Alexander
Mitscherlich - Barış Düşüncesi ve Saldırganlık -
Notlar
Sosyo-Psikanalitik Bir Deneme
Mütercim: Hüsen Portakal, 3. Basım, Cem Yayınları, 2010
Birinci Bölüm - Saldırganlık: Sorunun Güncel Yaşam İçinde İncelenmesi
Saldırgan bir davranışın kendini kolayca, şiddetle ve hızla dışa
vurması, insana özgü tüm nitelikleri oluşturur.
Saldırganlık yüzeysel eylemlerle anlaşılamaz.
Saf bir saldırganlık ya da cinsellik dürtüsü yoktur; ikisi
bir arada işler. Saldırganlık ve iç gerilimi dışa vurma gereksinimi
(etkinlik/süblimasyon), cinsel enerjinin amaçlarına ulaşmasında bir araç görevi
görür.
Askerler ya da bireyler, hiç tanımadıkları veya kişisel bağ
kurmadıkları "düşman" imgesine nesneleştirilmiş ölümcül bir kin
besleyebilirler. Bu durum, eleştirel aklı devre dışı bırakır ve tepisel
arzuların doyurulmasına hizmet eder.
Saldırganlığın tarihsel ve ilkel boyutunda bir
toprağı/bölgeyi koruma ve hakimiyet kurma amacı yatar.
İnsan saldırganlığı dışa yöneltemediğinde kendi Ben'ine
yönelterek öz-yıkıcı (mazoşist) davranışlar sergileyebilir.
Askeri eğitim ve ideolojik şartlandırmalar; bireyin
vicdanını (Üstben) baskılayıp suçluluk duygusunu bastırarak onu bir
"öldürme makinesine" dönüştürebilir. Düşmanı değersizleştirmek ya da
otoriteye mutlak boyun eğmek, bu yıkıcı enerjiyi serbest bırakır.
Saldırganlık sadece yıkıcılık değildir; kas hareketi,
mücadele ve bir işi başarma arzusu da saldırganlık enerjisinden beslenir.
İnsan, saldırganlık ve cinsellik tepilerini yapıcı bir
şekilde birleştirebildiği ölçüde sanat, bilim, teknik ve araç kullanımı gibi
toplumsal/üretken alanlara (yüceltme) yönelir.
İkinci Bölüm - Saldırganlık ve Uyum
Uyumun Gerekleri ve Birbiriyle Çakışması
Sanayileşme, kentleşme ve hızlı teknik gelişmeler, bireyleri
hazırlıksız oldukları yeni yaşam koşullarına uyum sağlamaya zorladı.
Geleneksel yapıların çözülmesi ve kurumların (örn. Kilise)
özgürlükleri kısıtlayan tutumları, bireyde içsel baskıyı artırarak
saldırganlığı besledi.
Saldırganlığın iki türü
Birincil Gereksinim (Yoksunluk): Acı ve engellenmelerin
birikmesi sonucu doğan saldırganlık.
Tepisel Saldırganlık: Tehlikeye (veya algılanan tehdide)
verilen yanıt.
Benlik (Ego) tehdit hissettiğinde veya içsel saldırgan
gereksinimlerini ahlakla uzlaştıramadığında paranoid bir savunma mekanizması
geliştirir. İçteki karanlık/tehdit edici dürtüler dışarıdaki yabancı gruplara,
azınlıklara veya "günah keçilerine" (örneğin gettolara kapatılan
gruplara) yansıtılır.
Saldırganlığın Niteliği Üzerine
Saldırganlık ile cinsel tepiler (Eros) başlangıçta karmaşık
bir biçimde iç içedir.
Örgütlenmemiş (Erken) Saldırganlık: Çocukluktaki dağınık,
nesnesiz ve yönlendirilmemiş eylemler.
Örgütlü Saldırganlık: Ergenlik ve yetişkinlikle birlikte
belirli bir amaca, nesneye veya etkinliğe (aktiviteye) yönelmiş eylemler.
Doğal dürtülerin bastırılması, nevroza ve kontrolsüz bir
saldırganlığa yol açar. Bu durum teknik gelişimi hızlandırsa da toplumsal
ilgisizliği, aşırı mülkiyet hırsını ve "zayıf olanı" (çocukları,
azınlıkları) ezmeyi doğurur.
Hastanede doğumlar, çekirdek aileleşme, daralan oyun
alanları, ebeveynlerin iş nedeniyle evden uzak kalması ve mekanik oyuncaklar;
çocuğun alması gereken doğal sevecenliği ve duygu uyarımını engeller.
Yeterli sevecenlik ve ilişki bulamayan çocuk, birincil
narsistik evrede takılı kalır.
Kendiliğindenlik ve Zıt-Değerlilik
İnsanda hayvanlardan farklı olarak merakı ve yaratıcılığı
besleyen bir "fazla tepi" yükü bulunur.
Kendiliğindenlik, bireyin uyarılar karşısında birleştirme ve
süblimasyon (yüceltme) yollarını seçme özgürlüğüdür.
Benlik (Ego) ne kadar katı savunma mekanizmaları
geliştirirse, esnekliğini ve kendiliğindenliğini o kadar yitirir.
Uyum ve Uygunluk
Edilgin Uyum (Boyun Eğme): Bireyin dış dünyanın ve teknik
uygarlığın taleplerine koşulsuz, savunmasız ve pasif bir şekilde teslim
olmasıdır. Bu durum özgürleşmeyi değil, otoriteye bağımlılığı ve nesneleşmeyi
getirir.
Etkin Uyum (Özümsediğimiz Uyum): Bireyin yalnızca çevreye
uyması değil; dış dünyayı kendi gereksinimlerine göre dönüştürmesi, sindirmesi
ve değiştirmesidir (işçi sınıfının hak arayışı mücadelesi örneğinde olduğu
gibi). Etkin uyum, kaçınılmaz olarak güç, gerilim ve saldırganlık unsurları
içerir.
Birlikte Varoluşun Yıkımı
Saldırganlık toplumsal yaşamda kaçınılmazdır. Kimi zaman
İngiliz "gentleman" örneğindeki gibi ironi, mizah ve öz-denetimle
benliğin hizmetine sokulurken; kimi zaman da denetim mekanizmaları çöktüğünde
yıkıcı bir boyuta ulaşır.
Savaş sonlarında (1944-45 Almanya örneği) görüldüğü gibi,
kitleler gerçekliği değerlendirme yetisini yitirdiğinde, Ben (Ego) usdışı
yıkıcılığı meşrulaştırmak için yanılsamalara sığınır.
Freud'un mitolojik/çalışma varsayımı olarak nitelendirdiği
"Eros" (yaşam/cinsel enerji/Libido) ve "Yıkım Dürtüsü"
(Ölüm/Destrudo/Mortido), insanın temel enerji kökleridir.
Sağlıklı bir psikolojik gelişim ve uyum için bu iki dürtünün
birleşmesi (bireşimi) gerekir.
Eros Başat Olduğunda: Saldırganlık yapıcı bir güce,
yaratıcılığa veya dış nesneyi koruyan bir kararlılığa dönüşür.
Destrudo Başat Olduğunda: Cinsel/sevgi enerjisi yıkımın
hizmetine girer; bu da sapkınlıklara, sosyopatiye ve nesneye zarar verme
eğilimine yol açar.
Başarısız Uyum
Dıştan Belirlenmiş / Kaçınan / Edilgin Tip
(Şizofrenik/Kompülsif Tepki):
Kendi içindeki bastırılmış saldırganlığı dışarıya yansıtır.
Dış dünyayı son derece tehditkar ve saldırgan görür;
otoriteden, çatışmadan ve babayı temsil eden figürlerden kaçar.
Aşırı duyarlıdır, edilgin bir boyun eğme gösterir (David
Riesman'ın dıştan belirlenmiş insanı).
Körlemesine Meydan Okuyan / Kavga Edegen Tip:
İçsel kaygısını ve gerilimini dışarıya kontrolsüz
patlamalarla aktarır.
Otoriteyle sürekli kavga halindedir ancak bu eylem planlı ve
örgütlü bir etkinlikten yoksun olduğu için gerçek bir özgürlük veya değişim
yaratmaz.
Gerçek ve başarılı bir uyum, yalnızca dış çevreye uymak ya
da içsel dürtüleri bastırmak değil; bireyin kendi bağımsız düşünme yetisine
uyum sağlamasıdır.
Öz-kurtuluş, körü körüne patlayan bir eylemle değil;
tabuları ve kalıpları önce düşüncede aşan, ardından bilinçli olarak hayata
geçirilen eylemlerle mümkündür.
Eğitmek, yönetmek ve düzeltmek hiçbir zaman kusursuz
yürütülemez. Bu nedenle toplumda "tam uyumlu/kibar" tipler ile
"uyumsuz/zararlı" tipler her zaman bir arada bulunacaktır.
Batı toplumları kendi içlerinde uyumlu ve "kibar"
görünürken, dışarıda (sömürgelerde) büyük bir yıkıcılık ve yağmacılık
sergilemişlerdir.
Üçüncü Bölüm - İnsanın Kan Dökücülüğü Üzerine Tezler
Uygarlık ve dinler şiddeti engellemede başarısız oldu
20. yüzyıl, tüm büyük ahlak sistemlerine rağmen bir
"işkence yüzyılı" olmuştur.
Tarih boyunca kitleler ve ülkeler "en yüksek
erdemler", "kutsal ilkeler" veya "ulusal çıkarlar"
adına yakılıp yıkılmıştır. Yasakçı ahlak, yıkma eylemini yüce kavramların
arkasına saklayarak meşrulaştırır.
İnsanın kan dökücülükten ve yıkım hazzından vazgeçmesinin
tek yolu, bu arzunun kendi içindeki varlığını dürüstçe algılaması ve bilincine
varmasıdır.
Dördüncü Bölüm - Barış Düşüncesi ve İnsanın Saldırganlığı
İnsanlar görünürde barışı arzulasa da, evrensel ve mutlak
bir barış düzeninden bilinçaltı düzeyinde korkarlar. Çünkü ortak saldırganlığın
dışavurum olanağının tümüyle ortadan kalkması, psiko-tarihsel deneyimler
nedeniyle bilinçaltında savunmasız kalma ve tehdit olarak algılanır.
İnsanlar kendi eylemlerinde saldırganlığı neredeyse hiç
görmezler. Kendi saldırganlığımız ya "haklı bir ceza" ya da "iyi
niyetli bir savunma" olarak algılanır. Saldırgan eğilimler bilince çıktığı
anda barışçı arzuları kovarlar.
İnsanın kendi çıkarları tehlikeye girdiğinde birincil
narsistik ölçüsüzlükleri (yalnızca kendine duyduğu sevgiyi) öne çıkar ve
eşitlik duygusu kolayca bozulur.
Kavga / Fiziksel/zihinsel yarışma, hak arayışı ve toplumsal
ilerleme amaçlı mücadeledir.
Savaş / Doğrudan insanları öldürme ve türdeşini yok etme
eğilimi taşır. Saçma, yıkıcı ve akla düşmandır.
Günlük yaşamda entegre edilemeyen saldırganlık potansiyeli,
hükümetler tarafından kışkırtma ve savaş propagandasıyla kolayca
yönlendirilebilir.
Savaşa Götüren Yol
1. Saldırgan Tepi Donanımı: İnsanın yıkıcı eylemlere ve
intihara yol açan doğuştan gelen saldırganlık tepisi.
2. Toplumsal Bastırma ve Tepisel Artış: Bireyin toplumsal
yaşamda tepisel doyumunun ancak az bir kısmını yaşayabilmesi; geri kalan
isteklerin bastırılması (yadsıma, içte itme). Ego, Süperego ve İd arasındaki
çatışmaların toplumsal sömürüye zemin hazırlaması.
3. Saldırganlığın Kurumlarca Organize Edilmesi: Hükümetlerin
ve egemen güçlerin, halkın içinde biriken bu bastırılmış saldırgan tepileri
propaganda ile yönlendirip "orgastik" bir uyarılma derecesine
ulaştırarak kendi siyasi amaçları (savaşlar) için araçsallaştırması.
Zorla benimsetilecek evrensel bir hukuk düzeni veya
"Teknolojik Dünya Devleti", çatışmaları engelleyebilir fakat bu durum
"terörle sağlanan bir mezarlık huzuruna" ve insan özgürlüğünün/öz
varlığının tamamen yitirilmesine yol açabilir.
Hükümetler ve silah sanayii gibi çıkar grupları, toplumsal
kaygı ve saldırganlığı kendi güçlerini sürdürmek için planlı bir şekilde
yönlendirmektedir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder