İbn
Arabi - Arzuların Tercümanı - Notlar
Tercümânü Î-Eşvâk
Mütercim: Mahmut Kanık, 4.
Basım, İz Yayınları, 2013
Giriş
(Mahmut Kanık)
Klasik İslam şiiri doğayı ve somut dünyayı bir amaç değil,
metafizik aleme ulaşmak için bir "araç" (izdüşüm) olarak görür.
Divanda geçen çöller, develer, çadırlar, şimşekler ve kadın
figürleri, duyusal/afrodizyak bir sarhoşluğun ifadesi değildir. Bunlar, sonsuz
olan ilahî hakikatlerin, somut çevre üzerinden simgeleştirilmesidir.
İbn Arabî, kadını "doğurganlık/oluş" sembolü
olarak okur.
Eserin edebi formu (gazel/aşk şiiri şeklindeki yapısı),
dönemin zahir uleması ve fıkhî otoriteleri arasında büyük bir tartışma
yaratmıştır. İbn Arabî, bu ithamlar ve dostlarının ricası üzerine eserine
Ez-Zehâyir ve’l-Â’lâk adıyla bir şerh yazmıştır.
Tercümânü’l-Eşvâk veya Mesnevi gibi metinler şiiri aşmış,
şiiri kendi aşkın dünyalarına bir binek kılmışlardır.
İbn Arabî, bu divanı yazmaya Hicri 598 (Miladi 1201) yılında
Mekke’de başlamış, Hicri 611 (Miladi 1215) yılında yine Mekke’de, elli yaşlarındayken
tamamlamıştır. Şerh ise aynı yılın devamında Aksaray/Halep hattında nihayete
ermiştir.
Eserin önsözüne göre şiirler, İbn Arabî'nin Mekke'deki
hocası İsfahanlı Mekînüddin’in kızı, hem bilgisi hem güzelliğiyle öne çıkan
Aynü’ş-Şems (Güneşin Aynası) için söylenmiştir. Ancak bu tarihsel figür, ilahî
tecellilerin ve ruhanî varidatların perdesi hükmündedir.
…
Arzuların Tercümanı
(Tercümânul-Eşvâk)
Allah güzeldir, güzelliği sever ve âlemi en güzel surette
yaratmıştır.
Arifler dünyadaki bu estetik harmoniyi müşahede
ettiklerinde, yaratılana değil yaratana odaklanarak kendilerinden geçer ve
nefsin yok olması anlamına gelen fenâ mertebesine yükselirler.
İsfahanlı Şeyh Mekînüddin, İbrahim makamında ağırlığı olan,
Tirmizî’nin hadis külliyatını okuttukları bir önderdir.
Mekînüddin’in kızı Nizâm (Aynü’ş-Şems ve’l-Bahâ) eserin
ilham kaynağıdır.
Arabi, şiirlerinde geçen her kadının, her evin ve her
mekânın aslında Nizâm’dan birer kinaye olduğunu belirtir.
Gazel ve nesîb (bahar/kadın tasviri) dilini seçme sebebi
ise, insan ruhunun bu hitap tarzına meftun olması ve kalbin bu yolla daha hızlı
coşkuya gelmesidir.
…
Ah bir bilebilseydim, ah bir bilebilseydim onları
Hangi kalbe sahipler, acaba biliyorlar mı?
Bütün suretleri kabul edecek bir hâle geldi kalbim benim
Ceylanların otlağına döndü, rahiplerin manastırına
Putların tapınağına, hacıların Ka'be'sine döndü kalbim
Tevrat'ın kutsal levhalarına, mukaddes Kur'ân sayfalarına
…
Umulur ki Hacir'den bir tatlı nefes getirir bize Sabâ
rüzgârı
Belki bizim ile doğru sürükler yağmur yüklü bulutları
Belki böylece aşka susamış âşıkların giderilir susuzluğu
Senin gönderdiğin bulutlarsa artırmakta yalnızca mutsuzluğu
…
Bir zamanlar onların oturduğu yerlerde dur, ağla şimdi bu
harabelere
Bir soru sor izleri kaybolmuş harap olmuş silinip gitmiş
yapılara
Hani nerede sevenleri sevilenleri? Hani nerede alaca tüylü
develeri?
Gel de bir bak nasıl geçip gidiyor çölde akşamın buğuları
…
Ey Useyl'de toz toprak hâline gelmiş harabeler
Eskiden oynardım buralarda sıcak kanlı güzel kızlarla ne
güzel
Dün buralar güleryüzlü gülümseyen insanlarla doluydu şen
şakraktı
Bugünse bomboş kalmış ıssız harabelere dönmüş buruşmuş
suratları
…
Ey eski mabed, ey kadîm ev, senin için yükseldi bir nur
Öyle bir nur ki ta kalblerimizde parlıyor."
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder