4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabi - Ahadiyyet Risalesi - Notlar

İbn Arabi - Ahadiyyet Risalesi -  Notlar

Tehzibü’l Ahlak, Mev’ize-i Hasene

Mütercim: Onur Şenyurt, Gelenek Yayınları, 2017

 


Ahadiyyet Risalesi

(Bu risale bazı kaynaklarda Evhadüddîn-i Kirmânî veya Balyânî'ye de atfedilir)

 

Nefsini Bilen Rabbini Bilir

Allah'ın vücudundan başka bir vücud yoktur. Dolayısıyla "ben" dediğin varlık, aslında O'nun varlığının bir tecellisinden ibarettir.

Sen fani (sonradan yok olan) değilsin; sen zaten ebeden mevcut değildin.

İnsanın kendine ait müstakil bir varlığı hiç olmamıştır.

 

Hulûliyye

Allah bir şeyin içinde veya dışında değildir. Çünkü "iç" veya "dış" diyebilmek için Allah'ın dışında ikinci bir varlık (mekân veya kap) gerekir.

 

Nefsini bilmek; nefsinin aslında bir "yokluk" (adem) olduğunu, varlığının ancak Rabbinin varlığıyla kâim olduğunu anlamaktır.

Nefsini "yok" bildiğinde, geriye sadece "Bâki" olan kalır. İşte Rabbini bilmek budur.

 

Allah'ı Allah'tan başka bir şey örtemez. O, o kadar zahirdir (apaçıktır) ki, bu şiddetli zuhur O'nu gizli kılar.

 

Nefsini Yok Etmekle Allah Bilinmez

Allah'ı bilme vücudun yokluğuna ve yokluğun yokluğuna muhtaç olmaz. Çünkü eşyanın vücudu yoktur. Hiç vücudu olmayan bir şeyin yokluğu olur mu?

Yokluğu ispat etmek var olmaktan sonradır.

Nefsini bilen Rabbini bilir / yok eden değil.

 

Allah'ın Eşi Benzeri Yoktur

Bir şeyin Allah'a ortak (şerik) olabilmesi için, o şeyin varlığının Allah'tan bağımsız, kendi özünden (bizâtihi) gelmesi gerekir.

 

Kendini ve Allah’ı Bilmenin Yolu Nasıldır

Marifetullah

Masiva: "Allah'ın dışındaki her şey" olarak tanımlanır.

Eşyanın hakikati, onun müstakil bir varlık olması değil, Hakk'ın bir tecellisi olmasıdır.

 

"Nefsini bilen Rabbini bilir" sözündeki nefis, "Nefsullah"tır

 

Zamanın akışı, Hakk'ın tecellilerinin sürekli yenilenmesinden (teceddüd-i emsâl) başka bir şey değildir.

 

Vücud Allah’ındır

Tek varlık, Allah'ın varlığıdır.

Allah her an başka bir şan ve surette görünmektedir.

"Eşya" veya "yaratılmış" sandığımız şeyler, aslında Hakk'ın zâtını ve sıfatlarını her an farklı bir formda açığa vurmasıdır.

Evrendeki her varlık Allah'ın isim ve sıfatlarını taşıyan birer surettir.

 

Ölmezden Önce Ölmek

Yani ölmezden önce kendinizi biliniz

 

Ecel vakti geldiğinde, insan iradesi dışında ölür ve ona ait bütün dünyevi nitelikler (zenginlik, makam, iyi-kötü vasıflar) bir anda kesilir.

Kişi hayattayken, kendi iradesiyle "benlik" iddiasından vazgeçerek manen öldüğünde, kendine nispet ettiği tüm fiil, sıfat ve zât iddiaları düşer.

Bu düşüşün boşluğunu ise derhal ilahi vasıflar doldurur.

 

Kendini bilmenin faydası, aslında "kendinin ezelen ve ebeden mevcut olmadığını" kesin bir bilgiyle (tahkik) anlamaktır.

İnsan, geçmişte, şimdi ve gelecekte mutlak bir yokluk (adem) olduğunu anladığı an, lafızda kalan "Lâ ilâhe illâllah" kelimesi hakiki manasını bulur.

 

Allah Her An Bir Tecellidedir

Teceddüd-i emsâl / Tecellilerin her an yenilenmesi

 

İlahi tecelli durağan değildir. Allah evreni bir kez yaratıp kenara çekilmemiştir; O, varlığı her an, her saniye alt planlarında yeniden ve farklı suretlerde var etmektedir.

 

Ağaç henüz ortada yokken potansiyel olarak çekirdeğin içinde gizlidir.

Sürecin sonunda meyvenin içinden yine o çekirdek çıkar.

 

Vücud Allah’ın Vücududur

Fani olan alemin “yokluğunu” müşahede eden, ezeli ve ebedi olan, Hayy olan Allah’ı görmeye/anlamaya/düşünmeye başlar.

 

Bilen İle Bilinen Kavuşan İle Kavuşulan Birdir

Bir şeyin başka bir şeye kavuşması için aralarında bir mesafe, aynılık veya zıtlık olmalıdır.

Oysa Hak ile kul arasında mesafesiz bir yakınlık vardır.

 

Gerçek tevhid varlığın yalnızca "Ahad" olana ait olduğunu idrak etmektir.

 

Basiret Ehlini Uyarma

Eğer kul Allah'tan gayrı ise, Allah'ı nasıl bilebilir? Gayr olan, Gayr-ı ihata edemez.

Kul nefsini bildiğinde, aradaki "benlik" iddiası kalkar ve geriye Hakk'ın kendi nefsini bilmesi kalır.

Mümin müminin aynasıdır

 

Allah’ı Ancak Kendisi İdrak Eder

Kendisinden başka bir varlık yoktur ki O’nu görebilsin.

Form, özü kuşatamaz; parça, bütünün kendisi olduğunu anlamadan bütünü tanımlayamaz.

 

Bu Görülen Eşya Nedir

Bir insanın gözünde hâlâ "ikilik" (düalizm) perdesi varsa, ona ne anlatırsanız anlatın, o eşyayı Hakk'ın tecellisi olarak değil, Allah’ın "gayrisi" (O'ndan ayrı birer madde) olarak görecektir.

Gönül kabında ne varsa, insan kâinatı o gözle okur.

 

Tehzibü’l Ahlak

Ahlaki Islah Etme

 

İnsanoğlu, iyi ve kötüyü ayırt etme özel- ligine sahiptir. O; eğer seçiminde ayırt etme yeteneğinden sapmaz ve isteklerine uymada hevesine yenilmezse, daima işlerden en faziletli, derecelerden en şerefli yolda gider. Böylece kemale ermiş olur.

 

Ahlak, zorlama bir davranış değil; nefse iyice yerleşmiş, düşünmeksizin doğrudan eyleme dönüşen bir iç mimaridir.

Ahlak bazı kimselerde karakter halini alır; bazısında da ancak çalışma ile olur.

 

Kötü Huylar

İnsan özü itibariyle iyi midir, kötü müdür?

Yaratılışlarında iyi ahlak bulunanlar azdır. Kötü ahlak üzerinde yaratılanlar ise insanlar arasında çoğunluğu oluştururlar. Çünkü insan tabiatına kötülük galiptir. Sebebi de şudur; insan karakterini serbest bırakır ve o konuda düşünmez, ayrım yapmaya çalışmaz, hayâ etmez ve kendini korumaya gayret sarf etmezse, genellikle hayvan ahlakına sahip olur.

İnsan ancak düşünce ve iyiyi kötüyü ayırma özelliğiyle hayvanlardan ayrılır.

 

İnsan, biyolojik ve nefis boyutuyla bu yeryüzü alemine ait bir canlıdır. Eğer akıl, düşünce, tefekkür, hayâ ve kendini koruma mekanizmaları devreye girmezse, insan tabiatı doğrudan "hayvan ahlakına" rücu eder.

 

Kötü Alışkanlıklar

Bazı insanların tabiatları ne güzel âdetleri ne de güzel huyları kabul eder.

İnsanların farklı ahlaklara sahip olmalarının sebebi, nefistir. Nefsin üç çeşidi vardır, bunlar: Nefs-i Şehvaniye, Nefs-i Gazabiye Ve Nefs-i Nâtıka'dır.

Bütün ahlaklar bunlardan meydana gelir.

 

Nefs-i Şehvaniyye

Hem insanda hem de hayvanlarda bulunan bir nefistir. Bütün lezzetler ve beden tarafından duyulan şehevi arzular bu nefis tarafından gerçekleşir

Bu nefis çok kuvvetlidir. İnsan onu ezip de ıslah etmeyecek olursa, insanı ele geçirir.

Kendisinde bu sıfat bulunan kimsenin hayâsı da az olur. Kâmil insanlardan uzaklaşır, ilim adamlarından nefret eder, günah işleyenleri sever, devamlı şakalaşır, çirkin ve fahiş sözlerden hoşlanır; onları çok zikreder ve onları işitmekten haz duyar. Bazen de nefsi onu kızgınlığa, hırsızlık ve hıyanete sürükler. Zevk sevgisi onu çoğu zaman kötü yollardan mal kazanmaya sevk eder.

Bu sıfattaki kimselerin insanlara karışmaları, özellikle gençler için zararlıdır. Zira genç çabuk etki altında kalır. Onun nefsi şehvetlere eğilimlidir. Başkasının öyle şeyler yaptığını görürse, onun da hoşuna gider, ona meyleder ve ona uymak ister.

 

Nefsi Gazabiye

Gazap (öfke), cesaret ve yenme sevgisi bununla olur. Bu nefis, nefs-i şehvaniyeden daha kuvvetlidir. İnsana sahip olduğu ve onu sürüklediği takdirde insan için daha çok zararlıdır.

Bu âdet insanda devam ederse, insandan çok yırtıcı hayvanlara benzer.

 

Kim bu nefsi iyi idare eder, onu eğitir ve bastırırsa, halim selim, vakarlı, adaletli ve gittiği yol övülen bir insan olur.

 

Eğer bu nefis uysal olursa, onun sahibi de yumuşak huylu ve vakarlı olur. Eğer sahibini idaresi altına alırsa, sahibi öfkeli, beyinsiz, zalim ve despot olur. Eğer orta halli olursa, sahibi de orta halli olur.

 

 

Nefs-i Natıka

İnsanı hayvanlardan ayırır.

 

Düşünme, iyiyi ve kötüyü ayırma bu nefisle olur. İnsanın şeref kazanması, âlicenap olması bununladır. Güzel şeylerin güzelliği ve çirkin şeylerin çirkinliği bununla fark edilir.

 

Ahlakın Çeşitleri ve Kısımları

Ahlakın, güzel olanları

1-        İffet

2-        Kanaat

3-        Namusu Muhafaza Etme

4-        Vakar

5-        Sevgi

6-        Merhamet

7-        Vefa

8-        Emanete Riayet Etmek

9-        Sır Saklamak

10-      Tevazu

11-      Güleç Yüzlülük

12-      Doğru Konuşmak

13-      İyi Niyet

14-      Cömertlik

15-      Yiğitlik (Şecaat)

16-      Rekabet

17-      Zorluğa Sabır

18-      Büyük Himmet

19-      Adalet

 

Kötü Huylar

1-        Sefahet

2-        Açgözlülük

3-        Adilik

4-        Aptallık (basit şeylere hemen kızmak ve istikrarsız davranmaktır.)

5-        Saçmalamak

6-        Aşk

7-        Sertlik

8-        Vefasızlık

9-        Hıyanet

10-      Sırrı Ortaya Çıkarmak

11-      Kibir

12-      Surat Asma

13-      Yalan Söylemek

14-      Kötülük

15-      Cimrilik

16-      Korkaklık

17-      Kıskançlık

18-      Zorluk Anında Telaş Etmek ve Sabretmemek

19-      Gayretsizlik (Gözü Aşağılarda Olmak)

20-      Haksızlık

 

Kişilere Göre Değişen Ahlaklar

Bazı huylar da vardır ki bunlar bazı kimselerde fazilet ve bazı kimselerde de kusur sayılır.

Mesela zühd / Bu huy avâm ve sıradan insanlar için bazen tembelliğin, çalışmaktan kaçmanın ve miskinliğin kılıfı olabilir.

 

Güzel Ahlaka Alışma ve Onları Âdet Haline Getirme Yolu

Ahlakın temeli; nefs-i şehvaniye ile nefs-i gazabiyenin terbiye edilmesi, nefs-i nâtıka âdetlerinin ayrılması ve bunlardan iyi olanlarının kullanılmasıdır.

 

Nefsinin şehvetlerini bastırmak isteyen bir kimse için en uygunu, ibadet ehli ve takva sahibi kimselerle çok oturup kalkmak; büyüklerin ve ilim adamlarının meclislerine katılmaktır.

Nefs-i şehvaniyesini bastırmak isteyenin az müzik dinlemesi lazımdır.

 

Nefs-i gazabiyesini uysallaştırmak isteyen / az kızanların ve yumuşak huylu ve ağır başlı kimselerin meclislerinde bulunmalı

…ahmak kimselerle güvenlik güçleri ile düşüp kalkmamalıdır. Zira bu gibi yerler kalbi karartır ve katılaştırır. Ondaki şefkat ve merhameti yok eder.

 

Nefs-i natıka güçlenirse, sahibine diğer iki nefsi idare etme, nefsini bütün çirkin şeylerden çekme, devamlı şekilde güzel ahlak peşinde koşma imkânı verir.

Bu nefsin erdemleri aklî ilimlerdir, özellikle ince ve derin olanları. Zira insan kendini aklî ilimlerle eğitirse, nefsi bundan şeref duyar, duyguları yücelir, fikri kuvvetlenir

Nefis en büyük şerefi, işlerin gerçeğini anladığı ve varlıkların hallerini öğrendiği zaman duyar.

 

 

 

Güzel Ahlaka Sahip İnsan-ı Kamilin Sıfatları ve Kemale Ermenin Yolu

Bütün ilgisini hakikat ilimlerine çevirmeli, bütün maksadı var olan şeylerin mahiyetini anlamak, onların illet ve sebeplerini bulmak olmalı…

 

Kendinde bulunan faziletleri çok görmemeli, kendinde bulunan küçük rezaletleri büyük görmeli; en yüksek rütbeyi küçük saymalı...

 

Kerem sahibi insan yemeğini tek başına yemez; sofrasına dostlarını, halkı, hatta yoldan geçen sıradan insanları ortak eder.

 

Mal, bizatihi istenen kutsal bir nesne değildir. Tek başına faydasız bir metaldir. Değeri, ancak iyiliğe vesile olduğu ve harcandığı ölçüde ortaya çıkar.

 

Fakirlerin ve zayıfların, kendi darlıklarına rağmen başkalarına yardım etmesi muazzam bir güzelliktir.

Daha güzeli; candan bir dostunun muhtaç olduğunu görüp, o daha istemeden, yüzü kızarmadan, durumunu açmadan yardıma koşmaktır.

 

Öfke

Öfkeli, kızgın kimse yırtıcı hayvan durumundadır. Yaptığı şeyi bilmeden ve farkında olmadan yapar.

 

Fazilet sahibi olmak isteyen bir kimse kendine bütün insanları sevmeyi, onlara muhabbet beslemeyi, onlara karşı yumuşak davranmayı ve onlara şefkat ve merhamet göstermeyi alıştırmalıdır. Zira insanlar aynı türdendirler. Hepsi insanlıkta birleşirler, birbirlerine benzerler.

 

Ayıp ve kabahatlerden hiçbiri insanların gözünden kaçmaz.

İnsanlar yağcılık ederek krallara yaklaşmak isterler. Onlara hep hoşlarına gidecek sözler söylerler ki onların katında bir mevki elde etsinler. Durum böyle olunca kralların kusurları onlar için devamlı gizli kalır.

 

Mev’ize-i Hasene (En Güzel Öğütler)

Ahiret yolculuğu için dünyadan azık hazırla.

 

Sakın, birbirlerini aldatmak için yaldızlı laflar eden veyahut birbirlerini kandırmak için yağcılık edenlerle oturup kalkmayın.

 

Ben onun bede¬nini yaş ve kurudan, sıcak ve soğuktan yarattım. Çünkü onu toprak ile sudan yarattım. Sonra ona nefis ve ruh üfürdüm. Bedenin kuruluğu toprak tarafından, ıslaklığı da sudandır. Harareti nefisten, soğukluğu da ruhtandır. Sonra bunun ardından bedenine başka dört şey koydum: Siyah öd, sarı safra, kan ve balgam.

 

Hangi beden ki onda temel olan bu dört karışım normal olur, her biri ne artık ne eksik yeterli miktarda bulunursa, onun sağlığı mükemmel ve bünyesi normal) olur. Eğer biri diğerinden fazla olur, onları bastırır ve onları ağdırırsa, bedene eksik olan o şey kadar hastalık girer, zayıflar ve onlara mukavemet edemez.

 

Sonra bedeni kuran bu sıvıları ve asıllarını âdemoğlunun ahlakına temel teşkil eden ve onlarla nitelenen fıtrat yaptım. Böylece topraktan azim, sudan yumuşaklık, hararetten öfke ve soğukluktan da bencillik meydana geldi.

 

Eğer kuruluğu onun dengesini bozar ve ifrata kaçarsa, insanın azmi katılık ve kabalık halini alır. Eğer rutubet onun dengesini bozar ise, yumuşaklığı gevşeklik ve zillet halini alır. Eğer hararet onun dengesini bozar ise, sertliği taşkınlık ve sefahat halini alır. Eğer soğukluk onun dengesini bozar ise, benliği aptallık ve ahmaklık halini alır.

 

İnsanoğlu nefisle duyar, görür, koklar, tat alır, dokunur, hisseder, yer, içer, uyur, uyanır, güler, ağlar ve üzülür. Ruhla düşünür, anlar, kavrar, bilir, utanır, yumuşak davranır, ileri atılır, zevk alır, durur ve heyecanlanır.

Nefisten şunlar çıkar: Öfkesi, hafifliği, şehveti, oyu-nu, eğlencesi, gülmesi, beyinsizliği, hilesi, aldatması, şiddeti ve edepsizliği.

Ruhtan da şunlar çıkar: İlmi, vakarı, iffeti, hayâsı, vefakârlığı, doğruluğu, yüceliği ve sabrı.

 

Akıllı bir kimse nefis ahlaklarından bir ahlakının kendini mağlup edeceğinden korkarsa, onu ruhun zıt bir ahlakı ile karşılar ve onu göz önünden ayırmaz ki onu

dengelesin ve doğrultsun.

 

Topraktan da şunlar meydana gelmiştir: Katı kalplilik, cimrilik, kabalık, umutsuzluk, kararlılık ve ısrar.

Sudan da şunlar olmuştur: Rahatlık, yumuşaklık, özen, ikram, hoşgörü, yakınlık, kabul, umut ve neşe.

Akıllı bir kimse toprakla ilgili huylarından birinin baskısı altında kalacağından korkarsa, onu su ile ilgili huylarından biri ile karşılar ve onu gözden ırak etmez ki, onu dengelesin ve doğrultsun; örneğin katılığı yumuşaklık, cimriliği cömertlik, kabalığı nezaket, kabalığı hoşgörü, umutsuzluğu umut, üzüntüyü sevinme, azmi kabul ve ısrarı tövbe ile dengeler.

 

Kul, nefsinin ürettiği bir edepsizliği veya kabalığı gördüğü an, ruhun cevherinden üreyen hayâ ve sabır ordularını yardıma çağırarak kendi içsel itidalini (mimarî dengesini) bizzat inşa edebilir.

 

Başına gelen hale göre bürünmen gelen lisan:

Ağır Yük ve İbadet Zorluğunda, Arş’ı taşıyan melekler gibi: “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh.”

 

Başına bir musibet geldiği zaman: “İnna lillah ve inna ileyhi raciun (biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz).” De

Zelil olup günaha düşüldüğünde, Hz. Âdem gibi: “Ey Rabbimiz! Biz nefislerimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, muhakkak ki ziyana uğrayanlardan oluruz.”

 

Müşkilat ve yolunu kaybetme korkusunda, Hz. İbrahim gibi: “O (RabbüIâlemin) ki, beni yarattı, elbette beni hidâyete iletecek olan O'dur.”

 

Gam ve keder kuşattığında, Hz. Yakup gibi: “Ben hüznümü ve kederimi sadece Allah'a şikâyet ediyorum.”

 

Hata ve kusur anında, Hz. Musa gibi: “…Bu, şeytanın işlerindendir; o, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşmandır.”

 

Günahtan korunup kurtulduğunda, Hz. Yusuf gibi: “…ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis daima kötülüğe sevk eder.”

 

Fitne ve imtihana uğradığında, Hz. Davud gibi: Rabbinden bağışlanma dile rükû ederek secdeye kapan.

 

İnsanların günahkârlarına bakıldığında, Hz. İsa gibi: “Eğer onlara azap edersen onlar senin kullarındır, bağışlarsan sen Aziz ve Hakim’sin.”

 

Her daim istiğfarda, Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi: Âmene'r-Rasûlü diye başlayan ayetleri oku.

 

Fütühat-ı Mekkiyye’den Tasavvufa Dair Seçilmiş Bölümler

Fütûhat-ı Mekkiyye’nin 2. cildinin 60. babı

 

İnsan-ı Kamil

Bütün bu kâmil insanların hiçbirinde Hz. Peygamber Efendimizdeki kemal olgunluk bulunmaz.

Diğer peygamberlerin ve velilerin kemalâtı, güneşten pay alan ay ve yıldızlar gibidir; asıl ışık kaynağı Hakîkat-i Muhammediyye'dir.

 

Yüce Allah Âdem’i Rahman sureti üzere yarattı

İnsan-ı Kâmilin iki yüzü vardır:

Bir yüzü zahir görünür, diğer yüzü bâtın görünmez.

 

Görünmeyeni Hakk, görünenin halk, yani tüm yaratılmış olanlardır.

 

İnsan-ı Kâmil için bütün isim ve sıfatlar ikiye bölünür:

Birincisi: “Yemîn” sağdan verilenler diye itibar olunur: Hayat (yaşam), İlm (bilgi), Semi (işitme), Basar (görme), Kudret (güç, kuvvet), İrade (isteme, dileme), Kelâm (söz söyleme)dir.

 

İkincisi: “Yesâr” soldan verilenler diye itibar olunur: Ezeliyyet (başlangıcı olmayan), Ebediyyet (sonu olmayan), Evveliyyet (öncesi olmayan), Âhiriyyet (sonu bulunmayan) gibi sıfatlardır.

 

İnsan kendi suretini ancak aynada görebilir.

 

Fütühat-ı Mekkiyye’nin

[Cilt 2, Bab 14]

Peygamberler, Veliler ve Seçkin insanların Sırları

 

Yûnus Suresi 5. Ayeti: “O, güneşi bir ziyâ (ışık kaynağı), ayı da bir nur (aydınlık) kılandır.”

 

Güneş bizzat ışık kaynağı, Peygamber, bu kozmik sistemde bizzat "Ziyâ" hükmündedir.

Veliler, kutublar ve ulema-i rüsub değil, ulema-i rasihiyn (ilmiyle amel eden olgun bilginler) birer "Ay" gibidir. Onların kalbinde parıldayan "Nur", Muhammedî güneşten süzülüp gelen ruhanî ışınlardır.

 

Kâinat binasının sürekli nefes almasını, canlı kalmasını sağlayan şey, bu kesintisiz Muhammedî esintilerdir.

 

Fütühat-ı Mekkiyye’nin

[Cilt 2, Bab 271]

Bütün Yolların Hakikati

Hud sûresinin 56. âyeti

“Yeryüzünün üzerinde hareket eden hiçbir mahlûk yaratık yoktur ki, Yüce Allah kudret ve mâlikiyetiyle tasarruf eder ve onları alınlarından yakalamış bulunmasın.”

 

Onlar, yani tüm yaratıklar âciz ve çaresiz olduklarından, yaptıklarında ve işlediklerinde kendilerinin hiçbir gücü yoktur.

 

Fütûhat-ı Mekkiyye’nin

[Cilt 2, Bab 285]

Soluk Alma ve Rahatlama

Soluk alan almasıyla solunum yaparak içindekini dışa vermekle gönlü ferahlar.

“Bana Rahmânın kokusu Yemen yönünden gelmektedir.”

Bu hâl ayni sabah olunca gecenin karanlık perdesinin ortadan kalkması gibidir.

 

Fütûhat-ı Mekkiyye’nin

[Cilt 2, Bab 397]

İnsan Rahmanin Örtüsüdür

Allah'ın insana örttüğü örtü ile örtünmesinden maksat, kendi güzelliğiyle insanı da bezemiş olmasıdır.

 

Fütûhat-ı Mekkiyye’nin

[Cilt 2, Bab 164]

Tasavvuf Makamı

Tasavvuf ahlaktan ibarettir.

Tasavvuf makamına sahip olan insan Kur'ân-ı kendisine “Mürşid” edinmelidir.

İnsan Kur'ân'ı ahlak edinmek ve onun gösterdiği yoldan ayrılmayıp hep o yolda yürümekle nefsindeki hırs, haset, gurur, garaz gibi kötü hastalıklarını giderir, yok eder.

 

Fütûhat-ı Mekkiyye’nin

[Cilt 2, Bab 177]

Marifet Makamı

Allah'ın kitapları, Peygamberleri lisanıyla bize kendinden neler haber verdiyse, onları dinleyip kabul edelim.

 

Marifet dört şeyi bilmektir:

Allah, Nefis, Dünya ve Şeytan'dır.

 

Biz marifeti yedi şeyi bilmekte bulduk:

1-        Hakikatleri, yani gerçekleri bilme ilmidir, bu ilim Allah'ın bütün isimlerine bilgi sahibi olmaktır.

2-        Cümle eşyada Allah'ın tecellisini bilmek,

3-        Allah'ın mükellef kullarına şeriat lisanıyla Kur'ân ve Hadislerle daima hitap ettiğini bilmek,

4-        Vücutta kemalin ve henüz tevhid ilmiyle müşerref olmayanda noksanları olduğunu bilmek,

5-        İnsan hakikatleri yönünden kendi nefsini bildik-ten sonra Rabbini de bileceğini bilmek,

6-        İnsanın zihninde meydana gelen suretlerin ger-çekte birer hayâl olduklarını bilmek,

7-        Allah'ı bilmede derdin ne olduğunu ve derdinin devasının da ancak “Tevhid ilmi” yolu olduğunu bilmektir.

 

İlâhî tecelliler devamlıdır ve hiçbir zaman kesilmez.

 

İlâhî isimler ilmi, Yüce Allah hakkında kitap ve hadislerle bize gelen isimlerin delalet ettikleri anlamlarını, onlardaki sırları ve etkilerini bilmektir.

 

“Görmüyor musunuz ki göklerde, yerde bulunanlar da, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve birçok insan Allah’a secde ederler”

Biliniz ki, insan ve cinlerden başka bütün Hakk'tan gayri olanlar da İlâhî marifet sahibidir ve Allah'ın vahyine mazhardır, nail olurlar ve kendilerine tecelli edenin Allah olduğunu bilirler. Hepsi bu yaradılış üzere Halk olunmuşlardır.

 

İnsan vicdaniyle, kalbiyle, ilâhî tecelli ve keşif ile bilmektir. İnsan okumak, düşünmek, kıyas etmekle, muhakeme etmekle nefsini ve hakikatleri bilmez.

 

Fütûhat-ı Mekkiyye’nin

[Cilt 2, Bab 149]

Ahlak Makamı ve Sırları

Allah kerîmdir, ikram edicidir. İnsan da öyle kerem sahibi cömerttir. Bununla beraber Cenab-ı Hakkın yasaklayıcı, zarar verici, zillete düşürücü isimleri de vardır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Hem mal verir, hem de geriye alır.

İyi ve güzel ahlak ancak başkalarıyla olan muamelelere ilgisi olan ahlaktır.

 

İbn Arabî Hazretlerinin Virdlerinden Seçilmiş Dualar

Allahım! Dünyada ve âhirette yakınların olan peygamberler ve resuller ilminin vârisleri olan kişilerle aramı kaynaştır ve sevdir! Amin.


  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder