4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabi - el-Bulga-Fil-Hikmeh / Hikmette Son Nokta - Notlar

İbn Arabi - el-Bulga-Fil-Hikmeh - Notlar

Hikmette Son Nokta

Mütercim: Vahdettin İnce, Kitsan Yayınları

 


Önsöz

Birçok filozof ve mistik için nihai gaye, maddi alemin kesifliğinden (halk) sıyrılıp soyut hakikat dünyasına (Hak) yükselmektir. İbn Arabî’ye göre arif, orada kalmamalı; tıpkı yeryüzünden buharlaşıp göğe yükselen suyun, bulutlarda saf katreler haline gelerek yeryüzünü canlandırmak için yağmur olarak geri dönmesi gibi, insanlığın arasına geri dönmelidir.

el-Bulga fi’l-Hikme, bu dikey yükselişten sonra yeryüzüne inen "saf hikmet yağmurunu" temsil eder.

 

Önsözden sonra Nihat Keklik’in eserin otantikliğini (aidiyetini) ispat ettiği akademik raporuna yer veriliyor.

Eserin bilinen tek kopyası İstanbul Ragıp Paşa Kütüphanesi’ndedir. Eserin üzerinde müellif adı yazmamaktadır

el-Bulga’yı İbn Arabî’nin diğer eserlerinden ayıran en orijinal yön, içinde Farsça manzum parçaların yer almasıdır. Bu durum İbn Arabî’nin 1205 yılından sonra Anadolu’da kaldığı 15 yıl boyunca Farsça kültürün egemen olduğu Selçuklu sarayı ve mutasavvıflarıyla (Evhadeddin Kirmânî gibi) yakın ilişkiler kurmuş olmasıyla ilişkilendirilir.

Eserin son sayfasında telif bitiş tarihi Hicri Muharrem 629 (Miladi Ekim 1231) olarak kayıtlıdır. İbn Arabî 1240 yılında vefat ettiğine göre, bu eser ölümünden tam 9 yıl önce, 66 yaşında kaleme alınmıştır.

 

el-Bulga-Fil-Hikmeh

Zihnin zayıfladığını ve kuvvet ipinin yün gibi gevşediğini fark ettim...

Gençlik kuşu uçup gitti... Hayat alanı kıpkızıl bir gurup (gün batımı) zamanını andırıyor.

 

Ahmed b. Es-Sadr es-Said Ebu Nasr b. Yunus / Onun sağladığı huzur iklimi sayesinde bu derin ilimleri kağıda dökebildi…

 

Hikmetin Kısımları

Nefsani Nazari (Sözel) Hikmet: Varlığın tüm suretlerinin beşeri nefse (aynaya yansır gibi) nakşedilmesidir.

Cismani Ameli (Fiili) Hikmet: Hayırlı amel yapmak, ahlakı en üst düzeye çıkarmaktır.

 

Bir şey sınırını aşınca karşıtına döner; felsefeciler bu yüzden şaşkındır.

 

Vacibü'l-Vücud (Zorunlu Varlık): Varlığı kendinden olan, her şeyin kaynağıdır.

Varlığı bir sebebe bağlı olanlar: Cevher ve mümkünler.

 

Cismani arazlar

Kemiyet (Miktar): Uzunluk, genişlik.

Keyfiyet (Nitelik): Sıcaklık, soğukluk, aydınlık.

Eyn (Nerede): Mekan ve cihet.

Vaz' (Konum): Cüzlerin dış dünya ile münasebeti.

Mülk (İyelik): Gömlek giymek, sarık sarmak (taşınabilir iyelik).

Muzaf (Görelilik/İlişki): Yakınlık, uzaklık, babalık-oğulluk.

Meta (Ne zaman): Zaman içinde olmak (Zamanın faili olan asıl felek hariç).

Fiil (Etki): Başkasına tesir etmek.

İnfial (Edilgi/Etkilenme): Başkasından etkilenmek. Kasas 88'deki "O'nun zatından başka her şey helak olacaktır" ayetini, helak olmanın infialin (edilginliğin) son sınırı olmasıyla açıklar. Allah'ın zatı ise mutlak fiildir (etkendir).

 

BİRİNCİ BAB

Cismaniler iklimiyle ilgilidir

Dış dünyada müşahede ettiğimiz varlıklar ya kendi zatıyla kaimdir ya da var olmak için bir taşıyıcıya (hamil/mevzu) muhtaçtır.

 

Cevher – Araz Ayrımı

Cevher: Kendi zatıyla kaim olan, var olmak için bir mekana veya konuma ihtiyaç duymayan asıldır.

Araz: Var olmak için bir cevhere muhtaç olan niteliklerdir

 

Cevher özü itibariyle birdir. Ancak bilkuvve (potansiyel olarak) sonsuz cüzlerin kendisinden doğması istidadına (kabiliyetine) sahiptir. Yani madde bilfiil bölünmüş olarak var olmaz; bölünme, birleşme ve ayrılma ona sonradan gelen arazlardır.

 

Heyula (ilk madde) ilk cevherdir.

Suret, Heyulaya gelerek onu somutlaştıran, biçimlendiren arazsal formdur.

Hakikati sadece duyularıyla kavrayanlar kabuğu almış, özü bırakmıştır.

 

Evreni kapsayan en dıştaki küre olan Arş, mutlak olarak ihtiva edendir (kuşatandır) ve onun üzerinde bir mekan yoktur. En dipteki Arz (Yeryüzü) ise mutlak olarak kuşatılandır.

 

Ateş: En hafif, en latif unsurdur; feleğe komşudur.

Hava: Letafet ve şeffaflıkta ateşe benzer, onun altında yer alır.

Su: Soğuk ve yoğundur; toprağa komşudur.

Toprak (Yer): En ağır, en kesif (yoğun) unsurdur; merkezdedir.

Hayula bu dört unsurun birbirine dönüşmesini sağlar.

 

(Ateş / Hava / Su / Toprak). Bu zıtların savaşı ve tedrici kırılması sayesinde Mizaç oluşur. Bu mizaç Nebat ve Hayvanı (cansızlar, bitkiler, canlılar) doğurur.

 

Feleklerin dönüşü ve yıldızlar, dünyadaki maddeleri sadece yeni bir sureti kabul etmeye hazırlar. Suret verici olan, akılların da beslendiği Mutlak Nur Membaı olan Allah’dır.

 

Canlılığın, bitkisel ve hayvani nefislerin ayakta kalmasını sağlayan "tabii sıcaklık" güneşten fışkırır. Tıpkı kalbin bedenin her yerine feyiz (kan/hayat) pompalayan kaynak olması gibi, güneş de evrenin kalbidir. Aynı zamanda evrenin gözü ve başıdır; çünkü varlıklar onun ışığı sayesinde görünürlük kazanır.

Ay, sultan konumundaki güneşin veziri ve halifesidir. Hayat önce kalpten (güneşten) başlar, sonra beyne (aya) sirayet eder ve oradan tüm organlara dağılır.

 

Tab (Huy/Karakter) Bilinçli ya da bilinçsiz her türlü etkiyi kapsar. Hayvanların içgüdüsel eylemleri "tabları" gereğidir, tabiatları gereği değil.

Tabiat / Sadece bilinçsiz cisimlerin zorunlu hareketlerini ifade eder. Cansız varlıkların (örneğin taşın yere düşmesi, ateşin yükselmesi) eylemleri tabiatları gereğidir.

 

Isı bir keyfiyettir (nitelik), hareket ise kemiyet ve eyni kapsayan bir kategoridir. İki ayrı kategori (hareket ve ısı) birbirinin sebebi olabilmektedir.

 

Cisimler hakikatte ortak, üzerlerine gelen arazlar (renk, şekil, zaman, mekân) sayesinde farklıdırlar.

 

İKİNCİ BAB

Felekiyat

Dünyevi cisimler bir mekanda (arkası boş bir uzayda) düz bir çizgide hareket eder. Ancak feleklerin ötesinde ne boşluk  ne de doluluk vardır. En dıştaki felek (Kuşatan/Muhit Kütle) mutlak sınırdır ve mekanın kendisidir. Bu yüzden felekler sadece kendi merkezleri etrafında dairesel hareket edebilirler.

 

Unsur aleminde su havaya, ateş toprağa dönüşebilir. Feleğin sureti ise sabittir; yok olmaz, başka bir forma bürünmez.

 

Nefis, tabii ve aletsel bir cismin ilk kemalidir.

İlk Kemal: Cismi bilfiil hayat sahibi kılan özüdür.

Nefis bir araz değildir; kendi zatıyla kaim bir yöneticidir.

 

Beşeri Nefisler “İnsanın Mahiyeti” Hakkında

İnsan nefsinin ontolojik (varlıksal) olarak sabit bir makamı yoktur, insan sürekli tekamüle tabidir.

Nefis; şehvet (istek) ve gazap (öfke) kuvvetlerine boyun eğdiğinde hayvani ve yırtıcı bir dereceye düşer (Esfel-i Safilîn).

Nefis; ilim (teorik akıl) ve amel (pratik akıl) kuvvetlerini kemale erdirdiğinde ilahi makama yükselir (Sidretu’l-Müntehâ).

 

“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler.”

Kozmik yapılar kamil bir idrak istidadından yoksun oldukları için emanetten korkmuşlardır.

 

Nefsin Maddi Olmadığına Dair Burhani Deliller

İlim (bilgi) soyut bir olgudur. Cisim değildir ki bölünemez. Bilgi de bölünemez; yarım bir üçgen bilgisi olmaz. İlmin mahalli de nefstir. Demektir ki maddesiz bir cevherdir.

Maddi bir cisim sadece kendi hacmi kadar şeyi alabilir.

İnsan nefsi (aklı), nicelikleri ve tüm cisimler alemini algısıyla kuşatabilir

Varlık ile yokluk gibi zıtlar dış dünyada aynı mekanda aynı anda bulunamazlar.

İnsan aklı iki zıddı da aynı anda tek bir merkezde (idrakinde) bir araya getirir.

 

Duyular

Evrende algılanabilir ne varsa ya bir Suret (biçim/fiziksel form) ya da bir Anlam (mana/soyut nitelik) olarak mevcuttur.

 

Ortak His

Beş dış duyudan (göz, kulak, ten vb.) gelen verilerin bir havuz gibi toplandığı merkezdir. Rüyadaki semboller ve uyanıklıkta beliren vizyonlar burada şekillenir.

 

Hayal Gücü

Ortak hissin hazinesidir. Dış duyular kaybolsa bile nesnelerin suretlerini hafızada tutar.

 

Vehim

Somut varlıklarda bulunan ama gözle görülmeyen cüzî anlamları (sevgi, düşmanlık, korku) sezer. Koyunun kurda baktığında "göz" değil, "düşmanlık ve tehlike" anlamı algılayıp kaçması vehim sayesindedir.

 

Hafıza

Vehim kuvvetinin algıladığı soyut anlamların saklandığı depodur.

 

Düzenleyici Kuvvet

Hayaldeki suretler ile hafızadaki anlamları birbirine bağlar (terkip), ayırır (tafsil) ve analiz eder.

 

Nefsin (Vehmin) emrine girdiğinde: Adı Mütehayyile olur.

Akl-ı Natık’ın emrine girdiğinde: Adı Müfekkiîre (Düşünme Gücü) olur.

 

Kurbanı kabul edilen Akıl, Hâbil’dir; onu kıskanıp maddi yapıyı yıkan Vehim ise Kâbil’dir.

 

İKİNCİ BAB

Yüce Nefisler Hakkındadır

Cahil ve Gafil Zenginler: Kendilerini var eden Yaratıcı'dan ve hatta kendi amellerinden bile habersiz olan liyakatsiz kimseler, dünyanın tüm süslerini (altın, gümüş, makam, konfor) kuşanıp çalım satarlar.

Faziletli ve Âlim Ruhlar: Hz. Ali, İbn Abbas ve Ebû Hureyre misali beyinleri ve kalpleri ilimle dopdolu olan soylu ruhlar ise ömürlerini açlık, hastalık, yokluk ve delik ayakkabılar içinde geçirirler.

 

Makul varlıklar

Akılla kavranan makul varlıklar (soyut varlıklar) duyularla algılanan maddi varlıklardan üstündür.

 

Makul olan "Zorunlu Varlık" (Vacib), algılanan ise "Mümkün Varlık" (Mümkün) kategorisindedir. Vacib, mümkünden öncedir.

 

Makul varlık basittir (bölünemez); algılanan varlık ise mürekkeptir (parçalıdır). Basit olan, bileşik olandan önce gelir.

 

Makul varlık zaman ve mekan hapishanesinden münezzehtir; maddi varlık ise bu ikisine muhtaçtır.

 

Makul varlık letafet (incelik/nur), algılanan ise katılık (kesafet) alemindendir.

 

Ruhani Alemin 6 Cevheri

Akıl (Ukûl-ı Mücerrede): İlk yaratılan, Allah katında en aziz olan soyut cevher.

Nefis (Nüfûs-ı Felekiyye ve Beşeriyye): Aklın gölgesi olan tedbiredici kuvvet.

İdeler (Eflatunî İdeler): Büyük Eflatun'un müşahede ettiği nurnânî, sabit, makul külli suretler.

Muallak Suretler (Âlem-i Misâl)

Külli Suretler: Sonlu ve sonsuz varlıkların kalıpları.

Heyula (Madde/Cevher): Felekî ve unsurî (dünyevi) olmak üzere ikiye ayrılan, feyzi kabul eden en alt taban.

 

Kader ve İrade

"Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı" ayeti, insan fiillerindeki çift ciheti gösterir. Kul, fiili işleyen mecazi atıcıdır; Allah ise fiili var eden hakiki yaratıcıdır.

 

Mukarreb Melekler

Maddi alemin ötesinde, zamandan ve mekandan münezzeh Mücerret Akıllardır.

 

Nefis basit bir cevherdir. Kendi zatında hem fiili (etmeyi) hem de infiali (edilme/kabul etmeyi) aynı anda barındıramaz.

Nefse bu ilimleri dışarıdan getiren bir dış cevher olmalıdır.

 

Feleklerin Halleri

Maddi cisimler düz bir çizgide (doğrusallık) hareket eder ve hedefe varınca durur. Felekler ise dairesel hareket eder. Bu hareketin durmaması, onun akli ve iradi bir gayeye matuf olduğunu gösterir.

 

Akıllar ve nefisler sayılamayacak kadar çoktur.

Dokuz felek ve bir faal akıl olmak üzere yapılan "On Akıl" sınırlaması filozofların (Fârâbî ve İbn Sînâ) bir kabulüdür

 

İlk Akıl, Allah’ın ilk yarattığı ve Kendisine en çok benzeyen varlıktır.

İnsani nefis, mertebe silsilesinin en sonunda yer aldığı için yaratıcısına benzerlik bakımından en uzaktır.

 

Heyula / Henüz hiçbir şekil almamış ama tüm suretleri kabul etmeye hazır olan ilk madde.

Cisimler aleminin batış/yok oluş yeridir.

 

Beyt-i Ma'mûr / Burçların ve gezegenlerin suretlerinin bulunduğu, göksel şekillerin merkezidir.

 

Arş / Bütünüyle cismani evreni kuşatan, ötesinde fiziksel hiçbir boşluk ve cihet bırakmayan evrensel sınırdır.

 

Harfler ve sembolleri

KAF

Cisimler alemini bütünüyle ihata eden İlk Akıl

NÛN

Varlığın şekillerini kabul eden Külli Nefis

A.L.M.

Elif: Akılların İlahı

Lam: Nefislerin Mebdei (Cebrail)

Mim: Beşeri Ruhların Yneticisi

Ra

"Allah ve Cebrail biliyor ki Muhammed O'nun elçisidir."

Sad

Hz. Muhammed'in en üstün ilim, amel ve Mutlak Vuslat (Sad) makamı.

 

Cömertlik denizinden açılan ilk kapı İlk Akıldır. Levh-i Mahfuz, Kalem ve diğer bazı kavramlar da İlk Aklı işaret eder.

Akıl: Eşyayı ve hakikati bütünüyle idrak edişi yönüyle.

Levh-i Mahfuz: Değişmelerden korunmuş olması ve ilahi mührü üzerinde taşıması yönüyle.

Kalem: Feleki ve dünyevi ruhlara ilimleri ve suretleri nakşetmesi yönüyle.

Nur-ı Muhammedî: Hz. Muhammed’in ruhunun ondan bir şule (ışık) olması yönüyle.

Cevher: Madde ve taşıyıcılardan bağımsız, kendi zatıyla kaim olması yönüyle.

Behmen: Kadim Pehlevi/İran felsefesinde Nur-ı Kahir'den sudur eden ilk nurani varlık.

Rahman'ın Sağ Eli: Her an dolu, cömert ve varlık bahşeden ilahi güç

 

Külli Nefs

Evrendeki tüm canlıların içine sızan hayat suyudur.

 

Akıllar zamansal olarak sonradan yaratılmamışlardır

 

Akıllar feleki kütlelerin illetidir; nefisler ise bu kütleleri hareket ettiren vasıtalardır.

 

Cennette Akan Dört İlim Irmağı

Su Irmağı / Mantık İlimleri: Düşünceyi hatadan korur, saf ve durudur.

Süt Irmağı / Riyazet (Matematik/Ahlak): Nefsi besler, fıtrata uygundur.

Şarap Irmağı / Tabiiyat (Fen İlimleri): Doğanın sırlarını çözerek ruhu coşturur.

Bal Irmağı / İlahiyat (Metafizik): Kabuktan (balmumundan) arınmış, ilimlerin en yücesi ve özüdür.

 

KİTABIN İKİNCİ KONUSU / VARLIĞIN SEBEBİ

Akli Ciyetler

Vacip (Zorunlu): Yokluğu kabul etmeyen, yokluğu farz edildiğinde imkansızlığı (muhal) gerektiren.

 

Mümteni (İmkansız): Varlık kabul etmeyen, varlığı farz edildiğinde muhali gerektiren.

 

Mümkün (Olası): Varlığı da yokluğu da zatından olmayan, her iki durumu da kabul eden.

 

Mutezile, Yokluktaki (madum) mümkün şeyler, henüz varlığa gelmeden önce de birer "şey"dir der.

Heyulâ duyulara göre yok (madum) gibidir ama potansiyel bir cevherdir. Mutezile bunu mutlak yokluğa yormuş ve sapmıştır.

 

Mümkünün hem var oluşu (hüdûsu) hem de varlıkta durması (bekâsı) Allah’ın feyzine bağlıdır.

 

Tevhidin Mertebeleri

La ilahe illallah (Avam): İlahlık sıfatını başkasından nefyeder ama zihnen Allah'ın dışındaki varlıkların mevcudiyetini kabul eder.

 

La huve illa hu (Havas Ulema): Sadece ilahlığı değil, mutlak varlığı ("O" olma hüviyetini) Allah'a hasreder.

 

La ente illa ente (Avam Veliler): Karşısında sadece hitap edilen tek bir "Sen" (Hakk) kalmıştır, mutlak müşahede vardır. Ancak hala bir "gören" ve "görülen" ikiliği mevcuttur.

 

La ene illa ene (Havas Veliler): İkilik kalkar, kadehle şarabın (kul ile Hakk'ın tecellisinin) birbirine karışması gibi erime (ittihad) gerçekleşir. Hallâc-ı Mansûr'un "Enel Hak" (Ben Hakk'ım) sırrı burasıdır. Kul, Ceberut nurunun sarhoşluğuyla kendinden geçer.

 

Küllü şey'in hâlikun illâ vecheh (En Üstün Makam - Hz. Peygamber): Burada ne nefyetmek vardır ne de ispat etmek. Kul kendi varlığından da fena bulmuştur, sadece O kalmıştır. Ne göz kayar ne sınır aşılır (Necm 17). Kul, iki yay mesafesinden (Kâbe kavseyn) daha yakına ulaşmıştır.

 

Cisimler üzerinden Allah'ın sıfatlarını (Alîm, Hayy vb.) anlamaya çalışmak oyun ve eğlencedir. Cisim sadece bir "yaratıcı" olduğunu gösterir ama O'nun mahiyetini veremez.

 

Allah'ın Sıfatları

Celal (Selbi/Tenzîhî Sıfatlar): Allah'ı eksikliklerden, maddeye benzemekten, zamandan ve mekandan uzak tutmaktır (O'nun ne olmadığını söyler).

 

İkram (Sübuti/Vücûdî Sıfatlar): Allah'ın sahip olduğu mutlak kemalat, ilim, kudret ve hayattır (O'nun ne olduğunu söyler).

 

Selbi Sıfatlar

Allah Heyûlâ (İlk Madde) Değildir: Heyulâ sadece edilgendir (infial), her şekle girer ve varlığın en alt basamağıdır. Vacip ise saf etkendir (fiil).

 

Allah Suret (Form) Değildir: Suret bir yer kaplar, yayılır veya başka bir şeye hulul eder. Allah bunlardan münezzehtir.

 

Allah Cisim Değildir: Cisim, madde ve suretin birleşiminden (mürekkep) oluşur. Her mürekkep parçalarına muhtaçtır; Allah ise Sameddir (ihtiyaçsız ve basittir).

 

Allah Araz Değildir: Arazlar (renk, koku, hareket) geçicidir, kalıcı olamazlar.

 

Allah Nefis Değildir: Nefis, mükemmelleşmek için bedeni hareket ettirmeye muhtaçtır. Allah'ın evreni hareket ettirmesi ise bir muhtaçlıktan değil, mutlak bir Emir (Kün) iledir.

 

İkram (Sübuti) Sıfatların Şerhi

1. İlim: "Eşyanın O'ndan Kaybolmamasıdır"

Değişen şeylerin (zaman, mekan, hareket) değişmesi, Allah'ın ilmini değiştirmez. Aksine, şeyler Allah'ın ilminde öyle olduğu için dış dünyada değişirler.

 

2. Kudret: "İhtiyar Yoluyla İcat Etmek"

Allah'ın kudreti mutlak fiildir (bilfiil). Öncesinde ilim ve irade olan, hiçbir baskı ve zorlama olmaksızın alemi yoktan var eden mutlak güçtür.

 

3. İrade: "Tahsis Etmek"

Allah'ın iradesi; varlığın bir kısmını önceliğe, bir kısmını sonralığa, bir kısmını da belirli özelliklere tahsis etmesidir.

 

4. Hayat: "Fail ve İdrak Eden Olmak"

Allah'ın hayatı İlim, Kudret ve İradenin bütünüdür.

 

5. Hikmet: "Tam İlim ve Kusursuz Amel"

 

İdraki idrak etmekten acizlik idraktir.

 

ÜÇÜNCÜ TEMEL

Amaç karşısında fiillerin durumu ile ilgili¬dir.

 

İslam felsefesinde "yaratma" anlamına gelen kavramların hiyerarşisi

Fiil: Bir mevcudun, başka bir mevcudu kuvveden (potansiyel) fiile (aktüel) çıkarması.

İcat / Halk: Mutlak varlık bahşetmek ve ölçüp biçerek takdir etmek (halk).

Ca’l / Tekvin: Maddeye form vermek veya madde içinde var etmek (tekvin).

İhdas: Zaman içinde (öncesinde yokluk varken) var etmek.

Fatr / İbda’: Öncesinde hiçbir benzeri ve maddesi olmaksızın, zamansız olarak yoktan var etmek (ibda').

 

Kozmik Şüpheler, Varoluşsal Vesveseler

I. Zaman ve Süreklilik Problemi

Allah’ın fiili O’nunla beraber daimi midir (Güneş-ışık ilişkisi gibi), yoksa sonradan mı yaratılmıştır? Eğer sonsuz bir zaman boyunca yaratmamışsa, o dönemde atıl (işlevsiz) kalmış olmaz mı?

 

II. Amaç (Garez) Problemi

Allah alemi bir amaç için yarattıysa, bu durum O'nun o amaca muhtaç olduğunu (eksikliğini o amaçla tamamladığını) gösterir. Eğer bir amaçsızlık varsa, bu sefer de evren abes ve oyun (oyuncak) olur.

 

III. Kötülük (Şer) Problemi

Eğer Allah "Salt Hayır" ise, dünyadaki afetler, adaletsizlikler, fakirlik ve kötülükler nereden gelmektedir?

Failsiz derseniz Dehrilik (Ateizm/Materyalizm) ve Tabiatçılık doğar.

Faili insan derseniz Kaderiye (Mutezile) doğar.Faili karanlık bir güç derseniz Seneviye (Dualizm/Mecusilik) doğar.

 

Allah vardı ve O'nunla beraber hiçbir şey yoktu

 

Yüce Allah’ın İlk Olarak Aklı Yaratmasının İzahı

İlk yaratılış neden Araz olamaz: Çünkü arazlar var olmak için bir cevhere/taşıyıcıya muhtaçtır; en son var olması gereken şey en önce olamaz.

 

İlk yaratılış neden Heyula (Madde) olamaz: Maddenin formsuz var olması muhaldir.

 

İlk yaratılış neden Suret (Form) olamaz: Suret ancak bir maddede kaim olabilir.

 

İlk yaratılış neden Cisim olamaz: Cisimde bileşim/terkip ($bölünme$) vardır, oysa Allah'tan çıkan ilk şey basit olmalıdır.

 

İlk yaratılış neden Nefis olamaz: Nefis değişkenlik gösterir, Değişmez Olandan doğrudan çıkamaz.

 

Allah’ın ilk yarattığı şey İlk Akıl’dır (Akl-ı Evvel).

 

İlk Akıl sonradan var edilmiş bir "mümkün" varlıktır.

Nurlar ve gölgeler zinciri, parlaklığını kaybederek en son akla (Faal Akıl) kadar uzanır. En nihayetinde, artık zatını bile algılamaktan aciz, ışığı kalmamış zülmani bir cevher olan Heyula (Saf Madde) ve onun gölgesi olan Tabiat doğar.

 

Feleklerin hareketleri ve yıldızların etkileriyle bu maddeden Dört Unsur (Ateş, Hava, Su, Toprak) belirgin hale gelir ve sürekli bir kaynaşma içine girer.

 

İlk Akıl, Tuba Ağacı, Muhammedi Ruh

Allah'ın ilk yarattığı evrensel ilke (İlk Akıl), tüm varlık ağacının potansiyelini içinde taşıyan tohumdur.

Kök/Tohum: İlk Akıl (Akl-ı Evvel)

Gövde: Diğer Kozmik Akıllar (Mücerret varlıklar)

Ana Kollar: Nefisler (Kozmik ruhlar)

Taze Dallar: Felekler (Gök cisimleri, maddi evrenin küreleri)

Yapraklar: Unsurlar (Ateş, hava, su, toprak)

Çiçekler: Arz nefisleri (Yeryüzündeki canlılık potansiyeli)

Meyve: Beşerî Nefis (İnsan).

 

Bu ağacın can suyu, özü ve varlık sebebi Hz. Muhammed'in hakikatidir.

 

Şer / kötülük bağımsız bir varlık değil hayrın olmayışı / yokluktur.

 

Yüce Allah’ın Bazı İsimleri Hakkında

"Allah" ismi, doğrudan sıfatlarla mevsuf olan Zât’a delalet eder.

İnsan aklı Tanrı'nın zâtını doğrudan ihata edemez.

Sadece isimler ve sıfatlar perdesinden O'nu tanıyabilir.

 

A'lâ ve Vakıa surelerindeki "Rabbinin adını tesbih et" emirlerinde doğrudan "Rabbini tesbih et" denilmeyip, "adını" (ismidini) tesbih etmenin emredilmesi, insanın zâtı idrak etmedeki mutlak acziyetini gösterir. İnsan ancak tecelliler ve isimler üzerinden bir marifete ulaşabilir.

 

el-Bedi’ ismi, maddesiz, zamansız ve mekansız olarak basit cevherleri (Akılları ve Nefisleri) yoktan var etmeyi ifade eder.

es-Sani’ ise mevcut olan basit unsurları birleştirerek mürekkep (bileşik) varlıkları (örneğin insanı, bitkiyi) yaratmaktır.

 

Ahad: Parçalara ayrılması zihnen veya haricen mecazi olan birlerin ötesinde, hiçbir yönden ikincisi olmayan mutlak birliği ifade eder.

 

Ferd: Bölünmeyi, hacmi ve parçayı kesinlikle kabul etmeyendir.

 

Samed: İçi boş olmayan lider anlamından hareketle, hacimsel ve maddesel boşluktan (ve dolayısıyla atomik parçalanmadan) münezzeh, tüm mümkünlerin üstündeki mutlak mercidir.

 

Kul, ne kadar yetkinleşirse vesin ontolojik sınırını aşamaz; ancak ilahi isimlerin nurlarıyla aynalaşabilir.

 

Mead “Ahiret” Hakkında

Meâd kelimesinin köken anlamı "rücu / aslına dönme"

Bir dönüşten bahsedebilmek için şu üç mantıksal bileşenin bilinmesi zorunludur: dönecek olan, dönüşün başladığı yer ve dönüşün varacağı yer.

 

Meâdin başlangıç yeri sadece Unsurlar Âlemidir (Ay-altı âlem / Dünya).

İnsanda ilahi feyzi alan ve iyiliği emreden sadece tek bir nurani kuvvet vardır: Kuvve-i Natıka (Düşünen/Arif akıl).

Buna karşılık, aklı baskılayan 10 karanlık/hayvani kuvvet bulunur: şehvet, gazap, büyüme, beslenme, üreme vb.

İnsanın yaptığı tek bir ihsan (iyilik), içindeki bu 10 facir/günahkar kuvvete galip gelmesi demektir. Bu yüzden "İyilik yapana on katı verilir"

 

Ba’s / dirilme

1. Aklın, nefis kabrinden dirilmesi

2. Nefsin, ruh kabrinden dirilmesi

3. Ruhun, kalp kabrinden dirilmesi

4. Kalbin, kalıp (beden) kabrinden dirilmesi

5. Kalıbın (bedenin), arz (toprak) kabrinden dirilmesi

 

Ruhani hayat ile cismani hayat birbirinin zıttıdır; biri doğduğunda diğeri mahvolur.

 

Nebilerden ve filozoflardan oluşan çok sayıda insanın dilinden düşmeyen bazı kelimelerin tefsiri ile ilgilidir

 

Mucize

Mucize hem vücudî (varlıksal) hem de ademî (yoksal) olabilir. Doğal nizamın dışından bir şey getirmek varlıksaldır. Doğal bir akışı engellemek ise yoksaldır

 

Olağanüstü

Sıradan bir eylem olsaydı nübüvvet delili olamazdı.

Nefsin gücü arttıkça hükmettiği cismin şerefi artar.

Hz. Muhammed’in nefsi en üstün maddi kütle olan göksel feleğe (Ay'ı yarmak) hükmederken, Hz. Musa’nın nefsi süfli/arzî elementlere (asanın ejderhaya dönüşmesi) hükmetmiştir.

 

Meydan Okuma

Mucizenin şahitler huzurunda, toplumsal bir iddia ile ortaya konması şarttır. İçsel bir gizli güç meydan okuma barındırmıyorsa delil vasfı taşımaz.

 

Karşı Çıkılamazlık

Sihir, tılsım, göz bağcılık veya dâhiyane insan yetenekleri kendi çapında "olağanüstüdür." Ancak bunların hepsi kendi türünden daha üstün bir gücün meydan okumasıyla alt edilebilir. Mucizeyi bunlardan ayıran şey, kesinlikle egale edilemez ve karşı çıkılamaz oluşudur.

 

Keramet

Mucizenin son iki kaydından (meydan okuma ve karşı çıkılamazlık) yoksundur. Veli, Allah'ı görüyormuş gibi ibadet eden ve marifetini bilendir.

 

Sidretü'l-Müntehâ: Duyulur âlemin (mahsusat) bittiği, akledilir âlemin (makulat) başladığı sınırdır.

Saf akıl (Faal Akıl) zamandan ve mekandan münezzeh olduğu için bizzat aşağı inemez; inerse (hadisteki tabirle) yanar.

 

Eflatun üç semayı (Tabiat, Nefis, Akıl) çözmüş, ötesindeki acziyeti itiraf etmiştir

 

Her normal nefis, kendi hususi mülkü olan "bedenine" mutlak hükmeder. Ancak nefis arınıp saflaştıkça, tasarruf alanı kendi et-kemik bedenini aşar ve oluş-bozuluş âleminin genel maddesine hükmetmeye başlar.

 

Risaletin ve Nübüvvetin Vacibliği

Brahmanlar ve Sâbiîler nübüvvet kurumunu inkâr eder.

İnkârcıların temel mantığı şudur: "Eğer peygamber bir beşerse, bizden farkı yoktur; o halde ona uymak anlamsızdır. Eğer peygamberlik insan olmanın doğasında varsa, herkes peygamber olmalıdır."

 

Hz. İbrahim: Dinin temelini attı; irfani yolculuğunda aracı ruhu (Cebrail'i veya Faal Akıl'ı) "Rabb" (eğiten/yetiştiren) olarak isimlendirdi.

Hz. Musa: Gazap kuvveti baskındı (Kıptiyi öldürmesi bu celalin sonucuydu). Dinin duvarlarını ördü.

Hz. İsa: Ruhani kuvveti o kadar baskındı ki dirileri öldüren gazabın aksine, ölüleri diriltiyordu. Aracı ruhu "Baba" olarak nitelendirdi (Hristiyanlar bu gnostik sembolü yanlış anlayıp tecsime saptılar).

Hz. Muhammed (s.a.v): Kâmil İtidâldir. Bütün ruhanî ve bedenî kuvvetleri tam bir dengededir; nitekim onun "şeytanı" (tahayyül ve şehvet kuvveti) Müslüman olmuştur. O, cisimler aleminin kandili olan Güneş gibi, ruhlar aleminin Nurlu Kandilidir

 

"Yok etme" ($idam$) bir fiil değildir; yokluk eyleme dökülemez.

 

Safra hastası birinin ağzındaki bozuk tat yüzünden en tatlı şekeri bile acı hissetmesi gibi, manevi mizacı bozulmuş kimseler de ruhanî ölümsüzlük hakikatini bir "vehim" sayarlar.

 

İnsanın tekâmül aşamaları

Dört Unsur (Balçık): Ateş, Hava, Su, Toprak.

Sülâle: Balçıktan süzülmüş öz.

Nütfe: Sperm/Yumurta aşaması.

Alaka: Kan pıhtısı.

Mudga: Bir çiğnem et.

Azm: Kemik yapısı.

Lahm: Etin kemiğe giydirilmesi ve bedenin tamamlanması.

 

Nefis bedenle birlikte hadistir (sonradan yaratılmıştır), bedenden önce ruhanî bir depoda beklememektedir.

 

Nefsin Dört Akli Mertebesi

Heyulani (Maddi) Kuvvet: Nefsin henüz hiçbir bilgiye sahip olmadığı, ancak her şeyi öğrenmeye hazır olduğu en ham halidir. Çocukluk evresindeki potansiyeli temsil eder.

 

Meleke Halindeki Akıl: Nefsin apaçık, zorunlu ilk bilgileri (bedihîleri/evveliyatı) elde ederek, bunlar vasıtasıyla bilinmeyen "kesbî" bilgilere yönelme gücü (melekesi) kazandığı evredir.

 

Fiili Akıl: Nefsin artık düşünceyi, nazarî derinliği kullanarak bilgileri bilfiil hazır hale getirdiği evredir.

 

Müstefad: Akli hakikatlerin, nefsin karşısında hiçbir perde kalmaksızın apaçık müşahede edildiği, istikrarlı bir meleke haline geldiği en yüksek insanî kemal mertebesidir.

 

İnsan nefsinin en büyük lezzeti, makulatı (tümel hakikatleri), yani Mebde (Başlangıç/Tanrı-Melekler) ve Mead (Dönüş/Kitaplar-Peygamberler) hakikatlerini bilmektir

 

Zeyl

Hakikat arayıcılarının iki yolu

İlme’l-Yakin (Burhan Sahipleri): Akıl yürütme, mantıki delil ve tefekkür yoludur. Bineği düşünce (nazar), mekânı ruhtur.

Ayne’l-Yakin (Ayan Sahipleri): Doğrudan müşahede, keşf ve irfan yoludur. Bineği riyazet (nefis terbiyesi), mekânı bedendir (beden vasıtasıyla nefsi terbiye etmek).

 

Hüccet / delil

Kıyas (Dedüksiyon): Tümelden tikele (Külliden cüziye) gidiş. Mantığın en şerefli kapısıdır.

İstikra (Endüksiyon): Tikelden tümele (Cüziden külliye) gidiş.

Temsil (Anoloji): Tikelden tikele gidiş.

 

Ruhani arınmanın (tezkiyenin) ilk şartı, tüm günahların başı olan "dünya aşkını" ve onun doğurduğu şu üç ana rezilliği terk etmektir

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder