4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabi - Arzuların Tercümanı - Notlar

İbn Arabi - Arzuların Tercümanı -  Notlar

Tercümânü Î-Eşvâk

Mütercim: Mahmut Kanık, 4. Basım, İz Yayınları, 2013

 


Giriş

(Mahmut Kanık)

Klasik İslam şiiri doğayı ve somut dünyayı bir amaç değil, metafizik aleme ulaşmak için bir "araç" (izdüşüm) olarak görür.

Divanda geçen çöller, develer, çadırlar, şimşekler ve kadın figürleri, duyusal/afrodizyak bir sarhoşluğun ifadesi değildir. Bunlar, sonsuz olan ilahî hakikatlerin, somut çevre üzerinden simgeleştirilmesidir.

İbn Arabî, kadını "doğurganlık/oluş" sembolü olarak okur.

 

Eserin edebi formu (gazel/aşk şiiri şeklindeki yapısı), dönemin zahir uleması ve fıkhî otoriteleri arasında büyük bir tartışma yaratmıştır. İbn Arabî, bu ithamlar ve dostlarının ricası üzerine eserine Ez-Zehâyir ve’l-Â’lâk adıyla bir şerh yazmıştır.

Tercümânü’l-Eşvâk veya Mesnevi gibi metinler şiiri aşmış, şiiri kendi aşkın dünyalarına bir binek kılmışlardır.

 

İbn Arabî, bu divanı yazmaya Hicri 598 (Miladi 1201) yılında Mekke’de başlamış, Hicri 611 (Miladi 1215) yılında yine Mekke’de, elli yaşlarındayken tamamlamıştır. Şerh ise aynı yılın devamında Aksaray/Halep hattında nihayete ermiştir.

 

Eserin önsözüne göre şiirler, İbn Arabî'nin Mekke'deki hocası İsfahanlı Mekînüddin’in kızı, hem bilgisi hem güzelliğiyle öne çıkan Aynü’ş-Şems (Güneşin Aynası) için söylenmiştir. Ancak bu tarihsel figür, ilahî tecellilerin ve ruhanî varidatların perdesi hükmündedir.

 

Arzuların Tercümanı

(Tercümânul-Eşvâk)

Allah güzeldir, güzelliği sever ve âlemi en güzel surette yaratmıştır.

Arifler dünyadaki bu estetik harmoniyi müşahede ettiklerinde, yaratılana değil yaratana odaklanarak kendilerinden geçer ve nefsin yok olması anlamına gelen fenâ mertebesine yükselirler.

 

İsfahanlı Şeyh Mekînüddin, İbrahim makamında ağırlığı olan, Tirmizî’nin hadis külliyatını okuttukları bir önderdir.

Mekînüddin’in kızı Nizâm (Aynü’ş-Şems ve’l-Bahâ) eserin ilham kaynağıdır.

Arabi, şiirlerinde geçen her kadının, her evin ve her mekânın aslında Nizâm’dan birer kinaye olduğunu belirtir.

 

Gazel ve nesîb (bahar/kadın tasviri) dilini seçme sebebi ise, insan ruhunun bu hitap tarzına meftun olması ve kalbin bu yolla daha hızlı coşkuya gelmesidir.

 

Ah bir bilebilseydim, ah bir bilebilseydim onları

Hangi kalbe sahipler, acaba biliyorlar mı?

 

Bütün suretleri kabul edecek bir hâle geldi kalbim benim

Ceylanların otlağına döndü, rahiplerin manastırına

Putların tapınağına, hacıların Ka'be'sine döndü kalbim

Tevrat'ın kutsal levhalarına, mukaddes Kur'ân sayfalarına

 

Umulur ki Hacir'den bir tatlı nefes getirir bize Sabâ rüzgârı

Belki bizim ile doğru sürükler yağmur yüklü bulutları

Belki böylece aşka susamış âşıkların giderilir susuzluğu

Senin gönderdiğin bulutlarsa artırmakta yalnızca mutsuzluğu

 

Bir zamanlar onların oturduğu yerlerde dur, ağla şimdi bu harabelere

Bir soru sor izleri kaybolmuş harap olmuş silinip gitmiş yapılara

Hani nerede sevenleri sevilenleri? Hani nerede alaca tüylü develeri?

Gel de bir bak nasıl geçip gidiyor çölde akşamın buğuları

 

Ey Useyl'de toz toprak hâline gelmiş harabeler

Eskiden oynardım buralarda sıcak kanlı güzel kızlarla ne güzel

Dün buralar güleryüzlü gülümseyen insanlarla doluydu şen şakraktı

Bugünse bomboş kalmış ıssız harabelere dönmüş buruşmuş suratları

 

Ey eski mabed, ey kadîm ev, senin için yükseldi bir nur

Öyle bir nur ki ta kalblerimizde parlıyor."

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder