1 Şubat 2026 Pazar

Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 11. Cilt - Notlar

Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 11. Cilt - Notlar

Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2009


 

YİRMİ BİRİNCİ SİFİR

306

Mele-i A'la'nın Tartışmasının Musevî Mertebeden Bilinmesi

Melekler, doğa âleminden (unsurların latif buharlarından) yaratılmışlardır. Doğa ise zıtlıklar ve çatışmalar mahalli olduğu için, meleklerin tabiatında da bir "hasımlaşma" potansiyeli bulunur.

 

Melekler günah işlemedikleri için kefarete ihtiyaç duymazlar. Bu yüzden bilemezler insanın yaratılışındaki üstünlüğü.

 

İnsan günah işlediğinde el-Muntakim (İntikam Alan) ismi tecelli ederek bir bela gönderir. Ancak kul kefaret (örtücü amel) işlediğinde, el-Gaffar ismi devreye girerek bu belanın kula ulaşmasını engeller.

 

Mele-i A’lâ’nın tartışması

Kefaretler hakkında tartıştılar. Tartışmaları, insanın hangi amelinin daha üstün olduğunu (Allah'a hangisinin daha sevimli geleceğini) merak etmelerinden kaynaklanır. Bu tartışma yeryüzündeki tüm görüş ayrılıklarının semavi kökenidir. Bu tartışma zıt isimlerin (Esma-i Mütekabile) birbirleriyle olan münazarasıdır.

Melekler, bu isimlerin hangisinin o hükümde baskın geleceği konusunda fikir yürütürler.

 

307

Meleklerin Muhammedî-Musevî Mertebeden Muhammedî Mevkıf'a İnme Menzilinin Bilinmesi

İlahi emir, kaynağında tek ve bölünmez bir kelimeyken, aşağı doğru indikçe geçtiği her durakta o durağın "elbisesini" giyer.

Bilgi önce Akıl'dan Nefs'e (Levh-i Mahfuz) geçer.

Emir, Arş'ta ilk yaratılış birliğine bürünür, Kürsî'de ise "bölünmeye" ve tafsilata hazır hale gelir.

Emir yedinci gökten dünya semasına inerken, beraberinde bütün feleklerin ve yıldızların güçlerini getirir.

Muhakkik arifler, bir emrin yakın gökten (dünya semasından) ayrılıp yeryüzünde fiziksel bir hadiseye dönüşmesi için geçen sürenin yaklaşık üç yıl olduğunu müşahede ederler. Gelecekten haber verenlerin (ariflerin, kâhinlerin) sırrı, henüz yeryüzüne inmemiş ama havada/felekte asılı duran bu "emir suretlerini" görmeleridir.

 

Sidre dünya ve ahiretin gelişim ilkesidir

Kökleri cehennemdeki zakkuma, dalları cennetin saraylarına uzanır.

 

Cebrail (a.s.) her gün "Hayat Nehri"ne girip çıkar ve kanatlarını çırpar. Kanatlarından dökülen 70 bin damlanın her birinden bir melek yaratılır. Bu melekler Beyt-i Mamur'a girer ve bir daha oradan çıkmazlar.

 

308

Tümel Âlemin Karışmasının Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Allah'ın insanı "kendi suretinde" ve "iki eliyle" (cemal ve celal tecellileriyle) yaratmış olması, insanın zatından gelen bir üstünlüktür.

Meleklerin insana itiraz etmesi, insanın dış görünüşüne (kan döken, fesat çıkaran yönüne) bakmalarındandır. İnsanın asıl şerefi, Allah'ın ona verdiği bilgi, halifelik ve kulluk mertebesiyle zahir olur.

 

Dünyada inşa ettiğin manevi yol, kıyamette cehennem üzerine çekilen bir köprüye dönüşür.

 

Aklın kurduğu binalar, keşif ve müşahede ile yıkılabilir; bu yüzden tek sağlam kulp şeriattır.

 

309

Melamilerin Menzilinin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Âbitler (Ubbâd)

Bütünüyle ibadete ve zühde yönelmişlerdir. Nefislerinin hilelerinden korktukları için kendilerini hep eksik görürler. Keşif ve sırlarla pek ilgilenmezler.

 

Sûfîler

Hal, makam, keşif ve keramet sahibidirler. Halk arasında kerametleriyle tanınırlar. Ancak İbnü'l-Arabî'ye göre, bu kerametlerin izharında bir tür "iddia" ve nefis payı gizli olabilir; bu yüzden ilahi bir tuzakla karşı karşıya kalabilirler.

 

Melâmîler

Dışarıdan bakıldığında sıradan bir müminden ayırt edilemezler. Farzları ve sünnetleri yaparlar, sokakta yürürler, ticaret yapırlar. İç dünyalarında ise bir an bile Hakk'tan ayrılmazlar.

 

310

Ruhani Çan Sesinin Musevî Mertebeden Bilinmesi

Peygamber’e vahiy gelirken duyulan çan sesi, ruhanî bir tınıdır.

Vahiy yakıcıdır.

 

Velilere gelen şey "yeni bir hüküm" değil, mevcut şeriatın bir "açıklaması" veya "gizli bir haberin bildirilmesidir." Veliye gelen bilgi mutlaka Kitap ve Sünnet terazisine vurulmalıdır. Uygunsa "ikram", uygun değilse "imtihan" veya "şeytanî bir bağ" kabul edilir.

 

Ruhların mertebesi

Müheyyem Ruhlar: Sadece Allah’ın celaline bakarlar; âlemden ve kendilerinden haberleri yoktur, ilahi aşkla sarhoşturlar.

Cisimleri Yöneten Ruhlar: İnsan, hayvan ve bitki ruhlarıdır. Her biri kendi bedeniyle meşguldür ve her şey (taşlar bile) canlıdır, tespih eder.

Amade Kılınmış Ruhlar (Melekler): Bizim için görevlendirilmişlerdir. Vahiy getirenler, rızık dağıtanlar, can alanlar veya cennette ağaç dikenler bu gruptadır.

 

311

Muhammedi Mertebeden Özel-Gaybî İlk Vakitler Menzilinin Bilinmesi

Kulluk makamının nihayeti Saf Kulluk / "Hiçlik" makamı

 

Gayb Âlemi: Sadece kalp gözüyle (basiret) algılanan ruhanî boyut.

Şehadet Âlemi: Duyularla algılanan fiziksel boyut.

Hayal Âlemi: Bu ikisinin birleşimidir. En geniş âlemdir. Manaların (soyut kavramların) duyulur kalıplara büründüğü yerdir.

 

Melekler gayb âleminde kendi makamlarında sabittir; ancak şehadet âlemine indiklerinde bir insan suretine girebilirler.

Kamil insan (velî), ruhu vasıtasıyla dünyada kendi bedeninden soyutlanıp başka bir surette görünebilir.

 

Kişi simya ile hayalinde yemek yediğini görür ama uyandığında açtır.

 

İnsan gayb âlemine girdiğinde, ruhanî hızına göre binlerce yılı göz açıp kapayıncaya kadar tüketebilir.

 

312

Vahyin Velilerin Kalplerine inişinin Keyfiyeti; Onların Bu Konuda Şeytanlardan Korunmasının Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

"Yokluk" ile "varlık" arasındaki o ince çizginin, yani A’yân-ı Sâbite

 

Mümkün varlıklar, Mutlak Varlığın Mutlak Yokluk aynasındaki gölgeleridir.

 

Allah bir velisine bir hakikati bildirmek istediğinde o velinin henüz varlığa çıkmadan önceki sabit hakikatine (ayn-ı sâbite) tecelli eder.

Veli, bu tecelliyi salt bir müşahede (görmek/hissetmek) yoluyla alır. Bu bilgi henüz "düşünce" aşamasına inmeden, doğrudan hakikat düzeyinde gerçekleştiği için şeytanın buraya müdahale etme şansı yoktur.

 

Cinler, yapıları gereği çok hızlı suret değiştirebilirler (başkalaşma). Allah’ın kelamı da sürekli bir "yenilik" ve "tecelli" içerdiği için, cinlerin tabiatı ile ilahi kelamın dinamik yapısı arasında büyük bir uyum vardır.

Kim asli suretinden çıkıp başka bir surete (yılan vb.) girerse ve o halde öldürülürse, öldüren sorumlu tutulmaz." Bu, gayb âleminin ruhanî bir kanunudur.

 

313

Ağlama ve Feryadın Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Varlık ağacını üç temel "baba" figürü

Hz. Muhammed (Ruhların Babası): Tüm ruhların aslı ve ilk var olan nurdur. Şiirde geçen "Muhammed şerefli bir asıl" ifadesi, onun hakikatinin (Hakikat-i Muhammediye) tüm peygamberliklerin kaynağı olduğunu vurgular.

Hz. Âdem (Bedenlerin Babası): İnsanlığın biyolojik kökenidir. Yeryüzüne inişi bir "ceza" değil, "halifelik" sırrının bir gereğidir.

Hz. Nuh (Resullerin Babası): Şeriat ve hukuk yükümlülüğü getiren ilk elçidir (Resul). Ondan öncekiler (İdris gibi), bağlayıcı bir yasa getirmeyen "nebi" mertebesindeydi.

 

Peygamber mirası

Hadisçiler: Peygamber'in sözlerini (vahyini) aktardıkları için "Resullükten pay alan" gerçek varislerdir. Kıyamette Peygamberlerle birlikte haşredilirler.

Fakihler: Eğer sadece kuru mantık ve içtihatla ilgilenip hadis (nur) aktarımından uzaklarsa, Peygamberlerle değil, insanların geneliyle diriltilirler.

Keşif Ehli: Peygamber'i uyanıkken veya keşf aleminde görüp ondan doğrudan bilgi alanlar, sahabelerle aynı derecede haşredilirler.

 

Allah’tan korkun, O size öğretir / Takva ilim getirir.

 

314

Meleklerin Nebilerin ve Velilerin Dereceleri Arasındaki Farkların Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Hiçbir varlık, Allah’ın kendisi için takdir ettiği hakikatin dışına çıkamaz.

Melekler kanatlarını aşağıya inmek (beşer alemine vahiy/ilham getirmek) için kullanırlar.

 

Velinin ulaştığı hiçbir bilgi, Peygamberin getirdiği şeriatın dışına çıkamaz.

 

İlahi İsimler tüm nurların kaynağıdır.

Melekler bu nurları isimlerden alır ve kendi makamlarına göre boyanırlar.

Vahiy rızıktır

 

Hakikat, soranın kalbindedir

 

315

Azabın Zorunluluk Menzilinin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Azap Allah’ın bir "intikamı" değil, varlığın kendi doğasından ve dengesinden kaynaklanan bir düşüştür.

Arapça'da vecebe (vacip oldu) kelimesi aynı zamanda "düşmek" anlamına gelir.

 

316

Mücmel-Musevî ve Muhammedi Mertebeden -en yüce mertebelerdendir-, insani Levh-i Mahfuz'da İlahi Kalem İle Nakşedilen Mevcut Niteliklerin Bilinmesi

İsra / Peygamber bu yolculuğu bedeniyle yaptı

Peygamber, Arş'ın da ötesine geçerek "kalemlerin cızırtısını" duymuştur.

 

Kaderin yazıldığı iki farklı düzlem

Levh-i Mahfuz (Korunmuş Levha), burada yazılanlar asla değişmez.

Levh-i Mahv ve İsbat (Silinme ve Sabitleme Levhası): "Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır" ayetinin tecelli yeridir.

 

Namaz kılanın kıblesi Allah'tır. Basiret gözüyle görülen suretler (cennet, cehennem veya hayırlı bir iş) Allah'ın tecellileridir. Eğer bu düşünceler kişiyi Allah'tan uzaklaştırmıyor, aksine O'nun bir tecellisini görmeye sevk ediyorsa namazın ruhuna zarar vermez.

 

Kul, Efendisinin (Zat-ı İlahî) kölesidir. Farzları yaptığı için ücret talep edemez; çünkü zaten O'nun mülküdür.

Kul nafile ibadetlerle İlahi İsimlere hizmet eder.

Birine yardım ettiğinde el-Muğîs (Yardım Eden) ismine hizmet etmiş olur ve o ismin özel "ücretini" (sevgisini ve nurunu) alır.

 

317

İbtila ve Onun Bereketlerinin Menzilinin Bilinmesi

İbtila (sınanma)

Evrende her şey canlıdır ve Allah’ı tespih eder. Ancak hayat iki mertebedir:

Zatî Hayat (Sürekli Hayat) bütün cisimlerin (taş, toprak, hava) sahip olduğu, asla yok olmayan hayattır. Bu hayat, Allah’ın her şeye doğrudan tecellisidir. Bu sayede her şey Allah’ı bilir ve O’nu tespih eder.

 

Arazî Hayat (Yönetici Ruh) insan, cin ve hayvanlardaki hayattır. Ruh çekilince bu hayat biter ve "ölüm" gerçekleşir.

 

Su, ilahi hayatın ve tüm oluşun maddesidir (heyula).

Arş, mülkü (tüm varlıkları) temsil eder.

 

Ruh bedenden ayrıldığında (ölüm veya uyku), "Boynuz" (Sur) şeklindeki berzah alemine intikal eder.

 

318

Muhammedi Şeriat veya Muhammedi Olmayan Şeriatın Nefsanî Gayelerle Geçersiz Kılınması Menzilinin Bilinmesi

Şeriat "görüş" değil, "vahiy"dir

İçtihat, yeni bir hüküm "uydurmak" değil, mevcut şeriat içinde bir meseleye dair "delil aramak"tır.

 

Şeytanın "tevil" tuzağı

Şeytan, bir alimi doğrudan saptırmak yerine ona "hayal mertebesinden" yaklaşır. Alimin bir arzusunu görür ve ona "kıyas", "illet" veya "derin yorum (tevil)" gibi süslü kılıflarla bu arzuyu şer’î bir kural gibi gösterir. Kişi böylece kendi şehvetine, "Allah’ın emriymiş gibi" uyar.

Kendi arzunu şeriata uydurmaya (kitabına uydurmaya) çalışma; zira bu, iblisin en büyük hilesidir.

 

319

Nefsin Şeriatın Yönlerinden Birisinin Kaydından Başka Bir Tarzda Kurtulma Menzilinin Bilinmesi

Kişi "sebepleri bıraktım" derken bile susadığında su içerek, acıktığında ekmek yiyerek kendini yalanlar. Elini ekmeğe uzatması, çiğnemesi, yutması hep birer "sebep"tir.

İnsanın varlığı bile bir sebebe (Allah’ın yaratmasına) bağlıdır. Sebepleri kökten reddeden, kendi varlığını da reddetmiş olur.

 

Akîka Kurbanı

İnsan doğduğunda onun benzerleri (diğer insanlar) vardır. Akika, bu "ilahi surete bürünme" nimetine bir şükürdür ve eti başkalarına dağıtılır.

 

320

İki Kabzanın Tespih Menzilinin Bilinmesi ve Birbirlerinden Ayrışmaları

Cennet ve cehennem birer mekândır ve ancak içindekilerle "vatan" olurlar.

 

Her varlık, Allah’ı kendi bulunduğu mertebeden tenzih eder.

 

321

Şehadet Âlemi ile Gayb Âlemi Arasındaki Farkın Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Varlık ikiye ayrılır: Abid (kul/âlem) ve Mabut (Allah). İnsan ise bu iki kutup arasında bir Berzah'tır.

 

Şehadet Âlemi: Duyularla algılanan dünyadır.

Gayb Âlemi: Duyunun ötesinde, ancak akıl (doğru haber/delil) veya keşif ile bilinen âlemdir.

Berzah Makamı: İnsan bu iki âlemin tam ortasındadır.

 

Sen aynaya bakınca orada bir suret görürsün; o suret senin tecellindir ama o suret "sen" değilsin, sen de o "suret" değilsin. İşte âlem, Allah’ın isim ve sıfatlarının imkân aynasına yansımasıdır.

 

Âlem "mutlaklık" nispetini kabul edemez (çünkü sınırlıdır)

 

322

Hakkı Halk Karşılığında Satan Kimsenin Menzilinin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Varlık nizamı, "Bir" (Vahid) olana dayanır.

Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de bozulurdu

Allah sizi kendisinden (zatından) sakındırır

Akıl, kendi ruhunun bedenle ilişkisini (içinde mi, dışında mı?) bile çözemezken, sonsuz olanın mahiyetini nasıl kavrayabilir?

Akıl yoluyla ulaşılan bilgiler "nur" değil, "fikir" ürünüdür. Bu yüzden kelamcılar arasında sürekli ihtilaf çıkar.

 

Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e (s.a.v) kadar hiçbir peygamber inanç esaslarında birbirine ters düşmemiştir. Oysa akılcılar (Mutezile, Eşari, Filozoflar) sürekli birbirini yalanlar.

 

Kul, kendisine emredilen zikirlerle meşgul olduğunda, Allah ona kalbinin hayat bulacağı bir nur ihsan eder.

 

323

Muhammedi Mertebeden, Müjdelenene Gelen Müjdenin Bilinmesi

Kulun iradesinin fiil üzerinde bir "hükmü" vardır (yönelme), ancak "etkisi" (yaratma) yoktur. Fiili yaratan sadece Allah’tır.

Allah, kula geleceğe dair bir iş için "Allah dilerse" (istisna) demeyi emretmiştir. Çünkü kul "yapacağım" dediğinde fiili kendine izafe etmiş olur; oysa fiilin gerçek faili Allah'tır.

 

Ruh maddeden tamamen soyutlandığında (ariflerde olduğu gibi), müjde artık hüzün veya sevinç üretmez; sadece "bilgi" olarak kalır.

Nebilikte melek (vasıta) zorunludur. Rüyalarda ise arif, bazen vasıtalı bazen vasıtasız (doğrudan Haktan) bilgi alır.

 

Ahadiyet / Allah’ın zatındaki salt birliğidir. Burada ne isim ne sıfat ne de kulun ibadeti söz konusudur. Kul bu mertebede "yok" olur.

Vahdaniyet / Allah’ın isimleri ve sıfatlarıyla olan birliğidir. Bu mertebe, kendisini birleyecek (tevhid edecek) kulları talep eder.

 

324

Bazı İlahi Mertebelerde Kadınların Adamlarla Bir Araya Gelmesinin Asımiyye Mertebesinden Bilinmesi

Asımiyye (korunmuşluk/ismet)

İnsanlık (İnsaniyet) / bu hakikat hem kadını hem erkeği kapsar.

 

Kadın (Havva), erkeğin (Âdem) bir parçasından (kaburgasından) yaratıldığı için, parçanın bütüne olan özlemiyle erkeğe meyleder. Erkek ise kendisini "tam" kılan parçasına şefkatle meyleder.

 

Kadın, oluşun ve yaratılışın gerçekleştiği "mahal"dir (rahim). Bu yönüyle doğaya benzer; doğa olmadan ilahi emir (Ol!) bir surete bürünemez.

 

Biri unutursa diğeri hatırlatsın

Bu yönüyle kadın, unutuşa karşı bir emniyet imkanıdır.

 

325

Kuran Menzilinin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Kuran çokluğun tek bir hakikatte birleşmesidir.

 

Furkan hakikatlerin birbirinden ayrıştırılması, helal ve haramın, mertebelerin belirlenmesidir.

 

Kuran tüm âlemin bir özetidir.

Kuran dile inerse sadece bir kıraattir; ancak kalbe inerse "anlayış" ve "tat" (zevk) getirir. Kalbe inen Kuran, Hakk'ın o kalbe inmesi demektir.

 

Kuran’ın menzili İtidaldir. İtidal, var olanın sürmesini (bekasını) sağlar.

 

İblis (ateş) ve Âdem (toprak) "kuruluk" niteliğinde birleşirler. Ancak Âdemoğullarının "su"dan yaratılmış olması, ateşten olan İblis ile tam bir zıtlık (su-ateş savaşı) yaratır.

 

Allah'ın isimleri çoktur ama işaret ettikleri "Zat" tektir. Bu, bir sayısının içinde tüm sayıların (çokluğun) potansiyel olarak bulunması gibidir.

 

Kuran’ın Niteliklerinin Açıklanması

Allah Kuran’ı ikiden beş harfe kadar kelimelerle indirmiş, kelimeler, ayetler, sureler, hidayet, aydınlık, şifa, rahmet, zikir yapmıştır.

Her ismin ve niteliğinin kendine özgü bir anlamı vardır ve hepsi Allah kelamıdır.

 

Kuran Harflerdir

Harf: Tekil mertebedir.

Kelime (Yara/Kelem): Kelime, Arapça "kelem" (yara) kökünden gelir.

Ayet (Alamet): Kelimeler birleşince tek başlarına veremedikleri bir anlamı, bir "alamet" olarak ortaya çıkarırlar.

Harfler kesiftir ancak taşıdıkları "ruh" (mana) her bakımdan latiftir.

Kuran'ın kalbi / Yasin suresi

Ayetlerin efendisi / Ayetü'l-Kürsi

 

Kuran Nurdur

Kuran’ın nur olması, saptırıcı kuşkuları ortadan kaldıran ayetlerin¬den kaynaklanır!

Nur karanlıkları kaçırtan şeydir

 

Kuran Ziyadır

Kuran’ın ziya olması, işleri ve hakikatleri açıklayan ayetlerin onda bulunması demektir.

 

Kuran Şifadır

Kuran’ın şifa olması, ondaki Fatiha suresi ile dua ayetleriyle ilgilidir.

 

Kuran Rahmettir

Kuran’ın rahmet olması, Allah’ın kullarına dönük iyilik ve müjdelerle kendisine zorunlu kıldığı vaatlerin onda bulunmasıdır.

 

Kuran Hidayettir

Onun hidayet olması, sarih ve yoruma kapalı ayetlerinden kaynaklanır.

 

Kuran zikirdir

Kuran’ın zikir olması, içerdiği ibret alma ve inançsızlıkları nedeniyle yok alan toplumların öykülerinden kaynaklanır.

 

Kuran Arapçadır

Kuran’ın Arapça olması, nazmının güzelliği, muhkem ayetlerinin müteşabihten farklılığı, kıssaların lafza ekleme ve eksiltme yoluyla değiştirilmesiyle tekrarı gibi hususlarla ilgilidir.

 

Kuran Mübindir

Kuran’ın ‘mübin’ olması, mutlu ve bedbahtların özelliklerini açıklayan ayederiyle ilgilidir.

 

YİRMİ İKİNCİ SİFİR

326

Konuşma ve Tartışma Menzilinin Muhammedî-Musevî Mertebeden Bilinmesi

Âlemdeki zıtlıkların ve çatışmaların kaynağı ilahi isimlerdir.

Zıt İsimler (el-Muiz (yücelten) ile el-Müzil (alçaltan), ed-Darr (zarar veren) ile en-Nafi (fayda veren)) birbirine hasımdır.

 

327

Med ve Nasif Menzilinin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Varlıklar ve bilgiler arasındaki üstünlük…

Doğrudan Allah’tan alınan bilgi (ledünnî), bir vasıta veya sebeple (kitap, hoca, deney) alınan bilgiden üstündür.

Amellerin değeri sadece yapılan işe değil; zamana (hicret öncesi/sonrası gibi), mekana ve kulun o anki haline bağlıdır.

Allah aklı kullarına "terazi" ile dağıtmıştır; her bireyin kapasitesi sayısal bir ölçüyle (derece derece) birbirinden farklıdır.

 

Tevbe Suresi

Bu surenin başında Besmele olmamasının sebebi, onun aslında Enfal suresinin devamı olmasıdır. Allah'ın öfkesinin (gazap) geçici, rahmetinin ise ebedi olduğunu; gazaba uğrayanın bile sonunda "et-Tevvab" ismiyle rahmete döneceğini vurgular.

 

Allah’ın isimlerinden biri el-Veli’dir, ancak "Nebi" veya "Resul" diye bir ismi yoktur.

Dünyada rızık veren, öldüren, izzet veren isimler (er-Rezzak, el-Mümit vb.) belirli bir süre ve ölçüyle (takdir) hükmederler.

Dünya süresi bittiğinde, mülk asıl sahibi olan el-Varis ismine döner.

Dünyada rızık "takdirle" (sınırlı) verilirken, ahirette el-Varis ismi üzerinden "hesapsız ve sonsuz" bir akış başlar.

 

328

Ayrıştırma Halinde Bileşiklerin Basitlere Dönüşmesi Menzili'nin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Öz (cevher) asla yok olmaz.

 

Müflisler (Muhammedîler) / Allah’tan başka her şeyi tüketmiş, hiçbir mülkü ve makamı kalmamış olanlardır. Onlar Hakk'ı "la-şey"de (yoklukta) görürler. Sınırlanmazlar.

Kendi varlığını bir "bileşik" (beden+ruh+nefis) olarak görmekten vazgeçip, onu basit unsurlarına (aslına) döndürdüğünde ölüm korkusu kalkar. Çünkü basit olan (öz), parçalanmaz ve yok olmaz. Gerçek zenginlik, elindekileri (amellerini, makamlarını) harcayıp "müflis" kalmak ve Hakk'ı hiçbir surete hapsolmadan, mutlak bir özgürlükle müşahede etmektir.

 

329

Nimetler ve Belaya Yönelme Menzilinin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Eğer insan olmasaydı, âlem ilahi bir suret yansıtamazdı. İnsan âlemin içindeki "ruh" gibidir; ruh bedenden ayrıldığında bedenin dağılması gibi, insan-ı kâmil yeryüzünden çekildiğinde (ilahi suret soyutlandığında) kıyamet kopar.

 

İlahi isimler (Aziz, Kahhar, Rahman vb.) asla yok olmaz. Bu yüzden cennette bile rütbe farklılıklarından kaynaklanan latif bir "hasret" veya "derece" ilişkisi (izafet azabı) ilahi isimlerin hükmünü sürdürmesi için mevcuttur.

 

330

Hilal Karşısında Kamer, Onun Dolunay Karşısındaki Yerinin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Göz yanılabilir (sihir sanabilir), ancak takva yoluyla beslenen basiret yanılmaz.

 

Varlıkta her şeyin "çift" yaratılması sırrına binaen iki temel kayıt vardır.

Ana Kitap (Ümmü’l-Kitab): Mümkün varlıkların özlerini ve takdirlerini içeren "El-Alim" (Bilen) ismine bağlı kitaptır. Burada her şey toplu ve mutlak haldedir.

Sayım/Yükümlülük Kitabı (Zebur): İnsanların amellerinin, seçimlerinin ve zaman içindeki hallerinin yazıldığı "El-Habir" (Haber alan) ismine bağlı kitaptır. Allah kullarını bu ikinci kitap üzerinden sorgular.

 

Kaza / Allah'ın eşya hakkındaki genel ve mutlak hükmüdür.

Kader / O hükmün, belirli bir zamanda, belirli bir miktar ve ölçüyle (El-Mukit ismiyle) rızık gibi indirilmesidir.

 

331

Görme ve Onun Üzerindeki Kuvvet, Sarkma, Yükselme, Telakki ve Tedelli Menzilinin Muhammedî-Ademî Mertebeden Bilinmesi

"Rüyetullah" (Allah'ın görülmesi)

 

Deccal’ın sağ gözü şaşıdır

Deccal, varlığın sadece tek bir yönünü görür.

 

Allah'ı görmek, dolunayı görmek gibi gerçekleşecektir.

 

İnsanların Allah'tan başka şeylere tapmasının temel nedeni Hevadır

Heva (tutku) olmasaydı, ne taşa ne de ağaca ibadet edilirdi. İnsan aslında o varlıklara değil, kendi içindeki "ilahlaştırma arzusuna" tapar.

 

Kıyamette ölüm, heva gibi kavramlar birer surete bürünecektir. Ölümün bir koç suretinde kurban edilmesi gibi

 

332

Muhammedi Makam Sahipleri İçin İlahi Koruma Menzilinin Musevî Mertebeden Bilinmesi

Kadının (Havva) eğik bir kaburgadan yaratılması, eksiklik değil, bir "kuşatma" ve "koruma" özelliğidir. Eğiklik, bir şeyi sarmak ve muhafaza etmek için gereklidir.

 

Musa "ateş" ararken "Allah"ı bulmuştur

 

Âlemdeki herhangi bir şeyi gerçekten koruyan kişi, o anda Hakk'ın "gözü" (ayn) olur.

 

Nefsini bilen Rabbini bilir

Nefis bilgisi bir deryadır ve sonu yoktur.

 

333

'Eşyayı senin için, seni kendim için yarattım; kendim için yarattığımı kendisi için yarattığım yoldan çıkarmasın' Menzilinin Musevî Mertebeden Bilinmesi

Âlemdeki tüm varlıklar kendileri için belirlenen makamda sabitlenmiş ve zillet (muhtaçlık) üzere yaratılmıştır.

İnsanın önünde iki yol var, şükür ve inkar

 

‘Sayıların ilki, ikidir’ İfadesinin Açıklanması

Tasavvufi düşüncede "Bir" (Vahid), sayılardan azade olan tek hakikattir.

Salt tekil olan bir varlıktan, kendi içinde bir çokluk veya oluş meydana gelmez.

İki (isneyn) varlığın başlangıcıdır ama iki tek başına sonuç vermez. İki şeyi birbirine bağlayan, onları bir neticeye ulaştıran üçüncü bir orta terim (münasebet) gerekir. Bu yüzden yaratılışın (mümkünatın) aslı üçtür.

 

Arapça yazılışında "Kün" kelimesi zahiren iki harf (Kef ve Nun) gibi görünse de, aralarında gizli bir "Vav" (vav-ı mahzufe) vardır. Bu gizli harf, iki ucun (Yaratan ve Yaratılan) arasındaki bağdır.

 

Hristiyanların "Allah üçün üçüncüsüdür" demeleri küfürdür.

Onlar aslında yaratılışın bu "üçlü" yapısını görmüşler ama bunu "tek ilah" hakikatiyle birleştiremeyip üzerini örtmüşlerdir. Şirk koşan cahildir, ancak bu sırrı "örtmüş" olan kâfirdir.

 

Rabbinin hakkı, nefsinin hakkı ve halkın (başkasının) hakkı. Kul bu üç hakkı yerli yerine koyduğunda, el-Ferd isminin sırrına erer

 

334

Madum'un Yenilenme Menzilinin Musevî Mertebeden Bilinmesi

Bir sayısı, on birin içindeki bir ile aynı değildir. Her biri, tamlama yapıldığı şeyle yeni bir hakikat oluşturur. Allah her an bir "iştedir" ve bu işler asla birbirinin aynısı değildir.

 

"Rahman Arş'a istiva etti" ayeti, Kur'an'ın o kalbe yerleşmesi ve kalbin Kur'an ahlakıyla ahlaklanmasıdır. Eğer okuduğun ayet sende bir hal (korku, ümit, tespih, ibret) uyandırmıyorsa, o Kur'an senin kalbine inmemiş, sadece hayalinden diline dökülmüştür.

 

Sözü anlamak dilin kurallarını ve kelime anlamlarını bilmektir.

Mütekellim olan Allah'ın o sözle "o anda" ve "sana" neyi kastettiğini anlamaktır. Bu, kalbin temizliği ve Allah'tan sakınmakla (takva) verilen bir nurdur (furkan).

Her okumada yeni bir anlayış kazanan kişi kârdadır; iki okuması eşit olan aldanmıştır.

 

Kur'an'ın üç ana sıfatı (Azim, Mecid, Kerim)

Azim Kur'an (Büyük): Kalbe indiğinde heybet, celal, haya ve Allah'ın şiarlarını yüceltme duygusu verir.

Mecid Kur'an (Şerefli): Kulun kendi nefsindeki ilahî değeri (Allah'ın suretinde yaratılmış olmasını) ve âlemin ona amade kılındığını keşfetmesini sağlar.

Kerim Kur'an (Cömert): Kulu cömertleştirir. Kul, Allah'ın tüm âleme rahmetle bakması gibi bakmaya başlar; kötülüğe iyilikle karşılık verir, rızkı ve merhameti dosta-düşmana yayar.

 

335

Kardeşlik Mertebesinin Muhammedî-Musevî Mertebeden Bilinmesi

Mümin müminin aynasıdır

Kul aynaya baktığında kendi noksanlarını ve hakikatini görür.

Allah, kulu bir ayna gibi kullanır ve onda Kendi isimlerini müşahede eder.

Hak değişmez, ancak kulun aynası (kalbi/inancı) tecelliyi kendi şekline göre gösterir.

 

336

Bitkilerin Bütün Zamanlarda Vaktin Sahibi Olan Kutub'a Biat Etmelerinin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Kutub, o dönemde yeryüzünde ilahî sureti en kâmil anlamda temsil eden kişidir.

 

Arapça "şecer" (ağaç) kelimesi ile "teşacür" (çatışma/tartışma) aynı kökten gelir. İnsan, zıt unsurlardan (su, ateş, toprak, hava) yaratıldığı için doğası gereği bir "tartışma ve çatışma" mahalli olan bir "ağaç"tır.

Hz. Âdem'e yasaklanan ağaç aslında "kendi hevâsı"dır. Yani çatışma ve muhalefet bölgesine yaklaşmaması emredilmiştir.

 

Kutub ve kâmil arifler bilgilerini "ölülerden" (kitaplardan veya nakillerden) değil, "Ölümsüz Diri"den (Allah'tan) doğrudan keşif yoluyla alırlar.

 

337

Âlemin Bir kısmının Karşısında Hz. Peygamber'in Durumunun Musevî Mertebeden Bilinmesi

Hz. Muhammed, tüm kâmil insanlara ve önceki peygamberlere yardım eden ilahi bir "Asıl"dır.

 

Yeryüzünün mescit ve temiz kılınması

Toprak, hem secde mahalli hem de suyun yokluğunda temizlik (teyemmüm) vasıtasıdır. Âdem topraktan yaratılmıştır ve toprak özü gereği şerefli ve temizdir.

 

338

Sevîk Akabeleri Menzilinin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Sevîk Akabeleri / Sarp yokuşlar ayakların sabit kalmadığı, kaygan zeminli yer anlamına gelir

Kıyamet günü Hz. Peygamber’in yerleştirileceği "Makam-ı Mahmûd"da üç sancak vardır.

Resulullah, "O gün Allah'ı bugün bilmediğim isimlerle överim" buyurur. Bu isimler, cennetteki her bir nimetin arkasındaki gizli ilahi isimlerdir.

Bu, kulun dünyadayken hayal bile edemeyeceği bir marifet (tanıma) düzeyidir.

 

En yüksek keşif anında bile kulun "kulluğunu" (fakrını) müşahede etmesi, ayağının kaymasını önleyen tek dayanaktır.

 

Allah'ı övmek aslında zordur; çünkü O'nu nitelediğimiz her sıfat O'nu sınırlar. Bu yüzden en gerçek övgü "Tespih"tir, yani O'nu tüm noksanlardan ve benzerliklerden uzak tutmaktır.

 

339

Hakikatin Önünde Şeriatın Boyun Eğmesi Menzilinin Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Şeriat duyusal mutluluğa götüren bir yoldur, zorunludur ancak geçicidir (dünya hayatı ve mükellefiyetle sınırlıdır).

Hakikat Hakk'ın bekasına bağlı olduğu için bakidir. Herkes şeriat yoluna girdiğinde Hakikat'e hemen ulaşamaz; Hakikat, her şeyin arkasındaki ilahi veçhi (yüzü) görmek demektir.

Şeriat, Hakikat'e hizmet eden bir zarftır.

 

İnsan-ı Kâmil dünyaya iki gözle bakar.

Zenginlik gözü Hakk'ın âlemlerden müstağni (muhtaç olmayan) oluşunu görür.

Fakirlik gözü Hakk'ın isimlerinin âlemde tecelli etmek için varlıklara yöneldiğini görür. Bu yüzden İnsan-ı Kâmil, Allah'a en muhtaç olandır. O'nun zenginliği, Allah'a olan tam fakirliğinden (ihtiyacından) gelir.

 

Meleklerin Hz. Âdem'e secdesi sadece başlangıçta değil, İnsan-ı Kâmil var olduğu sürece ebedidir.

Şükür, sadece bir söz değildir. Bir insan şükrettiğinde, bu fiilden Allah'ı tespih eden nuranî bir melek/suret yaratılır.

Bu yaratılan suret, kendisini var eden şükreden kişi için Allah'tan nimetin artmasını diler. Allah da bu duayı kabul ederek arifin nimetlerini (zahiri ve batini) artırır.

 

340

Hz. Peygamber'in İbn Sayyad'ı Çuhan Suresi Hakkında İmtihan Ettiği Menzilin Bilinmesi

Bir salik, gaybı bilse veya mucizevi haller yaşasa bile, sağ elindeki "şeriat terazisini" asla bırakmamalıdır. Eğer sadece keşfine güvenip kulluk görevlerini (ubudiyet) aksatırsa, bu durum onun için bir "istidrac" (derece derece helake sürüklenme) olur.

 

Kadir Suresi birleştiricidir (Cem). Farklı mertebeleri tek bir gecede ve özde toplar.

Duhan Suresi ayrıştırıcıdır (Tafsil). Birleştirilen hakikatleri mertebelerine, hükümlerine ve zamanlarına göre dağıtır.

 

341

Sırlarda Taklit Menzilinin Bilinmesi

Âlem sınırlıdır

Sınırlı olanın bilgisi de sınırlı olmalıdır.

 

Salik (yolcu), hakikati bizzat görene (keşif gelene) kadar Şâri'yi (Hz. Peygamber'i) taklit eder.

 

Hakikat, renksiz ve şekilsiz bir su gibidir. Hangi kaba girerse onun şeklini ve rengini alır.

 

Allah varlık alanıyla sınırlanamaz. O'nu belli bir inançla (mezheple) sınırlayan, O'nu müşahede etmeyi de sınırlamış olur.

Nereye dönerseniz Allah'ın veçhi (yüzü) oradadır.

 

Allah Arş'a istiva ettiği (kurulduğu) gibi, İnsan-ı Kâmil de kendi kalbine ve varlık mertebesine istiva eder.

Bir insan, Hz. Peygamber'e ne kadar tam uyarsa (taklit ederse), onun hallerinden o kadar pay alır.

 

Kevnî Bir Tahsis

"Lev" (Keşke edatı)

Arif asla "Allah şöyle yapsaydı daha iyi olurdu" demez.

 

Halifelik yeryüzüne mahsustur. Cennet, halifelik yeri değil, velayet yeridir. Orada gazap yoktur; dolayısıyla halifelik makamının gerektirdiği "celal" tecellilerine ihtiyaç kalmaz.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder