Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2026 Pazar

Guy Davenport - 7 Yunan - Notlar

Guy Davenport - 7 Yunan - Notlar

Archilochos, Sappho, Alkman, Anakreon, Herakleitos, Diogenes, Herondas

7 Greeks, New Directions, New York, 1995

 


Giriş

MÖ 7. yüzyıl şairlerinden bize ulaşan eserler tam metinler değil; yalnızca mumya sargılarında, hurda papirüslerde veya antik gramercilerin dilek kiplerini açıklamak için alıntılama yaptığı parçalarda (fragment) yaşar.

 

Eserlerinin büyük kısmı kaybolmuş olsa da Archilochos ve Sappho'nun bıraktığı iz silinememiştir.

 

Archilochos hem savaşçı bir paralı asker hem de Batı edebiyatının ilk büyük hicivcisi ve iambik şiirin mucididir. Hem kışla diliyle konuşan sert bir asker hem de narin aşk şarkıları yazan bir lirikçidir.

Sözleşmesini bozan Lykambes’e yazdığı acımasız şiirlerle tanınır. Antik dünya için o, eşek arılarının mezarının etrafında dolandığı, dokunanı yakan "zarif yapraklı bir devedikeni" veya "ısırgan dilli" bir şairdir.

1974'te bir mumya sargısında bulunan yeni parçası ("Paros'ta Son Tango" olarak da anılan 18. Parça), erotizm, komedi ve hicvin iç içe geçtiği yepyeni bir üslup boyutunu ortaya koymuştur.

 

Midilli adasından olan Sappho, Miken-Girit mirası ile Zengin Lidya kültürünün kucaklaştığı bir dünyada yazdı.

Sappho’da ruh maddeden, güzellik zekadan ayrılamaz. Onun odağında gençlik, ergenlik güzelliği, çiçekler, ay ışığı, kızların kahkahaları ve sarmalayıcı tutku (Imeros) vardır.

 

Alkman, şiiri ve yaşamı açısından Sappho ile Archilochos’un bir birleşimidir. Sparta'da yaşamış, hem kız koro ilahileri (Partheneion) yazmış hem de dünyayı soğukkanlı, iştahlı, gündelik ocağı ve yaşlılığın getirdiği romatizmalı mizahı kutlayan bir gözle gözlemlemiştir.

 

16. yüzyıldan itibaren Batı şiirini (Ronsard, Herrick, Goethe) derinden etkileyen ve "Anakreon Şiirleri" olarak bilinen derleme, gerçekte 6. yüzyıl Teoslu Anakreon'a değil, İskenderiye ve Orta Çağ taklitçilerine (Anacreontea) aittir. Gerçek Anakreon’dan geriye ise yalnızca çok az ve belirsiz parça kalmıştır.

 

Herakleitos / Doğa filozofunun ethos anthropoi daimon (Karakter insanın kaderidir/koruyucu meleğidir) sözü üzerinden, insanın kendi psikolojik ikliminin ve ahlaki yapısının kendi geleceğini nasıl biçimlendirdiği vurgulanır.

 

Diogenes toplumsal normların, kalıpların ve paranın değerini düşürmeyi ilke edinen; fıçıda yaşayan Atinalı bir Thoreau/derviş figürüdür. Keskin söylem tarzı, daha sonra Tarsuslu Pavlus (Shaul Paulus) vasıtasıyla Hıristiyan retoriğini de etkilemiştir.

 

1890'da Mısır'daki papirüs çöplüklerinde (Budge ve Kenyon sayesinde) bulunan Didymus'a ait hesap defterinin arkasından Herondas'ın 13 pandomimi (mimiamboi) çıkmıştır.

 

Aristofanes’in aksine Herondas siyaset yapmaz; tıpkı Menander, Theophrastos veya modern dönemde Fellini, Beckett ve Commedia dell'Arte gibi gündelik hayatın küçük, komik, açgözlü, kıskanç ve saf tiplerini (pezevenk, çapkın kadın, sinirli anne, ayakkabıcı) pandomimik bir taklit sanatı üzerinden sahneler.

…

 

Arkhilokhos (Archilochus)

Paros adasında doğan ve Taşoz (Thasos) adasında savaşçı/paralı asker olarak yaşayan şair; Homeros çağının idealize edilmiş kahramanlık anlayışına karşı alaycı, gerçekçi, tutkulu ve zaman zaman oldukça keskin bir dille kaleme aldığı şiirleriyle tanınır.

 

Arkhilokhos, kendisini "hem Savaş Tanrısı Ares'in/Enyalios'un hizmetkarı hem de Müzlerin (İlham Perilerinin) şairi" olarak tanımlar.

79. fragmanda, savaştan kaçarken kalkanını bir çalılığın altına bıraktığını açıkça söyleyerek Antik Çağ'da büyük yankı uyandıran ve kahramanlık mitini yıkan dürüst bir tutum sergiler.

 

79. fragman:

…

Saianlılardan biri şimdi gururlanıyordur kalkanımla;

Bir çalılığın dibinde bırakmak zorunda kaldım o kusursuz silahı.

Ama canımı kurtardım ya! Canım sağ olsun,

Kalkan gitsin; yenisini alırım, daha kötüsü olmaz ya.…

 

Şairin hayatındaki en ünlü olay, Lykambes adındaki soylunun kızı Neobule'yi önce Arkhilokhos ile nişanlayıp ardından sözünden dönmesidir. Şair, bu olayın üzerine Lykambes ve kızlarına karşı son derece ağır, hiciv dolu ve sarsıcı şiirler (iambik dizeler) yazmıştır. 18. fragman (Köln Papirüsü olarak bilinen ünlü metin), Neobule ve kız kardeşi hakkındaki sert ve tutkulu ifadeleri içerir.

 

Tilki ile kartalın hikayesi veya ünlü "Tilki pek çok şey bilir, ama kirpi tek bir büyük şey bilir" gibi atasözüne dönüşmüş fabl ögelerini ilk kullanan şairlerdendir.

 

72. fragman

Ruhum, ruhum, çaresiz dertlerle çalkalanan ruhum!

Kaldır başını, göğsünü düşmana karşı koy,

Tuzaklarına karşı dur yakın dövüşte.

Yenersen açıktan övünme,

Yenilirsen evine kapanıp ağlama.

Sevinçte de kederde de ölçülü ol,

Anla ki insan hayatını ritimler yönetir.

 

262. fragman Antik Yunan edebiyatının en meşhur beddua/lanet metinlerinden biridir. Düşmanının Salmydessos kıyılarında karaya vurmasını, yalnız kalmasını, soğuktan ve açlıktan titreyerek bir köpek gibi sürünmesini dile getirir. Dostluk sofrasındaki tuzu ve verilen sözü çiğnemenin cezasını intikam arzusuyla tasvir eder.

 

262. fragman

Soğuk denizde yolunu kaybetsin ve kafir Salmydessos'a doğru yüzsün...

Dostça bir yemekte tuz ve sofranın başında verdiğin sözü geri aldın.

Dişleri birbirine vursun yüzüstü yatıp tuzlu su tükürürken;

Ve tüm bunları izlemek bana büyük bir tatmin yaşatırdı...

 

Homeros’un süslü ve şatfatlı kahraman tipolojisini reddeder. 282. fragmanda süslü, bukleli sakallı, gösterişli generallerden nefret ettiğini; bunun yerine yere sağlam basan, kısa ve çarpık bacaklı ama işini yapan gerçek askerleri tercih ettiğini söyler.

 

282. fragman

Uzun boylu, bukleli sakallı, havalı bir general görmekten nefret ederim.

Bana kısa, bacakları çarpık ama yere sağlam basan ve yürekli bir asker verin.

 

Sappho

Sappho, Antik Çağ'da Homeros "Şair" olarak anılırken kendisi "Şaire" veya "Onuncu Müz (İlham Perisi)" olarak adlandırılmış; iambik ve heksametrik kalıpların ötesinde kendi adıyla anılan Sappho kıtası ölçüsünü yetkinlikle kullanmıştır.

 

Sappho, aşkı sadece bir duygu olarak değil, bedensel ve ruhsal bir sarsıntı olarak ele alır.

 

20. Fragman ("Bir Bakışın Şoku"), edebiyat tarihinin en ünlü aşk tasvirlerinden biridir; sevilen kişinin yanındaki duruşun yarattığı heyecan, dilde tutukluk, derinin altında yanan ateş, kulak çınlaması ve çimenden daha yeşil/solgun bir renge bürünme gibi fiziksel tepkiler dürüstçe işlenir.

 

Eros'u hem tatlı hem acı (glykypikron), dizlerin bağını çözen ve sarsan bir güç olarak tanımlar.

 

Atthis, Gongyla, Anaktoria ve Andromeda gibi kız arkadaşlarına veya öğrencilerine duyduğu derin sevgi, onların gidişiyle yaşanan ayrılık acısı ve özlem sıkça işlenir. 25. Fragman ("En Güzel Şey"), askeri birliklerin veya gemilerin değil, insanın sevdiği şeyin dünyadaki en güzel manzara olduğunu savunarak dönemin eril savaş değerlerine bir alternatif sunar.

 

25. fragman (En Güzel Şey)

Atlılardan veya piyadelerden oluşan bir bölük,

Ya da bir gemi filosu diyor bazıları,

Kara dünyanın en güzel manzarasıdır;

Ama bana göre en güzel şey, sevdiğin şeydir.

 

Sappho, fiziksel varlığının yok olacağını bilse de şiirleri sayesinde hatırlanacağının bilincindedir. 90. Fragmanda belirttiği "Bizi hatırlayacak biri çıkacak bundan sonraki zamanda" sözü, yüzyıllar ötesine ulaşan kehaneti niteliğindedir.

 

Sappho, antik dönemde düğün törenlerinde söylenmek üzere pek çok neşeli ve coşkulu ilahi (Epithalamia) yazmıştır.

 

213. fragman dünya edebiyatının belki de en tanınmış gece ve yalnızlık tasvirlerinden biridir. Ayın ve Pleiades (Ülker) yıldız takımının batışıyla zamanın akışını aktarır ve insanın kendi yalnızlığıyla baş başa kalışını net bir sade dille özetler:

Ay battı ve Ülker.

Gece yarısıdır,

Zaman geçip gidiyor...

Yalnız yatıyorum.

…

 

Alkman

Alkman, Antik Yunan lirik şiirinde kız koroları için yazılan şarkı türünün (Partheneion) edebiyattaki temsilcisidir.

 

1. Partheneion / Kız Korosu İlahisi

Herakles’in Hippokoön ve oğullarına karşı kazandığı zafer işlenir. İnsan kibirine (hybris) ve tanrılara karşı gelmenin felaket getireceğine dikkat çekilerek Kader (Aisa) ve Fırsat/Gelişim (Poros) tanrılarının her şeyden üstün olduğu vurgulanır.

Mithraic/Orthia ritüellerinde tanrıçaya kutsal saban (veya elbise) sunan genç kızların zarafeti övülür. Koro önderleri Hagesikhora ve Agido; soylu yarış atlarına, Lidyalı altın süslere, yıldız takımı Ülker'e (Pleiades) ve Sirius'a benzetilir.

Korodaki bir diğer odak noktası Astymeloisa adındaki kızın büyüleyici güzelliğidir. Onun yürüyüşü "gökyüzünden kayan parlak bir yıldıza" ve rüzgârda savrulan saçları zarafete benzetilir.

…

 

Anakreon

MÖ 6. yüzyılda Teos (Sığacık/İzmir) doğumlu antik lirik şair Anakreōn yaşam sevinci, aşk, şarap, ziyafetler (symposion), yaşlılık hüzünleri ve nükte üzerine yazdığı şiirlerle edebiyat tarihine adını kazımış ve sonraki çağlarda onun üslubunu taklit eden "Anakreonteia" akımına öncülük etmiştir.

 

Anakreōn şarabın ve dostça sohbetin şairidir; ancak içkide barbarca sarhoşluğu (İskit usulünü) değil, adaba uygun ılımlılığı savunur.

 

Ziyafet masasında kavga ve savaştan bahsedenleri kınar; şarabın Afrodit (aşk) ve lir (müzik) eşliğinde içilmesi gerektiğini vurgular.

 

53. fragman (Yaşlılık ve Zamanın Akışı)

Artık saçlarım ince ve beyaz...

Gençlik gitti ve onunla birlikte tüm mutluluklar da.

Geriye kalan zaman kısa ve tatlı.

Çünkü Hades'in evi karanlıktır,

Aşağıya giden yol nefret doludur ve geri dönüşü yoktur.

 

Herakleitos

Mitoslardan bağımsız, evrenin arkasındaki mantığı (Logos) arayan Herakleitos; felsefe tarihine "Karanlık" lakabıyla geçmiş, özlü ve bilmeceyi andıran ifadeleriyle akış, zıtlık, ateş ve insan bilinci üzerine odaklanmıştır.

 

Herakleitos’a göre evren rastgele bir kaos değil, evrensel bir ilke ve düzen olan Logos tarafından yönetilir. İnsanların çoğu uykudaymış gibi kendi özel dünyalarında yaşarken, akıl sahibi insan ortak evrensel ilkeyi (Logos) kavramaya çalışır. "Ben değil dünya diyor bunu: Her şey birdir" diyerek bireysel algının ötesindeki evrensel birliğe işaret eder.

 

Herakleitos denince ilk akla gelen kavram oluş sürecidir. Varlık varolanda sabit kalmaz; her şey durmaksızın akar ve değişir.

 

Varoluş, zıt güçlerin gerilimi ve çatışması sayesinde dengede durur.

"Savaş hepimizin babası ve kralımızdır" ifadesinde kastedilen, askeri yıkım değil; evrendeki karşıt ilkelerin (gece-gündüz, sıcak-soğuk, yaşam-ölüm) geriliminden doğan yaratıcı enerjidir.

 

Evrenin temel maddesi (arkhe) ve değişim simgesi Ateş'tir. Ateş; sürekli yanan, sönen, dönüşen ve tükenirken yeniden doğan dinamik ilkedir. Evren, ölçüyle alevlenen ve ölçüyle sönen ölümsüz bir ateştir.

 

"Karakter kaderdir" (Ethos anthropoi daimon) sözü, insanın yaşam çizgisini dış güçlerin değil, kendi ahlakı ve içsel yapısının belirlediğini vurgular.

 

Aristokratik bir zihniyete sahip olan Herakleitos, çoğunluğun sığır gibi yaşadığını söyler ve halkın ezbere dayalı anlayışını eleştirir. Şair Homeros ve Hesiodos'u hakikati tam kavrayamadıkları için eleştirir.

…

 

Diogenes

Antik çağın en aykırı, radikal ve hazımsız mizacına sahip Sinoplu düşünür Diogenes, Platon veya Aristoteles gibi elit, teorik ve akademiye dayalı felsefe yapmak yerine; felsefeyi sokakta, eylemle, toplumsal kuralları ve ikiyüzlülükleri yıkarak yaşamıştır. Yunanca kökeni "Kynikos" (köpeksi) anlamına gelen Kinizm; uygarlık normlarını, lüksü, mülkiyeti, yapay toplumsal sözleşmeleri reddedip doğaya uygun, sade, bağımsız ve korkusuz bir yaşamı savunur.

 

Gençliğinde babasıyla birlikte sahte para basmak veya paranın tahrif edilmesi suçuyla Sinop’tan sürülen Diogenes, bunu felsefi bir ilkeye dönüştürmüştür: Toplumun "değerli" saydığı parayı, makamı, unvanı ve yapay kuralları (nomos) geçersiz kılmak.

 

Paranın değerini düşürmeye geldim" sözü, sadece finansal değil, toplumsal değerlerin de değersizleştirilmesini simgeler.

 

Antik Yunan’da bireyin kimliği ait olduğu polis (şehir devleti) ile tanımlanırken "Ben bir dünya vatandaşıyım (Kosmopolitês)" diyen Diogenes şehir sınırlarını ve soy-sop kibrini anlamsız bulur.

 

Diogenes’e göre insanlar doğadan uzaklaştıkça mutsuzlaşmış ve karmaşık arzuların kölesi olmuştur.

 

Gündüz vakti elinde lambayla Atina sokaklarında dolaşıp "Dürüst / Hakiki bir adam arıyorum" demesi, toplumun sahteliğine ve ahlaki çöküşe yapılmış en sert sokak tiyatrosudur.

 

Saraya kapılanıp krala yaranan Platon ve Aristoteles gibi filozofların aksine, kendi marulunu yıkayan hür bir sefaleti saray köleliğine tercih eder.

 

"Kimsenin duygularını incitmeyen bir filozofun ne faydası var?" diyerek felsefenin konfor bozucu bir işlev taşıması gerektiğini savunur.

 

27. fragman

Platon, "Eğer Sicilya sarayına gitseydin marul yıkamak zorunda kalmazdın" dediğinde, ona "Eğer sen marul yıkasaydın saraya gitmek zorunda kalmazdın" dedim.

…

 

Herondas

Antik Yunan edebiyatında "Mimiambos" (Mim-iambos) gündelik hayat sahnelerini, tiyatral biçimde anlatır. M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış olan Herondas, bu türün temsilcisidir.

… 

22 Temmuz 2026 Çarşamba

Şiir: Carlo Diano, Uyuyanlar

Filolog, heykeltıraş, ressam, şair, besteci Carlo Diano genç yaşlarında (Mart 1929’da) "Uyuyanlar" başlıklı bir mensur şiir yazmış/yayınlamış. Sayfanın devamında o şiirin bir kısmı yer alıyor.

Uyuyanlar

Uykuda yaşıyoruz, karanlık hayallerle sarsılıyoruz, donuk gözlerle yürüyoruz, sayısız hayatı çiğniyoruz ve başkalarının iradesinin çığlığı bize ulaşmıyor.

İçine kapanmış ruhumuzun eşiği.

Sonsuz yalnızlıkta, gökyüzünün baskısına dayanamayız. Duvarlar örüyoruz korkumuzu durdurmak ve hapsetmek için, boşuna; var olma irademizin hayaletlerini çiçekli çitlerle çevrelemek boşuna; boşluk her yere nüfuz ediyor; gözler ve eller arasında bir uçurum açılıyor.

Kollarımızı kime uzatacağız, sesimizi kim duyacak? 

Rüyalarda birbirimizi kovalıyoruz, kovalayanlar asla yetişemiyor, kaçanların da kurtuluşu yok. Gölgelerimizin güneşte belirgin hatları var, gece ise dehşet bizi sarıyor. Hayatı anlamıyoruz, ama ölmek de istemiyoruz.

...

4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabi - Arzuların Tercümanı - Notlar

İbn Arabi - Arzuların Tercümanı -  Notlar

Tercümânü Î-Eşvâk

Mütercim: Mahmut Kanık, 4. Basım, İz Yayınları, 2013

 


Giriş

(Mahmut Kanık)

Klasik İslam şiiri doğayı ve somut dünyayı bir amaç değil, metafizik aleme ulaşmak için bir "araç" (izdüşüm) olarak görür.

Divanda geçen çöller, develer, çadırlar, şimşekler ve kadın figürleri, duyusal/afrodizyak bir sarhoşluğun ifadesi değildir. Bunlar, sonsuz olan ilahî hakikatlerin, somut çevre üzerinden simgeleştirilmesidir.

İbn Arabî, kadını "doğurganlık/oluş" sembolü olarak okur.

 

Eserin edebi formu (gazel/aşk şiiri şeklindeki yapısı), dönemin zahir uleması ve fıkhî otoriteleri arasında büyük bir tartışma yaratmıştır. İbn Arabî, bu ithamlar ve dostlarının ricası üzerine eserine Ez-Zehâyir ve’l-Â’lâk adıyla bir şerh yazmıştır.

Tercümânü’l-Eşvâk veya Mesnevi gibi metinler şiiri aşmış, şiiri kendi aşkın dünyalarına bir binek kılmışlardır.

 

İbn Arabî, bu divanı yazmaya Hicri 598 (Miladi 1201) yılında Mekke’de başlamış, Hicri 611 (Miladi 1215) yılında yine Mekke’de, elli yaşlarındayken tamamlamıştır. Şerh ise aynı yılın devamında Aksaray/Halep hattında nihayete ermiştir.

 

Eserin önsözüne göre şiirler, İbn Arabî'nin Mekke'deki hocası İsfahanlı Mekînüddin’in kızı, hem bilgisi hem güzelliğiyle öne çıkan Aynü’ş-Şems (Güneşin Aynası) için söylenmiştir. Ancak bu tarihsel figür, ilahî tecellilerin ve ruhanî varidatların perdesi hükmündedir.

…

 

Arzuların Tercümanı

(Tercümânul-Eşvâk)

Allah güzeldir, güzelliği sever ve âlemi en güzel surette yaratmıştır.

Arifler dünyadaki bu estetik harmoniyi müşahede ettiklerinde, yaratılana değil yaratana odaklanarak kendilerinden geçer ve nefsin yok olması anlamına gelen fenâ mertebesine yükselirler.

 

İsfahanlı Şeyh Mekînüddin, İbrahim makamında ağırlığı olan, Tirmizî’nin hadis külliyatını okuttukları bir önderdir.

Mekînüddin’in kızı Nizâm (Aynü’ş-Şems ve’l-Bahâ) eserin ilham kaynağıdır.

Arabi, şiirlerinde geçen her kadının, her evin ve her mekânın aslında Nizâm’dan birer kinaye olduğunu belirtir.

 

Gazel ve nesîb (bahar/kadın tasviri) dilini seçme sebebi ise, insan ruhunun bu hitap tarzına meftun olması ve kalbin bu yolla daha hızlı coşkuya gelmesidir.

…

 

Ah bir bilebilseydim, ah bir bilebilseydim onları

Hangi kalbe sahipler, acaba biliyorlar mı?

 

Bütün suretleri kabul edecek bir hâle geldi kalbim benim

Ceylanların otlağına döndü, rahiplerin manastırına

Putların tapınağına, hacıların Ka'be'sine döndü kalbim

Tevrat'ın kutsal levhalarına, mukaddes Kur'ân sayfalarına

…

 

Umulur ki Hacir'den bir tatlı nefes getirir bize Sabâ rüzgârı

Belki bizim ile doğru sürükler yağmur yüklü bulutları

Belki böylece aşka susamış âşıkların giderilir susuzluğu

Senin gönderdiğin bulutlarsa artırmakta yalnızca mutsuzluğu

…

 

Bir zamanlar onların oturduğu yerlerde dur, ağla şimdi bu harabelere

Bir soru sor izleri kaybolmuş harap olmuş silinip gitmiş yapılara

Hani nerede sevenleri sevilenleri? Hani nerede alaca tüylü develeri?

Gel de bir bak nasıl geçip gidiyor çölde akşamın buğuları

…

 

Ey Useyl'de toz toprak hâline gelmiş harabeler

Eskiden oynardım buralarda sıcak kanlı güzel kızlarla ne güzel

Dün buralar güleryüzlü gülümseyen insanlarla doluydu şen şakraktı

Bugünse bomboş kalmış ıssız harabelere dönmüş buruşmuş suratları

…

 

Ey eski mabed, ey kadîm ev, senin için yükseldi bir nur

Öyle bir nur ki ta kalblerimizde parlıyor."

… 

4 Aralık 2025 Perşembe

Stefan Zweig - Rilke’ye Veda - Notlar

Stefan Zweig - Rilke’ye Veda - Notlar

Türkçeleştiren: Sezer Duru

Edebi Şeyler Yayınları, 2015

 


Hazırlayanın Notu

Ömer Şişman

…kitap Stefan Zweig’ın Rainer Maria Rilke’nin ölümünden iki ay sonra, 20 Şubat 1927’de Münih’te devlet tiyatrosunda ve Rilke’nin 10. ölüm yıldönümünde, Londra’da yaptığı iki konuşmadan oluşuyor.

 

Rilke, 1875’te, o zamanlar Avusturya Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde bulunan Prag’da dünyaya geldi.

 

Rilke değişen dünyanın son büyük lirik şairiydi.

 

Rilke’ye Veda

Söylev

 

Bu söylev Rainer Maria Rilke’nin şerefine 20 Şubat 1927'de Münih’teki devlet tiyatrosunda yapılmıştır ve burada ilk haliyle verilmektedir.

 

Bu anı müzik ahenklendirdi, müziğin içinde akıp gidecek o.

 

Rilke’yle hakkıyla vedalaşmamıza bir tek müzik tanıklık edebilir, söz içimizden bir tek onun içinde eksiksiz müzik olmuştu.

 

…saf şairi, Rainer Maria Rilke’nin yüzü ve nefesinde bir kereye mahsus ve unutulmaz olarak gördük.

 

…daha yüksek bir yaratıcılığa erişmek için genç Rilke dünyaya açıldı,

…içinden binlerce insanın ve kaderlerinin geçtiği Tolstoy’un gözlerinin içine baktı,

 

Orpheus’a Soneler ve Duino Ağıtları

…bunlar kendi seçimi olan yalnızlığa yükselişti. Çünkü dil havasının bu en uç bölgesini, bu yabancı ışık ötesinin ve son karanlıkların büyük karşılaşmaları

…olgunluğunun son demine eriştiği bu kutsal sonbaharda Rilke dilden en uç noktasını, artık pek anlatılır olmayanı anlatmayı talep etti: artık, nesnelerden titreşen sesleri, onların duyusal korunan şekillerini değil, tersine onların aralarından süzülen ruh gibi görünmez gizem dolu ilişkiyi talep ediyordu,

 

Duino Ağıtları

Artık hayatta olanın konuşması değildi burada denenen, aksine nesnelerin ve duyguların ötesindekilerle yapılan bir ikili konuşmaydı. Burada yükselen, artık sonsuzla olan diyalogdu, ölümle kardeşçe karşılıklı konuşmaydı,

 

Rainer Maria Rilke

Bu konuşma Rilke’nin 10. ölüm yıldönümünde, 1936 ’da, Londra’da yapıldı.

 

…eğer bir şiirsel görüngü, aynı zamanda o insanın portresini de uyandırmıyorsa asla kusursuz olarak tanınamaz.

 

…bütün bir yaşamın salt şiirsel bir varoluşa dönüşmesi,

 

Kendi kişiliğini ve kişiliğine ait olanları olabildiğince saklamayı severdi ve yaşamım boyunca rastladığım yığınla insanı gözümün önüne getirdiğimde, dış görünüşüyle dikkat çekmemeyi Rilke kadar başarmış olan başka birini anımsamıyorum.

 

…resimlerinin dergilerde yayımlanmasını yasaklamıştı, çünkü kendisi gözlemlenmek yerine gözlemleyebilmek istiyordu.

 

…yüksek sesli olana, kaba olana dayanamazdı. Yüksek sesle konuşan bir insan onun için kişisel bir azaptı,

 

Onun ne alışkanlıkları, ne adresi ve aslında ne de bir vatanı vardı; İtalya’da, Fransa’da ya da Avusturya’da aynı rahatlıkla yaşayabilirdi ve kimse nerede olduğunu bilmezdi.

 

Hayranlık duymak onun şansıydı

 

…savaş ve savaş sonrası yıllarında

…yaratmak istediği ve yaratamadığı sessizliğe karşın, dünya kana susamışken, çirkin, kaba ve barbarcayken nasıl acı çekti…

Tekrar bir mısra yazmadan önce yıllar yılı süren içsel felçliliğini yenmek zorunda kaldı.

 

Rainer Maria Rilke’nin Kısa Yaşamöyküsü

“Yeni doğmuş” anlamına gelen Rene, kadın ismi Rene’yi çağrıştırmaktadır.

 

1894 “Akşam” adlı şiiriyle katıldığı bir yarışmadan 20 marklık ödül kazanır. İlk şiir kitabı Yaşam ve Şarkılar (Leben und Lieder) yayımlanır.

 

1895 İyi Ruhlara Adak (Larenopher) yayımlanır.

 

1986 Düşten Taç (Traumgekrönt) yayımlanır.

 

1897 12 Mayıs’ta, Münih’te romancı Jakob Wassermann aracılığıyla kendisinden on dört yaş büyük ve evli olan Rus asıllı Lou Andreas-Salome (1861-1937) ile tanışır.

 

 

1898 Kendime Şenlik (Mir zur Feier) yayımlanır.

 

Rilke ile Tolstoy’un tanışmasına dair farklı söylentiler vardır. Bunlardan birine göre Tolstoy Rilke’ye ne iş yaptığını sorar, “Şair” cevabını alınca daha ciddi bir şeyle uğraşmasını öğütler. Bir başka söylentiye göre bu sorunun sorulacağını tahmin eden Rilke yanıt vermez, konuşma kontesin bağırmaları arasında kaynar.

 

Dua Saatleri Kitabı’nın (Das Stundenbuch) ilk bölümünü yazar.

 

1901 Salome’den ayrılır ve Mart ayında Clara Westhoff ile evlenir.

Dua Saatleri Kitabı’nın ikinci bölümünü yazar. Tek kızları Ruth 12 Aralık’ta dünyaya gelir.

 

1902 Yeni Şiirler’in (Neue Cedichte) ilki olan “Panter”i yazar. Resimler Kitabı (Das Buch der Bilder) adlı şiir, Sonuncular (Die Letzten) adlı öykü kitapları yayımlanır.

 

1903 Rodin monografisi Berlin’de yayımlanır. Dua Saatleri Kitabı’nın üçüncü bölümünü tamamlar.

 

1905 Dua Saatleri Kitabı yayımlanır. Felsefe eğitimine Georg Simmel’in yanında devam eder.

 

1906 14 Mart’ta babası ölür. Rilke kısa bir süre için Rodin’in özel sekreteri olur. Yüzyıl başında oluşan Jugendstil’den (art nouveau) etkilenmiş SancaktarChristoph Rilke’nin Aşk ve ölümü Üzerine Bir Ezgi (Die Weise von Liebe und Tod des Cornets Christoph, Rilke) yayımlanır.

 

1907 Yeni Şiirler (Neue Gedichte) yayımlanır. Ekim’de Paris’te Cezanne’ın yapıtıyla yoğun biçimde karşılaşır; Paris’te Salon d’Automne’da açılan Cezanne’ı anma retrospektifini hemen hemen her gün gezer ve notlar alır.

 

1908 Yeni Şiirlerin Diğer Bölümü’nü yayımlar. Genç yaşta loğusa yatağında ölen ressam arkadaşı Paula Modersohn-Becker ve Kont Wolf Graf von Kalckreuth (soylu bir ailenin Ekim 1906’da, 19 yaşında intihar eden oğlu, daha çok Baudelaire çevirileriyle tanınan bir genç şair) için birer “Requiem” yazar.

 

1909 1904-1909 arasında yeniden elden geçirdiği Bana Tören (Mir zur Feier) ile 1898-1899’da yazdığı Beyaz Prenses’i (Die ıveisse Fürstin) Erken Şiirler (Die Jrühen Gedichte) adını verdiği kitapta bir araya getirir. Requiem yayımlanır.

 

1910 Hohenlohe Prensesi Marie von Thurn und Taxis’in davetini kabul eder ve Trieste’deki Duino Şatosu’na gider. Yıl sonuna doğru Cezayir ve Tunus seyahatleri yapar. Andre Gide ile tanışır. 1904’ten beri uğraştığı Malte Laurids Brigge’nin Notları (Die Aufzeichnungen des Malte Laurids Brigge) adlı tek romanı yayımlanır.

 

1912 Duino Şatosu’nda ilk iki ağıtı ve “Meryem’in Yaşamı”nı yazar. Salome ile birlikte Münih’te katıldığı bir psikoloji kongresinde Sigmund Freud ile tanışır.

 

1915 Paris’teki eşyasına Fransız hükümetince el konur. Askerliğe uygun bulunur ve Bohemya’da görevlendirilir. Kasım ayında Duino Ağıtları’nın en karamsarı olan “Dördüncü Ağıt”ı yazar.

 

1916 Dostlarının gayretiyle Viyana Savaş Arşivi’ne sevk edilir. Bir yıl burada çalıştıktan sonra askerlikten muaf tutulur.

Stefan Zweig’la dostluk kurar.

 

1920 ressam Baladine Klossowska (Merline) ile tanışır.

 

1921 Muzot Şatosu’nu keşfeder. Dostu ve hamisi olan Reinhart kardeşler şatoyu önce kiralar, ardından satın alırlar. Rilke, Baladine Klossowska’nın yardımıyla şatoya yerleşir.

 

1922 7-14 Şubat arasında Duino Ağıtları’nın eksik bölümlerini tamamlar, Orpheus’a Soneler’in ise birinci bölümünün sonelerini 2-5 Şubat, ikinci bölümünün sonelerini 15-23 Şubat arasında bir çırpıda yazar.

 

1923 Orpheus’a Soneler’i mezar taşı yazıtı olarak kızı Ruth’un genç yaşta ölen arkadaşı Wera Ouckama Knoop’a (1900-1919) adar. Ağustos-Eylül arasında Valmont’daki sanatoryumda tedavi için kalır. Aralık’ta tekrar sanatoryuma yatar.

 

1924 Paul Valery, Muzot’ya ziyarete gelir. Fransızca yazdığı şiirlerinden üçü Valery’nin gazetesi Commerce’de yayımlanır.

 

1926 Fransızca yazdığı şiirler Vergers adıyla kitaplaşır.

Mayıs’tan itibaren Rus şair Marina Tsvetayeva ve Boris Pasternak ile mektuplaşır.

13 Aralık’ta Salome’ye Rusça bir veda mektubu yazar. 29 Aralık’ta Valmont’da vefat eder.

…

  

3 Aralık 2025 Çarşamba

Yüksel Pazarkaya - Geçip Giden Her Saat Daha Gençleşiyor - Notlar

Yüksel Pazarkaya - Geçip Giden Her Saat Daha Gençleşiyor - Notlar

Rainer Maria Rilke'nin Yaşamı ve Şiiri, Cem Yayınevi, 2012

 

 


Önsöz

 

Çevirinin Estetiği

Rilke şiirlerini çevirirken / genel hedef, şiirin kaynak dildeki / bütünlüğüne yaklaşım, yani sadık kalmaya çalışmak.

 

…ikinci nokta / Şiirin, şiirsel iletinin, diğer bir deyişle, özerk şiirselliğin hedef dildeki bütünlüğe olabildiğince yansıması gerekir.

 

…üçüncü nokta, bu iki ilkeden ayrı düşünemeyeceğimiz, biçim ve biçem konusu. Bunları birebir aktarmanın ne olanağı var, ne gereği.

 

…ilk şiirlerdeki somut Prag öğeleri, hedef dildeki okuyucu için kolay algılanıp açımlanacak bir konu değildir.

Örneğin, Praglı bir dilencinin XIX. yüzyılın sonlarında bir Türk gibi ya da bir Türk kadar aç olması, neyin imgesi ya da benzetmesidir? Stigmatik bir yergi mi var bu benzetmede, yoksa Türk gibi kuvvetli imgesini çağrıştıran, ona gönderme yapan bir övgü ve imrenme mi? / s. 14

…

 

Maria Rilke'nin İlk Kitabındaki Gençlik Şiirlerinde Toplumsal İçerik

Rilke gençliğinde Stefan George'nin çevresine yakınlaşma çabasında (kabul görmedi)

 

Eski güngörmüş, kişilikli evler, küçük de olsalar, ona göredir.

…yeni, niteliksiz ve kişiliksizdir, bir şablondan çıkmıştır.

 

…konutlar için güzelim bir park alanının yok edilmesi karşısında, Barbarlar adlı şiiri yazan Rilke, çevre korunmasını belki de ilk kez şiirde işleyen şairdir.

 

İlk şiirlerinde yoğun bir halka eğilim vardır. Halk insanlarına sevecenlikle bakar.

 

Bohemya'nın doğasını güzelleyen betimlerine yoğun biçimde yer verdiği şiirle/rde / halk dilini, şiirlerinde özellikle izlekleştirmiştir.

 

ilk şiirlerinde öncelikle işlediği izleklerden biri de halkın yoksulluğu. Yoksulluk, dindarlıkla kardeş sanki.

 

Kilise ya da manastır kapısı, halk yoksulluğunun sınıfsal nedenidir, ama bunu örtmek için, fakir çorbası çıkarır.

 

Rilke'nin bu ilk kitabında, içinde "türkischen Hunger" (Türk açlığı; şiirde Türk gibi aç, diye çevirdim) deyimi geçtiği için, bir şiir bana özellikle ilginç geldi.

 

Savaş Karşıtlığı

 

Larenopfer / İyi Ruhlara Adak kitabında / savaş, barış, insanlık, özgürlük, yoksulluk ve bundan doğan bakımsızlık, sayrılık, erken ölüm, çocuk, kadın, yaşlı, çevre korunması gibi izlekleri yoğun olarak işlemiş

…

 

Rainer Maria Rilke'nin Rusya Gezileri- "Dualar Kitabı"

Rilke Rusya'ya iki gezi yapar. Bu gezilerin izlenimlerinden üç bölümlük Das Studenbuch (Dualar Kitabı) doğar.

Dualar Kitabı, Rilke'nin şiirinde yeni bir dönemi başlatır.

İlk geziye Lou'nun eşi oryantalist Friedrich Carl Andreas (1846-1930) da katılır.

 

(Rusya gezileri hakkında şöyle demiş) Bana yaratılışı seyretmişim gibi geliyor…

 

Dualar Kitabı / Rus keşişi bu şiirlerin Ben'ine dönüşüyor.

 

Şiir ve Dinsellik

Rilke, bu şiirlerde dinselliği, kilise kurumsallığından yalıtır,

Tanrı kavramı için şaşırtıcı imgeler kullanır. İğretilemeler,

 

Şiirlerdeki Ben, Tanrı Senini algılamak, öğrenmek ve kavramak ister.

 

Tanrı, hem insana en yakın komşu, hem de Tanrı'dan uzak kalınca, insan varlığını yitirir.

İnsanı yaratan Tanrı'yı da insan yaratır. Bu bakımdan aralarında bir bütünlük söz konusu

 

Sanatçı yaratmayınca, Tanrı da kendisiyle birlikte yiter.

 

Doğrudan Çağrışımlar

Alışılmadık bir Tanrı kavramı ve Tanrı yaklaşımı, ben insan - sen Tanrı ekseni, şiirlerin başat izleğini oluştururken, Tanrı'yı tanımlamak için o güne dek bilinmeyen ve alışılmadık, alışılmışı tersine çeviren somutlayıcı imgeler, gezilerden dört yıl sonra Paris'te tamamlanan üçüncü kitabın- Von der Armut und vom Tode / Yoksulluk ve Ölüm Üzerine - izleklerine geçişi de hazırlar. Bu üçüncü kitapla artık Rilke'nin başyapıtları Malte romanı ile Duino Ağıtları'nın yolu da açılmıştır.

 

Rilke'nin Aşkları ve Kadınları

Lilianne, Claire Goll'ün Rilke ile ilişkisindeki özel, sevgi ismi.

…ilişki 1918 yılında Münih'te başladı,

 

Lou Andreas-Salome

…ilk sevgililerinden biri, genç Rilke idi.

Rilke onunla ilk kez 1897 yılında Jacob Wassermann'ın evinde tanışır ve aşık olur.

 

İlişkiye son veren Salome olur.

Rilke bu ayrılığa dayanabilmek için / evlendi

 

Lou'yu "dengem" diye adlandırıyordu Rilke. "Sen, ilk kez açıklığa çıkabildiğim kapımsın." "Ben kimim, bunu yalnız sen biliyorsun.”

 

Clara Rilke-Westhoff

Rilke, Lou'nun kendisini terk ederek yarattığı şokla / 1901 yılı baharında heykeltıraş Clara Westhoff ile evlendi. Aynı yılın aralık ayında da kızları Ruth (1901-1972) doğdu.

Rilke, 1902 yazında karısını ve kızını bırakıp Paris'e geçti.

 

Rilke'nin Paris yaşamı güçlükler ve krizler içinde yüzüyordu. Bu durum, Malte Laurids Brigge'nin Notları ardından bir çalışma ve yaratma krizine de dönüştü.

 

Ekim 1911 ile Mayıs 1912 arasında, altı aydan uzun bir süre Trieste'de Kontes Marie von Thurn und Taxis'in konuğu olarak, kontesin şatosu Duino'da kaldı.

 

Birinci Dünya Savaşı patlak verince, Münih'te bulunan ve savaş yüzünden Paris'e, evine dönemeyen Rilke, 1914-1916 yılları arasında Münih'te ressam Loulou Albert-Lazard (1891 -1969) ile fırtınalı bir aşk dönemi yaşadı.

 

Rilke, kadınlara, güzel kadınlara büyük yakınlık duyan bir şairdi.

 

Paris'teki eşyalarına el konulan Rilke, 1916 yılı başında askere alındı. Her ne kadar dostlarının aracılığıyla askeri arşivde çalışması sağlanmış (Katharina Kippenberg, Rilke'yi İnsel Yayınevi danışmanı olarak göstermişti) ve mayıs ayında terhis edilmiş olsa da, savaş onun bütün yaratım gücünü felce uğratmış, şiir adına bir ürün veremez duruma sokmuştu.

 

1918 yılında kırk üç yaşındaki Rilke ile ondan on beş yaş küçük Claire Studer arasındaki ilk karşılaşma, Münih'te gerçekleşti.

 

Asıl adı Claire Aischmann olan Liliane, ilk evliliğinden Studer soyadım alır. Yvan Goll ile ikinci evliliğinden de Goll adını. Claire Goll nam-ı diğer Liliane, Münih'te

Rilke ile tanıştığında birinci eşinden ayrılmış, Yvan Goll ile henüz evlenmemiştir.

 

Rilke, kocaman penceresi bir kilise kulesine bakan büyük bir atölyede oturuyordu: şair burada da Tanrı'nın bir komşusuydu...

…onun içinde ne denli çok keşiş varsa, o denli çok da baştan çıkaran var.

 

Liliane ile Rilke arasındaki ilişkinin ateşli, tutkulu süresi birkaç haftadır.

 

Yaşam Çizelgesi

… 

2 Aralık 2025 Salı

Zeki Z. Kırmızı - Boşluk Yontucusu Rilke Şiiri - Özet/Notlar

Zeki Z. Kırmızı - Boşluk Yontucusu Rilke Şiiri

Yazılı Kağıt Yayınları, Ankara, Ekim 2017

 


Rilke'yi okumak, onu okuyanı okumak, "boşluğu yontmak"

Beyhude, çünkü yararsız

 

Boşluk, hiçlik değil; varlığın içi, bizim içimiz...

 

(Kitabın amacı) Rilke şiirini yeniden okuma ve anlam(landırm)a girişimi

 

Rilke yazdıkça, yeniden yazdıkça şiir ortaya çıkmışsa ben de okudukça, yeniden okudukça şiir belirdi, şiir oldu.

 

Rilke'nin ana izleği / ölülerimizle ne yapacağımız…

1875 doğumlu Rilke 52 yaşında Muzot'da bir dostunun şatosunda kalırken şiirine tutkun Mısırlı bir kadın (Mrs. Nimet Eloi Bey) için gül toplamaya çıkıyor bahçeye.

Eline diken batan Rilke'nin ağrıları artıp da hekime göründüğünde kan kanseri olduğu anlaşılıyor. İki ay içinde ölüyor. Mezartaşında kendi dizeleri var:

Gül ey saf çelişki, nice gözkapağının altında

Hiç kimsenin uykusu olmamanın

Sevinci.

 

Eskiden (Michelson-Morley deneyine, yani 1887'ye dek) evrende 'esir' denen taşıyıcı bir madde, ortam olduğu varsayılırdı. Birçok fizik olayı da bu varsayımlı esir üzerinden tanımlanırdı. Rilke'ye dönersek, tüm şiirlerini saran bir duyarlık ikliminden söz etmemiz kaçınılmaz.

 

Şiir, tanrısal esin, söz, avucuna bir güvercin gibi konuyor. O şiiri yapmıyor, buluyor ya da daha iyisi şiir ona veriliyor. / s. 17-18

 

Gümüş göklerde/ yatardım, düşle gün arası bir yerde.

 

Hiçbir şey tam değildi ben görmeden önce,

 

Ruhumu nasıl tutsam da, seninkine değmese?

 

Gençlik şiirlerinin büyük bölümü değişik kişilere armağan olarak sunulmuştur.

 

Düşten Taç şiirlerindeki romantik duyguları evrenin orta noktası yapar.

 

İnsanın ve meleğin olanaksızlığı Rilke'yi arada bırakmış olmalı.

 

Ölüm, yeri doldurulamayacak biçimde bir şeyleri alıp götürür. Arzulardan sıyrılmış ölünün gövdesinde havsalaya sığmaz bir sessizlik kalır.

gül kokusu tükenmekte,

 

Advent / Hristiyan dünyasında Hz. İsa’nın doğum şenliği olarak kutlanan Noel'e varış (vuslat) öncesi dört Pazar gününü kapsayan, kutsal sayılan bir süre.

Düşten Taç'la sessiz dingin doğaya, orada yan kutsal bir seviye (aşk) sığınan Rilke Advent'de doğa tasarımının yanına inanç tasarımını ekliyor ve sanki kendindeki meleğin (yeni) katedralini yükseltiyor. / s. 38

 

Advent'de Rilke'nin yolculuk izlenimleri olan şiirler de var.

 

Rilke’nin izleği / Olanı, var olanı kavramak ve adlandırmak.

 

Söndür gözlerimin ışığını: Yine de görebilirim seni

 

Beyaz Prenses'te dört kişi (Prenses ve küçük kızkardeşi ile yaşlı Amadeo ve ulak) arasında geçen konuşmalara tanık oluruz.

Veba (kara ölüm) salgını dehşet saçarak yıkıma uğratmaktadır prensliği.

Kimin var vakti -hayat öyle çok-,

sıkıntıyı düşünecek, küçük şeyleri,

büyük şeyler doldururken içimizi.

Ağlamamalı kişi ve gülmemeli;

hafı/ bir sandal gibi süzülmeli

 

(Sancaktar) Kan var bütün kelimelerin altında

'yalnızca konusu değil, ritmik bakımdan seçkin bir düzyazıyla kaleme alınışı, 'Sancaktar'a geniş bir okuyucu kitlesi için çekicilik kazandırmış / s. 56

 

Dualar Kitabı

Rilke / Lou Andreas-Salome ile Lou'nun yurduna, Rusya'ya yolculuk yapar (Nisan-Haziran 1899).

Dualar Kitabı'nın ilk bölümünü yıl içinde yazar. Ertesi yıl (1900) yine Lou ile ikinci Rusya gezisini yapar.

Dönüşte ikisinin yolları ayrılıyor

 

Ruth Rehman'a göre: "Lou, Rilke'yi artık daha fazla çekemez, onun kendisine bağımlılığını, depresyonları ve korkuları, Lou 'nun yaşam gücünü felce uğratmaktadır. 'Son Sesleniş' başlığını koyduğu acımasız bir mektupla Rilke'den ayrılır. " / s. 63

 

Schank: "Rilke bireysel yazgıları toplumsa/ nedenlere bağlamakta isteksiz davranan biriydi.

 

Rusya gezisi / Rilke'nin erken dönemde geliştirdiği Tarın inancına ilişkin özel, özgün duyarlığı geliştirmesini, pekiştirmesini olanaklı kılmıştır.

 

1901 Martında, evlenmeden kısa süre önce Katolik Kilisesinden çıkar

 

Dualar Kitabı'ndaki yoksullar, kentteki toplulukların dışına itilmiş kimselerdir.

 

Tanrı için şaşırtıcı imgeler kullanan Rilke, Tanrı'yı duyularla ve duygularla algılıyor

Sanatçı yaratmayınca, Tanrı da kendisiyle birlikte yiter.

 

Rilke 1901'de heykeltraş Clara Westhoff ile evlenir.

 

Robert Musil'den alıntı / Novalis'ten bu yana en dindar şairdi, ama onun bir dini olduğuna emin değilim.

 

Dua Saatleri Kitabı’nda / İnsan-Tanrı, Yaşam-Ölüm ilişkisi irdelenir. Şiirdeki sen Tanrı'dır. Nasıl bir dindarlık diyen Rilke sorar, yalvarır, yer yer hesap sorar. / s. 64

 

Rilke'ye göre kurumsal Hristiyan geleneği Tanrı'nın döküntüsüdür.

 

Tanrı insanda, insanla gerçekleşmektedir

 

İmgeler Kitabı

1902'de basılmış

Rilke, şeylere daha bir dikkatle bakıyor.

Schank / Rilke'yi büyüleyen tek tek resimler ya da resimlerdeki motifler değil, öznellik ve düşüncenin resimlerde yer almayışı, sanatçının yarattığı yapıtlar içinde yok oluşudur.

Yaşamın karşısında kendini ona koşulsuz bırakmaktan söz etmektedir şiir.

Ben ile dünya arasındaki gerilim, modernizmin temel sorunsallığıdır ve bu sorunsallık Rilke'nin ana temalarından biridir. / s. 92

 

Kim olursan ol: akşam dışarı çık

içerde her şeyi bildiğin odandan;

(dünya) susup olgunlaşan bir söz gibidir.

 

 

Yalnızlık bir yağmur gibidir;

akşamlara doğru denizden yükselir;

 

Yeni Şiirler

Salome'ye 1911'de yazdığı mektubunda şöyle diyor. Hiçbir şey ve kimseden beklentim olmadığı ve bütün dünya giderek artan biçimde bir ödev olarak bana doğru aktığı için, ben de buna açıkça ve güvenle, salt verimle karşılık verdim.

 

(Kitabın) başlangıcında yer alan şiirler antik (pagan) dünyadan esinli

 

İkinci basımda (1908) eklenen bölüm yine eskil (antik) kaynaklara nokta atışlarıyla açılıyor.

 

şairin tekniğinde billurlaşan düşüncenin kökü ölümle yüzleşmede yatıyor.

Belki şiirini Orpheus'a sürükleyen kaynak da budur. Çünkü ölüm sanıldığı gibi sevgiyi koparıp almaz.

 

Rilke inançlı (mümin) değildir. İnandığı şeyi yaratmayla ilgilidir.

 

Requiem-Duino Ağıtları

Ölüm, bizden öteye dönük olan, bizim aydınlatmadığımız yüzüdür yaşamın...

Gerçek yaşam biçimi her iki bölgeye uzanır

 

1908-9 aralığında iki Requiem yazıyor Rilke.

İlki 31 yaşında ölen ressam dostu Paula Modersohn Becker, ikincisi 19 yaşında canına kıyan Wolf Graf Kalckreuth için

 

Paris'te üç günde (31 Ekim, 1, 2 Kasım l 908) yazdığı ilk Requiem (Bir Dost İçin) dostunun ona musallat olan huzursuz ölüsüyle açılıyor.

 

Duino Ağıtları

Yazılması l0 yıla uzayan l0 ağıt 'Prenses Marie von Thurn und Taxis-Hohenlohe malikanesinden' biçiminde sunulmuştur. Ama ağıtların Duino Şatosu'nda başlayan yazımı Muzot Şatosu'nda tamamlanmıştır.

 

Melek şaire düşer

 

Ağıtlardaki melek... İslam’ın meleklerine yakındır... Ağıtların meleği, görünmeyende daha yüksek bir gerçeklik derecesinin tanınmasına tanıklık eden varlıktır. Bu yüzden 'ürkünç' gelir bize, çünkü biz, onu sevenler ve değiştirenler, görünüre sarılmaktayız

 

Orpheus'a Soneler

Orpheus'a Soneler, Duino Ağıtları'nın kimi bölümleriyle birlikte Muzot Şatosu’nda kısacık sürelerde yazıldı.

 

Müzikalitesi çok yüksek ve son derece pozitif bir soluk taşıyan Soneler'de Ağıtlar'ın ağırlığı ve gerilimi yoktur.

 

19 yaşındayken canına kıyan dansçı kızı (Wera Ouckama Knoop) Euryidike ile özdeşler.

 

Soneler iki bölüm olarak çatılmış. İlk bölümde 26, ikincisinde 29 sone olmak üzere toplam 55 sone var kitapta.

…

  

Ümit Soylu - Cahit Zarifoğlu üzerinde Rainer Maria Rilke etkisi - Özet/Notlar

Ümit Soylu - Cahit Zarifoğlu üzerinde Rainer Maria Rilke etkisi

Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Kültür Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2012

 

…iki şairin şiirlerindeki benzerlik, Türk edebiyatında sıklıkla tartışılan bir konu olmuştur.

…çalışmada, Zarifoğlu’nun eserlerinin yanı sıra konuşmaları da temel alınmıştır.

Birinci ve ikinci bölüm şairlerin hayatı ve eserlerine ayrılmış, üçüncü bölümde Zarifoğlu ve arkadaşlarının yaptığı konuşmalarda Alman şairle ilgili olan bölümler ve Zarifoğlu’nun, Rilke’nin romanı üzerine yazdığı lisans tezi incelenmiştir. Dördüncü bölümde şairlerin mensur eserleri arasındaki benzerlikler araştırılmış, beşinci bölümde ise manzum eserleri karşılaştırılmıştır.

 

…paralellikler, tekrarlamalar ve mısraların müzikalitesi

Bu üç unsurun birlikte kullanılması, beraberinde şiirde ritmi / müziği meydana getirir.

 

…izlenimcilik (empresyonizm) akımının izlerini taşıyan Rilke, dıştaki etkilerin iç dünyasında bıraktığı izlere dayanarak eserlerini yaratmış

 

Cumartesiye rastlayan 4 Ocak 1875 tarihinde Prag şehrinin Heinrich Sokağı'ndaki 19 numaralı evde dünyaya gelen Rilke, St. Heinrich kilisesindeki vaftiz töreniyle birlikte Rene Karl Wilhelm Johann Josef Maria önadını alır.

 

…demiryollarında orta dereceli bir memur olan Josef Rilke ile Praglı bir ailenin (babası Carl Enz) kızı Sophie'nin başarısız evlilikleri sonucu dünyaya gelir. Aile, Rilke doğmadan bir yıl önce bir kız çocuklarını kaybetmiş, böylece Rilke ailenin tek çocuğu olarak kalmıştır.

 

Rilke, ailesinin izini Kuzey Bohemya'ya kadar sürdürmeyi başarmış

Annesi ise zaten zengin bir aileden gelmektedir.

…annesinin edebiyata ve aristokrasiye karşı aşırı ilgisi de dikkat çeker.

 

Annesiyle babasının arasındaki gerginlik en sonunda boşanmayla sonuçlanır.

…evliliğinden umduğunu bulamayan annesi tarafından şımartılarak ve altı yaşına kadar kız elbiseleri giydirilerek büyütülmüş olması, Rilke'nin annesiyle ilişkinin nefret ve sevgi arasında karmaşık bir hâl almasına neden olmuştur.

 

1882 yılında Alman İlkokulu'na başlayan Rilke 1884 yılında ilk şiirini yazmış, 1886'te ise babasının başarısız olduğu askerlik mesleğinde şansını denemek adına St. Pölten ve Moravya-Weisskirchen'deki askeri ortaokullara gitmiş, ancak 1891 yılında okuldan ayrılmıştır. Lise öğrenimi 1895 yılında tamamlar. Ayrıca 1894 yılında Strassburg'ta ilk küçük kitabı olan Leben und Lieder (Hayat ve Şarkılar) adlı eserini yayımlar.

Münih'te üniversitede tarih, sanat tarihi, Alman edebiyatı ve felsefe dersleri alır.

1985 yılında Larenopfer, 1986'da Traumgekrönt, 1987'de ise Advent adlı eserleri yayınlanır.

Oyunlarından bazıları bu dönemde sahneye koyulur.

Öykülerinin çoğunu bu dönemlerde yazar.

Salome, Rilke'den on dört yaş büyüktür.

Rilke bu kadının etkisi altında, adını Rainer Maria olarak değiştirmiş

 

Salome'nin peşinde Berlin'e gider

1899 ve 1900 yıllarında birlikte iki kez Rusya'ya giderler.

Tolstoy, ressam Pasternak, köylü şairi Spiridon Drozzin ile tanışır.

 

Rusya gezisi esnasında Rilke'nin ruh sağlığı bozulur ve bir müddet tedavi görmeye mecbur kalır. Salome, ayrılmayı ve zaruret olmadıkça görüşmemeyi teklif eder; öyle de yaparlar.

 

Floransa'dan tanıdığı ressam Vogeler'in çağrısına uyar ve Worpswede'ye gider.

…ileride eşi olacak heykeltıraş Clara Westhoff'la tanışması da burada olur.

 

Salome'nin (Rilke’nin ruh hallerini bildiği için) uyarılarına rağmen 1901 yılında Clara Westhoffla evlenir. Eşiyle birlikte, Westerwede'de bir köy evine yerleşir. Ruth adında bir kızı doğar.

…maddi sıkıntıya düşer. Bu sebeple günlük bir gazete için deneme ve kitap tanıtımları yazmaya başlar

 

Rodin'le ilgili bir kitap siparişi alır. Bu sebeple bir süreliğine Paris'e gider. Hazırladığı kitabı, maddi sıkıntıların etkisiyle ayrılma kararı almış olsa da eşine adar.

Çalışmak, yalnızca çalışmak ve sabretmek. Rodin’den bunu öğrenir.

…evliliği iyi gitmemektedir, yoksulluk ve zorluklar peşini bırakmaz.

 

İsveçli yazar Ellen Key ile dostluk kurar.

 

1905 yılında Rodin'le bir anlaşma yaparak onun evinde kalmaya başlar. 1906 yılında aralarında geçen bir husumet sonucunda Rilke, Rodin'in yanından ayrılarak bir otele yerleşir.

1906 yılının kışını Capri'de geçirir

Rilke için çalışmak demek olan Paris; 1908'den itibaren Biron sarayında kalmaya başlar.

Paris'teki gezdiği bütün yerler, şehrin insanları, yoksullukları, hastalıkları Malte'de bir bedene kavuşur

 

Kuzey Afrika'ya gider.

1911 yılında Paris'e döner.

Anton Kippenberg ile eşi Katherina ve Prenses Marie Thurn ile Prenses Taxis Hohenlohe ile kurduğu dostluklar onu maddi ve manevi anlamda himaye eder. Bu dönemde Goethe'yi okur.

Prenses Taxis Duino'daki şatosunda şairi aylarca misafir eder.

1912'de İspanya yolculuğuna çıkar.

Arap kültürü ve Kuran'la burada derinlemesine ilgilenmeye başlar.

1914 yılında Berlin'e gider.

1915’in Kasım ayında askere alınır.

1916 yılına kadar Avusturya ordusuna hizmet verir.

Savaştan sonra İsviçre'de kalma düşüncesi yavaş yavaş yerleşir Rilke'nin aklına

1921 Temmuz ayında Muzot kulesine taşınır.

Muzot şatosunda tam bir yalnızlığın içine gömülen şair ağıtları tamamlar.

 

Şatoya yerleştikten sonra sağlık sorunları yaşamaya başlar.

1926’da vasiyetname hazırlar.

 

“Gül, oh katıksız çelişki, sevinç / Kimsenin uykusu olamamak onca / gözkapağı altında.”

 

13 Aralık’ta Lou’ya bir veda mektubu yazdı,

29 Aralık 1926 tarihinde öldü,

2 Ocak 1927’de Raron Mezarlığı’na defnedildi.

 

Cahit Zarifoğlu (1940-1987)

Zarifoğlu’nun edebiyatı İslam çerçevesinde, fakat kendine özgü bir edebiyattır.

Abdurrahman Cahit Zarifoğlu, 01 Temmuz 1940 yılında Ankara'nın Hacı Bayram semtinde doğar.

Babası Niyazi Zarifoğlu memuriyetine, ilkokul öğretmeni olarak başlar. İlk evliliğinden bir kızı, ikinci evliliğinden bir kızı ve bir oğlu ve üçüncü evliliğinden biri Cahit olmak üzere üç oğlu ve bir kızı olur.

Şairin annesi Şerife Hanım, Kahramanmaraşlı ünlü bir aile olan Evliyazâdelerin kızıdır.

Niyazi Bey, Şerife Hanım ile yaptığı evlilikte de başarısız olur ve Şerife Hanımdan boşanmadan dini nikâhla başka bir kadınla evlenir. Şerife Hanım, çocuklarına hem ana, hem de baba olma görevini üstlenir.

1947 - Siverek’te ağabeyi Sait ile birlikte ilkokula başladı.

1951 - Ailesi Maraş’a yerleşti

Okul yıllarında oldukça sessiz, başarılı değil

Lisede E. Beyazıt, Özdenören kardeşler vb. arkadaş edindi.

(Lise yıllarında) Demokrasiye Hizmet gazetesine öykülerini ve şiirlerini göndermiştir.

…bitirme sınavları Zarifoğlu için çok olumlu geçmez. İlkinde hem edebiyat, hem de matematik dersinden geçemeyen şair, daha sonraki iki yılda da matematiği veremez. Böylece şairin lise hayatı üç yıl sekmeye uğrar.

1958 - Matematik dersleri verdi.

aşk ve macera romanları okur

güreş tutkusu da dikkat çeken özelliklerinden biridir.

1960 darbesinden sonra Maraş’taki bütün yerel gazeteler birleşince Zarifoğlu, İnkılâp adında bir gazete çıkarır.

Maraş valisi Zarifoğlu’nun 1961 yılındaki bitirme sınavına vali bizzat girer ve sonunda Zarifoğlu liseden mezun olur.

İstanbul Üniversitesi, Alman Dili ve Edebiyatı / 1961 yılının Ekim ayında İstanbul’a gelir ve bölüme kaydını yaptırır.

Zarifoğlu, Özdenöner kardeşlerle birlikte Karakoç’u ziyarete gider.

Biri benimle şiirim yüzünden ilgilenirse ve hele beğenirse, çok sıkılırım. En çok da, bu anda konuşurken sıkılıyorum.

 

…üniversiteye kaydolduğu 1961 yılından on yıl sonra bölümden mezun olur. Şairin mezuniyet tezi, Rilke’nin Malte Laurids Brigge ’nin Notları adındaki otobiyografik romanıyla ilgilidir.

1972 yılında ikinci kez dil kursu için Almanya’ya gider. …otostop yoluyla kıtanın birçok şehrini gezer.

1972-1973 okul döneminde özel bir kolejde Almanca öğretmenliği yapar.

 

1973 Ekim ile 1975 Nisan ayları arasında Tuzla Piyade Okulu, Sarıkamış ve Kıbrıs’ta olmak üzere on sekiz ay yedek subay olarak askerlik görevini yapar.

 

Askerlik görevi bittikten sonra Ankara’da Makine Kimya Endüstri Kurumu’nda çalışır. Ardından TRT Genel Müdürlüğü’ne geçer ve bu görevde çok fazla kalmayan Zarifoğlu, TRT Basın ve Halka İlişkiler Müdürlüğü’nde çalışmaya başlar. Oradan da Ankara Radyosu’na geçer. Bir dönem de TRT Yayın Planlama ve Koordinasyon Daire Başkanlığı’nda görev yapar.

 

Necip Fazıl’ın aracılığıyla Van’da köklü bir aileye mensup olan Van müftüsü Kasım Arvasi’nin kızı Berat Hanım ile 18 Ağustos 1976 tarihinde evlenir. Bu evlilikten Zarifoğlu’nun dört çocuğu olur.

 

Askerlik döneminden sonra bohem ve serazat şairliğin yerine, Müslümanların dertlerini önemseyen mücadeleci bir anlayışa geçmiştir.

1980’li yıllarda Mavera’da Afganistan için özel bir sayı çıkarır.

Yürek Dede ile Padişah adlı masalı yazar. Bu eseriyle birlikte 1984 yılında Yazarlar Birliği tarafından çocuk edebiyatı dalında yılın yazarı seçilir.

Pankreas kanserine yakalanan şair, 4 Mayıs 1987 tarihinde Cerrahpaşa Onkoloji bölümüne yatırılır.

7 Haziran 1987 tarihinde ölür ve Küplüce’de boğaza bakan bir mezarlığa defnedilir.

 

Eserleri:

Şairin toplamda dört şiir kitabı bulunur:

-           İşaret Çocukları

Batı kompleksiyle ilgili düşüncelerini işlediğini gördüğümüz bu şiirlerde konuyu, işaret edilen, kendilerinden bir şeyler beklenen ama bir parça müphem çocuklar şeklinde ele almıştır.

 

-           Yedi Güzel Adam

Bu eserdeki şiirler anlatı tarzındadır

 

-           Menziller

-           Korku ve Yakarış

 

Hikâyeler

…öykü toplamı okunup dışarıdan bakılırsa genel anlamda bir Zarifoğlu portresiyle karşılaşılır.

 

Romanlar

 

Savaş Ritimleri, ilk kez 1985 yılında yayımlanmıştır. Afganistan’ı ve Afgan halkını anlatmıştır.

…ikinci romanı Anne tamamlanamamış, yarıda kalmıştır. Taslak romanda hasta olan bir çocukla annesinin ilişkisi ele alınmıştır. Doktorların tedaviyle çözemediğini anne konuşarak çözecektir.

 

Çocuk kitapları

…çocukların hayal gücünü kullanarak onların gözünden yetişkinlere seslenmeyi bir yöntem olarak belirlemiştir

 

Diğer eserleri

Yaşamaktaki yazılarını ömrünün sonuna doğru değil, daha çok olayların yaşandığı günlerde yazmıştır. Anı ve günlük özellikleri taşır bu kitabı. Ona göre Alman yazarlar hakkında yapılan yorumlar, eserlerin kendisinden daha büyük

 

Şairin, Alman edebiyatı denince aklına gelen ilk düşünceler: Bazılarnı, örneğin Rilke, arkadaşı saymış. Genel olarak Almanları savaş hastaları olarak mimlemiş.

 

Avrupa uygarlığının üç ana unsuru: Eski Grek, Hıristiyanlık ve Germen ruhu. (İngiliz-Yahudi medeniyetini göremiyor yahut üzerini örtüyor).

 

Bizim şiire başladığımız yıllarda…

Rilke’nin etkisinde kalmış olabilirim.

Edebiyattan hep sınıfta kalabilirim. Yerli edebiyatı, hele edebiyat tarihini hiç bilmem.

 

Rilke’nin eserindeki ilk motif olan şehir, Paris şehridir, Rilke için bu şehir sefalet, ölüm, korku ve gürültü demektir

Zarifoğlu’nun ikinci incelediği motif, büyük şehir korkusudur.

Hemen herkeste var olan korku bir ‘bilinmeyen’ taşımaktadır.

Rilke, bu korkuyu olgunlaşmamış, gelişmemiş, büyümemiş bir korku olarak tasvir etmektedir. Bu noktada çocukluk korkuları önem kazanır. Bu sebeple bu korkuya ‘saf korku’ adı verilmiştir.

Tezde işlenen başka bir motif var olmama hissidir.

…son motif ölüm

Malte’ye göre ölüm bir değişimdir, başka bir dünyadır ve Malte, bu değişimden korkmaktadır.

 

Rilke’nin Malte Laurids Brigge’nin Notları

…roman türünde yazılmış bir eser olsa da, günlük türünün özelliklerini taşımaktadır.

şiirsel öğeler taşıyor

Malte Laurids Brigge ’nin Notları, Rilke’nin, Paris yaşantısı esnasında Alman lirizminden koptuğunun ispatı olarak kaleme aldığı Yeni Şiirler’in düzyazı hâli olarak kabul ediliyor…

 

Karakter; olayları, düşüncelerini ve anılarını aklına geldiği gibi, hiçbir sıralamaya bağlı kalmadan anlatmıştır.

 

Rilke’nin eserinde tarih notları yoktur. Eserin ilk başına sadece 11 Eylül notu düşülmüş ve konular değişirken başka bir tarih belirtilmemiştir.

 

…toplumsal sorunların ve şehirlerin kişide meydana getirdiği sorunlar

 

Rilke’nin kadını özellikle annesiyle yaşadığı olaylar sebebiyle özel bir hâl almıştır.

 

İnsan ölümünü kendinde taşımaktadır.

 

…müzikalitenin oluşmasında temel rolü oynayan tekrarlamalar, paralellikler, sözcükleri sık kullanma vb. her iki şairde de sıkça görülmektedir.

 

Rilke, Yeni Şiirler adlı kitabındaki eserleriyle nesne-şiir adında bir şiir türü ortaya çıkarmıştır. Bu tür, özetle nesnenin ya da başka bir deyişle eşyanın dış yüzeyini iyi algılayarak içini görmek demektir.

 

Sonuç

Zarifoğlu, Rilke’yi çok beğendiğini, bazı sözlerini kendi hayat felsefesiyle birleştirdiğini itiraf etmiştir.

 

Rilke’nin otobiyografik romanı 'Malte Laurids Brigge’nin Notları’ ile Zarifoğlu’nun günlüğü 'Yaşamak’ arasında belirlenen benzerlikler şu şekilde özetlenebilir:

Eserlerin İşleniş Biçimi: Zarifoğlu, ilk kez Rilke’nin kullandığı yöntem olan 'düzensiz sıra ile günlük tarzı eser yazma’ şeklini benimsemiş ve günlüğünü bu şekilde yazmıştır.

Zarifoğlu, Rilke’nin bazı bölümlerde yaptığı olumsuz girişlere benzer olarak, günlüğünün bazı bölümlerine olumsuz cümlelerle başlamıştır. Ayrıca bazı bölüm başlangıçları Rilke’ninkilerle aynı konuyu ve kelimeleri içermektedir.

 

Zarifoğlu, Rilke (kral, çar, dük, kont vb.) gibi, özellikle devlet adamlarının (padişahlar, eski krallar vb.) isimlerini zikretmiş ve onlarla ilgili bazı öyküler anlatmıştır.

Zarifoğlu ve Rilke’nin eserlerinde / kadının yüceltilmesi, ölüm ve doğum motifleri / gibi konularda benzerlikler vardır.

 

Zarifoğlu ve Rilke’nin şiirlerinde şekil benzerlikleri:

Tekrarlamalar: Zarifoğlu ve Rilke        şiirlerinde en çok dikkat çeken özelliklerden biridir

Benzer Sözcükler: Şairlerin ortak         yönlerinden bir diğeri, seçtikleri kelimelerin bazılarında benzerlik      görülmesidir.

Yabancı Dilden Sözcük ya da Cümleler: Rilke’nin Fransızca, Latince, Yunanca, Farsça vb. dillerden kullandığı sözcük ve cümleler gibi, Zarifoğlu da şiirlerinde Almanca, İngilizce ve Arapça gibi dillerden sözcük ve cümleler kullanmıştır.

Seslenme/Nida Sanatı: Her iki şairin de bazı şiirlerinde ‘ey, sen, ya’ gibi şiire sesleniş sözcüğüyle başlamaları dikkat çekmektedir.

 

İçerik benzerlikleri: Tanrı/Yaratıcı ile Nesne/Eşya temleri...

… 

Cumali Yeşil - Rainer Maria Rilke'nin Malte Laurids Brigge'nin Notları adlı eserinde ruhbiyografisi - Özet/Notlar

Cumali Yeşil - Rainer Maria Rilke'nin Malte Laurids Brigge'nin Notları adlı eserinde ruhbiyografisi

Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum 2010

 

çalışmada Sigmund Freud’ un ortaya koyduğu fikirler ışığında Rainer Maria Rilke’nin “Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı eserin ruhbiyografisi irdelenmiştir.

 

birinci bölümünde eserin oluşum aşamaları ve yazar Rainer Maria Rilke hakkında bilgiler verilmiştir.

İkinci bölümde eserin özeti sunulmuştur. Üçüncü bölüm ise daha önce giriş kısmında kuramsal boyutu verilmiş olan psikanalitik yöntemin “Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı eserdeki kılgısal boyutunu içermektedir.

Rainer Maria Rilke’nin aşkla, ölümle ilgili düşünceleri ile birlikte kökensel fantezileri, nefreti, korku ve kaygılarının izi sürülmüş

 

Önsöz

Lou Andreas Salome ile mektuplaşmaları bize faydalı oldu. Neredeyse tüm biyografik unsurları bu mektuplaşmalardan elde ettik.

Erich Simenauer’in “Legende und Mythos” adlı eseri ile

Peter Priskil’in “Freuds Schlüssel zur Dichtung Drei Beispiele: Rilke, Lovecraft, Bernd” gibi eserleri

 

Giriş

(Freud ve psikanaliz hakkında)

Çalışmamızda Sigmund Freud’un id, ego ve süperego gibi kavramlarının yanı sıra derinlik psikolojisinin düşlem, libido, narsizm, gerileme, Oedipus kompleksi, yüceltme, hadım edilme kompleksi, saplantı nevrozu ve travma gibi temel kavramlarını Rainer Maria Rilke’nin “Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı romanında biyografik yöntemi kullanarak yeniden okumaya çalışacağız.

 

Birinci Bölüm

1. Rainer Maria Rilke ve Malte Laurids Brigge

1906 yılında babası Josef Rilke ölür.

…annesi Sophie Rilke kendisinden beş yıl sonra 1931 yılında ölür.

 

Rilke son nefesine kadar çocuk olarak yaşama tutunmaya çalışmış bir insan portresi olarak çıkar karşımıza

 

Eserlerinin genelinde lirik bir ton hakimdir.

…eserlerinin başarısı kendisini devamlı olarak yenileyen yapısına bağlıdır.

 

Nesneleri, hayvanları ve özneleri alışılagelmişin dışında, bildik olanları alaşağı ederek ezberbozan bir üslupla dile getiren Rilke bu haliyle sanki gündelik hayatımızda her gün çiğneyip geçtiğimiz bu şeylerin her birinin kendinde, içkin olan ve bizim bilmediğimiz bir değerlerinin olduğunu anlatmak ister.

 

“Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı eserini 8 Şubat 1904‘de Roma’da yazmaya başlamıştır. Eser Priskil’e göre Rilke’nin Paris’te geçirdiği günlerin bir özetidir.

kurmacayla gerçek olanı iç içe geçirmiş bir eserdir.

Rilke yetmiş iki nottan oluşan, günce ve fragman özellikleri taşıyan “Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı eserini 1910 yılında yayımlatır.

Sınırsız çocukluğumun tüm birikimi onda yatıyor.

nesnel dünyada algıladıklarını açıklama yapmadan birbirinden kopuk bir biçimde aktarmakla yetinir. Bunu yaparken de eserde sıklıkla isimleştirilmiş sıfatlara ve fiillere yer verir, bildik sözcükleri alaşağı eder. Anlatıcı bu yönüyle endişeli bir ruh portresi çizer

Şizoid dili, uzun ve çok ayrıntılı anlatım tarzı, anlatımının belli belirsiz olması eseri ilginç hale getirir.

Rilke ne yaparsa yapsın Malte kompleksinden ölümüne kadar kurtulamaz

 

İkinci Bölüm

2. Malte Laurids Brigge’nin Notları

Malte 28 yaşında, Danimarkalı soylu bir aileden gelir.

Paris’e gelir ve buraya yerleşir. Elinde bir planla durmadan sokaklarda dolaşır. Büyük maddi zorluklar çekmektedir. Bir şair olan Malte Paris’i ve sokaklarda, hastanelerde yatan insanları betimler. Yirminci yüzyıl başında büyük kent Paris ve onun büyük problemleri dillendirilir eserde.

Paris’te anıları depreşir. Çocukluk yıllarını anımsar. Ölmüş olan annesini başkalarından dinler. On iki yaşlarına geri dönen Malte başta annesi ve babası olmak üzere dedesi Kont Brahe ve eşini, ailesiyle gezmeye gittikleri Schulinler’i ve kuzeni Erik’i sık sık anar. Uzun betimlemelerde bulunur

Teyzesi Abelone ile aralarında geçen duygusal yoğunluktan bahseder.

Kendisini buruşturulup bir kenara atılmış boş bir kağıt gibi hisseder.

 

Babasının vasiyeti olan ve öldükten sonra ölümden emin olmak için uygulanan kalbin delinmesi sahnesini izlediğini ve bunun nasıl gerçekleştiğini uzunca betimler. Malte Tanrı’dan bahseder. Ermişlerden, azizlerden ve ünlü rahibelerden bahseder. Aşkı anar. Çocukluk yıllarının korkularını ve kaygılarını dillendirir. Ölüm ve ölümden korkma olgusunu sorgular hiç durmadan.

Kokular ve renkler sık sık anılır.

 

İncil’de yer alan “Yitik Oğul Kıssası”sından da bahseden Malte sonu olmayan notlarına nokta koyar ve gözlerden kaybolur.

 

Üçüncü Bölüm

3. Annenin Gölgesindeki Oğul

Çocuğun / ruhsal gelişiminde de anne yadsınamayacak kadar önemli bir rol üstlenmektedir.

 

Anne, aynı zamanda da bir erkeğin doğumuyla beraber hayatında karşılaştığı ilk kadın olgusudur.

Anne, erkeğin kadınlara olan bakış açısını oluşturmakla birlikte erkeğin ilerde kadınlara karşı tutumunda ve cinsel duygularında da önemli bir rol almaktadır.

 

S. Freud birçok erkeğin sevdikleri kadını arzulayamadıkları ya da arzuladıkları kadını sevemediklerini belirtir. Çünkü sevilen ve mahremiyet yaşanan kadın tehlikeli bir biçimde, anneyi hatırlatacaktır.

 

Rilke’nin annesi Sophie ya da kendi deyimiyle Phia Rilke

Hans Egon Holthusen Rilke’nin annesini kısaca “1851 doğumlu anne Sophie ya da Phia Rilke kabiliyetsiz olmayan buna karşın zor ve kibirli olan ve soylu zümreden gelen bir kadındı”            şeklinde betimliyor.

 

Kısa süren bir evlilikten sonra Josef Rilke’den boşanan Sophie evini terk eder ve Viyana‘ya yerleşir. Sophie Rilke’nin Viyana’ya yerleşmesinde en önemli etken onun şaşalı hayata, seçkin çevreye yakın olma arzusudur.

 

Yüksek mevkiden gelen anne Phia, kendisinden on üç yaş büyük olan baba Rilke’yle evlendikten sonra umduğunu bulamamış hatta bu durumun hayal kırıklığını uzunca yaşamıştır

 

Baba otoritesinin silikleştiğini daha da ötesi silik olduğunu özetleyen bu durum yine baba açısından bakıldığında hiç de iç açıcı gözükmemektedir.

 

Hastalığından dolayı ordudan ayrılan Josef Rilke Turnau- Kralup-Prag Demiryolu işletmesinde bir iş bulup çalışmaya başlamış, yaşamının kalan bölümünü istasyon şefliği, değişik kasabalarda depo amirliği ve sonunda Bohemya - Kuzey Demiryolu’nda müfettişlik yaparak geçirmişti. Askeri okullarda büyüyen Josef Rilke için bu büyük bir hayal kırıklığıdır.

 

Rilke’nin annesi ile babasının boşanma tarihleri 1884’dür.

 

Baba sağılığı nedeniyle işinden ayrılmanın acısını yaşarken anne renkli hayatın peşindedir.

 

Baba henüz tatmin olamadan bırakmak zorunda kaldığı asker yaşantısını oğluna layık görme çabası içerisindeyken anne ölen kızının yerine oğlunu koyarak o şaşalı hayata özgü özentisini oğlunun üzerinde uygulamaktadır. Bu açıdan bakıldığında Rainer Maria Rilke anne ve babasının tatmin aracı olmaktan öteye gidememiştir.

 

Rilke aslında annesinin davranışları ve düşüncelerinin oldukça bayağı olduğunun farkındadır ve bunu her fırsatta dolaylı bir biçimde ifade etmektedir: “Çocukluğumun evi Prag’ta küçük kiralık bir evdi... gerçekte dar kafalı olan ailem başkalarının gözlerine hitap etmeyi severdi ve elbiselerimizin insanları etkilemesi gerektiğine inanırdı. Katıksız yalanlarımız doğal görünürdü. / Küçük ve çok güzel elbiseler giymek zorundaydım ve okula başlayana kadar bir kızçocuğu gibi orada burada dolaşırdım.” (Leppmann, s.22)

 

Karen Horney çocuğun ebeveynlere karşı düşmanlığını bastırmasının nedenlerini aşırı sevgi gösterilerinde aramaktadır: “Gerçek sevecenliğin bulunmadığı bir yerde ailelerin çocuğu ne kadar çok sevdikleri ve onun için kanlarının son damlasına kadar nasıl özveride bulunacakları konusu üzerinde çoğu kez büyük bir sözel vurgulama bulunur.”

 

Malte’de bu durum daha da kronikleşmiştir.

 

Yitik Oğul Kıssası

Malte bu kıssas için “Yitik oğul kıssasının, sevilmek istemeyen evlat hikayesinden ayrı bir şey olduğuna beni kolay kolay inandıramazlar.“ diyerek özellikle kendi anne ve babası tarafından sevilmenin ne kadar olumsuz bir şey olduğunu ifade etmeye çalışır.

 

…annenin mektubunda da belirtildiği gibi oğlu kırk yedi yaşında olmasına rağmen ona “der reizende Bubi ” demekten asla çekinmez.

Annenin diğer mektup ve yazılarında oğluna devamlı olarak “küçük ve hassas” (Klein und zart) diye hitap etmesi oğluna narin ve bir o kadar da zayıf bir varlık olduğu imajını verme çabalarının bir ürünüdür.

 

Annesinin yumuşak yetiştirme tarzına karşın babanın da bu hususta boş kalmadığı ortadadır. Asker kökenli olan baba da kendisinin ulaşamadığı şeylere ulaşabilen bir oğul yetiştirme çabalarına girişmiştir. Zayıf olduğu her iki ebeveyince de vurgulanmıştır.

 

Annesi ona ömrü boyunca yalnızca bakar ama oğlunu göremez. Oğul bakmak ile görmek eylemleri arasındaki ince ayrıma da bu yönüyle vurgu yapar.

 

Bu durumda altta yatan duygu - ya da parola diyebileceğimiz şey- şudur: Düşmanlığımı bastırmak zorundayım, çünkü sana ihtiyacım var.

 

Abelone, Malte’nin ölen annesinin kız kardeşidir. Eserde “Stigmaya” değinildiğini görmekteyiz

İki evlatta ebeveynlerinin dinsel rituellerine maruz kalıyorlar. İkisi de neye maruz kaldıklarını dahi anlamaktan yoksundurlar.

Babası kızını, kızı da oğlu Rainer’i bu konuda kurban seçmiştir.

 

Anne saplantılı zorlanımlı rahatsızlık altındadır. Selçuk Budak saplantılı zorlanımlı rahatsızlığı şu biçimde tanımlamaktadır: “Bunaltı yaratacak ve kişinin normal işleyiş yetisini, çalışma düzenini, sosyal etkinliklerini veya ilişkilerini bozacak şiddette tekrarlanan bariz saplantılar veya zorlanımlar ile tanımlanan ve kirlilik, cinsellik, saldırganlık, düzenlilik, din gibi konuların etrafında yoğunlaşan bir kaygı bozukluğu. (Selçuk Budak, Psikoloji Sözlüğü, Bilim Ve Sanat Yayınları, Ankara, 2003, s.651.)

 

Malte’de Seyir Tutkusu

İncil ve Kuran’da Adem ile Hava’nın cennetten kovulması olayında görme eylemi özel bir yer tutar.

…seyir tutkuları nedeniyle cezalarını çekmeliler.

 

Sözel öncesi görsel çağında çocuk suç işleme bilinci olmadan ya da ceza alma korkusunu gütmeksizin kaşif edasıyla çevresini gözlemler. Bu dönemde göz kapağı adeta yokmuşçasına davranır. Her şeyi görür.

 

Cinsel organların farkında olunmasıyla cinselliğe bir gönderme yapılmaktadır. Cinsel organlar görülmüştür. Görülenlerle birlikte utanma duygusu oluşmuş olup cinsel organlar saklanılmaya çalışılmıştır. Burada ön plana çıkan görme olayı ve onu takip eden utanma duygusudur.

 

Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı eserde iki duyum olan görme ve koklamanın ön plana çıktığı ve bunların eserde önemli bir yer aldıkları görülür. Her ikisi de eserde sıklıkla geçmektedir.

 

Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı eserin ilk satırı bu açıdan değerlendirildiğinde bir bakışla, bakmak eylemiyle başlar ve gözlerden kaybolmayla biter.

 

Malte masanın altında iki farklı öğe ile karşılaşmıştır. Bunlardan birincisi dokunma duyusunun eşlik ettiği hayvan postu ikincisi ise seyir tutkusunu depreştiren ve cinsel fantazmalarına sebep olan insani özelliklerle donatılmış ”uzun tüylü” halıdır.

 

O gördüklerinden sonra erotik bir haza kapılır. Halının yumuşak tüylerini okşayarak haz verici bir duygu yaşar

 

Malte masanın altında halının yumuşak tüylerini okşarken gözleri bir şeyler görmüştür. Sahne bir bütün olarak kuşbakışı değerlendirildiğinde masa, masanın altındaki post, koltuk, resim yapan bir çocuk ile onun yanı başında oturan ve kitabını okuyan matmazel gibi öğelerin ön plana çıktığı görülecektir.

 

Malte gördüklerinden erotik haz almıştır. Yetişkin insanlarda gördükleri onu etkilemiştir.

 

Rilke’nin ”Panter”i pasiftir. İzleyici değil sergileyendir. O teşhir edilendir. Bu nedenle de Malte’nin ya da Rilke’nin Paris sokaklarında dolaştıkları gibi o da dışarıya çıkmak ve göz gezdirmek ister.

 

Malte / seyir olayı sırasında değil seyir olayının ardından mastürbasyon eylemine geçmiştir.

 

Malte’de Mastürbasyon ve Korku

Priskil’e göre Malte’nin yazarının korkularının kökenleri onun çocukluk anılarında saklıdır.

Malte eserde ”Korkuyorum” diyerek insanın bir korkusu varsa buna bir çözüm araması gerektiğini belirtiyor

Rilke de Malte’de olduğu gibi şiirlerinde, düzyazılarında, anı ve mektuplarında sık sık korkularından bahsediyor.

 

Rilke’nin eserlerinde sıklıkla karşılaştığımız bir eylemdir ”Mastürbasyon”.

 

Mastürbasyon eyleminin bitiminde kendini kuşbakışı görür. Sıkılır, utanır, suçluluk hisseder ve korkar.

 

Suçluluk duygusu mastürbasyon sonrası, insanlarda sıklıkla görülen bir duygudur. Bunun nedeni yine insanların bu konuda yanlış bilgilere sahip olmaları, din ve ahlak açısından bunun olumsuz bir şey, bir günah olduğuna inanmalarından kaynaklanmaktadır.

 

Malte’nin suçluluk duyması süperegosunun yaptırım gücünden kaynaklanmaktadır.

 

Almanca’da mastürbasyon sözcüğü ”Masturbation”, ”kendi kendini tatmin etme” anlamına gelen ”Selbstbefriedigung” ve ”Onanie” sözcükleriyle ifade edilir. Eş anlamlı olan bu sözcüklerden ”Onanie” sözcüğünü köken olarak irdelediğimizde, sözcüğün yukarıda vermeye çalıştığımız Yahuda’nın oğlunun adı ”Onan”dan geldiğini görmekteyiz.

 

Mastürbasyon eylemi Rilke’yi fazlaca meşgul etmiştir. O bundan çocukluğundan ölümüne kadar muzdarip olmuş biridir.

 

Anne ve Oğlun Gölgesindeki Baba

Babanın çocuğuna karşı sergilediği ilgisiz tutumlar veya aşırı otoriter davranışlar çocuğun çekingenlik ya da utangaçlık gibi kişilik özelliklerini geliştirebilmelerine sebep olabilmektedir. Sigmund Freud bu konuda şunları belirtir: “Babanın kullandığı otorite, çocuklarda erken bir yaşta eleştiri duygusunu kışkırtır ve beklentilerinin katılığı, babalarının zayıflığına karşı tetikte olmalarına yol açar;“[1] [2] Bunun tersine babanın yine çocuğuna göstereceği ilgi ve sevgi dolu bir tavır ise çocukların sosyal uyum yeteneklerinin artmasına, liderlik özellikleri gibi birçok önemli konuda gelişebilmelerini sağlamaktadır.

 

Malte‘de dominant, güçlü olan anne profili babada yerini sönük, durgun olana bırakır. Malte’de baba, annenin aksine bir nefret objesi değildir. Baba saygı, sevgiyle karşılanandır.

 

Malte’nin korkularının kökeninde babanın da rolünün olduğunu görmekteyiz. …gururlu, az konuşan, kolayca sinirlenebilen, pek gülmeyen, çocuklarla arasında mesafe olan bir insan

 

Josef Rilke, her zaman eşinin ve oğlunun gölgesindeki bir baba olarak kalmıştır.

 

Malte’de Hadım Edilme Kompleksi

“Hadım edilme kompleksi”, çocuk cinsel farklılığın bilincine vardığı dönemden sonra kendini göstermeye başlar.

Malte Laurids Brigge adlı eserde de ”Hadım edilme Kompleksi“ ile ilgili bulgulara sıkça rastlanır.

 

…normal bir uykuya geçiş Malte’de yoktur.

 

Malte’de cinsellik söz konusu olduğunda göze çarpan ilk olgu onda bir çatışmanın yaşanmasıdır.

 

Rilke ve Malte / İki erkek de çocukluk dönemlerinde anneleri tarafından yanlış yetiştirilmişlerdir. Bir erkek çocuk olmalarına rağmen kız gibi yetiştirilmiş ve onların kendilerini bir kız gibi hissetmeleri sağlanmıştır. Rilke’nin askeri okula gönderilmesi bu nedenle tümüyle travmatik izler taşır, çünkü bir kız gibi narin olan erkek birden askerliğin içkin yapısı gereği sertlikle karşılaşmıştır. Bu sebeple de Rilke okuldayken diğer çocuklardan hep uzak durmuştur. Onlar gibi gözükmesine rağmen ruh dünyası tümüyle farklıydı. Aynı bulgular Malte için de geçerlidir. O da askeri okulda yaşadığı olumsuz olaylardan bahseder ve oradaki anılarından oldukça muzdarip olduğunu dile getirir.

 

Rilke Ve Malte’de Oedipus Kompleksi

Laios ve İokaste evlendikten sonra uzun süre çocukları olmadı

Çocukları olması için yalvardılar, yakardılar. Tanrı krala bir erkek çocuk olacağını, fakat çocuğun büyüyünce kendisini öldürerek anası ile evleneceğini ve aileyi mateme sokarak, kana boyayacağını haber verdi.

Kral bu çocuğu, öldürtmek istedi. Annesi çocuğun ıssız bir yere bırakılmasını temin etti.

çocuk öldürülmez ve tek ayağından bir ağaca asılır.

Çocuğu bir çoban bulur ve Korinthos kralına götürürler. Çocuğu olmayan kraliçe onu sahiplenip Oidipus ismini koyar

Tanrı Apollon, ona babasını öldüreceğini ve annesiyle evleneceğini anlattı.

Kendini Kointhos kralının öz evladı sanarak Oidipus, bu felaketten sakınmak için saraydan ayrıldı.

…yanından geçen bir araba ayağını ezdi. Canı yanan Oidipus, arabacıya vurdu. Arabadaki diğer kişiyle de kavga etti ve onu öldürdü. Arabadaki kişi öz babası Kral Laios’tu.

Mitin devamında Oidipus, Thebai şehrinin krallığı ile Kreon’un kız kardeşi olan İokaste’yi eş olarak alır.

Tanrıların çok kızdığı bu evlilik yüzünden krallık felaketlere uğrar.

Apollon Oidipus’a evlendiği kişinin annesi olduğunu söyler.

Olanları anlayan Oidipus dünyanın en bahtsız ve iğrenç adamı olduğuna inanır ve eliyle kendi gözlerini oyarak çıkarır.

 

(Rilke) Mazoşist tavırlar sergilemesinin sonuçlarından birisi de rekabetten kaçmasıdır.

Hem Malte hem de Rilke babalarının cenazelerine bu nedenle geç gelmiştirler.

 

Rilke Ve Malte’de Narsizm

Narsizmin görünümleri: 

Cinsel bir sapma olarak, kişinin cinsel nesne olarak kendi vücudunu seçmesi

Nesnelerle ilişki kurma modu olarak narsizm (Nesne seçiminde kişinin kendine benzerliği referans alması veya nesnelerle açık, gözlenebilir ilişkilerden uzaklaşma hali)

 

Malte’de narsist kişilik özellikleri öncelikle dilde kendini gösterir. Malte’nin eserdeki konuşma biçimi narsist ayrıntılar içerir. O diğerlerinden farklı olduğunu açıkça ortaya koyar.

 

Malte narsist insanlara özgü o tatminsiz ve hiçbir şeyden memnun olamama duygusunu yaşamaktadır. Kendisi olamamanın, tatminsiz olmaktan dolayı da çocukluğuna dönmenin kısırdöngüsü içerisindedir.

 

Malte diğer narsist kişiliklerde olduğu gibi yaşamının merkezinde kronikleşmiş kaygılandırıcı bir boşluk, anlamsızlık ve can sıkıntısı hisseder. Bunlardan ötürü içsel bir boşluk duygusuna kapılır ve bu boşluğu doldurmak için de çeşitli dışavurum davranışlarına yönelir. Malte’nin yöneldiği bu yollardan ilki yoğun bir seyahat tutkusudur.

 

Malte’nin her şeyi düzene koyamamasının, bunları doğru dürüst bilememesinin sebebi narsistik kişiliğinin varoluşsal sorunsalıdır. O henüz olmayan, gerçek yaşamın, sevginin ya da aşkın peşindedir. O, içinde yaşadığı “an”ın eksik ve kusurlu olduğunu düşünür. Bundan sıyrılmak için de gezintilere ya da seyahatlere çıkma arzusundadır.

 

Narsistik tipte, libido ağırlıklı olarak egoya aktarılır.

 

Rilke’nin dans etmekten kaçınması ve hiçbir zaman dans etmemesi onun narsist yapısıyla paralellik gösteren bir tutumdur. O küçük düşmekten korkar.

 

Salome’ye gönderdiği mektuplardan birinde: “Ben Sen olmak istiyorum.” diye yazar (Rilke, Briefwechsel, s.19: “Ich will Du sein.”)

 

Ölüm ve korkuyla fazlaca haşır neşir olan Rilke’nin bu konuya fazlaca eğilmesinin nedenleri arasında onun hipokondrik ruh hali de yatar.

…devamlı olarak eldiven takma zorunluluğunu doğuran mikropfobisi de ona adeta eziyet çektiriyordu.

 

Rilke askeri okuldayken diğer derslerde gösterdiği çok büyük başarıyı bu okula özgü olan ve en önemli dersler arasında yer alan beden eğitimi ve eskrim derslerinde gösteremez: Bu derslerde başarısız olması onun bedensel zayıflığının da göstergesidir. Aynı zamanda bu alanda başarı gösterememiş olması bu okulda neden yalnız kaldığının da belirtisidir. Özellikle erkek çocukların çocukluk dönemindeki oyunlarda kendi arlarında yaptıkları çeşitli güç gösterilerinden oluşan oyunları vardır. Zayıf olanlar, sürekli yenilenler genellikle diğerlerinin hedefi olur ve onlarla dalga geçilir ya da tümüyle dışlanırlar.

 

O kendi arzusu yerine karşısındakini etkilemek için onun arzusunun nesnesi olmayı tercih etmiştir. Rilke’nin bu narsist tutumu Salome ile olan ilişkisinde daha da belirginleşir. Sırf Lou’ nun isteği üzerine dışarıda çıplak ayakla gezerler

Rilke’nin Salome’nin itaatkar bir kulu olduğu açıktır. Gunnar Decker bu konuyla ilgili olarak şu saptamada bulunur: “Sahibesinin emrini yerine getirir” (Decker, s.68).

 

Salome Rilke’nin efendisidir, onun sahibesidir. Dominant yapıda olan bu kadın ile Rilke arasında sadomazoşist bir ilişki yatar. Fakat onların bu sadomazoşist ilişkileri cinsel içerikli olmaktan çok ruhsal içeriklidir. Rilke mazoşist yapısı gereği tümüyle Lou’ya bırakmıştır kendisini. Salome’nin isteği üzerine yazısını değiştir ve ona çeki düzen verir fakat bu düzen Salome’nin kurguladığı düzendir.

 

Rilke hiç kimsenin beklemediği bir anda Clara ile evlenir.

Büyük bir kuşku yaratan bu durum Rilke’nin narsist yapısıyla ilişkilidir. O başta yine başkasının arzu nesnesi olmayı seçmiştir.

Büyük bir kuşku yaratan bu durum Rilke’nin narsist yapısıyla ilişkilidir. O başta yine başkasının arzu nesnesi olmayı seçmiştir.

 

Rilke Ve Malte’de Kadın Olgusu

Abelone Malte’nin teyzesidir

Abelone tam da Malte’nin arzu ettiği özellikleri taşır. Ondan büyük olması bu özelliklerden birisidir.

Abelone ona şefkatle yaklaşır ve annesi gibi davranır.

 

yaklaşık olarak altı binin üzerinde yayınlanmış mektup yazmıştır. Yayınlanmamış mektuplarıyla bu sayının on bine kadar ulaştığını belirtir Stefan Schank (Schank, s.162)

 

…yazarın birçok kez isminden ötürü kadın sanıldığını hatırlatmakta da fayda var

Rilke gibi Malte de isminden memnun değildir. O da isminin alay konusu edilmesinden yakınır.

 

Rilke birçok kadınla platonik ilişkiler yaşamıştır

Ellen Key, Marie von Thurn und Taxis ve yayımcısının eşi Katharina Kippenberg.  Rilke’nin kadınları bunlarla da sınırlı değildir: “Rilke 1902 ile 1926 yılları arasında pianist Magda von Hattinberg (onun tarafından Benvenuta olarak anılıyordu), ressam Loulou Albert- Lazard, yazar ve gazeteci olan Claire Goll, yazar Hertha Koenig, ressam Baladine Klossowska (Merline), Sidonie Nadherny (Karl Kraus’un sözde eşi), sanatçı Mathilde Vollmoeller, lirik şiirler yazan Marina Zwetajewa ve oyuncu Ellen Dep’i tanır.”  Rilke bu kadınların hepsiyle oldukça yakın bir ilişki içindedir.

 

Rilke ilk kız arkadaşı ve sonra da nişanlısı olan Valerie David von Rhonfeld’i de etkilemeyi bilmiştir. Vally’ye arzu ettiği aşkı, sevi sözcüklerini vermiş olan on sekizindeki Rilke bu ilişkiden kendi payına düşeni de almasını bilmiş ve ilk şiir kitaplarını bu kızcağızın maddi desteği ile yayımlatmıştır. Ama narsist tutumu çok geçmeden bu kızdan da ayrılmasını sağlamıştır.

Rilke, Vally’den ayrılır ayrılmaz doktor kızı olan Ella Glaessner ile birlikte olur.

Laksa van Oesteren ile sıkı fıkı olur.

…kadınlarla olan ilişkilerinde dikkatleri en çok çeken nokta birlikte olduğu kadınların kendinden yaşça büyük olmalarıdır.

 

Rilke kadınlarla soluk alır. Onları hep yanıbaşında hisseder. Ama mesafeye sadık kalır.

 

Sonuç

Malte / Rilke’nin / “öteki beni”dir.

 

Her ikisi de siyahlara bürünmüş annelerinin gölgesinde varolmaya çalışmıştır.

Rilke Malte’yi yazmaya başladığında annesi Roma’ya gelir.

Malte de annesinin ölü olmasına rağmen onu an be an yaşamıştır.

 

Her ikisi de / duygularını yazmaya koyulmuşturlar.

 

Malte notlarına başlarken kafası karışmış bir insanın ruh halindedir.

Depresif ruh halleri her ikisinin cümlelerinde kendini gösterir.

 

Rilke “Malte Laurids Brigge’nin Notları”nin notlarını yazarken bir “gerileme” yaşamıştır. O ruhsal gelişim sürecinde epeyce arkasında bıraktığı ve o döneme özgü ilkel ve çocuksal davranışlarına dönmüştür.

 

Kopuk anlatım tarzından ötürü durup dururken, birdenbire çocukluk yıllarına döner.

Bu durumun Rilke’nin o dönemde yaşadıklarının üstesinden gelemediğinin bir göstergesi olduğu sonucuna vardık.

 

Rilke kadınların gözünde bir çocuk olarak kaldı.

 

Gerçekleştirilen seyir eylemi ile mastürbasyon kendi bedenine dönük bir haz eylemi olarak çözüme kavuşmuştur.

 

(Malte ve Rilke ) …her ikisi de beş yaşlarına kadar cinsel kimliklerinin oluşumunda olumsuzluklara neden olan kız elbiseleriyle dolaştırıldı

…



[1] J.J.Rousseau, Emile ya da Çocuk Eğitimi Üzerine, Çev.Mehmet Baştürk-Yavuz Kızılçim, Babil Yayınları, Erzurum, 2000, s.31.

[2]    Sigmund Freud, Age., s.536.