4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabi - Kamil insan ve Allah - Notlar

İbn Arabi - Kamil insan ve Allah - Notlar

Mütercim: Şemsettin Yeltekin, Ehil Yayınları, 2020

 


Muhyiddin İbn Arabi

Amelde kıyası reddeden Zâhirî mezhebine bağlandı; itikadda ise Eşarilik veya Maturidilik yerine Selef akidesini (Ehl-i Sünnet çizgisi) benimsedi.

Hayatı boyunca 300'den fazla âlim ve şeyhten faydalandı.

 

Tunus ve Fas’ta ulema ile görüştü; buralarda sihir, tılsım ve ebced ilimlerine vakıf oldu. Tunus'ta İnşâu’d-Devâîr eserini yazdı.

 

Kahire'deki resmi din çevreleri İbn Arabî’nin sıra dışı irfani görüşlerini sapkınlık (heretiklik) olarak nitelendirdi. Onu idam veya hapisten kurtaran kişi, Eyyubi hükümdarı el-Melik el-Âdil oldu.

 

Ondan sonra gelen ve bu ekolü (Vahdet-i Vücud) takip eden sufilere "Ekberî" denmiştir. Sadreddin Konevî ve Abdülkerim el-Cîlî bu ekolün en özgün kuramsal temsilcileridir.

 

Allah'ın Rasulü (S.A.V.)

Hz. Muhammed (S.A.V.) yaratılışın ilk nüvesi ve varlık sebebi

Cenab-ı Hak, feleklerin (evrenin) hareketinden ve diğer tüm ruhlardan önce, "kendini bilir ve tedbirli ilk ruhu" yaratmıştır. Bu ruh, Hakîkat-i Muhammediyye’dir (Hz. Muhammed'in ruhudur).

 

İlim yaratılmış mahlukata aittir ve büyük bir şerefi vardır; ancak tek başına ilim nuru insanı ilahi huzura (ebedi saadete) ulaştırmaz. İman nuru, imansız ilim nurundan her zaman daha şereflidir.

 

Kozmik Nizam

1. Sema: Kur'an-ı Kerim'in ilk emrinin bulunduğu ve şeytanın tek bir harfini bile değiştiremeyeceği mutlak koruma katıdır.

 

2. Sema: Muhammedî şeriatın nesh edilemeyeceğine (değiştirilemeyeceğine) tüm sema taifelerinin şahitlik ettiği, kalbi yumuşaklık ve merhametin bezendiği kattır.

 

3. Sema: Hakikati tahrif edenlere karşı kılıç ve cihat vahyinin indiği kattır. Bedir Savaşı'na katılan melekler bu 3. göğün melekleridir.

 

4. Sema: Önceki peygamberlerin getirdiği dinlerin ve kitapların hükmünün tamamen Muhammedî şeriatla değiştirildiği (neshedildiği) makamdır. Metindeki beyit bu durumu özetler: "Sen bir güneşsin, diğer mülkler (peygamberler/şeriatlar) ise yıldız; sen doğunca o yıldızlar hepten kaçışır."

 

5. Sema: Muhabbet sırrının nazil olduğu kattır. Peygamberimiz Allah katında o kadar istiğrak (derin meşguliyet) halindeydi ki, dünyaya yönelebilmesi ve beşeri nizamı kurabilmesi için Allah ona kadın muhabbetini emretmiş ve sevgisini yaratmıştır.

 

Kamil İnsan ve Allah (C.C.)

İnsan, Allah’ın sureti üzerine yaratılmıştır. Allah, Zâhir ismiyle ancak insanın varlığı yoluyla açığa çıkar.

İnsana şefkat göstermek, Allah yolunda cihat etmekten (kan dökmekten) daha evladır.

Hz. Davud ilahi yolda da olsa kan döktüğü için Allah, Beyt-i Mukaddes’i (Kudüs Mabedi) onun elleriyle inşa ettirmemiş, temiz ve savaş görmemiş olan oğlu Hz. Süleyman’a nasip etmiştir.

 

İnsanın Mahiyeti

İnsanın yaratılış gayesi olan kemale ermesi ancak zikirle mümkündür.

İnsan parçalardan (organlar, duygular, latifeler) oluşan "çoğul" bir varlıktır; tıpkı Hakk'ın isimleriyle çoğul olması gibi. Bir insan gafil olduğunda, onun sadece gafil olan parçaları zikirden uzaktır. Zikreden parçası (örneğin kalbi veya dili) ise o an Allah'ın huzurundadır ve Hak o parça ile birliktedir. Hakk'ın kulun bir parçasıyla birlikte olması, diğer gafil parçaları da ilahi inayetiyle korur.

Ölüm bir yok oluş değil, insanı oluşturan unsurların (toprak, su, hava, ateş) aslına dönmesi, yani bir ayrışmadır.

 

Adem ve Havva'nın Yaradılışı

Akl-ı Küll (Âdem) / Nefs-i Küll (Havva)

Cennette gizli olan bu iki kozmik güç, "yasak ağaca" el uzattı. Yasak ağaç, Hakk'ın varlığına nispeten bir hayal ve rüyadan ibaret olan "çokluk (kesret) âlemidir". Bu ağacın meyvesi tabiat karanlığıdır.

 

Şeytan, insandaki vehim ve hayal kuvvetidir. Vehim ve hayal gücü Nefs-i Küll’ü aldatıp Akl-ı Küll’e galip gelince, insan vahdetten (birlikten) kesrete (çokluğa) yani dünyaya düştü.

 

İnsan ruhu ile ilahi zat arasında mekansızlık yönünden bir benzerlik vardır.

Sufi, hiçbir mekâna sığmayan Hak ile beraber olduğu için kendisi de mekansızlıktan, maddeden ve zamandan mücerret (arınmış) hale gelir.

 

Adem ve Havva'nın Hakikati

Allah'ın ilk yarattığı şey "Kalem", "Akıl" veya "Ruh-u Muhammedî"dir. Diğer tüm ruhlar, bu tek ruhun parçalarıdır.

 

Âdem: Varlığın "akıl" ve "imkân" dengesinde şekillenen Akl-ı Küll’dür (Ruhların babası, sağ taraf).

Havva: Akl-ı Küll'ün sol kaburgasından (sol kenarından) var olan Nefs-i Küll’dür.

Kâinattaki tüm etken (erkek/fail) ve edilgen (kadın/münfail) suretlerin doğumu, bu iki evrensel gücün izdivacından (birleşmesinden) meydana gelmiştir.

 

Yasak Ağaç

Ulûhiyet zatında birer rüya ve hayalden ibaret olan bu çokluklar âlemi, çekirdeğin içinden çıkıp aşağıların aşağısına (esfeli safilin) doğru dal budak salan yasak ağaçtır. Bu ağacın meyvesi tabiat karanlığıdır.

Vehim iblisinin Nefs-i Küll’e, onun da Akl-ı Küll’e galip gelmesiyle, insan "Zat cennetinden" suretler ve taayyünler dünyasına indirilmiştir.

 

İnsân-ı Kâmil

İnsan-ı Kâmil, kâinatın yaratılış sebebi, ilahi isimlerin toplayıcı tecelli mahalli ve yeryüzündeki ilahi halifedir.

 

Âlem, İnsan-ı Kâmil ile cilalanmış bir ayna olduğundan, Hak kendi suretini onda kemaliyle müşahede eder.

 

Manevi Hazineler

Vahiy / Lahuti ışık ruhtan hisse doğru sızdığında, kişi gaybi varlığı en parlak, nurlu ve aydınlık suretiyle görür.

Bu nur bazen koku duyusuna sirayet eder. Hz. Yakub’un, Hz. Yusuf’un kokusunu Kenan çöllerinden alması ("Ben Yusuf'un kokusunu alıyorum") bu nadir ve yüksek vecd halinin sonucudur.

 

Anadan doğma kör birinin güneşi inkâr etmesi güneşe zarar vermez.

Bilmeyen, bilmediğinin düşmanıdır.

 

Peygamberler, feylesoflar, veliler

Her Rasul nebidir, fakat her nebi Rasul değildir.

Nebi, şeriatlar üstü olan külli dini (Kitabın anası olan muhkematı) korur; yeni bir sistem vaz etmez. Rasul ise toplumlara yeni bir şeriat getiren, hüccet ve delil sunan kimsedir.

Bu deliller veliler için de parıldar ancak velilerin nefis kuvveti nebilerden aşağıdadır.

 

Hz. Musa Allah’ın kelamını duymuş ancak rüyetten (görmekten) men edilmiştir.

 

Hatemiyyet Mertebesi

Bu mertebe tamamen Hz. Muhammed’e (s.a.v) tahsis edilmiştir. Çünkü onun tahayyül şeytanı huzurunda Müslüman olmuştur; yani hayal ve vehim kuvveti tamamen hakikate ram olmuş, bulut olmaktan çıkmıştır.

Din onunla ikmal edilmiştir.

 

Platon akli kuvvetlerle üç semayı (Tabiat, Nefis ve Akıl semaları) çözdü.

Akıl ona ötesinde yol olmadığını göstermiştir. Bu, yetersizlikten değil, insanın acizlik sınırına dayanmasındandır.

Hz. İbrahim göklerin melekutunda yürürken yıldızları, ayı ve güneşi aşmış, sonunda yüzünü Yaratan’a dönmüştür.

Nebi ile kâmil filozof aynı hizada buluşurlar: Biri makulden (akledilenden) hissedilene koşar, diğeri hissedilenden makule doğru yol alır ve nihayet kabul menzilinde birleşirler.

 

Ulvi cihetten gelen hafif işaretler akıllardan gelirse Vahiy, nefislerden gelirse İlham adını alır. Akıl nefisten daha parlak olduğu için vahiy, ilhama göre daha sarih ve aydınlıktır.

 

Uyku halindeyken karıştırıcı (vehim) kuvvet nefse isyan eder ve asılsız tasvirler yaparsa buna düş denir, yoğun tabir gerektirir. Eğer karıştırıcı kuvvet nefse itaat eder ve nefsin mücerret (külli) cevherine şahsi/cüzî bir suret giydirirse buna sadık rüya denir.

 

Tabir ilminin konusu karıştırıcı tahayyül gücü,

Feraset ilminin konusu hayvani nefsin ahlakı,

Tıp ilminin konusu insan bedenidir.

 

Kul Allah'a tam itaatle "Kün (Ol)" makamına yükseldiğinde, dış dünya onun emrine ram olur.

 

Hz. İbrahim (Halim/Yumuşak)

Ağır başlılığın ve yumuşaklığın "suyu" ile ateşi söndürmüş, zıddıyla savmıştır. Ateş, ilahi emre uyarak serinlik ve esenliğe (itidale) dönmüştür.

 

Hz. Musa (Celalli/Hiddetli)

Gazabın hiddeti ve alevin şiddeti hâkim olduğu için ona deniz suyunu yarma ve suya hâkim olma mucizesi verilmiştir. Hz. İbrahim'inkine zıt bir tecellidir.

 

Hz. Muhammed (En Mutedil)

En mutedil mizaca sahip olduğu için felekleri (göğü) yarıp geçme, ayı ikiye bölme mucizesi verilmiştir. Denk denk ile kahredilir, dosdoğru düzen budur.

 

Cevher bakımından insan nefisleri

Yakut, altın, katran

Yakut (Peygamberler ve Kamil Arifler): Saflığı kemal derecesindedir, katışıksızdır. Ateşten (dünya hırslarından veya cehennemden) hiç zarar görmeden, soğuk ve selametle çıkar. Tıpkı Hz. İbrahim’in bedeni gibi.

 

Altın ve Gümüş (Âlimler ve Öğrenciler): Ateşin etkisinden orta düzeyde etkilenirler, yani erirler. Hadis-i şerif gereğince insanlar ya âlimdir (altın) ya öğrencidir (gümüş).

 

Katran ve Petrol (Zebun ve Ahmaklar): Tutuşma istidatları çok şiddetlidir. Ateşle karşılaşınca hemen tutuşup kendileri de ateşe dönerler. Ayette belirtilen "Gömlekleri katrandandır" ifadesi bu düşük, pespaye nefislerin sembolüdür. Hakikatin karşısında geri çekilip batıla yanaşırlar.

 

Nübüvvet, mutlak surette ilahi bir hibe ve vehbi bir bağıştır.

İnsan ancak kendi iradesi ve emeğiyle kazandığı şeyle övünebilir; doğrudan ilahi bir hibe olan bağışlarda övünme hakkı yoktur.

 

Bedenin şehvani hırsları boğazlandıkça, insan "müşahede, muvacehe (yüzleşme) ve mükâleme (Allah ile konuşma)" köyüne yaklaşır.

 

Rüya

Hak Teâlâ, rüyaya müvekkil "ruh" denilen bir melek yaratmıştır ve bu melek dünya göğünün altında durmaktadır. İnsanın uyku, fena veya güçlü bir idrak haline geçmesiyle beşeri duyuları (mahsûsât) devre dışı kalır ve insan rüya meleğinin elindeki suretleri idrak etmeye başlar.

 

Rüyayı yoran kişinin, anlatılanı önce kendi hayalinde tasavvur etmesi gerekir. Hak Teâlâ bir kimseye rüya göstermek istediğinde, rüyanın mahiyetine göre hayır veya şerden bir nasip halk eder ve bu nasibi kuş şeklinde bir melek olarak tasvir eder.

Rüyayı bu kuşun ayağına asılmış olarak bırakmıştır ki, rüya bu kuşun kendisidir. Rüya yorulunca yorumlanan şey için oradan düşer. Düştüğü zaman kuş yok olur.

Rüya tabir edilince, müşahede aleminde bu tevil ve tabire göre şekil alarak kişinin halinin aynına döner.

 

Sen bil ki, rüyanın mahalli maddî âlemdeki tabiî elemanların çıkış ve oluşudur.

İnsan rüyasında nefsanî düşüncelerini veya şeytanın keder verici telkinlerini de görebilir.

 

İlahi Adalet ve Büyüklük

Alemdeki şekiller, gözlerin ancak içinden sıyrılıp çıkan şeyleri görebildiği bir "gizlilik zulmeti" içinde bulunur. Hak Teâlâ bu aynaya tecelli edince alemin suretleri şekillenir.

Arş dört ayaklı bir karyola şeklinde, dört yönü olan, değirmi ve içe doğru çökük bir yapıdadır.

Bütün bunları yarattıktan, sonra Rahman arşın üstüne çıkıp oturmuştur. O bütünü ile bir rahmettir. Bu rahmet de bu duman ve zulmet içinde bir surettir. Bunun babası akıl, anası da nefestir.

 

Arşın nurundan yaratılmış melaikeler arasından dört melek arşın ayaklarını taşır.

Her şiddette bir gevşeklik vardır, Hiç bir azap yoktur ki sonunda merhamet olmasın, sıkılan bir şey yoktur ki sonradan genişlemesin, her darlığın da bir bolluğu vardır..." Sağdaki kaide rahmet, soldaki şiddet ve kahırdır. Karşıdaki dördüncü direk ise nur ve zulmet olarak görülen intikal yeridir. Ahirette arşın sekiz taşıyıcısı olacaktır. Arşın ayakları donmuş su ve soğuk hava üzerindedir. Yerin sıfatı değiştiğinde insanlar bu zulmet köprüsünde duracaklardır.

 

İman

Tevhit inancı

1. Tevhidi Zati: Hak Teâlâ’nın noksan sıfatlardan, ortaklıktan, doğurma ve tenasülden, zaman ve mekândan münezzeh olmasıdır.

 

2. Tevhidi Sıfati: Zati (Hayat, Kudret, İlim) ve Fiili sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır. Allah Hay'dır (ölümsüzdür), Kadir'dir (maddesiz halk edendir) ve Âlim'dir (ilmi cüzi ve külliyi kuşatmıştır, değişmez). İlminin dalları irade ve idraktir. Fiili sıfatlarda ise O'nun rızıkta cömert olduğuna inanmak vaciptir.

 

3. Tevhidi Hulki: Ruh, melek, arş, kürsü, elementler, hayvanlar, cinler ve insanlara kadar mümkün olan tüm alemlerdeki her şeyi halk edenin Allah olduğuna inanma mecburiyetidir.

 

4. Tevhidi İbadeti: Allah için tevhit (hulus ile ibadet eden has mümin) ve başkası için tevhit (melek, peygamber, put veya güneşe ibadet etmek ki bu fiil küfürdür) olarak ikiye ayrılır.

 

Adalet

Hak Teâlâ’nın kullarına hiçbir şekilde zulmetmeyeceği müşahede edilmiştir. Zulüm çirkin bir sıfattır ve Allah bundan uzaktır.

Hak Teâlâ’nın tekliflerinde cebir ve tazyik yoktur. Herkes fiil ve amelinde hürdür. Herkes kendi arzusuyla hayra amel ederse Allah’ın memnuniyetini üzerine çekmiş olur.

 

Nübüvvet

Umumi Nübüvvet: İlki Hz. Adem, sonuncusu Hz. Muhammed olan 124.000 peygamberin getirdiği şeriatların hak olduğunu tasdik etmektir. Onlar masum kılınmış haber vericilerdir.

 

Özel Nübüvvet: Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) içindir. O, mevcut olanların, cin ve insin en faziletlisi, en akıllısı ve kahramanıdır; hatemü'l-enbiyadır (son peygamberdir). Şeriatı diğerlerini neshetmiş (kaldırmış), Kur'an ise benzeri getirilemeyen ebedi mucizesi olmuştur.

 

İmamet

İmamla Peygamber arasında vahiyden başka fark yoktur. Peygambere vahiy gelir, imama gelmez. İmam şeriatın muhafızı ve bekçisidir

 

Maad

Hz. Peygamber’in getirdiği ve haber verdiği her şeye inanmak farzdır. Ölüm anından Azrail'in gelişine, kabir azabından Sur'un üflenmesine, haşır, mizan, hesap, sırat, cehennem azabının envai çeşidine (Zakkum yenmesi, zincirler) kadar tüm ahiret ahvalini ikrar etmek gerekir.

 

Tövbe: Günahın mazide vukuuna nedameti halde terk etmek, müstakbelde ise onun geri dönmemesine azim etmek demektir.

 

Rahmani Hikmetler

Hazreti Süleyman’a verilen rahmet, eşyanın bütününe sirayet eden umumî zati rahmetin bir tecellisidir.

İlahi rahmet onun vesilesiyle dört ana unsura (ateş, su, hava, toprak) geçmiş; rüzgâr ve sular onun emriyle hareket etmiştir.

 

Kalplerin Aşkı

Allah kendi üzerine "rahmeti" yazmıştır (vâcip kılmıştır). Tıpkı bir kulun adak adaması gibi, Allah da vaadine sadıktır.

Kul davet (fiili dua) etmeden Hak icabet etmez; Hak davet etmeden de kul uyamaz.

Hz. İsa kıyamete yakın mutlak surette yeryüzüne inecektir.

Hz. Muhammed'in şeriatını tahrif ve tadil etmeden uygulayacaktır. Onun nüzulü ile beşeri içtihatlar tamamen kalkacaktır.

 

"Allah'ın Nefesi bana Yemen cihetinden geliyor"

 

İsyanın Felsefesi

Fikir insanı karışıklığa ve doğrudan uzaklaşmaya götürür.

İlme ulaşmanın tek sahih yolu keşif ve vücut (varlık) yoludur. Fikirle meşgul olmak, hakikate karşı bir perdedir. Maddi şekil uleması (nazar ve istidlal ehli) bu tasavvufi zevke sahip olmadıkları için sufiyeye karşı çıkarlar.

 

Filozoflar isimlerinden dolayı değil; ilahi ilimlerde peygamberlerin getirdiği vahiylere muhalif şahsi fikir yürüttükleri ve hata yaptıkları için yerilmişlerdir.

 

Filozofların temel yanılgı sebebi Hikmeti Allah'tan istemek yerine beşeri akıl ve fikir yoluyla aramalarıdır.

 

Misâl Alemi Mertebesi

Misâl âlemi; bölünmesi, parçalanması veya birleşmesi normalde mümkün olmayan soyut manaların, latif (ince, şeffaf) şekiller ve suretler halinde somutlaştığı mertebedir. Ruhlar ile cisimler âlemi arasında köprü görevi gördüğü için "Berzah Âlemi" olarak da adlandırılır.

 

Ruhani zatların madde dünyasında görünmesi bu âlemde gerçekleşir.

 

İlk Berzah

Dünyevi oluşumdan önceden var olan iniş mertebesidir. Normal insanlara rüyada, seçkinlere ise uyanıkken aşikâr olur. Gelecekte şehadet âleminde yaşanacak hadiseler henüz gerçekleşmeden önce burada görülebilir. Buna "mümkün olan misâl" denir.

 

İkinci Berzah

Ölümden sonra beden bağından kurtulan ruhun gittiği ahiret berzahıdır. Buradaki suretler, kulun dünyada işlediği amellerin, ahlakın ve fiillerin hakiki şekilleridir. Ahlak kötü ise çirkin ve korkunç suretler, iyi ise güzel suretler kişiye yoldaş olur.

 

Ruhlar Mertebesi

Ruhların Yapısı

Ruhlar mertebesindeki basit cevherlerin şekli, rengi, zamanı ve mekânı yoktur. Cisim olmadıkları için parçalanma (yırtılma ve yapışma) kabul etmezler; beş duyuyla işaret edilemezler.

Bu mertebede her bir ruh hem kendini, hem hemcinslerini hem de yaratıcısını doğrudan idrak eder

 

Ruh, var olmak için bedene muhtaç değildir; ancak kendi kemâlini şehadet âleminde gösterebilmek için bedeni bir vasıta olarak kullanır.

Allah katındaki en mübarek ve ilk varlık Rûh-ı Âzam’dır. Allah'ın "Ruhumdan üfledim" hitabıyla şereflendirdiği bu ilk varlığa Büyük Âdem, İlk Halife, İcat Kalemi gibi isimler verilir.

Mutlak ruhtan beslenen Küllî Ruh (erkeklik/etken vasıf) ile onun feyzini kabul eden Küllî Nefis (dişilik/edilgen vasıf) arasındaki manevi izdivaç (kaynaşma) vesilesiyle alt âlemler ve tüm mahlukat doğarak varlık sahnesine çıkmıştır.

 

Şehadet âleminde Hz. Âdem’in vücudu bu Küllî Ruh’un görünme yeri; Havva’nın vücudu ise Küllî Nefis suretinin görünme yeri olmuştur.

 

Erkek çocukların doğumu küllî ruh suretinin baskınlığıyla (nefis karışımıyla), kız çocukların doğumu ise küllî nefis suretinin baskınlığıyla (ruh karışımıyla) gerçekleşir.

Nübüvvet, eşya üzerinde tasarruf ve mahlukat âleminde "etki/tesir" etme makamı olduğundan, ontolojik olarak erkeklik bağıntısını (etken/aktif rütbeyi) taşımak zorundadır.

 

Tasavvufun Anahtar Terimleri

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder