2 Şubat 2026 Pazartesi

Nihat Keklik - el Futûhât el Mekkiyye Cilt II A - Notlar

Nihat Keklik - el Futûhât el Mekkiyye Cilt II A - Notlar

İbn'ül-Arabi'nin Eserleri ve Kaynakları İçin Misdak Olarak

el-Futûhât el-Mekkiyye, Bölüm A, Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1974


 

Önsöz

Çalışma, İbnü'l-Arabî'ye atfedilen eserlerin hangilerinin gerçekten ona ait olduğunu belirleyebilmek için bilimsel ölçütler (misdaklar) geliştirme amacıyla kaleme alınmıştır.

 

Misdâk (criterium) olarak kullanacağımız örneklerden birbirine benzeyenlerin, bâzı kümeler teşkil ettiğini gördük.

İşte, motif dediğimiz şey de, ayni cinsten örnekleri bir arada gösteren bu kümelerden ibârettir.

Motif adını verdiğimiz bu sivri uçlar sayesinde, İbn'ül-arabî'nin nasıl bir müellif ve mütefekkir olduğunu görmek kolaylaştığı için, ona izafe edilen eserlerin gerçek olup olmadığına dair emin bir hükme ulaşabiliyoruz.

 

Giriş

Batı dünyasında İbnü’l-Arabî üzerine yapılan bilimsel çalışmalar

Bu sahadaki öncülük İspanyol bilgin Miguel Asin Palacios’a aittir.

 

1900-1920 Arası: İlk metin neşirleri ve psikolojik yaklaşımlar ön plandadır.

1920-1950 Arası: "Vahdet-i Vücud" felsefesine dair derinleşen analizler

1950 Sonrası: Osman Yahya’nın kapsamlı bibliyografya çalışması (1964) ve Henry Corbin’in fenomenolojik yaklaşımları dönüm noktasıdır.

 

Birçok çalışma yanlış metotlar içermekte veya yüzeysel kalmaktadır.

 

İbnü’l-Arabî’nin vefatından kısa süre sonra başlayan Moğol istilaları (1243 Sivas ve 1258 Bağdat baskınları), İslam dünyasında büyük bir kültürel tahribata yol açmıştır.

 

İbnü’l-Arabî’nin devasa ünü, vefatından sonraki yedi asır boyunca ona ait olmayan pek çok eserin (500'den fazla) onun adıyla anılmasına neden olmuştur.

 

Motiflerin Sınıflandırılması

I-IV. Motifler: Akılcılık ve dogmatizm arasındaki uzlaştırıcı tavır.

V-VIII. Motifler: Mistik bilgi metotları (keşif, rüya, Hızır ile görüşme vb.).

IX-XIV. Motifler: Şeyh'in kendine izafe ettiği "üstün yetenekler" ve toplumsal hakimiyet arzusu.

XV-XVII. Motifler: Metafizik determinizme karşı tutumu.

XVIII-XXVI. Motifler: Yazarlık özellikleri ve mistik kaynakları.

XXVII-XXX: Kendi biyografisi, andığı eserleri, ona ait şiirler ve ilimler tasnifi.

 

(Yazara göre) Bir eserin İbnü’l-Arabî’ye ait olup olmadığını anlamak için, o eserin bu 30 motifle uyumuna bakılır. Eğer bir kitap bu motiflere "ters düşüyorsa", üzerinde adı yazsa bile sahtedir.

 

BİRİNCİ MOTİF

Felsefeyi Savunması ve Toleransı

İbnü’l-Arabî, özellikle İmam Gazzâlî’den sonra İslam dünyasında yaygınlaşan "filozofları tekfir etme" (kâfir ilan etme) modasına karşı durur. O, felsefeyi "bid'at" olarak gören dogmatik ulemanın saldırılarını önlemeye çalışır.

Akıl, en yüce hakikatlere ulaşmak için temel bir araçtır.

Fikir (= tefekkür), insana mahsus kuvvetlerden biridir. (Bunlar) insandan başka (bir varlık)ta bulunmaz...

Burhân’a (isbat’a) dayanan bir kimse, kılıca güvenenden daha doğru müslümandır.

Her akıl sahibi aslında hikmeti sever.

Hakimler (feylesoflar) insan için aranan gayenin Allaha benzemek olduğuna işaret ederken, sûfîler de, (Allahın) isimleriyle ahlak kazanmağa inanırlar: Tabirler ihtilaf etmiştir fakat mana birdir.

 

İbnü’l-Arabî mucizeleri ve Allah’ın aktif yaratıcılığını (fiillerini) reddeden filozofları sertçe eleştirir.

Müslüman olan hiç kimse düşüncesinden dolayı kafir ilan edilmemeli.

Bilgi hiyerarşisinde ilim ve kanıtlanmış inanç, taklidin üstündedir.

 

İKİNCİ MOTİF

Fıkıh, Kelam ve Tasavvufa Karşı Tenkidleri

İbnü’l-Arabî, fıkıh ilmine ve hukukçulara saygı duyar fakat dar görüşlü fakihleri çok ağır bir dille eleştirir.

Bu fakihler üzerinde güneş tutulması hiç zail olmaz (gerçeği göremezler).

 

Halkın (avâmın) saf inancının Kelam tartışmalarıyla bozulmaması gerektiğini savunur. İnancı sağlam olan halkın tefekkür (nazar) ve Kelam okumasına karşı çıkar.

 

Gazzâlî’nin Allah’ın zâtı hakkındaki bazı çıkarımlarında "cehaletin son noktasına ulaştığını" söyler.

 

İbadet kastıyla yapılan müzikli, defli ve danslı (sema) törenleri İslam'ın ruhuna aykırı bularak yerer. Dinin oyun ve eğlenceye alet edilmesine şiddetle karşı çıkar.

Din def, mizmar (flüt/ney) ve oyunla olmaz; Din ancak Kur’an ve edeb ile olur.

 

ÜÇÜNCÜ MOTİF

Orta Yol’u Takib Etmesi; Zâhir-Bâtın ve İfrat - Tefrît’den kaçınması

Bir düşüncenin veya eylemin aşırılığı (ifrat) ya da gereğinden azlığı (tefrit) her zaman yerilmiştir.

Bâtınîlik (Tefrit) şeriatın dış kurallarını ve dini hükümleri yok sayarak her şeyi "gizli manalara" indirger.

Zâhirîlik (İfrat) metinlerin sadece dış manasına takılıp kalır. Bu durum, Allah'ı bir cisim gibi düşünmeye (tecsim) ve yaratılmışlara benzetmeye (teşbih) yol açar.

Gerçek saadet, bu iki kanadı birleştirenlerdedir.

 

DÖRDÜNCÜ MOTİF

İlhâm’a Dayanması; Taklid’ten Kaçınması; Tasavvufsun Gerçek Hikmet Olduğunu Söylemesi ve Aklı Hududlandırıp, Allah’ın Zatı’nı Düşünmeği Yasaklaması, Kur’an Sevgisi

İbnü’l-Arabî rasyonel bilimleri (pozitif ilimler, kıyas ve ispata dayalı bilgiler) tamamen reddetmez. Ancak ona göre akıl, "son hakikatlere" ulaşmada yetersizdir. Akıl bir "yaratık" (muhdes) olduğu için "Yaratıcı" hakkında mutlak hüküm veremez.

 

İbnü’l-Arabî’ye göre bilgiye ulaşmanın üç yolu vardır:

Rivayet ve Nakil: Aktarılan, pozitivist ve tarihsel bilgiler.

İlham: Şiir, edebiyat ve sanatın kaynağı olan sezgisel duyuş.

İlahî Bilgi (Keşf): Allah’ın doğrudan kulun kalbine bıraktığı (ilkâ) emîn ve kat’î hakikat.

 

İbnü’l-Arabî, iki tür taklitten söz eder: Bir insanın kendi aklını ve fikirlerini (beşerî çıkarımlarını) taklid etmesi (kötü taklit).

Allah’ın kalbe attığı bilgiyi (Rabbini) taklid etmek (iyi/üstün taklit).

 

Tasavvuf bütünüyle hikmet ve ahlaktır. Tasavvufun özü, Hz. Peygamber’in Kur'an ahlakı ile ahlaklanmaktır.

 

Aklın yanılma sebepleri

(Hayal) Sadece duyuların getirdiği verileri zapt edebilir.

(Düşünce) Sadece akli ilkeler ve duyular arasındaki "münasebetleri" kurabilir.

 

Allahtan sana bir ilim geldiği zaman, onu sakın fikir terazisine (mizanü'l-fikr) sokma; derhal helak olursun.

 

İbnü’l-Arabî’ye göre insan aklının en büyük yanılgısı, kendi kapasitesini aşan "Allah’ın Zâtı" (Mâhiyetü’llâh) üzerine hüküm vermeye çalışmasıdır.

Allah’ın zâtı (özü), akıl terazisine girmez.

Filozoflar Allah'ın zâtı hakkında konuştukça birbirine zıt görüşler üretmişlerdir

Peygamberler Allah'ın sıfatları konusunda tek bir dil (lisan-ı vahid) üzerine birleşmişlerdir.

Akıl sahipleri, ancak kendi zihinlerinde tasavvur ettikleri (yarattıkları) bir tanrıya ibadet ederler. Oysa gerçek Allah, şuhûd ehlinin (kalp gözü açık olanların) müşahede ettiğidir.

 

İlim süt ise Kur'an baldır.

Kur'an'ın manaları sonsuzdur; ne kadar derine dalınırsa dalınsın sonuna ulaşılamaz.

 

Kur'an'ı tefsir ederken yabancı kültürlerden gelen hikâyelerin (İsrailiyat) kullanılmasını Hz. Peygamber’in emrine aykırı bulur ve şiddetle reddeder.

 

Kur'an okuyan kişi sırasıyla; hocasının, sahabenin, Hz. Peygamber’in, Cebrail’in ve nihayet Allah’ın huzurunda olduğunu hissetmelidir.

 

BEŞİNCİ MOTİF

Müşahede, Mükaşefe ve Tecelliye Dayanması

Müşâhede, sâlikin (yolcu) akıl ve duyularla ulaşamadığı hakikatleri doğrudan "görmesi" halidir.

Müşâhede hali kişiye özeldir.

Müşâhedenin üç türü vardır:

1. Yaratılmışları Hak'ta görmek.

2. Hakk'ı yaratılmışlarda görmek.

3. Yaratılmışlar olmaksızın Hakk'ı (yakînen) görmek.

 

Mükâşefe "mânalar" (idealar) ile ilgilidir.

Bir şeyi sadece görmek yetmez, onun ne anlama geldiğini, "hareket ettirenin" kim olduğunu anlamak keşf ile olur.

 

Tecellî Allah’ın "Zâhir" (Açık/Görünür) ismiyle kendisini açığa vurmasıyla gerçekleşir.

 

ALTINCI MOTİF

Gâibten Besler İşitmesi ve Muhayyile Dünyâsı Vâkıa’lar ve Rüyâ’lar

"Vâkıa", uyku ile uyanıklık arasında, bilincin hem bu dünyada hem de mana âleminde olduğu özel bir andır.

İbnü’l-Arabî’ye göre hayal, sadece boş bir kuruntu değil, ruhun hakikatleri sembollerle gördüğü bir Berzah (Ara Durak) âlemidir.

 

İbnü’l-Arabî Kâbe ile arasında geçen konuşmaları Tâcü’r-Resâil (Mektupların Tacı) adlı eserinde topladığını belirtir.

 

YEDİNCİ MOTİF

Seçkin Ruhlar İle Bağlantı Kurması

Ruhların bir beden kalıbına bürünerek görünür hale gelmesi, Tecessüdü’l-Ervâh

 

İbnü’l-Arabî Ahmed (veya Muhammed) el-Sebtî, Zünnûn-ı Mısrî, Ebû Said el-Harrâz ve Ebû Abdurrahman es-Sülemî gibi büyük mutasavvıfların ruhlarıyla da görüştüğünü ve onlardan manevi hakikatler öğrendiğini belirtir.

 

İbnü’l-Arabî, ruhların tecessüd etmesini (bedenlenmesini) savunurken, Reenkarnasyon/Tenasüh (ruhların başka bir bedende yeniden doğması) fikrini kesinlikle reddeder.

İbnü’l-Arabî Tanrı'nın bir insana girmesi (hulûl) veya kulun Tanrı ile birleşmesi (ittihad) fikirlerini "ayağı kaydıran hatalar" olarak niteler.

 

SEKİZİNCİ MOTİF

Hızır’la Görüştüğünü Söylemesi Mehdi ve Deccal Meselesi

İbnü’l-Arabî, henüz genç bir sâlikken hocası Şeyh Ureynî ile bir meselede anlaşmazlığa düşer ve öfkeyle huzurundan ayrılır. Hanne Çarşısı'nda yürürken bir adam yanına gelir ve henüz kimseyle paylaşmadığı bu tartışmaya atıfta bulunarak: "Şeyhinin dediğini kabul et" der. Arabî geri döndüğünde, hocası Ureynî daha o ağzını açmadan: "Hızır’ın seni uyarmasına gerek var mıydı?" diyerek kerameti mühürler.

 

Dolunaylı bir gecede, geminin bordasından denize bakan Arabî, bir adamın suyun üzerinde batmadan, ayakları bile ıslanmadan kendisine doğru yürüdüğünü görür.

 

Bir mescidde, kerametleri inkar eden bir arkadaşına ders vermek için Hızır'ın bir hasırı (seccadeyi) havaya serip yerden 4-5 metre yükseklikte namaz kıldığına şahit olur.

 

Tasavvufun klasik sembolü olan "hırka" giyme geleneği

Hırka, fiziksel bir kumaş parçası değil; "güzel ahlak ve edep" elbisesidir

 

Deccal, yaşlı, tek gözü patlak bir üzüm gibi, alnında "K-F-R" (Kafir) yazan bir figür.

 

 

DOKUZUNCU MOTİF

Hazret-i Peygamberi Rüyâda Görüp Bilgi ve Talimat Alması

İbnü’l-Arabî için rüyalar bilginin doğrudan kaynağından (Peygamber'den) alındığı, hataların düzeltildiği ve ilahi talimatların iletildiği bir "manevi derslik" hükmündedir.

Bir rüyasında Hz. Peygamber, Arabî'ye sözlü emirlerini iletmesi için Hz. Osman’ı elçi olarak gönderir.

 

İbnü’l-Arabî, çok sevdiği hocası Ebû Medyen'e düşmanlık besleyen bir zata karşı kalbinde nefret taşımaya başlar. Hz. Peygamber rüyasında onu sertçe uyarır:

"Ebû Medyen'e kızıyor diye, Allah'ı ve beni seven birine neden buğz ediyorsun? Onu Allah ve Resul sevgisi için sevemez misin?"

 

ONUNCU MOTİF

Allah’ı Rüyada Görüp, İzin ve Talimat Alması

Arabî, rüyalarında bizzat Cenâb-ı Hakk ile muhatap olduğunu, O'nun kendisine ayetler okuduğunu ve sırlar açtığını söyler.

 

ONBİRİNCİ MOTİF

Kendisine Ayet Gelmesi

Yirmi altı yaşlarında, Endülüs’ün İşbiliyye (=Sevilla) şehrinde bulunurken, adı geçen şehrin kabristanında kendisine böyle bir hal olmuş, âyet adını verdiği bir söz işitmiştir.

 

ONİKİNCİ MOTİF

Kendi Miracından Bahsetmesi

Cismânî ve Ruhânî Miraç

Velilerin miracı ruhsaldır.

 

İbnü’l-Arabî, manevi miracı sırasında yedi kat göğü geçer ve her katta bir peygamberle derin felsefi/tasavvufi konuşmalar yapar.

1. Gök: Hz. Adem / İnsanlığın aslı ve daha önce bilinmeyen sırlar.

2. Gök: Hz. İsa ve Yahya  / Ruhun diriliği ve hayatın hakikati.

3. Gök: Hz. Yusuf / Suretlerin ve hayallerin güzelliği.

4. Gök: Hz. İdris / İctihad meselesi: İdris, temel meselelerde bile ictihadın caiz olduğunu, çünkü Allah'ın herkesin zannında/görüşünde olduğunu söyler. Ayrıca 40.000 yıl önceki bir "Adem"den bahsedilir.

5. Gök: Hz. Harun  / Varlıkta yokluk (fena) halini yaşayan ariflerin durumu.

6. Gök: Hz. Musa / Allah'ı görme (Rüyetullah) arzusu ve bu dünyanın kuralları.

7. Gök: Hz. İbrahim / Beyt-i Mamur'un aslında arifin "kalbi" olduğunun keşfi.

 

Yedi kat göğü geçtikten sonra Arabî, Sidre-i Müntehâ'ya ulaşır

Burada gördüğü Nil, Fırat, Süt ve Bal nehirlerini, dört temel ilahî bilgi (vehbî ilimler) olarak yorumlar.

"Nihayet bütün bir nur oldum" diyerek, tüm ilahi isimlerin tek bir cevherde (Allah'ta) toplandığını görür.

 

ONÜÇÜNCÜ MOTİF

Peygamber Olmadığını Açıklaması

Hz. Muhammed’den sonra şeriat peygamberliği iddia eden kimse, mutlaka yalan söylemiş ve kâfir olmuştur.

Allah’ın isimleri arasında "Veli" ismi vardır (bu yüzden velayet sürer), ancak "Nebi" veya "Resul" diye bir isim yoktur.

 

ONDÖRDÜNCÜ MOTİF

İnsanlara Nasihat ve Tebliğ Vazifesini Yüklenmesi

Fütûhât'ta belirttiğine göre, rüyasında iki kez bizzat Cenâb-ı Hakk'ı görmüş ve kendisine şu kesin talimat verilmiştir:

"Kullarıma nasihat et..."

Arabî'nin nasihatlerinin içeriği korkutucu bir dilden ziyade, Allah'ın sonsuz rahmetini müjdeleyen bir mahiyettedir.

Fütûhât-ı Mekkiyye'nin son bölümü (560. Bab) pratik öğütler, ahlaki düsturlar ve dervişlerin yolunu aydınlatacak vasiyetlerle doludur.

 

ONBEŞİNCİ MOTİF

Nadir Tabiat Olayları ve Kerametlerden Bahsetmesi

Anadolu'dayken Fırat Nehri'nin tamamen buz tuttuğunu ve üzerinden kervanların geçtiğini görmüş

Mekke'deyken gökyüzünü kaplayan yoğun kuyruklu yıldız yağmuruna ve eş zamanlı olarak Yemen'de gündüz vakti fenerle gezmeyi gerektirecek kadar şiddetli kum fırtınalarına şahit olmuştur.

 

ONALTINCI MOTİF

Tabiattaki Acaib Yaratıklardan Bahsetmesi

İbnü’l-Arabî, Sevilla (İşbiliyye) civarında bulunan, ne büyük ne de küçük olan garip bir hayvandan bahseder. Bu hayvanın en çarpıcı özelliği, yenilen parçasına göre insana anında (kitap okumadan) bir ilim dalını kazandırmasıdır:

Baş kısmı: Astronomi (İlm-i Nücum) bilgisini verir.

Gövde kısmı: Botanik (İlm-i Nebat) ve bitkilerin özelliklerini öğretir.

Kuyruk kısmı: Hidroloji (yeraltı sularını keşfetme) yeteneği kazandırır.

 

Irak ile Mekke arasındaki ıssız bir mağarada yaşayan, Arapça konuşan ve kadın suretinde olan bir hayvandan bahseder.

Bu hayvanın etini yiyen veya suyunu içen kişi, dünyadaki külli ve cüz’i olaylardan (gelecekten) haberdar olur.

 

Deniz kenarında Hz. Yunus kavminden kaldığına inandığı, 3-4 karış uzunluğunda devasa ayak izlerine şahit olduğunu anlatır.

 

ONYEDİNCİ MOTİF

Hikmetli Fıkralar ve Zahidlik Hikâyeleri Anlatması

Bir araya getirilmiş çubukların kırılamaması…

 

ONSEKİZİNCİ MOTİF

Benzetmeler (Teşbih ve Temsil) Yapması

Yaratılış "İlk Akıl" ile başlar, "İnsan" ile biter. Dairenin başı ve sonu birleşince varlık tamamlanır.

İnsan, kâinatı ayakta tutan ana direktir.

Allah’ın "Ol" demesi, birinin aynaya bakması gibidir. Aynada beliren suret (kâinat), ne bakanın aynısıdır ne de ondan tamamen başkadır.

 

Güneş ışığı (Varlık nûru), kırmızı bir camdan geçince kırmızı, yeşil camdan geçince yeşil görünür. Işık renksizdir (Allah değişmez); renklenmiş görünen şey, ışığın geçtiği mahalin (dünyevi varlıkların) özelliğidir. Dünyadaki değişimler Allah'ın zatında bir değişiklik yapmaz.

 

ONDOKUZUNCU MOTİF

Nükteli İfadeler ve Mizaha Baş Vurması

İbnü’l-Arabî, yoğun felsefi ve metafizik tartışmaların arasında okuyucuyu dinlendirmek, bazen de bir hakikati daha sarsıcı bir şekilde sunmak için nükte (esprit) ve mizah unsurlarını kullanır.

 

Bir dilenciye sadaka verecekken kesesinde uzun süre küçük para arayan adama hitaben / Allah katındaki değerini arıyor.

 

YİRMİNCİ MOTİF

Atasözü, Vecize ve Özdeyişlere Rağbeti

Arabî, düşüncelerini dondurmak ve akılda kalıcı kılmak için kendi buluşu olan veya gelenekten gelen özdeyişleri (aphorisms) bolca kullanır.

Üfleyerek kandili söndürür ve üfleyerek ateşi alevlendirir. Nefes aynı fakat istidadı farklı varlıklarda tecellisi farklı…

Kederliler için gece çok uzundur, nimet sahipleri için ise çok kısa.

 

YİRMİBİRİNCİ MOTİF

Arapça Olmayan Kelimeler Kullanması ve Ethnik Düşünceleri

Arabî, sadece Arapça ile sınırlı kalmamış; hayatının farklı safhalarında temas ettiği dillerden kelimeleri eserlerine (özellikle Fütûhât’ın son bölümlerine) dahil etmiştir.

 

YİRMİİKİNCİ MOTİF

Harflere Metafizik ve Sembolik Manâlar Vermesi Ayet ve Hadislerdeki Mülâhazalari; Ebced Hesabı

Harfler, varlığın yapı taşlarıdır ve her birinin ilahi bir mertebesi vardır.

Elif, birliği (Tevhid), yüce varlık sahasını ve kutbu temsil eder. Diğer harfler ona dahil olur ama o hiçbirine katılmaz.

Lâm varlık sahası ve ilahi sıfatların mahallidir.

Mim maddi (süfli) alem ve mülk sahibi Allah (Melik) ile ilişkilidir.

Kün emri / K (Kaf) harfi fiziksel dünyaya, N (Nûn) harfi ise ruhani (batıni) aleme bakar.

 

Allah Âdem’i kendi suretinde yarattı

Yani Allah insanı "insan suretinde" (mükemmel bir biçimde) yaratmıştır.

 

YİRMİÜÇÜNCÜ MOTİF

Tekrarlamalar ve Çeşitli Unsurlar

Arabî, Futûhât'ı "bir enmûzec (hulâsa)" olarak görür.

 

Kâinatı bir tek kişi içinde toplamak Allah'a hiç de zor değildir

 

Bilin ki Allah'tan başka her şey batıldır

 

Her insanın değeri, yaptığı güzel işlerdir

 

YİRMİDÖRDÜNCÜ MOTİF

Tipik Rivayetler ve Süflilere Dair Menkıbeler

Ebû Bekir’in “İdrakin kavranmasındaki acizlik dahi bir idraktir" sözü, Tanrı'nın zatının tam olarak bilinemeyeceğinin itiraf edilmesinin en yüksek bilgi düzeyi olduğunu vurgular.

 

Bir şeye verilen isim o şeye bakış açısını ve fıkhi statüsünü belirler.

 

Bistâmî'nin "İrade etmemeyi irade ediyorum" sözü, kişinin kendi cüzi iradesini tamamen Allah'ın külli iradesinde yok etmesi (fena) durumunu anlatır.

 

Ebû Yezîd el-Bistâmî

Eserde Bistâmî, şeriat kurallarına son derece sadık, ancak manevi cezbe anlarında "şathiyye" denilen garip ve sarsıcı sözler söyleyen bir figür olarak betimlenir.

Ona göre asıl keramet, şeriat edeplerini muhafaza etmektir.

 

Hakîm et-Tirmizî

"Hakîm" unvanıyla anılan Tirmizî, tasavvuf düşüncesine felsefi derinlik katan ilk isimlerden biri kabul edilir.

 

Cüneyd-i Bağdâdî

Tasavvufun Kur'an ve Sünnet ile kayıtlı olduğunu savunan dengeli ekolün temsilcisidir.

Suyun rengi kabının rengidir

"Bin tane sıddık senin zındık olduğuna şahitlik etmedikçe hakikate ulaşamazsın" diyerek, zahir ehli ile hakikat ehli arasındaki derin uçuruma dikkat çeker.

 

Sehl b. Abdullah et-Tüsterî

"Azık nedir?" sorusuna "Allah'tır" cevabını vererek, gerçek yaşam kaynağının maddi gıdalar değil, ilahi varlık olduğunu vurgular.

 

Ebû Saîd el-Harrâz

Fenâ (benliğin yok olması) ve bekâ (Allah ile var olma) nazariyesinin kurucusu olarak anılır.

Harrâz, "Allah'ı ne ile bildin?" sorusuna, "O'nu iki zıt arasında bir araya getirerek (cem ederek) bildim" cevabını verir.

 

Hallâc-ı Mansûr

Şiblî, "İkimiz de aynı kaseden içtik ama ben ayık kaldım (sahv), o ise sarhoş oldu (sekr)" der.

 

Zünnûn el-Mısrî

Belâyı bir nimet olarak görmeyenin hikmet sahibi olamayacağını savunur.

"Kiminle oturup kalkalım?"

Görünüşü Allah'ı hatırlatan, sözü ameli artıran, hareketi dünyadan soğutan kişi.

 

Abdülkâdir Geylânî

Onu "güvenilir" ve "kendi zamanının kutbu" olarak tanımlar.

 

Ebu’s-Su’ûd ibn el-Şiblî

"Biz hissemizi Hakk’a bıraktık" diyerek en yüksek edep makamını sergiler. Bu, Allah’ın vekil kılındığı bir makamdır.

 

Muhammed ibn Kâid el-Evânî

Geylânî’nin arkadaşı olan İbn Kâid, tasarruf yetkisini aktif olarak kullanan bir sufidir.

 

YİBMİBEŞİNCİ MOTİF

Ömrün Kısalığından Şikâyet Etmesi

Gazâlî gibi seleflerinin aksine, o "vaktin müsaadesi" yerine "vaktin genişliği" (vus'ati) tabirini kullanır. Bu, hakikatlerin anlatılması için gereken "manevi zamanın" darlığına bir vurgudur.

 

YİRİMİALTINCI MOTİF

Kısa Zamanda ve Süratli Şekilde Yazması

O, kalbine doğan ilhamı doğrudan kağıda döker.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder