Philip Roth etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Philip Roth etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2015 Pazar

Philip Roth - Ve Hayalet Sahneden Çekilir

Philip Roth - Ve Hayalet Sahneden Çekilir


2004 yılındayız, Nathan Zuckerman 71 yaşında ve prostat rahatsızlığı nedeniyle altı bezli olarak yaşamak zorunda.
Biraz kafa dinlemek, dinlenmek üzere New York’a gider. Orada Amy Bellette ile karşılaşır. Bu rastlantıyı biraz zorlar; Bellette’in yakınlarında bir eve taşınmaya karar verir. Bu planını hayata geçirir. Yine bu sırada genç, küstah ve zeki bir gazeteci, yazmakta olduğu kitaba katkı yapması için Zuckerman’la görüşmeye başlar. Bu görüşmeler E.I. Lonoff adlı Zuckerman’ın genç yaşlarında hayranlık duyduğu yazarla ilgili anılarına geri dönmesine sebep olur.

Notlar
On bir yıldır New York’a gitmemiştim.

…sadece o büyük dünyanın değil (…) şu anın da parçası olmaya son vermiştim.

(Elemanın prostat sorunu var)

İçimi kemiren aşağılanma hissiyle de hiçbir zaman tam anlamıyla başa çıkamamıştım.

…herkesten kopuk yaşamaya kanser tanısının konmasından iki sene önce karar vermiştim.

(Larry ona iki yavru sarman veriyor)

Larry: “Hayatına bir nebze de olsa normallik katmaya uğraşıyorum.”

Kedilere pazara kadar bakmıştım.

Pazartesi sabahı Larry’e telefon edip “Lütfen gel ve kedileri al” demiştim.

Larry’de kanser olmuş, hastanedeki ilk gecesinde intihar ediyor. Öldüğünde altmış sekiz yaşındaydı.

Ölüm haberini aldığı Pazar gününün ertesinde posta kutusunda Larry’den gelen bir mektup bulur: “Bu koca dünyada yalnız olamazsın…” (s. 17)

Asansörde ihtiyar bir kadına takılıyor gözü, onu bir yerden hatırlıyor…

Minik bir kafeteryaya kadar peşinden gidiyor.
Amy Bellette
Onu hiç unutmamıştım.

Serbest gazeteci Richard Kliman
“Ne istiyorsun?” diye sordum.

“…ben E.I. Lonoff’un biyografisini yazıyorum.”

“Lonoff’un isteyeceği en son şey bir biyografiydi” dedim.

“Kaç yaşındasın?”
“Yirmi sekiz”

...onun bu inatçı ve megaloman tavrını nereye kadar götürmeye niyetli olduğunu görmek isteyen bendim.

Sanki Kliman, benim başladığım zamanki hızlı ilerleyiş tarzımı taklit ediyor.

“New York’ta bulunma nedeniniz Amy Bellette, değil mi?”

…yeni bir geleceğe adım atarak, farkında olmadan geçmişe gömülmüştüm.


Yalnızlık, gün içinde ona mağlup olduğum takdirde (…) on kilometrelik bir yürüyüşe çıkıyordum.
Geceleri ise (…) müzik açıyordum; Bela Bartok kuarteti gibi bir şey mesela…

Uyanık geçirdiği hayatın yarısını bir telefonun ahizesine konuşa konuşa ortalık dolaşarak bir kişinin insan mevcudiyetini sürdürdüğüne nasıl inanabildiğini kafam almıyordu. (s. 53)

Lonoff’un büyük sırrı neymiş?
“Ensest” diye karşılık verdi (Jamie)

Üvey kızkardeşiyle,

Yetmiş bir yaşında denge kaybının ne demek olduğunu öğreniyordum. Kişinin kendi kendini keşif sürecinin her ne olursa olsun bitmediğinin kanıtı. (s. 95)

Primo Levi için, Her sabah o kitabı yazmaya uyanmak, kimi olsa öldürürdü.

Ölümümün ardından, hayat hikâyemi Richard Kliman’dan kim koruyabilirdi? Bana ulaşmak için kullandığı yazınsal sıçrama tahtası Lonoff değil miydi? (s. 213)

Exit Ghost
Türkçeleştiren: Burç İdem Dinçel
Yapı Kredi Yayınları

Mart 2015

Philip Roth - Karşıt Hayat

Philip Roth - Karşıt Hayat

Roman, bir olayın (olay adına bir şey de yok aslında romanda) farklı kurgularını içeriyor. Aynı şeyi başka türlü anlatmak, olaylar öyle değil de böyle olsaydı kurgu nasıl olurdu diye düşünmek yerine bu düşünceleri yazmak gibi. Her olasılık farklı bir bölümün içeriğini oluşturuyor ve sonuç olarak edebi bir saçmalık çıkıyor karşımıza. Neden saçmalık diyorum; çünkü bu tastamam postmodern roman kategorisi için yazılmış bir metin (yani moda olan akım postmodernizm olduğu için bu şekilde yazılmış bir roman).
Okura neler sunuyor; bu tekniğin başarılı bir uygulamasını görüyoruz. Bunun yanı sıra Nathan Zuckerman karakteri aracılığıyla yoğun şekilde Siyonizm var satır aralarında. Bunlara ek olarak anlatacak hikâyesi olmadığı halde roman yazmak (doğrusu, popüler olmak için yazar etiketiyle varolmak) isteyen elemanlar için yazmak hakkında üstü örtülü çok fazla detay mevcut bu romanda.

Birinci bölüm, Basel
Nathan Zuckerman’ın kardeşi Henry Zuckerman; bir diş hekimi, asistanıyla (Wendy) ilişkisi var. Henry kalp rahatsızlığı geçiriyor. Tedavi sürecinde kullandığı ilaçlar onu iktidarsız yaptı. Henry için erkeklik sorunu kalp rahatsızlığından çok daha önemlidir. Bu mutsuzluk romanın ilk bölümünün hâkim temasıdır.

Henry, ilaç tedavisinin berbat yan etkilerinden mustarip,
Henry artık sabah ereksiyonuyla uyanamıyor, karısı Carol’la ya da (…) asistanı Wendy’yle ilişkiye girebilecek cinsel gücü kendinde bulamıyordu.

…geriye kalan son tesellisi Nathan’ı tekrar aradı…

Henry bu sorunun çözmek için operasyon geçirir ancak masadan kalkamaz. Cenazesinde şöyle bir aldatmaca gelişir; erkeklik sorunu yaşayan Henry eşini mutlu edebilmek için operasyon geçirir ve eşinin mutlu etmek pahasına hayatını kaybeder! Ne kadar da dokunaklı… Hâlbuki bütün bunlara sebep metrese olan seksüel arzudur.

…bir erkek için diş kaybetmek ağır bir deneyimdir. Erkek için bir diş, küçük bir penistir.

…bir an olsun bile bırakmazdı senin elini.
Şimdi bıraktı ama. Hepimiz burada onun evindeyiz, oysa Henry orada, mezarlıkta.

İkinci bölüm, Yahudiye
Henry bu defa operasyon geçirmemiş bunun yerine İsrail’de yaşamaya karar vermiştir. Eşi Carol, Nathan’dan kardeşini geri dönmeye ikna etmesini ister. Nathan kardeşini dönmeye ikna edemeden tek başına geri döner.

Ayakları yere âşık olamayacak adar sağlam basıyor.

Üçüncü bölüm, Havada
Nathan bindiği uçakta İsrail’de tanıştığı Jimmy ile karşılaşıyor. Jimmy uçağı kaçırmaya teşebbüs ediyor. Nathan’la birlikte tutuklanıyor.

Jimmy: “Sır tutabilir misin? (…) bu uçağı kaçıracağım” diye fısıldadı kulağıma.
“Öyle mi? Tek başına mı peki?”
“Hayır, seninle”

Jimmy daha silahı çantasından çıkaramadan, biri koltuğunun arkasından üstüne çullanıp onu kafakola aldı.
Beni koridor boyunca yerlerde sürüklenirken, insanlar koltuklarından kalkıyor, bazıları da “gebertin şunu!” diye bağırıyordu.

Jimmy: “Nathan dedi ki… bana dedi ki “Bunu al.” Ben de aldım ve uçağa soktum. Onu baba gibi görüyorum… bu yüzden yaptım.”

T.S. Eliot’ın nefis şiirindeki purolu küçük Yahudi kimdi?

Dördüncü bölüm, Gloucestershire
Burada roller değişir, kalp rahatsızlığı olan kişi bu defa Nathan’dır. Nathan, tıbbi bir operasyona girmeyi düşünür. Yanında yaşadığı Maria ile evlenip İngiltere’ye yerleşmeyi planlıyor. Operasyon sırasında ölerek yazarı bu kurgudan kurtarıyor.

Nathan’ın cenazesindeyiz. Henry, Nathan’ın tüm aileyi rencide eden bir romanından dolayı kızgın ve de kırgındır. Cenazeden sonra Henry, Nathan’ın dairesine gider. Günlüğünü bulur ve yok eder. Burada Nathan’ın yazdıkları aracılığıyla romanın bütününe dair bir değerlendirme okuyoruz.

…bir sürü ağaç ve kırlık… Yeşil, Gloucestershire demektir.

Onu gömdüler
Nathan’dan geriye en fazla kabartma tozunun konulduğu bir kutuya boşaltılacak kadarı kalmıştır.

Nathan’ın masasının ortasında, üzerinde “Taslak No. 2” yazılmış bir kutu duruyordu.

“Basel” başlıklı ilk bölümde onun adını kullanmış, güya onun başına gelmiş şeyleri konu almıştı.

Herkese ismiyle yer verilmişti.

…hikâyedeki her şey ya kuyruklu bir yalan ya da gerçeklerin gülünç bir parodisiydi.

“Basel” Henry’nin kalp rahatsızlığı üzerine… Nathan’ın değil… (s. 226-227)

İkinci bölüme “Yahudiye” başlığını vermişti.

Bir başka sorunlu, değersiz “Henry” örneği daha… (s. 228-229)

“Hıristiyaniye” başlıklı son bölüm, bütün bunlardan kaçış hayali gibiydi.

“Taslak No. 1”i bulmak için etrafa bakınarak bir saat daha geçirdi.
…bulabildiği tek şey (…) Nathan’ın (…) Kudüs’te (…) tuttuğu günlük…

Beşinci bölüm, Hıristiyaniye
Nathan ve Maria evlidir. Çift İngiltere’ye yerleşmiştir. Maria’nın annesi anti-semitisttir. Yahudilik vs. konular etrafında geyiklerle bu bölüm devam eder. Kayınvalidesiyle tartışan Nathan, Maria’nın da bu tartışmaya dâhil olmasıyla birlikte mutlu birlikteliğini kaybeder.
Bu son bölümde Maria, romanın bir kahramanı olarak Nathan’a sitemler eder ve romanı terk ettiğini söyleyerek sahneden çekilir.

Maria ve ben (…) aramızdaki yaş farkından dolayı (Maria 28 yaşında Nathan onun babası olacak yaşta) uyumsuz bir çift gibi görünüyorduk muhakkak.

…herkesin Yahudileri sevdiğini sandığın Amerika’ya geri dön!

(Maria)
Sevgili Nathan,
Ben çıkıyorum. Ben çıktım. Hayatından çıkıyorum; ben kitaptan çıkıyorum… (s. 313)

The Counterlife
Türkçeleştiren: Burç İdem Dinçel
Yapı Kredi Yayınları

Ocak 2015

5 Kasım 2013 Salı

Philip Roth – Nemesis

Philip Roth – Nemesis


1944 yılında yaşanan çocuk felci salgını bu romanın konusu. Çocukların halet-i ruhiyeleri ise Roth’un izleklerini veriyor bize: masumiyet, Tanrı yargısı/infazı, çaresizlik, suçluluk duygusu…

Notlar
Polio ya da çocuk felci
Belli bir nedeni olmaksızın herhangi bir kişinin başına gelebilirdi. (s. 12)

İnsanların tek bildiği hastalığın son derece bulaşıcı olduğu… (s. 14)

…hayat denen bu amansız çekişmede bedel ödemen gerektiğinde ödeyeceksin. (s. 25)

Temizlik, tek çare temizlik! (s. 31)

Yahudi evlatlarımız bizim tek zenginliğimiz. (s. 32)

Peki, neden öldü? Adalet bunun neresinde? (s. 37)

Konuşuyorsun ama herkesin bildiğinin dışında bir şey söylemiyorsun. (s. 52)

Derin bir nefes almak insanı öldürebilirdi. (s. 64)

Melek değil ki bunlar, çocuklardan bahsediyoruz. (s. 70)

Korku, bizi insanlıktan çıkarır. Korku bizi küçük düşürür. (s. 71)

"Yaşıyorum! Yaşıyorum!” hissiyle içi içine sığmıyordu. (s. 92)

Kendini ne kadar mutlu hissederse, bu mutluluk o kadar küçültücüydü. (s. 109)

Bazen bahtınız açıktır, bazen değildir. Bütün hayat öyküleri şanstan ibarettir ve ana rahmine düştüğümüz andan itibaren şans –tesadüfler tiranlığı- her şeydir. (s. 149-150)


Türkçeleştiren: Deniz Koç
Yapı Kredi Yayınları

Haziran, 2012

16 Aralık 2011 Cuma

Philip Roth – Sokaktaki Adam

Philip Roth – Sokaktaki Adam




Gerçekliği yeniden yapamaz insan, dedi babasına. Olduğu gibi kabul etmeli onu. İnsan durduğu yeri muhafaza edip yaşananları olduğu gibi kabul etmeli. (s. 9)

Ama zaten hayatta en üzücü şey sıradanlıktır; her şeyi alt eden ölüm gerçeğini bize bir kez daha hatırlatır. (s. 14)

…zaman, çöküşü engellemek için tasarlanmış insan yapımı aletlerle dolu bir depoya dönüştürmüştü vücudunu. (s. 15)

Toprak, tabutun ahşap kapağının üzerine düştüğü an, insanın varlığına başka hiçbir şeyin işlemediği gibi işleyen o sesi çıkardı. (s. 38)

Gençken önemli olan vücudunun dışı, dıştan nasıl göründüğüdür. Yaşlandığındaysa, içte olan önemli oluyor ve insanlar nasıl göründüğünü önemsemeyi bırakıyor. (s. 53)

Hepsi o kadar korkunç ve utanç verici ki, acı, kendinden korkmana engel oluyor. Acının o mutlak ötekiliği, berbat bir şey. (s. 56)

Kayıp babalarına acı çektirmeyi seçmişlerdi ve onlara bu gücü vererek, aynı şeyi o da yapmıştı. Onları memnun edebilmesi, hesabını kapayabilmesi, en muhteşem babalar gibi onların delirtici muhalafetine boyun eğebilmesi için elinden gelen tek şey, yanlışlarından ötürü acı çekmekti.

Hain piçler sizi! Somurtkan dangalaklar sizi! Onu bunu mahkum eden aşağılık boklar sizi! Eğer farklı olsaydım ve farklı davransaydım, diye sordu kendi kendine, her şey farklı olabilir miydi? Hepsi, şimdi olduklarından daha az yalnız olur muydu? Elbette olurdu! Ama benim yaptığım buydu! Yetmiş bir yaşımdayım. Böyle bir adam olmuşum. Buraya ulaşmak için bunları yapmışım ve de söylenecek başka bir şey yok! (s. 60)

Resim yapmaya yönelik o ısrarcı ihtiyaç ortadan kalkmış, hayatının geri kalanını doldurması için tasarladığı girişimi suya düşmüştü. Başka fikir kalmamıştı elinde…

Resim yapmak onun için sanki bir şeytan kovma ayini olmuştu. Ama hangi kötülük vardı kovulacak? Kendine ilişkin yanılsamalarından en eskisi mi? Yoksa, yaşamak için doğulduğu ama yaşamak yerine ölündüğü bilgisinden kendisini kurtarmak için mi kaçıp resme sığınmıştı?
Aniden hiçliğin içinde kayboldu, hiçlikte olduğundan da çok, “hiçbir şey”in üç hecesinin sesinde kaybolmuş ve sürükleniyordu, dehşetin farkına varmaya başlamıştı. (s. 63)

Yaşamak istiyordu ama onu hayatta tutmak için kimsenin elinden bir şey gelmiyordu artık. Yaşlılık bir savaştır, canım, bir şununla bir bununla savaşırsın. Acımasız bir savaştır ve en zayıf halindeyken, eski halinden eser yokken verdiğin bir savaştır. (s. 85/86)

“Kalbin sızlasa da gülümse” (s. 87)

Çeviren: Kaya Genç
Yapı Kredi Yayınları
Şubat 2011

3 Şubat 2011 Perşembe

Philip Roth - Ölen Hayvan

Philip Roth -  Ölen Hayvan



Yaşlılık, hassas ve korkaklara göre değildir. (Yaşlılık) İnsan hayatındaki en büyük sürpriz...

Güzellik, bakanın gözlerindedir.

Notlar
(David Kepesh)
Onu sekiz yıl önce tanıdım. Benim sınıfımdaydı.

Kadın güzelliğine karşı büyük bir zaafım var.
Ben altmış ikime gelmiştim ve Consuela Castillo adındaki kız da yirmi dört yaşındaydı. (s. 10)

Bu kızın benim olacağını anında anladım.

Sınavlar bittikten ve notlar verildikten sonra, dairemde öğrencilerime bir parti veriyorum.
Cesur olanları saat ondan sonra açılıp canlanıyorlar. (s. 12)

Parti boyunca birden benim bir insan olduğumu görüyorlar.

Her şey saklı ve hiçbir şey gizli değil. (s. 14)

“Bana göre tamamen Amerikalısın. Neden kendini Kübalı olarak düşünüyorsun?” “Kübalı bir aileden geliyorum. Ondan. Bütün olay bu. Ailem çok gururludur. Ülkelerini severler işte. (s. 17)

Bütün bu konuşmalar! Ona Kafka, Velazquez gösteriyorum… İnsan bunu niye yapar? Eh, bir şey yapmalısınız. Bunlar dansın tülleri. Baştan çıkarmayla karıştırmayın. Bu baştan çıkarma değil. Sakladığınız, sizi oraya getiren şey, saf şehvet. Tüller bu kör güdüyü örtüyor. (s. 18)

Bütün bunlar, gittiğimiz yere giden yolu biraz daha dolambaçlı hale getirmekten başka bir şey değil.
Herhangi biri, herhangi bir cinsten bir başkasını, aralarında seks olmadıkça büyüleyici bulur mu? Başka kimden böylesine büyülenirsiniz? Hiç kimseden. (s. 19)

Evime gittik ve müzik çalmamı istedi.
Beethoven’ın yedinci senfonisini özellikle sevdi. (s. 21)
Kızlar daha ne kadar olabilir ki hayatımda? (s. 23)

Bir kere evlendim; yirmili yaşlarımda, pek çok insanın yaşadığı, o kötü ilk evliliği, acemi er talim kampı kadar kötü o ilk evliliği yaşadım.
Ondan sonra bir daha kafeste yaşamamaya kararlıydım. (s. 24)

Hiçbir zaman senin kız arkadaşın olamam.
Düşündüğümden çok daha gelenekçi. (s. 25)

…ben onun kalçalarını okşayıp, o benim karım olamayacağını açıklarken, korkunç kıskançlığım doğdu. (s. 26)

Seks hayvanidir.

Seksten üstün değilsiniz.

Yaşlılığın nasıl bir şey olduğunu hayal edebiliyor musunuz?

Daha yaşlanmamış olanlar için, yaşlı olmak demek var oldunuz demektir. Ama yaşlı olmak aynı zamanda, var olmuşluğunuza rağmen, ona ek olarak ve onu aşan bir biçimde, hâlâ varsınızdır ve zaten var olmuş olmak, geçmişlik kadar, hâlâ var oluş ve bunun bütünlüğü de insanın aklından çıkmaz. (s. 32)

Ben büyürken,
Seksi çalıyordunuz.

Evlilik ve ordu
Bu iki müesseseden nefret ediyorum. Aynı sebepten dolayı: Hizaya sokma. (s. 52/53)

Seks aynı zamanda ölümden alınan intikamdır. (s. 54)

Consuela’yla ilişkim bir buçuk yıldan biraz daha uzun sürdü. (s. 68)

Bitmesi ikimiz için de iyi olmuştu tabii ki, ama benim bitirmek gibi bir düşüncem yoktu ve sonra da yoksunluk hissettim. Üç yıl boyunca depresyona girip çıktım. (s. 69)

Onunla beraberken bile hasretim hiçbir zaman kaybolmadı. (s. 70)

George
“Bu kız karşısında hep güçsüz olacaksın.”
Estetik mesafe kanununu bozdun sen. Bu kızla estetik deneyimini duygusallaştırdın. (s. 73)

“Bağ kuran kaybolmuştur.”
Joseph Conrad

“Kül edin kalbimi, arzudan hastalanmıştır/Ölen bir hayvanın gövdesinde/Ne olduğunu bilmeyen.”
Yeats (s. 75)

Belki artık ölüme yaklaştığım için, özgür olmamayı istiyorum gizlice. (s. 78)

George’un ölümü yüzünden Consuela için en kötü şeyler aklıma geliyordu. Evet, George öldü.
…bir tek yoldaş yeterlidir. (s. 83)

(Consuela) Şu an sana ihtiyacım var.
Artık saçım yok. Ekim ayında kanser olduğumu öğrendim. Göğüs kanseriyim.
…ırsi bir tehlike olduğunu biliyordum. Bunu her zaman biliyordum ve her zaman korktum bundan. (s. 91)

Tha Dying Animel
Türkçeleştiren: N. Can Kantarcı
Ayrıntı Yayınları, 2007