Nihat Keklik - el Futûhât el Mekkiyye Cilt II A - Notlar
İbn'ül-Arabi'nin
Eserleri ve Kaynakları İçin Misdak Olarak
el-Futûhât
el-Mekkiyye, Bölüm A, Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1974
Önsöz
Çalışma, İbnü'l-Arabî'ye atfedilen eserlerin hangilerinin gerçekten
ona ait olduğunu belirleyebilmek için bilimsel ölçütler (misdaklar) geliştirme
amacıyla kaleme alınmıştır.
Misdâk (criterium) olarak kullanacağımız örneklerden
birbirine benzeyenlerin, bâzı kümeler teşkil ettiğini gördük.
İşte, motif dediğimiz şey de, ayni cinsten örnekleri bir
arada gösteren bu kümelerden ibârettir.
Motif adını verdiğimiz bu sivri uçlar sayesinde,
İbn'ül-arabî'nin nasıl bir müellif ve mütefekkir olduğunu görmek kolaylaştığı
için, ona izafe edilen eserlerin gerçek olup olmadığına dair emin bir hükme
ulaşabiliyoruz.
Giriş
Batı dünyasında İbnü’l-Arabî üzerine yapılan bilimsel
çalışmalar
Bu sahadaki öncülük İspanyol bilgin Miguel Asin Palacios’a
aittir.
1900-1920 Arası: İlk metin neşirleri ve psikolojik
yaklaşımlar ön plandadır.
1920-1950 Arası: "Vahdet-i Vücud" felsefesine dair
derinleşen analizler
1950 Sonrası: Osman Yahya’nın kapsamlı bibliyografya
çalışması (1964) ve Henry Corbin’in fenomenolojik yaklaşımları dönüm
noktasıdır.
Birçok çalışma yanlış metotlar içermekte veya yüzeysel
kalmaktadır.
İbnü’l-Arabî’nin vefatından kısa süre sonra başlayan Moğol
istilaları (1243 Sivas ve 1258 Bağdat baskınları), İslam dünyasında büyük bir
kültürel tahribata yol açmıştır.
İbnü’l-Arabî’nin devasa ünü, vefatından sonraki yedi asır
boyunca ona ait olmayan pek çok eserin (500'den fazla) onun adıyla anılmasına
neden olmuştur.
Motiflerin Sınıflandırılması
I-IV. Motifler: Akılcılık ve dogmatizm arasındaki
uzlaştırıcı tavır.
V-VIII. Motifler: Mistik bilgi metotları (keşif, rüya, Hızır
ile görüşme vb.).
IX-XIV. Motifler: Şeyh'in kendine izafe ettiği "üstün
yetenekler" ve toplumsal hakimiyet arzusu.
XV-XVII. Motifler: Metafizik determinizme karşı tutumu.
XVIII-XXVI. Motifler: Yazarlık özellikleri ve mistik
kaynakları.
XXVII-XXX: Kendi biyografisi, andığı eserleri, ona ait
şiirler ve ilimler tasnifi.
(Yazara göre) Bir eserin İbnü’l-Arabî’ye ait olup olmadığını
anlamak için, o eserin bu 30 motifle uyumuna bakılır. Eğer bir kitap bu
motiflere "ters düşüyorsa", üzerinde adı yazsa bile sahtedir.
BİRİNCİ MOTİF
Felsefeyi Savunması ve Toleransı
İbnü’l-Arabî, özellikle İmam Gazzâlî’den sonra İslam
dünyasında yaygınlaşan "filozofları tekfir etme" (kâfir ilan etme)
modasına karşı durur. O, felsefeyi "bid'at" olarak gören dogmatik
ulemanın saldırılarını önlemeye çalışır.
Akıl, en yüce hakikatlere ulaşmak için temel bir araçtır.
Fikir (= tefekkür), insana mahsus kuvvetlerden biridir.
(Bunlar) insandan başka (bir varlık)ta bulunmaz...
Burhân’a (isbat’a) dayanan bir kimse, kılıca güvenenden daha
doğru müslümandır.
Her akıl sahibi aslında hikmeti sever.
Hakimler (feylesoflar) insan için aranan gayenin Allaha
benzemek olduğuna işaret ederken, sûfîler de, (Allahın) isimleriyle ahlak
kazanmağa inanırlar: Tabirler ihtilaf etmiştir fakat mana birdir.
İbnü’l-Arabî mucizeleri ve Allah’ın aktif yaratıcılığını
(fiillerini) reddeden filozofları sertçe eleştirir.
Müslüman olan hiç kimse düşüncesinden dolayı kafir ilan
edilmemeli.
Bilgi hiyerarşisinde ilim ve kanıtlanmış inanç, taklidin
üstündedir.
İKİNCİ MOTİF
Fıkıh, Kelam ve Tasavvufa Karşı Tenkidleri
İbnü’l-Arabî, fıkıh ilmine ve hukukçulara saygı duyar fakat dar
görüşlü fakihleri çok ağır bir dille eleştirir.
Bu fakihler üzerinde güneş tutulması hiç zail olmaz (gerçeği
göremezler).
Halkın (avâmın) saf inancının Kelam tartışmalarıyla
bozulmaması gerektiğini savunur. İnancı sağlam olan halkın tefekkür (nazar) ve
Kelam okumasına karşı çıkar.
Gazzâlî’nin Allah’ın zâtı hakkındaki bazı çıkarımlarında
"cehaletin son noktasına ulaştığını" söyler.
İbadet kastıyla yapılan müzikli, defli ve danslı (sema)
törenleri İslam'ın ruhuna aykırı bularak yerer. Dinin oyun ve eğlenceye alet
edilmesine şiddetle karşı çıkar.
Din def, mizmar (flüt/ney) ve oyunla olmaz; Din ancak Kur’an
ve edeb ile olur.
ÜÇÜNCÜ MOTİF
Orta Yol’u Takib Etmesi; Zâhir-Bâtın ve İfrat - Tefrît’den kaçınması
Bir düşüncenin veya eylemin aşırılığı (ifrat) ya da
gereğinden azlığı (tefrit) her zaman yerilmiştir.
Bâtınîlik (Tefrit) şeriatın dış kurallarını ve dini
hükümleri yok sayarak her şeyi "gizli manalara" indirger.
Zâhirîlik (İfrat) metinlerin sadece dış manasına takılıp
kalır. Bu durum, Allah'ı bir cisim gibi düşünmeye (tecsim) ve yaratılmışlara
benzetmeye (teşbih) yol açar.
Gerçek saadet, bu iki kanadı birleştirenlerdedir.
DÖRDÜNCÜ MOTİF
İlhâm’a Dayanması; Taklid’ten Kaçınması; Tasavvufsun Gerçek Hikmet Olduğunu
Söylemesi ve Aklı Hududlandırıp, Allah’ın Zatı’nı Düşünmeği Yasaklaması, Kur’an
Sevgisi
İbnü’l-Arabî rasyonel bilimleri (pozitif ilimler, kıyas ve
ispata dayalı bilgiler) tamamen reddetmez. Ancak ona göre akıl, "son
hakikatlere" ulaşmada yetersizdir. Akıl bir "yaratık" (muhdes)
olduğu için "Yaratıcı" hakkında mutlak hüküm veremez.
İbnü’l-Arabî’ye göre bilgiye ulaşmanın üç yolu vardır:
Rivayet ve Nakil: Aktarılan, pozitivist ve tarihsel
bilgiler.
İlham: Şiir, edebiyat ve sanatın kaynağı olan sezgisel
duyuş.
İlahî Bilgi (Keşf): Allah’ın doğrudan kulun kalbine
bıraktığı (ilkâ) emîn ve kat’î hakikat.
İbnü’l-Arabî, iki tür taklitten söz eder: Bir insanın kendi
aklını ve fikirlerini (beşerî çıkarımlarını) taklid etmesi (kötü taklit).
Allah’ın kalbe attığı bilgiyi (Rabbini) taklid etmek
(iyi/üstün taklit).
Tasavvuf bütünüyle hikmet ve ahlaktır. Tasavvufun özü, Hz.
Peygamber’in Kur'an ahlakı ile ahlaklanmaktır.
Aklın yanılma sebepleri
(Hayal) Sadece duyuların getirdiği verileri zapt edebilir.
(Düşünce) Sadece akli ilkeler ve duyular arasındaki
"münasebetleri" kurabilir.
Allahtan sana bir ilim geldiği zaman, onu sakın fikir
terazisine (mizanü'l-fikr) sokma; derhal helak olursun.
İbnü’l-Arabî’ye göre insan aklının en büyük yanılgısı, kendi
kapasitesini aşan "Allah’ın Zâtı" (Mâhiyetü’llâh) üzerine hüküm
vermeye çalışmasıdır.
Allah’ın zâtı (özü), akıl terazisine girmez.
Filozoflar Allah'ın zâtı hakkında konuştukça birbirine zıt
görüşler üretmişlerdir
Peygamberler Allah'ın sıfatları konusunda tek bir dil
(lisan-ı vahid) üzerine birleşmişlerdir.
Akıl sahipleri, ancak kendi zihinlerinde tasavvur ettikleri
(yarattıkları) bir tanrıya ibadet ederler. Oysa gerçek Allah, şuhûd ehlinin
(kalp gözü açık olanların) müşahede ettiğidir.
İlim süt ise Kur'an baldır.
Kur'an'ın manaları sonsuzdur; ne kadar derine dalınırsa
dalınsın sonuna ulaşılamaz.
Kur'an'ı tefsir ederken yabancı kültürlerden gelen
hikâyelerin (İsrailiyat) kullanılmasını Hz. Peygamber’in emrine aykırı bulur ve
şiddetle reddeder.
Kur'an okuyan kişi sırasıyla; hocasının, sahabenin, Hz.
Peygamber’in, Cebrail’in ve nihayet Allah’ın huzurunda olduğunu hissetmelidir.
BEŞİNCİ MOTİF
Müşahede, Mükaşefe ve Tecelliye Dayanması
Müşâhede, sâlikin (yolcu) akıl ve duyularla ulaşamadığı
hakikatleri doğrudan "görmesi" halidir.
Müşâhede hali kişiye özeldir.
Müşâhedenin üç türü vardır:
1. Yaratılmışları Hak'ta görmek.
2. Hakk'ı yaratılmışlarda görmek.
3. Yaratılmışlar olmaksızın Hakk'ı (yakînen) görmek.
Mükâşefe "mânalar" (idealar) ile ilgilidir.
Bir şeyi sadece görmek yetmez, onun ne anlama geldiğini,
"hareket ettirenin" kim olduğunu anlamak keşf ile olur.
Tecellî Allah’ın "Zâhir" (Açık/Görünür) ismiyle
kendisini açığa vurmasıyla gerçekleşir.
ALTINCI MOTİF
Gâibten Besler İşitmesi ve Muhayyile Dünyâsı Vâkıa’lar ve Rüyâ’lar
"Vâkıa", uyku ile uyanıklık arasında, bilincin hem
bu dünyada hem de mana âleminde olduğu özel bir andır.
İbnü’l-Arabî’ye göre hayal, sadece boş bir kuruntu değil,
ruhun hakikatleri sembollerle gördüğü bir Berzah (Ara Durak) âlemidir.
İbnü’l-Arabî Kâbe ile arasında geçen konuşmaları
Tâcü’r-Resâil (Mektupların Tacı) adlı eserinde topladığını belirtir.
YEDİNCİ MOTİF
Seçkin Ruhlar İle Bağlantı Kurması
Ruhların bir beden kalıbına bürünerek görünür hale gelmesi,
Tecessüdü’l-Ervâh
İbnü’l-Arabî Ahmed (veya Muhammed) el-Sebtî, Zünnûn-ı Mısrî,
Ebû Said el-Harrâz ve Ebû Abdurrahman es-Sülemî gibi büyük mutasavvıfların
ruhlarıyla da görüştüğünü ve onlardan manevi hakikatler öğrendiğini belirtir.
İbnü’l-Arabî, ruhların tecessüd etmesini (bedenlenmesini)
savunurken, Reenkarnasyon/Tenasüh (ruhların başka bir bedende yeniden doğması)
fikrini kesinlikle reddeder.
İbnü’l-Arabî Tanrı'nın bir insana girmesi (hulûl) veya kulun
Tanrı ile birleşmesi (ittihad) fikirlerini "ayağı kaydıran hatalar"
olarak niteler.
SEKİZİNCİ MOTİF
Hızır’la Görüştüğünü Söylemesi Mehdi ve Deccal Meselesi
İbnü’l-Arabî, henüz genç bir sâlikken hocası Şeyh Ureynî ile
bir meselede anlaşmazlığa düşer ve öfkeyle huzurundan ayrılır. Hanne
Çarşısı'nda yürürken bir adam yanına gelir ve henüz kimseyle paylaşmadığı bu tartışmaya
atıfta bulunarak: "Şeyhinin dediğini kabul et" der. Arabî geri
döndüğünde, hocası Ureynî daha o ağzını açmadan: "Hızır’ın seni uyarmasına
gerek var mıydı?" diyerek kerameti mühürler.
Dolunaylı bir gecede, geminin bordasından denize bakan
Arabî, bir adamın suyun üzerinde batmadan, ayakları bile ıslanmadan kendisine
doğru yürüdüğünü görür.
Bir mescidde, kerametleri inkar eden bir arkadaşına ders
vermek için Hızır'ın bir hasırı (seccadeyi) havaya serip yerden 4-5 metre
yükseklikte namaz kıldığına şahit olur.
Tasavvufun klasik sembolü olan "hırka" giyme
geleneği
Hırka, fiziksel bir kumaş parçası değil; "güzel ahlak
ve edep" elbisesidir
Deccal, yaşlı, tek gözü patlak bir üzüm gibi, alnında
"K-F-R" (Kafir) yazan bir figür.
DOKUZUNCU MOTİF
Hazret-i Peygamberi Rüyâda Görüp Bilgi ve Talimat Alması
İbnü’l-Arabî için rüyalar bilginin doğrudan kaynağından
(Peygamber'den) alındığı, hataların düzeltildiği ve ilahi talimatların
iletildiği bir "manevi derslik" hükmündedir.
Bir rüyasında Hz. Peygamber, Arabî'ye sözlü emirlerini
iletmesi için Hz. Osman’ı elçi olarak gönderir.
İbnü’l-Arabî, çok sevdiği hocası Ebû Medyen'e düşmanlık
besleyen bir zata karşı kalbinde nefret taşımaya başlar. Hz. Peygamber
rüyasında onu sertçe uyarır:
"Ebû Medyen'e kızıyor diye, Allah'ı ve beni seven
birine neden buğz ediyorsun? Onu Allah ve Resul sevgisi için sevemez
misin?"
ONUNCU MOTİF
Allah’ı Rüyada Görüp, İzin ve Talimat Alması
Arabî, rüyalarında bizzat Cenâb-ı Hakk ile muhatap olduğunu,
O'nun kendisine ayetler okuduğunu ve sırlar açtığını söyler.
ONBİRİNCİ MOTİF
Kendisine Ayet Gelmesi
Yirmi altı yaşlarında, Endülüs’ün İşbiliyye (=Sevilla)
şehrinde bulunurken, adı geçen şehrin kabristanında kendisine böyle bir hal
olmuş, âyet adını verdiği bir söz işitmiştir.
ONİKİNCİ MOTİF
Kendi Miracından Bahsetmesi
Cismânî ve Ruhânî Miraç
Velilerin miracı ruhsaldır.
İbnü’l-Arabî, manevi miracı sırasında yedi kat göğü geçer ve
her katta bir peygamberle derin felsefi/tasavvufi konuşmalar yapar.
1. Gök: Hz. Adem / İnsanlığın aslı ve daha önce bilinmeyen
sırlar.
2. Gök: Hz. İsa ve Yahya /
Ruhun diriliği ve hayatın hakikati.
3. Gök: Hz. Yusuf / Suretlerin ve hayallerin güzelliği.
4. Gök: Hz. İdris / İctihad meselesi: İdris, temel
meselelerde bile ictihadın caiz olduğunu, çünkü Allah'ın herkesin
zannında/görüşünde olduğunu söyler. Ayrıca 40.000 yıl önceki bir
"Adem"den bahsedilir.
5. Gök: Hz. Harun /
Varlıkta yokluk (fena) halini yaşayan ariflerin durumu.
6. Gök: Hz. Musa / Allah'ı görme (Rüyetullah) arzusu ve bu
dünyanın kuralları.
7. Gök: Hz. İbrahim / Beyt-i Mamur'un aslında arifin
"kalbi" olduğunun keşfi.
Yedi kat göğü geçtikten sonra Arabî, Sidre-i Müntehâ'ya
ulaşır
Burada gördüğü Nil, Fırat, Süt ve Bal nehirlerini, dört
temel ilahî bilgi (vehbî ilimler) olarak yorumlar.
"Nihayet bütün bir nur oldum" diyerek, tüm ilahi
isimlerin tek bir cevherde (Allah'ta) toplandığını görür.
ONÜÇÜNCÜ MOTİF
Peygamber Olmadığını Açıklaması
Hz. Muhammed’den sonra şeriat peygamberliği iddia eden
kimse, mutlaka yalan söylemiş ve kâfir olmuştur.
Allah’ın isimleri arasında "Veli" ismi vardır (bu
yüzden velayet sürer), ancak "Nebi" veya "Resul" diye bir
isim yoktur.
ONDÖRDÜNCÜ MOTİF
İnsanlara Nasihat ve Tebliğ Vazifesini Yüklenmesi
Fütûhât'ta belirttiğine göre, rüyasında iki kez bizzat
Cenâb-ı Hakk'ı görmüş ve kendisine şu kesin talimat verilmiştir:
"Kullarıma nasihat et..."
Arabî'nin nasihatlerinin içeriği korkutucu bir dilden
ziyade, Allah'ın sonsuz rahmetini müjdeleyen bir mahiyettedir.
Fütûhât-ı Mekkiyye'nin son bölümü (560. Bab) pratik öğütler,
ahlaki düsturlar ve dervişlerin yolunu aydınlatacak vasiyetlerle doludur.
ONBEŞİNCİ MOTİF
Nadir Tabiat Olayları ve Kerametlerden Bahsetmesi
Anadolu'dayken Fırat Nehri'nin tamamen buz tuttuğunu ve
üzerinden kervanların geçtiğini görmüş
Mekke'deyken gökyüzünü kaplayan yoğun kuyruklu yıldız
yağmuruna ve eş zamanlı olarak Yemen'de gündüz vakti fenerle gezmeyi
gerektirecek kadar şiddetli kum fırtınalarına şahit olmuştur.
ONALTINCI MOTİF
Tabiattaki Acaib Yaratıklardan Bahsetmesi
İbnü’l-Arabî, Sevilla (İşbiliyye) civarında bulunan, ne
büyük ne de küçük olan garip bir hayvandan bahseder. Bu hayvanın en çarpıcı
özelliği, yenilen parçasına göre insana anında (kitap okumadan) bir ilim dalını
kazandırmasıdır:
Baş kısmı: Astronomi (İlm-i Nücum) bilgisini verir.
Gövde kısmı: Botanik (İlm-i Nebat) ve bitkilerin
özelliklerini öğretir.
Kuyruk kısmı: Hidroloji (yeraltı sularını keşfetme) yeteneği
kazandırır.
Irak ile Mekke arasındaki ıssız bir mağarada yaşayan, Arapça
konuşan ve kadın suretinde olan bir hayvandan bahseder.
Bu hayvanın etini yiyen veya suyunu içen kişi, dünyadaki
külli ve cüz’i olaylardan (gelecekten) haberdar olur.
Deniz kenarında Hz. Yunus kavminden kaldığına inandığı, 3-4
karış uzunluğunda devasa ayak izlerine şahit olduğunu anlatır.
ONYEDİNCİ MOTİF
Hikmetli Fıkralar ve Zahidlik Hikâyeleri Anlatması
Bir araya getirilmiş çubukların kırılamaması…
ONSEKİZİNCİ MOTİF
Benzetmeler (Teşbih ve Temsil) Yapması
Yaratılış "İlk Akıl" ile başlar, "İnsan"
ile biter. Dairenin başı ve sonu birleşince varlık tamamlanır.
İnsan, kâinatı ayakta tutan ana direktir.
Allah’ın "Ol" demesi, birinin aynaya bakması
gibidir. Aynada beliren suret (kâinat), ne bakanın aynısıdır ne de ondan
tamamen başkadır.
Güneş ışığı (Varlık nûru), kırmızı bir camdan geçince
kırmızı, yeşil camdan geçince yeşil görünür. Işık renksizdir (Allah değişmez);
renklenmiş görünen şey, ışığın geçtiği mahalin (dünyevi varlıkların)
özelliğidir. Dünyadaki değişimler Allah'ın zatında bir değişiklik yapmaz.
ONDOKUZUNCU MOTİF
Nükteli İfadeler ve Mizaha Baş Vurması
İbnü’l-Arabî, yoğun felsefi ve metafizik tartışmaların
arasında okuyucuyu dinlendirmek, bazen de bir hakikati daha sarsıcı bir şekilde
sunmak için nükte (esprit) ve mizah unsurlarını kullanır.
Bir dilenciye sadaka verecekken kesesinde uzun süre küçük para
arayan adama hitaben / Allah katındaki değerini arıyor.
YİRMİNCİ MOTİF
Atasözü, Vecize ve Özdeyişlere Rağbeti
Arabî, düşüncelerini dondurmak ve akılda kalıcı kılmak için
kendi buluşu olan veya gelenekten gelen özdeyişleri (aphorisms) bolca kullanır.
Üfleyerek kandili söndürür ve üfleyerek ateşi alevlendirir.
Nefes aynı fakat istidadı farklı varlıklarda tecellisi farklı…
Kederliler için gece çok uzundur, nimet sahipleri için ise
çok kısa.
YİRMİBİRİNCİ MOTİF
Arapça Olmayan Kelimeler Kullanması ve Ethnik Düşünceleri
Arabî, sadece Arapça ile sınırlı kalmamış; hayatının farklı
safhalarında temas ettiği dillerden kelimeleri eserlerine (özellikle Fütûhât’ın
son bölümlerine) dahil etmiştir.
YİRMİİKİNCİ MOTİF
Harflere Metafizik ve Sembolik Manâlar Vermesi Ayet ve Hadislerdeki
Mülâhazalari; Ebced Hesabı
Harfler, varlığın yapı taşlarıdır ve her birinin ilahi bir
mertebesi vardır.
Elif, birliği (Tevhid), yüce varlık sahasını ve kutbu temsil
eder. Diğer harfler ona dahil olur ama o hiçbirine katılmaz.
Lâm varlık sahası ve ilahi sıfatların mahallidir.
Mim maddi (süfli) alem ve mülk sahibi Allah (Melik) ile
ilişkilidir.
Kün emri / K (Kaf) harfi fiziksel dünyaya, N (Nûn) harfi ise
ruhani (batıni) aleme bakar.
Allah Âdem’i kendi suretinde yarattı
Yani Allah insanı "insan suretinde" (mükemmel bir
biçimde) yaratmıştır.
YİRMİÜÇÜNCÜ MOTİF
Tekrarlamalar ve Çeşitli Unsurlar
Arabî, Futûhât'ı "bir enmûzec (hulâsa)" olarak
görür.
Kâinatı bir tek kişi içinde toplamak Allah'a hiç de zor
değildir
Bilin ki Allah'tan başka her şey batıldır
Her insanın değeri, yaptığı güzel işlerdir
YİRMİDÖRDÜNCÜ MOTİF
Tipik Rivayetler ve Süflilere Dair Menkıbeler
Ebû Bekir’in “İdrakin kavranmasındaki acizlik dahi bir
idraktir" sözü, Tanrı'nın zatının tam olarak bilinemeyeceğinin itiraf
edilmesinin en yüksek bilgi düzeyi olduğunu vurgular.
Bir şeye verilen isim o şeye bakış açısını ve fıkhi
statüsünü belirler.
Bistâmî'nin "İrade etmemeyi irade ediyorum" sözü,
kişinin kendi cüzi iradesini tamamen Allah'ın külli iradesinde yok etmesi
(fena) durumunu anlatır.
Ebû Yezîd el-Bistâmî
Eserde Bistâmî, şeriat kurallarına son derece sadık, ancak
manevi cezbe anlarında "şathiyye" denilen garip ve sarsıcı sözler
söyleyen bir figür olarak betimlenir.
Ona göre asıl keramet, şeriat edeplerini muhafaza etmektir.
Hakîm et-Tirmizî
"Hakîm" unvanıyla anılan Tirmizî, tasavvuf
düşüncesine felsefi derinlik katan ilk isimlerden biri kabul edilir.
Cüneyd-i Bağdâdî
Tasavvufun Kur'an ve Sünnet ile kayıtlı olduğunu savunan
dengeli ekolün temsilcisidir.
Suyun rengi kabının rengidir
"Bin tane sıddık senin zındık olduğuna şahitlik
etmedikçe hakikate ulaşamazsın" diyerek, zahir ehli ile hakikat ehli
arasındaki derin uçuruma dikkat çeker.
Sehl b. Abdullah et-Tüsterî
"Azık nedir?" sorusuna "Allah'tır"
cevabını vererek, gerçek yaşam kaynağının maddi gıdalar değil, ilahi varlık
olduğunu vurgular.
Ebû Saîd el-Harrâz
Fenâ (benliğin yok olması) ve bekâ (Allah ile var olma)
nazariyesinin kurucusu olarak anılır.
Harrâz, "Allah'ı ne ile bildin?" sorusuna,
"O'nu iki zıt arasında bir araya getirerek (cem ederek) bildim"
cevabını verir.
Hallâc-ı Mansûr
Şiblî, "İkimiz de aynı kaseden içtik ama ben ayık
kaldım (sahv), o ise sarhoş oldu (sekr)" der.
Zünnûn el-Mısrî
Belâyı bir nimet olarak görmeyenin hikmet sahibi
olamayacağını savunur.
"Kiminle oturup kalkalım?"
Görünüşü Allah'ı hatırlatan, sözü ameli artıran, hareketi
dünyadan soğutan kişi.
Abdülkâdir Geylânî
Onu "güvenilir" ve "kendi zamanının
kutbu" olarak tanımlar.
Ebu’s-Su’ûd ibn el-Şiblî
"Biz hissemizi Hakk’a bıraktık" diyerek en yüksek
edep makamını sergiler. Bu, Allah’ın vekil kılındığı bir makamdır.
Muhammed ibn Kâid el-Evânî
Geylânî’nin arkadaşı olan İbn Kâid, tasarruf yetkisini aktif
olarak kullanan bir sufidir.
YİBMİBEŞİNCİ MOTİF
Ömrün Kısalığından Şikâyet Etmesi
Gazâlî gibi seleflerinin aksine, o "vaktin
müsaadesi" yerine "vaktin genişliği" (vus'ati) tabirini
kullanır. Bu, hakikatlerin anlatılması için gereken "manevi zamanın"
darlığına bir vurgudur.
YİRİMİALTINCI MOTİF
Kısa Zamanda ve Süratli Şekilde Yazması
O, kalbine doğan ilhamı doğrudan kağıda döker.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder