1 Şubat 2026 Pazar

Muhyiddin ibn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 3. cilt - Notlar

Muhyiddin ibn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 3. cilt - Notlar

Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2006

 

Beşinci Sifr

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ DOKUZUNCU KISMI

65

Cennet, Menzilleri, Dereceleri ve Bu Konuyla İlgili Hususlar

Cennet, insan nefsindeki iki temel güce hitap eder: Duyulur Cennet (Beden), Manevi Cennet (Ruh)

 

Cennet ehli, Adn cennetindeki Beyaz Kesîb (Beyaz Misk Tepesi) denilen özel bir alanda Allah'ı görmeye davet edilir.

 

Cennet ehli Allah'ı görmeden hemen önce üzerlerine bir nur parıldar. Bu nur insanın her bir organına ve nefsinin latif kısımlarına nüfuz eder. Kişi bütünüyle bir göz ve bütünüyle bir kulak haline gelir.

 

Varoluş Allah'ın "Ol" (Kün) sözünü işitmekle başlamıştı, ahiret ise Allah'ın "Rızam üzerinizdedir" müjdesini işitmekle nihayete erer.

 

66

Şeriatın Zahirî ve Bâtıni Sırrının ve Onu Var Eden İlâhî İsmin Hangisi Olduğunun Bilinmesi

Varlık henüz ortaya çıkmadan önce, ilahi isimler kendi hakikatlerine bakarlar

el-Bari (Yaratan), işi el-Kadir'e (Güç sahibi) havale eder. O, el-Mürîd'e (İrade sahibi), o da el-Alim'e (Bilen) yönlendirir.

Varlıklar dış dünyada zuhur edince, her varlık dayandığı ilahi ismin gücüne göre diğerini ezmeye, baskılamaya başlar.

er-Rab ismi, düzeni sağlamak için iki yardımcı tutar: el-Müdebbir (İşi yöneten) ve el-Mufassıl (Ayrıntıları belirleyen).

 

Akıl, teorik düşünceyle bir "İlk İllet"e (Allah) ulaşabilir; O'nun bir olduğunu ve noksanlıklardan münezzeh olduğunu anlayabilir.

Akıl, Allah'ın o kulla nasıl bir ilişki kuracağını, O'na nasıl ibadet edileceğini ve ahiretteki detayları bilemez.

Şeriat, aklın kendi başına ulaşamayacağı "Allah hakkındaki bilgileri" ve "ölüm ötesi gerçekleri" getirir. Şeriat, hikmet yasalarını kapsar ama onları ahiret eksenli bir kemale taşır.

 

İdris Peygambere vahiy şekiller ve çizgilerle geldi.

Astronomların veya remil uzmanlarının tikel olayları bilmesi, Allah'ın evrene yerleştirdiği "alışılagelen sebeplerin" okunmasıdır.

 

67

"Lâ"

Müşrik aslında Allah'tan başkasına ibadet etmez; sadece ibadeti "yanlış kişiye/nesneye" yönlendirir.

"Lâ ilâhe" derken, ilahlık niteliği değil; insanların kafasındaki sahte ilah tasavvurları yok edilir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZUNCU KISMI

Altmış Sekizinci Bölüm

Temizliğin Sırları

Yüzü Yıkamak: Haya sahibi olmak ve perdelerin kalkmasına hazırlanmak.

Elleri Yıkamak: Sağ el ile "Kuvvet Allah'ındır", sol el ile "Güç Allah'ındır" (La havle vela kuvvete...) bilincine ermek. Elleri cömertlikle, infakla kirlerinden arındırmak.

Başa Mesh Etmek: Kölelik boyunduruğundan (nefsin esaretinden) kurtulmak.

Ayakları Yıkamak: Sülukta (manevi yolculukta) Kürsü'nün (ilahi otorite) azametini müşahede etmek.

Ağza Su Vermek (Mazmaza): Dili dedikodudan, yalandan ve boş iddialardan temizleyip güzel zikirle süslemek.

 

Dile farz olan, sadece suyla ıslanmak değil, "doğru sözü söylemek" ve bir âmâya seslenmek gibi vacipleri yerine getirmektir.

 

Burun, Arapçada izzet ve kibrin temsilcisidir. Burna su çekmek, kul olduğunu hatırlamaktır.

 

Dirsekler / Arapçada dirsek ve yararlanmak (irtifak) aynı kökten gelir. Dirsek, insanın dayandığı yerdir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZ BİRİNCİ KISMI

Mest

İnsan, Allah'ın merhametini (Rahim) kendi hissettiği "acıma ve duygusallık" (şefkat) ile kıyaslarsa, ilahi bilgiyi (suyu) bulandırmış olur.

Gerçek temizlik, Allah'ı O'nun kendisini nitelediği gibi tanımaktır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN OTUZ İKİNCİ KISMI

Deve eti, dumanlı ateşten (maric) yaratılan şeytani güçleri ve öfkeyi temsil eder.

 

Mushaf (delil), Allah'ın kelamına (delilli) ulaştırır. Saygın bir zata (Allah) delalet ettiği için, o delile de saygı gösterilir.

 

Okuyan kişi, kendi diliyle aslında Allah’ın kelamını yine Allah’a veya O'nun kullarına sunar. El-Kuddûs olan Allah'ın sözünü taşıyan kabın (beden ve kalbin) temiz olması, bu vekaletin şanındandır.

 

İnsan hırs, cimrilik gibi fıtri özelliklerini yok edemez, sadece bunların yönünü değiştirebilir.

Dünyalık toplama hırsı kirlidir; ancak aynı hırsı bilgi toplama veya salih amel işleme yoluna sokmak, o sıfatın guslüdür.

 

Şeytan, bir kulu günaha teşvik ederken onun bedbaht olacağını sanır. Oysa kul günah işleyip pişman olduğunda (tövbe), "şehit" sevabı alır ve kalbi uyanır. Şeytan, hırsı yüzünden Allah'ın tövbe eden kulu daha çok seveceğini göremez. Böylece farkında olmadan kulun derecesini artırmaya hizmet eder.

 

Cünüblüğün 150 Hali

İzzet, Kibriya, Kahır: Bu gibi "Celal" sıfatları kalbi istila ettiğinde kul kendini güçlü sanabilir.

Lütuf, Ünsiyet, Muhabbet: Bu "Cemal" sıfatları kalbi açtığında kul gevşeyebilir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN OTUZ ÜÇÜNCÜ KISMI

Dünya, Allah'ın "Ol" kelimeleriyle dolmuş bir levhadır.

 

Cünüblük "uzaklık" demektir. Kul, kendi beşerî kimliğine saplanıp Hak'tan uzaklaştığında, aslında Allah'ın niteliği olan o kutsal "kelama" temas edecek liyakati kaybetmiş olur.

 

İnsan topraktan yaratılmıştır. Toprak; yoksulluk, ihtiyaç ve zillet (horluk) demektir. Teyemmüm, insanın kendi "yokluk" hakikatine dokunmasıdır.

 

Hikmetli bir bilgiyi, o bilgiyi taşıyamayacak (ehil olmayan) birine vermek, kirlilik doğurur.

 

Allah bir kuluna aynı şekilde iki kez tecelli etmez. Madem her namaz yeni bir huzura kabuldür, o halde her kabul için yeni bir temizlik (teyemmüm) gerekir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN OTUZ DÖRDÜNCÜ KISMI

Her kul fıtrat üzere temiz doğar. Çünkü "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna "Evet" demiştir. Bilgi, özü itibariyle temizdir; kirlilik sadece sonradan eklenen yanlış nispetlerden doğar.

Bu yüzden âlem, özü itibariyle el-Kuddûs (her türlü eksiklikten münezzeh ve temiz) isminin bir tecellisidir.

 

Kul, hikmetini bilmese de sadece Rabbi emrettiği için temizlenir.

 

ALTINCI SIFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN OTUZ BEŞİNCİ KISMI

69

Namazın Sırlarının Bilinmesi

Arapça'da "salât" (namaz) kelimesi, yarışta birinciyi (sâbık) hemen arkasından takip eden ikinciye (musalli) verilen isimle ilişkilidir. Kelime-i Şehadet birinciyse, namaz onu takip eden ikincidir.

Namaz, müminin miracıdır.

 

Her vakit, bir ilahi ismin hüküm sürdüğü zamandır.

Öğle Vakti: ez-Zahir isminin hükmü altındadır. Güneş her şeyi aydınlatmış, hakikatler zahir olmuştur.

Vaktin Sonu: Bir ismin hükmü kulda tam olarak tecelli edip bittiğinde, o vaktin namazı da sona erer. İki vakit arasındaki geçiş, iki ilahi isim arasındaki "berzah"tır (perdedir).

Namazı Kaçırmak / Farz namaz kasten vaktinden çıkarılırsa, o vakte özgü ilahi tecelli kaçırıldığı için "kaza" edilemez. Çünkü her anın tecellisi kendine özgüdür; giden geri gelmez.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZ ALTINCI KISMI

Namazın yasak olduğu vakitler: güneşin doğuşu, batışı ve tam tepede oluşu

Güneş doğarken/batarken: Hak tecelli ettiğinde kul "fena" (yokluk) bulur. Tecelli vaktinde kul susar, münacat (konuşma) biter. Güneş (Hak) varken kulun gölgesi (beşeri varlığı) silinir.

Güneş tam tepedeyken (İstiva): Gölge (insanın hakikati) tamamen ışığın içine gömülür. Her yanın nur olduğu bu anda, yön kalmaz; bu yüzden secde (yönelme) de olmaz.

İkindi sonrası: Sevgilinin (Hakk'ın) kulu bağrına bastığı bir haz anıdır. Bu haz o kadar büyüktür ki, kul konuşmaya (namaza) mecal bulamaz.

 

Her vaktin (ve her halin) sahibi olan özel bir ilahi isim vardır.

Ezan, o vakitte hüküm süren ilahi ismin hakikatinden habersiz olanları gaflet uykusundan uyandıran ilahi bir "nida"dır.

 

Kıble ve kader

Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır

Kula namazda tek bir yöne (Kâbe) dönmenin emredilmesi, ona kendi seçimlerinde aslında ne kadar "mecbur" olduğunu hatırlatmak içindir. İnsan seçtiğini zannederken bile, o seçimi yapmaya mecbur bırakılmıştır.

 

Namazda vücudun avret yerlerini örtmek, kalpteki ilahi sırları korumanın ve edep makamında durmanın bir simgesidir.

 

Secde / İnsanın en şerefli azası olan yüzünü, en hor görülen toprak üzerine koyması, aslında toprağın (yeryüzünün) zilletini onarmak içindir.

Allah "kalbi kırık olanlarla" beraberdir. Kul, secde ederek toprağın kırıklığını kendi yüzüyle tamir ederken, Allah'a en yakın olduğu ana ulaşır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZ YEDİNCİ KISMI

Başlama Tekbiri kulu namaz dışındaki her şeyden "men eden" (haram kılan) bir sınırdır.

Namazda Fatiha'nın ayetleri arasında durmak (sekte) edep makamıdır.

Kul bir ayet okuduğunda, Hakk'ın ona cevap vermesi için susmalı ve "kulak kesilmelidir."

 

Gerçekte kulu konuşturan ve övgüyü yapan Hak'tır. Kul sadece bir "mahal" (mekân) ve "elbise"dir.

 

Hakiki temizlik, tüm işleri Allah’a havale etmek ve "ben yaptım" iddiasından (nefsten) uzaklaşmaktır.

 

"Elhamdülillahi Rabbil Âlemîn"

Kul bu ayeti okuduğunda, Allah "Kulum beni övdü" der.

 

"Maliki Yevmi'd-Din"

"Din Günü" sadece ahiret değildir; her an "hesap ve karşılık" anıdır.

 

"İyyâke Na’büdü"

Hakiki namaz kılan, tüm zahiri ve batini güçlerini tek bir noktada (Hakk'ın huzurunda) toplayandır.

 

"Sırat-ı Müstakim"

"Bizi dosdoğru yola ulaştır" ayeti, bir rehberlik talebidir.

Arif, alnındaki (perçemindeki) ilahi eli "keşif" yoluyla görendir. O, direnmeden, sevgiyle ve bilinçle o yolda yürür. Cahil ise perçeminden sürüklendiğinin farkında olmayan, gönülsüzce boyun eğendir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZ SEKİZİNCİ KISMI

En büyük azap, Allah’tan uzak düşmektir.

 

Namaz bir "ayrılış" (Hakk’a gidiş) ise, selam bir "dönüş"tür.

İki selam verir; biri ayrıldığı makama, diğeri ise yeni geldiği makamadır.

 

Namaz kılan kişi:

Ellerini kaldırarak mülkiyet iddiasından vazgeçer.

Secdeye vararak karanlık tabiatından kurtulup nur olmayı diler.

İki secde arasında ilahi onarımı bekler.

Kunut ile zamanın ve mekânın ötesindeki "mutlak varlığa" sığınır.

 

İmamlık; bilgiyi, hali ve makamı temsil eden bir simgedir. Kim öne geçerse geçsin, arkasındakiler onda ilahi bir tecelliyi takip ederler.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRKINCI KISMI

Namazdaki saflar, gökteki meleklerin saflarına benzetilir. Safın düzgün olması, himmetlerin (niyetlerin) birleşmesi demektir.

Şeytan "uzaklık" demektir; araya mesafe girdiğinde Allah'ın rahmetinden uzaklık (şeytanilik) başlar.

 

Allah her yerdedir. Fiziksel koşma, vakti zayi etmek ve saygısızlıktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder