Lütfi
Şeyban - Endülüs - Nolar
Albaraka Yayınları, 2014
Önsöz
Artık Endülüs medeniyeti tarihe ve insanlığa mâloldu.
…bugün, insanlığa armağan ettikleri üç dev mirasla
anılıyorlar. Bunlardan birincisi Müslümanı, Yahudisi ve Hristiyanıyla birlikte
asırlar içinde ortaya koydukları toplumsal uzlaşma ile simbiyoz kültürü
convivenciadır. İkincisi, Doğu İslam ülkesinde yükselen bilimsel-kültürel
değerlerin üstüne kendi entelektüel ve bilimsel birikimlerini ekleyerek ortaya
koydukları Doğu-Batı sentezi medeniyettir
Üçüncü dev miras ise, kaba güçle kendilerini yendikten sonra
hayat tarzlarını zorla değiştirmek isteyen Katolik güçlerine karşı kendi kültür
ya da kimliklerini canları pahasına muhafaza etmeleridir
Giriş
Endülüs Adı ve Coğrafyası
İber Yarımadası'nın geneli yaklaşık 5 asır, güneydeki bölge
ise 8 asır boyunca Müslüman yönetiminde kalmıştır.
Grekler tarafından Baetica ve Hispania (İspanya) olarak
adlandırılan bölge, Müslümanların fethinden sonra Endelüs adını almıştır. Bu
isim tarihsel süreçte Vandallar'ın adından türeyerek yaygınlaşmıştır.
1492'de İslam hakimiyetinin sona ermesinin ardından bu isim,
günümüz İspanya'sının güneyinde yer alan otonom bölgenin (Meriye, Gırnata,
Ceyyan, Kurtuba, İşbîliye, Velbe, Mâleka, Kâdis) adı haline gelmiştir. İslam
dünyasında ise fethedilen tüm İber topraklarını ifade etmek için kullanılmaya
devam etmiştir.
Endülüs Tarihinin Siyasi Dönemleri
Fetih ve Vâliler Dönemi (711-756): 45 yıl sürmüştür.
Emevîler Dönemi (756-1031): 275 yıl süren en uzun siyasi
dönemlerden biridir.
Mülûkü’t-tavâif Dönemi (1031-1090): Beylikler dönemidir (59
yıl).
Murâbıtlar Dönemi (1090-1147): 57 yıl sürmüştür.
Muvahhidler Dönemi (1147-1238): 91 yıl sürmüştür.
Nasrîler Dönemi (1238-1492): 254 yıl süren son Müslüman
yönetim dönemidir.
Bünyesinde yaklaşık yedi farklı ırkı ve üç büyük semavi dini
barındıran son derece hoşgörülü ve çok kültürlü bir toplumsal yapı inşa
etmiştir.
Avrupa'daki Haçlı/Reconquista düşüncesinin ilk hedefi
olmuştur. Endülüs'ün kaybı, Osmanlı Devleti'nin Batı Akdeniz ve Kuzey
Afrika'daki hakimiyetini pekiştirmesinde tetikleyici bir unsur olmuştur.
Birinci Bölüm: Siyasi tarih
Fetih Öncesi İber Yarımadası ve Avrupa (622-850)
Orta Çağ boyunca Avrupa toplumları, aynı dönemdeki
İslam-Türk topluluklarına kıyasla oldukça zor şartlar altında yaşamıştır.
Fenikeliler, Grekler ve Romalıların istilasına uğrayan
bölge, Roma döneminde Hristiyanlık ve Latince ile tanışmıştır. 4. yüzyıl
sonunda ise Sueviler, Vandallar, Alanlar ve Vizigotlar gibi Barbar Germen
kavimleri bölgeyi işgal etmiştir.
468'de Toledo merkezli bir devlet kuran Vizigotlar, devlet
tecrübeleri olmadığı için farklı unsurları bir arada yaşatamamış ve istikrar
sağlayamamışlardır. 586 yılında bölünmüşlüğü engellemek adına Katolikliği resmi
din kabul etmişlerdir.
Din adamlarının gücü kötüye kullanması, Yahudilere yönelik
ağır baskılar (694 yılında köle statüsüne düşürülmeleri) ve taht kavgaları
devleti zayıflatmıştır (33 Vizigot kralından 11'i öldürülmüştür).
İsa'nın Tanrı olmadığını savunan Ariusçular ile Katolikler
arasındaki çatışma ve tahtı ele geçirmek isteyen eski Kral Witiza'nın
oğullarının desteğiyle, Müslümanlardan yardım istenmiştir.
"Avrupa" Kavramı
Avrupa ismi Grek mitolojisine dayanmakla birlikte, Sami
dillerindeki güneşin batışı anlamına gelen "ereb" kelimesinden
türediği sanılmaktadır.
Bernard H. Lewis ve Contreras gibi tarihçilere göre,
"Avrupalı" kimliği ve ruhu ilk kez Müslümanların ilerleyişine karşı
yapılan Puvatye (Poitiers) Savaşı sırasında belirginleşmiştir.
İspanya'nın Fethi ya da Endülüs Olması
710'da Tarîf b. Mâlik komutasındaki 500 kişilik keşif
birliğinin başarısı üzerine, 711'de Târık b. Ziyâd komutasındaki 7.000 kişilik
ordu (sonradan 5.000 takviye ile 12.000 olmuştur) İspanya'ya ayak basmıştır.
Lekküvâdîsi (Barbate) Savaşı
711 yılında yapılan bu savaşta Vizigot Kralı Rodrigo mağlup
edilmiş ve nehirde boğularak ölmüştür. Bu zaferin ardından Córdoba, Toledo,
Sevilla, Malaga gibi önemli şehirler kısa sürede fethedilmiştir.
Târık b. Ziyâd'ın Lekküvâdîsi Savaşı öncesinde ordusuna hitabı
"Ey insanlar! Kaçılacak yer neresi? Arkanızda deniz,
önünüzde düşman! Sizin için sabır ve sadâketten başka çare yok! Bilesiniz ki,
siz bu adada oburlar sofrasındaki yetimlerden daha zayıfsınız!"
Halk arasında yaygın olan "Târık b. Ziyâd'ın geri
dönüşü engellemek için gemileri yaktığı" anlatısı tarihî bir gerçekten
ziyade bir efsanedir.
712'de Mûsâ b. Nusayr'ın da katılımıyla kuzeye doğru
ilerlenmiş, Pireneler aşılarak Frank topraklarına girilmiştir. 714'te Mûsâ ve
Târık'ın Dımaşk'a çağrılmasıyla Endülüs'te Valiler Dönemi (711-756)
başlamıştır.
Valiler Dönemi (714-756)
Balâtuşşühedâ (732): Müslüman orduları Pireneler'i
aşarak Fransa (Galya) içlerine kadar ilerlemiş, Narbon, Avignon, Lyon gibi
şehirleri ele geçirmiştir. 732'de Frank komutanı Charles Martel'e karşı
kaybedilen Balâtuşşühedâ (Poitiers/Tours) Savaşı, Müslümanların Batı Avrupa'daki
hızlı ilerleyişini yavaşlatmış ancak tamamen durdurmamıştır (Güney Fransa ve
Alpler'deki Müslüman varlığı 10. yüzyılın sonlarına [975] kadar sürmüştür).
45 yılda 21 valinin değiştiği bu dönemde siyasi
istikrarsızlık hakim olmuştur.
Kuzey Afrika'da başlayan Berberî isyanları Endülüs'e
sıçramıştır.
Müslüman gruplar arasındaki bu iç savaşlar, kuzeydeki
savunma hatlarını zayıflatmıştır.
İç çatışmalardan faydalanan Asturiaslı Pelayo, Covadonga'da
direnişi başlatarak (750) bağımsız Asturias Krallığı'nı kurmuş ve
Hristiyanların Yarımada'yı geri alma süreci olan Reconquista başlamıştır.
Endülüs Emevî Devleti
Abbasiler'in Emevî iktidarına son vermesi üzerine kaçan I.
Abdurrahman (ed-Dâhil), 756'da Kurtuba'ya girerek bağımsız emirliğini ilan
etmiş ve Endülüs'ü eyalet statüsünden bağımsız devlet konumuna yükseltmiştir.
I. Hişam (788-796): Mâlikî mezhebi devletin resmi mezhebi
olmuş, ihtida hareketleri artmıştır.
II. Abdurrahman (822-852): Abbasi idari modeli örnek
alınmış, Viking akınları püskürtülmüş, ekonomi ve kültürde altın çağ
yaşanmıştır.
III. Abdurrahman (en-Nâsır)
III. Abdurrahman (en-Nâsır) iç birliği sağlayarak 929
yılında halifeliğini ilan etmiş, böylece Kuzey Afrika'daki Şiî Fâtımîler ve
Bağdat'taki Abbasiler'in yanında dünyadaki üçüncü hilâfet odağı oluşmuştur.
III. Abdurrahman ve oğlu II. Hakem (961-976) dönemlerinde
Endülüs; askeri, ekonomik, ilmi ve mimari açıdan dünyanın en büyük ve zengin
devletlerinden biri haline gelmiştir.
Valiler Dönemi'nden itibaren devleti iç kargaşaya sürükleyen
Arap seçkinlerin imtiyazları kaldırılmış, merkezî idare güçlendirilmiştir.
Yönetimde ve orduda Arap nüfuzunun yerine Berberîler, Mevâlî
(âzatlı köleler) ve Saklebîler (Slavlar) getirilmiştir.
Hristiyan krallıklara düzenlenen başarılı seferler (913-924)
sonucunda kuzeydeki devletler Endülüs'e tâbi kılınmıştır. Kuzey Afrika'da Sebte
ve Tanca alınarak Fâtımî etki alanı daraltılmıştır.
Kurtuba, 100.000 ile 600.000 (rivayetlere göre 1 milyona
varan) nüfusuyla Bağdat ve İstanbul ile yarışan, hatta onları geride bırakan
Avrupa'nın en büyük şehri haline gelmiştir.
Avrupa'da ilk kez cadde aydınlatması ve umumi hamamların
(600-800 hamam, 600 cami/medrese, 50 hastane) bulunduğu, Vâdîlkebîr
(Guadalquivir) nehri boyunca görkemli sarayların ve düzenli bahçelerin yer
aldığı kozmopolit bir merkezdir.
III. Abdurrahman tarafından yaptırılan yönetim külliyesi (Medînetü’z-Zehrâ),
devletin ihtişamının ve mimari zirvesinin simgesi olmuştur.
II. Hakem Dönemi (961–976)
Babasından devraldığı zengin hazineyle II. Hakem, Doğu
(Maşrık) ve Batı dünyasının en kapsamlı kütüphanesini kurmuş, felsefe ve kadim
ilimlerin Endülüs'e girişini sağlamıştır.
Pireneler'e kadar Hristiyan krallıklar etkisiz hale
getirilmiş, Viking (Norman) deniz akınları (965, 967, 971) püskürtülmüştür.
II. Hişam'ın çocuk yaşta tahta çıkmasıyla yönetimi ele
geçiren Hâcib İbn Ebû Âmir (Almansor) ve oğulları devleti fiilen yönetmiştir.
Abdurrahman b. Ebû Âmir'in kendisini halifeye veliaht tayin ettirme ihtirası
büyük bir iç isyana (1008-1009) yol açmıştır.
Sürekli değişen halifeler, Berberî askerlerin taşkınlıkları
ve Şiî Hammûdîler'in müdahalesiyle derinleşen kargaşa sonrası Kurtuba halkı
1031'de hilâfeti lağvetmiştir. Endülüs, küçük prenslikler dönemi olan
Mülûkü't-Tavâif sürecine girmiştir.
Emirlikler birbirleriyle savaşabilmek için Hristiyan
krallarla ittifak yapmış, paralı asker harcamaları ve ödenen ağır harçlar
yüzünden halk iktisadi olarak tükenmiştir.
Kastilya Kralı VI. Alfonso'nun Tuleytula'yı işgal etmesi
üzerine Endülüs Müslümanları Kuzey Afrika'daki Murâbıtlar hükümdarı Yûsuf b.
Taşfîn'den yardım istemek zorunda kalmıştır (1085).
Mülûkü’t-Tavâif Dönemi
Siyasi gerilemenin aksine, emirliklerin birbiriyle rekabeti
bilim ve sanatın gelişmesine elverişli bir ortam hazırlamıştır.
İbn Hazm, İbn Zeydûn, İbn Ammâr ve İbn Abdûn el-Fihrî gibi
isimler hem vezirlik hem şairlik yapmışlardır.
Şehirlerarası rekabet şehirleşmeyi ve zanaatı (dokumacılık,
madencilik, seramik, dericilik vb.) Hilafet döneminin de üzerine çıkarmıştır.
İbrâhîm b. Yahyâ ez-Zerkâlî
Tuleytula'da çalıştı. Hassas astronomi aletleri icat etti,
Batlamyus teorisini eleştirdi ve gezegenlerin Güneş etrafında döndüğü fikrini
ortaya atarak Copernicus’a öncülük etti.
Tuleytula’nın (Toledo) Düşüşü (1085)
Vizigotlar’ın eski başkenti ve Endülüs’ün en önemli
stratejik merkezlerinden Tuleytula, Emîr Yahya el-Kâdir'in kendi iktidarı
uğruna Kastilya Kralı VI. Alfonso’dan yardım istemesi ve taht mücadeleleri
sonucu 28 Mayıs 1085’te Hristiyanların eline geçmiştir.
İbn Hazm, Müslüman idarecileri, dinlerini bırakıp saray
kurma hırsına düştükleri ve Hristiyan krallardan medet umarak İslam ahaliye
zarar verdikleri için ağır bir dille şikâyet etmiştir.
Murâbıtlar Dönemi (1090 - 1147)
Endülüs emirlerinin düştüğü çaresizlik ve parçalanmışlık
karşısında İşbîliye Emîri el-Mu’temid İbn Abbâd liderliğindeki emirler, Kuzey
Afrika’daki Murâbıtlar Devleti’nin kurucusu Yûsuf b. Taşfîn’den yardım
istemiştir.
Zellâka Zaferi (1086)
Yûsuf b. Taşfîn Endülüs'e geçerek VI. Alfonso komutasındaki
müttefik Hristiyan ordusunu mağlup etmiştir.
Zaferin ardından Yusuf, Kuzey Afrika’ya geri döndü. Emirler
ise yine kendi aralarında çekişmeye devam ederek mağlup Hıristiyanlara moral ve
cesaret aşıladılar.
Emirlerin tutarsız tutumları üzerine, İmam Gazâlî’nin de
aralarında bulunduğu âlimlerin fetvasıyla Yûsuf b. Taşfîn harekete geçmiş;
Sarakusta hariç tüm emirlikleri kendi idaresi altında birleştirerek siyasi
birliği sağlamıştır (1090).
Ali b. Yûsuf (1106-1143)
Uklîş Zaferi (1108) kazanılmış; Üşbûne (Lizbon) ve Şenterîn
geri alınmıştır.
Balear Adaları (el-Cezâiru’ş-Şarkıyye) yeniden kontrol
altına alınmıştır.
Dönemin sonlarına doğru Aragon Kralı I. Alfonso Sarakusta’yı
(1118) işgal etmiş ve Kuzey Afrika’da yükselen Muvahhidler hareketi Murâbıt
otoritesini sarsmaya başlamıştır.
Muvahhidler Dönemi (1147-1238)
Muvahhidler kalabalık ordulara sahip olsalar da askerî
strateji ve teknik donanım eksikliği yaşamışlardır. XII. yüzyıldan itibaren
Muvahhid ordusunda (el-Ğuz olarak adlandırılan) Türk okçular yer almış ve Erek
Savaşı gibi kritik mücadelelerde önemli rol oynamışlardır.
Erek (Alarcos) Savaşı (1195): Ebû Yûsuf Yakub
el-Mansûr yönetiminde Kastilya'ya karşı büyük bir zafer kazanılmış, ancak
kalıcı siyasi sonuçlara dönüştürülememiştir.
Las Navas de Tolosa / İkâb Savaşı (1212): Papa'nın
çağrısıyla toplanan Haçlı ordusu karşısında Muhammed en-Nâsır ağır bir yenilgi
almıştır. Bu hezimet, Müslümanların İber Yarımadası'ndaki askerî gücünü kırmış
ve Endülüs'ün fiilen çöküş sürecini
Kurtuba'nın (Cordoba) Düşüşü (1236)
Kurtuba, 525 yıllık Müslüman hâkimiyetinin ardından Kastilya
Krallığı'nın eline geçmiştir.
İbn Hûd ve İbnü'l-Ahmer gibi Müslüman liderlerin iç
çekişmeleri ve Hristiyan krallarla yaptıkları ayrı anlaşmalar şehri yalnız
bırakmıştır. Açlık ve çaresizlik sonucu halk şehri terk etmek zorunda
kalmıştır.
Kurtuba Ulucamii kiliseye çevrilmiş; vaktiyle Hâcib
el-Mansûr tarafından Şente Yâkub (Santiago) Kilisesi'nden getirilen çanlar, bu
defa Müslüman esirlerin sırtında geri taşınmıştır.
Gırnata Sultanlığı / Nasrîler - Benî Ahmer (1238-1492)
İbnü'l-Ahmer (I. Muhammed b. Yûsuf b. Nasr) tarafından
kurulan devlet, Endülüs Müslümanlarının İber Yarımadası'ndaki son sığınağı
olmuştur.
Nasrîler, 2,5 asır boyunca varlıklarını sürdürebilmek için
zaman zaman Hristiyan krallıklarına (Kastilya) haraç ödemiş, veraset/vekalet
bağları kurmuş ve Kuzey Afrika'daki Merînîler ile Hafsîler'den destek
almışlardır.
Kızıl renk sembolizmiyle öne çıkan hanedan, mimari ve
estetik açıdan İslam sanatının zirvelerinden biri olan el-Hamrâ Sarayı ve
çevresindeki imar faaliyetleriyle tanınır.
Endülüs'ün Son Yılları
Roma ve Vizigot kökenli olan "Gırnata" ismi,
İspanyolca "nar" anlamına gelir. Şehir, kar sularıyla beslenen
nehirleri ve bereketli toprakları nedeniyle halkı tarafından "Cennet"
(Cennetü'l-Arîf / Generalife) olarak anılmıştır.
Tarihçi İbnü'l-Hatîb'e göre yüzlerce mamur köy ve bahçeye
sahip olan şehrin nüfusu yarım milyonu aşmaktaydı. Şehrin simgesi ise İslam
mimarisinin şaheseri olan el-Hamrâ Külliyesi idi.
1464'te tahta geçen Sultan Ebu'l-Hasan Ali, kardeşleri
(Zağal) ve eşleri arasındaki rekabet nedeniyle iç savaş yaşadı. Ebu'l-Hasan'ın
Hristiyan kökenli eşi Süreyya'dan (İzabel) olan çocuğunu veliaht tayin etmesi
üzerine, ilk eşi Âişe halkın desteğini alarak oğlu XII. Muhammed (Ebû Abdullah
/ Boabdil) adına taht kavgası başlattı.
Kastilya ve Aragon krallıklarının evlilik yoluyla
birleşmesi, Müslümanlar üzerindeki baskıyı artırdı. Müslümanların iç
çekişmelerinden yararlanan Hristiyanlar; Levşe, Mâleka, Almunecar, Guadix ve
Kuzey Afrika ile stratejik bağı sağlayan Meriye (Almeria) şehirlerini ele
geçirdiler (1469).
Nisan 1491'de başlayan Kastilya kuşatması; erzak tükenmesi,
salgın hastalıklar ve dış yardım umudunun kesilmesi üzerine anlaşmayla
sonuçlandı. 2 Ocak 1492'de şehrin teslim edilmesi kararlaştırıldı.
Teslim kararının alındığı toplantıda ağlayanlara karşı
komutan Musa (Mûsâ b. Ebû Gassân) "Gözyaşı dökmeyi kadınlara ve çocuklara
bırakın, biz erkeğiz... Bizi işgalcilerin zincirleri saracağına, toprak anamız
bağrına bassın!" diyerek teslimiyete karşı çıktı. Şehri terk edip tek
başına Hristiyan birlikleriyle çatışarak Şennîl Nehri'nde boğularak şehit oldu.
Şehri teslim edip terk eden Sultan Ebû Abdullah'ın
ağladığını gören annesi Âişe: "Erkekler gibi savunamadığın şehir için
şimdi kadınlar gibi ağla!" demiştir.
Istırap Çağı (sufrimento)
Gırnata'nın Düşüşünden Sonra Endülüs Toplumu
Müdeccen (Mudejar): Hristiyan hâkimiyetinde kalıp
dinini koruyan Müslümanlar.
Morisko: Hristiyanlarca Müslümanlara takılan
aşağılayıcı bir terim.
Andalusi: Irkların (Arap, Berberî, Vizigot, Slav)
senteziyle oluşan ve kaybolan devletin tebaasını ifade eden en doğru tarihi
terim.
31 Mart 1492 Fermanı ile İspanya'daki yaklaşık 100 bin
Yahudi ülkeden çıkarıldı. Bu topluluğun büyük kısmı kendilerine kucak açan
Osmanlı Devleti'ne (İstanbul, İzmir, Selanik) sığındı.
1491 Antlaşması'yla Müslümanlara verilen dini ve hukuki
özgürlükler 3 yıl içinde çiğnenmeye başlandı; zorla Hristiyanlaştırma,
Engizisyon işkenceleri, katliamlar ve sürgünler dönemi başladı.
Gırnata'nın düşüşünün ardından Portekiz'den kaçan Müslüman
ve Yahudiler İspanya kral ve kraliçesi (Ferdinand ve İzabel) tarafından başta
hoşgörüyle karşılandı. İlk başpiskopos Hermando de Talavera, şiddete
başvurmadan tebliğ ve sevdirme yöntemini benimsediyse de bu yaklaşım sonuç
vermedi.
1499'da göreve getirilen Kardinal Cisneros, baskı ve tehdit
politikasına geçti. Mahalle camileri (örneğin el-Beyyâzîn'deki merkez camii)
kiliseye çevrildi, direnenler tutuklandı.
Müslümanların din ve dillerini korumasını engellemek
amacıyla, Gırnata ve diğer şehirlerde 5 bin ila 1 milyon cilt arasında Kur'an-ı
Kerim, tıp, felsefe, mühendislik ve edebiyat kitabı şehir meydanlarında
yakıldı. Arap alfabesi yasaklanıp Latin alfabesi zorunlu kılındı (1501).
Arapça konuşmak/yazmak, geleneksel kıyafet giymek, yıkanmak,
el-ayağa kına yakmak ve cuma/cumartesi ibadet işaretleri göstermek gibi
davranışlar Engizisyon tarafından suç sayılıp ölüm veya işkence ile
cezalandırıldı.
Endülüslülerin Osmanlı ile İlişkileri
Baskılara karşı el-Beyyâzîn (1499) başta olmak üzere çeşitli
ayaklanmalar çıksa da Müdeccenler silahsız olmaları, nüfusça az olmaları (%5-6
civarı) ve dış destek bulamamaları nedeniyle başarısız oldular.
Andalusiler kurtuluşu Osmanlı'dan gelecek yardımda görseler
de coğrafi uzaklık doğrudan asker sevkini zorlaştırdı.
Osmanlı Devleti (özellikle II. Selim ve Kanuni döneminde),
denizciler ve Cezayir Beyliği vasıtasıyla Müslümanların Akdeniz üzerinden
tahliyesine yardım etti.
Padişah II. Selim'in 1569 tarihli fermanında belirttiği
üzere, Kıbrıs seferi ve Akdeniz hâkimiyeti öncelikli tutularak İspanya'yı
denizden sıkıştırma ve müdeccenlere lojistik destek sağlama siyaseti izlendi.
22 Eylül 1609 Fermanı
İspanya Krallığı, asimile edilemeyen Moriskolar için 1 ay
içinde ülkeyi terk etme zorunluluğu getirdi. Mallarına el konuldu, gitmeyenlere
idam cezası öngörüldü.
1610 yılında yüz binlerce Müdeccen gemilerle Mağrib'e (Kuzey
Afrika) ve Osmanlı topraklarına nakledildi. Tarihsel verilere göre yaklaşık 332
bin kişi sürgün edildi.
Diriliş
Tarihçi Fernand Braudel'in vurguladığı gibi, İspanya'nın bu
sürgünü gerçekleştirmesi bir "güçsüzlük itirafı" ve "uygarlık
kini"ydi. Çalışkan zanaatkar, çiftçi ve bilim insanı nüfusun sürülmesi,
17. yüzyılda İspanya ekonomisinin ve sosyal yapısının çöküşüne yol açtı.
İspanya'da Müslüman dönemine ait eserlerin %90'ından fazlası
yıkıldı veya kiliseye çevrildi. Günümüze ulaşan başlıca yapılar:
Kurtuba Ulucamii
El-Hamrâ Sarayı
Giralda (Melviye) Kulesi
Caferiye Sarayı ve Alkazar örnekleri
İspanyol diline giren 4.000 civarında Arapça kelime ve
Müdeccen (Mudejar) mimari üslubu.
İkinci Bölüm: Endülüs'ün Ayırıcı Nitelikleri
Öznitelikler
Endülüs bütün iklimlerin en hayırlısı, ılımanı ve ortası
sayılan Şâmî (Şam karakterli) bir iklime sahiptir.
İtidal, havanın ve toprağın uygunluğu bakımından Şâmî; su
kaynaklarının bereketi bakımından Yemânî (Yemen); güzel kokuları bakımından
Hindî (Hint); maden cevherleri bakımından Sînî (Çin); vergi ve refah bakımından
Ehvâzî; sahillerinin yararlılığı bakımından Adenî karakter taşır.
Dört mevsimi dengelidir; ilkbahar, sonbahar, kış ve yaz
birbirine karışmaz. Sebze ve meyvesi yıl boyu eksik olmaz.
Sadece Hint ve Endülüs topraklarında yetişen Mahlep bitkisi
ile kokusu Hint ödünden üstün Elencûc (tütsülük öd bitkisi) gibi nadide türler
burada yetişir. Ayrıca zaferan ve anber bitkisi de yaygındır.
Şezûne’de amber ve kehribar; Lûraka’da şeffaf billur
(bellûr) ve lazurd taşı; Üşbûne çevresinde geceleri ışık saçan necâdî/bücâdî
taşı; Mâleka’da kırmızı yakut; Kurtuba dağlarında ise beyaz ve şarabî renkli
mermer yatakları bulunur.
Meriye, Mâleka ve Mürsiye’de altın nakışlı kumaşlar; Gırnata
ve Besta’da mühürlü keçe (el-mülebbedü’l-muhtem) ipekli elbiseler üretilirdi.
Mürsiye’nin halı ve kilimleri doğuda çok değerliydi.
Mürsiye’de pirinç/tunç ve demir alet işçiliği, Meriye ve
Mâleka’da camcılık gelişmişti.
Palamut meşesi ağaçlarından toplanan damlalardan eşsiz
kırmızılıkta elbise boyası elde edilirdi.
Endülüslülerin Özellikleri
Elbise ve ev düzeni/temizliği konusunda en titiz toplumdu.
Bir Endülüslü, elindeki son parayla yiyecek almak yerine
sabun alıp bedenini/elbisesini temizlemeyi ve gerekirse o gün oruç tutmayı
tercih ederdi. Kirli veya bakımsız şekilde toplum içine çıkmazdı.
Başkalarına muhtaç olmaktan korktukları için varlıklarını
korur, tutumlu yaşarlardı (bu yüzden zaman zaman cimrilikle de itham
edilmişlerdir).
İlim sahibi olmak toplumdaki en büyük hırstı. İlim
öğrenemeyenler boş kalmamak için mutlaka bir zanaat öğrenirdi.
İlim tahsili kurumsal medreselerde değil, mescitlerde ücret
karşılığı yapılırdı.
Toplum ağırlıklı olarak Mâlikî mezhebini benimsemişti.
"Fakîh" unvanı en yüksek saygınlık payesiydi.
Şiir, nesir, tarih ve güzel konuşma becerisine hayranlık
duyulurdu. Ancak konuşma dili fasih Arapçadan uzaklaşmış olduğu için, bir
kişinin gerçek "âlim" sayılabilmesi için Nahiv (Arapça gramer)
ilminde uzman olması şart koşulurdu.
Felsefe ve Astroloji: Seçkinler (havas) arasında ilgi görse
de halk nezdinde zındıklık olarak görüldüğü için gizli tutulurdu. Halk,
felsefeyle ilgilendiği tespit edilen kişilere karşı sert tepki gösterir,
idareciler zaman zaman halkın desteğini almak için bu tür kitapları yaktırırdı.
Hile yapan esnaf kırbaçlanır, teşhir edilir (tecrîs), ısrar
ederse şehirden sürgün edilirdi.
Batı Endülüs’te kadı ve fakihler genellikle sarık takarken,
doğu bölgesinde sarık kullanımı yaygın değildi.
Zamanla (özellikle Nasrîler döneminde) Hristiyan komşuların
giyim tarzı, Venedik kumaşından kaftanlar ve silahlar benimsenmiştir.
Yahudilerin sarık takması kesinlikle yasaktı ve sarı renk
Yahudi kıyafetine tahsis edilmişti. Sûfiler genelde kızıl ve yeşil rengi tercih
ederdi.
Kâküllerini sol kulağının altından salıvermek sadece
âlimlere özgü bir adetti.
Sosyal Hayat
İslam fethiyle birlikte Endülüs'te Bizans, Roma, İspanya,
Arap, Berberî ve Mezopotamya unsurlarının birleştiği bir kültürel sentez
(sinkretizm) ve bir arada yaşama kültürü (Convivencia) oluşmuştur.
Toplum genel hatlarıyla Havâs (yöneticiler, büyük Arap
aileleri, kadılar vb.) ve Avâm (esnaf, işçiler, köylüler, talebeler) olarak
ikiye ayrılırdı.
Araplar
Kayslılar-Yemenliler ve Beledliler-Şamlılar arasında
"kabile asabiyesi" (kavmiyetçilik) yüzünden ciddi çatışmalar
yaşanmıştır. Çatışmalarda siyasi üstünlüğü kaybeden Yemenliler iktisadi ve
kültürel alanlara yönelmiştir.
Araplar genel nüfusa oranla azınlıkta olmalarına rağmen
idari ve siyasi hâkimiyeti ellerinde tutmuşlardır.
Berberîler
Târık b. Ziyâd komutasındaki ilk fatih ordusunun çoğunluğunu
oluşturmuşlardır.
Araplar en verimli ovaları kendilerine ayırırken Berberîleri
dağlık, kıraç ve sınır bölgelerine yerleştirmiştir. Bu haksızlıklar ve Arap
asabiyesi yüzünden Berberîler 741 sonrasında büyük isyanlar çıkarmıştır.
Lüks hayata kapılmadıkları için Hristiyanlara karşı cihat
hareketlerinde en aktif güç olmuşlar.
Kuzeydeki Berberîlerin Mağrib'e geri dönmesi sonucu oluşan
otorite boşluğu, Hristiyanların Reconquista (yeniden fetih) hareketini
başlatmasına zemin hazırlamıştır.
Müsta’ribler (Mozarabes / Hristiyanlar)
Arapça konuşan, Müslümanların giyim ve hayat tarzını
benimseyen ancak Hristiyan dinini koruyan yerli halktır.
Kendi içlerinden seçtikleri kûmis (comes) veya kont adı
verilen liderler tarafından yönetilirlerdi. Kendi mahkemelerine sahiplerdi,
dini özgürlükten ve can/mal güvenliğinden yararlanırlardı.
Arapça ve İspanyolcayı bildiklerinden diplomatic
elçiliklerde, idarede ve saray görevlerinde sıkça kullanılmışlardır.
Yahudiler
Vizigotlar döneminde ağır baskı ve köleleştirilmeye maruz
kalan Yahudiler, İslam fethiyle özgürlüklerine kavuşmuş ve Müslümanlara fetihte
yardımcı olmuşlardır.
Dini ve adli konularda özerk mahalle/kasabalarda
yaşamışlardır.
Çok dilli olmaları sayesinde doğu ve batı arasında kültür ve
ilim aracılığı yapmışlar; tercümanlık, tabiplik, tüccarlık, elçilik ve vezirlik
(Örn: İsmail b. Nağrâle) gibi kilit görevler üstlenmişlerdir.
Müvelledler (Muladies / İspanyol Mühtediler)
Müslüman olan İspanyol yerlileri veya Arap/Berberî baba ile
yerli anneden doğan çocuklardır. IX. yüzyılın ortalarından itibaren
Endülüs'teki en kalabalık Müslüman topluluk haline gelmişlerdir.
Cizye alınmaması, İslam'ın inanç ve adalet yapısının
cazibesi, evlilik/komşuluk ilişkileri, sosyal statü kazanma arzusu ve
şehirleşme teşvikleri gibi sebeplerle İslamlaşmışlardır.
Toplumsal durumları iyi olmasına rağmen; Arap
aristokrasisinin baskısı, vergi artışları ve kabile ayrımcılığı (asabiye)
nedeniyle VIII. ve IX. yüzyıllarda merkeze karşı büyük isyanlar çıkarmışlardır.
Müdeccenler (Mudejares)
Reconquista (Hristiyanların İber Yarımadası'nı geri alma
hareketi) sonucunda Hristiyan yönetimi altında yaşamak zorunda kalan
Müslümanlara verilen isimdir (Arapça "bir yere yerleşip oraya alışan"
anlamına gelir).
…
Savaşlar esnasında karşılıklı alınan esirler kültür
aktarımında aktif rol oynamıştır.
Feodal sistem altında köle gibi yaşayan yoksul Hristiyan
halk için Reconquista savaşları bir özgürleşme/statü kazanma fırsatı sunmuştur.
Ücretli Askerler (Mürtezika)
I. Abdurrahman döneminden itibaren Endülüs ordularında Hristiyan
ücretli askerler istihdam edildi.
Başlarında "Ruburten" (Reverter) adında komutanlar
bulunurdu.
Müslümanlarla iç içe yaşayıp kültürlerini öğrenmiş ve
ülkelerine döndüklerinde bu kültürü yaymışlardır.
Gündelik Hayat
Gayrimüslimlerin
ibadethanelerine dokunulmamış, karşılıklı cami, kilise ve türbe ziyaretleri
yapılmıştır.
Arapların
üstünlük taslaması sonucu Gayri-Arap Müslümanlar kendilerini ifade etmek için
Şuûbiye Edebiyatı türünü ortaya çıkarmışlardır.
Septimania bölgesindeki bazı Hristiyanlar günah çıkarmayı
reddedip sadece Allah'ın affedeceğine inanmışlardır.
Tuleytula Piskoposu Elipandus (780), Hz. İsa'nın ilah
olmadığını, Tanrı’nın onu kendisine oğul seçtiğini savunarak Katolik
Kilisesi’nin bölünmesine yol açmış; bu fikirler Yeni Çağ Reform hareketlerinin
öncüleri sayılmıştır.
Endülüs Kadınları
Endülüs’te kadınlar Doğu (Maşrık) İslam toplumlarına ve Orta
Çağ Avrupa kadınlarına kıyasla çok daha özgür, eğitimli ve sosyal hayatta
aktiftir.
Şair kadınlar toplumsal hayatta çok etkindir.
III. Abdurrahman ile başlayan bütünleşme politikalarıyla
kabile asabiyesi kırılmış, eğitim ve şehirleşme yaygınlaştırılmış ve herkes
kendisini ortak bir kimlik altında "Endülüslü" olarak tanımlamaya
başlamıştır.
Müslüman fetihçiler ve halifeler yerli Hristiyan kadınlarla
(Rûmiyyât) evlenmiştir.
Dışarıdan gelen geleneklerin mevcut yapıyla kaynaşması,
Endülüs'ü Doğu (Maşrık) İslam dünyasından ayıran özgün bir hayat kültürü ortaya
çıkarmıştır.
Temizlikte toz sabunlar (el-eşnân, el-gassûl) kullanılırdı.
Bağdatlı ünlü musikişinas Ziryâb,
Kurtuba'da açtığı kurumla Maşrık’ın giyim, kılık-kıyafet, yemek ve
adabımuaşeret modasını şekillendirmiştir.
Kadınlar peçe, lihâfe (başörtüsü) ve milhâfe (manto/çarşaf)
giyerlerdi. Erkekler külah (kûfiye), keçe başlık (şâşiye) veya sarık (imâme)
takarlardı.
Kurtuba'da X. yüzyılda 600 civarında umumi hamam
bulunmaktaydı. Sokak, çarşı ve mekanların temizliğini muhtesib denilen
görevliler denetlerdi.
Yemek Kültürü
Müslüman, Hristiyan ve Yahudi kültürlerinin birleşimiyle
zengin bir mutfak oluşmuştur. II. Abdurrahman dönemine kadar Hicaz ve Şam
mutfağı hakimken, Ziryâb ile Bağdat mutfağı yaygınlaşmıştır.
İbn Rezîn et-Tücîbî’nin Fadâletü’l-huvân adlı yemek kitabı
çağın zengin yemek tariflerini aktarır.
Yumurta kullanımı son derece yaygındır (pişen yemeğin
üzerine yumurta kırmak gelenektir).
Ekmekli et yemekleri; es-Serîd veya el-Kâmil (et, zeytin,
yumurta, sucuk, baharat) en yaygın yemeklerdendir.
Havuç, ceviz, tarçın, karanfil, zencefil ve bal ile yapılan
macunlar (el-ma'cûn) yaygındı.
Su genellikle gül ve portakal çiçeği aromasıyla
tatlandırılır; nar, limon, ayva, elma ve badem sübyesi şurupları tüketilirdi.
Musiki, Çalgı Aletleri
İspanyolca enstrüman ve müzik terimlerinin birçoğu Arapça
kökenlidir:
Laud (Ud), Guitarra (Gîşâre), Rabel (Rebâb), Atabal
(Tabl/Davul), Pandera (Bendîr).
Ole ole nidası "Allah Allah", Leli leli deyişi
"Yâ leyl", Zambra tarzı "Zemr" kelimesinden türemiştir.
Halk dili olan el-Acemiyye (Aljamiado) kullanılarak Zecel ve
Müveşşah türlerinde şiirler yazılmış ve bestelenmiştir.
Satranç, İberya'da 1008-1017 yıllarında yaygınlaşmıştır.
Her din ve ırktan halk ortak kutlamalara ve merasimlere
katılırdı. Nevruz bayramında hamurdan heykelcikler şeklinde yiyecekler
hazırlanırdı.
İktisadi ve Ticari Hayat
Endülüslüler dönemin en ileri sulama ve tarım tekniklerini
geliştirmiştir. Romalılardan kalan sistemler yenilenmiş; nâûre (dev su
çarkları), artezyen kuyuları, su dolapları, hidrolik pompalar ve yeraltı
kanalları (kanât Irâkî) kurulmuştur.
Gübreleme, aşılama, haşereyle mücadele ve toprak ıslahı
hususunda kitaplar yazılmıştır.
Sığır, davar, balıkçılık, arıcılık ve güvercin
yetiştiriciliği yapılmıştır. Afrika'dan gelen Berberîler vasıtasıyla yaylacılık
geleneği başlatılmıştır.
Endülüslüler kuyu suyunu çıkarmada özel teknikler
geliştirmiş, tarım alanlarına su kanalları açmış ve dağlardan şehirlere kurşun
borularla su taşımışlardır.
Kurtuba, Tuleytula, Mecrît ve Meriye metal işlemede (demir,
bakır, silah) öncüydü. Surları yıkacak güçte mancınık/saldırı aletleri
üretilmiş; Gırnata Nasrîler döneminde Çin kökenli barut kullanılarak
"el-Enfâz" adı verilen ilkel toplar geliştirilmiştir.
Meriye başta olmak üzere Lakant, Turtûşe ve Yâbise’de
tersaneler kurulmuş, II. Hakem döneminde donanma 300 parça gemiye ulaşmıştır.
Ticaret
Berşelûne (doğal pazar yeri), Meyûrka Adası, Sarakusta (Ebro
nehri bağlantılı sınır pazarı), Meriye (liman/donanma merkezi) ve Mâleka ticaret
merkezi olarak ön plana çıkmıştır.
Tekstil, deri, şeker, kuruyemiş, madenler, safran ihraç
edilirken; baharat, tıbbi bitkiler, pamuk ve fildişi ithal edilmiştir.
I. Abdurrahman gümüş dirhem standardı getirmiş (darphane:
Kurtuba/el-Endelüs), III. Abdurrahman döneminde ise Medînetüzzehrâ’da basılan
"Emîrü’l-Mü’minîn" unvanlı altın dinarlar İberya’nın en prestijli
parası olmuştur.
Murâbıt dinarı (Maravedi) ve Muvahhid dinarı (Dobladiye) o
kadar değer kazanmıştır ki, Kastilya ve Aragon kralları (VIII. Alfonso, III.
Alfonso) üzerinde Arapça harfler ve "Emîru’l-Katûlikîn" gibi unvanlar
bulunan taklit sikkeler bastırmışlardır.
Convivencia (Birlikte Yaşama Kültürü ve Sosyal Uzlaşma)
Convivencia, Müslüman hâkimiyeti altında Müslüman, Hristiyan
(Müsta'rib) ve Yahudilerin dinî/kültürel özgürlük içinde bir arada yaşaması
durumunu ifade eder.
Üçüncü Bölüm: Bilimsel-Kültürel Hayat
Endülüs medeniyetinin bıraktığı en büyük miras kültürel
birikimidir.
Murâbıtlar ve Muvahhidler döneminde ilim hayatı canlılığını
korumuş olsa da, siyasi hakimiyetin kaybedilmesi ve âlimlerin Doğu'ya göç
etmesiyle gelişim çizgisi sona ermiştir.
Farklı dillerin (Arapça, Latince, İspanyolca vb.) bir arada
yaşamasıyla el-Acemiyye denilen yeni bir halk dili doğmuş, bu gelenek ileride
Arap harfleriyle İspanyolca yazılan Aljamiado Literatürüne dönüşmüştür.
Ziryâb'ın saraya getirdiği Doğu zarafeti ve yaşam tarzı
halkın zevk ölçütü olmuştur. Edebiyatta ise Müveşşah ve Zecel adıyla orijinal
şiir biçimleri doğmuş, bu türler Avrupa'daki Troubadour (Trubadur) gezgin şair
geleneğini doğrudan etkilemiştir.
Arapça; mimarlık, coğrafya, tıp ve günlük yaşam
kelimeleriyle İspanyolca (sözlüğün yaklaşık dörtte biri) ve Portekizceye
binlerce kelime kazandırmıştır.
Tıp
Müslümanlar tıbbı hem beden sağlığını koruma hem de felsefi
bir derinlikle insanı anlama ilmi olarak görmüşlerdir. Dünya tarihinde ilk
sahra hastaneleri ve karantina uygulamaları İslam coğrafyasında hayata
geçirilmiştir.
Avrupa vebayı sihirle veya "pis koku" (miyasma)
teorisiyle açıklamaya çalışırken, Müslüman tabipler hastalığın bulaşıcı
olduğunu tespit ederek limanlarda ve sınırlarda karantina uygulamışlardır.
ez-Zehrâvî
Hemofili hastalığının genetik yapısını ve sadece erkeklerde
görüldüğünü dünyada ilk tespit eden hekimdir.
Cerrahi aletlerin tasarımlarını çizmiş, doğumda bebeğin ters
gelmesi durumunda uygulanacak metotları ve kadın hastalıkları ameliyat
aletlerini (kolpe üriyenter) icat etmiştir.
Damar bağlama tekniğini, kedi bağırsağından ameliyat ipliği
(katküt) yapımını ve alçılı sargıda pencere açma yöntemini geliştirmiştir.
İbnü'l-Heysem ve Huneyn b. İshak gibi isimler optik ve göz
cerrahisinde ilkleri başarmıştır. Ameliyatlar öncesinde hastalar, haşhaş ve
banotu sularıyla nemlendirilen özel "anestezi süngerleri"
koklatılarak uyuşturulmuştur.
Ez-Zehrâvî'nin cerrahi pozisyonlar ve ameliyat teknikleri
gibi buluşları, yüzyıllar sonra Trendelenburg veya Paré gibi Batılı hekimlere
mal edilerek ez-Zehrâvî'nin adı unutturulmaya çalışılmıştır.
Okuma yazma oranının çok düşük olduğu Ortaçağ Avrupa'sının
aksine Endülüs'te okuma yazma oranı son derece yüksekti.
II. Hakem'in kitaba ve ilme olan olağanüstü ilgisi nedeniyle
kütüphane devasa boyutlara ulaşmıştır. Devasa koleksiyon saray salonlarına
sığmayınca özel bir kütüphane binası inşa ettirilmiştir.
Katalog sayısı 44 olup her katalog 50 yapraktan
oluşmaktaydı. Toplam kitap mevcudunun 400.000 ile 600.000 cilt arasında olduğu
ve taşınmasının 6 ay süreceği ifade edilmektedir.
Endülüs genelinde 70'ten fazla kütüphane bulunuyordu.
Âlimler
Ebû Alî el-Kâlî: Hakem tarafından törenle karşılanan ve
telif hususunda desteklenen büyük lisan âlimi.
Ricimundo (er-Rebî’ Mûsâ b. Zeyd): Elvira'lı Hristiyan
bilgin/piskopos; felsefe ve astronomi alanında himaye görmüştür.
Ebu'l-Kâsım ez-Zehrâvî: Tıp ve cerrahi alanında dünyaca ünlü
filozof tabip.
Mesleme el-Mecrîtî: "Endülüs'ün Öklid'i" olarak
anılan matematikçi ve astronom.
İbn Cülcül: Botanik ve eczacılık alanındaki çalışmalarıyla
tanınır.
Müslümanların geliştirdiği "Ğubâr" rakamları Kuzey
Afrika üzerinden Avrupa'ya taşınmış ve günümüz Avrupa rakamlarının (Frenk
Rakamları) temelini oluşturmuştur. Ondalık hesap düzeni, sıfırın (0) kullanımı,
cebirin bağımsız bir ilim haline getirilmesi ve analitik geometri katkıları 13.
yüzyılda Leonardo de Pisa (Fibonacci) gibi isimler aracılığıyla Avrupa'ya
aktarılmıştır.
Câbir İbn Hayyân (Geber)
İslam ve Batı simyasının ana kaynağı kabul edilir. Sülfürik
asit, nitrik asit (kezzap), asetik asit ve arsenik gibi maddelerin yanı sıra
laboratuvar ekipmanları ve damıtma usullerini geliştirmiştir.
Batı tıbbı yaklaşık 4 asır boyunca doğrudan Müslüman
bilginlerin eserlerinden beslenmiştir. Avrupa'daki Montpellier, Padua, Oxford,
Cambridge gibi ilk tıp okullarında bu eserler okutulmuştur.
Muhammed b. Zekeriya er-Râzî: el-Hâvî (büyük tıp
ansiklopedisi) ve el-Mansûrî eserleriyle tanınır. Çiçek ve kızamık
hastalıklarının teşhis/tedavisini ilk kez ayırt etmiş; sinirler, gırtlak
kasları ve kan aldırma üzerine özgün görüşler sunmuştur.
İbn Sînâ (Avicenna): el-Kânûn fî’t-Tıb adlı eseri 6 asır
boyunca Avrupa üniversitelerinde temel ders kitabı olmuştur. Akciğer veremi ve
ciğer iltihabı üzerine derin analizler ve 760'ı aşkın ilaç tanımı içermektedir.
Ebu’l-Kâsım ez-Zehrâvî (Albucasis): et-Tasrîf adlı eseriyle
cerrahinin ayrı bir bilim dalı olmasını sağlamıştır. Kadınlarda mesane taşı
ameliyatını gerçekleştiren ilk cerrahtır.
Kurumsal ve Pratik Yenilikler: Nabız ve idrar tahlili
kuralları, diyetetik (gıda rejimi), ücretsiz halk hastaneleri (bimaristanlar)
ve baştabiplik makamı Müslümanların tıp dünyasına kazandırdığı kurumsal
yapılardır.
İbn Zühr: Uyuz hastalığına neden olan paraziti keşfetmiştir.
Felsefe
Batılılar Antik Yunan ve Felsefe mirasını Endülüs kanalıyla
öğrenmiştir.
İbn Rüşd (Averroes) ve Averroizm: Aristo'yu şerh ederek
Batı'ya tanıtan düşünürdür. Fikir hürriyetinin öncüsü kabul edilir. Fikirleri
kilise tarafından yasaklansa da Avrupa'da akıl-din uzlaşısı ve kiliseye karşı
düşünce özgürlüğü mücadelesini (Rönesans ve Reform) tetiklemiştir.
Spinoza, Immanuel Kant, Roger Bacon, Albertus Magnus, Duns
Scotus ve İbn Meymûn gibi isimler bu düşünsel mirastan beslenmiştir.
İbn Arabî’nin el-Mi’râc eserindeki cennet/cehennem
tasvirlerinin Dante’nin İlahi Komedya’sına etki ettiği; ayrıca Arap şiir
türleri olan Zecel ve Müveşşah’ın Avrupa fabl ve troubadour (ozan) geleneğini
şekillendirdiği belirtilmektedir.
Aralarında II. Silvester adıyla papa olacak Gerbert'in de
bulunduğu Avrupalı öğrenciler Kurtuba'ya gelerek matematik, astronomi ve tıp
öğrenmiş; döndüklerinde bu bilgileri Avrupa'ya taşımışlardır (bazen bu bilgiler
sihir olarak karşılanmıştır).
Abbâs b. Firnâs: İlk uçuş denemesini yapan havacılık öncüsü;
uzayı temsil eden gökküresi tasarlamış, Hakîmü’l-Endelüs unvanı almıştır.
el-Bitrûcî (Alpetragius): Batlamyus astronomisini
eleştirmiş; gezegenlerin ışık kaynakları ve gelgit teorileri üzerine çalışarak
Rönesans astronomisine ilham olmuştur.
Câbir b. Eflah: Batlamyus'un Almagest eserindeki hataları
düzeltmiş, küresel trigonometriye büyük katkılar sunmuş ve turquetum (teodolit
benzeri gözlem aleti) mantığını geliştirmiştir.
el-Batalyevsî: Din ile felsefenin çelişmediğini, Antik
filozofların tek tanrı inancına sahip olduğunu savunmuştur.
el-Cilyânî: Göz hastalıkları konusunda otorite olan
mutasavvıf hekim ve kimyager.
Gâfikî, Muhammed b. Kassûm: el-Mürşid fî’l-kühl eseriyle
tanınan göz hekimi. Çocuklardaki göz hastalıklarını ayrı incelemiş, ilaç
ölçüleri, beslenme ve cerrahi aletlerin geliştirilmesine yaptığı katkılarla
modern tıbba öncülük etmiş ve İslam dünyasındaki en kapsamlı oftalmoloji
eserini kaleme almıştır.
İbnü’l-Baytâr: Akdeniz, Anadolu, Mezopotamya ve Hicaz'ı
kapsayan seyahatleriyle dönemin en büyük botanikçisi kabul edilir. Mısır'da
Reîsü'l-aşşâbîn (Botanikçiler Başkanı) olmuş, el-Müfredât adlı eserinde bitki
ve ilaç isimlerini farklı dillerdeki karşılıkları ve okunuşlarıyla
kaydetmiştir.
İbnü’l-Avvâm: Tarım ve hayvancılık üzerine Ortaçağ ilim
aleminin en kapsamlı çalışması olan 35 bölümlük Kitâbü'l-Filâha’yı yazmıştır
(585 bitki türü, hastalıklar ve tedavi yöntemleri).
Benî Zühr Ailesi (İbn Zühr):
Ebu’l-Alâ b. Zühr: Teşhis koymadan önce mutlaka nabız ve
idrar kontrolü yapmasıyla bilinen ünlü hekim. İbn Sînâ'nın el-Kânûn eserini
reçete kağıdı olarak kullanacak kadar özgün bir yaklaşım sergilemiştir.
Ebû Mervân Abdülmelik (Avenzoar): Dönemin en meşhur
hekimidir. Klinik deneylere öncelik vermiş, Kitâbü’t-Teysîr eseri İbn Rüşd
tarafından "tecrübî tıp alanındaki en mükemmel eser" olarak
nitelendirilmiştir.
Ebu’l-Hayr el-İşbîlî (eş-Şeccâr): Park, bahçe ve orman
gözlemlerine dayanarak Kitâbü’l-filâha eserini yazmış botanik ve ziraat uzmanı.
İbn Liyûn: Tarım ve bahçecilik üzerine 1300 beyitlik
didaktik bir manzume yazmış; ayrıca kütüphanesindeki el yazmalarının
karşılaştırmasını yaparak otantik metin tesisinin (metin tenkidi) ilk
örneklerini vermiştir.
Gâfikî, Ahmed b. Muhammed: Basit ilaçların özellikleri
konusunda dönemin en yetkin ismi sayılan hekim ve eczacı.
İbn Cülcül: Halife II. Hişâm’ın özel hekimi; ünlü
Tabakâtü’l-etıbbâ ve’l-hükemâ (Tıp ve Felsefe Tarihi) eserinin yazarı.
İbn Vâfid (Abenguefit): Zehrâvî'nin talebesidir. Botanik ve
ilaçbilim üzerine çalışmış, Latince eserlerde philosoph unvanıyla anılmıştır.
İbnü’r-Rûmiyye: Eczacı ve bitki bilimci; aynı zamanda
Malikîlikten Zahiriliğe geçmiş sert bir hadis münekkididir.
Hakîm el-Mağribî (Ubeydullâh el-Bâhilî): Selçuklu ordusunun
seyyar hastanesinde görev yapmış edip ve hekim.
İbnü’z-Zerkâlî (Azarquiel): Tuleytula'daki astronomi
heyetinin başkanıdır. Geliştirdiği hassas su saatleri 17. yüzyıl Avrupa saat
teknolojisine öncülük etmiştir. Astronomide safîha zerkâliyye (evrensel disk)
buluşuyla tanınır.
İbn Bâcce (Avempace): Batı İslam dünyasının ilk büyük
filozofu. Hareket ve dinamik üzerine geliştirdiği fikirlerin modern fiziğin
kuruluş aşamasına ciddi katkı sağladığı kabul edilmektedir.
İbn Muâz el-Ceyyânî (Abenmoat): Güneşin doğuş/batış anındaki
18 derecelik depresyon açısını tespit etmiştir (günümüz astronomisiyle birebir
aynıdır). Trigonometrik yöntemle atmosferin yüksekliğini belirleme problemini
çözmüştür.
İbn Ebu’ş-Şükr el-Mağribî: Batlamyus'un denklemine
alternatif getiren matematikçi. 10'lik kiriş hesabı, sinüs değerleri
ve Pi sayısının hesabı üzerine çalışmalar yapmıştır.
İbnü’s-Saffâr & İbnü’s-Semh: Astronom Mecrîtî’nin
talebeleri olup usturlap çizimi ve zîc (astronomi cetvelleri) üzerine
çalışmışlardır.
İbnü’l-Gurbâlî: Kitâbü’l-Envâ ve’l-ezmine eserinde astronomi
ve meteoroloji bilgilerini bilimsel gözlemlerle tenkit etmiştir.
İbn Meymûn (Maimonides / Rambam): Kurtuba doğumlu büyük
Yahudi filozofu, Selâhaddîn-i Eyyûbî'nin özel tabibi. Yahudi inanç esaslarını
13 maddede yeniden düzenlemiş (Yahudi Âmentüsü); görüşleriyle Aquinas, Spinoza
ve Leibnitz’i derinden etkilemiştir.
İbn Rüşd (Averroes): Aristo şerhleriyle Batı'da Commentator
(Şârih) olarak anılan meşhur filozof. Avrupa Birliği tarafından
"Avrupa'nın fikrî mimarlarından biri" olarak kabul edilir.
İbn Tufeyl: Hay b. Yakzân felsefi romanının yazarı, hekim ve
astronom. Batlamyus astronomisine ilk eleştirileri getirenlerdendir.
Muhyiddîn İbnü’l-Arabî: Vahdet-i Vücûd doktrinini
temellendiren, İslam düşünce tarihinin en çok tartışılan ve en etkili sûfî
düşünürü (el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, Fusûsü’l-hikem).
İbn Seb’în: Sicilya Kralı II. Frederick’in felsefi
sorularına yanıt yazan (el-Kelâm ale’l-mesâili’s-Sıkılliye), varlığın birliğini
savunan sûfî filozof.
İbn Meserre: Endülüs'te felsefe, kelam ve tasavvufu
birleştiren ilk düşünürlerden ("Endülüs'ün ilk felsefi/tasavvufi ekolünün
kurucusu").
İbn Cebirol (Avicebron): Yeni Eflâtunculuk akımını
benimseyen Yahudi şair ve filozof.
İbn Haldun: Sosyolojinin ve tarih felsefesinin kurucusu
kabul edilen devlet adamı ve tarihçi (Mukaddime ve el-İber). Dedeleri
İşbîliyeli olup Kuzey Afrika ve Endülüs diplomasisinde kilit roller oynamıştır.
İbn Hazm: Zâhirî mezhebini sistemleştiren fakih ve usulcü.
Aşkın psikolojisini incelediği Tavku’l-hamâme ile romantizmin öncüsü olmuş;
Latince ile Arapça karşılaştırmaları yaparak dil ve siyasi güç arasındaki
ilişkiyi çözümlemiştir.
Ebu’s-Salt ed-Dânî: Astronomi, tıp ve mühendisliğin yanı
sıra ud çalan, Mağrib şiirlerini besteleyen çok yönlü bilim insanı ve müzisyen.
Hafsâ er-Rekûniyye: Muvahhidler döneminde yetişmiş, geniş
kültürü ve şiir yeteneğiyle öne çıkan Gırnatalı kadın şair.
Kırbelyânî (ö. 761/1360): Ez-Zehrâvî genel cerrah
sayılırken; Kırbelyânî tümör, yara ve kırıklar konusunda uzmanlaşmış özel bir
cerrah kabul edilir. Tümörlerin ve habis türü olan anthraxın (şarbon)
teşhis/tedavisinde büyük başarı göstermiştir.
Mecrîtî (ö. 398/1007): "Endülüs’ün Öklid’i" olarak
anılır. Batlamyus’un el-Mecistî’si ve Hârizmî’nin Zîc’i üzerinde çalışmıştır.
Resâ’ilü İhvâni’s-Safâ’yı Endülüs’e tanıtmış; matematik ve
astronominin Endülüs'te müstakil birer bilim dalı haline gelmesini sağlamıştır.
Kurtubî (ö. 671/1273): el-Câmi' li-ahkâmi’l-Kur’ân adlı
eseriyle bilinen; tefsir, hadis ve fıkıhta derya kabul edilen alimdir.
1499'da Kardinal Ximenes'in 80.000 Arapça kitabı yaktırması,
Engizisyon sürgünleri ve Moğolların Bağdat'ı tahribi, İslam dünyasındaki
ekonomik/kültürel duraksamanın başlangıcı kabul edilmektedir.
Dördüncü Bölüm: Endülüs Sanatı, Mimarisi ve Şehir Yapısı
Geometrik motifler ve arabeskler, gözü sonsuz bir yüzeyde
gezdirerek "Çokluk dünyasından Birlik'e (Tevhit)" ulaştıran bir
merdivendir.
Kubbe gökleri, dört duvar ise zıtlıklarla dolu dünyayı
temsil eder.
Emevî dönemi, İspanya'daki Müslüman kimliğinin en görkemli
eserlerinin ortaya konduğu evredir. Şam geleneği ve yerel İber mirası
harmanlanarak özgün bir üslup geliştirilmiştir. Abbâsîler ile girilen siyasi
rekabet, mimaride bir güç ve ihtişam gösterisine dönüşmüştür.
Kurtuba Ulucamii (La Gran Mezquita de Cordoba):
I. Abdurrahman tarafından Hristiyan halktan 100 bin dinara
satın alınan San Vicente Kilisesi'nin yerine 785'te inşa edilmiştir. II.
Abdurrahman, II. Hakem ve Hâcib el-Mansûr dönemlerinde genişletilmiştir.
II. Hakem döneminde mozaik kaplı kubbe ve maksûre için
Bizans İmparatoru II. Romanos destek vermiştir.
At nalı kemerleri (360 adet), sütunları (850–1293 arası) ve
7 yılda yapılan abanoz/öd ağacı minberiyle eşsizdir. 1236'da şehri işgal eden
Katolik idarecilerce kiliseye çevrilmiştir.
Medînetüzzehrâ Yönetim Külliyesi:
936'da III. Abdurrahman tarafından inşa ettirilen
"saray şehir"dir. Üç seviyeli bir şemaya sahiptir (en üstte halife
sarayı, alt kademelerde devlet daireleri). 1013'teki isyanda tahrip edilmiştir.
Medînetüzzâhire ve Rusâfe Sarayları: Medînetüzzehrâ'ya rakip
olarak kurulan Medînetüzzâhire'den günümüze sadece su kanalları kalmıştır.
Rusâfe Sarayı'nın yerinde ise bugün Alcazar bulunmaktadır.
Kurtuba merkezli tek odaklı yapının dağılmasıyla sanat ve
mimari tüm Endülüs şehirlerine yayılmıştır. Hristiyan krallıklarla ve iç
rekabetle geçen bu dönemde binalar savunma odaklı askerî bir nitelik
kazanmıştır.
Savaş şartları nedeniyle askerî mimari ön planda olsa da,
Mağribli hükümdarlar Endülüs kültüründen derinden etkilenmiş ve bu üslubu Kuzey
Afrika'ya taşımışlardır. Tezyinatta Emevî stili ile Fas'ın yalın zevki
birleştirilmiştir.
Müslüman idaresinde veya Hristiyan krallıklarda çalışan
ustalar (Müsta'rib (Mozarab), Endülüs mimari çizgisini Pireneler'in ötesine,
Fransa içlerine kadar taşımıştır.
Askerî güçlerini yitiren ve diplomasiyle varlığını sürdüren
Nasrîler, sanata büyük zaman ve kaynak ayırarak Batı İslam mimarisinin estetik
zirvesine ulaşmışlardır.
Mermer, alçı, yalın mermer ve renkli çini parçalarının
(zellige) uyumu ön plandadır. Duvarlar bir örtü/petek gibi işlenerek
izleyicinin gözü derinlik oyunlarıyla mimarinin bir parçası kılınmıştır.
el-Hamrâ Saray Külliyesi
I. Yûsuf ve V. Muhammed döneminde Gırnata'da zirveye
ulaşmıştır.
Elçiler Salonu (Sala de Comares): 18 m yüksekliğinde, 3 m
duvar kalınlığına sahip, ahşap oymalı kubbesi ve şair İbn Zümrek’in
kasideleriyle bezenmiş taht salonudur.
Aslanlı Avlu (Patio de los Leones): İki Kız Kardeş Salonu,
Şemîsler Salonu ve Aynüdârı Âişe (Mirador de Lindaraja) gibi bölümlerin bir
dizilimle birleştiği avludur.
Müdeccen (Mudejar) Mimarisi
Hristiyan kralların yönetimi altında kalan Müslüman (veya
Müsta'rib) ustaların, İslam mimari üslubunu Hristiyan yapılarına uyarlamasıyla
ortaya çıkan tarzdır. XVI. yüzyıl ortalarına kadar etkisini sürdürmüştür.
Ayırt Edici Özellikler: At nalı kemerli pencereler,
kaburgalı kubbe strüktürleri, ahşap tavan işçiliği ve alçı/çini tezyinatı.
Hamamlar
Kurtuba'da 300 ile 600 (bazı kaynaklara göre 3701) umumi
hamam bulunuyordu.
Genellikle 3-4 kubbeli yıkanma hücresinden oluşurdu.
Çarşılar Ulucami etrafında konumlanır; alt kat dükkân, üst
kat konaklama/depo olarak kullanılırdı.
Endülüs Evleri
Dış duvarlar gösterişsiz ve fakir görünümlüdür; zenginlik iç
mekânda ve avluda saklıdır.
Sahn (Patio): Evin merkezindeki avludur. Çocukların
oynadığı, ev işlerinin yapıldığı ve ortasında mutlaka serinletici bir
havuz/kuyu bulunan bölümdür.
Kızaklı ahşap pencereler (sash windows) ve üst katlarda
dışarıyı görmeyi sağlayan ama dışarıdan içerinin görünmesini engelleyen ahşap
kafesli şemmâseler (meşrebiye / moucharabiehs) kullanılmıştır. Bu yapı
elemanları sonradan Katolik Krallar tarafından yasaklanmıştır.
Surların dışındaki alanlara erbâz denirdi. Burada
mezarlıklar, gezinti bahçeleri (münye / cennât), kiremit/tuğla atölyeleri
bulunurdu.
Batı İslam dünyasına özgü köşeli hatların dairesel formlara
evrilmesiyle Mağribî/Endülüs Kûfîsi geliştirilmiştir. Binalarda kûfî yazı
tezyinatın ana unsuru olarak kullanılmıştır.
…