3 Şubat 2026 Salı

Toshihiko Izutsu - Taoculuktaki Anahtar Kavramlar - Notlar

Toshihiko Izutsu - Taoculuktaki Anahtar Kavramlar - Notlar

Mütercim: Ahmed Yüksel Özemre, Kaknüs Yayınları, 2001

 


Önsöz

Prof. Toşihiko İzutsu'nun A Comparative Study of The Key Philosophical Concepts in Sufsm and Taoism/Ibn 'Arabî and Lao-Tzû, Chuang Tzû başlıklı iki cildlik âbidevî eserinin 1. kısmının çevirisinin ilk baskısı Haziran 1998'de ve ikinci baskısı da Aralık 1999'da, gene Kaknüs Yayınları'nda, İbn Arabî'nin Fusûs'undaki Anahtar-Kavramlar adı altında yayınlanmıştı. Rahmetli üstâdın bu eserinin Tao- culuk'daki Anahtar-Kavramlar hakkındaki incelemesini ihtivâ eden 2. kısmı ile İbn Arabî ile Lao-Tzû ve Çuang-Tzû'nun Varlık Anlayışlarının Mukayesesi hakkında- ki incelemesini ihtivâ eden 3. kısmından oluşan bu ikinci ve son cildinin çevirisini de şimdi okuyuculara takdîm edebilmekten büyük mutluluk duymaktayım.

 

İzutsu'nun bu eseri, doğu düşüncesinin iki dev sütununu, İbn Arabî (İslam irfanı) ve Lao-Tzu/Chuang-Tzu (Taoizm) ekseninde buluşturur.

 

Tao-culuk'daki Anahtar-Kavramlar

1. Bölüm

Lao-Tzû ve Çuang-Tzû

Izutsu, rasyonel Konfüçyüsçülüğün aksine Taoizm’in kökenlerini Çin’in güneyindeki "yabani" ve "mistik" Ç'u eyaletine bağlar.

 

Herkesin bir hedefi, bir "rotası" (Konfüçyüsçü ahlak yolu) varken, Taoist bilge "yeri yurdu olmayan", "bebek gibi sessiz" ve "aptal gibi ağır" görünür.

 

Izutsu’nun temel tezi, Tao Te Çing’in İbn Arabî’nin Füsûsu’l-Hikem’de sistemleştirdiği Vahdet-i Vücud düşüncesinin "fevkalade ilgi çekici bir Çin kopyası" (veya paraleli) olduğudur.

 

Konfüçyüs’ün toplumsal kategorilerine (adlarına) karşı Tao’nun "isimlendirilemez" oluşu, İbn Arabî’deki "Tenzihi" ve "Zat" boyutunu anımsatır.

 

Lao-Tzu / Mutlak olanın (Tao) nasıl Bir’e, oradan da "on bin nesneye" (fiziksel dünyaya) dönüştüğünü anlatır. Bu, yukarıdan aşağıya bir ontoloji inşasıdır.

 

Çuang-Tzu ise kesret (çokluk) âleminde yaşayan insanın, zihnini arındırarak ( tso wang / nisyân) Bir’e nasıl yükseleceğiyle ilgilenir. Bu aşağıdan yukarıya bir süreçtir.

 

2. Bölüm

Efsâne Üretiminden Metafiziğe

Tao-cu "Kutsal İnsan" (şeng-jen) doğaüstü sesleri duyabilen ve ilahi olanla aracısız temas kuran şaman

Hun Tun'un (Kaos) hikâyesi

Kozmogoni / Şekilsizlikten "On Bin Nesne"ye

 

3. Bölüm

Rüyâ ve Gerçek

Çuang-Tzû’nun o meşhur kelebek rüyası

Zhuangzi, bu hikayeyi şöyle anlatır: “Bir zamanlar, ben Zhuangzi, rüyamda bir kelebek olduğumu gördüm; kanatlarını çırparak uçan, kendini çok özgür ve mutlu hisseden bir kelebek... Zhuangzi olduğumu hiç bilmiyordum. Aniden uyandım ve şimdi yine Zhuangzi olduğumu fark ettim. Şimdi bilmiyorum: Zhuangzi rüyasında kelebek olduğunu mu gördü, yoksa kelebek şimdi rüyasında Zhuangzi olduğunu mu görüyor?”

 

Rasyonel akıl dünyayı kategorilere ayırır. Her şeyi isimlendirerek, parselleyerek ve hiyerarşiye sokarak (silsile-i merâtib) "gerçek" kıldığını sanır. Böylece varlığın bütüncül ve kaotik (farksızlaşmış) özünden uzaklaşır.

 

4. Bölüm

Şunun ve Bunun Ötesinde

Sâbit biçimde tâyin edilmiş bir 'öz'e sâhip hiçbir nesne yoktur

 

Mekana sadece "fonksiyon" (Konfüçyüsçü özcülük gibi) üzerinden bakarsanız, o mekanı dondurursunuz. Ancak Çuang-Tzû’nun önerdiği gibi "bulanık" bakarsanız, mekanın ruhu (genius loci) ile kendi ruhunuz arasındaki o "Semâvî Tesviye" (t'ien ni) gerçekleşir.

 

Konfüçyüs ekolü her şeyi isimlendiren, yerli yerine oturtan ve katı kurallarla belirleyen bir sistemdir.

 

Dil çoğu zaman hakikati örter.

 

Hua (Transmütasyon) / Nesnelerin birbirine dönüşümü

 

5. Bölüm

Yeni Bir Nefsin Doğumu

(Tso wang) / vücudun kurumuş bir ağaç, zihnin ölü bir toprak gibi olması / saf deneyim

Varlığa, ürettiğimiz kategorilerden sıyrılarak bakabilirsek o şeyin hakikatini görebiliriz. / fenomenoloji

 

"İnsân-ı Kâmil" olma yolundaki ilk adım zihnin alışılagelmiş yargılarından (iyi/kötü, doğru/yanlış) sıyrılmasıdır.

 

Ç’i (kozmik nefes/enerji)

 

6. Bölüm

"Özcülük" Karşıtları

Zihnin mutlak vecd (ekstasis) hâlinden normal bilinç düzeyine dönüş süreci

Birinci Mertebe (Mutlak Vahdet/Adem): Bilginin en uç sınırıdır ve "ezelden beri hiçbir şeyin asla mevcut olmamış olduğu" görüşüyle temsil edilir. Bu aşamada insan Tao (Realite/Hakk) ile öylesine özdeşleşmiştir ki, ne kendisinin ne de evrenin varlığının bilincindedir; tam bir "boşluk" ve "nisyân" (unutuş) hâli hâkimdir.

 

İkinci Mertebe (Sınırsız Nesneler/Kaos): Nesnelerin mevcut olduğunun bilincine varılır ancak bu nesneler arasında henüz hiçbir "sınır" yoktur. Nesneler, henüz asli farklılıklarına kavuşmamış, parçalara ayrılmamış bir bütünlük (Karmaşa/Kaos) halindedirler.

 

Üçüncü Mertebe (Özler ve Sınırlar): Nesneler arasındaki sınırların belirlendiği, her nesnenin kendisini diğerinden ayıran "özünü" (mâhiyetini) ifşa ettiği aşamadır.

 

Dördüncü Mertebe (Beşerî Heyecanlar ve Tao'nun Hasarı): "Doğru" ve "yanlış" ayrımının açıkça ortaya çıktığı en alt bilgi kademesidir. Bu ayrımın doğmasıyla birlikte aşk, nefret, hoşlanma gibi beşerî duygular faaliyete geçer.

 

Bir nesneye isim verildiğinde, o isim ona "özsel" bir katılık bahşeder ve onu diğerlerinden ayırır.

 

Bir müzik parçasının mükemmel şekilde çalınması (kuvveden fiile çıkması), diğer sonsuz sayıdaki parçanın çalınmaması, yani karanlıkta kalması demektir. Bu, bir "seçim" ve dolayısıyla sınırlamadır.

Çalmadığı sürece, çalabileceği tüm parçalar "imkân" halinde mevcuttur.

Varlık da böyledir. Mutlak Vahdet her şeyi içerir; ancak belirli bir nesne ("öz") olarak tezahür ettiğinde, diğer imkânları dışlar.

 

Bedeni yöneten nefis gibi, tüm evrendeki "On Bin Nesne"yi ve olayları yöneten, görünmeyen ama fiilleriyle hissedilen bir Fâil-i Mutlak (Gerçek Yönetici) vardır.

Mutlak (Tao), bir "nesne" değildir. O bir fiildir. O'nun bir şekli veya sureti yoktur, bu yüzden zihnimiz (ki "özcü" bir yapıdadır) O'nu kavramakta zorlanır.

 

7. Bölüm

Tao (Yol)

Lao-Tzû / en yüksek kemâl mertebesinden konuşur. Tao’nun ne olduğunu ve İnsân-ı Kâmil’in nasıl davranacağını söyler ama o noktaya nasıl varılacağının epistemolojik (bilgi felsefesi) haritasını vermez.

 

Çuang-Tzû / bir "iz sürücü"dür. Zihnin adım adım nasıl Tao’ya yükseleceğini (Miraç/Urûc) ve o vecd halinden günlük hayata nasıl geri döneceğini (Nüzûl) tahlil eder.

 

"Her şey birdir" dediğimiz anda, "her şey" ve "bir" kavramlarını kullanarak ikiliği (düalizm) başlatmış oluruz.

 

Konfüçyüs’te Tao; sosyal nizam, ailevi saygı ve ahlaki erdemdir (insanlık, dürüstlük).

Lao-Tzû / Gerçek Tao "adsız"dır ve "yontulmamış tahtaya" (P'u) benzer. İsimler (erdemler, kurallar) ortaya çıktığında, aslında Mutlak olandan bir kopuş ve bozulma başlamış demektir.

 

Doğruluk, saygı gibi kavramlar ancak "büyük Tao"dan (mutlak doğallıktan) sapıldığında birer "fazilet" olarak vurgulanmaya başlar.

Bir toplumda "dürüstlük" üzerine çok konuşuluyorsa, orada dürüstlük bitmiş demektir.

 

Adsız (Wu) / Zât / Mutlak Sır / "Dipsiz Karanlık" (Amâ).

Adlanmış (Yu) / Varlık / İsimler / "Varlık" ismini üstlendiği mertebe.

 

Tao, "Eşyayı mevcud kılma fiili"nin kendisidir.

Tao akılla "nesneleştirildiği" an kaybedilir.

 

Tao her şeyin imkan / potansiyel olarak bulunduğu "karanlık bir parlaklık" halidir.

 

8. Bölüm

Sayısız Mûcizelerin Kapısı

Sır (Hsüan / Sırrü’l-Esrâr): Mutlak’ın en aşkın, tanımlanamaz ve "Adem'in ademi" (Yokluğun yokluğu) olduğu mertebedir. Bu mertebe, yaratılan âlemle hiçbir illiyet bağı kurmaz; kendi zâtında mutlak bir kapalılıktır.

Adem (Wu): "Adsız" mertebesidir. Henüz somut varlıklar yoktur ama "Semâ ve Arz" (Gök ve Yer) olma istidadı mevcuttur. Tao burada "yaratıcı" vasfını izhar etmeye başlar.

Varlık (Yu): "Adlanmış" olanın mertebesidir. On Bin Nesne’nin anasıdır. Tao artık çokluk âlemine yönelmiş, belirmiş ve somutlaşmıştır.

 

"Bir", Tao’nun yokluktan varlığa geçişindeki ilk "taayyün" (belirlenme) noktasıdır.

Bir, Tao’nun kendisi değildir ama ona en yakın olan şeydir.

 

Tao / 1: Mutlak olanın ilk belirişi.

1 / 2: Yin ve Yang’ın (Celâl ve Cemâl) ikiliği; Gök ve Yer.

2 / 3: Bu iki zıt ilkenin arasındaki "Uyumun Diri Kuvveti" (Ch'i).

3 / On Bin Nesne: Evrendeki tüm varlık çeşitliliği.

 

Wu-Wei: Zorlamasız, maksatsız, doğal akışında eylem demektir.

Tao, nesneleri bir "ana" şefkatiyle büyütür ama üzerlerinde otorite kurmaz, onlardan bir karşılık beklemez.

 

9. Bölüm

Kader ve Hürriyet (Cüz'î İrâde)

"Kader" (Ming)

"İlâhî Emir" (T'ien Ming)

 

Tao sadece soyut, aşkın bir ilke değildir.

Tsao Wu Çe: "Nesnelerin Yapımcısı" (Hâlik).

T’ien Ti: "Gök’teki İmparator" (Semâvî Rabb).

Çuang-Tzu’nun dünyasında her şey bir "Kevnî Âhenk" içindedir.

Zaruret: Varlık âlemindeki her olay, Hakk’ın nâmütenâhi tecellilerinin bir sonucudur ve bu yüzden kaçınılmazdır.

Trajedi: İnsanın mutsuzluğu, bu ezelî akışa (T'ien li) başkaldırmasından, kendi cüz'î iradesini küllî akışın üstüne koymaya çalışmasından kaynaklanır.

 

Taoizmde hürriyet, kaderle özdeşleşmektir.

Akıntıya karşı yüzmek yerine akıntının kendisi olduğunuzda, "zorunluluk" hissi ortadan kalkar ve mutlak hürriyet başlar.

 

Küçük bir şeyi büyük bir yere saklarsanız çalınabilir.

Ancak her şeyi olduğu gibi, doğal akışında (Tao'da) bırakırsanız (yani bütün âlemi âlemin içine saklarsanız), artık kaybedilecek bir şey kalmaz.

 

10. Bölüm

Değerlerin Ters-Yüz Edilmesi

Tao ile birleşmiş olan insan "anormal"dir.

Semâ (Rabb) ile tam uyum içinde olduğu için toplumla uyumsuzlaşır.

 

Büyük Sukabağı ve Ağaç / faydasızın faydası

Sözlerin büyük ama yararsız, tıpkı dalları eğri büğrü bir ağaç veya içine su konulamayan dev bir sukabağı gibi.

Bir şeyin "işe yaramaması", onun bir baltayla kesilmesini veya bir kapana kısılmasını engeller.

 

Ayna, önüne geleni olduğu gibi yansıtır; gelene "hoş geldin" demez, gideni durdurmaya çalışmaz.

Hiçbir şeyi biriktirmez, toz tutmaz.

Kendi bireysel iradesini (nefsini) devreden çıkardığı için, yaptığı her şey aslında "Doğa"nın veya "Tao"nun eylemidir.

 

11. Bölüm

İnsân-ı Kâmil

İnsân-ı Kâmil, "otururken unutmak" (tso wang) yöntemiyle serkeş nefsi (p’o) kontrol altına alan ve ezelî Vahdet ile birleşerek "Vâhid’i kucaklayan" kişidir.

Avâm (Sıradan İnsan) / arzu ve tutkuları derin olduğu için nefesi sığdır.

Kâmil İnsan / tutkularından arındığı için nefesi sükûnet dolu ve derindir.

 

Bebek / hayati enerjisi zirvededir ama "zayıf ve yumuşak" görünür. O, çatışmaya girmediği için yenilmezdir. "Âhengi mükemmeldir."

 

Bilmenin nihaî kaynağı bilmemektir.

 

İnsân-ı Kâmil, kendi küçük nefsini arkaya bıraktığı (sıfırladığı) için, Kozmik Nefs (Nefs-i Küllî) onda yerleşik hale gelir.

 

Su, "zayıf ve yumuşak" görünmesine rağmen, dünyadaki en sert nesneleri (kayaları) aşındıran güçtür.

Su, herkesin nefret ettiği "alçak yerlere" (vadi diplerine, çukurlara) akar. İnsân-ı Kâmil de tıpkı su gibi, toplumun itibar peşinde koştuğu yüksek mevkiler yerine, tevazu içindeki alçak mevkileri seçer.

Su hiçbir şeyle yarışmaz, sadece akar.

Sükûnet halindeki su, eğriliği ve doğruyu ölçmek için bir standarttır. Kâmil İnsan da zihnindeki çalkantıyı durdurduğu için, varlığın hakikatini hiçbir çarpıtma yapmadan yansıtan bir ayna haline gelir.

 

12. Bölüm

Homo Politicus

Hiçbir şey yapmamak (Wu Wei), hiçbir şeyi yapılmamış bırakmamaktır.

 

Lao-Tzû’nun hiyerarşisinde en iyi yönetici, varlığı hissedilmeyendir.

 

Bir yerde "dürüstlükten" bahsediliyorsa, orada Tao (doğal uyum) bozulmuş demektir. Erdemin isimlendirilmesi, erdemin kaybının kanıtıdır.

 

 

 

 

Varlık

Ibn Arabî ile Lao-Tzû ve Çuang-Tzû'nun Varlık Anlayışlarının Mukayesesi

1. Bölüm

Metodoloji Açısından Bir Mülâhaza

Varlık (Vücûd) vs. Tao

Tao-culuk ve Tasavvuf da "varlık," vücut olarak düşünülmeli; varlık ontolojik bir kategori değil, ontolojik kategorilerin ötesindedir.

Varlık kavramsal tanımlardan (özlerden) önce gelir.

 

2. Bölüm

İnsanın Derûnî Dönüşümü

İbn Arabi’de fena / “nefsini yok etmek”

Çuang-Tzû’da tso wang /  “otururken unutmak”

Bu iki kavram modern fenomenolojideki "paranteze alma" (epoche) işlemine benzer. Kişi, dış dünyayı ve kendi benliğini paranteze aldığında, geriye kalan "saf bilinç" ya da "ilahî nur"dur.

Arınan zihin, lekesiz bir aynaya dönüşür. Bu ayna artık nesneleri "kendi mülkü" gibi değil, "Mutlak’ın yansımaları" olarak görür.

 

3. Bölüm

Realitenin (Şe'niyet'in) Çok-Katmanlı Yapısı

Hem İbn Arabi hem de Çuang-Tzû, içinde yaşadığımız dünyayı bir rüyâ olarak niteler.

Fiziksel âlem, kendi başına kaim bir gerçeklik değil, (Mutlak'ın) bir sembolü ve tecellisidir.

 

İnsan uykudadır. Gerçek "ölmeden önce ölmek" (nefsin fenası) ile bu rüyadan uyanmak ve nesnelerin arkasındaki ilahi nuru (Ming) görmektir.

 

4. Bölüm

Zât ve Varlık

Sırların Sırrı (Ahadiyyet): En üst katman mutlak bir bilinmezliktir. Burada ne isim ne de sıfat vardır.

İbn Arabi’de Zât saf varlıktır. Tao-culukta ise bu durum "Varlık-olmamanın-reddinin-reddi" gibi sofistike bir olumsuzlama zinciriyle tarif edilir. Her iki sistem de Mutlak’ı bir "şey" (cevher) olarak değil, bir "akış/fiil" olarak görür.

 

İbn Arabi'de nesnelerin özleri (sabit ayanlar), henüz dış dünyada var olmasalar da "İlahi Bilgi"de mevcuttur. Onlar "varlık kokusu almamış" ama rüzgârın (ilahi nefesin) içlerinden geçmesini bekleyen kaplardır.

Çuang-Tzû’nun rüzgârı (Varlık), farklı kovuklara (nesnelere/özlere) çarptığında farklı sesler çıkarır. Kovuklar rüzgâr olmadan sessizdir (yok hükmündedir).

 

Varlık Bir "Fiil"dir

 

5. Bölüm

Varlığın Kendiliğinden Zuhuru

Varlığın ilk mertebesi, her iki sistemde de "bilinemezlik" üzerine kuruludur.

İbn Arabi’de / Amâ’

Dipsiz bir karanlık, belirlenmemişlerin en belirlenmemişi.

 

Tao-culukta / Hsüan

Kırmızıya çalan siyah. Bu "siyahlık" yokluk değil, aksine her şeyi içinde barındıran sonsuz bir potansiyeldir (Yontulmamış Odun - P’u).

 

Hakikat, en saf haliyle "isimsiz" ve "tanımsız"dır. Tanımladığımız her şey, aslında o saf hakikatten bir kopuş veya bir sınırlamadır.

 

Mutlak Varlık (Gizli Hazine), bilinmeyi arzular. Bu arzu, içeride bir basınç oluşturur. İbn Arabi bunu nefesini tutan birinin göğsündeki sıkışmaya benzetir.

Bu basınç dışarı salındığında (tecellî), İsimler ve Sıfatlar (Esmâ’ü-l Hüsnâ) fışkırır. Tao-culukta bu, Büyük Arz’ın püskürttüğü "Evrensel Rüzgâr"dır.

 

Rahmet / Varlık verme eylemidir.

İyi ve kötü, güzel ve çirkin, insan zihninin sonradan eklediği sübjektif etiketlerdir. Hakikat düzleminde her şey "kendiliğinden öyle"dir

 

Ek: I

Tevhîd Mertebeleri

Gündelik akıl, dış görünüşlere odaklanır. İrfan ise görünenin ardındaki hakikati araştırır.

 

Fenâ: Kişinin kendi fiillerini, sıfatlarını ve en son zâtını (benliğini) Hakk’ta yok etmesi. Bu bir "aradan çekilme" sürecidir.

Bekâ: Hakk ile var olduktan sonra tekrar halkın (insanların) arasına, beşeriyet durağına geri dönüştür. Ancak bu dönüşte sâlik artık bir "İnsan-ı Kâmil"dir; eşyaya Hakk’ın gözüyle bakar.

 

Ek: II

Prof. İzutsu'nun Eserine Dâir Bâzı Görüşler

Izutsu, Tao-culuktaki "kovuklar" metaforunu zorlayarak A'yân-ı Sâbite'ye (sabit özler) benzetmiştir. Oysa bu sadece bir "istidat" (yetenek) göstergesidir.

Tao-cu bilge "Adem-i İcraat" (eylemsizlik) ilkesiyle toplumun dışına çekilme eğilimindeyken, Muhammedî İnsan-ı Kâmil, en yüksek manevi mertebedeyken bile toplumun içinde, hukukla (Şeriat) ve sorumlulukla yaşar.

 

Ek: III

Terimlerim Mukâyesesi

 

Sözlük

Akl-ı Meâd: görünenin ardında (bâtınındaki) hakîkatları vâsıtasız bir şekilde fehm ve idrâk eden akıl.

 

Akl-ı Meâş: nesneleri ve bunların zihnimizdeki tasarımlarını teşhis etmeyi, kategorileştirmeyi ve bunların aralarındaki bağıntıları vaz ve keşf etmeyi mümkün kılan akıl.

 

Ef'al: fiil'in çoğulu.

 

Efrâdını câmi', ağyârına mâni': gerekli bütün unsurları ihtivâ eden, gerekmeyenleri ise dışerıda bırakan, tam, mükemmel (târif).

 

Fenâ: yok olma.

 

Kazâ: Kader'de yazılı olanın zaman içinde gerçekleşmesi.

 

Kesbî: insan tarafından kendi cehd ü gayretiyle kazanılan

 

Mebde': başlangıç.

 

Mehaz: bir şeyin alındığı yer, kaynak.

 

Nizâ: anlaşmazlık, ihilâf, kavga, ekişme, ağız kavgası

 

Taayyün: belirli kılınma.

 

Takbîh: ayıplama, kınama, çirkin görme.

 

Visâl: sevdiğine kavuşma, vuslat.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder