İbn Arabi - Ahadiyyet Risalesi - Notlar
Tehzibü’l Ahlak,
Mev’ize-i Hasene
Mütercim: Onur Şenyurt, Gelenek Yayınları, 2017
Ahadiyyet Risalesi
(Bu risale bazı kaynaklarda Evhadüddîn-i Kirmânî veya
Balyânî'ye de atfedilir)
Nefsini Bilen Rabbini Bilir
Allah'ın vücudundan başka bir vücud yoktur. Dolayısıyla
"ben" dediğin varlık, aslında O'nun varlığının bir tecellisinden
ibarettir.
Sen fani (sonradan yok olan) değilsin; sen zaten ebeden
mevcut değildin.
İnsanın kendine ait müstakil bir varlığı hiç olmamıştır.
Hulûliyye
Allah bir şeyin içinde veya dışında değildir. Çünkü
"iç" veya "dış" diyebilmek için Allah'ın dışında ikinci bir
varlık (mekân veya kap) gerekir.
Nefsini bilmek; nefsinin aslında bir "yokluk"
(adem) olduğunu, varlığının ancak Rabbinin varlığıyla kâim olduğunu anlamaktır.
Nefsini "yok" bildiğinde, geriye sadece
"Bâki" olan kalır. İşte Rabbini bilmek budur.
Allah'ı Allah'tan başka bir şey örtemez. O, o kadar zahirdir
(apaçıktır) ki, bu şiddetli zuhur O'nu gizli kılar.
Nefsini Yok Etmekle Allah Bilinmez
Allah'ı bilme vücudun yokluğuna ve yokluğun yokluğuna muhtaç
olmaz. Çünkü eşyanın vücudu yoktur. Hiç vücudu olmayan bir şeyin yokluğu olur
mu?
Yokluğu ispat etmek var olmaktan sonradır.
Nefsini bilen Rabbini bilir / yok eden değil.
Allah'ın Eşi Benzeri Yoktur
Bir şeyin Allah'a ortak (şerik) olabilmesi için, o şeyin
varlığının Allah'tan bağımsız, kendi özünden (bizâtihi) gelmesi gerekir.
Kendini ve Allah’ı Bilmenin Yolu Nasıldır
Marifetullah
Masiva: "Allah'ın dışındaki her şey" olarak tanımlanır.
Eşyanın hakikati, onun müstakil bir varlık olması değil,
Hakk'ın bir tecellisi olmasıdır.
"Nefsini bilen Rabbini bilir" sözündeki nefis,
"Nefsullah"tır
Zamanın akışı, Hakk'ın tecellilerinin sürekli
yenilenmesinden (teceddüd-i emsâl) başka bir şey değildir.
Vücud Allah’ındır
Tek varlık, Allah'ın varlığıdır.
Allah her an başka bir şan ve surette görünmektedir.
"Eşya" veya "yaratılmış" sandığımız
şeyler, aslında Hakk'ın zâtını ve sıfatlarını her an farklı bir formda açığa
vurmasıdır.
Evrendeki her varlık Allah'ın isim ve sıfatlarını taşıyan
birer surettir.
Ölmezden Önce Ölmek
Yani ölmezden önce kendinizi biliniz
Ecel vakti geldiğinde, insan iradesi dışında ölür ve ona ait
bütün dünyevi nitelikler (zenginlik, makam, iyi-kötü vasıflar) bir anda kesilir.
Kişi hayattayken, kendi iradesiyle "benlik"
iddiasından vazgeçerek manen öldüğünde, kendine nispet ettiği tüm fiil, sıfat
ve zât iddiaları düşer.
Bu düşüşün boşluğunu ise derhal ilahi vasıflar doldurur.
Kendini bilmenin faydası, aslında "kendinin ezelen ve
ebeden mevcut olmadığını" kesin bir bilgiyle (tahkik) anlamaktır.
İnsan, geçmişte, şimdi ve gelecekte mutlak bir yokluk (adem)
olduğunu anladığı an, lafızda kalan "Lâ ilâhe illâllah" kelimesi
hakiki manasını bulur.
Allah Her An Bir Tecellidedir
Teceddüd-i emsâl / Tecellilerin her an yenilenmesi
İlahi tecelli durağan değildir. Allah evreni bir kez yaratıp
kenara çekilmemiştir; O, varlığı her an, her saniye alt planlarında yeniden ve
farklı suretlerde var etmektedir.
Ağaç henüz ortada yokken potansiyel olarak çekirdeğin içinde
gizlidir.
Sürecin sonunda meyvenin içinden yine o çekirdek çıkar.
Vücud Allah’ın Vücududur
Fani olan alemin “yokluğunu” müşahede eden, ezeli ve ebedi
olan, Hayy olan Allah’ı görmeye/anlamaya/düşünmeye başlar.
Bilen İle Bilinen Kavuşan İle Kavuşulan Birdir
Bir şeyin başka bir şeye kavuşması için aralarında bir
mesafe, aynılık veya zıtlık olmalıdır.
Oysa Hak ile kul arasında mesafesiz bir yakınlık vardır.
Gerçek tevhid varlığın yalnızca "Ahad" olana ait
olduğunu idrak etmektir.
Basiret Ehlini Uyarma
Eğer kul Allah'tan gayrı ise, Allah'ı nasıl bilebilir? Gayr
olan, Gayr-ı ihata edemez.
Kul nefsini bildiğinde, aradaki "benlik" iddiası
kalkar ve geriye Hakk'ın kendi nefsini bilmesi kalır.
Mümin müminin aynasıdır
Allah’ı Ancak Kendisi İdrak Eder
Kendisinden başka bir varlık yoktur ki O’nu görebilsin.
Form, özü kuşatamaz; parça, bütünün kendisi olduğunu
anlamadan bütünü tanımlayamaz.
Bu Görülen Eşya Nedir
Bir insanın gözünde hâlâ "ikilik" (düalizm)
perdesi varsa, ona ne anlatırsanız anlatın, o eşyayı Hakk'ın tecellisi olarak
değil, Allah’ın "gayrisi" (O'ndan ayrı birer madde) olarak
görecektir.
Gönül kabında ne varsa, insan kâinatı o gözle okur.
…
Tehzibü’l Ahlak
Ahlaki Islah Etme
İnsanoğlu, iyi ve kötüyü ayırt etme özel- ligine sahiptir.
O; eğer seçiminde ayırt etme yeteneğinden sapmaz ve isteklerine uymada hevesine
yenilmezse, daima işlerden en faziletli, derecelerden en şerefli yolda gider.
Böylece kemale ermiş olur.
Ahlak, zorlama bir davranış değil; nefse iyice yerleşmiş,
düşünmeksizin doğrudan eyleme dönüşen bir iç mimaridir.
Ahlak bazı kimselerde karakter halini alır; bazısında da
ancak çalışma ile olur.
Kötü Huylar
İnsan özü itibariyle iyi midir, kötü müdür?
Yaratılışlarında iyi ahlak bulunanlar azdır. Kötü ahlak
üzerinde yaratılanlar ise insanlar arasında çoğunluğu oluştururlar. Çünkü insan
tabiatına kötülük galiptir. Sebebi de şudur; insan karakterini serbest bırakır
ve o konuda düşünmez, ayrım yapmaya çalışmaz, hayâ etmez ve kendini korumaya
gayret sarf etmezse, genellikle hayvan ahlakına sahip olur.
İnsan ancak düşünce ve iyiyi kötüyü ayırma özelliğiyle
hayvanlardan ayrılır.
İnsan, biyolojik ve nefis boyutuyla bu yeryüzü alemine ait
bir canlıdır. Eğer akıl, düşünce, tefekkür, hayâ ve kendini koruma mekanizmaları
devreye girmezse, insan tabiatı doğrudan "hayvan ahlakına" rücu eder.
Kötü Alışkanlıklar
Bazı insanların tabiatları ne güzel âdetleri ne de güzel
huyları kabul eder.
İnsanların farklı ahlaklara sahip olmalarının sebebi,
nefistir. Nefsin üç çeşidi vardır, bunlar: Nefs-i Şehvaniye, Nefs-i Gazabiye Ve
Nefs-i Nâtıka'dır.
Bütün ahlaklar bunlardan meydana gelir.
Nefs-i Şehvaniyye
Hem insanda hem de hayvanlarda bulunan bir nefistir. Bütün
lezzetler ve beden tarafından duyulan şehevi arzular bu nefis tarafından
gerçekleşir
Bu nefis çok kuvvetlidir. İnsan onu ezip de ıslah etmeyecek
olursa, insanı ele geçirir.
Kendisinde bu sıfat bulunan kimsenin hayâsı da az olur.
Kâmil insanlardan uzaklaşır, ilim adamlarından nefret eder, günah işleyenleri
sever, devamlı şakalaşır, çirkin ve fahiş sözlerden hoşlanır; onları çok
zikreder ve onları işitmekten haz duyar. Bazen de nefsi onu kızgınlığa,
hırsızlık ve hıyanete sürükler. Zevk sevgisi onu çoğu zaman kötü yollardan mal
kazanmaya sevk eder.
Bu sıfattaki kimselerin insanlara karışmaları, özellikle
gençler için zararlıdır. Zira genç çabuk etki altında kalır. Onun nefsi
şehvetlere eğilimlidir. Başkasının öyle şeyler yaptığını görürse, onun da
hoşuna gider, ona meyleder ve ona uymak ister.
Nefsi Gazabiye
Gazap (öfke), cesaret ve yenme sevgisi bununla olur. Bu
nefis, nefs-i şehvaniyeden daha kuvvetlidir. İnsana sahip olduğu ve onu
sürüklediği takdirde insan için daha çok zararlıdır.
Bu âdet insanda devam ederse, insandan çok yırtıcı
hayvanlara benzer.
Kim bu nefsi iyi idare eder, onu eğitir ve bastırırsa, halim
selim, vakarlı, adaletli ve gittiği yol övülen bir insan olur.
Eğer bu nefis uysal olursa, onun sahibi de yumuşak huylu ve
vakarlı olur. Eğer sahibini idaresi altına alırsa, sahibi öfkeli, beyinsiz,
zalim ve despot olur. Eğer orta halli olursa, sahibi de orta halli olur.
Nefs-i Natıka
İnsanı hayvanlardan ayırır.
Düşünme, iyiyi ve kötüyü ayırma bu nefisle olur. İnsanın
şeref kazanması, âlicenap olması bununladır. Güzel şeylerin güzelliği ve çirkin
şeylerin çirkinliği bununla fark edilir.
Ahlakın Çeşitleri ve Kısımları
Ahlakın, güzel olanları
1- İffet
2- Kanaat
3- Namusu
Muhafaza Etme
4- Vakar
5- Sevgi
6- Merhamet
7- Vefa
8- Emanete
Riayet Etmek
9- Sır Saklamak
10- Tevazu
11- Güleç Yüzlülük
12- Doğru Konuşmak
13- İyi Niyet
14- Cömertlik
15- Yiğitlik
(Şecaat)
16- Rekabet
17- Zorluğa Sabır
18- Büyük Himmet
19- Adalet
Kötü Huylar
1- Sefahet
2- Açgözlülük
3- Adilik
4- Aptallık (basit
şeylere hemen kızmak ve istikrarsız davranmaktır.)
5- Saçmalamak
6- Aşk
7- Sertlik
8- Vefasızlık
9- Hıyanet
10- Sırrı Ortaya
Çıkarmak
11- Kibir
12- Surat Asma
13- Yalan Söylemek
14- Kötülük
15- Cimrilik
16- Korkaklık
17- Kıskançlık
18- Zorluk Anında
Telaş Etmek ve Sabretmemek
19- Gayretsizlik
(Gözü Aşağılarda Olmak)
20- Haksızlık
Kişilere Göre Değişen Ahlaklar
Bazı huylar da vardır ki bunlar bazı kimselerde fazilet ve
bazı kimselerde de kusur sayılır.
Mesela zühd / Bu huy avâm ve sıradan insanlar için bazen
tembelliğin, çalışmaktan kaçmanın ve miskinliğin kılıfı olabilir.
Güzel Ahlaka Alışma ve Onları Âdet Haline Getirme Yolu
Ahlakın temeli; nefs-i şehvaniye ile nefs-i gazabiyenin
terbiye edilmesi, nefs-i nâtıka âdetlerinin ayrılması ve bunlardan iyi
olanlarının kullanılmasıdır.
Nefsinin şehvetlerini bastırmak isteyen bir kimse için en
uygunu, ibadet ehli ve takva sahibi kimselerle çok oturup kalkmak; büyüklerin
ve ilim adamlarının meclislerine katılmaktır.
Nefs-i şehvaniyesini bastırmak isteyenin az müzik dinlemesi
lazımdır.
Nefs-i gazabiyesini uysallaştırmak isteyen / az kızanların
ve yumuşak huylu ve ağır başlı kimselerin meclislerinde bulunmalı
…ahmak kimselerle güvenlik güçleri ile düşüp kalkmamalıdır. Zira
bu gibi yerler kalbi karartır ve katılaştırır. Ondaki şefkat ve merhameti yok
eder.
Nefs-i natıka güçlenirse, sahibine diğer iki nefsi idare
etme, nefsini bütün çirkin şeylerden çekme, devamlı şekilde güzel ahlak peşinde
koşma imkânı verir.
Bu nefsin erdemleri aklî ilimlerdir, özellikle ince ve derin
olanları. Zira insan kendini aklî ilimlerle eğitirse, nefsi bundan şeref duyar,
duyguları yücelir, fikri kuvvetlenir
Nefis en büyük şerefi, işlerin gerçeğini anladığı ve
varlıkların hallerini öğrendiği zaman duyar.
Güzel Ahlaka Sahip İnsan-ı Kamilin Sıfatları ve Kemale Ermenin Yolu
Bütün ilgisini hakikat ilimlerine çevirmeli, bütün maksadı
var olan şeylerin mahiyetini anlamak, onların illet ve sebeplerini bulmak
olmalı…
Kendinde bulunan faziletleri çok görmemeli, kendinde bulunan
küçük rezaletleri büyük görmeli; en yüksek rütbeyi küçük saymalı...
Kerem sahibi insan yemeğini tek başına yemez; sofrasına
dostlarını, halkı, hatta yoldan geçen sıradan insanları ortak eder.
Mal, bizatihi istenen kutsal bir nesne değildir. Tek başına
faydasız bir metaldir. Değeri, ancak iyiliğe vesile olduğu ve harcandığı ölçüde
ortaya çıkar.
Fakirlerin ve zayıfların, kendi darlıklarına rağmen
başkalarına yardım etmesi muazzam bir güzelliktir.
Daha güzeli; candan bir dostunun muhtaç olduğunu görüp, o
daha istemeden, yüzü kızarmadan, durumunu açmadan yardıma koşmaktır.
Öfke
Öfkeli, kızgın kimse yırtıcı hayvan durumundadır. Yaptığı
şeyi bilmeden ve farkında olmadan yapar.
Fazilet sahibi olmak isteyen bir kimse kendine bütün insanları
sevmeyi, onlara muhabbet beslemeyi, onlara karşı yumuşak davranmayı ve onlara
şefkat ve merhamet göstermeyi alıştırmalıdır. Zira insanlar aynı türdendirler.
Hepsi insanlıkta birleşirler, birbirlerine benzerler.
Ayıp ve kabahatlerden
hiçbiri insanların gözünden kaçmaz.
İnsanlar yağcılık ederek krallara yaklaşmak isterler. Onlara
hep hoşlarına gidecek sözler söylerler ki onların katında bir mevki elde
etsinler. Durum böyle olunca kralların kusurları onlar için devamlı gizli
kalır.
Mev’ize-i Hasene (En Güzel Öğütler)
Ahiret yolculuğu için dünyadan azık hazırla.
Sakın, birbirlerini aldatmak için yaldızlı laflar eden
veyahut birbirlerini kandırmak için yağcılık edenlerle oturup kalkmayın.
Ben onun bede¬nini yaş ve kurudan, sıcak ve soğuktan yarattım.
Çünkü onu toprak ile sudan yarattım. Sonra ona nefis ve ruh üfürdüm. Bedenin
kuruluğu toprak tarafından, ıslaklığı da sudandır. Harareti nefisten, soğukluğu
da ruhtandır. Sonra bunun ardından bedenine başka dört şey koydum: Siyah öd,
sarı safra, kan ve balgam.
Hangi beden ki onda temel olan bu dört karışım normal olur,
her biri ne artık ne eksik yeterli miktarda bulunursa, onun sağlığı mükemmel ve
bünyesi normal) olur. Eğer biri diğerinden fazla olur, onları bastırır ve
onları ağdırırsa, bedene eksik olan o şey kadar hastalık girer, zayıflar ve
onlara mukavemet edemez.
Sonra bedeni kuran bu sıvıları ve asıllarını âdemoğlunun
ahlakına temel teşkil eden ve onlarla nitelenen fıtrat yaptım. Böylece
topraktan azim, sudan yumuşaklık, hararetten öfke ve soğukluktan da bencillik
meydana geldi.
Eğer kuruluğu onun dengesini bozar ve ifrata kaçarsa,
insanın azmi katılık ve kabalık halini alır. Eğer rutubet onun dengesini bozar
ise, yumuşaklığı gevşeklik ve zillet halini alır. Eğer hararet onun dengesini
bozar ise, sertliği taşkınlık ve sefahat halini alır. Eğer soğukluk onun
dengesini bozar ise, benliği aptallık ve ahmaklık halini alır.
İnsanoğlu nefisle duyar, görür, koklar, tat alır, dokunur,
hisseder, yer, içer, uyur, uyanır, güler, ağlar ve üzülür. Ruhla düşünür,
anlar, kavrar, bilir, utanır, yumuşak davranır, ileri atılır, zevk alır, durur
ve heyecanlanır.
Nefisten şunlar çıkar: Öfkesi, hafifliği, şehveti, oyu-nu,
eğlencesi, gülmesi, beyinsizliği, hilesi, aldatması, şiddeti ve edepsizliği.
Ruhtan da şunlar çıkar: İlmi, vakarı, iffeti, hayâsı,
vefakârlığı, doğruluğu, yüceliği ve sabrı.
Akıllı bir kimse nefis ahlaklarından bir ahlakının kendini
mağlup edeceğinden korkarsa, onu ruhun zıt bir ahlakı ile karşılar ve onu göz
önünden ayırmaz ki onu
dengelesin ve doğrultsun.
Topraktan da şunlar meydana gelmiştir: Katı kalplilik,
cimrilik, kabalık, umutsuzluk, kararlılık ve ısrar.
Sudan da şunlar olmuştur: Rahatlık, yumuşaklık, özen, ikram,
hoşgörü, yakınlık, kabul, umut ve neşe.
Akıllı bir kimse toprakla ilgili huylarından birinin baskısı
altında kalacağından korkarsa, onu su ile ilgili huylarından biri ile karşılar
ve onu gözden ırak etmez ki, onu dengelesin ve doğrultsun; örneğin katılığı yumuşaklık,
cimriliği cömertlik, kabalığı nezaket, kabalığı hoşgörü, umutsuzluğu umut,
üzüntüyü sevinme, azmi kabul ve ısrarı tövbe ile dengeler.
Kul, nefsinin ürettiği bir edepsizliği veya kabalığı gördüğü
an, ruhun cevherinden üreyen hayâ ve sabır ordularını yardıma çağırarak kendi
içsel itidalini (mimarî dengesini) bizzat inşa edebilir.
Başına gelen hale göre bürünmen gelen lisan:
Ağır Yük ve İbadet Zorluğunda, Arş’ı taşıyan melekler gibi:
“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh.”
Başına bir musibet geldiği zaman: “İnna lillah ve inna
ileyhi raciun (biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz).” De
Zelil olup günaha düşüldüğünde, Hz. Âdem gibi: “Ey Rabbimiz!
Biz nefislerimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen,
muhakkak ki ziyana uğrayanlardan oluruz.”
Müşkilat ve yolunu kaybetme korkusunda, Hz. İbrahim gibi: “O
(RabbüIâlemin) ki, beni yarattı, elbette beni hidâyete iletecek olan O'dur.”
Gam ve keder kuşattığında, Hz. Yakup gibi: “Ben hüznümü ve
kederimi sadece Allah'a şikâyet ediyorum.”
Hata ve kusur anında, Hz. Musa gibi: “…Bu, şeytanın
işlerindendir; o, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşmandır.”
Günahtan korunup kurtulduğunda, Hz. Yusuf gibi: “…ben
nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis daima kötülüğe sevk eder.”
Fitne ve imtihana uğradığında, Hz. Davud gibi: Rabbinden
bağışlanma dile rükû ederek secdeye kapan.
İnsanların günahkârlarına bakıldığında, Hz. İsa gibi: “Eğer
onlara azap edersen onlar senin kullarındır, bağışlarsan sen Aziz ve
Hakim’sin.”
Her daim istiğfarda, Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi: Âmene'r-Rasûlü
diye başlayan ayetleri oku.
Fütühat-ı Mekkiyye’den Tasavvufa Dair Seçilmiş Bölümler
Fütûhat-ı Mekkiyye’nin 2. cildinin 60. babı
İnsan-ı Kamil
Bütün bu kâmil insanların hiçbirinde Hz. Peygamber
Efendimizdeki kemal olgunluk bulunmaz.
Diğer peygamberlerin ve velilerin kemalâtı, güneşten pay
alan ay ve yıldızlar gibidir; asıl ışık kaynağı Hakîkat-i Muhammediyye'dir.
Yüce Allah Âdem’i Rahman sureti üzere yarattı
İnsan-ı Kâmilin iki yüzü vardır:
Bir yüzü zahir görünür, diğer yüzü bâtın görünmez.
Görünmeyeni Hakk, görünenin halk, yani tüm yaratılmış
olanlardır.
İnsan-ı Kâmil için bütün isim ve sıfatlar ikiye bölünür:
Birincisi: “Yemîn” sağdan verilenler diye itibar olunur:
Hayat (yaşam), İlm (bilgi), Semi (işitme), Basar (görme), Kudret (güç, kuvvet),
İrade (isteme, dileme), Kelâm (söz söyleme)dir.
İkincisi: “Yesâr” soldan verilenler diye itibar olunur:
Ezeliyyet (başlangıcı olmayan), Ebediyyet (sonu olmayan), Evveliyyet (öncesi
olmayan), Âhiriyyet (sonu bulunmayan) gibi sıfatlardır.
İnsan kendi suretini ancak aynada görebilir.
Fütühat-ı Mekkiyye’nin
[Cilt 2, Bab 14]
Peygamberler, Veliler ve Seçkin insanların Sırları
Yûnus Suresi 5. Ayeti: “O, güneşi bir ziyâ (ışık kaynağı),
ayı da bir nur (aydınlık) kılandır.”
Güneş bizzat ışık kaynağı, Peygamber, bu kozmik sistemde
bizzat "Ziyâ" hükmündedir.
Veliler, kutublar ve ulema-i rüsub değil, ulema-i rasihiyn
(ilmiyle amel eden olgun bilginler) birer "Ay" gibidir. Onların
kalbinde parıldayan "Nur", Muhammedî güneşten süzülüp gelen ruhanî
ışınlardır.
Kâinat binasının sürekli nefes almasını, canlı kalmasını
sağlayan şey, bu kesintisiz Muhammedî esintilerdir.
Fütühat-ı Mekkiyye’nin
[Cilt 2, Bab 271]
Bütün Yolların Hakikati
Hud sûresinin 56. âyeti
“Yeryüzünün üzerinde hareket eden hiçbir mahlûk yaratık
yoktur ki, Yüce Allah kudret ve mâlikiyetiyle tasarruf eder ve onları
alınlarından yakalamış bulunmasın.”
Onlar, yani tüm yaratıklar âciz ve çaresiz olduklarından,
yaptıklarında ve işlediklerinde kendilerinin hiçbir gücü yoktur.
Fütûhat-ı Mekkiyye’nin
[Cilt 2, Bab 285]
Soluk Alma ve Rahatlama
Soluk alan almasıyla solunum yaparak içindekini dışa
vermekle gönlü ferahlar.
“Bana Rahmânın kokusu Yemen yönünden gelmektedir.”
Bu hâl ayni sabah olunca gecenin karanlık perdesinin ortadan
kalkması gibidir.
Fütûhat-ı Mekkiyye’nin
[Cilt 2, Bab 397]
İnsan Rahmanin Örtüsüdür
Allah'ın insana örttüğü örtü ile örtünmesinden maksat, kendi
güzelliğiyle insanı da bezemiş olmasıdır.
Fütûhat-ı Mekkiyye’nin
[Cilt 2, Bab 164]
Tasavvuf Makamı
Tasavvuf ahlaktan ibarettir.
Tasavvuf makamına sahip olan insan Kur'ân-ı kendisine
“Mürşid” edinmelidir.
İnsan Kur'ân'ı ahlak edinmek ve onun gösterdiği yoldan
ayrılmayıp hep o yolda yürümekle nefsindeki hırs, haset, gurur, garaz gibi kötü
hastalıklarını giderir, yok eder.
Fütûhat-ı Mekkiyye’nin
[Cilt 2, Bab 177]
Marifet Makamı
Allah'ın kitapları, Peygamberleri lisanıyla bize kendinden
neler haber verdiyse, onları dinleyip kabul edelim.
Marifet dört şeyi bilmektir:
Allah, Nefis, Dünya ve Şeytan'dır.
Biz marifeti yedi şeyi bilmekte bulduk:
1- Hakikatleri,
yani gerçekleri bilme ilmidir, bu ilim Allah'ın bütün isimlerine bilgi sahibi
olmaktır.
2- Cümle eşyada
Allah'ın tecellisini bilmek,
3- Allah'ın
mükellef kullarına şeriat lisanıyla Kur'ân ve Hadislerle daima hitap ettiğini
bilmek,
4- Vücutta
kemalin ve henüz tevhid ilmiyle müşerref olmayanda noksanları olduğunu bilmek,
5- İnsan
hakikatleri yönünden kendi nefsini bildik-ten sonra Rabbini de bileceğini
bilmek,
6- İnsanın
zihninde meydana gelen suretlerin ger-çekte birer hayâl olduklarını bilmek,
7- Allah'ı
bilmede derdin ne olduğunu ve derdinin devasının da ancak “Tevhid ilmi” yolu
olduğunu bilmektir.
İlâhî tecelliler devamlıdır ve hiçbir zaman kesilmez.
İlâhî isimler ilmi, Yüce Allah hakkında kitap ve hadislerle
bize gelen isimlerin delalet ettikleri anlamlarını, onlardaki sırları ve
etkilerini bilmektir.
“Görmüyor musunuz ki göklerde, yerde bulunanlar da, güneş,
ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve birçok insan Allah’a secde
ederler”
Biliniz ki, insan ve cinlerden başka bütün Hakk'tan gayri
olanlar da İlâhî marifet sahibidir ve Allah'ın vahyine mazhardır, nail olurlar
ve kendilerine tecelli edenin Allah olduğunu bilirler. Hepsi bu yaradılış üzere
Halk olunmuşlardır.
İnsan vicdaniyle, kalbiyle, ilâhî tecelli ve keşif ile
bilmektir. İnsan okumak, düşünmek, kıyas etmekle, muhakeme etmekle nefsini ve
hakikatleri bilmez.
Fütûhat-ı Mekkiyye’nin
[Cilt 2, Bab 149]
Ahlak Makamı ve Sırları
Allah kerîmdir, ikram edicidir. İnsan da öyle kerem sahibi
cömerttir. Bununla beraber Cenab-ı Hakkın yasaklayıcı, zarar verici, zillete
düşürücü isimleri de vardır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Hem mal
verir, hem de geriye alır.
İyi ve güzel ahlak ancak başkalarıyla olan muamelelere
ilgisi olan ahlaktır.
İbn Arabî Hazretlerinin Virdlerinden Seçilmiş Dualar
Allahım! Dünyada ve âhirette yakınların olan peygamberler ve
resuller ilminin vârisleri olan kişilerle aramı kaynaştır ve sevdir! Amin.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder