Muhyiddin ibn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 4. cilt - Notlar
Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2006
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK BİRİNCİ KISMI
Cuma'nın Fasılları
Cuma namazı, "Bir" olanın "Çokluk"
içinde nasıl bilineceğinin sembolüdür.
Kamil arif, gemide oturan ama gemiyle birlikte hızla giden
kişi gibidir; dışarıdan sabit görünse de hakikatte her an yeni bir tecelliye
doğru akmaktadır.
Allah, tüm mahlukatı Pazar-Perşembe arası yaratmış;
"insan" türünü ise Cuma günü yaratmıştır.
Allah'ın "Namazı kulumla aramda ikiye böldüm"
hadis-i kudsîsine dayanarak, namazın yarısı Hakk'a, yarısı kula aittir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK İKİNCİ KISMI
Arafat "bilme" (marifet), Müzdelife ise
"yakınlık" (kurbiyet) yeridir. Bu makamlarda iki farklı vakit
(öğle-ikindi veya akşam-yatsı) tek bir hakikatte birleşir.
Gerçek yolculuk, nefeslerin yolculuğudur. Her nefes
alışverişte kul, bir halden diğerine göç eder.
Savaşın en şiddetli anında bile namazın farz olması, kulun
her durumda Hakk’a muhtaç olduğunun kanıtıdır.
Kişinin gücü neye yetiyorsa (gözle işaret, kalple yöneliş),
namaz odur.
Allah’ın huzurunda gülmek edepsizliktir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK ÜÇÜNCÜ KISMI
Kaza namazı
Unutan ve Uyuyan / Bu kişiler için "namazın
vakti", uyandıkları veya hatırladıkları andır.
Çünkü Allah kişiyi sadece gücünün yettiğinden sorumlu tutar.
Fıkhî tartışmalarda rekâta yetişmek (rükuda imama uymak),
batınî anlamda vaktin tecellisini yakalamaktır.
Sehiv secdesinin asıl hikmeti, namaza kuşku ve gaflet sokan
şeytanı aşağılamaktır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE NİN KIRK DÖRDÜNCÜ KISMI
Sehiv Secdesi
Kimse başkasının hatasını yüklenemez. İmamın unutması
cemaati bağlamaz, cemaatin yanılması da imamı. Her kul, kendi "huzur"
(hazır olma) halindeki eksikliği bizzat kendi secdesiyle onarmalıdır.
Vitir namazı, gündüz namazlarının "tekliğini" gece
namazıyla dengelemek içindir.
İbadet, ibadet eden (kul) ve edilen (Allah) olarak
"ikilik" gerektirir.
Allah kendisini "el-Vitr" (Tek) olarak nitelemiş
ve kullarını "Bana dua edin" diyerek kendisine çağırmıştır. Vitir
namazındaki Kunut, bu ilahî davete icabet etmek ve Bir olan Allah'ın huzurunda
kulun muhtaçlığını arz etmesidir.
Sabah namazının sünneti (Fecir namazı), geceyle gündüzün
birbirine karıştığı "ara" (berzah) bir vakitte kılınır
Farzlar: Tam bir kulluk ve zorunluluktur (Asıl kölelik).
Sünnetler: Sözleşmeli kölelik gibidir (Yarı hürriyet).
Ekstra Nafileler: Azat edilmiş köle gibidir. Kişi bu
namazlarda dilediği kadar rekât kılmakta özgürdür, çünkü bu namazlar kulun
Hakk'a olan "gönüllü" aşkının bir ifadesidir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK BEŞİNCİ KISMI
Teravih namazı, "Ramazan" ismine hürmeten ayağa
kalkmaktır.
Oruç, insanı yemek, içmek ve cinsellikten uzak tutarak ona
"Samed" (hiçbir şeye muhtaç olmayan) sıfatından bir nasip verir. Kul
gündüzün bu ilahî ahlakla ahlaklanır, gece ise teravih ile kul olduğunu
hatırlayıp tekrar Hakk'ın kapısına döner.
Güneş Tutulması (Aklın Tutulması)
Güneş "Aklı" temsil eder. Ay (nefis), akıl ile Hak
arasına girip dünyevi arzularla aklı perdelediğinde "Güneş Tutulması"
gerçekleşir. Akıl, cisimler âleminin karanlığında kalarak Allah'ı bilmekten
mahrum kalır.
Ay Tutulması (Nefsin Tutulması)
Ay, ışığını güneşten alan "Nefsi" veya
"İmanı" temsil eder. Dünya (tabiat karanlığı), nefis ile ruhun nuru
arasına girdiğinde imanda bir tutulma yaşanır.
Yağmur Duası
Yağmur duasında elbisenin çevrilmesi, iç dünyadaki halin
(nankörlükten şükre, günahtan tövbeye) değiştiğinin fiili bir göstergesidir.
Zorda kalan (muztar) kişinin duasının kabul edilme sırrı
onun sebeplerden tamamen kopup "bütün varlığıyla" Allah'a yönelmesinin
sonucudur.
Yağmur duasında ellerin ters (aşağıya doğru) tutulması: Eller,
alma ve verme organıdır. Avuçların yere bakması, "Gökten bereketi indir ve
üzerimizdeki kuraklığı/yoksulluğu süpür" demektir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK ALTINCI KISMI
Kur'an'daki Secde Ayetleri
Farklı manevi tecrübelerle ilişkili
A’raf Suresi / (Hidayete
Uyma) Meleklerin secdesine ve onların hidayetine uyarak, kibirden arınıp
zilletle boyun eğmektir.
Ra’d Suresi / (Doğrulama,
tasdik) Gölgelerin (bedenlerin) ve ruhların Allah'a olan kaçınılmaz
teslimiyetini itiraf etmektir.
İsra Suresi / (Tecelli
ve huşu) İlahi sırrın ve vaadin gerçekliğini ilim sahiplerinin hıçkırıklarla
kabul etmesidir.
Meryem Suresi / (Sevinç
gözyaşı) Rahman isminin tecellisiyle duyulan neşe ve kabulün bir sonucudur.
Mescide girince kılınan namaz, bir hükümdarın huzuruna
girince gösterilen saygı (selam) gibidir.
6. ve 12. Secdeler / Bu secdeler, insanın dışındaki âlemin
(güneş, ay, yıldızlar, bitkiler) sürekli bir ibadet halinde olduğunu idrak etme
secdeleridir.
7. secde / Hac (Kurtuluş) Hakkın beka sıfatıyla baki kalmayı
ve kurtuluşu istemek.
8. secde / Rahman ismini inkar edenlerle kabul edenlerin
manevi ayrışmasıdır. Mümin, "Rahman nedir?" diyen inkarcıya inat,
Rahman’ın kuşatıcı rahmetine secde eder.
9. secde / Yıldızları ve bitkileri (tohumları) çıkaran
Allah’a yapılan secdedir. Güneş göründüğünde yıldızlar silinir; Allah tecelli
ettiğinde ise tüm sebepler (güneş dahil) silinir. Gerçek "tohumu"
(varlığı) çıkaranın Allah olduğunu bilmek "tercih secdesi"dir.
10. secde / İnsan, evrendeki delilleri görüp akıl yürüterek
Hakk’a ulaşır. Ancak gerçek akıllı kişi, "Gerçeği adamlar vasıtasıyla
değil, adamları gerçek vasıtasıyla tanıyan" kişidir.
Eğer bir kişi, bir hakikati peygamberden duyunca kabul edip,
bir veliden duyunca reddediyorsa henüz bu secdenin hakikatine erememiştir.
11. secde / Hz. Davud'un secdesi, hem bir hata sonrası tövbe
hem de ilahî yakınlık için bir şükürdür. Bu secde, Allah’ı "görür
gibi" ibadet etme (ihsan) halidir.
13. secde / Necm (Teganni ve uyarı) Gafletten uyanış.
Âlemdeki her sesin ilahî bir "mezmur" olduğunu duymak.
14. secde / İnşikak,(Cem, Birlik) Çokluğun birliğini (Esma
tecellilerini) ve türlerin hamileliğini (potansiyelleri) bilmek.
15. secde / Alak (Kurbiyet, yakınlık) İlk Aklın müşahedesi
ve mutlak yakınlık talebi. "Secde et ve yaklaş!"
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK YEDİNCİ KISMI
Tilâvet Secdesi ve Kalbin Ebedi Secdesi
Namazın yasak olduğu vakitlerde bile tilâvet secdesi
yapılabilir. Çünkü secde, Allah'ı tenzih (noksanlıklardan uzak tutma) ve
marifet (bilgi) yakınlığıdır; bu ise zamanla sınırlanamaz.
Kalp bir kez secde etti mi bir daha oradan kalkmaz. Bu,
kulun her an Hakk'ın huzurunda, O'nun büyüklüğü karşısında "yok"
olduğunu hissetmesi halidir.
Bayram namazı günün başında kılınarak tüm günü bir
"namaz hükmüne" sokar.
Şehit
Normal bir ölü, berzah âlemine (Rabbinin huzuruna) temiz
çıkmak için yıkanır. Ancak şehit, zaten "Rabbinin katında"
rızıklandığı ve o huzurda hazır bulunduğu için dışsal bir temizliğe ihtiyaç
duymaz.
Rızık endişesiyle korkuya kapılmak, gizli bir şirk türüdür.
İnsanı manen öldüren iki şey, fikirdeki "kuşku" ve
doğadaki "şehvet"tir.
SEKİZİNCİ SİFR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK SEKİZİNCİ KISMI
Kefen
(Cenaze namazında) Ölü, namaz kılanın kıblesindedir. Onu
kefenle örtmek, dikkati bedenden çekip Hakk'a yöneltmek içindir.
Dört Tekbir
İhram Tekbiri: Allah'tan başkasından medet ummayı
yasaklamak.
Yüceltme Tekbiri: Ölümü tadacak olan nefislerin karşısında
"Baki" olan Allah'ı anmak.
Şefaat Tekbiri: Allah'ın rahmetini talep etmek.
Şükür Tekbir: Duanın kabul edildiğine dair "Hüsn-ü
Zan" beslemek.
Namaz kılan kişi "selam" vererek ölünün
kendisinden emin olduğunu beyan eder. Ardından onu kötülemek, kendi selamını
yalanlamaktır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK DOKUZUNCU KISMI
İstihare namazı
Bu namaz insanın kendi sınırlı bilgisinden Allah'ın sonsuz
ilmine sığınmasıdır.
İnsan zihninde bir şeyi tasavvur ettiğinde ona bir tür
"zihni varlık" kazandırır. İstiharede "beni ondan
uzaklaştır" demek, "Eğer o şey hayırlı değilse onu hayalimden de
sil" demektir.
İstiharenin özü, sonucun kulun istediği gibi olması değil,
Allah'ın takdir ettiğine kulun "mutlu ve sevinçli" (rıza) olmasıdır.
Salat
Allah'ın kullarına salat etmesi, onlara merhamet etmesi ve
onları karanlıklardan (cehalet, günah, perde) nura (bilgi, hidayet, tecelli)
çıkarmasıdır.
Meleklerin duası, müminleri günahlardan korumak içindir.
Salat, Allah için rahmet, melekler için istiğfar, insan için
münacattır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİNCİ KISMI
70
Zekât
Emaneti sahibine teslim etmek
Allah'ın kulundan borç istemesi, aslında bir lütuftur. Mal
zaten Allah'ındır; O, kulu "emanetçi" (vekil) kılmıştır.
Zekât, malın
içindeki ilahi haktır.
Göz maddi sureti görür; basiret (iç göz) ise o suretin
içindeki manevi manayı ve ruhu algılar.
Gerçek bilgi, suretin altındaki ilahi sırra ulaşmaktır.
Zekâtın anlamı "temizlenme" (taharet) olduğu için,
bu ibadetin arkasındaki ilahi isim el-Kuddûs'tür.
Nefsin zekâtı, ona ait olmayan "varlık" (vücud)
sıfatını asıl sahibi olan Allah'a iade etmesidir. Nefse ait olan tek şey
"imkân"dır (yokluk ile varlık arasındaki durum).
İhlas, amelin zekâtıdır; onu temizler ve kabul edilebilir
kılar.
Hikmeti ehli olmayana vermek / malı çöpe atmak gibidir, hikmete zulümdür.
Hikmeti ehlinden sakınmak / Bu o kişiye zulümdür.
Bilginin zekâtı öğretmektir. Bir mürit soru sorduğunda
zekâtın vakti gelmiş demektir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ BİRİNCİ KISMI
Uzuvlar yaratılışta "el-Kuddûs" isminin
tecellisiyle temizdir. Kirlenme, insanın o uzuv üzerinde "sahiplik
iddiasında" bulunmasıyla başlar.
Kıyamet günü organların aleyhte şahitlik etmesi, onların
"aslî adaletlerine" ve temizliklerine dönmeleridir.
Eğer beden bütünüyle Allah'ın emirlerine itaat ediyorsa
zekât gerekmez. Tembellik veya kırıklık gösteriyorsa, nefsin bu engellere
rağmen ibadete yönelmesi bedenin zekâtıdır.
Bilginin zekâtı onu başkalarına ulaştırmak ve ihlasla
derinleştirmektir. Amelin zekâtı ise onu nafilelerle (fazlalıklarla)
tamamlamaktır.
Rikaz, insan doğasında
(fıtratında) gömülü olan başkanlık sevgisi, çıkar sağlama ve kendini üstün
görme gibi duygulardır.
Fitre, insanın
yaratılışındaki (fıtratındaki) "ilk açılış"ın şükrüdür.
Oruç tutan kişi "yemez-içmez" hale gelerek
Allah'ın Samed (muhtaç olmama) sıfatını taklit eder. Fitre, bu ilahî sıfatın
kula ait olmadığını idrak etmenin bedelidir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ İKİNCİ KISMI
Bal, vahyin ürünüdür. Velilerin ilham ve keşif yoluyla elde
ettikleri, "başkalarına faydası dokunacak" gizli bilgiler bal
gibidir. Bu bilgilerin zekâtı, onları ehil olanlara öğretmek ve gizlememektir.
Zekâtın illeti "sahiplik iddiası"dır. Tam köle
olan kişi (sûfî lügatinde Allah karşısında yok olan arif), zaten kendisinin
hiçbir şeye sahip olmadığını bilir. Hatta kendi varlığı bile Efendisi'ne
(Allah'a) aittir. İddia olmayınca, temizlenecek bir "benlik kirli" de
yoktur. Bu yüzden zekât sadece kendisini "mülk sahibi" sanan hürlere
(veya hürlük iddiasındaki nefislere) farzdır.
Sadakada aşırı giden, vermeyen gibidir.
Her sabah iki melek iner; biri infak edene "halef"
(bedel), diğeri cimriye "telef" (yok oluş) diler.
Yakın akrabaya sadaka daha layıktır
İnsana şah damarından yakın olan Allah'tır.
Akrabaya verilen sadaka, Rahman’a ulaştıran bir köprüdür.
Eğer kul sadaka verirken karşılığında bir "yarar"
(övgü, saygı, menfaat) beklerse, bu manevi bir faizdir ve borcu
"güzel" olmaktan çıkarır.
Sahipliğin Üç Türü
Hak Ediş Mülkü: İnsanın yaşamını sürdürmesi için zorunlu
olan, yediği, içtiği ve giydiği miktardır. Bu kısım doğrudan kulun ismine
yazılmıştır.
Emanet Mülk: Kulun zorunlu ihtiyacından fazlası olup,
başkalarına ulaştırılmak üzere geçici olarak elinde tuttuğu maldır. Arif, bu
malın üzerinde gerçek sahiplerinin isimlerini "keşf" yoluyla görür.
Cömertlik Mülkü: Her şeyin asıl kaynağı olan Allah’a ait
olan mülktür.
Nefsin bilgiye olan ihtiyacı, bedenin yemeğe olan
ihtiyacından daha büyüktür.
Mal, nefsin meyledeceği bir "perde" olabileceği
gibi, arif için Hakk’ı her şeyde gördüğü bir "tecelligâh" da
olabilir. Arif, zekâtı bir sahip gibi değil, Allah’ın malını sahiplerine
ulaştıran bir "vasi" (emanetçi) gibi verir.
Cömertlik (Cûd), istenmeden vermektir.
Meleklerin Hz. Adem'in yaratılışına karşı çıkmaları / Melekler
kendi mertebelerini (üstünlüklerini) koruma arzusuyla (bir nevi manevi
cimrilik) Adem’i küçümsemişlerdir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ ÜÇÜNCÜ KISMI
İnfak kelimesinin
kökeni / nafıka (tavşan mağarası) İki
Kapı: Verme eyleminin bir ucu Mutlak Zenginliğe (Hakk'a), diğer ucu ise Mutlak
Muhtaçlığa (Yaratılmışa) açılır.
Sadakayı gizli ve açık verme meselesi / arif Hakk'ın
gizlemeyi sevdiği yerde gizler, ilan etmeyi sevdiği yerde açıklar.
İnsan özü gereği bir köledir ve üzerine yüklenen farzları
kabul etmeye hazırdır.
Allah katında her şey önceden bilindiği için aslında
"imkân" (olasılık) yoktur, sadece "oluş" vardır.
Abdestte su ve toprakla (insanın yaratılış maddeleri)
temizlenmesi gibi, mal da kendi cinsiyle veya onu birleştiren "mal
olma" vasfıyla temizlenir.
(Marifetullah) "Kendini bilen Rabbini bilir"
hadisine atıfla; insan ancak kendi hakikatini bildiğinde (yani kendi acziyetini
ve Hakk'ın zenginliğini gördüğünde) manevi kirlerinden arınır.
Zekât vermek, sadece bir malı eksiltmek değil, o maldaki
"benlik" iddiasını (iddiadan arınmışlık) temizlemektir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder