2 Haziran 2026 Salı

Alexander Mitscherlich - Barış Düşüncesi ve Saldırganlık - Notlar

Alexander Mitscherlich - Barış Düşüncesi ve Saldırganlık - Notlar

Sosyo-Psikanalitik Bir Deneme

Mütercim: Hüsen Portakal, 3. Basım, Cem Yayınları, 2010

 

Birinci Bölüm - Saldırganlık: Sorunun Güncel Yaşam İçinde İncelenmesi

Saldırgan bir davranışın kendini kolayca, şiddetle ve hızla dışa vurması, insana özgü tüm nitelikleri oluşturur.

 

Saldırganlık yüzeysel eylemlerle anlaşılamaz.

Saf bir saldırganlık ya da cinsellik dürtüsü yoktur; ikisi bir arada işler. Saldırganlık ve iç gerilimi dışa vurma gereksinimi (etkinlik/süblimasyon), cinsel enerjinin amaçlarına ulaşmasında bir araç görevi görür.

 

Askerler ya da bireyler, hiç tanımadıkları veya kişisel bağ kurmadıkları "düşman" imgesine nesneleştirilmiş ölümcül bir kin besleyebilirler. Bu durum, eleştirel aklı devre dışı bırakır ve tepisel arzuların doyurulmasına hizmet eder.

 

Saldırganlığın tarihsel ve ilkel boyutunda bir toprağı/bölgeyi koruma ve hakimiyet kurma amacı yatar.

 

İnsan saldırganlığı dışa yöneltemediğinde kendi Ben'ine yönelterek öz-yıkıcı (mazoşist) davranışlar sergileyebilir.

 

Askeri eğitim ve ideolojik şartlandırmalar; bireyin vicdanını (Üstben) baskılayıp suçluluk duygusunu bastırarak onu bir "öldürme makinesine" dönüştürebilir. Düşmanı değersizleştirmek ya da otoriteye mutlak boyun eğmek, bu yıkıcı enerjiyi serbest bırakır.

 

Saldırganlık sadece yıkıcılık değildir; kas hareketi, mücadele ve bir işi başarma arzusu da saldırganlık enerjisinden beslenir.

İnsan, saldırganlık ve cinsellik tepilerini yapıcı bir şekilde birleştirebildiği ölçüde sanat, bilim, teknik ve araç kullanımı gibi toplumsal/üretken alanlara (yüceltme) yönelir.

 

 

İkinci Bölüm - Saldırganlık ve Uyum

Uyumun Gerekleri ve Birbiriyle Çakışması

Sanayileşme, kentleşme ve hızlı teknik gelişmeler, bireyleri hazırlıksız oldukları yeni yaşam koşullarına uyum sağlamaya zorladı.

Geleneksel yapıların çözülmesi ve kurumların (örn. Kilise) özgürlükleri kısıtlayan tutumları, bireyde içsel baskıyı artırarak saldırganlığı besledi.

 

Saldırganlığın iki türü

Birincil Gereksinim (Yoksunluk): Acı ve engellenmelerin birikmesi sonucu doğan saldırganlık.

 

Tepisel Saldırganlık: Tehlikeye (veya algılanan tehdide) verilen yanıt.

 

Benlik (Ego) tehdit hissettiğinde veya içsel saldırgan gereksinimlerini ahlakla uzlaştıramadığında paranoid bir savunma mekanizması geliştirir. İçteki karanlık/tehdit edici dürtüler dışarıdaki yabancı gruplara, azınlıklara veya "günah keçilerine" (örneğin gettolara kapatılan gruplara) yansıtılır.

 

Saldırganlığın Niteliği Üzerine

Saldırganlık ile cinsel tepiler (Eros) başlangıçta karmaşık bir biçimde iç içedir.

Örgütlenmemiş (Erken) Saldırganlık: Çocukluktaki dağınık, nesnesiz ve yönlendirilmemiş eylemler.

Örgütlü Saldırganlık: Ergenlik ve yetişkinlikle birlikte belirli bir amaca, nesneye veya etkinliğe (aktiviteye) yönelmiş eylemler.

 

Doğal dürtülerin bastırılması, nevroza ve kontrolsüz bir saldırganlığa yol açar. Bu durum teknik gelişimi hızlandırsa da toplumsal ilgisizliği, aşırı mülkiyet hırsını ve "zayıf olanı" (çocukları, azınlıkları) ezmeyi doğurur.

 

Hastanede doğumlar, çekirdek aileleşme, daralan oyun alanları, ebeveynlerin iş nedeniyle evden uzak kalması ve mekanik oyuncaklar; çocuğun alması gereken doğal sevecenliği ve duygu uyarımını engeller.

Yeterli sevecenlik ve ilişki bulamayan çocuk, birincil narsistik evrede takılı kalır.

 

Kendiliğindenlik ve Zıt-Değerlilik

İnsanda hayvanlardan farklı olarak merakı ve yaratıcılığı besleyen bir "fazla tepi" yükü bulunur.

Kendiliğindenlik, bireyin uyarılar karşısında birleştirme ve süblimasyon (yüceltme) yollarını seçme özgürlüğüdür.

Benlik (Ego) ne kadar katı savunma mekanizmaları geliştirirse, esnekliğini ve kendiliğindenliğini o kadar yitirir.

 

Uyum ve Uygunluk

Edilgin Uyum (Boyun Eğme): Bireyin dış dünyanın ve teknik uygarlığın taleplerine koşulsuz, savunmasız ve pasif bir şekilde teslim olmasıdır. Bu durum özgürleşmeyi değil, otoriteye bağımlılığı ve nesneleşmeyi getirir.

 

Etkin Uyum (Özümsediğimiz Uyum): Bireyin yalnızca çevreye uyması değil; dış dünyayı kendi gereksinimlerine göre dönüştürmesi, sindirmesi ve değiştirmesidir (işçi sınıfının hak arayışı mücadelesi örneğinde olduğu gibi). Etkin uyum, kaçınılmaz olarak güç, gerilim ve saldırganlık unsurları içerir.

 

Birlikte Varoluşun Yıkımı

Saldırganlık toplumsal yaşamda kaçınılmazdır. Kimi zaman İngiliz "gentleman" örneğindeki gibi ironi, mizah ve öz-denetimle benliğin hizmetine sokulurken; kimi zaman da denetim mekanizmaları çöktüğünde yıkıcı bir boyuta ulaşır.

 

Savaş sonlarında (1944-45 Almanya örneği) görüldüğü gibi, kitleler gerçekliği değerlendirme yetisini yitirdiğinde, Ben (Ego) usdışı yıkıcılığı meşrulaştırmak için yanılsamalara sığınır.

 

Freud'un mitolojik/çalışma varsayımı olarak nitelendirdiği "Eros" (yaşam/cinsel enerji/Libido) ve "Yıkım Dürtüsü" (Ölüm/Destrudo/Mortido), insanın temel enerji kökleridir.

Sağlıklı bir psikolojik gelişim ve uyum için bu iki dürtünün birleşmesi (bireşimi) gerekir.

Eros Başat Olduğunda: Saldırganlık yapıcı bir güce, yaratıcılığa veya dış nesneyi koruyan bir kararlılığa dönüşür.

Destrudo Başat Olduğunda: Cinsel/sevgi enerjisi yıkımın hizmetine girer; bu da sapkınlıklara, sosyopatiye ve nesneye zarar verme eğilimine yol açar.

 

Başarısız Uyum

Dıştan Belirlenmiş / Kaçınan / Edilgin Tip (Şizofrenik/Kompülsif Tepki):

Kendi içindeki bastırılmış saldırganlığı dışarıya yansıtır.

Dış dünyayı son derece tehditkar ve saldırgan görür; otoriteden, çatışmadan ve babayı temsil eden figürlerden kaçar.

Aşırı duyarlıdır, edilgin bir boyun eğme gösterir (David Riesman'ın dıştan belirlenmiş insanı).

 

Körlemesine Meydan Okuyan / Kavga Edegen Tip:

İçsel kaygısını ve gerilimini dışarıya kontrolsüz patlamalarla aktarır.

Otoriteyle sürekli kavga halindedir ancak bu eylem planlı ve örgütlü bir etkinlikten yoksun olduğu için gerçek bir özgürlük veya değişim yaratmaz.

 

Gerçek ve başarılı bir uyum, yalnızca dış çevreye uymak ya da içsel dürtüleri bastırmak değil; bireyin kendi bağımsız düşünme yetisine uyum sağlamasıdır.

Öz-kurtuluş, körü körüne patlayan bir eylemle değil; tabuları ve kalıpları önce düşüncede aşan, ardından bilinçli olarak hayata geçirilen eylemlerle mümkündür.

 

Eğitmek, yönetmek ve düzeltmek hiçbir zaman kusursuz yürütülemez. Bu nedenle toplumda "tam uyumlu/kibar" tipler ile "uyumsuz/zararlı" tipler her zaman bir arada bulunacaktır.

 

Batı toplumları kendi içlerinde uyumlu ve "kibar" görünürken, dışarıda (sömürgelerde) büyük bir yıkıcılık ve yağmacılık sergilemişlerdir.

 

Üçüncü Bölüm - İnsanın Kan Dökücülüğü Üzerine Tezler

Uygarlık ve dinler şiddeti engellemede başarısız oldu

20. yüzyıl, tüm büyük ahlak sistemlerine rağmen bir "işkence yüzyılı" olmuştur.

 

Tarih boyunca kitleler ve ülkeler "en yüksek erdemler", "kutsal ilkeler" veya "ulusal çıkarlar" adına yakılıp yıkılmıştır. Yasakçı ahlak, yıkma eylemini yüce kavramların arkasına saklayarak meşrulaştırır.

 

İnsanın kan dökücülükten ve yıkım hazzından vazgeçmesinin tek yolu, bu arzunun kendi içindeki varlığını dürüstçe algılaması ve bilincine varmasıdır.

 

Dördüncü Bölüm - Barış Düşüncesi ve İnsanın Saldırganlığı

İnsanlar görünürde barışı arzulasa da, evrensel ve mutlak bir barış düzeninden bilinçaltı düzeyinde korkarlar. Çünkü ortak saldırganlığın dışavurum olanağının tümüyle ortadan kalkması, psiko-tarihsel deneyimler nedeniyle bilinçaltında savunmasız kalma ve tehdit olarak algılanır.

 

İnsanlar kendi eylemlerinde saldırganlığı neredeyse hiç görmezler. Kendi saldırganlığımız ya "haklı bir ceza" ya da "iyi niyetli bir savunma" olarak algılanır. Saldırgan eğilimler bilince çıktığı anda barışçı arzuları kovarlar.

 

İnsanın kendi çıkarları tehlikeye girdiğinde birincil narsistik ölçüsüzlükleri (yalnızca kendine duyduğu sevgiyi) öne çıkar ve eşitlik duygusu kolayca bozulur.

 

Kavga / Fiziksel/zihinsel yarışma, hak arayışı ve toplumsal ilerleme amaçlı mücadeledir.

Savaş / Doğrudan insanları öldürme ve türdeşini yok etme eğilimi taşır. Saçma, yıkıcı ve akla düşmandır.

 

Günlük yaşamda entegre edilemeyen saldırganlık potansiyeli, hükümetler tarafından kışkırtma ve savaş propagandasıyla kolayca yönlendirilebilir.

 

Savaşa Götüren Yol

1. Saldırgan Tepi Donanımı: İnsanın yıkıcı eylemlere ve intihara yol açan doğuştan gelen saldırganlık tepisi.

 

2. Toplumsal Bastırma ve Tepisel Artış: Bireyin toplumsal yaşamda tepisel doyumunun ancak az bir kısmını yaşayabilmesi; geri kalan isteklerin bastırılması (yadsıma, içte itme). Ego, Süperego ve İd arasındaki çatışmaların toplumsal sömürüye zemin hazırlaması.

 

3. Saldırganlığın Kurumlarca Organize Edilmesi: Hükümetlerin ve egemen güçlerin, halkın içinde biriken bu bastırılmış saldırgan tepileri propaganda ile yönlendirip "orgastik" bir uyarılma derecesine ulaştırarak kendi siyasi amaçları (savaşlar) için araçsallaştırması.

 

Zorla benimsetilecek evrensel bir hukuk düzeni veya "Teknolojik Dünya Devleti", çatışmaları engelleyebilir fakat bu durum "terörle sağlanan bir mezarlık huzuruna" ve insan özgürlüğünün/öz varlığının tamamen yitirilmesine yol açabilir.

 

Hükümetler ve silah sanayii gibi çıkar grupları, toplumsal kaygı ve saldırganlığı kendi güçlerini sürdürmek için planlı bir şekilde yönlendirmektedir.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder