İbn
Arabi - el-Bulga-Fil-Hikmeh - Notlar
Hikmette Son Nokta
Mütercim: Vahdettin İnce, Kitsan Yayınları
Önsöz
Birçok filozof ve mistik için nihai gaye, maddi alemin
kesifliğinden (halk) sıyrılıp soyut hakikat dünyasına (Hak) yükselmektir. İbn
Arabî’ye göre arif, orada kalmamalı; tıpkı yeryüzünden buharlaşıp göğe yükselen
suyun, bulutlarda saf katreler haline gelerek yeryüzünü canlandırmak için
yağmur olarak geri dönmesi gibi, insanlığın arasına geri dönmelidir.
el-Bulga fi’l-Hikme, bu dikey yükselişten sonra yeryüzüne
inen "saf hikmet yağmurunu" temsil eder.
Önsözden sonra Nihat Keklik’in eserin otantikliğini
(aidiyetini) ispat ettiği akademik raporuna yer veriliyor.
Eserin bilinen tek kopyası İstanbul Ragıp Paşa
Kütüphanesi’ndedir. Eserin üzerinde müellif adı yazmamaktadır
el-Bulga’yı İbn Arabî’nin diğer eserlerinden ayıran en
orijinal yön, içinde Farsça manzum parçaların yer almasıdır. Bu durum İbn Arabî’nin
1205 yılından sonra Anadolu’da kaldığı 15 yıl boyunca Farsça kültürün egemen
olduğu Selçuklu sarayı ve mutasavvıflarıyla (Evhadeddin Kirmânî gibi) yakın
ilişkiler kurmuş olmasıyla ilişkilendirilir.
Eserin son sayfasında telif bitiş tarihi Hicri Muharrem 629
(Miladi Ekim 1231) olarak kayıtlıdır. İbn Arabî 1240 yılında vefat ettiğine
göre, bu eser ölümünden tam 9 yıl önce, 66 yaşında kaleme alınmıştır.
…
el-Bulga-Fil-Hikmeh
Zihnin zayıfladığını ve kuvvet ipinin yün gibi gevşediğini
fark ettim...
Gençlik kuşu uçup gitti... Hayat alanı kıpkızıl bir gurup
(gün batımı) zamanını andırıyor.
Ahmed b. Es-Sadr es-Said Ebu Nasr b. Yunus / Onun sağladığı
huzur iklimi sayesinde bu derin ilimleri kağıda dökebildi…
Hikmetin Kısımları
Nefsani Nazari (Sözel) Hikmet: Varlığın tüm suretlerinin
beşeri nefse (aynaya yansır gibi) nakşedilmesidir.
Cismani Ameli (Fiili) Hikmet: Hayırlı amel yapmak, ahlakı en
üst düzeye çıkarmaktır.
Bir şey sınırını aşınca karşıtına döner; felsefeciler bu
yüzden şaşkındır.
Vacibü'l-Vücud (Zorunlu Varlık): Varlığı kendinden olan, her
şeyin kaynağıdır.
Varlığı bir sebebe bağlı olanlar: Cevher ve mümkünler.
Cismani arazlar
Kemiyet (Miktar): Uzunluk, genişlik.
Keyfiyet (Nitelik): Sıcaklık, soğukluk, aydınlık.
Eyn (Nerede): Mekan ve cihet.
Vaz' (Konum): Cüzlerin dış dünya ile münasebeti.
Mülk (İyelik): Gömlek giymek, sarık sarmak (taşınabilir
iyelik).
Muzaf (Görelilik/İlişki): Yakınlık, uzaklık,
babalık-oğulluk.
Meta (Ne zaman): Zaman içinde olmak (Zamanın faili olan asıl
felek hariç).
Fiil (Etki): Başkasına tesir etmek.
İnfial (Edilgi/Etkilenme): Başkasından etkilenmek. Kasas
88'deki "O'nun zatından başka her şey helak olacaktır" ayetini, helak
olmanın infialin (edilginliğin) son sınırı olmasıyla açıklar. Allah'ın zatı ise
mutlak fiildir (etkendir).
BİRİNCİ BAB
Cismaniler iklimiyle ilgilidir
Dış dünyada müşahede ettiğimiz varlıklar ya kendi zatıyla
kaimdir ya da var olmak için bir taşıyıcıya (hamil/mevzu) muhtaçtır.
Cevher – Araz Ayrımı
Cevher: Kendi zatıyla kaim olan, var olmak için bir mekana
veya konuma ihtiyaç duymayan asıldır.
Araz: Var olmak için bir cevhere muhtaç olan niteliklerdir
Cevher özü itibariyle birdir. Ancak bilkuvve (potansiyel
olarak) sonsuz cüzlerin kendisinden doğması istidadına (kabiliyetine) sahiptir.
Yani madde bilfiil bölünmüş olarak var olmaz; bölünme, birleşme ve ayrılma ona
sonradan gelen arazlardır.
Heyula (ilk madde) ilk cevherdir.
Suret, Heyulaya gelerek onu somutlaştıran, biçimlendiren
arazsal formdur.
Hakikati sadece duyularıyla kavrayanlar kabuğu almış, özü bırakmıştır.
Evreni kapsayan en dıştaki küre olan Arş, mutlak olarak
ihtiva edendir (kuşatandır) ve onun üzerinde bir mekan yoktur. En dipteki Arz
(Yeryüzü) ise mutlak olarak kuşatılandır.
Ateş: En hafif, en latif unsurdur; feleğe komşudur.
Hava: Letafet ve şeffaflıkta ateşe benzer, onun altında yer
alır.
Su: Soğuk ve yoğundur; toprağa komşudur.
Toprak (Yer): En ağır, en kesif (yoğun) unsurdur;
merkezdedir.
Hayula bu dört unsurun birbirine dönüşmesini sağlar.
(Ateş / Hava / Su / Toprak). Bu zıtların savaşı ve tedrici
kırılması sayesinde Mizaç oluşur. Bu mizaç Nebat ve Hayvanı (cansızlar,
bitkiler, canlılar) doğurur.
Feleklerin dönüşü ve yıldızlar, dünyadaki maddeleri sadece
yeni bir sureti kabul etmeye hazırlar. Suret verici olan, akılların da
beslendiği Mutlak Nur Membaı olan Allah’dır.
Canlılığın, bitkisel ve hayvani nefislerin ayakta kalmasını
sağlayan "tabii sıcaklık" güneşten fışkırır. Tıpkı kalbin bedenin her
yerine feyiz (kan/hayat) pompalayan kaynak olması gibi, güneş de evrenin
kalbidir. Aynı zamanda evrenin gözü ve başıdır; çünkü varlıklar onun ışığı
sayesinde görünürlük kazanır.
Ay, sultan konumundaki güneşin veziri ve halifesidir. Hayat
önce kalpten (güneşten) başlar, sonra beyne (aya) sirayet eder ve oradan tüm
organlara dağılır.
Tab (Huy/Karakter)
Bilinçli ya da bilinçsiz her türlü etkiyi kapsar. Hayvanların içgüdüsel
eylemleri "tabları" gereğidir, tabiatları gereği değil.
Tabiat / Sadece bilinçsiz
cisimlerin zorunlu hareketlerini ifade eder. Cansız varlıkların (örneğin taşın
yere düşmesi, ateşin yükselmesi) eylemleri tabiatları gereğidir.
Isı bir keyfiyettir (nitelik), hareket ise kemiyet ve eyni
kapsayan bir kategoridir. İki ayrı kategori (hareket ve ısı) birbirinin sebebi
olabilmektedir.
Cisimler hakikatte ortak, üzerlerine gelen arazlar (renk,
şekil, zaman, mekân) sayesinde farklıdırlar.
İKİNCİ BAB
Felekiyat
Dünyevi cisimler bir mekanda (arkası boş bir uzayda) düz bir
çizgide hareket eder. Ancak feleklerin ötesinde ne boşluk ne de doluluk vardır. En dıştaki felek
(Kuşatan/Muhit Kütle) mutlak sınırdır ve mekanın kendisidir. Bu yüzden felekler
sadece kendi merkezleri etrafında dairesel hareket edebilirler.
Unsur aleminde su havaya, ateş toprağa dönüşebilir. Feleğin
sureti ise sabittir; yok olmaz, başka bir forma bürünmez.
Nefis, tabii ve aletsel bir cismin ilk kemalidir.
İlk Kemal: Cismi bilfiil hayat sahibi kılan özüdür.
Nefis bir araz değildir; kendi zatıyla kaim bir yöneticidir.
Beşeri Nefisler “İnsanın Mahiyeti” Hakkında
İnsan nefsinin ontolojik (varlıksal) olarak sabit bir makamı
yoktur, insan sürekli tekamüle tabidir.
Nefis; şehvet (istek) ve gazap (öfke) kuvvetlerine boyun
eğdiğinde hayvani ve yırtıcı bir dereceye düşer (Esfel-i Safilîn).
Nefis; ilim (teorik akıl) ve amel (pratik akıl) kuvvetlerini
kemale erdirdiğinde ilahi makama yükselir (Sidretu’l-Müntehâ).
“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar
bunu yüklenmekten çekindiler.”
Kozmik yapılar kamil bir idrak istidadından yoksun oldukları
için emanetten korkmuşlardır.
Nefsin Maddi Olmadığına Dair Burhani Deliller
İlim (bilgi) soyut bir olgudur. Cisim değildir ki bölünemez.
Bilgi de bölünemez; yarım bir üçgen bilgisi olmaz. İlmin mahalli de nefstir.
Demektir ki maddesiz bir cevherdir.
Maddi bir cisim sadece kendi hacmi kadar şeyi alabilir.
İnsan nefsi (aklı), nicelikleri ve tüm cisimler alemini
algısıyla kuşatabilir
Varlık ile yokluk gibi zıtlar dış dünyada aynı mekanda aynı
anda bulunamazlar.
İnsan aklı iki zıddı da aynı anda tek bir merkezde (idrakinde)
bir araya getirir.
Duyular
Evrende algılanabilir ne varsa ya bir Suret (biçim/fiziksel
form) ya da bir Anlam (mana/soyut nitelik) olarak mevcuttur.
Ortak His
Beş dış duyudan (göz, kulak, ten vb.) gelen verilerin bir
havuz gibi toplandığı merkezdir. Rüyadaki semboller ve uyanıklıkta beliren
vizyonlar burada şekillenir.
Hayal Gücü
Ortak hissin hazinesidir. Dış duyular kaybolsa bile
nesnelerin suretlerini hafızada tutar.
Vehim
Somut varlıklarda bulunan ama gözle görülmeyen cüzî
anlamları (sevgi, düşmanlık, korku) sezer. Koyunun kurda baktığında
"göz" değil, "düşmanlık ve tehlike" anlamı algılayıp
kaçması vehim sayesindedir.
Hafıza
Vehim kuvvetinin algıladığı soyut anlamların saklandığı
depodur.
Düzenleyici Kuvvet
Hayaldeki suretler ile hafızadaki anlamları birbirine bağlar
(terkip), ayırır (tafsil) ve analiz eder.
Nefsin (Vehmin) emrine girdiğinde: Adı Mütehayyile olur.
Akl-ı Natık’ın emrine girdiğinde: Adı Müfekkiîre (Düşünme
Gücü) olur.
Kurbanı kabul edilen Akıl, Hâbil’dir; onu kıskanıp maddi yapıyı
yıkan Vehim ise Kâbil’dir.
İKİNCİ BAB
Yüce Nefisler Hakkındadır
Cahil ve Gafil Zenginler: Kendilerini var eden Yaratıcı'dan
ve hatta kendi amellerinden bile habersiz olan liyakatsiz kimseler, dünyanın
tüm süslerini (altın, gümüş, makam, konfor) kuşanıp çalım satarlar.
Faziletli ve Âlim Ruhlar: Hz. Ali, İbn Abbas ve Ebû Hureyre
misali beyinleri ve kalpleri ilimle dopdolu olan soylu ruhlar ise ömürlerini
açlık, hastalık, yokluk ve delik ayakkabılar içinde geçirirler.
Makul varlıklar
Akılla kavranan makul varlıklar (soyut varlıklar) duyularla
algılanan maddi varlıklardan üstündür.
Makul olan "Zorunlu Varlık" (Vacib), algılanan ise
"Mümkün Varlık" (Mümkün) kategorisindedir. Vacib, mümkünden öncedir.
Makul varlık basittir (bölünemez); algılanan varlık ise
mürekkeptir (parçalıdır). Basit olan, bileşik olandan önce gelir.
Makul varlık zaman ve mekan hapishanesinden münezzehtir;
maddi varlık ise bu ikisine muhtaçtır.
Makul varlık letafet (incelik/nur), algılanan ise katılık
(kesafet) alemindendir.
Ruhani Alemin 6 Cevheri
Akıl (Ukûl-ı Mücerrede): İlk yaratılan, Allah katında en
aziz olan soyut cevher.
Nefis (Nüfûs-ı Felekiyye ve Beşeriyye): Aklın gölgesi olan
tedbiredici kuvvet.
İdeler (Eflatunî İdeler): Büyük Eflatun'un müşahede ettiği
nurnânî, sabit, makul külli suretler.
Muallak Suretler (Âlem-i Misâl)
Külli Suretler: Sonlu ve sonsuz varlıkların kalıpları.
Heyula (Madde/Cevher): Felekî ve unsurî (dünyevi) olmak
üzere ikiye ayrılan, feyzi kabul eden en alt taban.
Kader ve İrade
"Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı"
ayeti, insan fiillerindeki çift ciheti gösterir. Kul, fiili işleyen mecazi
atıcıdır; Allah ise fiili var eden hakiki yaratıcıdır.
Mukarreb Melekler
Maddi alemin ötesinde, zamandan ve mekandan münezzeh Mücerret
Akıllardır.
Nefis basit bir cevherdir. Kendi zatında hem fiili (etmeyi)
hem de infiali (edilme/kabul etmeyi) aynı anda barındıramaz.
Nefse bu ilimleri dışarıdan getiren bir dış cevher
olmalıdır.
Feleklerin Halleri
Maddi cisimler düz bir çizgide (doğrusallık) hareket eder ve
hedefe varınca durur. Felekler ise dairesel hareket eder. Bu hareketin
durmaması, onun akli ve iradi bir gayeye matuf olduğunu gösterir.
Akıllar ve nefisler sayılamayacak kadar çoktur.
Dokuz felek ve bir faal akıl olmak üzere yapılan "On
Akıl" sınırlaması filozofların (Fârâbî ve İbn Sînâ) bir kabulüdür
İlk Akıl, Allah’ın ilk yarattığı ve Kendisine en çok
benzeyen varlıktır.
İnsani nefis, mertebe silsilesinin en sonunda yer aldığı
için yaratıcısına benzerlik bakımından en uzaktır.
Heyula / Henüz hiçbir şekil almamış ama tüm suretleri kabul
etmeye hazır olan ilk madde.
Cisimler aleminin batış/yok oluş yeridir.
Beyt-i Ma'mûr / Burçların ve gezegenlerin suretlerinin
bulunduğu, göksel şekillerin merkezidir.
Arş / Bütünüyle cismani evreni kuşatan, ötesinde fiziksel
hiçbir boşluk ve cihet bırakmayan evrensel sınırdır.
Harfler ve sembolleri
|
KAF |
Cisimler alemini bütünüyle ihata eden İlk Akıl |
|
NÛN |
Varlığın şekillerini kabul eden Külli Nefis |
|
A.L.M. |
Elif: Akılların İlahı Lam: Nefislerin Mebdei (Cebrail) Mim: Beşeri Ruhların Yneticisi |
|
Ra |
"Allah ve Cebrail biliyor ki Muhammed O'nun
elçisidir." |
|
Sad |
Hz. Muhammed'in en üstün ilim, amel ve Mutlak Vuslat (Sad)
makamı. |
Cömertlik denizinden açılan ilk kapı İlk Akıldır. Levh-i
Mahfuz, Kalem ve diğer bazı kavramlar da İlk Aklı işaret eder.
Akıl: Eşyayı ve hakikati bütünüyle idrak edişi yönüyle.
Levh-i Mahfuz: Değişmelerden korunmuş olması ve ilahi mührü
üzerinde taşıması yönüyle.
Kalem: Feleki ve dünyevi ruhlara ilimleri ve suretleri
nakşetmesi yönüyle.
Nur-ı Muhammedî: Hz. Muhammed’in ruhunun ondan bir şule
(ışık) olması yönüyle.
Cevher: Madde ve taşıyıcılardan bağımsız, kendi zatıyla kaim
olması yönüyle.
Behmen: Kadim Pehlevi/İran felsefesinde Nur-ı Kahir'den
sudur eden ilk nurani varlık.
Rahman'ın Sağ Eli: Her an dolu, cömert ve varlık bahşeden
ilahi güç
Külli Nefs
Evrendeki tüm canlıların içine sızan hayat suyudur.
Akıllar zamansal olarak sonradan yaratılmamışlardır
Akıllar feleki kütlelerin illetidir; nefisler ise bu
kütleleri hareket ettiren vasıtalardır.
Cennette Akan Dört İlim Irmağı
Su Irmağı / Mantık İlimleri: Düşünceyi hatadan korur, saf ve
durudur.
Süt Irmağı / Riyazet (Matematik/Ahlak): Nefsi besler,
fıtrata uygundur.
Şarap Irmağı / Tabiiyat (Fen İlimleri): Doğanın sırlarını
çözerek ruhu coşturur.
Bal Irmağı / İlahiyat (Metafizik): Kabuktan (balmumundan)
arınmış, ilimlerin en yücesi ve özüdür.
KİTABIN İKİNCİ KONUSU / VARLIĞIN SEBEBİ
Akli Ciyetler
Vacip (Zorunlu): Yokluğu kabul etmeyen, yokluğu farz
edildiğinde imkansızlığı (muhal) gerektiren.
Mümteni (İmkansız): Varlık kabul etmeyen, varlığı farz
edildiğinde muhali gerektiren.
Mümkün (Olası): Varlığı da yokluğu da zatından olmayan, her
iki durumu da kabul eden.
Mutezile, Yokluktaki (madum) mümkün şeyler, henüz varlığa
gelmeden önce de birer "şey"dir der.
Heyulâ duyulara göre yok (madum) gibidir ama potansiyel bir
cevherdir. Mutezile bunu mutlak yokluğa yormuş ve sapmıştır.
Mümkünün hem var oluşu (hüdûsu) hem de varlıkta durması
(bekâsı) Allah’ın feyzine bağlıdır.
Tevhidin Mertebeleri
La ilahe illallah (Avam): İlahlık sıfatını başkasından
nefyeder ama zihnen Allah'ın dışındaki varlıkların mevcudiyetini kabul eder.
La huve illa hu (Havas Ulema): Sadece ilahlığı değil, mutlak
varlığı ("O" olma hüviyetini) Allah'a hasreder.
La ente illa ente (Avam Veliler): Karşısında sadece hitap
edilen tek bir "Sen" (Hakk) kalmıştır, mutlak müşahede vardır. Ancak
hala bir "gören" ve "görülen" ikiliği mevcuttur.
La ene illa ene (Havas Veliler): İkilik kalkar, kadehle
şarabın (kul ile Hakk'ın tecellisinin) birbirine karışması gibi erime (ittihad)
gerçekleşir. Hallâc-ı Mansûr'un "Enel Hak" (Ben Hakk'ım) sırrı
burasıdır. Kul, Ceberut nurunun sarhoşluğuyla kendinden geçer.
Küllü şey'in hâlikun illâ vecheh (En Üstün Makam - Hz.
Peygamber): Burada ne nefyetmek vardır ne de ispat etmek. Kul kendi varlığından
da fena bulmuştur, sadece O kalmıştır. Ne göz kayar ne sınır aşılır (Necm 17).
Kul, iki yay mesafesinden (Kâbe kavseyn) daha yakına ulaşmıştır.
Cisimler üzerinden Allah'ın sıfatlarını (Alîm, Hayy vb.)
anlamaya çalışmak oyun ve eğlencedir. Cisim sadece bir "yaratıcı"
olduğunu gösterir ama O'nun mahiyetini veremez.
Allah'ın Sıfatları
Celal (Selbi/Tenzîhî Sıfatlar): Allah'ı eksikliklerden,
maddeye benzemekten, zamandan ve mekandan uzak tutmaktır (O'nun ne olmadığını
söyler).
İkram (Sübuti/Vücûdî Sıfatlar): Allah'ın sahip olduğu mutlak
kemalat, ilim, kudret ve hayattır (O'nun ne olduğunu söyler).
Selbi Sıfatlar
Allah Heyûlâ (İlk Madde) Değildir: Heyulâ sadece edilgendir
(infial), her şekle girer ve varlığın en alt basamağıdır. Vacip ise saf
etkendir (fiil).
Allah Suret (Form) Değildir: Suret bir yer kaplar, yayılır
veya başka bir şeye hulul eder. Allah bunlardan münezzehtir.
Allah Cisim Değildir: Cisim, madde ve suretin birleşiminden
(mürekkep) oluşur. Her mürekkep parçalarına muhtaçtır; Allah ise Sameddir
(ihtiyaçsız ve basittir).
Allah Araz Değildir: Arazlar (renk, koku, hareket)
geçicidir, kalıcı olamazlar.
Allah Nefis Değildir: Nefis, mükemmelleşmek için bedeni
hareket ettirmeye muhtaçtır. Allah'ın evreni hareket ettirmesi ise bir
muhtaçlıktan değil, mutlak bir Emir (Kün) iledir.
İkram (Sübuti) Sıfatların Şerhi
1. İlim: "Eşyanın O'ndan Kaybolmamasıdır"
Değişen şeylerin (zaman, mekan, hareket) değişmesi, Allah'ın
ilmini değiştirmez. Aksine, şeyler Allah'ın ilminde öyle olduğu için dış
dünyada değişirler.
2. Kudret: "İhtiyar Yoluyla İcat Etmek"
Allah'ın kudreti mutlak fiildir (bilfiil). Öncesinde ilim ve
irade olan, hiçbir baskı ve zorlama olmaksızın alemi yoktan var eden mutlak
güçtür.
3. İrade: "Tahsis Etmek"
Allah'ın iradesi; varlığın bir kısmını önceliğe, bir kısmını
sonralığa, bir kısmını da belirli özelliklere tahsis etmesidir.
4. Hayat: "Fail ve İdrak Eden Olmak"
Allah'ın hayatı İlim, Kudret ve İradenin bütünüdür.
5. Hikmet: "Tam İlim ve Kusursuz Amel"
İdraki idrak etmekten acizlik idraktir.
ÜÇÜNCÜ TEMEL
Amaç karşısında fiillerin durumu ile ilgili¬dir.
İslam felsefesinde "yaratma" anlamına gelen
kavramların hiyerarşisi
Fiil: Bir mevcudun, başka bir mevcudu kuvveden (potansiyel)
fiile (aktüel) çıkarması.
İcat / Halk: Mutlak varlık bahşetmek ve ölçüp biçerek takdir
etmek (halk).
Ca’l / Tekvin: Maddeye form vermek veya madde içinde var
etmek (tekvin).
İhdas: Zaman içinde (öncesinde yokluk varken) var etmek.
Fatr / İbda’: Öncesinde hiçbir benzeri ve maddesi
olmaksızın, zamansız olarak yoktan var etmek (ibda').
Kozmik Şüpheler, Varoluşsal Vesveseler
I. Zaman ve Süreklilik Problemi
Allah’ın fiili O’nunla beraber daimi midir (Güneş-ışık
ilişkisi gibi), yoksa sonradan mı yaratılmıştır? Eğer sonsuz bir zaman boyunca
yaratmamışsa, o dönemde atıl (işlevsiz) kalmış olmaz mı?
II. Amaç (Garez) Problemi
Allah alemi bir amaç için yarattıysa, bu durum O'nun o amaca
muhtaç olduğunu (eksikliğini o amaçla tamamladığını) gösterir. Eğer bir
amaçsızlık varsa, bu sefer de evren abes ve oyun (oyuncak) olur.
III. Kötülük (Şer) Problemi
Eğer Allah "Salt Hayır" ise, dünyadaki afetler,
adaletsizlikler, fakirlik ve kötülükler nereden gelmektedir?
Failsiz derseniz Dehrilik (Ateizm/Materyalizm) ve
Tabiatçılık doğar.
Faili insan derseniz Kaderiye (Mutezile) doğar.Faili
karanlık bir güç derseniz Seneviye (Dualizm/Mecusilik) doğar.
Allah vardı ve O'nunla beraber hiçbir şey yoktu
Yüce Allah’ın İlk Olarak Aklı Yaratmasının İzahı
İlk yaratılış neden Araz olamaz: Çünkü arazlar var olmak
için bir cevhere/taşıyıcıya muhtaçtır; en son var olması gereken şey en önce
olamaz.
İlk yaratılış neden Heyula (Madde) olamaz: Maddenin formsuz
var olması muhaldir.
İlk yaratılış neden Suret (Form) olamaz: Suret ancak bir
maddede kaim olabilir.
İlk yaratılış neden Cisim olamaz: Cisimde bileşim/terkip
($bölünme$) vardır, oysa Allah'tan çıkan ilk şey basit olmalıdır.
İlk yaratılış neden Nefis olamaz: Nefis değişkenlik
gösterir, Değişmez Olandan doğrudan çıkamaz.
Allah’ın ilk yarattığı şey İlk Akıl’dır (Akl-ı Evvel).
İlk Akıl sonradan var edilmiş bir "mümkün"
varlıktır.
Nurlar ve gölgeler zinciri, parlaklığını kaybederek en son
akla (Faal Akıl) kadar uzanır. En nihayetinde, artık zatını bile algılamaktan
aciz, ışığı kalmamış zülmani bir cevher olan Heyula (Saf Madde) ve onun gölgesi
olan Tabiat doğar.
Feleklerin hareketleri ve yıldızların etkileriyle bu
maddeden Dört Unsur (Ateş, Hava, Su, Toprak) belirgin hale gelir ve sürekli bir
kaynaşma içine girer.
İlk Akıl, Tuba Ağacı, Muhammedi Ruh
Allah'ın ilk yarattığı evrensel ilke (İlk Akıl), tüm varlık
ağacının potansiyelini içinde taşıyan tohumdur.
Kök/Tohum: İlk Akıl (Akl-ı Evvel)
Gövde: Diğer Kozmik Akıllar (Mücerret varlıklar)
Ana Kollar: Nefisler (Kozmik ruhlar)
Taze Dallar: Felekler (Gök cisimleri, maddi evrenin
küreleri)
Yapraklar: Unsurlar (Ateş, hava, su, toprak)
Çiçekler: Arz nefisleri (Yeryüzündeki canlılık potansiyeli)
Meyve: Beşerî Nefis (İnsan).
Bu ağacın can suyu, özü ve varlık sebebi Hz. Muhammed'in
hakikatidir.
Şer / kötülük bağımsız bir varlık değil hayrın olmayışı /
yokluktur.
Yüce Allah’ın Bazı İsimleri Hakkında
"Allah" ismi, doğrudan sıfatlarla mevsuf olan
Zât’a delalet eder.
İnsan aklı Tanrı'nın zâtını doğrudan ihata edemez.
Sadece isimler ve sıfatlar perdesinden O'nu tanıyabilir.
A'lâ ve Vakıa surelerindeki "Rabbinin adını tesbih
et" emirlerinde doğrudan "Rabbini tesbih et" denilmeyip,
"adını" (ismidini) tesbih etmenin emredilmesi, insanın zâtı idrak
etmedeki mutlak acziyetini gösterir. İnsan ancak tecelliler ve isimler
üzerinden bir marifete ulaşabilir.
el-Bedi’ ismi, maddesiz, zamansız ve mekansız olarak basit
cevherleri (Akılları ve Nefisleri) yoktan var etmeyi ifade eder.
es-Sani’ ise mevcut olan basit unsurları birleştirerek
mürekkep (bileşik) varlıkları (örneğin insanı, bitkiyi) yaratmaktır.
Ahad: Parçalara ayrılması zihnen veya haricen mecazi olan
birlerin ötesinde, hiçbir yönden ikincisi olmayan mutlak birliği ifade eder.
Ferd: Bölünmeyi, hacmi ve parçayı kesinlikle kabul
etmeyendir.
Samed: İçi boş olmayan lider anlamından hareketle, hacimsel
ve maddesel boşluktan (ve dolayısıyla atomik parçalanmadan) münezzeh, tüm
mümkünlerin üstündeki mutlak mercidir.
Kul, ne kadar yetkinleşirse vesin ontolojik sınırını aşamaz;
ancak ilahi isimlerin nurlarıyla aynalaşabilir.
Mead “Ahiret” Hakkında
Meâd kelimesinin köken anlamı "rücu / aslına
dönme"
Bir dönüşten bahsedebilmek için şu üç mantıksal bileşenin
bilinmesi zorunludur: dönecek olan, dönüşün başladığı yer ve dönüşün varacağı
yer.
Meâdin başlangıç yeri sadece Unsurlar Âlemidir (Ay-altı âlem
/ Dünya).
İnsanda ilahi feyzi alan ve iyiliği emreden sadece tek bir
nurani kuvvet vardır: Kuvve-i Natıka (Düşünen/Arif akıl).
Buna karşılık, aklı baskılayan 10 karanlık/hayvani kuvvet
bulunur: şehvet, gazap, büyüme, beslenme, üreme vb.
İnsanın yaptığı tek bir ihsan (iyilik), içindeki bu 10
facir/günahkar kuvvete galip gelmesi demektir. Bu yüzden "İyilik yapana on
katı verilir"
Ba’s / dirilme
1. Aklın, nefis kabrinden dirilmesi
2. Nefsin, ruh kabrinden dirilmesi
3. Ruhun, kalp kabrinden dirilmesi
4. Kalbin, kalıp (beden) kabrinden dirilmesi
5. Kalıbın (bedenin), arz (toprak) kabrinden dirilmesi
Ruhani hayat ile cismani hayat birbirinin zıttıdır; biri
doğduğunda diğeri mahvolur.
Nebilerden ve filozoflardan oluşan çok sayıda insanın dilinden düşmeyen
bazı kelimelerin tefsiri ile ilgilidir
Mucize
Mucize hem vücudî (varlıksal) hem de ademî (yoksal)
olabilir. Doğal nizamın dışından bir şey getirmek varlıksaldır. Doğal bir akışı
engellemek ise yoksaldır
Olağanüstü
Sıradan bir eylem olsaydı nübüvvet delili olamazdı.
Nefsin gücü arttıkça hükmettiği cismin şerefi artar.
Hz. Muhammed’in nefsi en üstün maddi kütle olan göksel
feleğe (Ay'ı yarmak) hükmederken, Hz. Musa’nın nefsi süfli/arzî elementlere
(asanın ejderhaya dönüşmesi) hükmetmiştir.
Meydan Okuma
Mucizenin şahitler huzurunda, toplumsal bir iddia ile ortaya
konması şarttır. İçsel bir gizli güç meydan okuma barındırmıyorsa delil vasfı
taşımaz.
Karşı Çıkılamazlık
Sihir, tılsım, göz bağcılık veya dâhiyane insan yetenekleri kendi
çapında "olağanüstüdür." Ancak bunların hepsi kendi türünden daha
üstün bir gücün meydan okumasıyla alt edilebilir. Mucizeyi bunlardan ayıran
şey, kesinlikle egale edilemez ve karşı çıkılamaz oluşudur.
Keramet
Mucizenin son iki kaydından (meydan okuma ve karşı
çıkılamazlık) yoksundur. Veli, Allah'ı görüyormuş gibi ibadet eden ve marifetini
bilendir.
Sidretü'l-Müntehâ: Duyulur âlemin (mahsusat) bittiği,
akledilir âlemin (makulat) başladığı sınırdır.
Saf akıl (Faal Akıl) zamandan ve mekandan münezzeh olduğu
için bizzat aşağı inemez; inerse (hadisteki tabirle) yanar.
Eflatun üç semayı (Tabiat, Nefis, Akıl) çözmüş, ötesindeki
acziyeti itiraf etmiştir
Her normal nefis, kendi hususi mülkü olan
"bedenine" mutlak hükmeder. Ancak nefis arınıp saflaştıkça, tasarruf
alanı kendi et-kemik bedenini aşar ve oluş-bozuluş âleminin genel maddesine
hükmetmeye başlar.
Risaletin ve Nübüvvetin Vacibliği
Brahmanlar ve Sâbiîler nübüvvet kurumunu inkâr eder.
İnkârcıların temel mantığı şudur: "Eğer peygamber bir
beşerse, bizden farkı yoktur; o halde ona uymak anlamsızdır. Eğer peygamberlik insan
olmanın doğasında varsa, herkes peygamber olmalıdır."
Hz. İbrahim: Dinin temelini attı; irfani yolculuğunda aracı
ruhu (Cebrail'i veya Faal Akıl'ı) "Rabb" (eğiten/yetiştiren) olarak
isimlendirdi.
Hz. Musa: Gazap kuvveti baskındı (Kıptiyi öldürmesi bu
celalin sonucuydu). Dinin duvarlarını ördü.
Hz. İsa: Ruhani kuvveti o kadar baskındı ki dirileri öldüren
gazabın aksine, ölüleri diriltiyordu. Aracı ruhu "Baba" olarak
nitelendirdi (Hristiyanlar bu gnostik sembolü yanlış anlayıp tecsime saptılar).
Hz. Muhammed (s.a.v): Kâmil İtidâldir. Bütün ruhanî ve
bedenî kuvvetleri tam bir dengededir; nitekim onun "şeytanı"
(tahayyül ve şehvet kuvveti) Müslüman olmuştur. O, cisimler aleminin kandili
olan Güneş gibi, ruhlar aleminin Nurlu Kandilidir
"Yok etme" ($idam$) bir fiil değildir; yokluk
eyleme dökülemez.
Safra hastası birinin ağzındaki bozuk tat yüzünden en tatlı
şekeri bile acı hissetmesi gibi, manevi mizacı bozulmuş kimseler de ruhanî
ölümsüzlük hakikatini bir "vehim" sayarlar.
İnsanın tekâmül aşamaları
Dört Unsur (Balçık): Ateş, Hava, Su, Toprak.
Sülâle: Balçıktan süzülmüş öz.
Nütfe: Sperm/Yumurta aşaması.
Alaka: Kan pıhtısı.
Mudga: Bir çiğnem et.
Azm: Kemik yapısı.
Lahm: Etin kemiğe giydirilmesi ve bedenin tamamlanması.
Nefis bedenle birlikte hadistir (sonradan yaratılmıştır),
bedenden önce ruhanî bir depoda beklememektedir.
Nefsin Dört Akli Mertebesi
Heyulani (Maddi) Kuvvet: Nefsin henüz hiçbir bilgiye sahip
olmadığı, ancak her şeyi öğrenmeye hazır olduğu en ham halidir. Çocukluk
evresindeki potansiyeli temsil eder.
Meleke Halindeki Akıl: Nefsin apaçık, zorunlu ilk bilgileri
(bedihîleri/evveliyatı) elde ederek, bunlar vasıtasıyla bilinmeyen
"kesbî" bilgilere yönelme gücü (melekesi) kazandığı evredir.
Fiili Akıl: Nefsin artık düşünceyi, nazarî derinliği
kullanarak bilgileri bilfiil hazır hale getirdiği evredir.
Müstefad: Akli hakikatlerin, nefsin karşısında hiçbir perde
kalmaksızın apaçık müşahede edildiği, istikrarlı bir meleke haline geldiği en
yüksek insanî kemal mertebesidir.
İnsan nefsinin en büyük lezzeti, makulatı (tümel
hakikatleri), yani Mebde (Başlangıç/Tanrı-Melekler) ve Mead
(Dönüş/Kitaplar-Peygamberler) hakikatlerini bilmektir
Zeyl
Hakikat arayıcılarının iki yolu
İlme’l-Yakin (Burhan Sahipleri): Akıl yürütme, mantıki delil
ve tefekkür yoludur. Bineği düşünce (nazar), mekânı ruhtur.
Ayne’l-Yakin (Ayan Sahipleri): Doğrudan müşahede, keşf ve
irfan yoludur. Bineği riyazet (nefis terbiyesi), mekânı bedendir (beden
vasıtasıyla nefsi terbiye etmek).
Hüccet / delil
Kıyas (Dedüksiyon): Tümelden tikele (Külliden cüziye) gidiş.
Mantığın en şerefli kapısıdır.
İstikra (Endüksiyon): Tikelden tümele (Cüziden külliye)
gidiş.
Temsil (Anoloji): Tikelden tikele gidiş.
Ruhani arınmanın (tezkiyenin) ilk şartı, tüm günahların başı
olan "dünya aşkını" ve onun doğurduğu şu üç ana rezilliği terk
etmektir
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder