleri tasfiye etmek için
provokasyonlardan da yararlanmıştır. Sosyal-Devrimci Parti'yi "isyan"
kılıfıyla bir hafta içinde kanlı bir şekilde imha etmiştir.
Azınlık Terörü
Lenin, Marksizm’i Rus siyasi gelenekleriyle sentezleyerek
Neçayef ve Tkaçev’in ihtilalci fikirlerini sisteme dahil etmiştir. Çarlık
otokrasisindeki "Çar Baba" anlayışının yerini "Proletaryayı
temsil eden Merkez Komitesi otokrasisi" almıştır.
Bolşevik baskısına karşı Kolçak, Denikin ve Wrangel gibi
generallerin öncülüğünde kurulan Beyaz Ordu ile Kızıl Ordu arasında kanlı bir
iç savaş yaşandı.
Bolşevikler Rus olmayan uluslara (özellikle Türkistan
halklarına) "kendi kaderini tayin hakkı" ve "şeriat
mahkemeleri" vaat ederek desteklerini almıştır. Beyazlar ise "Tek ve
Bölünmez Rusya" söylemiyle bu grupları itmiştir.
"Proletarya Diktatörlüğü" sloganıyla iktidara
gelen Bolşevikler, iktidarı sağlamlaştırdıktan sonra işçi sınıfının haklarını
elinden aldı.
5 Ocak 1918 / Kurucu Meclis’in Bolşeviklerce kapatılmasını
protesto etmek ve oy haklarını savunmak için sokaklara çıkan silahsız fabrika
işçileri, Bolşevik birlikleri tarafından ihtar yapılmaksızın kurşuna
dizilmiştir.
İşçi Muhalefeti
1920'de Şlyapnikov ve Aleksandra Kollontay öncülüğünde
kurulan İşçi Muhalefeti, ekonominin ve üretimin yönetiminin doğrudan işçi
sendikalarına devredilmesini savunmuştur.
Lenin Mart 1921’deki 10. Kongre’de parti içi tüm muhalefeti
ve farklı sesleri tamamen yasaklamıştır.
SEKİZİNCİ BÖLÜM: KOMÜNİST İHTİLALİ
Lenin'in Terör Mirası
Bolşevizm, ideolojik özü gereği terörü bir yöntem ve
"kahramanlık" olarak benimsemiştir. Fransız Jakobenizmi ve Alman
Nazizmi ile benzer bir "iki renkli dünya" (dost-düşman) anlayışına
dayanır.
Lenin döneminde kurulan terör mekanizması muhalif tüm
toplumsal grupları ezmiştir.
Stalin, parti
bürokrasisini kullanarak Troçki’yi önce sürgüne göndermiş, ardından Komintern
aracılığıyla "faşist/Amerikan ajanı" ilan ettirmiş ve Meksika'da bir
suikastla öldürtmüştür.
Sol Bolşevikler (Troçki, Kamenev, Zinoviev): Aşırı hızlı
sanayileşmeyi ve kaynak aktarımı için köylülerin baskı altına alınmasını
savunmuşlardır.
Sağ Bolşevikler (Buharin): Köylünün ezilmesinin kıtlığa yol
açacağını belirterek dengeli kalkınmayı savunmuşlardır.
Stalin'in önce "sağ kanat" ile birleşip "sol
kanadı" (Troçki, Kamenev, Zinoviev) tasfiye etmiş; ardından "sol
kanat" söylemlerini benimseyerek "sağ kanadı" (Buharin) yok
etmiştir.
1 Aralık 1934'te Leningrad Parti Sekreteri Sergey Kirov’un
öldürülmesi, Stalin tarafından tüm parti içi muhalefeti yok etmek için bir
provokasyon olarak kullanılmıştır.
Buharin, Kamenev ve Zinoviev gibi ihtilal liderleri ağır
fiziki/psikolojik işkencelerle "vatan haini" ve "faşist
ajanı" olduklarını itiraf etmeye zorlanmıştır.
Kruşçev’in "Gizli Nutuk"ta açıkladığı verilere
göre:
Merkez Komitesi: Seçilen 139 üyenin 98’i (%70) kurşuna
dizilmiştir.
Kongre Delegeleri: 1.966 delegeden 1.008'i tutuklanmış veya
öldürülmüştür.
Stalin terörü sadece yetişkinleri değil, çocukları da hedef
almıştır. Çıkarılan özel bir kanunla 12 yaşındaki çocukların reşit insanlarla
aynı cezalara (idam dahil) çarptırılmasının önü açılmıştır.
NKVD (Gizli Polis), tutuklanan eski Bolşevik liderlerin
"itiraf" vermesini sağlamak için çocuklarını kaçırmış ve öldürmekle
tehdit etmiştir.
Rus Tarihsel Mirası ve Otokrasi
Rusya'da Marksizm-Leninizm'in bu derece kanlı ve otoriter
bir yapıya dönüşmesi, Rus tarihsel gelenekleri ve toplum yapısıyla doğrudan
ilişkilidir.
Çarlık döneminin despotik yönetim kültürü, Korkunç İvan ve
Demir Nikola gibi figürlerin yönetim anlayışı Bolşevik rejimi bünyesinde
yeniden hortlamıştır.
Bireysel hürriyet ve demokratik tecrübenin olmadığı bir
toplumda, birey "bütün" içinde eritilmiş; rejime mutlak itaat esasa
bağlanmıştır.
Ekonomik Model
Lenin’in 15 Nisan 1919'da çıkardığı "Mecburi Çalışma
Kararnamesi" ile temelleri atılan sistem, Stalin döneminde milyonların
köleleştirildiği GULAG Çalışma Kamplarına dönüşmüştür.
Kırım Türkleri, Volga Almanları, Ahıska Türkleri ve Çeçenler
binlerce yıllık yurtlarından Sibirya ve Orta Asya bozkırlarına sürülmüştür.
DOKUZUNCU BÖLÜM: IRKÇI TERÖRİZM
Kanlı Bir Çağ
Tarih boyunca ezilen ve hak arayışına çıkan
("Promete"leşen) aktörlerin, iktidarı ele geçirdiklerinde
seleflerinin zalimane yöntemlerini benimseyerek otoriterleşmeleri
("Sezar"laşmaları) medeniyet krizinin temel özetidir.
Hitler'in iktidara gelişinde, Alman toplumsal ve kültürel
yapısındaki tarihsel birikimler ile I. Dünya Savaşı sonrası oluşan
sosyo-ekonomik çöküş eşzamanlı olarak rol oynamıştır.
Hitler, siyasi mücadelesini yalnızca doktriner bir
propaganda üzerinden değil, kitlelerin "şuuraltı" dürtülerine
seslenen görsel ve mistik semboller aracılığıyla yürütmüştür.
Bireysel kimliğini kaybetmiş veya ekonomik güvensizlik
yaşayan kitleler, dev üniforma geçitleri ve bayrak törenlerinde bir
"bütünün parçası" olarak varlık bulmuş, kendi iradelerini
"Führer" mitine teslim etmişlerdir.
Birahane Darbesi (Münih)
8-9 Kasım 1923 / Hitler ve General Ludendorff’un Bavyera
hükümetini devirme girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Hitler tutuklandı ve
hapiste Kavgam (Mein Kampf) kitabını kaleme aldı.
Dawes Planı
1924 – 1928 / Stresemann'ın dış politikası ve Dr. Schacht'ın
maliye reformlarıyla Almanya ekonomik refaha ulaştı; radikal partilerin
(NSDAP/KPD) oyları dip yaptı.
Büyük Buhran
Ekim 1929 / Wall Street’in çöküşüyle Almanya’ya gelen
krediler kesildi, sanayi çöktü ve kitlesel işsizlik "hürriyetten
kaçış" psikolojisini tetikledi.
14 Eylül 1930
Ekonomik krizin etkisiyle NSDAP milletvekili sayısını 12'den
107'ye çıkararak Reichstag'ın en büyük ikinci partisi oldu.
Şansölye Hitler
30 Ocak 1933 / Seçim başarıları ve muhafazakar iktidar
elitlerinin desteğiyle Hitler şansölyelik makamına getirildi; Weimar
Cumhuriyeti sona erdi.
Lider (Führer), yanılmaz bir figür ve adeta mistik bir
kurtarıcı olarak görülür. Hukuk ve karar alma mekanizmaları tamamen liderin
iradesine ve "Führer ne düşünürdü?" sorusuna endekslenmiştir.
"Nazi Fiziği", "Cermen İlmi" gibi
ideolojik kavramlar türetilmiş; Albert Einstein ve izafiyet teorisi gibi
bilimsel gelişmeler "Yahudi etkisi" gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu
durum, nitelikli bilim insanlarının ülkeden kaçışına veya tasfiyesine yol
açmıştır.
Yargı bağımsızlığı yok edilmiş, yargıçlar Hitler’e sadakat
yemini etmiştir. S.A. ve S.S. gibi paramiliter yapılar aracılığıyla toplumsal
muhalefet ve parti içi klikler (örneğin Strasser kanadı ve Röhm) kanlı bir
şekilde tasfiye edilmiştir.
Totalitarizm ve Şiddet Felsefesi
Totaliter rejimlerin (Hitler, Stalin, Robespierre) ortak
özelliği, ahlaki ve dini değerleri reddederek kendi güç ve ırk/sınıf
mistisizmlerini ilahlaştırmalarıdır. Bunun en somut örneği, yıllarca birbirine
düşman olan Hitler ve Stalin'in çıkarları doğrultusunda bir gecede imzalandığı
Hitler-Stalin Paktı'dır.
Barbarossa Harekatı
Rusya'nın işgali sırasında (Barbarossa Harekatı), Stalin
baskısından bıkmış olan Rus, Ukraynalı ve Kırım Türkleri, Alman ordusunu ilk
başta bir "kurtarıcı" gibi çiçeklerle ve ikramlarla karşılamıştır.
Ancak Nazilerin Slavları ve Cermen olmayan halkları
"aşağı ırk" (Untermensch) olarak görmesi, Himmler ve Reich
komiserlerinin sivil halka uyguladığı köleleştirme ve vahşet politikaları, bu
halkları tekrar Stalin'in etrafında birleştirmiş ve partizan savaşlarını
başlatmıştır.
Dr. Schacht yönetimindeki Nazi ekonomisi, Keynesyen
ilkelerin harp ekonomisine uygulanmasından ibarettir. İşçi hakları ve
sendikalar feshedilmiş, "tereyağı yerine top" politikasıyla halkın
yaşam standardı ve Volkswagen gibi imkanlar artırılsa da aslan payı savaş
tröstlerine gitmiştir.
Tarihsel perspektif göstermektedir ki; şiddet bir zorunluluk
değil, istikrarsızlığın bir sonucudur.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder