1 Şubat 2026 Pazar

Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 12. Cilt - Notlar

Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 12. Cilt - Notlar

Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2010

 


YİRMİ ÜÇÜNCÜ SİFİR

342

Vahiy Mertebelerinden Birinin Birleştirdiği Üç Sırdan Ayrı İki Sırrın Musevî Mertebeden Bilinmesi

İki halifeye biat edilirse birini ortadan kaldırın

Bir meselede iki âlim tartışıyorsa, aslında biri Allah'ın el-Hâdî (Hidayet veren) isminin, diğeri el-Mudill (Saptıran) isminin veya başka zıt isimlerin hükmü altındadır.

Arif, tartışmalara bakınca insanların birbirine zıt fikirlerini değil, İlahi İsimlerin farklı perdelerden yansımasını görür.

 

Allah’tan çekinirseniz, size Furkan (doğruyu yanlıştan ayıran bir güç) verir.

Vahiy lütuftur. Öyle bir güçtür ki, dağa inse onu parçalar.

 

Bazı melekler sadece müminler için bağışlanma dilerken, bazıları yeryüzündeki herkes için mağfiret diler.

Nuh Peygamber, kâmil bir veli olmasına rağmen sadece evine giren müminler için mağfiret dilemiştir.

 

Amellerin Hak Ettiği Ücretler

Varlığın oluşa gelmesinin bedelidir ibadet, hamd ve tevhid.

 

343

Mülk Hamdinin Mertebesinden Vahyin Tafsili Hakkında İki Sırrın Menzilinin Bilinmesi

el-Müdebbir: Varlıkları henüz dış dünyada yokken Allah'ın ilminde "toplu" (cem) halde düzenleyen isimdir. Hak eden her varlığa ne verileceğini o belirler.

 

el-Mufassıl: İlahi huzurdaki bir "meclis amiri" gibidir. Müdebbir'in belirlediği o toplu planı alır ve her varlığı kendi özel makamına, menziline ve zamanına yerleştirir. Varlık, bu isimle "ayrışır" ve belirginleşir.

 

Allah’ın yarattığı ilk şey rahmettir.

(Rahmetin oluştaki tezahürleri)

Maddi parçaların bir araya gelip suretleri oluşturması.

Hayvani nefiste duyuların, huyların ve niteliklerin harmanlanması.

"İlahi üfleme" ile ruhun bedeni yönetmek üzere ona eklenmesi.

 

344

Muhammedi Mertebeden, Mağfiret Sırlarından İki Sırrın Menzilinin Bilinmesi

Mağfiret kişiyi henüz günah işlemeden "örtüp" korumaktır. Ayrıca, günah işlenmiş olsa bile, o günahın cezasının kula ulaşmasını engelleyen ilahi bir perdedir.

 

İlah ismi belirli bir dereceye, mertebeye ve tecelliye işaret eder.

Allah ismi ise Zat-ı Mutlak’tır. Kimse Allah'ı inkâr edemez. Müşrikler Allah'a değil, O'nun tecelli ettiği "ilahlık" mertebesine şirk koşmuşlardır.

Muhammedi mertebe, Allah'ın hem her şeyden münezzeh (Gani) olduğunu hem de her şeyde tecelli ettiğini (teşbih) birleştiren bir makamdır.

 

345

Dinde İhlasın Sırrı Menzilinin Bilinmesi. Buradaki 'Din' Nedir? Şeriat Niçin 'Din' Diye İsimlendirildi? Hz. Peygamber Niçin İyiliği 'Adet' Diye İsimlendirdi?

"Din" uygun karşılık / ceza demektir. Şeriat, her varlığa kendi istidadına "uygun karşılığı" (dini) vermek için vardır.

 

Kötülük ısrardır

İyilik nefsin doğal halidir, yani adetidir.

 

İhlas, "tahlis" yani bir şeyi yabancı maddelerden arındırıp saflaştırma…

 

Kader / Varlıklar arasındaki farkları / nitelikleri tespit eder, açığa çıkarır.

 

346

Ariflerden Birisinin Hakkında Doğru Söylediği Sırrın Menzilinin Bilinmesi. Arif, Nurunun O Menzilin Yanlarından Nasıl Çıktığını Muhammedi Mertebelerden Görmüştür

Âlem devasa bir beden Hz. Muhammed ise bu bedenin "düşünen nefsi"

 

Peygamberler insandaki ruhani güçler gibidir.

Veliler ve varisler insandaki duyusal güçler gibidir.

 

Peygamber’in vefatından sonra âlem, bir uykudaki insan gibidir. Kıyamet ise bu uykudan uyanış ve kâmil bir canlanış olacaktır.

 

Yeryüzü düz olsaydı ışık bölünmezdi.

 

Sen Hakkın suretisin, O'nu kendinden bilmelisin

 

347

İlahi İndiyet Menzili ve Allah Katında Birinci Saftın Bilinmesi

"İndiyet" (Allah Katında Olma)

 

Eşya yokluktan gelmez; Allah'ın bilgisinde zaten "sübut" (sabitlik) halindedir. Allah katından "inmesi", gizli olanın aşikar olmasıdır.

Allah katındaki her şey O'nun zatıyla kaimdir.

 

Namazda safları sıklaştırmak, meleklerin Allah katındaki dizilişine benzemektir. Bu diziliş, bir disiplin değil, bir "oluş" (tecelli) meselesidir.

Allah, namaz kılanlara "Birliğin Toplamı"nda tecelli eder. Bu yüzden her cemaat ferdi, kendi bilgisi ve kalbi ölçüsünde Rabbiyle konuşur.

 

Namaz kılan kişi, aslında arkasındaki meleklere imamlık eder.

 

348

Cem' ve Vücud Kalbinin Sırlarından İki Sırrın Bilinmesi

Varlık, Allah'ın "Ol" nefesiyle yokluk karanlığından çıkmıştır.

Varlık dört direk üzerine kurulmuştur: Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın. Bu ilahi isimler; akıl, nefs, doğa ve heyula (madde) olarak kainata akseder.

Kâbe’nin dört rüknü bu isimlere karşılık gelir. Hacer-i Esved "Bâtın" isminin sırrıdır ve "Allah’ın yeryüzündeki eli"dir.

Kalp sürekli bir rahmetten diğerine evrilir.

 

Allah uykuyu ve rüyayı, sıradan insanların "hayal mertebesini" anlamaları ve fiziksel dünyanın ötesinde bir alem olduğunu fark etmeleri için yaratmıştır.

 

Bazı isimlerin günü bin yıl (Rab ismi), bazılarınınki ise elli bin yıldır (Zi’l-mearic ismi).

 

Gök cisimleri İlahi anlamların taşıyıcılarıdır; Güneş, Allah’ın "Nur" isminin misalidir.

 

Cem’ ve Vücûd Kalbindeki İlimler

Efendilik rahmeti, zorlaştırmak için değil, kolaylaştırmak için vardır.

 

Ölüm / karışımların (unsurların) dengesinin bozulması

 

Allah her şeyi çift yaratmıştır (zıddıyla birlikte)

 

349

Kapıların Açılma ve Kapanma Menzilinin ve Her Ümmetin Yaratılışının Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Azap, kişiye Rabbini hatırlatır.

İsimlerin hükümleri değiştikçe elemler de değişir.

Sebebe yönelmek, dil ile değil "hal" ile yapılan bir duadır.

Acıktığımızda açlığın verdiği acıyı ortadan kaldıracak gıdaya koşarız ve ona muhtaç oluruz. O ise bizden müstağnidir ve ancak Allah’a muhtaç kalırız. İşte bu, Allah’ın isimlerinden biridir.

 

Veliler, peygamberlerin "kalpleri üzerinde" değil, "kademleri (izleri) üzerinde" yürürler.

 

Melekler, "Amâ" (Körlük/Bulut) denilen mutlak nuranilikten suret alırlar. Bazıları sadece tespih eden (Müheyymen) ruhlardır, bazıları ise alemle ilgilenen (Müdebbir) görevlilerdir.

 

350

İstifham Tecellisinin Menzilinin Bilinmesi ve Mana Gözlerinden Perdenin Kalkması Menzili. Bu Menzil er-Rab İsminden Muhammedi Mertebeden Öğrenilir

Sahihiz bir umman o İsimlerinin sonu nerede olabilir

 

Allah’ın yetmiş bin nur ve karanlık perdesi vardır

Eğer bu perdeler kalksaydı, Allah’ın Zât nurları (Sübühat-ı Vech) mahlukatı yakıp yok ederdi. Bu "yanma", mahlukatın kendi bağımsız varlık iddialarının erimesi ve geriye sadece Hakk'ın kalmasıdır.

 

Bilgisizlik / bazen koruyucu perdedir.

Amel ne sadece kula ne de sadece Allah’a aittir. Amel, Allah’ın yaratması (halk) ile kulun kazanması (kesb) arasındaki bir irtibattır.

 

Müşahede ve Konuşmayı Birleştirebilmek

Müşahede bir "fena" (benliğin yok olması) halidir.

 

351

Nefis ve Ruhların Ortak Nitelikleri Menzilinin Bilinmesi. Bu Bilgi, el-Vedud İsminden

Varlık sahasına çıkmamış olan "mümkünler" (bizler), kendi istidatları (kabiliyetleri) gereği var olmayı talep etmişler / Allah, "âlemlerden müstağni" (hiçbir şeye muhtaç değil) olmasına rağmen, bilinmeyi sevdiği için bu talebe icabet etmiştir.

Allah, kulun özünde ne varsa onu varlık sahasına çıkarır.

 

el-Mümin İsminin Tasarrufu Altındaki ikinci Makam

Allah, kulu yokluk karanlığından varlık nuruna çıkararak ona "yok olmama" garantisi (eman) vermiştir.

 

Haber "Evvel"den (Allah) gelir, "Ahir" (kul) onu tasdik eder.

 

Kulun Susması; Çünkü Hak Sürekli Onunla Konuşur

Hak kendisiyle konuşunca, kul susar.

…kulaklar Hakkın yaratmasının sesini duyabilir. Bunu anla! Çünkü bu müşahede ehli adına meydana gelebilecek marifetin özüdür.

 

Takyit Bir Nitelik; Akıllar ve Keşif Onu Mümkünlere İzafe Ederken Akıllar Sadece Mümkünlerle Sınırlar

Akıl, her zaman karşıt bir delil veya kuşku tarafından zedelenebilir. Akıl yoluyla inanan kişi, delili sarsıldığında sarsılır. Ancak keşif ehli, hakikati doğrudan "gördüğü" için nesih (hükmün değişmesi) bile onu şüpheye düşürmez.

 

"Mutlaklık" demek, onu "sınırlı olandan ayırmak" demektir. Bir şeyi bir şeyden ayırıyorsanız, ona bir sınır çizmişsiniz demektir.

Allah, her surette tecelli ettiği için, tecelli ettiği o suretin özellikleriyle sınırlanmayı (takyit) kabul etmiştir.

 

Şiddet Hakka ve Varlıklara Ait Bir Niteliktir

Allah’ın tutuşu (cezalandırması) her zaman Rahmet ile kuşatılmıştır.

Kulun tutuşu, "rahmetten yoksunluk" zannı taşıdığı için (algı düzeyinde) daha katı ve karanlık görünür.

 

Azap gören kişi Allah’tan perdelendiği için sadece ateşi, hastalığı veya düşmanı görür. Bu durum azabı katmerleştirir.

 

Şiddet, "başkasını" (failin karşısındaki mefulü) talep eden bir sıfattır; yani bir etkileşim gerektirir.

 

Hakkın Tecellisi ve Münacat Esnasında Huşu Övülen Bir İştir

Arif olan kişi, her şeyde Allah’ı görür.

Marifet, Hakkı gördüğün halde O’nun koyduğu sınırlarda durabilmektir.

 

Huşu (alçakgönüllülük ve korkuyla karışık saygı), sadece Allah’ın huzurunda ve münacat esnasında övülür. Dünyalık işlerde veya izzet gereken yerde süklüm püklüm olmak kınanan bir durumdur.

 

Hakları Yerine Getirmek Alemin Yükümlü Olduğu İlahi Bir Özelliktir

Allah her şeye yaratılışını verdi

Bu, varoluşsal bir adalettir.

Bazı insanlar, içlerinde hiçbir hayır tohumu barındırmadıkları için cehennemin kalıcı "sakini" olmayı hak ederler.

 

"Bedenin eylemi" ile "ruhun rızası" bir olmayabilir.

 

Mümkün Var Olduğunda, Varlığını Koruyacak Birine Muhtaçtır

Mümkün, var olduğu andan başka varlığı yoktur, sonra hemen yok olur.

Mümkün varlıklar, kendi başlarına ayakta duramazlar. Allah onları her an yeniden yaratarak (yok ederek ve var ederek) varlıkta tutar.

 

Kalem ile Levha Tedvin ve Yazı Âleminin İlkidir

Yazı âlemi, bilginin korunma yeridir.

Kalem (İlk Akıl) ve Levha (Nefs-i Küll), varlığın ilk iki ilkesidir.

 

Allah’ın Kullarıyla Olan Meclislerinin Sayısı Onlara Farz Yaptığı Şeyler Kadardır

Allah'ın kullarıyla olan meclisleri, şeriatın farz kıldığı, mubah kıldığı veya nafile kıldığı ameller kadardır.

"Onlar namazlarında daimidir" ayeti, sadece şekilsel namazı değil, kulun her an Hak ile münacat (gizli konuşma) halinde olmasını ifade eder.

 

İhtiyari Olarak Allah’a Dönen Kul Övülür

Ölmeden önce ölmek

Kul, günahlarından dolayı Hak'tan hayâ eder; Hak ise "Bu benim kaderimdi" diyerek kulu rahatlatır ve korkusunu giderir.

 

Kul Kullukla Yükümlü Değildir, Çünkü Kulluk Onun Zatıdır

Horluk ve muhtaçlık kulun değişmez tanımıdır.

Kul, üzerinde yaratıldığı "ilahi suret" (rablik vasıfları) ile "kendi hakikati" (kulluk) arasındaki farkı müşahede eder.

 

Hallerdeki İntikal ve Yer Değiştirmeler, ‘Hakkın her gün bir işte olmasından’ Kaynaklanır

Hakikati bilen arifler, sürekli hal değiştirerek kendilerini gizlerler. Onlar "şe'nlerde" (olaylarda ve işlerde) Hakkı müşahede ederler. Bu yüzden bir yerde tanındıklarında hemen oradan veya o halden uzaklaşırlar; çünkü onların celali, bilinmekten kaçınmayı gerektirir.

 

Azamet Ehlinden Başkasının Bulunmayacağı Berzah Alemi

"Azamet Ehli", Allah’ın koyduğu sınırlara (haramlar ve alametler) en yüksek saygıyı gösterenlerdir.

Bir makamdan üstüne geçmek, alttakini terk etmek değil, onu da kapsayarak ilerlemektir.

Kul nefsine baktığında Rabbini, Rabbine baktığında nefsini görür.

 

Nefsini Gerçekte Müşahede Eden İnsan, Onun Sureti Üzerinde Yaratıldığı Varlığın Ezeli Gölgesi Olarak Görür

Gölge, kendisini hareket ettirene (fail) tabidir.

Üstünlük şahsa veya öze değil, "mertebeye" (makama) aittir. Hz. Peygamber’in "Ben de sizin gibi bir insanım" demesi öze, "Bana vahyolunuyor" demesi ise mertebeye işarettir.

 

İlahi Emir Memura Etki Eder, Memur O’nun Emri Karşısında Duramaz

Eğer bir emir etkili olmuyorsa, bu o "mahalin" (kalbin/yerin) henüz hazır olmamasındandır.

Söz kalpten çıkarsa kalbe ulaşır

Nuh Peygamber gibi en doğru sözlülerin bile çağrısı bazen reddedilmiştir.

 

Varlık Hükümlerinden Birisi Allah’tan Başkasına İzafe Edildiğinde, Müşahede Ehli Onu Reddeder

Müşahede ehli her hükmü doğrudan Allah’a izafe ederler.

 

İlahi Tanımları Sadece Görenler Bilebilir

Allah ehli, Allah’ın mülkündeki haklarını ve maslahatlarını (tüm alemin naibi olarak) korurlar.

İnsanlar bazen ilahi isimlerin kendilerine ait olduğunu sanarak Hak ile "yarışa" (izdiham) girerler.

 

Düşenlerden Yüz Çeviren İlahi Makamına Ulaşamaz

Allah'ı sadece belirli bir "iyilik" veya "nur" kalıbına sığdıranlar, bu kalıbın dışına çıkanlardan yüz çevirirler.

Düşmek de bir "oluş" (tekevvün) biçimidir ve arif, düşene merhametle yaklaşır.

 

Nefislerini Gafletin Otoritesinden Sakınanlar iki Kısımdır

(1) Mutlak anlamda korunanlar

Şeriatın hükümlerine tam bir teslimiyetle bağlı olanlardır.

(2) Sınırlı (Zahir ve Batın) korunanlar

Bunlar, belirli hallerde ve makamlarda uyanık kalanlardır.

 

Allah İki Rahmet Kapısını Açınca, Dilediğini Durdurur ve Hitap Eder

Allah'tan sakınmak (takva) hem O'nu bilmeyi hem de (azameti karşısında) bilmemeyi gerektirir. İnsan bu iki zıt hüküm arasında ezilmesin diye Allah gaflet ve unutmayı yaratmıştır.

Gaflet olmasaydı, ilahi tecellinin şiddeti insanın günlük yaşamını ve sorumluluklarını imkansız kılardı.

Âlemin değeri insana, insanın değeri ise Hakka bağlıdır.

 

İnsanın yönleri

Dört yön (ön, arka, sağ, sol) şeytana; biri ise insanın kendi nefsine bakar.

Altıncı yön (Vech-i Has) doğrudan Allah’a çıkar. Bu yön masumdur; burada şeriatın teklifi değil, kalbe doğrudan gelen, kuşkudan arınmış ilahi ilimler vardır.

 

352

Tasvirli ve Tedbirli Üç Tılsımlı Sırrın Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

İnsanın hakikate ulaşmasını engelleyen üç temel tılsım

 

Birinci Tılsım: Akıl / Fikir

Akıl, her şeyi kendi süzgecinden (tevil ve kıyas) geçirmek ister.

Hakiki bilgi, fikrin tükendiği yerde, saf iman nuruyla gelir.

 

İkinci Tılsım: Hayal

İnsan, bir hakikati ancak bir suret, mekan veya madde içinde düşünebilir. Bu durum, Hakkı olduğu gibi (münezzeh) görmeyi engeller.

 

Üçüncü Tılsım: Âdetler (Alışkanlıklar)

İnsan, ihtiyaçlarının karşılanmasını sadece zahiri sebeplere bağlar.

 

YİRMİ DÖRDÜNCÜ SİFİR

353

Üç Tılsımlı-Hikmetli Sırrın Menzilinin Mııhammedî Mertebeden Bilinmesi. Bu Sırlar Sebep Menzili ve Onun Hakkını Yerine Getirmenin Bilgisine İşaret Eder

Allah, insan bedenini (nefs-i natıka) yönetmek üzere üç temel gücü görevlendirmiştir.

 

Nebatî Nefs (Bitkisel Güç): Bedeni büyütmek ve eksileni tamamlamakla görevlidir.

 

Şehevî Nefs (Arzu Gücü): Sadece "haz" peşindedir. Fayda ve zararı ayırt edemez. Nebatî nefsin dostu gibi görünse de, aşırı tüketimle bedene zarar verdiği için aslında "dost kisvesindeki düşman"dır.

 

Gazabî Nefs (Öfke Gücü): Hakimiyet kurmak ve engelleri yok etmek ister. Bu güç, "Allah için öfkelenmek" (dini hamiyet) şeklinde kullanılırsa rahmete, şahsi çıkarlar için kullanılırsa zulme (kahır) dönüşür.

 

İlham, Allah’ın kuluna "Özel Yön" (Vech-i Has) vasıtasıyla yaptığı bir bildirimdir.

İlhamın sahih olup olmadığını anlamanın tek yolu, şeriat terazisini bir an bile elden bırakmamaktır.

 

Allah insanı Kendi suretinde yarattığı için, kul da var ettiği her fiile "hakkını" vermekle yükümlüdür.

Kul, bir fiili gerçekleştirirken "Allah'ın izniyle" hareket eder. Fiili yaratan (izhar eden) kul iken, o fiilin bekasını koruyan Allah'tır.

İşe başlarken Allah'ın adını anmak (Besmele), o amelde şeytanın ortaklığını bitirir ve ameli tevhid nuruna kavuşturur.

 

354

Sirayet Edici-Orta Menzilin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Gerçek bilgi (müşahede), sahibini amele zorlayan bilgidir.

Zahiri bilgi, sadece teorik düzeyde kalan, kuşku ve zan içeren bilgidir.

İnsan bazen bildiği halde yapmaz; bunun sebebi Allah'ın o anki "kaza ve kaderi" uygulamak için kişinin aklını veya bilgisini ondan çekip almasıdır.

 

Eğer birine öğüt fayda vermiyorsa, o kişinin iman nuru o an sönmüş veya perdelenmiş demektir.

 

Bilgi en büyük mülktür.

 

355

Üretken Yollar Menzilinin, İbadet Arzının ve Genişliğinin Bilinmesi. Allah Teala 'Benim arzım geniştir, sadece bana ibadet edin' Buyurur

Arz / insanın kendi bedenidir.

Ruh bu bedende yerleşiktir.

İnsan kendi içinde iki bölge barındırır. "Heva" (nefsi arzular) bölgesinden "Akıl" ve "Şeriat" bölgesine göç etmek gerçek hicrettir.

 

İnsan aynadır.

Kendi aynana bakarsan Hakk'ı kendi kalıbına hapsedersin.

Hz. Muhammed’in mizacı bütün peygamberlerin ve insanların mizaçlarını içeren en dengeli (itidal üzere) aynadır. Hakk'ı en kâmil haliyle görmek isteyen, peygamberin izinden gitmeli ve O'nun müşahedesine tabi olmalıdır.

 

Kul günaha doğru koşarken, Allah’ın el-Gaffar (Örten), el-Aff (Affeden) isimleri kulu geçmek üzere koşar.

 

356

Üç Gizli Sırrın Menzilinin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi Hakkındadır. İlahi Edepte Arabînin Sırrı, Nefsi ve Tabii Vahyin Bilinmesi

Allah, boşluğu âlemle doldurmuş ve onda "hareketi" yaratmıştır. Bu hareket sayesinde varlıklar sürekli form değiştirir.

 

Uyku, nefsin bir suretten diğerine geçişidir.

Bir şey, henüz yaratılmadan önce Allah'ın ilminde "sabit"tir (Sübut). Bu aşamada o şey Allah için zahirdir ama kendisi için yoktur.

 

Cevher: Değişimin üzerinde gerçekleştiği ana öz.

Suret: Varlığın büründüğü biçim.

Başkalaşma (İstihale): Bir halden diğerine geçiş.

 

Bir Şeyin Zati Niteliğinin Ondan Ayrılması Mümkün Değildir. Nitelik Kalkarsa, Mevsuf da Kalkar!

Bir şeyin zati (özsel) niteliği o şeyin kendisidir. Eğer bu nitelik kalkarsa, o şey de ortadan kalkar.

 

Mümkün (yaratılmış) olan her şeyin özü yokluktur.

Mümkün varlıklar yokluk halindeyken bile Hakkın emrini duyacak bir "istidat" (kabiliyet) sahibidirler. Duymasalar, varlık emrine icabet edemezlerdi.

Varlıktaki dişilik, ilahi tesiri kabul etme kabiliyetidir. Bu anlamda tüm âlem, Hakkın karşısında "dişi" (kabul eden/edilgen) hükmündedir.

 

Kişi kendi yararını ve zararını bilmediğini idrak edip her şeyi Allah’a bıraktığında (O'nu vekil kıldığında), artık özel bir talepte bulunmaz. Bu, yoksulluğun (fakrın) en yüksek makamıdır; çünkü kulu Hak'tan başka hiçbir şey meşgul etmez.

 

357

İlahi Mertebeden Hayvanların Menzilinin ve Onların İki Musevî Sır Altında Ezilmesinin Bilinmesi

Varlıklar henüz yokluktayken (Adem halindeyken) bile bir tür hayata ve idrake sahiptirler. Allah "Ol" dediğinde, bu emri duyup icabet ederler.

 

"Her şey O'nu hamd ile tespih eder" ayeti mecaz değil, hakikattir. Varlıklar canlıdır.

İnsanların çoğu akıl ve fikirlerine köle oldukları için taşların, ağaçların seslerini duymazlar. Allah bu sırrı "El-Gafur" (Örten) ismiyle gizlemiş, ancak "El-Halim" ismiyle bu cehalete mühlet vermiştir.

 

"Behîme" (hayvan) kelimesi, "belirsizlik" anlamına gelen ibham kökünden gelir.

Her varlığın, aracı olmaksızın doğrudan Allah'a bağlanan gizli bir yönü vardır.

 

Âlem dört unsur (ateş, hava, su, toprak) üzerine kuruludur

Zıtların birbirini yok etmesini engelleyen (sıcağı soğukla, yaşlığı kurulukla dengeleyen) bu rahmet sayesinde varlığın sureti korunur.

 

358

Nurları, Yerleşimleri, Dolunayları Farklı Üç Sırrın Bilinmesi ve Doğru Haberler

Nefsin iki yüzü, Natık Nefs (Düşünen/Konuşan Öz) ve Hayvani Nefs (Bedensel Canlılık).

Natık nefs ruhlar âlemindendir ve doğası gereği her zaman mutlu ve şereflidir. Allah’ın ruhundan üflenmiştir ve asla "bedbaht" (mutsuz/lanetli) olmaz.

 

Karanlığın katmanları

Doğa Karanlığı: Maddenin ve fiziksel alemin yoğunluğu.

Nefis Karanlığı: Doğanın üzerinde yer alan ve can veren nefsin karanlığı.

İlk Akıl Karanlığı: En üst mertebedir. İlk Akıl bile bir "mümkün" (yaratılmış) olduğu için, varlığı kendinden değildir ve bu muhtaçlık bir tür "karanlıktır" (zulmet).

 

Allah'a kaçın

Gerçek kaçış, mekânsal bir yer değiştirme değil, "cehaletten ilme" kaçıştır.

 

İnsan, Allah'ın tüm isimlerinin (Esmâ-i Hüsnâ) yeryüzündeki halifesidir.

İlahi isimler, manaları yönüyle Allah'ı, suretleri ve tezahürleri yönüyle insanı gösterir.

 

Melek Allah emrine uymada Âdem’den üstün iken Âdem isimleri bilme yönüyle üstündür.

 

359

'Kızım sana diyorum, gelinim sen işit' İşin Ayrıştırılması ve Açıklıkta Gizleme Menzilinin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Eşya, belirli ilişkiler içinde yaratıldı.

Misil (Benzer): Karşılıklı münasebet ve sevgiyle birleşirler.

Zıt (Karşıt): Aralarında zati bir nefret (münaferet) vardır. Her zıt, diğerinin yok olmasını ister.

Hilaf (Muhalif): En güçlü sevgi ve birleşme arzusu muhalifler arasındadır.

 

İnsan / İlahi surete göre yaratıldığı için Hakk’ın bir "misli" gibidir. Kul olması ve asla "Rab" olamayacağı gerçeği bakımından Hakk’a zıttır. Hakk’ın onun işitmesi, görmesi ve gücü olması (Hadis-i Kudsî’ye atıfla) bakımından O’nunla bir "hilaf" ilişkisi içindedir.

 

360

Övülmüş Karanlıkların ve Görülen Nurların Menzilinin Bilinmesi

Saf Nur (Işık) Allah’ın zatıdır.

Saf Karanlık: Mutlak imkânsızlık ve yokluktur (Adem).

 

Bir nokta ve çevresindeki daire: Nokta Hakk'ı temsil eder. Daire mümkün varlıkları (âlemi) temsil eder. Noktadan çevreye uzanan çizgiler, tecellilerdir.

Bir cismin bilfiil ortaya çıkması için en az sekiz nokta (geometrik olarak hacim kazanması için) gereklidir: Bu sekiz nokta, Allah'ın Zat'ı ve yedi sıfatıdır (Hayat, İlim, İrade, Kudret, Semî, Basar, Kelâm).

 

Nur Olmasaydı Hiçbir Şey İdrak Edilmezdi

Duyuların yanı sıra akıl, hayal ve düşünme gibi zihinsel yetilerin tamamı aslında "nur"dur.

Arifler bunların idraki sağlayan tek bir nur olduğunu bilir.

 

Manevi Karanlıkların Açıklanması

Cahil, kendi cehaletini idrak edemez

 

"Onları korkutsan da korkutmasan da birdir" ayeti

Bu durumdaki karanlık, kişinin "heva" (tutku) güçleri nedeniyle hakikate karşı körleşmesi ve her iki durumu (uyarıyı veya uyarılmamayı) kendisi için faydasız kılmasıdır.

 

İnsan-ı Kâmil, "Nefes-i Rahman"dan var olmuştur ve "Yasin" (Ey Seyyid) nidasıyla onurlandırılmıştır. O, gaybın anahtarıdır; Allah onunla mülkün ve melekûtun kapılarını açar.

 

On Kategorinin Mertebelerinin Açıklanması

el-Bâtın (Gizli olan)

Varlık, Rahman’ın nefesi sayesinde ayakta durur.

Nefesteki duraklamalar (vakfeler), Allah’ın kulunu darlıkla sınamasıdır. Bu darlık, ardından gelecek olan genişliğin (nefesin) zeminidir.

 

İnsan, beşer suretinde tecelli eden Hakk’ın duyu ve mana alemindeki vekilidir. İnsan iradesiyle Hak'tan yüz çevirebilir veya O'na yönelebilir.

 

İnsan, Allah’ın vekili olarak oluş sürecinde bir aracı (mazhar) konumundadır.

İnsan, kendi eliyle ortaya çıkan şimdiki zamanın bütün fiillerinde Allah’ın vekili olur. İnsanın dışındaki varlıklar, böyle bir vekilliğe sahip değildir.

 

Mümkünlerin ezeli sabitliklerinde bir öncelik-sonralık yoktur.

Kul, Allah’ın iradesiyle irade eden bir "el" haline gelir.

 

İnsan-ı Kâmil, keşif ve müşahede yoluyla Hakk'ı tanıtan bir aynadır.

 

İnsan-ı Kâmil "tümel" (bütün) olduğu için, parça olan diğer varlıklar onu tam olarak ihata edemez.

İnsan, ilahi kelimeler arasındaki tertip ve ayrımı gerçekleştirir. Her mahreçten çıkan harf, bir yaratılış sırrıdır.

 

Kulun duasına icabet edilmesi, kulun Hakka yönelimindeki doğruluğunu tasdik eden bir tecrübedir.

"Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna "Evet" diyen insan, bu kulluk iddiasını kanıtlamak için yükümlülüklerle (ibadetlerle) sınanır.

 

Akıl sahibi, kendi varlığının sonradan olduğunu (hadis) ve bir var ediciye muhtaç olduğunu idrak eder.

 

Hak ile İnsan-ı Kâmil birbirlerine aynadır.

İnsan-ı Kâmil'in kalbi bir Arş'tır. Hak bu Arş'a istiva ederken, insan da Hakk'ın Arş'ına dayanır

 

Ölüm, perdelerin kalktığı andır.

Arifler dünyada görürken, ahirette "Hakka'l-yakîn"e (hakikatin bizzat kendisi olmaya) geçerler.

Körler, cehalet karanlığından bir anda görmeye geçerler ki bu onlar için bir hayret ve pişmanlık vesilesidir.

 

Zahirin, bâtının ve yokluğun sınırları (hadleri) vardır. Bu sınırlar olmasaydı bilinenler birbirinden ayrışmazdı.

 

Evlilik, rızkın genişlemesine bir vesile kılınmıştır.

 

361

Muhammedî Mertebeden, Takdirde Hakka Ortaklık Menzilinin Bilinmesi

"İki elimle yarattığıma secde etmekten seni ne alıkoydu?"

Bu "iki el", Hakk'ın Tenzih (Yücelik) ve Teşbih (Benzerlik) sıfatlarını, yani Celal ve Cemal isimlerini temsil eder. Diğer varlıklar tek bir yönden veya isimden yaratılmışken, İnsan-ı Kâmil tüm ilahi isimlerin birleşiminden (Hazretü'l-Cami'a) halk edilmiştir.

 

Hayvan-insan bir şeyi ancak organları veya dış araçlarla yapabilirken, kâmil insan "himmet" ve "irade" ile (ilahi izne bağlı olarak) eşya üzerinde doğrudan tasarruf edebilir.

 

Âlem, ilahi isimlerin gölgesidir; İnsan-ı Kâmil ise bu gölgenin ruhu ve kalbidir.

 

Atlas feleğindeki 12 burç, insanın ruhsal yapısındaki 12 temel kabiliyete karşılık gelir.

İkizler burcu ve hava elementinin her şeye nüfuz etmesi, mahlukatın canlılığının ilahi nefese bağlı olduğunu simgeler.

 

Dünyada "Allah, Allah" diyen birisi kaldığı sürece kıyamet kopmaz.

 

362

Kalbin Secdesinin, Yüz, Bütün ve Parçanın Secdesinin Bilinmesi. O İkisi İki Secde ve İki Sücûd Menzilidir

Kalp, Allah’ın "Gayb" (görünmeyen) âleminden yarattığı bir cevherdir. Kalbin kıblesi bizzat Allah’ın kendisidir. Bu secde ebedidir; kalp bir kez keşif yoluyla secdeye vardığında (Allah’ın mutlak varlığını idrak ettiğinde), bir daha başını kaldırmaz. Bu, her şeyde ve her şeyden önce Allah’ı görme halidir.

 

Yüz, "Şehadet" (görülen) âlemindendir. Onun kıblesi Kâbe’dir.

Birini Allah için sevmek veya bir hastayı ziyaret etmek, aslında Allah ile buluşmaktır.

 

Dünyadaki haller (elem, lezzet), ahirette mekanlara (cennet, cehennem) dönüşür.

Zamanını hareketlerin nasıllığını inceleyerek (felsefi/fiziksel teorilerle) boşa harcama.

Mübtedanın (başlangıcın) anlamı ancak haberle (sonuçla) tamamlanır. Alemin yaratılış sebebi de bir "abes" değil, Hakk’ın kendini bilme ve bildirme hikmetidir.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder