1 Şubat 2026 Pazar

Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 16. Cilt - Notlar

Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 16. Cilt - Notlar

Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2011


 

OTUZ BİRİNCİ SİFİR

497

Menzili 'Onların çoğu Allah'a iman etmez, onlar müşriktir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

İnsan Allah’ın zatını bilmez, dolayısıyla Allah'a değil, aslında zihninde "tasavvur ettiği ilah suretine" iman eder.

 

İnsan fıtraten bir "Yaratıcı"yı (Melik) kabul eder ama tevhidi (birliği) ancak akli bir çaba ve şeriatla anlar.

 

498

Menzili 'Allah'tan sakınan kimseler için Allah bir çıkış yolu yaratır, farkında olmadığı yönden rızıklandırır' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

İnsan sürekli bir halden diğerine geçme (intikal) arzusundadır.

İnsan bir halin içindeyken o hal onu kuşatır (ihata eder) ve bu bir hapis hissi yaratır.

Takva sahibi, belirli bir "isim" ile sınırlanmadığı için Allah isminin genişliğine çıkar.

 

499

Menzili 'O'nun benzeri bir şey yoktur (ke-mislihî)’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Allah, insanı "Kendi suretinde" yarattı

O’nun benzeri bir şey yoktur.

Çünkü insan ilahi bir biricikliğe sahiptir.

 

Allah, insanı "Halife" kılmıştır. Halifelik, geçici bir görevlendirmedir.

 

500

Menzili 'Onlardan biri: O'nun dışında ben ilahım derse, onu cehennemle cezalandırırız, Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

"Ben ilahım" diyen kişi (Firavun örneği), aslında en büyük uzaklığa (cehennem/kuyu) düşer.

 

501

Menzili 'Allah'tan başkasına mı dua ediyorsunuz, sadık iseniz' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Allah'ın "Kerim" (Cömert/Affedici) isminin tam manasıyla tezahür edebilmesi "günahkâr"ın (büyük suç sahibinin) varlığını zorunlu kılar.

 

İnsan rahattayken şirk koşabilir (sebeplere tapabilir), ancak denizde fırtına koptuğunda (en büyük kriz anında) fıtratındaki tevhide döner.

 

502

Menzili 'Allah'a ve resulüne ihanet etmeyiniz, bildiğiniz halde emanetlerinize ihanet etmeyiniz’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Hıyanet bilgiyi yanlış yere koymaktır.

Hikmeti ehlinden sakınmak zulümdür; ehli olmayana vermek de zulümdür.

 

503

Menzili 'Onlara sadece dini Allah'a tahsis etmeleri emredildi; haniflerden olsunlar, namazı kılıp zekâtı versinler, işte dosdoğru din budur' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Allah'ı hakkıyla bilmek, O'nun bilinemeyeceğini anlamaktır.

Sonsuzluk karşısında duyulan kâmil bir hayret

Kendi aklımızla bulduğumuz Tanrı, kendi sınırlamalarımızdır.

İnsan, Allah'ın gücüyle O'na ibadet eder. Kul sadece bu ibadetin ortaya çıktığı mahaldir (yerdir).

 

504

Menzili 'Allah de, sonra onları bırak’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Zamirler / "Hüm" (Onlar) "Hüve" (O)

Çokluk (Kesret): İlahi isimlerin aynaları olan yaratılmış suretlerdir.

Birlik (Vahdet): Her şeyin ardındaki tek Hüviyet’tir.

"Onlar" zamirini bırakıp "O" (Hüve) üzerinde yoğunlaşmak "asıl failin" kim olduğunu düşünmeye sevk eder.

 

505

Menzili 'Rabbinin hükmüne sabret, gözlerimizin önündesin' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Sabır Rabbani hüküm karşısında sübut sahibi olmaktır.

Hükmün hadisede değil o hadiseye imkan veren Allah’a ait olduğunu hatırlamak kalbi teskin eder.

Hz. Eyyub, acısını dindirmesi için Allah’a dua etmiştir. Bu, sabra aykırı değildir.

Acı karşısında sessiz kalıp "direnmek", ilahi kahra karşı bir kibir kokusu taşıyabilir.

 

506

Menzili 'Onlar tuzak kurdu, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır' ve 'Onlar tuzak kurdu biz de tuzak kurduk, onlar farkında değil' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Tuzak, fark edilmediği sürece "tuzak"tır.

Allah onu bir bilgiye sahip olarak saptırdı.

 

Arif aldatıldığını bildiği halde "O'nun için" kanar.

 

507

Menzili 'Allah'ın gördüğünü bilmez mi?' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Hadler (sınırlar) olmasaydı temyiz olmazdı, temyiz olmasaydı bilgi olmazdı

Bir alanı "mekân" yapan şey, onu diğerlerinden ayıran sınırıdır.

 

508

Menzili 'Allah iman edenlerin velisidir, onları karanlıklardan nura çıkartır' Ayeti Olan Kutub'un Menzilinin Bilinmesi

Velayet kulun kendini bilmesi ve dolayısıyla Rabbini bilmesidir.

 

509

Menzili 'Hangi nafakayı verirseniz, Allah onu yerine getirir’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

İnfak etmek (vermek), bir şeyi yok etmektir (helak)

Bir şey yok olduğunda orada bir boşluk (gedik) oluşur. Bu boşluğu Allah doldurur.

Sebepler ortadan kalktığında Allah bulunur.

 

510

Menzili 'Yeryüzünde haksız yere büyüklenenlere ayetlerimden yüz çevirteceğim' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Yeryüzünde "Hak vasıtası olmaksızın" büyüklenen kişi, kendi yerinin (mahalinin) sınırlarını bilmeyen bir cahildir.

 

511

Menzili 'Allah'tan çekinirseniz, sizin için furkan yaratır' ve 'Allah'tan çekinin (takva), o size öğretir' Ayetleri Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Takva, kişiye "furkan" yani "iyiyi kötüden, hidayeti dalaletten ayırma yetisi" kazandırır. Bu bilgi nazarî (teorik) düşünceyle değil, ancak "zevk" (doğrudan deneyim) ile elde edilir.

Hakkı sadece dünyadan ayrı görmek (tenzih) veya sadece dünyada görmek (teşbih) eksiktir. Furkan, her iki hükmü de yerli yerince kullanma becerisidir.

 

512

Menzili 'Derileri her olgunlaştığında başka derilerle değiştiririz' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Zahiri bilmeyen bâtını hiç bilmez.

İnsanlar genellikle "gizli" olanı ararken zahiri küçümserler. Oysa ilk düşünce, ilk bakış (zecr ilmi) yanılmazdır.

 

513

Menzili ‘Kef ha, ya, aytı, sad! Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan rahmetinin zikredilmesidir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Hızır misalinden rahmetin tecellileri; "hoş" işlerdeki rahmet (duvarı onarmak)

"nahoş" görünen işlerdeki rahmet (gemiyi delmek, çocuğu öldürmek)

 

514

Menzili 'Allah'a tevekkül edene Allah yeter’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

İnsan, mutlak yokluğun gölgesini ve varlığın ışığını aynı anda üzerinde taşır.

Eğer insan (sınır) ortadan kalksaydı, zıtlar (vacip ve imkânsız) birbirini yok ederdi.

 

515

Menzili 'Davud onu sınadığımızı zannetti, rabbinden bağışlanma diledi, rükûya kapandı ve secde etti' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Davud ismindeki hiçbir harf birbirine bitişmez. Bu, ontolojik bir "dağınıklığı" ve "bağımsızlığı" temsil eder. Bu yüzden Allah ona "Heva'ya (arzuna) uyma" demiştir; çünkü dağınık olan, her türlü etkiye (bitişmeye) açıktır.

Muhammed ismindeki harfler birbirine bitişiktir ama sonunda bitişmeyen bir "dal" (d) harfi vardır.

Ona bitişilir ama o kimseye bitişmez

 

516

Menzili 'De ki babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, bozulmasından korktuğunuz ticaretiniz, beğendiğiniz evleriniz size Allah'tan, peygamberinden ve Allah yolundan savaşmaktan daha sevimli geliyorsa, Allah'ın emrinin gelişine kadar bekleyiniz' ve 'Hepiniz Allah'a kaçınız' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Allah'a kaçınız.

Sevilen, meyledilen şeyler sebep olur ve her sebep sonuç doğurur.

Meyledilen şeylerle meşgulken hissedilen (hissedilmesi muhtemel) endişeler o mertebeden yükselmeye sevk eden ikazlardır.

 

517

Menzili 'Yeryüzü bütün genişliğiyle onlara dar gelmiş, nefisleri de daralmış, Allah'tan başka sığınılacak kimse olmadığını anlamışlardı’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Yeryüzü bütün genişliğiyle onlara dar gelmiş üç kişi...

Savaştan geri kalan 3 kişinin tövbesinin kabul edilmesi

Darlık, ortaklıkla (şirk) gelir.

 

518

Menzili 'Kalplerinden korku gidince, rabbiniz ne buyurdu derler; onlar da, Hak olanı buyurdu derler; O Alî ve Kebîr'dir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Vahyin duyulma anı

Melekler vahyi duyduklarında, onu "taş üzerine düşen yağmur sesi" gibi işitirler.

Allah’ın meleklere hitabının sonu (Gayb/Hüviyet), insanın marifetinin başlangıcıdır.

 

519

Menzili 'Allah'a ve peygamberine size hayat verecek bir işe çağırdıklarında icabet ediniz’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Allah ve Peygamber'in beraber zikredilmesi, Peygamber'in ilahi suret üzerine yaratıldığının en büyük delilidir.

 

520

Menzili 'Duyan kimseler icabet edebilir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Çağrıya uymayan kişi aslında onu "duymamış" sayılır. Eğer kalben duymuş olsaydı, icabet etmesi (istikâmet) kaçınılmazdır.

Cezalandırılacağını kesin olarak bilen biri günah işlemez.

Allah, inanmayanları "sağırdırlar" diyerek nitelerken aslında onlara rahmet etmektedir. Onları "duyup da kafa tutan" kibirli varlıklar yerine, "duymadığı için mazeretli" konumuna yerleştirir.

 

521

Menzili 'Azıklarım, azığın en hayırlısı takvadır, ey akıl sahipleri, Ben’den korkun' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

İnsan nefsi her nefeste yolculuktadır.

Şüphe ve kuşkular bu yolculuktaki engellerdir.

Müteşabih (benzeşmeli) ayetleri yanlış tevil etmek, bu da bir engeldir.

Allah'ın zatı hakkında düşünmek helaktır

 

522

Menzili ‘Onlar mallarından infak ederler, kalpleri rablerine dönmeleri hususunda ürperir, onlar iyiliklere koşunlardı’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Ariflerin verdikleri sadaka veya yaptıkları iyilik karşısında kalplerinin ürpermesi, bu amelleri "kendilerinin" yaptığına dair gizli bir iddiadan korkmalarındandır.

İnsan, Allah'ın isim ve sıfatlarını izhar eden (açığa çıkaran) canlı bir kitaptır. (sadece oku)

 

523

Menzili 'Rabbinin makamından korkana gelirsek...' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Kişi kendi zihninde, kültüründe veya mezhebinde inşa ettiği Allah tasavvuruna ibadet eder ve başkalarının tasavvurunu inkâr ederler.

Allah her inançta, her surette ve her zerrede tecelli eder.

 

524

Menzili' De ki; denizler rabbinin kelimelerini yazmak için mürekkep olsaydı, rabbinin kelimeleri bitmeden denizler biterdi, bir o kadar daha yardıma gelse bile. Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Kelimeler, mümkün olan varlıkların suretleridir.

Allah'ın ilmindeki sabit hakikatler (ayan-ı sabite) sonsuzdur; bu yüzden yaratılış asla durmaz.

Evrendeki her zerre bir "kayıt" ve "ifade" aracıdır.

 

525

Menzili 'Allah'ın sınırlarını aşan kimse kendine zulmetmiştir, bilemezsin, belki Allah bundan sonra bir iş yapar’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Sınırlar sadece fıkhi hükümler değildir; aynı zamanda eşyanın zatî tanımlarıdır.

Bir şeyi tanımının dışına çıkarmak (mesela insanı at gibi tanımlamak) ilahi sınıra saldırıdır. Bu, hakikati tahrif etmektir.

 

526

Menzili 'Seni sabit kılmasaydık, sen de bir miktar onlara meyletmiş olurdun' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Kalp, kulak, göz, dil, el… Bu organların her birinin bir "ibadet nuru" vardır (hilal, güneş, kandil vb.).

Zikrin zirvesi, kulun bütünüyle nur olmasıdır

 

527

Menzili 'Sabah akşam rablerinin rızasını arayarak, dua edenlerle birlikte sabret, gözlerini onlardan ayırma’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Arif olan kişi, her neye bakarsa orada "Hakkın veçhini" görür. "O’nun yüzü dışında her şey helak olacaktır."

 

Bir sıfatın (zenginlik/müstağnilik) müşahedesi, diğer sıfatın (muhtaçlık/ibadet) müşahedesine engel olmamalıdır.

 

528

Menzili 'Kötülüğün karşılığı onun gibi bir kötülüktür, kim affeder ve arayı düzeltirse, onun ücreti Allah'a kalmıştır' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Allah’ın isimleri güzeldir, Allah’a kötü bir isim verilemez. Cezalandırma (kısas) meşru olsa da, Allah bu eylemi "kötülük" (seyyie) olarak isimlendirmiştir.

Kötülük, yapıldığı an yok olur (zaman geçer); geriye sadece fail kalır. Ona aynı acıyı çektirmek (kısas), ilk kötülüğü ortadan kaldırmaz. Bu yüzden "Allah ehli", kötü bir ismin (cezalandırıcı) mahalli olmaktansa, affın güzelliğine bürünerek ilahi ahlakı tercih eder.

 

529

Menzili 'Temiz şehrin bitkileri rabbinin izniyle (temiz) çıkar’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Şehir / insan ve nefsidir.

Temiz şehir sebepleri görür ama onlara takılmaz.

Kötü şehir / maddi sebeplere tutunur.

Sadece sebepler elinden tamamen kesildiğinde (örneğin denizde fırtınaya yakalandığında) Allah'a yönelir. Ancak kurtulduğu anda hemen yine sebeplere döner ve "Beni şu sebep kurtardı" diyerek şirke düşer.

 

530

Menzili 'İnsanlardan gizlerler, Allah'tan gizlemezler, Allah onlarla beraberdir, Allah onların yaptıklarını bilir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

İnsan, ayıplarını hemcinslerinden (saygınlığını yitirmemek için) gizler; ancak Allah'ın her şeyi kuşattığını (ihata) bilir.

 

531

Menzili 'Bulunduğunuz her işte veya okuduğunuz Kur'an'da veya yaptığınız işte biz sizi görürüz' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Ol / Asla karşı gelinemeyen, varlığı meydana getiren emir.

Şer’i emir / uyulup uyulmamasıyla "günah" veya "sevap" hükmünün doğduğu emir.

Günahın gerçek bir varlığı yoktur.

Eylemin yasaklanan bir yolla yapılması, kulun "emre uymayı terk etmesi" yani bir yokluk halidir.

 

532

Menzili 'Kuşkusuz namaz müminler üzerinde vakti belirlenmiş olarak farz kılınmıştır' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Güneşin gökyüzündeki hareketlerinin insan ruhundaki (nefs) izdüşümleri; Öğle vakti (zeval), aklın ve duyuların birleştiği doruk noktasıdır; akşam ise düşüncenin (kesretin) kaybolup Hakkın birliğine dönüşüdür.

Beş vakit namaz, beş temel duyuyu ve insanın beş varoluşsal boyutunu korur. Vitir namazının eklenmesiyle bu sayı 6'ya (ilk kâmil sayı) ulaşır ki bu, yaratılışın tamamlanışını sembolize eder.

Temizliğin su ve toprakla olması, insanın aslına (çamur/su+toprak) bir rücudur.

 

533

Menzili 'Kullarım beni sana sorduklarında, ben onlara yakınım, dua edenin duasına karşılık veririm' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Allah'ın kula yakınlığı (kurb), mekânsal değil, ontolojiktir. Dua etmek, Allah'ı uzaktan çağırmak değil, zaten burada olanı "duymak" ve "icabetini hissetmek"tir.

Allah her duaya "buyur" (lebbeyk) diyerek icabet eder; ancak istenilen şeyin verilmemesi, kulun maslahatı (iyiliği) içindir.

Keramet ve güç peşinde koşana verilen bilgi/ilim, tuzak olabilir. "Rabbim ilmimi artır" diyerek sadece Allah'ı talep etmek gerekir.

 

534

Menzili 'Sen büyük bir ahlak üzeresin' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Arif Kur'an okurken/okunurken sanki ayetlerin o an sadece kendisine indiğini hisseder.

 

Kur'an'da övülen her sıfatı kuşanmak, yerilen her sıfattan kaçınmak "Büyük Ahlak"ı oluşturur. Bu makama ulaşan kişi, "Tek Vâris" olur; yani peygamberin manevi mirasını devralır.

 

535

Menzili 'Allah'ı ayakta, oturarak ve yatarak zikredenler' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

İnsan her an bu üç halden birindedir.

Ayakta (Kıyam): "Kayyum" ismiyle ahlaklanmak, yani her an tetikte ve Allah'ın iradesiyle kaim olmak.

Oturarak (Kuûd): İlahi rahmetin ve sekinetin (huzurun) tecellisini beklemek.

Yatarak (Cunûb/Uzanma): Maddi sebeplerin etkisinden sıyrılıp tamamen Allah'ın "beraberlik" (maiyyet) sırrına teslim olmak.

 

536

Düsturu 'Dünya nimetini (hars) isteyene onu veririz, onun ahirette nasibi kalmaz' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Dünyadaki iyilikler ahiretin tohumudur.

Ahiret ekini (harsı), kulun salih amellerle sürekli bir hayırdan diğerine koşmasıdır.

 

Ahirette saadet ehline "tekvin" (var etme) gücü verilir. Arif, Allah’ın hazinelerine bir hüküm sahibi olarak girer ve aklına gelen her şeyi o an yaratabilir.

Cennette zillet (aşağılanma) yoktur

Müminler, kendi yarattıkları varlıklara karşı izzet sahibi kılınırlar.

 

537

Düsturu 'İnsanlardan korkarsınız, Allah'tan korkun' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Hz. Yusuf’un hapisten çıkmak için hemen icabet etmemesi, kendi masumiyetini kanıtlama ve "izzetini" koruma çabasıdır.

Kâmil mümin, bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi gibidir; onda her iş ilahi bir izinle iner.

 

538

Menzili 'Sana emredildiği gibi dosdoğru ol' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Bilgi maluma tabidir.

Allah, kulun ne yapacağını bildiği için ona o kaderi yazmıştır

Hz. Peygamber’i yaşlandıran şey, istikametin ağırlığıdır.

İlahi emir geldiğinde kalpteki "direnç" veya "kabul", o kulun ezeli hakikatinden kaynaklanır.

 

539

Menzili 'Allah'a kaçınız' Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Hz. Musa bir "şeyden" (Firavun'dan) kaçmıştır; ancak Muhammedî olan doğrudan "Allah'a" kaçar.

Allah’a kaçan kişi, çokluğun içinde birliği (kesrette vahdeti) görür.

 

540

Menzili 'Onlar yanlarına çıkana kadar sabretselerdi, kendileri için daha iyi olurdu' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Peygamber'in huzuruna çıkmak için bekleyenler

 

541

Menzili 'Sizden zalim olanlara büyük azap tattırırız' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

İnsanın göklerin ve yerin kaçındığı "emaneti" (halifelik/vekillik) yüklenmesi nefsine karşı zulümdür.

"Azap" kelimesi, "tatlılık, haz" anlamına gelen uzubet köküyle ilişkili…

Bütün arzularıma ulaştım, bir tek azaptan haz almak kaldı

Kul, Allah'ın vekili (halifesi) olduğunda, tüm alemi razı edememenin darlığını yaşar. Hz. Peygamber’in göğsünün daralması, bu ilahi sorumluluğun insani tabiat üzerindeki baskısıdır.

 

542

Menzili 'Kim bu dünyada âmâ ise ahirette de âmâ ve yolunu şaşırmıştır' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Körlük / hayret

Düşünce ehli / Sürekli delil aradığı için kuşku içinde kalır, dünyada hayret içindedir (âmâdır). Ahirette de bu kafa karışıklığıyla dirilir.

Allah asla bir surette iki kez tecelli etmediği için, keşif ehli de ilahi sonsuzluk karşısında hayrettedir.

 

543

Menzili 'Peygamber size neyi verirse onu alın' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Peygamber'den gelen her şey mutlaka güvenlidir.

Bizim bu ilmimiz Kitap ve Sünnet ile sınırlıdır

 

544

Düsturu 'O'nun nezdinde güçlü gözetmenler vardır’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Melekler sözü ancak telaffuz edilince yazar, ama Allah söz söylenmeden önce de o sözün nezdindedir.

Bir şeyin eksik olması, o şeyin o mertebede olması gereken "tamlık" halidir.

 

545

Düsturu 'Secde et, yaklaş’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Bu zikir, kulu kendi hakikatine vakıf kılar.

 

546

Menzili ve düsturu 'Zikrimizden yüz çevirenden sen de yüz çevir’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Zikirden yüz çeviren kişi, bazen o kadar büyük bir yakınlık ve müşahede halindedir ki (fena), "zikir" (hatırlama) gibi ikilik içeren bir eylemle meşgul olamaz.

 

547

Menzili 'Emredilen yerine getir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Allah’a ancak yine Allah ile mukavemet edilebilir. Arif, Allah ile tartışmaz; bu yüzden Allah ona el-Kahir (kahredici) ismiyle tecelli etmez.

 

548

Düsturu ve Menzili 'Beni zikredin ki sizi zikredeyim' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Eğer bir kul Allah’ı zikrediyor ve Allah’ın da onu zikrettiğini (duymuyorsa), zikrinin şartlarını (ihlas ve huzur) tam yerine getirmemiştir.

Allah’ın kulu nasıl zikrettiği, ancak zikrin hakikatine erenlere açılan bir sırdır. Doğru zikrin alameti, Rabb’in zikrini o an duyabilmektir.

 

549

Menzili 'Müstağni olana gelirsek, sen ona destek çıkmaktasın' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Kavmin büyüğü geldiğinde ona ikram edin

Hükümdara saygı bir "hikmet" gereğidir; fakire saygı ise bir "gönül alma" (telafi) işidir. Arif, kınansa bile her varlıkta Allah’ın bir sıfatını gördüğü için ona göre muamele eder.

 

550

Menzili ‘Rabbi dağa tecelli ettiğinde onu paramparça etti' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Tecelli her zaman akar, ancak tecelli edilenin (mahalin) bu tecelliyi kaldıracak "beka istidadı" yoksa, o varlık paramparça olur, bayılır veya fena bulur.

 

551

Menzili 'Allah, peygamberi ve müminler sizin amelinizi görecektir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Allah’ın görmesi ameli her yönden ihata eder (kuşatır).

Peygamberin görmesi şeriatın maksadına ve hakikate göre görür.

Mümin, Peygamberden öğrendiği kadarını görür.

Kıyamette Allah'ın neye göre hüküm vereceği bu zikrin sırrıdır. Bazen Kendi gördüğüne, bazen Peygamber'in gördüğüne, bazen de müminlerin şahitliğine göre hüküm verir.

 

552

Menzili 'Onlar nefislerine zulmettiklerinde sana gelmiş olsalardı' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Nefse zulmetmek (hata yapmak), Hz. Âdem’den tevarüs eden bir insani haldir.

Nefsine zulmeden Rabbine döner.

Hz. Âdem, "Rabbimiz, kendimize zulmettik" diyerek hatasını itiraf etmiştir.

 

Günahkar kişi, meşru hakka (şeriata) yöneldiğinde, eğer bu hakikat onda uykuda veya uyanıklıkta Muhammedî bir suret olarak tecelli ederse, o kişi bu zikrin ehlidir. Kul Allah'tan bağışlanma dilerken, Peygamber'in de (s.a.v.) kendisi için mağfiret dilediğini (ayetteki ifadesiyle) müşahede etmelidir. Allah'ı "et-Tevvab" (tevbeleri kabul eden) olarak bulmanın yolu, Peygamber'in manevi huzuruna girmekten geçer.

 

553

Menzili 'Allah onları artlarından ihata eder' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

İnsan önünü (şehadet alemi) kendi gözüyle korurken, arkasını (gayb alemi) Allah korur. İnsanın arkasında gözü yoktur; bu yüzden Allah orayı Zat'ıyla ihata etmiştir.

 

554

Menzili 'Zannetme ki kendilerine verilenlerle sevinenler ve yapmadıkları işlerle övülmeyi sevenler...' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Sen atmadın, Allah attı

 

555

Zamanımızdan Kıyamete Kadarki Diğer Kutupları Zikretmemi Engelleyen Sebebin Bilinmesi

İnsanlar bu isimleri duyup inkâr edecek olsalar, hakikatin elçilerini, habercilerini inkâr etmiş olurlar.

 

556

Menzili 'Mülkün elinde olduğu Allah münezzehtir’ Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Zâkir, kendi elinin aslında "Hakkın eli" olduğunu müşahede ettiğinde, mülkün (varlığın) gerçek sahibine vakıf olur.

 

557

Genel Anlamıyla Hatmü'l-Evliya'nın Bilinmesi

Hz. İsa’nın yarısı beşer (Meryem’den), yarısı ruhtur (Cebrail’den).

Hz. İsa ahir zamanda bir peygamber olarak değil, Hz. Muhammed’in şeriatına tabi olan Hatmü’l-Evliya (velilerin hatemi) olarak inecektir.

 

Hz. Muhammed, peygamberlerin hatemidir.

Hz. İsa, velayet mertebesinin (peygamberlerin velayeti bağlamında) son mührüdür.

 

OTUZ İKİNCİ SİFR

558

İzzetin Sahibi Olan Rabbe Ait Esma-i Hüsna ve İsimlerden Allah'a Verilmesi Caiz Olan ve Olmayanların Bilinmesi

Kur'an'da geçen "Allah tuzak kurdu" veya "alay etti" gibi ifadeler Allah'a isim (fail) olarak değil, fiil olarak nispet edilir. Allah'a "Müstehzi" (Alay eden) denemez.

İnsanlar gerçekte sadece Allah'a muhtaçtır ve ihtiyaç duyulan her şey O'nun adıdır.

 

İlahlık Mertebesi: Allah İsmi

Diğer isimler (sıfatlar) Allah'ın bir niteliğine işaret ederken, "Allah" ismi doğrudan Zat'ın kendisine delalet eder.

"Allah" ismi, diğer tüm isimleri ve sıfatları (el-Alim, el-Kadir vb.) kuvve halinde kendinde toplar. Bir kişi "Ya Allah!" dediğinde, o anki ihtiyacı neyse (şifa, rızık), Allah isminin içindeki o özel vekil isim (eş-Şafi, er-Rezzak) devreye girer.

Akıl, Allah'ın zatını kavramaya çalışırsa tenzih (benzerlikten arındırma) ile teşbih (benzeştirme) arasında kalır ve bu çıkmaz onu hayrete, yani gerçek marifete ulaştırır.

 

İsimlerin tasnifi

Tenzih İsimleri: Allah'ın yaratılmışlara benzemediğini belirtenler.

Sübutî İsimler: Allah'ın niteliklerini (Hayy, Alim, Kadir) ispat edenler.

İzafet İsimleri: Nispetleri belirleyenler (Evvel, Ahir, Zahir, Batın).

Fiil İsimleri: Allah'ın yaratma ve rızık verme gibi eylemlerine dayananlar (Halık, Rezzak).

 

Rabbanî Mertebe: er-Rab İsmi

O her gün bir iştedir.

 

Yıldızlar ve felekler bir an bile durmaz; bu sürekli hareket, Rabbin alemi her an yeniden yaratmasının (Tecdid-i Emsal) sonucudur.

 

"Rab" isminin kelime kökeninde "besleyip büyütmek" (terbiye) vardır.

Allah’a kulluk mutlak ve ebedidir

İnsan ihtiyaçları gereği dünyaya bağımlıdır. Sebeplerin kölesidir.

Bundan başka, insanlar hukuki yollarla birbirlerini köleleştirir. Köle-efendi ilişkileri rab-kul denklemidir.

 

Rahmût Mertebesi: er-Rahman ve er-Rahim İsimleri

Varlığı yaratan genel rahmettir. İyiyi de kötüyü de, mümini de kafiri de kuşatır. Varlığın kendisi bir rahmettir.

er-Rahim amellere karşılık verilen, daha özel ve sınırlı (müminlere mahsus) rahmettir.

 

Mülk ve Melekût Mertebesi: el-Melik İsmi

Mülk âlemi "şehadet" (görünen), melekût âlemi ise "gayb"

el-Melik isminin hükmü hem mülke hem melekûta nüfuz eder.

 

Duyularla algılanan fiziksel dünyada ez-Zahir ismi tecelli eder.

Otorite burada sadece dış görünüşe (eylemlere) hükmeder.

 

Melekût / Ruhlar ve sırlar âlemi el-Bâtın isminin tecellisidir. İlahi otorite burada varlığın özüne ve niyetine nüfuz eder.

 

Mümin ve Müslüman hem zahirde hem bâtında (Mülk ve Melekût'ta) peygambere uyan kişidir. Tam bir teslimiyet halindedir.

Münafık, sadece zahirde (Mülk) boyun eğen, ancak bâtında (Melekût) reddedendir. Otorite onun sadece dış yüzüne nüfuz edebilmiştir.

Günahkâr mümin bâtında (Melekût) iman eden ancak zahirde (Mülk) hata yapandır.

 

Eğer varlıkların "olabilirlik" özelliği olmasaydı, "irade" veya "seçim"den bahsedilemezdi.

 

Takdis Mertebesi: el-Kuddûs İsmi

Arapçada ellezî (ki o) veya ma (o şey) gibi ism-i mevsuller, yanına açıklayıcı bir cümle gelmeden anlamı tamamlanmayan "eksik/nakıs" kelimelerdir.

Allah el-Kuddûs’tur; yani başka bir şeye muhtaç olan her türlü noksanlıktan ve tanımdan münezzehtir.

Hak, mümkün varlıkların (mahlukâtın) suretlerinde görünür.

Hak onların içinde olmasına rağmen onlardan münezzehtir.

 

Selam Mertebesi: es-Selam İsmi

Arif, Hak aynasında kendine baktığında eğer kendi şeklini görüyorsa henüz yoldadır. Eğer şekilsiz bir nur veya Hakkın kuşatıcılığını görüyorsa "es-Selam" mertebesine ulaşmıştır.

Kul, kendindeki güçlerin aslında Hakk'ın güçleri olduğunu müşahede ettiğinde, "ben yapıyorum" iddiasından kurtulur. Bu kurtuluş, kulun manevi fırtınalardan salim (selamette) kalmasını sağlar.

 

Cahil, sadece kendi zihnindeki hayallere (dışta karşılığı olmayan suretlere) inanan kişidir. Onun söylediği sözlerin dünyada bir karşılığı yoktur.

Arif ise bu hayallerin hakikatte yeri olmadığını bildiği için onlarla tartışmaz, sadece "Selam" der.

Hakikat (doğruluk) dış dünyada bir mertebeye dayandığı için kalıcıdır. Yalan ise sadece söyleyenin zihninde anlık olarak oluşur.

 

Eman Mertebesi: el-Mü’min İsmi

Eman korkanlara aittir.

 

Bu mertebede arif Allah'ı artık kendi kıyasları veya mantık yürütmeleriyle değil, sadece Allah'ın kendi haberi ve şahitliğiyle bilir.

Bu mertebenin en hayret verici özelliği, dünyada duyulan her sözü ilahi bir hitap olarak algılamaktır.

 

el-Mü’min ismi güven verir, bu mertebedeki arif de eman vermelidir.

İlahi bir hakikat (mertebe), cahil bir dinleyicinin eline düştüğünde korkar.

Kâmil arif sözü duyup tam olması gereken yere (mertebesine) kattığında, o mertebe "eman" bulur.

 

Şahadet Mertebesi: el-Müheymin

Bu mertebe, her şeyin Allah’ın gözetimi ve koruması altında olduğunu bilme makamıdır.

El-Müheymin isminin kulu (Abdü’l-Müheymin), hem Allah’ın kulları üzerindeki haklarını hem de kulların Allah üzerindeki (Zat’ı gereği olan) haklarını bilir.

Kur’an ile ahlaklanmak, aslında el-Müheymin isminin bir tecellisidir.

 

İzzet Mertebesi: el-Aziz

İzzet, ulaşılamazlık ve erişilmezlik demektir.

İnsan iradesiyle/hevasıyla bir şeye ulaşır. Eğer kalpte o irade/arzu olmasaydı, ne Hakka ne de batıla uyulabilirdi.

Allah’ın, kulun duasına icabet etmesi, O’nun kulun iradesine değer vermesidir.

 

İzzet Allah’a, Resulü’ne ve müminlere aittir. Çünkü mümin, Allah’ın "el-Mü’min" isminin bir zuhur mahallidir.

 

Ceberut Mertebesi: el-Cebbar

Cebir, "zorlama" veya "kırığı onarma" anlamına gelir.

Her varlık, kendi hakikati ve ilahi isimlerin üzerindeki hükmü gereği bir "cebir" (zorunluluk) altındadır.

 

İyilik ve ihsanla yapılan cebir, insanın haya ederek karşı koymasına mani olur.

Böylece cebir hem zahirde hem batında etkili olur.

 

İnsan kendini özgür (ihtiyar sahibi) zannetse de, aslında seçtiği şeyi seçmeye "mecbur" kılan bir altyapı (bilgi, karakter, takdir) vardır. Bu, perdelerin en incesidir.

Ceberut, mutlak Zat ile yaratılmışlar arasındaki "köprü" (berzah) makamıdır.

Bu mertebenin ahlakıyla ahlaklanan kişi, ilahi azameti kendi nefsinde müşahede eden kişidir.

 

Arifin bu makamdaki alameti, üzerinde hüküm süren tek gücün Allah olduğunu bildiği için, başka hiçbir yaratılmışın iradesine (Hakk'ın emri dışında) boyun eğmemesidir.

 

Kibriya: el-Mütekebbir

Kibriya (büyüklük), sadece Allah’a mahsustur. İnsan bu ismi kendine mal edemez

Allah, kullarına tenezzül ederek (kendini acıkan, susayan, hasta olan kulun yerine koyarak) hitap eder. Bu, O’nun bir lütfudur.

 

İnsandaki kibir hastalığının ilacı, "Âdem’in ilahi surette yaratıldığını" bilmektir. Bunu bilen insan, karşısındaki kulun da aynı kaynaktan geldiğini de bilir ve kendi kendine büyüklük taslamaktan vazgeçer.

 

Halk ve Emir Mertebesi: el-Hâlık

Bu mertebe, varlığın "planlama" ve "oluş" aşamasıdır.

 

Takdir (Âyan-ı Sabite) / Bir şeyin ne zaman, nasıl ve hangi özelliklerle var olacağının önceden belirlenmesidir.

"Ol" (Kün) emri o planın dış dünyada varlık kazanmasıdır.

 

Varlıklar yokluktan varlığa mı taşındı, yoksa Hakk'ın varlığında mı göründü?

Âyan-ı Sabite Hakk'ın varlık aynasındaki suretler gibidir. Suretler aynaya dışarıdan girmez, aynanın içinde de değildir; sadece aynanın varlığıyla görünür olurlar.

"Yaratma", Allah'ın bu sabit hakikatlere kendi varlığıyla tecelli etmesidir.

 

Bâri Olmak Mertebesi: el-Bâri

Her insan, kendi bilgi ve kapasitesine göre zihninde bir "Tanrı tasavvuru" oluşturur ve ona ibadet eder. Oysa Hak (Allah), bu sınırlı tasavvurların ötesindedir.

Peygamberler bu değişken tasavvurların aksine, Allah hakkında değişmez ve doğru bilgiyi getirmişlerdir.

 

Allah bizden müstağnidir ancak "Rabb" isminin bir hükmü olması için bir "kul"a, "Yaratıcı" isminin hükmü için "yaratılana" ihtiyaç vardır.

 

Tasvir Mertebesi: el-Musavvir

Bu, yaratma sürecinin varlığa "şekil ve suret" aşamasıdır.

Fiillerin gerçek yaratıcısı Allah’tır. Allah, Hz. İsa'nın çamurdan kuş yapıp ona ruh üflemesine izin vermiştir. Ancak salt görsel sanatla (ressamlık gibi) uğraşıp ona hayat (mana) katamayanlar kınanmıştır.

İnsanlar gaflete düşse bile, yeryüzünün kendisi ve üzerindeki melekler sürekli tespih halindedir.

 

Örtüleri Çekme Mertebesi: el-Gaffar, el-Gafir, el-Gafur

"Mağfiret" kelimesi köken olarak "örtmek, gizlemek, zırh giydirmek" (migfer) anlamına gelir.

Varlık birbirinin üzerine çekilmiş kat kat perdelerden oluşur.

Allah’ın ez-Zahir (Görünen) ismi, el-Bâtın (Gizli) isminin üzerindeki en yüce örtüdür.

Bir şeye "isim" vermek, o şeyin özünü bir kelimeyle örtmektir. Kelimeler hakikatlerin perdesidir.

 

Kahır ve Ezme Mertebesi: el-Kahhar, el-Kahir

Bu mertebe, her şeyin ilahi irade karşısında boyun eğmesiyle ilgilidir.

İlahi kahır, genellikle kulun Hak ile "tartışmaya" (kendi iradesini ilahi iradeden üstün görmeye) kalkıştığı yerde ortaya çıkar. Eğer kul tam bir zillet ve muhtaçlık içindeyse (dua hali), kahır ona uğramaz.

 

Belaya karşı "ben sabrediyorum" diyerek direnmek, bazen ilahi kahrı üzerine çekebilir; çünkü bu bir "dayanma/direnme" iddiasıdır. Oysa Hz. Eyyub gibi sıkıntıyı Allah’a arz etmek (şikayet), kulun acziyetini kabulüdür ve kahrı rahmete çevirir.

 

Vehb Mertebesi: el-Vehhab

"Vehb", bir şeyi hiçbir karşılık, teşekkür veya ecir beklemeden, sırf karşı tarafa fayda sağlamak için vermektir.

 

Kul namaz kıldığında veya bir ibadet yaptığında, o ibadet melekût aleminde bir "suret" (biçim) kazanır. Eğer kul bu ameli ihlasla (ruhla) yaparsa, o amel canlanır ve Arş'ın etrafında Allah'ı tespih eden canlı bir varlık haline gelir.

Bu mertebenin gerçek sahibi (Abdulvehhab), ibadetlerini "cennet kazanmak" için değil, alemde Allah'ı tespih eden varlıkların sayısını artırmak için yapar.

 

Rızıklar Mertebesi: er-Rezzak

Rızık varlığın kendisiyle ayakta kaldığı her şeydir.

Bedenler gıdayla, ruhlar ise göksel rızıklarla (bilgi ve ilham) beslenir.

 

Fetih Mertebesi: el-Fettah

Fetih, "kapalı olanın açılması" demektir.

Bir insan rızkın Allah'tan geldiğini "bilebilir" ama elinde imkan kalmadığında kaygılanıyorsa onda "zevk fethi" gerçekleşmemiştir.

Elinde rızkı olan birinin huzuruyla, elinde hiçbir şey olmadığı halde Allah'a güvenen birinin huzurunun eşitlenmesi, hatta tevekkül sahibinin daha emin olması, bu, kalbin fethidir.

Kulun, Allah'ın isimlerinin ve sırlarının hakikatine ulaşması batıni / manevi fetihtir. Bu, fethin en yüksek derecesidir.

 

Bilgi Mertebesi: el-Alîm, el-Alim, el-Allâm

Bilgi, bilinene (malum) tabidir ve bilinenlere göre tasnif edilir.

Zati Bilgi: Varlığın kendiliğinden sahip olduğu bilgi.

Kazanılmış Bilgi: Akıl ve fikirle çalışarak elde edilen.

Vehbi (Verili) Bilgi: Hz. Hızır'da olduğu gibi, çalışma olmadan doğrudan Allah katından verilen ilim (Ledünni ilim).

 

Bilgi, bilinen şeyi değiştirmez. İmkansızı "imkansız" olarak bilmek, onu mümkün kılmaz.

 

Kabz Mertebesi: el-Kâbız

Kabz, kalbin daralması, ruhun sıkışması ve kişinin kendi içine çekilmesi halidir.

Sebebi belli olmayan bir daralma, durup dururken bir hüzne kapılmak… Bu durumda kul, sarsılmadan sükûnetle beklemelidir.

 

Bast Mertebesi: el-Bâsıt

Bast, kabzın zıttıdır; genişleme, ferahlık, sevinç ve yayılma halidir.

Gerçek arif, insanları meşru dairede güldüren kişiye saygı duyar.

İnsan içinde büyük bir ferahlık hisseder. Ancak akıllı insan, bu neşeye kapılıp taşkınlık yapmaz; çünkü bu genişliğin bir "imtihan" (istidraç) olup olmadığını anlamak için bekler.

 

Dünyada ne tam bir neşe (çünkü gaflete düşürür) ne de tam bir keder (çünkü umutsuzluğa sürükler) vardır. Bu iki hal birbirini dengeler.

 

Hafz (Alçaltma) Mertebesi: el-Hafz

Bu mertebe, varlık hiyerarşisindeki "tevazu" sırrını taşır.

Kadim (öncesiz) olan Allah, hadis (sonradan olan) olan kuluna hitap etmek için onun seviyesine "tenezzül" eder. Kur'an'ın insan dilinde, harflerle gelmesi bir "hafz" (alçaltma/indirgeme) tecellisidir.

 

Rif'at (Yükseltme) Mertebesi: er-Refî'

Rifat, Allah’ın zatına ait bir yüceliktir; kul için ise bu, iman ve ilimle elde edilen derecelerdir.

 

Güzel kelimeler, salih ameller sayesinde bir "Burak" (binek) edinerek Allah’a yükselir.

 

İ’zaz (Aziz Kılma) Mertebesi: el-Muiz

Gerçek izzet sadece Allah’a aittir.

Sultanlar veya komutanlar makamlarıyla izzet bulduklarını sanırlar. Ancak görevden alınınca zelil olurlar.

Gerçek aziz kul, üzerinde "rabbani nitelikler" (kibir, büyüklük taslama) barındırmayan, sadece Allah'ın emriyle hareket eden kişidir.

 

Kul, insanların kalbindeki yanlış tanrı tasavvurlarını düzeltip "Allah'ı hakkıyla takdir etmelerini" sağlarsa, hem Hakk'ı hem de o insanların gönlünü aziz kılmış olur.

 

İzlal (Zelil Kılma) Mertebesi: el-Muzil

Bu mertebe, kulun aslına, yani "muhtaçlık" ve "hiçlik" noktasına döndürülmesidir.

Hz. Âdem, meleklerin ona secde etmesiyle İzzet; kendi hatasını anlayıp "Rabbimiz kendimize zulmettik" demesiyle Zillet mertebesini temsil eder.

Allah, insanın kibrini kırmak için ona taştan bir ev olan Kâbe'ye secde etmeyi emreder.

 

Sem' (Duyma) Mertebesi: es-Semî'

Bu mertebe, duyulanın arkasındaki "maksadı" anlamakla ilgilidir.

Sesleri herkes duyar

Allah, Kur'an'da "Sağırdırlar" derken, kulakları duymayanları değil, duyduğu hakikati kalbine indirmeyenleri kasteder.

Ses, nefesten doğar. Nefes ise varlığın hammaddesidir. Bu yüzden her söz, varlık aleminde bir suret kazanır. Güzel sözler yücelere (İlliyyîn), kötü sözler aşağılara (Siccin) kaydedilir.

 

Basar (Görme) Mertebesi: el-Basîr)

Görme mertebesinin sahibi (Abdulbasîr), her davranışından önce "şeriat terazisini" gözünün önünde tutar. Bir işi yapmadan önce, o işin Allah katındaki değerini bu teraziyle tartar.

 

Teşbih ehli / Allah'ı sanki karşısındaymış gibi görerek ibadet eder (İhsan makamı).

Tenzih ehli / Allah'ın kendisini gördüğünü bilerek, O'na hiçbir şekil vermeden ibadet eder.

 

Hüküm Mertebesi: el-Hakem

Hüküm, bir şey hakkında o şeyin "kendi hakikatine göre" karar vermektir.

Gerçek hakem, eşyaya dışarıdan bir hüküm dayatmaz; o şeyin tanımı neyi gerektiriyorsa onu söyler. Eğer bir hüküm, hakkında hüküm verilenin doğasına aykırıysa, o hüküm zulümdür.

 

Bilginin bilinen şeye (malum) tabi olması gibi, hüküm de hakkında hüküm verilene tabidir.

 

Adalet Mertebesi: el-Adl

Allah, imkân alemindeki varlıkları yokluktan varlığa doğru "meylettirerek" onlara adaletle davranmıştır. Varlıktaki her hareket aslında bir adalettir.

 

Müşrikler bir ilah bulma arayışıyla bir şeye yönelmişlerdir. Bu yöneliş (adalet) özünde doğrudur (ilah arayışıdır), ancak yöneldikleri hedef (putlar) yanlıştır.

 

Allah, kulun dünyadaki mevkisine değil, O'ndan duyduğu haşyete (korkuya/saygıya) göre değer biçer.

 

İlahi isimler (Muti/Mani, Hadi/Mudil) birbirine karışmıştır. Adalet, her ismin kendi hakikatine göre tecelli etmesi ve yerli yerine konulmasıdır.

 

Lütuf Mertebesi: el-Latîf

Lütuf, Allah’ın eşyaya o kadar ince ve nüfuz edici bir şekilde sirayet etmesidir ki, şiddetli zuhurundan dolayı gözlerden gizli kalır.

Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığına bakmaz mısın?

Gölge hareket eder ama biz o hareketin her anını göremeyiz. Gölge, mahlukattır; güneş ise ilahi delildir.

"Peygambere itaat eden Allah'a itaat etmiştir" hükmü, ilahi lütfun bir tecellisidir. Allah, kendi otoritesini bir insan suretinde (kesif) zahir kılmıştır.

 

Bu mertebede kişi, latifin kesif içindeki sızışını bizzat "tatmalıdır" (zevk).

Abdüllatif olan kul, işlerin gizli yürüyüşünden haberdar olduğu için her şeyde bir kolaylık ve lütuf bulur.

 

Hubra ve İhtibar (Sınanma) Mertebesi: el-Habîr

Hubra sınanmayla ortaya çıkan bilgilerdir.

Bir insan kendisini neyle nitelerse (sabırlıyım, cömertim vb.), o özellik üzerinden imtihan edilir.

İddiası olmayanın sınanması söz konusu değildir, ancak teklif (yükümlülük) altına giren herkes zaten bir iddia sahibidir.

 

Hilim (Gücü Varken Bağışlama) Mertebesi: el-Halîm

Allah bir şeyi var ettikten sonra onu asla yokluğa geri döndürmez. Günahı bile yok etmez, sadece ona "mağfiret" (örtü) elbisesi giydirerek onu iyiliğe dönüştürür.

 

Rüya (hulm) / Hilim

Rüya, bir manayı (bilgiyi) asıl suretinden başka bir surete (mesela bilgiyi süte) sokarak "bozar". Arif olan kişi, bu "bozulmuş" sureti tabir ederek aslına döndürür. Hilim de böyledir; suçun (cezalandırma) suretini bozar ve onu mühlet veya affa dönüştürür.

 

Azamet Mertebesi: el-Azîm

Bir şeyin "büyük" olması, onu büyük görenin (tazim edenin) kalbindeki bir haldir.

Kalbinde Allah'tan başka bir korku veya sevgi çok yer kaplıyorsa, o şey senin için "azim" olur.

Arifler Allah'ı bir inanç kalıbına (akideye) hapsetmeden müşahede ederler.

 

Gerçek azamet sahibi kul (Abdulazîm), ilahi azametin tecelli ettiği yerdir ama kendi nefsinde tam bir zillet (hiçlik) ve horluk hisseder.

Kendine "büyük" diyen, hesabını da büyütür.

 

Şükür Mertebesi: eş-Şekûr

Şükür, sadece "teşekkür etmek" değil, bir "artış" yasasıdır.

"Nimeti Benden görürsen, hakkıyla şükretmiş olursun."

Araya sebepleri (kişileri, şans faktörünü vb.) sokmamak şükrün özüdür.

Kul Allah'a şükrettiğinde, Allah da kula "teşekkür eder". Allah'ın teşekkürü, kulu o halinden daha üstün bir hale taşıması ve bilgisini artırmasıdır.

 

Bir fakire yemek verdiğinde, aslında Allah'a vermiş olursun. Perde arkasında alan da veren de Hak'tır.

 

Ulvilik Mertebesi: el-Alî

Allah arşa "istiva" ederek (yükselerek) değerini, dünya semasına "tenezzül" ederek (inerek) ise kullarına yakınlığını gösterir.

Kulun yüceliği, sadece Allah'a "izafet" (bağlanma) iledir. Kul, kendi başına süflidir (aşağıdadır). Ne zaman ki tam bir kullukla Hakk'a yönelirse, Hakk'tan gelen bir lütufla ulvileşir.

Firavun gibi yeryüzünde büyüklük taslayanlar, aslında kendilerine ait olmayan bir elbiseyi giymeye çalışanlardır. Gerçek arifler, ulviliği değil kulluğu (fakriyeti) talep ederler.

 

İlahi Kibriya Mertebesi: el-Kebir

Hakk'ın büyüklüğü (kibriyası) biziz!

Kendini bilen Rabbini bilir

Hak, bu alem ve insan suretiyle örtünmüştür. Dolayısıyla bizler Hakk'ın kibriya örtüsüyüz.

Örtüyü (insanı) bilen, örtüneni (Allah'ı) bilir.

 

Hıfz (Koruma) Mertebesi: el-Hafîz

Hıfz, sadece tehlikelerden korumak değil, varlıkların hakikatlerini ve sınırlarını muhafaza etmektir.

Hakk'ın görmesi ile kulun görmesi tam olarak birleşseydi, alem yanardı. Alem, bu iki görme arasındaki "örtü" sayesinde korunmaktadır.

Allah, kullarının sınırlarını koruyan (Hafiz) olduğu gibi, kulun bilgisi de Allah hakkındaki malumatı korur. Yani bilgi, bilineni muhafaza eder.

 

Besinleri Belirleme Mertebesi: el-Mukît

Bu mertebe, rızkın sadece "yenilen şey" değil, varlığın sürekliliğini sağlayan bir "ölçü ve vakit" olduğunu anlatır.

 

İlahi isimlerin besini, evrendeki eserleridir.

Besin, ancak birisi onunla beslendiğinde "besin" vasfı kazanır.

 

Yeryüzündeki fiziksel besinler, gökteki ilahi emirlerin (vahyin) birer yansımasıdır. Allah yeryüzünde besinleri takdir ederek, aslında her varlığın hayat süresini ve rızık miktarını mühürlemiştir.

 

İktifa Mertebesi: el-Hasîb

Hasîb ismi, hem "hesap gören" hem de "yeten, kafi gelen" anlamlarını taşır.

 

"Hasbiyallah" (Allah bana yeter) sırrı buradadır. Arif, sebepler perdesini aralayıp her şeyin Hak'tan geldiğini gördüğünde, başka hiçbir şeye muhtaçlık duymaz.

 

Hasîb mertebesi, insanın kendi nefeslerini ve niyetlerini hesaba çekmesini gerektirir.

 

Celal Mertebesi: el-Celîl

Celal ismi, azamet ve yücelik demektir.

Bu isim zıtları birleştirir.

Celal hem en yüce olanda hem de en muhtaç (dilenci) olanda tecelli eder. Efendi (Hak), efendilik isminin zahir olması için kula (köleye) muhtaçtır; kul da varlığı için Efendi'ye muhtaçtır. Bu karşılıklı muhtaçlık, varlığın kemalini oluşturur.

 

Allah'a yapılan her hitap, bir yankı gibi kişiye geri döner.

Dünyada bir şeye "ol" denildiğinde sebepler aracılığıyla (zamana yayılarak) olur. Ahirette ise "ol" emri hem hayal hem duyu mertebesinde aynı anda gerçekleşir.

 

Kerem Mertebesi: el-Kerîm

Kerem, Allah'ın karşılıksız vermesi ve azametine rağmen kuluna tenezzül etmesidir.

Allah hem "Celal" (azamet) hem de "İkram" (cömertlik) sahibidir.

Allah'ın kuluna sunduğu ilk ve en büyük ikram, onu yokluktan çıkarıp varlık (vücud) ihsan etmesidir.

 

Murakabe Mertebesi: er-Rakîb

"Nerede olursanız O sizinle beraberdir"

Murakabe, Allah'ın her an her şeyi gözetlemesi ve kulun da bu gözetlemenin farkında olarak yaşamasıdır.

Allah kullarını "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna verdikleri cevap üzerine sınar. Murakabe, bu sınavın her an devam ettiğini bilmektir.

Murakabe ehli olan arif, elinde bir terazi (şeriat) tutar. Gördüğü her olayı, başına gelen her hali bu teraziyle tartar ve o halin hangi ilahi isimden kaynaklandığını görerek ona göre davranır.

 

İcabet Mertebesi: el-Mucîb

Allah, kulunun duasına karşılık vererek kendi yakınlığını "şah damarından daha yakın" olacak şekilde izhar eder.

"Mümin kulumun canını alırken tereddüt ettiğim kadar hiçbir şeyde tereddüt etmedim" hadisindeki tereddüt, Allah'ın kuluna olan sevgisi ve duasına/haline gösterdiği icabetin bir yansımasıdır.

 

Nimet, özü gereği sevilir ve şükür bu nimetin artmasına vesile olur.

 

Genişlik Mertebesi: el-Vâsi

Bu mertebe, Allah’ın rahmetinin ve bilgisinin her şeyi istisnasız kuşatmasını anlatır.

Varlık, Rahman’ın nefesidir.

Varlık (vücud) bütünüyle hayırdır, şer (kötülük) ise yokluktan veya mizaçların kabul kapasitesinden kaynaklanır. Kötülük Allah’a izafe edilmez; o sadece "hayrın" farklı bir mizaçta acı olarak algılanmasıdır.

 

Hikmet Mertebesi: el-Hakîm

Hikmet, her şeyi yerli yerine koymak, mizanı (dengeyi) korumak ve her varlığa yaratılış amacını vermektir.

 

Sözü ayırma gücü (Faslü'l-Hitab) hikmetin bir sonucu olan bu güç, muhatabın anlayış seviyesine göre konuşmaktır.

İnsanlar bazen "Şu iş şöyle olsaydı daha iyi olurdu" diyerek ilahi hikmete itiraz ederler. Bu yanlıştır, hatadır.

Allah her şeyi "vaktinin gereğine" ve "sübût halindeki hakikatine" göre yaratır. O an için kötü görünen şey, aslında daha büyük bir kötülüğü önleyen bir hikmettir.

 

Rahmet ve hikmeti kavran için artık "öfke" kalmaz. Böylece arif, "işimi Allah’a havale ediyorum" makamına ulaşır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder