İbn
Arabi - Kamil insan ve Allah -
Notlar
Mütercim: Şemsettin Yeltekin, Ehil Yayınları, 2020
Muhyiddin İbn Arabi
Amelde kıyası reddeden Zâhirî mezhebine bağlandı; itikadda
ise Eşarilik veya Maturidilik yerine Selef akidesini (Ehl-i Sünnet çizgisi) benimsedi.
Hayatı boyunca 300'den fazla âlim ve şeyhten faydalandı.
Tunus ve Fas’ta ulema ile görüştü; buralarda sihir, tılsım
ve ebced ilimlerine vakıf oldu. Tunus'ta İnşâu’d-Devâîr eserini yazdı.
Kahire'deki resmi din çevreleri İbn Arabî’nin sıra dışı irfani
görüşlerini sapkınlık (heretiklik) olarak nitelendirdi. Onu idam veya hapisten
kurtaran kişi, Eyyubi hükümdarı el-Melik el-Âdil oldu.
Ondan sonra gelen ve bu ekolü (Vahdet-i Vücud) takip eden
sufilere "Ekberî" denmiştir. Sadreddin Konevî ve Abdülkerim el-Cîlî
bu ekolün en özgün kuramsal temsilcileridir.
Allah'ın Rasulü (S.A.V.)
Hz. Muhammed (S.A.V.) yaratılışın ilk nüvesi ve varlık
sebebi
Cenab-ı Hak, feleklerin (evrenin) hareketinden ve diğer tüm
ruhlardan önce, "kendini bilir ve tedbirli ilk ruhu" yaratmıştır. Bu
ruh, Hakîkat-i Muhammediyye’dir (Hz. Muhammed'in ruhudur).
İlim yaratılmış mahlukata aittir ve büyük bir şerefi vardır;
ancak tek başına ilim nuru insanı ilahi huzura (ebedi saadete) ulaştırmaz. İman
nuru, imansız ilim nurundan her zaman daha şereflidir.
Kozmik Nizam
1. Sema: Kur'an-ı Kerim'in ilk emrinin bulunduğu ve şeytanın
tek bir harfini bile değiştiremeyeceği mutlak koruma katıdır.
2. Sema: Muhammedî şeriatın nesh edilemeyeceğine
(değiştirilemeyeceğine) tüm sema taifelerinin şahitlik ettiği, kalbi yumuşaklık
ve merhametin bezendiği kattır.
3. Sema: Hakikati tahrif edenlere karşı kılıç ve cihat
vahyinin indiği kattır. Bedir Savaşı'na katılan melekler bu 3. göğün
melekleridir.
4. Sema: Önceki peygamberlerin getirdiği dinlerin ve kitapların
hükmünün tamamen Muhammedî şeriatla değiştirildiği (neshedildiği) makamdır.
Metindeki beyit bu durumu özetler: "Sen bir güneşsin, diğer mülkler
(peygamberler/şeriatlar) ise yıldız; sen doğunca o yıldızlar hepten
kaçışır."
5. Sema: Muhabbet sırrının nazil olduğu kattır.
Peygamberimiz Allah katında o kadar istiğrak (derin meşguliyet) halindeydi ki,
dünyaya yönelebilmesi ve beşeri nizamı kurabilmesi için Allah ona kadın
muhabbetini emretmiş ve sevgisini yaratmıştır.
Kamil İnsan ve Allah (C.C.)
İnsan, Allah’ın sureti üzerine yaratılmıştır. Allah, Zâhir
ismiyle ancak insanın varlığı yoluyla açığa çıkar.
İnsana şefkat göstermek, Allah yolunda cihat etmekten (kan
dökmekten) daha evladır.
Hz. Davud ilahi yolda da olsa kan döktüğü için Allah, Beyt-i
Mukaddes’i (Kudüs Mabedi) onun elleriyle inşa ettirmemiş, temiz ve savaş
görmemiş olan oğlu Hz. Süleyman’a nasip etmiştir.
İnsanın Mahiyeti
İnsanın yaratılış gayesi olan kemale ermesi ancak zikirle
mümkündür.
İnsan parçalardan (organlar, duygular, latifeler) oluşan
"çoğul" bir varlıktır; tıpkı Hakk'ın isimleriyle çoğul olması gibi.
Bir insan gafil olduğunda, onun sadece gafil olan parçaları zikirden uzaktır.
Zikreden parçası (örneğin kalbi veya dili) ise o an Allah'ın huzurundadır ve
Hak o parça ile birliktedir. Hakk'ın kulun bir parçasıyla birlikte olması,
diğer gafil parçaları da ilahi inayetiyle korur.
Ölüm bir yok oluş değil, insanı oluşturan unsurların
(toprak, su, hava, ateş) aslına dönmesi, yani bir ayrışmadır.
Adem ve Havva'nın Yaradılışı
Akl-ı Küll (Âdem) / Nefs-i Küll (Havva)
Cennette gizli olan bu iki kozmik güç, "yasak
ağaca" el uzattı. Yasak ağaç, Hakk'ın varlığına nispeten bir hayal ve
rüyadan ibaret olan "çokluk (kesret) âlemidir". Bu ağacın meyvesi
tabiat karanlığıdır.
Şeytan, insandaki vehim ve hayal kuvvetidir. Vehim ve hayal
gücü Nefs-i Küll’ü aldatıp Akl-ı Küll’e galip gelince, insan vahdetten
(birlikten) kesrete (çokluğa) yani dünyaya düştü.
İnsan ruhu ile ilahi zat arasında mekansızlık yönünden bir
benzerlik vardır.
Sufi, hiçbir mekâna sığmayan Hak ile beraber olduğu için
kendisi de mekansızlıktan, maddeden ve zamandan mücerret (arınmış) hale gelir.
Adem ve Havva'nın Hakikati
Allah'ın ilk yarattığı şey "Kalem",
"Akıl" veya "Ruh-u Muhammedî"dir. Diğer tüm ruhlar, bu tek
ruhun parçalarıdır.
Âdem: Varlığın "akıl" ve "imkân"
dengesinde şekillenen Akl-ı Küll’dür (Ruhların babası, sağ taraf).
Havva: Akl-ı Küll'ün sol kaburgasından (sol kenarından) var
olan Nefs-i Küll’dür.
Kâinattaki tüm etken (erkek/fail) ve edilgen (kadın/münfail)
suretlerin doğumu, bu iki evrensel gücün izdivacından (birleşmesinden) meydana
gelmiştir.
Yasak Ağaç
Ulûhiyet zatında birer rüya ve hayalden ibaret olan bu
çokluklar âlemi, çekirdeğin içinden çıkıp aşağıların aşağısına (esfeli safilin)
doğru dal budak salan yasak ağaçtır. Bu ağacın meyvesi tabiat karanlığıdır.
Vehim iblisinin Nefs-i Küll’e, onun da Akl-ı Küll’e galip
gelmesiyle, insan "Zat cennetinden" suretler ve taayyünler dünyasına
indirilmiştir.
İnsân-ı Kâmil
İnsan-ı Kâmil, kâinatın yaratılış sebebi, ilahi isimlerin
toplayıcı tecelli mahalli ve yeryüzündeki ilahi halifedir.
Âlem, İnsan-ı Kâmil ile cilalanmış bir ayna olduğundan, Hak
kendi suretini onda kemaliyle müşahede eder.
Manevi Hazineler
Vahiy / Lahuti ışık ruhtan hisse doğru sızdığında, kişi gaybi
varlığı en parlak, nurlu ve aydınlık suretiyle görür.
Bu nur bazen koku duyusuna sirayet eder. Hz. Yakub’un, Hz.
Yusuf’un kokusunu Kenan çöllerinden alması ("Ben Yusuf'un kokusunu
alıyorum") bu nadir ve yüksek vecd halinin sonucudur.
Anadan doğma kör birinin güneşi inkâr etmesi güneşe zarar
vermez.
Bilmeyen, bilmediğinin düşmanıdır.
Peygamberler, feylesoflar, veliler
Her Rasul nebidir, fakat her nebi Rasul değildir.
Nebi, şeriatlar üstü olan külli dini (Kitabın anası olan
muhkematı) korur; yeni bir sistem vaz etmez. Rasul ise toplumlara yeni bir
şeriat getiren, hüccet ve delil sunan kimsedir.
Bu deliller veliler için de parıldar ancak velilerin nefis
kuvveti nebilerden aşağıdadır.
Hz. Musa Allah’ın kelamını duymuş ancak rüyetten (görmekten)
men edilmiştir.
Hatemiyyet Mertebesi
Bu mertebe tamamen Hz. Muhammed’e (s.a.v) tahsis edilmiştir.
Çünkü onun tahayyül şeytanı huzurunda Müslüman olmuştur; yani hayal ve vehim
kuvveti tamamen hakikate ram olmuş, bulut olmaktan çıkmıştır.
Din onunla ikmal edilmiştir.
Platon akli kuvvetlerle üç semayı (Tabiat, Nefis ve Akıl
semaları) çözdü.
Akıl ona ötesinde yol olmadığını göstermiştir. Bu,
yetersizlikten değil, insanın acizlik sınırına dayanmasındandır.
Hz. İbrahim göklerin melekutunda yürürken yıldızları, ayı ve
güneşi aşmış, sonunda yüzünü Yaratan’a dönmüştür.
Nebi ile kâmil filozof aynı hizada buluşurlar: Biri makulden
(akledilenden) hissedilene koşar, diğeri hissedilenden makule doğru yol alır ve
nihayet kabul menzilinde birleşirler.
Ulvi cihetten gelen hafif işaretler akıllardan gelirse
Vahiy, nefislerden gelirse İlham adını alır. Akıl nefisten daha parlak olduğu
için vahiy, ilhama göre daha sarih ve aydınlıktır.
Uyku halindeyken karıştırıcı (vehim) kuvvet nefse isyan eder
ve asılsız tasvirler yaparsa buna düş denir, yoğun tabir gerektirir. Eğer
karıştırıcı kuvvet nefse itaat eder ve nefsin mücerret (külli) cevherine
şahsi/cüzî bir suret giydirirse buna sadık rüya denir.
Tabir ilminin konusu karıştırıcı tahayyül gücü,
Feraset ilminin konusu hayvani nefsin ahlakı,
Tıp ilminin konusu insan bedenidir.
Kul Allah'a tam itaatle "Kün (Ol)" makamına
yükseldiğinde, dış dünya onun emrine ram olur.
Hz. İbrahim (Halim/Yumuşak)
Ağır başlılığın ve yumuşaklığın "suyu" ile ateşi
söndürmüş, zıddıyla savmıştır. Ateş, ilahi emre uyarak serinlik ve esenliğe
(itidale) dönmüştür.
Hz. Musa (Celalli/Hiddetli)
Gazabın hiddeti ve alevin şiddeti hâkim olduğu için ona
deniz suyunu yarma ve suya hâkim olma mucizesi verilmiştir. Hz. İbrahim'inkine
zıt bir tecellidir.
Hz. Muhammed (En Mutedil)
En mutedil mizaca sahip olduğu için felekleri (göğü) yarıp
geçme, ayı ikiye bölme mucizesi verilmiştir. Denk denk ile kahredilir, dosdoğru
düzen budur.
Cevher bakımından insan nefisleri
Yakut, altın, katran
Yakut (Peygamberler ve Kamil Arifler): Saflığı kemal
derecesindedir, katışıksızdır. Ateşten (dünya hırslarından veya cehennemden)
hiç zarar görmeden, soğuk ve selametle çıkar. Tıpkı Hz. İbrahim’in bedeni gibi.
Altın ve Gümüş (Âlimler ve Öğrenciler): Ateşin etkisinden
orta düzeyde etkilenirler, yani erirler. Hadis-i şerif gereğince insanlar ya
âlimdir (altın) ya öğrencidir (gümüş).
Katran ve Petrol (Zebun ve Ahmaklar): Tutuşma istidatları
çok şiddetlidir. Ateşle karşılaşınca hemen tutuşup kendileri de ateşe dönerler.
Ayette belirtilen "Gömlekleri katrandandır" ifadesi bu düşük, pespaye
nefislerin sembolüdür. Hakikatin karşısında geri çekilip batıla yanaşırlar.
Nübüvvet, mutlak surette ilahi bir hibe ve vehbi bir
bağıştır.
İnsan ancak kendi iradesi ve emeğiyle kazandığı şeyle
övünebilir; doğrudan ilahi bir hibe olan bağışlarda övünme hakkı yoktur.
Bedenin şehvani hırsları boğazlandıkça, insan
"müşahede, muvacehe (yüzleşme) ve mükâleme (Allah ile konuşma)"
köyüne yaklaşır.
Rüya
Hak Teâlâ, rüyaya müvekkil "ruh" denilen bir melek
yaratmıştır ve bu melek dünya göğünün altında durmaktadır. İnsanın uyku, fena
veya güçlü bir idrak haline geçmesiyle beşeri duyuları (mahsûsât) devre dışı
kalır ve insan rüya meleğinin elindeki suretleri idrak etmeye başlar.
Rüyayı yoran kişinin, anlatılanı önce kendi hayalinde
tasavvur etmesi gerekir. Hak Teâlâ bir kimseye rüya göstermek istediğinde,
rüyanın mahiyetine göre hayır veya şerden bir nasip halk eder ve bu nasibi kuş
şeklinde bir melek olarak tasvir eder.
Rüyayı bu kuşun ayağına asılmış olarak bırakmıştır ki, rüya
bu kuşun kendisidir. Rüya yorulunca yorumlanan şey için oradan düşer. Düştüğü
zaman kuş yok olur.
Rüya tabir edilince, müşahede aleminde bu tevil ve tabire
göre şekil alarak kişinin halinin aynına döner.
Sen bil ki, rüyanın mahalli maddî âlemdeki tabiî elemanların
çıkış ve oluşudur.
İnsan rüyasında nefsanî düşüncelerini veya şeytanın keder
verici telkinlerini de görebilir.
İlahi Adalet ve Büyüklük
Alemdeki şekiller, gözlerin ancak içinden sıyrılıp çıkan
şeyleri görebildiği bir "gizlilik zulmeti" içinde bulunur. Hak Teâlâ
bu aynaya tecelli edince alemin suretleri şekillenir.
Arş dört ayaklı bir karyola şeklinde, dört yönü olan,
değirmi ve içe doğru çökük bir yapıdadır.
Bütün bunları yarattıktan, sonra Rahman arşın üstüne çıkıp
oturmuştur. O bütünü ile bir rahmettir. Bu rahmet de bu duman ve zulmet içinde
bir surettir. Bunun babası akıl, anası da nefestir.
Arşın nurundan yaratılmış melaikeler arasından dört melek
arşın ayaklarını taşır.
Her şiddette bir gevşeklik vardır, Hiç bir azap yoktur ki
sonunda merhamet olmasın, sıkılan bir şey yoktur ki sonradan genişlemesin, her
darlığın da bir bolluğu vardır..." Sağdaki kaide rahmet, soldaki şiddet ve
kahırdır. Karşıdaki dördüncü direk ise nur ve zulmet olarak görülen intikal
yeridir. Ahirette arşın sekiz taşıyıcısı olacaktır. Arşın ayakları donmuş su ve
soğuk hava üzerindedir. Yerin sıfatı değiştiğinde insanlar bu zulmet köprüsünde
duracaklardır.
İman
Tevhit inancı
1. Tevhidi Zati: Hak Teâlâ’nın noksan sıfatlardan,
ortaklıktan, doğurma ve tenasülden, zaman ve mekândan münezzeh olmasıdır.
2. Tevhidi Sıfati: Zati (Hayat, Kudret, İlim) ve Fiili
sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır. Allah Hay'dır (ölümsüzdür), Kadir'dir
(maddesiz halk edendir) ve Âlim'dir (ilmi cüzi ve külliyi kuşatmıştır, değişmez).
İlminin dalları irade ve idraktir. Fiili sıfatlarda ise O'nun rızıkta cömert
olduğuna inanmak vaciptir.
3. Tevhidi Hulki: Ruh, melek, arş, kürsü, elementler,
hayvanlar, cinler ve insanlara kadar mümkün olan tüm alemlerdeki her şeyi halk
edenin Allah olduğuna inanma mecburiyetidir.
4. Tevhidi İbadeti: Allah için tevhit (hulus ile ibadet eden
has mümin) ve başkası için tevhit (melek, peygamber, put veya güneşe ibadet
etmek ki bu fiil küfürdür) olarak ikiye ayrılır.
Adalet
Hak Teâlâ’nın kullarına hiçbir şekilde zulmetmeyeceği
müşahede edilmiştir. Zulüm çirkin bir sıfattır ve Allah bundan uzaktır.
Hak Teâlâ’nın tekliflerinde cebir ve tazyik yoktur. Herkes
fiil ve amelinde hürdür. Herkes kendi arzusuyla hayra amel ederse Allah’ın
memnuniyetini üzerine çekmiş olur.
Nübüvvet
Umumi Nübüvvet: İlki Hz. Adem, sonuncusu Hz. Muhammed olan
124.000 peygamberin getirdiği şeriatların hak olduğunu tasdik etmektir. Onlar
masum kılınmış haber vericilerdir.
Özel Nübüvvet: Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) içindir.
O, mevcut olanların, cin ve insin en faziletlisi, en akıllısı ve kahramanıdır;
hatemü'l-enbiyadır (son peygamberdir). Şeriatı diğerlerini neshetmiş
(kaldırmış), Kur'an ise benzeri getirilemeyen ebedi mucizesi olmuştur.
İmamet
İmamla Peygamber arasında vahiyden başka fark yoktur.
Peygambere vahiy gelir, imama gelmez. İmam şeriatın muhafızı ve bekçisidir
Maad
Hz. Peygamber’in getirdiği ve haber verdiği her şeye inanmak
farzdır. Ölüm anından Azrail'in gelişine, kabir azabından Sur'un üflenmesine,
haşır, mizan, hesap, sırat, cehennem azabının envai çeşidine (Zakkum yenmesi,
zincirler) kadar tüm ahiret ahvalini ikrar etmek gerekir.
Tövbe: Günahın mazide vukuuna nedameti halde terk etmek,
müstakbelde ise onun geri dönmemesine azim etmek demektir.
Rahmani Hikmetler
Hazreti Süleyman’a verilen rahmet, eşyanın bütününe sirayet
eden umumî zati rahmetin bir tecellisidir.
İlahi rahmet onun vesilesiyle dört ana unsura (ateş, su,
hava, toprak) geçmiş; rüzgâr ve sular onun emriyle hareket etmiştir.
Kalplerin Aşkı
Allah kendi üzerine "rahmeti" yazmıştır (vâcip
kılmıştır). Tıpkı bir kulun adak adaması gibi, Allah da vaadine sadıktır.
Kul davet (fiili dua) etmeden Hak icabet etmez; Hak davet
etmeden de kul uyamaz.
Hz. İsa kıyamete yakın mutlak surette yeryüzüne inecektir.
Hz. Muhammed'in şeriatını tahrif ve tadil etmeden
uygulayacaktır. Onun nüzulü ile beşeri içtihatlar tamamen kalkacaktır.
"Allah'ın Nefesi bana Yemen cihetinden geliyor"
İsyanın Felsefesi
Fikir insanı karışıklığa ve doğrudan uzaklaşmaya götürür.
İlme ulaşmanın tek sahih yolu keşif ve vücut (varlık)
yoludur. Fikirle meşgul olmak, hakikate karşı bir perdedir. Maddi şekil uleması
(nazar ve istidlal ehli) bu tasavvufi zevke sahip olmadıkları için sufiyeye
karşı çıkarlar.
Filozoflar isimlerinden dolayı değil; ilahi ilimlerde
peygamberlerin getirdiği vahiylere muhalif şahsi fikir yürüttükleri ve hata
yaptıkları için yerilmişlerdir.
Filozofların temel yanılgı sebebi Hikmeti Allah'tan istemek
yerine beşeri akıl ve fikir yoluyla aramalarıdır.
Misâl Alemi Mertebesi
Misâl âlemi; bölünmesi, parçalanması veya birleşmesi
normalde mümkün olmayan soyut manaların, latif (ince, şeffaf) şekiller ve
suretler halinde somutlaştığı mertebedir. Ruhlar ile cisimler âlemi arasında
köprü görevi gördüğü için "Berzah Âlemi" olarak da adlandırılır.
Ruhani zatların madde dünyasında görünmesi bu âlemde
gerçekleşir.
İlk Berzah
Dünyevi oluşumdan önceden var olan iniş mertebesidir. Normal
insanlara rüyada, seçkinlere ise uyanıkken aşikâr olur. Gelecekte şehadet
âleminde yaşanacak hadiseler henüz gerçekleşmeden önce burada görülebilir. Buna
"mümkün olan misâl" denir.
İkinci Berzah
Ölümden sonra beden bağından kurtulan ruhun gittiği ahiret
berzahıdır. Buradaki suretler, kulun dünyada işlediği amellerin, ahlakın ve
fiillerin hakiki şekilleridir. Ahlak kötü ise çirkin ve korkunç suretler, iyi
ise güzel suretler kişiye yoldaş olur.
Ruhlar Mertebesi
Ruhların Yapısı
Ruhlar mertebesindeki basit cevherlerin şekli, rengi, zamanı
ve mekânı yoktur. Cisim olmadıkları için parçalanma (yırtılma ve yapışma) kabul
etmezler; beş duyuyla işaret edilemezler.
Bu mertebede her bir ruh hem kendini, hem hemcinslerini hem
de yaratıcısını doğrudan idrak eder
Ruh, var olmak için bedene muhtaç değildir; ancak kendi
kemâlini şehadet âleminde gösterebilmek için bedeni bir vasıta olarak kullanır.
Allah katındaki en mübarek ve ilk varlık Rûh-ı Âzam’dır. Allah'ın
"Ruhumdan üfledim" hitabıyla şereflendirdiği bu ilk varlığa Büyük
Âdem, İlk Halife, İcat Kalemi gibi isimler verilir.
Mutlak ruhtan beslenen Küllî Ruh (erkeklik/etken vasıf) ile
onun feyzini kabul eden Küllî Nefis (dişilik/edilgen vasıf) arasındaki manevi
izdivaç (kaynaşma) vesilesiyle alt âlemler ve tüm mahlukat doğarak varlık
sahnesine çıkmıştır.
Şehadet âleminde Hz. Âdem’in vücudu bu Küllî Ruh’un görünme
yeri; Havva’nın vücudu ise Küllî Nefis suretinin görünme yeri olmuştur.
Erkek çocukların doğumu küllî ruh suretinin baskınlığıyla
(nefis karışımıyla), kız çocukların doğumu ise küllî nefis suretinin
baskınlığıyla (ruh karışımıyla) gerçekleşir.
Nübüvvet, eşya üzerinde tasarruf ve mahlukat âleminde
"etki/tesir" etme makamı olduğundan, ontolojik olarak erkeklik
bağıntısını (etken/aktif rütbeyi) taşımak zorundadır.
Tasavvufun Anahtar Terimleri
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder